Galeano, toplumsal bellek oluşturmada en önemli görevin yalnızca tarihçilere bırakılamayacağını söyler; sanatçılara da sorumluluğunu hatırlatır. Son yıllarda özellikle kimi belediyelerin düzenlediği edebiyat fuarları ya da festivallerin görkemli buluşmalarla bellek oluşturma adına önemli bir girişim olduğu söylenebilir. Sanatçıların sözünün ağırlığı bu programlarla özenli bir itiraza dönüşebilir. Tabii belediyeler edebiyat, kültür sanat başlığı altında popüler siyasetçilerle dolu bir programdan kurtulmayı başarabilirse! Her ne olursa olsun uzun zamandır böyle hamlelerin kültürün demokratikleşmesi için önemli bir adım olduğuna inananlardanım. Ayrıca belediyelerin düzenlediği bu etkinlikler yalnızca yazar-okur ilişkisini artırmakla kalmıyor; toplumun düşünselliği fark etmesinde önemli bir pay üstleniyor. Bir anlamda kitap fuarları ve festivaller örgütlenmenin temel adımına dönüşüyor. Her yıl olduğu gibi Sarıyer Kitap Günleri de bu yıl edebiyat ile pek çok sanat disiplinini birleştiren bir şölen havasına bürünüyor. Buluşma ustamız Fakir Baykurt adına düzenlenen bir öykü yarışmasıyla taçlanıyor.
***
“Ben dikenlerin içinden çıkmış bir yazarım” der Fakir Baykurt. Yoksulluğun alınyazısı olarak görülmesine itirazını yaşamöyküsünden yola çıkarak yapar. “Bir damla suya muhtaç bütün köylerin yemyeşil bir bağ olmasını” arzular hep. Köyün altın çocuğudur o. Doğup büyüdüğü, öğretmen olarak atandığı toprakları anlatmaktan hiç vazgeçmez. Fakir’in yazdıklarında köylünün bitip tükenmeyen mücadelesi ya ekonomiktir ya da vazgeçilemez tutkularıdır. Gurbete gittiğinde yazdığı Almanya üçlemesinde de benzer bir çatışma örgüsünden yola çıkar; işçi Türklerin, kendileri ve çevreleriyle savaşımlarını okuyucunun önüne serer. Fakir Baykurt tartışmasız, son yüzyılın yetiştirdiği en büyük köy romancılarındandır. Eserlerinin sayfaları arasından buram buram toprak kokar. “Taşları yerinden oynatmak amacıyla” başlattığı yazma eylemini, ölüm döşeğinde bile sürdürecek kadar kararlıdır. Bu kararlılığın altında, yetiştiği toprakların mazlumu olması yatar.
***
Sarıyer Belediyesi Fakir Baykurt Öykü Ödülleri, tam da Fakir’in öğretmenliğine yaraşır gençleri öykü yazarlığına özendirmek amacıyla ortaokul ve lise çağını da içeriyor. Ortaokul öğrencilerinin katıldığı yarışmayı bu yıl omuzlayan isim “Kimlik Sorulmayan Yer” öyküsüyle Talya Çağlayan. “Kimlik” kavramını yalnızca resmi bir belge ya da toplumsal konum olarak değil, bir insanın görünmeyen emeği, tükenen hayalleri ve sessiz fedakârlığı üzerinden anlatma başarısını gösteriyor. İkinci öykünün sahibi Derin Işık, üçüncü Mina Tosun, mansiyon ödülü ise Cemre Gürler’in. Lise kategorisinde ise Kerem Keskin, “Nesr-i Şita” öyküsüyle bireysel bir hikâye üzerinden toplumsal kırılmaya yönelme başarısını göstermiş. Emine Erva Aydın ikincilik, Semanur Şeker üçüncülük, Rabia Betül Işık da mansiyon ödülüne değer bulunmuş.
Özcan Karabulut ve Hürriyet Yaşar’la birlikte değerlendirdiğimiz öykülerde ise Oğuz Kağan Aydos, “Limon Ağacının Mülkiyeti”yle birincilik ödülüne layık görüldü. Aydos, “Rant saldırganlığına, betonlaşmaya karşı direnmeyi” öyküleme ustalığıyla gösteriyor. Ayrıca Yasin Göven “Et Pium Desiderium”la ikincilik, İlksen Çağlar “Annemin Önü Hep Gölge” ile üçüncülük, Arzu Aktaş “Biblonun Atındaki Toz”la mansiyon ödülünün sahibi oldu.
Geçtiğimiz yıl yayımlanan öykü kitapları arasından 2026 yılı Fakir Baykurt Öykü Ödülü’nde iki yazar öne geçti. Birincilik ödülünü Vildan Külahlı Tanış ve Yasemin Akçam Ateşman paylaştı. Tanış’ın “Civarda Kaybolanlar” eseri, “bireylerin sıradan görünümlü gündelik yaşam kesitlerini, o yaşamların doğal akışı içinde son derece rahat bir dil, akıcı bir anlatımla öyküleştirerek” okurla paylaşma başarısını gösteriyor. Ateşman’ın “Sahi Siz Kimdiniz?” kitabı ise yakın dönemin baskı ortamını, 78 kuşağının yaşadığı travmaları, parçalanmış bellekler ve iç dünyaları üzerinden sarsıcı biçimde ele alıyor.
***
Fakir Baykurt Ödül Töreni, 21 Haziran 2026 günü saat 17.00’de Haydar Aliyev Parkı’nda gerçekleşecek. Festivallerin yasaklandığı, kitabın değer görmediği, yazarın ya içeriye atıldığı ya da yakıldığı bir ülkede festivallere destek vermek boynumuzun borcu. Çünkü sansüre ve daha önemlisi otosansüre başkaldırımız var!
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































