NECİP F. BAHADIR | YORUM
Melih Gökçek neden ‘eski defterleri’ açtı? Müflis siyasetçinin eski defleri karıştırması mı? Subliminal mesaj mı vermek istedi yoksa? ‘Ben daha ölmedim’ çıkış olamaz mı? Ankara’nın savruk gazetecisi Sinan Burhan’a söyledikleri birçok kişide ‘soru işaretleri’ doğurdu. Melih Gökçek durduk yerde ‘bayramlık ağzını neden açtı?’
Gökçek bir zamanlar siyasetin kurduydu. Her cümlesinde bir ‘hinlik’ kokardı. Ama artık o eski halinden eser kalmadı. Yerine oğlu Osman Gökçek’i sürdü. O da bir ‘ergen siyasetçiden’ farksız. Meclis’te ‘sevimsiz figüre’ dönüştü.
Melih Gökçek gibi koltuğuna yapışan bir ismin görevden uzaklaştırılmasını hazmedebilmesi mümkün değil. Üzerinden seneler geçti ama oraya takılıp kalmış. “Üzüldüm tabii… İnsanım ben netice itibarıyla… Üzüldüm!” demiş. Sadece üzülmek ‘hafif’ kalır. Ben çok öfkeli olduğunu da düşünüyorum. Erdoğan’a karşı çıkacak durumda olsaydı, bırakın itirazı, isyan ederdi. Gemileri de kendini de yakmaktan çekinmezdi. Eli kolu bağlıydı. Kıpırdayacak hali ve mecali yoktu. Bir isyan hareketi için siyasi ortam hiç elverişli değildi. Yoksa durur muydu Gökçek gibi bir hırs küpü?
Şu sözler bir siyasetçiye yakışır mı; “Yalnız alamaz mıydı? Alırdı. Niye? Getiren kendi. Mevkiyi veren kendi. Alan kendi…”
Siyasi tarihi yakından takip eden biri olarak söylüyorum, ‘bu kadar yalakalığın altında mutlaka başka hesap gizlidir…’ Yoksa normal bir insan bu ifadeleri kullanmaz, kullanamaz. Gökçek’i getiren Erdoğan değildi. Belediye Başkanı olarak AKP’ye transfer etti. Mevki falan vermiş değil. Tamam, adaylığı parti yönetiminin kararı fakat seçilmesi milletin iradesi değil miydi? Görevden falan alamazdı en çok partiden atardı. Tabii bir de dosyaları açardı. O başka… Dosya deyince Gökçek bir ismin kediye dönüşmesi olağan…
Görevden uzaklaştırılan tek belediye başkanı o değildi. Kadir Topbaş ve Edip Uğur da vardı. Erdoğan ‘metal yorgunluğu’ dedi, ‘kan tazelemek’ istedi. Topbaş ve Gökçek için bir yorgunluktan söz edilebilir. Ama Edib Uğur koltuğuna daha yeni oturmuştu. O yüzden de direndi. İstifa etmek istemedi. Tehdit edildi. Dayanamadı hem ‘başkanlığı’ bıraktı, hem de AKP’den istifa etti. Sonra da çok yaşamadı. Kahretti çünkü. Partinin kurucusuydu, Erdoğan’dan böyle bir darbe beklemiyordu.
Peki Erdoğan ‘yorgun ve tükenmiş’ başkanları uzaklaştırarak ne elde etti? Kan tazelemiş oldu mu? Hayır, muradını görmedi. İstanbul’u da, Ankara’yı da kaybetti. Eğer Topbaş ve Gökçek devam etseydi, aynı akibet yaşanır mıydı? Pek sanmıyorum. En azından o kadar ve büyük kayıp yaşanmazdı. Balıkesir için de öyle… CHP 75 yıl sonra merkez sağın kalesi Balıkesir’de ‘belediye başkanlığını’ kazandı, Erdoğan sayesinde.
Acaba bir özeleştiri yapıyor mudur? Kendi ayağına sıktığının farkında mıdır?
Melih Gökçek AKP’ye en son katılan isimlerden biriydi. Başka siyasi hedefleri vardı. Erdoğan’a siyaset yolunun açılmayacağını düşünüyordu. Şu cümle ona ait; “Bu devlet imam hatip mezununu polis yapmıyor, başbakan yapar mı? Eşi başörtülü birinin başbakan olması mümkün mü?”
Farklı bir siyasi çizginin insanıydı. Yeniden Milli Mücadele hareketinin önemli isimlerindendi. Cemil Çiçek, Ali Müfit Gürtuna gibi… Bu çizgi medyada da etkiliydi. Ahmet Taşgetiren ve Hüseyin Gülerce gibi… Gökçek’in yedeğinde tuttuğu parti ve kadrosu vardı. Erdoğan’ın önü kesilecek, sahneye o çıkacaktı. O günleri çabuk unutuldu.
Gökçek’in hesapları tutmayınca AKP’ye dümen kırdı. Erdoğan hemen kapıyı açmadı, ağırdan aldı. Bir süre kapının önünde bekletti. Çekinceleri vardı, Gökçek’in rahat durmayacağını biliyordu. Sonra, “Dışarıdaki bir Melih Gökçek AKP için daha tehlikeli… İçeride kontrolü daha kolay olur.” diye düşündü, yaz tatiline girerken “Tamam, gelsin…” dedi. Cemil Çiçek’le birlikte çok fırsat kolladılar fakat şartlar bir türlü ‘siyasi çıkış veya huruç harekatına’ imkan vermedi. Erdoğan’ı ‘mecburiyetten’ kabullendiler.
İpek Grubu’na kayyım atandığı günlerdi. Melih Gökçek, Erdoğan’ın Esenboğa’da karşıladı. Aynı arabaya bindiler, Ankara’ya doğru yol alırken Gökçek, ‘Azıcık da olsa Gökçek operasyonlardan rahatsızlığını’ hissettirdi. Bir tavır olarak değil. Sadece biraz daha seçici olunamaz mıydı? Melek İpek’e kadar uzanacak ne vardı?
Erdoğan çok öfkelendi, “Ne diyorsun sen?” dedi! Şoförüne ‘durdur arabayı’ dedi ve Pursaklar yakınlarında Gökçek’i yanından kovarak uzaklaştırdı. Gökçek’in çok canı sıkıldı. Ama yapacağı bir şey yoktu. Devir Erdoğan’ın tek adam devriydi.
Hangi nefis, hangi kalp böyle bir muameleyi bunu unutur? Hele Gökçek gibi bir siyasetçinin ‘yutkunma’ şansı var mı?
Gökçek şu cümleyi dün için söylüyor gibi yapsa da bugün ve yarına bakan yönü olduğu muhakkak; “İki puan yer mi Melih Gökçek? Güle oynaya yer… Ben de onu düşürüyorum… Parti kuruyorum, aleyhte konuşuyorum. Şu, bu…”
Bu satırlarda siz de bir hinlik okumuyor musunuz? Tamam oğlu AKP’de olduğu için Melih Gökçek’in eli kolu bağlı en azından şimdilik bir ‘siyasi rehin’ olabilir. Ama yarın, şartlar esnediğinde… Ya da Osman Gökçek’in olası Ankara adaylığı gündeme geldiğinde… “Ben daha ölmedim!” diyemez mi?
AKP’nin oylarından 2 puan götürür mü? Niye olmasın… Erdoğan için eski günler geride kaldı. Her 1 oy önemli… Önünde kader seçimi var. Taban çözüldü. Durup dururken Melih Gökçek’in kafasını kaldırması boşuna değil.
Gökçek hiç şüphesiz Türk siyasetine damga vurmuş isimlerden biri. Ankara’da solun egemenliğini kırdı. Peş peşe seçimler kazandı. Fakat finali adına yakışır biçimde yapamadı. Bütün siyasi geçmişini Erdoğan korkusu yüzünden ‘çöpe’ attı. Zulüm ve istibdat döneminin ‘suç ortaklarından’ biri oldu. Dünün sevaplarından geriye bir şey bırakmadı.
Bir onurlu duruş, bir asil çıkış yapabilecek durumdaydı oysa. Evet, sıkıntılar yaşayabilirdi, hapse de girebilirdi. Şerefli bir siyasi çizginin kurbanı olurdu belki… Ama böylesine bir ‘siyasi mundar’ olmazdı en azından. Kazanma çağının en ağır kaybedenlerinden oldu. Ne İsa’ya yarandı, ne Musa’ya… Yazık etti kendine. Artık çok geç… Dönüşü olmayan yola girdi. Ne diyelim, nasipsiz biriymiş.
Evet, Melih Gökçek bir şeyler söylemek istedi. Ben biraz satır aralarını okumaya çalıştım. Ama daha bu bir şey değil. O eski defterler bir gün elbette açılacak. Bugün susan, o gün konuşacak. Bugün korkan o gün aslan kesilecek. Erdoğan hele bir düşsün… O kadar çok öfke ve fırtına biriktirdi ki… Kendi mahallesi ve partisinin içinde o günün hesabını yapanların sayısı hiç az değil. Gökçek kıpırdamaya başladı bile. Malum, ‘Kurtlukta düşeni yemek kanundur’.
Ve siyaset de ‘kurtların dansından’ başka şey değildir.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































