• Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter
Serbest Görüş
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    Bakan Göktaş Açıkladı: Mart Ayı Yaşlı ve Engelli Aylıkları Hesaplara Yatırılıyor

    Bakan Göktaş Açıkladı: Mart Ayı Yaşlı ve Engelli Aylıkları Hesaplara Yatırılıyor

    ABD Savunma Bakanı Hegseth, İsrailli Mevkidaşı Katz İle Görüştü: 'Sonuna Kadar Devam Edin, Yanınızdayız'

    ABD Savunma Bakanı Hegseth, İsrailli Mevkidaşı Katz İle Görüştü: ‘Sonuna Kadar Devam Edin, Yanınızdayız’

    Sinemalarda bu hafta 10 film vizyona girecek… İşte bu haftanın filmleri! – Son Dakika Kültür-Sanat Haberleri

    Sinemalarda bu hafta 10 film vizyona girecek… İşte bu haftanın filmleri! – Son Dakika Kültür-Sanat Haberleri

    Benzine 2 lira 11 kuruş zam geliyor, litresi 26 lirayı aşacak!

    Deniz Yavuzyılmaz, akaryakıttaki toplam vergiyi kalem kalem hesapladı: “Bunun adı soygundur!”

    ABD’nin ‘Alan 52’ sırrı: Nükleer deneme mi, doğal afet mi?

    ABD’nin ‘Alan 52’ sırrı: Nükleer deneme mi, doğal afet mi?

    İranlı komutandan komşu ülkelere ’15 Temmuz’ imalı tehdit: “Kıbrıs’ı vurmaya başladık”

    İranlı komutandan komşu ülkelere ’15 Temmuz’ imalı tehdit: “Kıbrıs’ı vurmaya başladık”

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    Çocukları ağırlaştırılmış müebbet alan anneler: ‘Umut ilkesi’ için adım atılmalı

    Çocukları ağırlaştırılmış müebbet alan anneler: ‘Umut ilkesi’ için adım atılmalı

    DİHA’nın eski muhabiri Mehmet Arslan hayatını kaybetti

    DİHA’nın eski muhabiri Mehmet Arslan hayatını kaybetti

    Av. Eleonora Scala: Öcalan için hukuki zemin güçlendirilmeli

    Av. Eleonora Scala: Öcalan için hukuki zemin güçlendirilmeli

    Meme kanseri riski olan tutsağın tedavisi engelleniyor

    Meme kanseri riski olan tutsağın tedavisi engelleniyor

    Arzoxlî’de gözaltına alınanların tamamı serbest bırakıldı

    Arzoxlî’de gözaltına alınanların tamamı serbest bırakıldı

    ABD Savunma Bakanı Hegseth: İran hava kuvvetleri artık yok, savaşı kaybetti

    ABD Savunma Bakanı Hegseth: İran hava kuvvetleri artık yok, savaşı kaybetti

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Yüksel Durgut

    Kontrolden çıkan savaş

    Trump’ın İran planı: Güvenlik duvarını yıkmak

    Trump’ın İran planı: Güvenlik duvarını yıkmak

    Afrika’dan bir takım La Liga yolunda

    Afrika’dan bir takım La Liga yolunda

    Geçmişi yanlış okursak, bugünü kaybederiz!

    Geçmişi yanlış okursak, bugünü kaybederiz!

    Necip F. Bahadır

    Savaşın acı yüzü: Kanlı okul çantası!

    Tahran’a saldırı; Washington’da ‘meşruiyet’ depremi

    Tahran’a saldırı; Washington’da ‘meşruiyet’ depremi

No Result
View All Result
  • Haberler
    • All
    • Bilim ve Teknolji
    • Dünya
    • Ekonomi
    • Kültür - Sanat
    • Politika
    • Spor
    • Yaşam
    Bakan Göktaş Açıkladı: Mart Ayı Yaşlı ve Engelli Aylıkları Hesaplara Yatırılıyor

    Bakan Göktaş Açıkladı: Mart Ayı Yaşlı ve Engelli Aylıkları Hesaplara Yatırılıyor

    ABD Savunma Bakanı Hegseth, İsrailli Mevkidaşı Katz İle Görüştü: 'Sonuna Kadar Devam Edin, Yanınızdayız'

    ABD Savunma Bakanı Hegseth, İsrailli Mevkidaşı Katz İle Görüştü: ‘Sonuna Kadar Devam Edin, Yanınızdayız’

    Sinemalarda bu hafta 10 film vizyona girecek… İşte bu haftanın filmleri! – Son Dakika Kültür-Sanat Haberleri

    Sinemalarda bu hafta 10 film vizyona girecek… İşte bu haftanın filmleri! – Son Dakika Kültür-Sanat Haberleri

    Benzine 2 lira 11 kuruş zam geliyor, litresi 26 lirayı aşacak!

    Deniz Yavuzyılmaz, akaryakıttaki toplam vergiyi kalem kalem hesapladı: “Bunun adı soygundur!”

    ABD’nin ‘Alan 52’ sırrı: Nükleer deneme mi, doğal afet mi?

    ABD’nin ‘Alan 52’ sırrı: Nükleer deneme mi, doğal afet mi?

    İranlı komutandan komşu ülkelere ’15 Temmuz’ imalı tehdit: “Kıbrıs’ı vurmaya başladık”

    İranlı komutandan komşu ülkelere ’15 Temmuz’ imalı tehdit: “Kıbrıs’ı vurmaya başladık”

    Trending Tags

  • İnsan Hakları
    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    Jandarma karakolunda işkence: İki kişi öldürüldü; biri karakol bahçesine gömüldü

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    DEM Partili Kamaç: Diyanet’in 19 dilli yayınında Kürtçe yok!

    ‘Mansur Yavaş her şart altında aday’

    Adliye binalarımız güzel ama adalet var mı?

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Batman’da sert müdahalede bulunan polisler hakkında soruşturma başlatıldı

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    Esenyurtlular kayyıma tepkili: Hukuksuzluk ve adaletsizliktir

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt'taki Mitinge Neden Katılmadı?

    En Yakınındaki İsim Konuştu: Mansur Yavaş Esenyurt’taki Mitinge Neden Katılmadı?

    Trending Tags

  • 15 Temmuz
    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: Başta Hulusi Akar olmak üzere 15-20 kişi konuşmazsa bu iş açığa çıkmaz

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    Akın Öztürk: 15 Temmuz önlenirdi ama 2 buçuk saat refleks göstermediler

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    ”15 Temmuz gazisi” nasıl yakalandı? Kabinden çıkmaya ikna edilmesi yaklaşık 20 dakika sürdü

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Tel Aviv’de taciz şüphesiyle gözaltına alınan Türk görevli ”15 Temmuz gazisi” çıktı

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    Ertesi gün ne yapacaklardı? Ben Serhat Telli, 15 Temmuz günü yaşadığım olayları anlatmak istiyorum

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

    15 Temmuz’u kimin yaptığı sonuçlarında gizli

  • Kürt Meselesi
    Çocukları ağırlaştırılmış müebbet alan anneler: ‘Umut ilkesi’ için adım atılmalı

    Çocukları ağırlaştırılmış müebbet alan anneler: ‘Umut ilkesi’ için adım atılmalı

    DİHA’nın eski muhabiri Mehmet Arslan hayatını kaybetti

    DİHA’nın eski muhabiri Mehmet Arslan hayatını kaybetti

    Av. Eleonora Scala: Öcalan için hukuki zemin güçlendirilmeli

    Av. Eleonora Scala: Öcalan için hukuki zemin güçlendirilmeli

    Meme kanseri riski olan tutsağın tedavisi engelleniyor

    Meme kanseri riski olan tutsağın tedavisi engelleniyor

    Arzoxlî’de gözaltına alınanların tamamı serbest bırakıldı

    Arzoxlî’de gözaltına alınanların tamamı serbest bırakıldı

    ABD Savunma Bakanı Hegseth: İran hava kuvvetleri artık yok, savaşı kaybetti

    ABD Savunma Bakanı Hegseth: İran hava kuvvetleri artık yok, savaşı kaybetti

    Trending Tags

  • Görüş & Analiz
    Yüksel Durgut

    Kontrolden çıkan savaş

    Trump’ın İran planı: Güvenlik duvarını yıkmak

    Trump’ın İran planı: Güvenlik duvarını yıkmak

    Afrika’dan bir takım La Liga yolunda

    Afrika’dan bir takım La Liga yolunda

    Geçmişi yanlış okursak, bugünü kaybederiz!

    Geçmişi yanlış okursak, bugünü kaybederiz!

    Necip F. Bahadır

    Savaşın acı yüzü: Kanlı okul çantası!

    Tahran’a saldırı; Washington’da ‘meşruiyet’ depremi

    Tahran’a saldırı; Washington’da ‘meşruiyet’ depremi

No Result
View All Result
Serbest Görüş
No Result
View All Result
Home Güncel

Seçim kampanyası olarak savaş!

SG by SG
5 Mart 2026
in Güncel, Politika
0
Seçim kampanyası olarak savaş!


Trump aynı operasyonu bazen “tarihin en büyük askeri zaferi” bazen “kısa ve sınırlı bir caydırma” olarak tanımlıyor. Bu çelişki bir hata değil, seçim takviminin dili. Keza Netanyahu da yargı dosyalarını savaş gürültüsünün altına gömdü. İki lider, iki farklı ülke, tek strateji: Savaşı sandığa taşımak!

M. NEDİM HAZAR | YORUM

Napolyon savaşlarında bizzat savaşmış, sonrasında Prusya Harp Akademisi’nde ders vermiş olan Prusya’nın en önemli askeri teorisyeni Carl von Clausewitz, ölümünden sonra yayımlanan en önemli eseri “Vom Kriege”de (Savaş Üzerine) Şöyle der:

“Savaş, siyasetin başka araçlarla sürdürülmesidir.”

Clausewitz bu cümleyi 19. yüzyılda yazmıştı. 21. yüzyılda bu formülün yerini daha kaba bir gerçek almış görünüyor: Savaş, seçim kampanyasının başka araçlarla sürdürülmesidir.

Haziran 2025’ten bu yana İran’a yönelik biriken askeri baskı, Şubat 2026’da ABD ve İsrail’in ortak imzasını taşıyan kapsamlı bir hava harekâtıyla yeni bir boyut kazandı. Natanz, Fordow ve İsfahan’daki nükleer tesisler hedef alındı; İran’ın balistik füze altyapısı yoğun bombardımana tutuldu. Batı medyası bunu “tarihin en büyük önleyici saldırısı” olarak nitelendirirken, Tahran misilleme dalgalarıyla Körfez’deki ABD üslerini ve İsrail topraklarını vurdu.

Ne var ki bu tabloya salt stratejik bir optikle bakmak, gerçeğin ancak yarısını görmek demek. Harekâtın eş zamanlı olarak hem Washington’da hem Tel Aviv’de seçim takviminin gölgesinde şekillendiği giderek daha açık hale gelmekte. ABD Başkanı Donald Trump, Kasım 2026 ara seçimlerine yönelik bozulan iç konumunu “güçlü komutan” imajıyla telafi etmeye çalışmakta; İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu ise bitmek bilmeyen yargı süreçleri ve koalisyon çatlakları karşısında savaşı bir hayatta kalma stratejisine dönüştürmekte.

Bugünkü yazımızda üç temel iddiayı birlikte tartışmaya çabalayacağız: Birincisi, ABD-İsrail-İran savaşı seçim kampanyalarının içine sinmiş bir mantıkla yürütülmektedir. İkincisi, bu savaşın bölgesel mimariye etkisi rastgele değil, İsrail’in tarihsel “çevre doktrini” ile örtüşen bir parçalanma senaryosunu güçlendirmektedir ve İran Kürdistanı bu sürecin olası bir çıktısıdır. Üçüncüsü ve belki de en tartışmalı olanı, bu küresel tablonun Türkiye iç siyasetini de derinden etkilediği ve Bahçeli’nin son yıllarda sergilediği görünürde anlaşılmaz söylem değişikliklerinin, devlet aklının bu büyük jeopolitik okumaya adapte olma çabası olarak yorumlanabileceğidir.

Önce biraz daha arka plan vererek başlayalım.

Saldırıların ilk dalgası Haziran 2025’te İsrail’in tek taraflı harekâtıyla başladı; kısa vadeli bir önleyici operasyon olarak sunulan bu hamle, İran’ın sert misilleme kapasitesini küçümseyen bir stratejik hesaplama üzerine kuruluydu. Oysa İran, beklentilerin aksine çökmedi. Hizbullah artıkları, Yemen’deki Husiler ve Irak’taki milis unsurları devreye girdi; savaş hızla çok cepheli bir yapıya büründü.

28 Şubat 2026’da gerçekleşen ortak ABD-İsrail harekâtı ise nitelik olarak farklıydı. Bu sefer Northrop Grumman B-2 Spirit. (hayalet uçakları) ve denizaltından fırlatılan Tomahawk füzeleri koordineli biçimde kullanıldı; Natanz yeraltı tesisleri çift taraflı nüfuz bombalarıyla hedef alındı. Yetkililer operasyonu “İran’ın nükleer kapasitesinin fiilen tasfiyesi” olarak ilan etti. Tahran ise saatler içinde Körfez’deki ABD üslerine balistik füze yağmuru başlattı ve Hürmüz Boğazı’nı geçici olarak ablukaya aldı.

En kritik gelişme ise harekâtın bir dalgasında Dini Rehber Ali Hamaney’in hayatını kaybettiği haberi oldu. Bu iddia her ne kadar hâlâ tartışmalı olmakla birlikte, İran iç siyasetinde derin bir belirsizlik dönemini başlattı; farklı Devrim Muhafızları fraksiyonları arasında otorite çatışması gözlemleniyor. Rejimin “aşınması” fiilî olmasa bile sembolik olarak hızlandı.

Malum; Washington ve Tel Aviv, harekâtı klasik “nükleer tehdit” söylemi üzerine inşa etmekte. İran’ın yüzde doksanı aşan uranyum zenginleştirme kapasitesi, balistik füze programı ve “direniş ekseni” aracılığıyla bölgeye yayılan güç bu söylemin ham maddesi. Yönetim harekâtı “rejim değişikliği savaşı değil, nokta atışlı caydırma” olarak tanımlamakta.

Fiilî gündem çok daha karmaşık. Enerji piyasaları, petrolün varil başına 110-140 dolar aralığına sıkışmasına neden olan bu belirsizlikten yararlanan spekülatif sermayeyle yeniden şekillenirken, bazı Körfez ülkeleri kendi jeoekonomik konumlarını yeniden müzakereye açtı. İran’ın zayıflaması aynı zamanda Suudi Arabistan ve BAE için kağıt üzerinde stratejik nefes alanı anlamına gelmekte; bu tabloda ülkelerin sahne gerisindeki desteği göz ardı edilmemeli.

Savaşın en tehlikeli boyutu askerî değil stratejik muğlaklık olsa gerek. Washington’un nihai hedefi nedir? İran nükleer altyapısını kalıcı biçimde tasfiye etmek mi, rejimi içten çöküşe zorlamak mı, yoksa bölgesel güç dengesini yeniden kurmak mı? Bu soruların cevabı, Trump yönetimi içinde bile farklı kurumlara göre değişmekte. Savunma Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı ve Ulusal Güvenlik Konseyi’nin zaman zaman birbirini boşa düşüren açıklamaları, stratejik tutarsızlığın belgesi mahiyetinde.

Uzun savaş senaryosu artık kâğıt üzerindeki bir ihtimal değil. Bilindiği üzere İran’ın vekil güç ağı Lübnan’dan Yemen’e, Irak’tan Suriye’ye uzanmakta; bu güçlerin her biri bağımsız birer cephe açma kapasitesine sahip. Deniz ticaret yollarının kırılganlığı küresel tedarik zincirlerini tehdit etmekte; esir takası ve insani kriz görüntüleri ise kamuoyu baskısını beslemekte.

Donald Trump, aynı operasyonu bazen “tarihin en büyük askeri başarısı” bazen de “kısa, sınırlı, hesaplanmış bir caydırma” olarak tanımlıyor. Bu iki çerçeve birbirini mantıksal olarak dışlamakta; ancak Trump söyleminde bu çelişki hiç fark edilmemiş gibi sürmekte. Daha çarpıcı olanı, kendi yönetimindeki üst düzey yetkililerin —Savunma Bakanı’ndan NSC sözcüsüne kadar— Trump’ın tweetlerini ve kamuoyu önündeki açıklamalarını daha mütevazı bir çerçeveye çekmek için ek açıklama yapmak zorunda kalması.

Trump bir röportajında Venezuela’yı örnek göstererek İran politikasını açıklamaya çalışmış; iki ülke arasındaki derin farklılıkları göz ardı ederek siyasi vaatlerini soyut benzetmelerle temellendirmişti. Bir yanda “İran halkı ayağa kalkmalı” çağrısı, öte yanda “uzun bir savaş istemiyorum” söylemi ki bu çelişki tesadüfi değil.

Siyasal kariyer boyunca Trump’ın karar alma tarzını tanımlayan şey stratejik tutarlılık değil, anlık iç kamuoyu ölçümlerine ve medya döngüsüne oynayan refleksif tepkiselcilik oldu hep. Keza İran dosyasında da bu model işlemekte: Askeri-bürokratik aygıtın hazırladığı senaryolar, Trump’ın kişisel öfkesi, rating kaygısı ve seçim hesabıyla harmanlanarak günlük politikaya dönüşmekte.

Kasım 2026 ara seçimleri Trump için yalnızca Kongre çoğunluğunun değil, siyasi mirasının da sınavı olacak. Ekonomik göstergeler karışık sinyaller vermekte: İşsizlik oranı baskı altındayken enflasyon yapısal bir sorun olmaya devam etmekte. İş bu sebepten destekçi tabanının mobilizasyonu için “düşman figürü” üretmek ve “güçlü lider” imajını beslemek kritik önem taşımakta. İran, bu ihtiyaca biçilmiş kaftan olarak görünmekte.

Trump’ın devlet konuşmalarında İran’ı “dünyanın bir numaralı terör sponsoru” olarak nitelendirmesi, “Amerikan kudretine kimse meydan okuyamaz” söylemini defalarca tekrarlaması, operasyon haberlerini kişisel zafer olarak sunma refleksi; tüm bu unsurlar bir seçim kampanyası iletişiminin dilini konuşuyor.

Ancak hesabın tehlikeli bir tarafı daha var. Uzayan, maddi ve insani maliyetleri artan, net bir zaferle kapanmayan bir savaş; tam da inşa edilmek istenen “güçlü komutan” imajını parçalama potansiyeli taşımakta. Irak ve Afganistan deneyimleri bu riski çok net biçimde ortaya koymuştu. Trump’ın seçim stratejisi, savaşın mantığını belirlerken, aynı zamanda savaş onun siyasi geleceğini tehdit etmekte. Zıpçıktı lider kendi kurduğu tuzağın içine adım atmış olabilir!

Şimdi biraz da İsrail perspektifinden okuyalım.

Benjamin Netanyahu, Gazze harekâtını daha başından “İsrail’in yeniden doğuşunun savaşı” olarak çerçeveledi. Bu söylem yalnızca dış kamuoyuna değil, özellikle kendi seçmen tabanına ve koalisyon ortaklarına yönelik bir mesajdı: Her güvenlik tehdidi kişisel liderliğiyle, her zafer ise onun vazgeçilmezliğiyle özdeşleştirilmeliydi.

İran cephesinin açılması bu söylemi yeni bir boyuta taşıdı. Netanyahu artık yalnızca Hamas’a karşı değil, “bölgenin kökten dönüştürülmesine” öncülük eden vizyon sahibi bir lider olarak kendini konumlandırmakta. 2026 seçimleri yaklaştıkça bu çerçeveleme daha da yoğunlaşacak gibi görünüyor; kampanya retoriği ile dış politika açıklamaları arasındaki sınır neredeyse ortadan kalkmış durumda.

Netanyahu’nun iç siyasi konumu bağımsız değişken değil, tam tersine savaş kararlarını etkileyen temel bağımlı değişken. Koalisyonunun kalıpları aşırı sağ blok ve yerleşimci partileri tarafından belirlenmeye devam etmekte ki bu aktörler her zaman daha saldırgan, daha kapsamlı bir güvenlik politikası talep etmekte. Netanyahu bu baskıyı reddettiğinde hükümet çöker, kabul ettiğinde ise esir takası müzakereleri, uluslararası baskı ve toplumsal muhalefet yoğunlaşır.

Bir başka işlev daha söz konusu: Uzayan savaş atmosferi, yargı süreçlerini ve iç siyasi çatlakları gündemin dışına itiyor. Netanyahu’nun yolsuzluk davaları, yargı reformu sürecinde patlak veren tarihî toplumsal muhalefet, yedek askerlerin seferberliğe itirazları… Tüm bu başlıklar “savaş zamanı aciliyeti” söylemi altında geçici olarak gömülmüş durumda. Bu ise, dünyanın pek çok yerinde benzer örnekleri bulunan klasik bir siyasi manevraya işaret etmekte.

Netanyahu’nun hesaplarının öngördüğünden çok daha sert bir İran direnciyle karşılaşması, stratejik tablonun ilk çatlaklarını ortaya koydu. İran’ın bölgesel vekil ağı büyük ölçüde ayakta; nükleer program fiziksel olarak büyük zarar görmüş olsa bile nükleer bilgi birikimi yok edilemez. Daha önemlisi, İran toplumu dış saldırı karşısında tarihsel olarak rejim etrafında konsolidasyon eğilimi sergilemeye başladı.

Uluslararası alanda artan eleştiriler, Türkiye ve bazı Körfez ülkelerinin tutumlarındaki nüanslar, savaşın ekonomik maliyetleri ve İsrail içindeki tedirginlik, Netanyahu’nun “savaşla her sorunu çözebilirim” inancının sınırlarını işaret ediyor. Ancak siyasi rasyonalite açısından kritik bir asimetri var: Savaşı durdurmak da devam ettirmek de Netanyahu için tehlikelidir. Birincisi güçsüzlük izlenimi oluşturur, ikincisi ise tırmanan maliyetleri körükler.

Gelelim meselenin Kürt boyutuna.

Günümüzde Kürt siyasi varlığı üç farklı statüde somutlaşmış durumda. Irak Kürdistanı, 1990’lardan bu yana fiilî özerkliğini sürdürmekte ve 2003 sonrasında bu statüyü anayasal güvence altına almıştı; 2017 referandumu sonrasındaki geri adımlara karşın bölgesel yönetim kalıcı bir aktör olma niteliğini korumakta. Suriye’nin kuzeyinde ise iç savaşın ürettiği güç boşluğunda ortaya çıkan Kürt özerk yönetimleri, ABD ile kurduğu karmaşık ilişkiler sayesinde varlığını sürdürmekte.

Bu iki fiilî özerk alanın varlığı, Birleşik Kürdistan fikrinin hayalden somut siyasi tartışmaya geçmesini mümkün kılıyor. Coğrafi bağlantı zayıf, iç siyasi ve kültürel farklılıklar derin olsa da ortak bir Kürt siyasi kimliğinin üç ya da dört ülkeye yayılan bir jeopolitik baskı oluşturduğu artık inkâr edilemez bir gerçek.

İran Kürdistanı: Savaşın sürpriz çıktısı

ABD-İsrail saldırılarının İran devlet yapısı üzerindeki etkisi yalnızca askeri değil, sosyolojik bir dönüşümü de tetikleme potansiyeli taşımakta. İran, etnik ve mezhepsel açıdan son derece karmaşık bir yapıya sahip: Farslar nüfusun yarısına yakınını oluşturmakta, Azeriler, Kürtler, Araplar ve Beluçlar ise önemli azınlıklar olarak var olmakta. Merkezi otorite zayıfladığında bu yapısal fay hatlarının belirginleşmesi tarihsel bir örüntü olacaktır.

İran Kürdistanı — özellikle Mahabad, Kirmanşah ve Urmiye çevresi — tarihsel olarak güçlü bir Kürt siyasi geleneğine sahip. 1946’da kurulan kısa ömürlü Mahabad Cumhuriyeti, bu hafızanın simgesiydi. Rejimin zayıflaması durumunda bu bölgenin özerklik taleplerini yeniden gündeme getirmesi, salt bir spekülatif senaryo olmaktan çıkarıyor.

İran’da bir Kürdistan evresi olasılığı, yalnızca Kürt hareketinin iç dinamiklerine değil, dış müdahalenin devlet dokusunu nasıl parçaladığına bağlı. Bu parçalanma, kurgusal bir proje değil, büyük ölçüde tesadüfi bir çöküşün ürünü olabilir.

Ancak bu senaryoyu mekanik bir determinizmle okumaktan kaçınmak gerekiyor. İran Kürdistanı’nın fiilî özerkliğe kavuşması için yalnızca dış baskı yeterli değil; güçlü bir iç örgütlenme, uluslararası tanınma zemini ve bölgesel konjonktürel uyum da zorunlu. Evet bu şartların aynı anda bir araya gelmesi mümkün olmakla birlikte otomatik de değildir.

İsrail’in kuruluşundan bu yana benimsediği “çevre doktrini”, Arap çoğunluklu büyük devletleri potansiyel tehdit olarak tanımlamakta ve bu devletlerin içindeki etnik-mezhepsel kırılmaları stratejik denge unsuru olarak görmekte. 1950’lerden 70’lere kadar Kürtler, Maruniler, İranlılar ve bazı Afrika ülkeleriyle kurulan ilişkiler bu doktrinin somut uygulamaları.

Bugünkü ortamda resmi ve belgelenmiş bir “Birleşik Kürdistan projesi” bulunmamakla birlikte bölgesel analistlerin ve stratejistlerin önemli bir bölümü, İsrail’in örtük çıkarları ile Kürt siyasi coğrafyasının genişlemesi arasında yapısal bir örtüşme gözlemliyor. Aralarında resmi bir koordinasyon kanıtı bulunmasa bile, Irak ve Suriye Kürt bölgelerindeki güçlenme, İran’ın iç kırılganlıkları ve İsrail’in uzun vadeli güvenlik tercihleri aynı yönde seyretmekte.

Bu tabloyu şöyle analitik bir formülle ifade edebiliriz: İran’da, Irak’ta ve Suriye’de birbirinden özerk ama birbirine bağlantılı Kürt siyasi alanları güçlendiğinde, Türkiye’yi de kapsayan coğrafi bir “Kürt kuşağı” bölge jeopolitiğinin ana ekseni haline gelmekte. Anlayacağımız bu iş İsrail için salt güvenlik meselesi değil, bölge üzerindeki uzun vadeli nüfuzunu sürdürmenin jeopolitik altyapısı anlamına da gelmekte.

İşte tam bu noktada bir aydınlanma yaşıyoruz!

Bence çok doğru yapıyor vurgusuyla söylemek isterim ki, Türkiye, ABD-İsrail-İran savaşında resmî düzlemde tarafsız ve denge arayan bir pozisyon sürdürmekte. Zira hem İran hem de İsrail ile karmaşık ilişkileri bulunan Ankara için açık bir saflaşma başlı başına yüksek maliyetlidir. Öte yandan NATO üyeliği ve ABD ile savunma ilişkileri, gerçek bir tarafsızlığın da mümkün olmadığını ortaya koymakta.

İran’ın zayıflaması, kısa vadede Türkiye için stratejik kazanım gibi görünebilir: Ortak sınırdan gelen güvenlik tehdidi azalır, Irak ve Suriye’deki nüfuz boşluğunu doldurma imkânı genişler. Ancak aynı süreç güney sınır hattında — Kürt siyasi coğrafyasının yeniden şekillenmesi aracılığıyla — Türkiye’nin en derin güvenlik kaygılarından birini yeniden kışkırtmakta.

Bahçeli muammasının çözümü: Suflör kim ortaya çıkıyor!

Devlet Bahçeli’nin son birkaç yıldaki söylem serüveni, beni şaşırtan ve cevabını tam olarak çözemediğim bir bilmece oluşturmuştu. Ömrünü Kürt siyasi hareketine karşı mücadeleyle özdeşleştirmiş, PKK’yı terör örgütü olarak nitelendiren sert söylemiyle tanınan Bahçeli, neden durduk yere Abdullah Öcalan’la müzakere çağrısı yapmaya başlasın ki? Neden cezaevindeki bir liderin siyasi görüş açıklayabileceği koşulları savunur hale gelsin?

Bu sorunun cevabı, Bahçeli’nin kişisel dönüşümünde değil, devlet aklının içinde bulunduğu tarihsel konjonktürü okuma biçiminde aranmalı. Türkiye güvenlik aygıtının belirli fraksiyonları, Kuzey Irak ve Suriye’deki fiilî Kürt özerkliklerinden sonra olası bir İran Kürdistanı’nın bölgeye katabileceği dinamikleri hesaplamaya başladı bile. Bu hesaplamanın ulaştığı sonuç ise şu: Eğer bir Kürt siyasi çözümü kaçınılmazsa, bu çözümü dışarıdan dayatılmış bir fiiliyat olarak değil, içeriden denetlenebilir bir süreç olarak yönetmek Türkiye’nin çıkarınadır.

Bahçeli’nin söylemi bu stratejinin dışa vuran yüzü. Öcalan’a yapılan çağrı, salt insancıl ya da demokratik bir jest değil, mümkün olduğu takdirde Kürt siyasi taleplerinin meşru ve kontrollü bir kanaldan karşılanmasına zemin hazırlama girişimi olarak okunabilir. Bu girişim başarıya ulaşırsa Türkiye, olası bir Birleşik Kürdistan senaryosunun dışında değil içinde konumlanmış olacak. Başarısız olursa, en azından müzakere masasını kurmuş olma kredisi kalacak!

Bu analizin normatif bir tespit değil, siyasal okuma olduğunu özellikle vurgulamak durumundayım. Devlet aklının öngörülen senaryo doğrultusunda böyle bir suflörlük yaptığı elbette ispatlanabilir bir olgu değil, mevcut verileri tutarlı biçimde açıklayan analitik bir çerçeve olduğunu hatırlatayım.

Türkiye sınırları içinde bir Kürt özerk bölgesinin oluşması, salt dış güç mühendisliğiyle elbette gerçekleşemez. Türkiye’nin bütünlüklü devlet yapısı, güçlü merkezi ordusu ve tarihsel milliyetçi konsolidasyon kapasitesi bu senaryonun önündeki en büyük engeller. Ancak bu gerçeklik, senaryonun imkânsız olduğu anlamına da gelmiyor.

Irak ve Suriye’deki fiilî özerklikler, İran’da savaş sonrası doğabilecek güç boşlukları ve coğrafi olarak birbirine komşu bu yapıların oluşturduğu baskı; Türkiye içindeki Kürt siyasi taleplerinin siyasal ağırlığını artırmakta. “Türkiye Kürdistanı” bu baskı karşısında bir dış projenin dayatması değil, iç sosyolojik dinamiklerin dış konjonktürle kesişmesinin bir çıktısı olabilir.

Bu senaryoda İsrail’in ve kısmen ABD’nin, İran’ı ve Türkiye’yi kısmen zayıflatacak çok merkezli bir Kürt kuşağını örtük biçimde elverişli bulduğu ileri sürülebilir. Tekrar ediyorum bu, ispatlanmış ve yazılı bir politika değil; çıkarların yapısal örtüşmesinden doğan jeopolitik bir yönelim. Analitik dikkat, bu ayrımın korunmasını gerektirmekte.

Toparlıyorum;

Trump ve Netanyahu, tarihsel olarak derin kökleri olan bir siyasi stratejiye başvurdu: Dış tehdit üretmek ve bu tehdidi savaşla bastırmak iç meşruiyetin en güçlü kaynağı olabilir. Ancak bu strateji, savaşın kontrolünü yitirmeye başladığı anda kendini besleyen bir kısır döngüye dönüşür. Savaş uzadıkça maliyetler artar, toplumsal sabır erir ve “zafer” söylemi giderek daha zorlu savunulur hale gelir.

ABD-İsrail ittifakının İran’ı zayıflatma arzusu ile Kürt jeopolitiği üzerinden bölgeyi yeniden şekillendirme ihtimali arasında yapısal bir örüntü mevcut. Bu örtüşme bilinçli bir master plan değil, birbiriyle örtüşen çıkarların ürettiği nesnel bir konjonktür. İsrail açısından bakıldığında, bu savaş ülkenin dünyayı tek başına “yönetip yönetemeyeceğini” değil, küresel sistemin kırılganlıklarını manipüle edip edemeyeceğini sınayan bir stres testi. Şimdiye kadar görülen tablo, bu manipülasyon kapasitesinin gerçek ama sınırlı olduğunu göstermekte.

Bölgesel istikrarsızlık bu savaştan önce de vardı; savaştan sonra çok daha derinleşmiş biçimde var olmaya devam edecektir. İran’ın olası iç parçalanması, Kürt siyasi coğrafyasının yeniden şekillenmesi ve Türkiye’nin bu dönüşümü ne kadar denetim altında tutabileceği soruları, 2026 ve sonrasının en belirleyici stratejik değişkenlerini oluşturmakta.

Son bir paradoks dikkat çekici: Trump ve Netanyahu’nun savaşı seçim mühendisliğinin aracına dönüştürme çabası, aynı zamanda her ikisini de kontrol edemedikleri bir sürecin içine çekti. Bu paradoks yeni de değil; savaşların kendi başlatmak isteyenlerini de nasıl tükettiğini anlatan tarih sayfalarıyla dolu. Bu kez farklı olduğuna dair inandırıcı bir vaka henüz ortaya çıkmış değil!

Yapay zeka ile bulanıklaştırılan pis bir döneme girmiş durumdayız. Allah mazlum ve masumların yardımcısı olsun!

Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

ShareTweet
Previous Post

Akaryakıt fiyatlarında ‘eşel mobil sistemine’ geçildi; zammın yüzde 75’i ÖTV’den

Next Post

Kontrolden çıkan savaş

Related Posts

Benzine 2 lira 11 kuruş zam geliyor, litresi 26 lirayı aşacak!
Güncel

Deniz Yavuzyılmaz, akaryakıttaki toplam vergiyi kalem kalem hesapladı: “Bunun adı soygundur!”

5 Mart 2026
TR724 HABER
Güncel

İran’dan açıklama: “Dost ve komşu ülke Türkiye’yi hedef almadık”

5 Mart 2026
Kapıkule'de 1,4 Ton Uyuşturucu Ele Geçirildi
Güncel

Kapıkule’de 1,4 Ton Uyuşturucu Ele Geçirildi

5 Mart 2026
TR724 HABER
Güncel

KULİS | ‘Yöntem’ çatlağı; DEM ‘yasal düzenleme’ istiyor, AKP ‘somut’ adım bekliyor

5 Mart 2026
Tr724 [Haber Merkezi]
Güncel

“Devletin makam aracı aile servisine döndü”

5 Mart 2026
Tergek davası AİHM Büyük Daire’de: Cezaevi yönetimi Tegek’e, ailesinin gönderdiği mektupları neden teslim etmedi?
Güncel

Tergek davası AİHM Büyük Daire’de: Cezaevi yönetimi Tegek’e, ailesinin gönderdiği mektupları neden teslim etmedi?

4 Mart 2026
Next Post
Yüksel Durgut

Kontrolden çıkan savaş

  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter

No Result
View All Result
  • Ana Sayfa
  • Gizlilik politikası
  • Görüş & Analiz Gönder
  • Newsletter