Akademisyen Nuray Türkmen ile ‘Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı’nın sonuçlarını konuştuk:
- Konferansta demokratikleşme yolları ve ortak yaşamın nasıl kurulabileceği tartışıldı. Kürt meselesinden kadın özgürlüğüne, ekolojiden yerel demokrasiye, emekten kültürel haklara kadar birçok başlık aynı demokratik dönüşüm perspektifi içerisinde ele alındı
- Farklılıklar açısından yeterli bir görüntü müydü diye sorarsanız, elbette konferansın muradını tam olarak karşılayacak bir yeterlilikte olduğu söylenemez. Bu yeterliliğin iki günlük bir buluşmayla karşılanabilmesi oldukça zor. Yine de bir söz söyledi bu buluşma
- Bir sivil inisiyatif ve aydınlar girişimi olarak, demokratik cumhuriyetin inşasını engelleyen ya da tersinden onun dönüşümünü güçlendirecek hakikatleri açığa çıkarmayı önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. Fikirlerin toplumsallaşması en az konferansın kendisi kadar önemli
Hüseyin Kalkan
Akademisyen Nuray Türkmen, geçtiğimiz günlerde yapılan “İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı”nın çağrıcıları arasında yer aldı, aynı zamanda konferans koordinasyon üyesi olarak görev yaptı. Türkmen, “Kimin Cumhuriyeti, nasıl bir gelecek?” başlıklı oturumu da modere etti ve bir oturumu da yönetti. Bütün bunlar Türkmen’in konferansın girdisine çıktısına hakim olduğunu gösteriyor. Biz de bu vesileyle Akademisyen Nuray Türkmen ile konuştuk.
Bir başlangıç
Nuray Türkmen, farklı çevrelerin bir araya gelmesi ve iki gün boyunca tartışmasının önemli olduğunu belirterek, önümüzdeki dönemde bu bir araya gelişlerin daha da genişleyerek sürmesi gerektiğini söylüyor. Türkmen sözlerini şöyle başlıyor: “İki gün boyunca farklı siyasal, toplumsal ve düşünsel çevrelerden insanların bir araya gelmesi ve bunun yansımaları başlı başına önemliydi. Konferansın en önemli başarısı da bu oldu diyebiliriz. Ancak farklılıklar açısından yeterli bir görüntü müydü diye sorarsanız, elbette konferansın muradını tam olarak karşılayacak bir yeterlilikte olduğu söylenemez. Bu yeterliliğin iki günlük bir buluşmayla karşılanabilmesi oldukça zor. Yine de Türkiye’nin ikinci yüzyılında demokrasi, barış ve birlikte yaşam meselesinin yalnızca bir kesimin değil, toplumun çok farklı kesimlerinin ortak meselesi olduğuna dair önemli bir söz söyledi bu buluşma. Konferansta yalnızca sorunlar konuşulmadı; aynı zamanda çözüm imkânları, demokratikleşme yolları ve ortak yaşamın nasıl kurulabileceği de tartışıldı. Kürt meselesinden kadın özgürlüğüne, ekolojiden yerel demokrasiye, emekten kültürel haklara kadar birçok başlık aynı demokratik dönüşüm perspektifi içerisinde ele alındı. İki günlük bir zamanın elbette çözüm imkânlarını somutlaştırmaya ve bir yürüyüş hattı çizmeye yetmeyeceği de çok açık. Bununla birlikte bu buluşma, bu çaba açısından önemli bir uğrak olarak görülebilir. Yeni Yüzyıla Demokratik Çağrı’ya davet olması ve ülkenin demokratikleşmesine yönelik bir iradeyi göstermesi açısından önemliydi. Burada mesele, irade beyanından öte, bu beyanın hayata geçirilmesi; yani geleceğin ilmek ilmek örülmesidir. Bunun için kapsayıcılığı artırmak, toplumsal yaşamın içinden söz söylemek, devleti demokrasi ve barış için gerekli adımları atmaya zorlamak ve toplumsal yaşamı birlikte dönüştürmek için yürümeye devam etmek gerekiyor. Bu anlamda konferansı başarı-başarısızlık ekseninde değil; yeni bir demokratik tartışma ve ortaklaşma zemininin kurulmasına dönük önemli bir adım olarak görmek daha yerinde olur.”
Demokratik dönüşüm
Cumhuriyetin dönüşümünün önemli başlıklarının ortaya çıktığını belirten Türkmen, “Elbette iki günlük bir konferansın bütün cevapları üretmesi mümkün değil. Ancak demokratik dönüşümün hangi eksenler üzerinden tartışılması gerektiği konusunda önemli bir çerçeve oluştu. Özellikle Kürt meselesinin demokratik çözümü, seçilmişlere yönelik baskılar, eşit yurttaşlık, yerel demokrasi, kadın özgürlüğü, toplumsal katılım, hukuk devleti, emeğin, halkların, inançların ve tüm dışarıda bırakılan kesimlerin örgütlenmesi ve ortak mücadele zeminlerinin oluşturulması gibi başlıkların birbirinden ayrı değil, birbirini tamamlayan başlıklar olduğu güçlü biçimde açığa çıktı” diyor.
Sürekli dışlanma
Türkiye’de demokrasi yokluğunun tarihsel bir devamlılık olduğunun altını çizen Türkmen, bu belirlemenin önemini şu argümanlarla destekledi: “Konferansta özellikle önemli gerilim hatları üzerinden birçok hakikat vurgulanmış oldu. Bu gerilim hatlarından biri, kuruluş yılları ile yakın dönem arasındaki kıyas üzerinden oluşuyor. Yürütülen tartışmalar bize bu gerilimin büyük ölçüde suni olduğunu gösterdi. Zira cumhuriyetin kuruluş yıllarından itibaren antidemokratik deneyimler bir süreklilik içinde devam ediyor. Ancak bu süreklilik, AKP döneminde yaşanan dramatik eşikleri görmezden gelen, yadsıyan bir süreklilik değil. Ya da tersinden, bu dramatik eşikler demokrasi yokluğunun tarihsel sürekliliğini ortadan kaldırmıyor. Başka bir ifadeyle, bu ülkenin ilk yüzyılında dışarıda bırakılanların hem bir süreklilik içerisinde dışarıda tutulmaya devam edildiğini hem de yakın dönemde bu dışlanmanın kimi boyutlarıyla katmerlendiğini, özellikle son aylarda yaşananlarla birlikte kapsamının daha da genişlediğini aynı anda söylemek bir çelişki değil, aksine hakikatin kendisi. Konferansın en önemli sonuçlarından biri de demokratik bir cumhuriyet fikrinin yalnızca anayasal ya da kurumsal bir mesele olmadığı; aynı zamanda toplumsal ilişkilerin, siyaset yapma biçimlerinin ve devlet-toplum ilişkisinin yeniden kurulmasını gerektiren kapsamlı bir dönüşüm perspektifi olduğunun ortaya konulmasıydı.”
Yerelde tartışmak
Konferansı bir sonuç değil, bir başlangıç olarak gördüklerini belirten Türkmen, asıl sorumluluğun şimdi başladığını belirterek sürecin toplumsallaşması için çabalamak gerektiğini vurguladı ve şunları ekledi: “Önümüzdeki dönemde konferansın sonuçlarını farklı toplumsal kesimlerle paylaşmayı, farklı kentlerde tartışma toplantıları ve buluşmalar düzenlemeyi, demokratik dönüşüm fikrini daha geniş toplumsal çevrelerle birlikte tartışmayı hedefliyoruz. Aynı zamanda demokrasi ve barışın inşasına yönelik çeşitli raporlama çalışmaları da önümüzde duruyor. Bir sivil inisiyatif ve aydınlar girişimi olarak, demokratik cumhuriyetin inşasını engelleyen ya da tersinden onun dönüşümünü güçlendirecek hakikatleri açığa çıkarmayı önemli bir sorumluluk olarak görüyoruz. Çünkü demokrasi ve barışın yalnızca siyasi aktörlerin tartışacağı konular olmadığını biliyoruz. Toplumun ve bu toplumun aydınlarının doğrudan katılımını gerektiriyor. Bu nedenle ortaya çıkan fikirlerin ve önerilerin toplumsallaşması bizim açımızdan en az konferansın kendisi kadar önemli.”
Konferansın sürece katkısı
Konferansın en önemli katkılarından biri, barış meselesini demokrasi meselesinden ayırmadan ele alması olduğunu belirten Türkmen, konferansın sürece katkısına dair şunları belirtti: “Bugün Türkiye’nin önemli bir tarihsel eşikten geçtiğini söylüyoruz sıklıkla. Kürt meselesinin demokratik çözümü ve barış imkânlarının yeniden güçlendiği bir dönemdeyiz. Ancak bu sürecin kalıcı ve başarılı olabilmesi için toplumsal destekle buluşması gerekiyor. Konferansın en önemli katkılarından biri, barış meselesini demokrasi meselesinden ayırmadan ele alması oldu. Tam da bu nedenle kalıcı barışı ve demokrasiyi iki kurucu değer olarak ifade ettik. Her ne kadar bir çelişki ya da başka bir gerilim hattı gibi görülse de mesele burada yalnızca devletin yapacaklarından ve yapması gerekenlerden ibaret değil. Aynı zamanda toplumun bir bütün olarak barışın ve demokrasinin inşasının kurucu öznesi hâline gelebilmesi meselesidir. Bu anlamda konferansın sürece katkısı, devletin atması gereken adımları güçlü biçimde hatırlatmasının yanında demokratik çözüm ve demokratik bir toplum fikrini güçlendirmesi, toplumsal sahiplenmenin zeminini genişletmesidir.”
Ülke sathında tartışmak
Türkmen, “Bölgesel bazda konferanslar olacak mı?” sorumuzu yanıtlarken, konferanstan sonra yapılması gerekenlere dair de ip uçları veriyordu: “Bu konuda kesinleşmiş bir takvimden söz etmek için henüz erken olmakla birlikte, çağrıcılar olarak bir hazırlık içerisinde olduğumuzu söyleyebiliriz. Konferans hazırlık süreci boyunca ortaya çıkan ortak görüşlerden biri, bu tartışmaların yalnızca İstanbul’la sınırlı kalmaması gerektiğiydi. Türkiye’nin farklı bölgelerinde, farklı toplumsal dinamiklerin ve yerel deneyimlerin de sürece dahil olabileceği yeni buluşmaların yapılması yönünde güçlü bir ihtiyaç ve talep oluştu. Önümüzdeki dönemde bunun yöntemlerini ve imkânlarını birlikte değerlendireceğiz. Demokratik dönüşüm tartışmasının ülkenin tamamına yayılması gerektiğini düşünüyoruz.”
Birbirini duyabilmek
Konferansın ortaya çıkardığı ilişki biçimine ve ortak çalışma iradesine dikkat çeken Türkmen, bunun önemine şöyle vurgu yaptı: “Bunu klasik anlamda bir platform ya da örgütsel yapı olarak düşünmüyoruz. Ancak konferansın ortaya çıkardığı ilişkiyi, diyaloğu ve ortak çalışma iradesini korumayı ve geliştirmeyi önemsiyoruz. Çünkü bugün Türkiye’nin en temel ihtiyaçlarından biri, farklı toplumsal ve siyasal kesimlerin birbirini duyabildiği demokratik tartışma zeminlerinin çoğalması. Konferansın oluşturduğu ortaklık da tam olarak böyle bir ihtiyaca karşılık geliyor. Dolayısıyla isimler ya da biçimler zaman içerisinde değişebilir; ancak demokratik dönüşüm, barış ve ortak gelecek fikri etrafında oluşan bu diyalog ve dayanışma hattının devam etmesini arzu ediyoruz. Hatta bunun yalnızca çağrıcılarla sınırlı kalmayıp daha geniş toplumsal kesimlere yayılması gerektiğini düşünüyoruz. Bu anlamda iki günlük konferansa katılan, çağrıcı olmayan konuşmacıları ve hatta konferansın parçası olan herkesi, esasen bu muradın ve bu gelecek ufkunun çağrıcıları olarak görmek gerekir.”
Basının ilgisi ve ilgisizliği
Nuray Türkmen, basının konferansa ilgisini değerlendirirken, özellikle iktidara yakın basının ilgisizliğine işaret ederek şunları söylüyor: “Konferansın farklı medya kuruluşları tarafından takip edilmesinin, yapılan tartışmaların daha geniş toplumsal kesimlere ulaşmasına katkı sunduğunu söyleyebiliriz. Özellikle bağımsız ve demokratik basının gösterdiği ilgiyi önemli buluyoruz. Bununla birlikte isterdik ki, özellikle iktidara yakın olarak tanımlanan medya kuruluşları da bu konferansı daha fazla görsün ve kamuoyuna taşısın. Buna karşın çok sayıda mecra ve basın emekçisi, var olsunlar, tartışmaların kamusal alana taşınmasına ve toplumun farklı kesimleriyle buluşmasına büyük katkı sundu. Umuyoruz bundan sonraki süreçte ve yapacaklarımızla birlikte bu ilgiyi arttırabiliriz ve toplumsal zeminde ortak sesin daha fazla duyulmasını sağlayabiliriz.”
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































