NECİP F. BAHADIR | YORUM
Vaktiyle Erdoğan’ın ‘Ecevitleşme’ süreci başladı’ diye yazmıştım, dikkatli okurlar hatırlar. Fiziksel ve zihinsel aktivite açısından ‘Ecevitleşmenin’ de ötesine geçmek üzere… Bir önceki yazıda söylediğim iki örnek bunun ispatı gibi… Üç gün arayla iki farklı kararname ve ‘aç – kapa’ yapılan bir üniversite… Tavukçulara kayyım atanması aynı şekilde… Sadece bir hafta sürdü.
Sağlıklı bir zihnin, akıl sağlığı yerinde birinin yapacağı hatalar mıydı bunlar?
Fiziki durumunu anlatmaya gerek yok. Bakan göz görüyor. “Gözü var ama görmez”lerden değilse tabii… Yürümekte ne kadar zorlandığını, sürekli bir destek arayışı içinde olduğunu fark etmeyen kaldı mı? Ayakları ve bedeni kendisini taşımakta o kadar zorlanıyor ki… Kısa mesafeli yürüyüşü bir işkenceye dönüşüyor sanki… O halini görünce üzülüyorum bazen. Yok, hayır sempatimden eser falan kalmadı ama insanım ben sonuçtu, onun gibi değilim…
Ecevit’i ne çok eleştirmişti… Hastalığını, yaşlılığını diline dolamış siyasetine malzeme yapmaktan çekinmemişti. “Türkiye’nin üzerine kabus gibi çöktü. İşi bittiği halde çekilmesini bilmiyor.” demişti. Hocası Erbakan’a da isyan bayrağı açmasının temelinde ilerleyen yaşına rağmen koltuğu ve aktif siyaseti bırakmamasıydı. Kendisi ve AKP öyle olmayacaktı. Vakti gelince gidecekti. Kırmızı çizgi çizildi, süre sınırları tüzüğe bile yazıldı. Fakat o çizgiler kâğıt üzerinde kaldı.
Kaderin insanı iddiasıyla sınadığının en iyi örneği Erdoğan… Allah Erdoğan’ı iddiasından vurdu. Ne söylediyse günün sonunda karşısına çıktı ve kendi başına geldi. Bu açıdan da portresi yazılmalı…
Abdullah Gül’ü de hatırlamak lazım mı? Gül’ün içinden geldiği milli görüş hareketi İsmet Paşa’dan söz ederken ‘sağır’ derdi. Kulağının ağır işitmesini eleştiri konusu yapardı. Günün sonunda Gül de aynı dertten muzdarip oldu. Bugün yeniden muhalefet partilerinin ‘cumhurbaşkanlığı adayı’ olabileceği yazılıp çizilmekte… Bildiğim kadarıyla ‘kulak sorunu’ çözülebilmiş değil, sağlığına tam kavuşamadı. Aktif siyasete dönebilecek gücü ve mecali yok. Aile sorunlarıyla boğuşuyor… Yarını yok.
Hüsamettin Özkan, askerin mesajını iletmek için yanına gazeteci Murat Yetkin’i de alarak Ecevit’in makamına gitmiş, korka korka yanındaki Yetkin’i referans göstererek “Efendim çekilmenizi istiyorlar” demişti. Ecevit duydukları karşısında büyük şok yasadı. Uzun süre oturduğu yerden kalkmadı, ya da kalkamadı. “Peki yerime kim gelecekmiş” diye sordu. Özkan’ın ağzından belli belirsiz “Ben…” sözü çıktı. Ecevit kelimenin tam anlamıyla yıkılmıştı. Özkan en güvendiği, en yakınındaki isimdi. Arkasından vuruldu. Hüsamettin Özkan Türk siyasetinin Brütüs’ü oldu.
Hüsamettin Özkan ve Bülent Ecevit birlikte görünüyor…
Ecevit’in DSP’si bir daha da iflah olmadı. Parti birkaç parçaya bölündü. Ecevit’in sağlık durumu daha da ağırlaştı. Hastaneden çıkamaz oldu. Tarihin cilvesi hatırlatmak isterim, Ecevit’in en sadık siyasi müttefiki Devlet Bahçeli’ydi. Sonuna kadar destek verdi. Milletvekili sayısı MHP’nin altına düştü. Buna rağmen “Başbakan Ecevit’in hakkı” dedi. Bugün Erdoğan’a ne tür güzellemeler yapıyorsa o gün Ecevit’e yapıyordu. Taa ki o güne kadar… Bursa’daki Kocayayla’da ‘erken seçim’ derken ne ortaklarının haberi vardı, ne de partisinin… Herkes şoktaydı.
Erdoğan’ın Hüsamettin Özkan’ı yok. En azından medyaya yansıdığı kadarıyla yok. Saray’ın duvarlarının arkasında olup bitenden kamuoyu habersiz. Kimlerin eline kaldı? Bilmiyoruz… Aile mi yoksa danışmanları mı günlük ihtiyaçlarının giderilmesinde her daim hazır ve nazır. Özkan siyasi anlamda ‘ikinci adam’ değildi. En yakınındaki isimdi. Çantası gibiydi Ecevit’in… Erdoğan’ın tek Özkan’ı olmasa da etrafında o rolü üstlenmiş epey insan var. Ecevit mütevazı adamdı, gösterişten kaçardı. Erdoğan tam tersi… Gösteriş ve kibir en belirgin özelliği… İtibardan taviz vermez.
Erdoğan’a, Özkan gibi bir isim “Çekilmenizi istiyorlar!” demedi, diyemedi. Ama benzer anlama gelen mesajlar verildi. AKP’den Şamil Tayyar ve Mücahit Birinci û“Efendim olmuyor, böyle gitmiyor” deyiverdi. Tayyar, bürokraside siyaseti zor durumda bırakan ‘güç odaklarının’ ortaya çıktığını gerekçe gösterdi.
Niye? Yönetimde ‘boşluk’ söz konusu… Erdoğan artık yaşı ve sağlığı nedeniyle koltuğu dolduramıyor. Partiyi ve ülkeyi yönetmekte acziyet içinde… Yoksa niye başka odaklar çıksın… Tayyar bu kadar açık dile getirmedi. Ama ne söylediği anlaşıldı. “Berat Albayrak köprü olsun!” dedi. Berat Albayrak dünden hazır zaten… Kardeşinin başında bulunduğu medya grubunun misyonu bu… Bir süredir cilalamakta…
Kamuoyu daha çok isimler üzerinden meseleyi tartıştı. Mücahid Birinci “Berat Albayrak değil de Bilal Erdoğan olsun” dedi. “O koltuk için daha ehil ve liyakatli” diye de ekledi. Hakan Fidan ısınma hareketlerine başladı. Numan Kurtulmuş tümden pes etmiş değil. Bülent Arınç’ın bile ‘beklenti’ içinde olduğu kanaatindeyim. Erdoğan’ın koltuğu için aday çok AKP’de… Herkes şartların biraz daha olgunlaşmasını bekliyor. Erken öten horozun akıbeti malum… Peki Berat Albayrak ve Bilal Erdoğan…? Onlar ‘ev horozu…’ Yoksa çoktan defterleri dürülmüş, bir köşeye atılmışlardı.
Meselenin can alıcı noktası Erdoğan yaşamakta olduğu Ecevit’leşme süreciydi. Yaşı ve hastalığının ‘acziyet ve boşluk’ doğurduğunun herkes tarafından fark edilmiş olmasıydı. Siyaset asla ‘boşluk’ kabul etmez, anında doldurulur. Tayyar sadece siyasetçi değil, eski bir Ankara gazetecisi… Başkentin, siyasetin nabzını iyi tutar. Taşradan gelen ergen AKP’lilerden farklıdır. Kadir Mısırlıoğlu’nun şakirtlerlerinden Metin Külünk gibi isimlerle karıştırmamak lazım.
Bir Hüsamettin Özkan da değil ama onun misyonunu üstlendi. Erdoğan’ı mesajını ima ve dolaylı yoldan verdi. Aklı başında herkesin anlayacağı şekilde, “Böyle gitmiyor!” dedi. Kendine göre bir formül de önerdi. Erdoğan ve Saray ‘sessiz.’ Şu ana kadar topa girmedi! Ne tartışmanın önünü kesecek bir çıkış geldi, ne de kapı aralayacak mesaj… Hemen her konuya söyleyecek bir sözü olan Erdoğan nedense doğrudan kendisini, partisini ve ailesini ilgilendiren meselede sustu, lal kesildi. Bu da acziyetinin işareti mi?
Tarihin tekerrürü mü? Kaderin cilvesi mi? Bilmiyorum…
Ankara ve siyasete egemen olan hava ve iklim 2002 öncesini andırıyor. Erdoğan’ın Ecevit’leşme sürecinin de ötesine geçmek üzere… Durumu daha ağır. Partisi de mevcut halle gitmeyeceğini gördü. Arayışa girdi.
Berat Albayrak mı Bilal Erdoğan mı olsun? Ecevit, Clinton’ın karşısında el pençe durmuştu. Erdoğan’ın, Trump’a ilgi, korku ve saygısı Ecevit’in ötesinde… Birkaç adım hem de… Onun için havaalanı bile inşa etti. Yollarına gül dökerse kimse şaşırmaz. Güzergahı üzerindeki her yeri boyadı, süsledi. Ah bu ne sevgi… Tabii içinde korku da var bu sevginin…
2002’nin siyasi şartları ise bir başka yazı konusu…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































