NECİP F. BAHADIR | YORUM
CHP, “31 Mart zaferinin” keyfini süremedi; yıldönümünü bile kutlayamadı. “Kazandığına pişman olsa yeridir!” denilecek bir tablo oluştu. Görevden uzaklaştırılan belediye başkanı sayısı 20’yi buldu. “Keyfini süremedi” de acaba 31 Mart’ın hakkını verebildi mi, gereği gibi değerlendirebildi mi?
Bu soruya “evet” diyebilmek çok zor. Oysa Erdoğan kendisini oylatmış; halkın güvensizlik duvarına çarparak tuzla buz olmuştu. O gün iktidarının bitmesi lazımdı. Özgür Özel’in o akşam erken seçimi zorlayacak politikalar üretmeye başlaması gerekiyordu…
Peki ne yaptı Özgür Özel? Bol bol konuştu. Şehir şehir dolaştı, mitingler yaptı. Başka? Zaferi sahiplendi, başarıyı kendinden bildi. Halbuki seçimin kazananı değil, kaybedeni önemliydi ve Erdoğan ilk kez sandıkta yenilmişti. AKP için bir bozgundu bu; bir şoktu. Erdoğan ne yapacağını şaşırdı. Zaferi yönetmek kolaydır ama hezimet öyle mi? Ağır yenilginin altından nasıl kalkacağını bilmiyordu, zamana ihtiyacı vardı.
Özgür Özel, hayatının hatasını orada yaptı ve Erdoğan’ın oyununa geldi. Elinde dosyalarla koşa koşa AKP Genel Merkezi’ne gitti. Erdoğan’a yargıdan yakındı, bazı dosyaları gündeme getirdi. “Elma şekeri” kabilinden Erdoğan küçük jestler yaptı. Özel, “normalleşme” olacağını sandı. Oysa Erdoğan için el sıkışmanın veya dostluğun anlamı köprüyü geçinceye kadardır.
Abdullah Gül’e kazık atan, Özgür Özel’e neler yapmaz!
Özel genel başkanlıkta yeni olsa da CHP kadim geleneği olan bir parti… Bir hafızası olmalıydı. Özel, yol haritasını belirlerken sadece günü değil, dünü de hesaba katmalıydı.
Özgür Özel, kumda oynamayı tercih etti!
İlk düğmeyi yanlış ilikledikten sonra arkası gelecekti. Bir sabah CHP’nin gözbebeği, cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’nu evinden alıp götürdüler. Özel yine yanlış yerdeydi. Saraçhane’yi miting meydanına çevirdi. Toplumun tepkisi ve itirazı olağanüstü düzeydeydi. Gencinden yaşlısına kadar on binlerce kişi “Her şey çok güzel olacak!” diye haykırdı.
Evet, İmamoğlu’nun mekanı Saraçhane’ydi ama karar Ankara’dan çıktı.
Eğer Özgür Özel, Saraçhane’nin heyecan ve coşkusunu Ankara’ya taşıyabilseydi, belki o zaman “her şey çok güzel” olabilirdi; yapmadı, yapamadı… “Taksim’e yürüyelim!” diyen gençlere bile, “Hayır!” dedi, durdurdu…
31 Mart’ın sarhoşluğu içinde Erdoğan’a aradığı zamanı kazandırdı; kendisi ise kumda oynayan çocuktan farksız oyalandı durdu. Uyandı ama çok geç… Atı alan Üsküdar’ı çoktan geçmiş, Ankara’ya ulaşmıştı. Halkın emanetini koruyamadı, 31 Mart’ı hükümsüz hale getiren Erdoğan’ın suç ortağı oldu. Şimdi ise erken seçimi zorlamaktan bahsediyor.
Özel’in bardağını taşıran son damla Bursa oldu. Başkan Mustafa Bozbey’in maaile gözaltına alınmasıyla “panik atak” hamlelerine başladı. Kendini tutamadı, “Lan kardeşim daha ne şantaj yapacaksınız? Mafya mısınız ulan siz?” diyerek Erdoğan’a diklendi.
Adama sorarlar; “Daha yeni mi fark ettin?” diye. Ülkenin en az 10 yıldır nasıl yönetildiğinin farkında değil misin? AKP için Anayasa’nın bir hükmü mü kaldı? Ortada devlet, kurum, düzen diye bir şey kalmadığını bugüne kadar göremedin mi? Bırakın devleti, toplum çözüldü. Ülkenin tüm değerleri yağmalandı, talan edildi.
Özel, bula bula formül olarak “ara seçim hamlesi” üretebildi. Meclis’te 8 sandalye boş… Bu sayı 30’u bulursa Anayasa gereği ara seçim süreci tetiklenebilir. Doğru… Da nasıl olacak bu? 22 milletvekilini istifa ettirecekmiş. Peki, bu istifaların anayasal olarak Genel Kurul’da oylanıp kabul edilmesi gerekmiyor mu? Çoğunluk kimde? İstifaların AKP ve MHP’nin “hayır” duvarına toslayacağını bilmiyor mu?
Dolayısıyla top yine Erdoğan’ın sahasında… O ne derse o olur. CHP, ofsayta düştüğüyle kalır. Bu öyle bir mücadele ki hakem de karşı tarafın oyuncusu…
Ne yapmalı?
Erdoğan’ın oyun sahasından çıkarak sonuç almanın yollarını bulmalı. Kolay değil bu, marifet de burada zaten.
Özgür Özel’in ‘B’ planı falan yok!
Yoksa yıpranmış, tükenmiş bir iktidar partisi karşısında anketlerde bir iki puan önde olmanın hiçbir kıymeti yok. Eğer hala Erdoğan veya AKP seçimlerde yarışacak gücü bulabiliyorsa, bu büyük oranda muhalefetin yetersizliğindendir. Özel, CHP’yi öylesine dar bir alana mahkum etti ve Erdoğan’ın kirli dilini öylesine sahiplendi ki, kendisini muhalif çizgide tanımlayanlar bile mecburen iktidar partisine yönelecek. Özel, AKP karşıtı kitleleri kucaklamaktan bile aciz.
Demokrasi, adalet ve ahlak bayraktarlığı yapacağı geniş bir cephe oluşturacağı yerde, dar alanda kısa paslaşmalarla meşgul. Toplumsal muhalefet, Özel liderliğindeki CHP’nin çok önünde. Özel, bu rüzgarı bile arkasına almayı şu ana kadar becerebilmiş değil. Ara seçim hamlesinin önü arkası düşünülmüş olsa keşke… Ayaküstü söylenmiş gibi öylesine iğreti duruyor ki kimse ciddiye almadı; konuşulmaya değer bile bulunmadı. Ben de yazıyı bu konuya ayırırken çerçeveyi geniş tutmak zorunda kaldım, yoksa bu hamlenin tek başına bir ağırlığı yok.
Özel’e “AKP istifaları kabul etmezse ne olur?” diye soruldu. Çarpıcı bir cevap bekleyenler yanıldı. Özel’in bir “B planı” falan yok. “Dostlar alışverişte görsün” kabilinden üretilmiş bir politika, o kadar… Özel’in sözleri şöyle: “22 milletvekili istifa edecek, AK Parti direnecek. Öyle değil, mevzuat açık. Başkanlık Divanı bir haftada imzanın doğru olup olmadığı konusunda tetkik yapar, TBMM’ye sevk eder. Genel Kurul’da da konuşulmadan oylanır. O zaman yapmazlarsa da seçimden, sandıktan kaçmak gibi siyasi bir maliyeti var…”
Bu mu yani? Seçimden, sandıktan kaçmış olmak AKP ve MHP’nin çok mu umurunda? AKP sözcüsü “dünya gündemi savaş” falan dedi zaten. Pek haksız da sayılmaz.
Eğer siyasetin mevcut yapısı içinde çözümler tükendiyse yapılacaklar elbette vardır. Ara seçim hamlesi de kuşkusuz bir adımdır ama sonuç vermeyeceği biline biline atılacak bir adım değil… B ve C planıyla birlikte düşünülmeli, ondan sonra gündeme getirilmelidir. “Sine-i millet” bir seçenek olabilir sözgelimi… Mademki Meclis anlamını yitirdi, muhalefetin hiçbir hükmü kalmadı; o halde içinden çıktığı millete dönmek niye düşünülmesin?
Erdoğan, CHP’siz bir Meclis ve siyaseti göze alabilir mi? Belki bir süre… Fakat günün sonunda seçimden başka seçeneği kalmaz. İçeride ve dışarıda iktidarın meşruiyeti ciddi ciddi sorgulanmaya başlar.
Siyasetin çok ağır bir bunalım ve fetret dönemi yaşadığı doğru; buna kimsenin itirazı olamaz. Sorunun kaynağı öncelikle iktidardır kuşkusuz; fakat çözümsüzlüğün nedeni tartışmasız muhalefettir. Güçlü bir muhalefet olsaydı meydan Erdoğan’a kalır mıydı? İstediği gibi at oynatabilir miydi?
Özgür Özel’in muhalefeti büyütmek gibi bir derdi var mı, pek emin değilim. Sakın “CHP Genel Başkanlığı bana yeter” diye düşünüyor olmasın? Selefleri gibi…
Toplumun siyasi bir kurtarıcı aradığı dönemde bu kadar zayıf ve pasif durmanın başka izahı olabilir mi? Maalesef Özel kumda oynuyor!
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































