ADEM YAVUZ ARSLAN | ANALİZ
Ben bu yazıyı hazırlarken Beyaz Saray kaynaklarından son dakika haberi verildi; “Başkan Trump Çarşamba gecesi Ulusa Sesleniş konuşması yapacak ve İran savaşına dair kamuoyunu bilgilendirecek.”
Doğal olarak spekülasyonlar zirveye çıktı. Hatta bahisler bile açıldı. Herkes “Acaba Trump ne yapacak, ne diyecek?” diye kafa yormaya başladı. Söz konusu Trump olunca doğal olarak bir şey söylemek zor. Üstelik savaşta ‘ilk düğme’nin yanlış iliklendiği ortaya çıktı. Washington DC’den bakınca tablo artık netleşmiş durumda.
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, İran’la savaşı başlatırken hızlı ve düşük maliyetli bir rejim değişikliği öngördü. Ancak bu beklenti gerçekleşmedi. Aksine, sahadaki gerçekler bu varsayımın ciddi bir stratejik hata olduğunu gösterdi.
Geride kalan bir ay gösterdi ki İran sadece askeri karşılık verebilen bir aktör değil; aynı zamanda küresel enerji sisteminin kilit noktalarından birini kontrol eden bir güç. İran rejiminin Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısı, dünya çapında petrol fiyatlarından ABD borsasına kadar geniş bir etki alanı oluşturmuş durumda.
Bu aşamada Washington’da artık herkes aynı soruyu soruyor: İyi de bu savaş nasıl bitecek?
STRATEJİ YOK, ÇELİŞKİ VAR
Trump’ın son açıklamaları bu belirsizliği açıkça yansıtıyor. Bir gün savaşın bitmek üzere olduğunu söylüyor, ertesi gün ise Hürmüz’deki krizi nasıl çözeceğine dair net bir yol haritası ortaya koyamıyor. Hatta aynı gün içinde taban tabana zıt açıklamalar yapıyor. Müttefiklere verdiği mesaj da oldukça sert: “Sahaya inmeyecekseniz bu sizin sorununuz.”
Başkanın bu yaklaşımı, ABD’yi yalnızlaştırıyor. Sonuçta bu tür krizler ittifaklarla yönetilir; tek taraflı hamleler genellikle maliyeti artırır. Washington’daki değerlendirme şu: Beyaz Saray’da net bir strateji yok, sadece seçenekler var.
KRİZİN MERKEZİ: HÜRMÜZ
Savaşın düğüm noktası Hürmüz Boğazı. İran’ın tanker geçişlerini sınırlaması, küresel ticareti doğrudan etkiledi. Pentagon kaynakları, “donanma eşliği” gibi çözümlerin kağıt üzerinde göründüğü kadar kolay olmadığını açıkça dile getiriyor.
ABD donanmasının kapasitesi Soğuk Savaş dönemine kıyasla daha sınırlı. Üstelik müttefikler de doğrudan çatışmaya girmeye istekli değil. Bu nedenle Washington’da genel kanaat şu: Boğaz açılmadan “zafer” ilanı inandırıcı olmaz.
KHARG ADASI: KISA YOL MU, TUZAK MI?
Beyaz Saray’da konuşulan seçeneklerden biri de İran’ın petrol ihracatının kalbi sayılan Kharg Adası’nı hedef almak. Plan basit görünüyor: Adayı ele geçir, ekonomik baskıyı artır!
Ancak askeri çevreler bu planın risklerine dikkat çekiyor. İran’ın füze ve İHA kapasitesi böyle bir operasyonu son derece maliyetli hale getirebilir. Daha önemlisi, bu hamle sınırlı bir kazanım karşılığında ABD’yi daha geniş bir savaşa sürükleyebilir.
Washington’da eski askeri yetkililerin yaptığı uyarılar dikkat çekici. Tartışma şu noktada yoğunlaşıyor: Eğer amaç deniz trafiğini kalıcı şekilde güvence altına almaksa, sınırlı operasyonlar yetmez.
Bu ise fiilen İran’a karşı geniş çaplı bir kara savaşı anlamına gelir. Böyle bir senaryo, daha fazla asker, daha fazla bütçe ve uzun süreli bir angajman demek. Kritik soru burada devreye giriyor: Amerikan kamuoyu buna hazır mı?
Son haftalarda ülke genelinde artan protestolar, bu sorunun cevabının pek de olumlu olmadığını gösteriyor. Özellikle de haftasonu yapılan ‘No Kings’ eylemleri Beyaz Saray’a güçlü bir mesaj olarak değerlendirildi.
“ZAFER” İLANI SEÇENEĞİ
Beyaz Saray kulislerinde konuşulan bir diğer ihtimal, Trump’ın erken bir “zafer” ilan ederek geri çekilmesi. Bu senaryo siyasi olarak cazip görünebilir. Ancak sahadaki gerçeklik bunu zorlaştırıyor.
Eğer İran hâlâ Hürmüz üzerinde baskı kurabiliyorsa, bu nasıl bir zafer olacak? Washington’daki birçok analist bu seçeneği “askeri değil, siyasi geri çekilme” olarak tanımlıyor.
DİPLOMASİ NEREDEYSE YOK
Diplomasi kanalları ise büyük ölçüde tıkanmış durumda. Türkiye, Pakistan ve bazı Körfez ülkeleri üzerinden yürütülen temaslar somut bir sonuç üretmiş değil. Tarafların pozisyonu sert: İran geri adım atmak istemiyor. ABD askeri baskıyı bırakmak istemiyor. Bu denklemde orta yol bulmak giderek zorlaşıyor.
Washington’daki genel tabloyu tek cümleyle özetlemek mümkün: Trump iki kötü seçenek arasında sıkışmış durumda. Geri çekilirse, İran kazanmış gibi görünecek. Savaşı büyütürse, uzun ve maliyetli bir çatışma riski doğacak.
Gelinen nokta da Trump son derece zor seçimlerle karşı karşıya…
Eğer savaş İran hâlâ boğazı kontrol ederken sona ererse, ABD stratejik bir yenilgi yaşamış olacak. Ancak şu an düşünülen sınırlı kara operasyonları başarısız olursa, Trump bu yenilgi ile daha büyük bir tırmanma arasında seçim yapmak zorunda kalabilir — ki bu da çok daha kötü sonuçlara yol açabilir.
Başkentte kimse bu sorunun yanıtından emin değil. Ancak şu gerçek artık tartışılmıyor: Bu savaş, sadece Orta Doğu’nun değil, doğrudan Trump’ın siyasi kaderini de belirleyecek…
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































