Gelecek Partisi İzmir Milletvekili Mustafa Bilici, Meclis Komisyonu’nun hazırladığı yasa taslağının bayramdan sonra genel kurulun gündemine geleceğini belirterek, sürecin akamete uğramaması için devlet yönetiminde bulunan bürokratların dilini değiştirmesi gerektiğini söyledi
Kürt sorununun demokratik çözümü kapsamında kurulan Meclis Komisyonu çalışmalarını hazırladığı nihai raporla tamamladı. Raporun üslubu kamuoyunda sıkça tartışıldı ve eleştirildi. Somut adımlar için ise raporun 6 ve 7’nci maddelerinin bir an önce yasalaşması gerekiyor.
Gelecek Partisi İzmir Milletvekili Mustafa Bilici, rapora ve sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.z Raporda güçlü önerilerin olduğunu söyleyen Bilici, “Bundan sonraki süreçte öncelikli olarak müstakil yasanın çıkarılmasıyla ile ilgili bir kanuni düzenlemeye ihtiyaç vardır. Öyle tahmin ediyoruz ki hemen bayram sonrasında bu müstakil yasa ile ilgili kanuni çalışmaları içeren bir yasa taslağı genel kurul gündemine gelecektir. Genel kurul gündemine geldikten sonra da çok büyük itirazların olmayacağını düşünüyorum” dedi.
‘Kayyumlar için kanuna ihtiyaç yok’
Bilici, sadece bir müstakil yasa çıkarılması ile Kürt meselesinin çözülemeyeceğinin altını çizen Bilici, meselenin kök sebeplerine inilmesi gerektiğine dikkat çekti. Bilici, atılması gereken adımların olduğunu söyleyerek, “Bazı adımlar var ki kanun gerektirmeyen ve idari tasarruf yapılması gereken düzenlemelerdir. Bunları örnek verecek olursak; özellikle kayyum meselesi; Kayyımlarla ilgili şu anda bir kanuna ihtiyaç yok. Dolayısıyla sadece bir idari tasarrufla görevden el çektirilen belediye başkanları görevlerine iade edilebilir düşüncesindeyiz. Yine anayasa değişikliği gerektirmeyen bazı adımlar atılabilir. Toplumun beklentileri doğrultusunda da bu anayasal değişikliklerin yapılması gerekir” diye belirtti.
‘Arzumuz Ramazan’da bazı adımların atılması’
Türkiye’de birçok ırkın ve inancın birlikte yaşadığını ve herkesin eşit vatandaşlığı hissedebilmesi için anayasa değişikliğinin şart olduğunu kaydeden Bilici, “Eğer bu süreci zamana yaymaya kalkarsanız şüphesiz ki ulusal ve uluslararası bazı güçler bunu akamete uğratmak için çaba sarf edeceklerdir. Hal böyleyken bu rapor yayınlandıktan sonra burada bir an önce gerek müstakil yasa yapılması, gerek infaz düzenlemeleri ve demokratikleşme adımlarının atılması ile ilgili çalışmaların da ivedilikle başlaması gerektiğini düşünüyoruz. Bizim arzumuz bu Ramazan ayı içerisinde bu adımların en azından başlaması yönündedir” diye konuştu.
‘Türkiye aktif bir rol olmalı’
Bilici, sadece Türkiye’de değil Ortadoğu’da da sorunların olduğuna dikkat çekerek, “Yine coğrafyamızda, bölgemizde her gün yeni gelişmeler yaşanmakta. Hemen yanı başımızda İran’ın bir durumu söz konusu. Suriye’de henüz taşlar yerli yerine oturmamış iken Irak’ta da aynı durum var. Dolayısıyla bu süreçte sadece sınırlarımız içerisindeki bir çalışma yetmeyecektir. Bölgenin de huzura kavuşması lazım, barışın rüzgarlarının bölgede esmesi ve istikrarın tesis edilmesi gerekiyor. Bu açıdan Türkiye aktif Bir rol almalı. Hem sınırlarımız içerisinde hem sınır ötesindeki istikrarın, huzurun, barışın inşası için bütün siyasi partilerle birlikte özellikle iktidarın samimi ve zamanlama olarak da gecikmeden adımlar atması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘Kürtler ve ‘terör’ ifadeleri
Kürtlerin “terör” parantezi içerisinde ele alınmasının ve bu ifadenin kullanılmasının doğru olmadığını belirten Bilici, “Kaldı ki bu raporda da ‘terör’ ve Kürt ifadelerinin aynı cümle içerisinde geçmesinin doğru olmadığını savunuyoruz. Tabi ki ortak bir rapor çıkardığınızda amaç üzümü yemek ise bazı hususları da es geçmeniz gerekebiliyor. Çünkü her siyasi partinin kırmızıçizgileri, hassasiyetleri var. Kendi seçmenine vermesi gereken mesajlar vardır. Dolayısıyla siz ortak bir rapor çıkardığınızda da bire bir sizinle aynı düşünceye sahip veya raporunuzda sizin zikretmiş olduğunuz hususların tamamının yer alması mümkün olmayabiliyor” şeklinde konuştu.
‘Diğer maddelere ilişkin de öneriler olacak’
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çıkışları ile MHP’nin komisyonda takındığı tutumun çelişkili olduğunu belirten Bilici, “Bu konuda her ne kadar Sayın Devlet Bahçeli sürecin başlamasında ve gelinen aşamada önemli bir rol almış olsa bile MHP temsilcisi komisyon toplantılarının birinde ‘bizim kırmızıçizgilerimiz var’ dedi. Anayasa 66 ve 42’nci maddeleri ilgili ‘bunlar tartışılamaz, tartışılması söz konusu olamaz’ şeklinde ifadeleri de olmuştu. Ancak ben şunu söyleyeyim; Vatandaşlık tanımı bir etnik tanım değil. Sadece hukuksal bir tanımdır. Dolayısıyla değiştirilememesi, değiştirilmesinin teklif dahi edilememesi demokratik ülkelerde genel kabul görmeyen hususlardır. Eğer, toplumsal bir barış toplumsal bir kardeşlik isteniyor ise bu konularda da biraz daha esnek davranılması gerekiyor. Zaten anayasanın ilk dört maddesi ile ilgili hiçbir siyasi partinin itirazı veya değişikliği ile ilgili bir talebi yok. Ama diğer maddelerle ilgili elbette ki teklifler olacaktır, olmalıdır. En nihayetinde çağın gelişen sosyolojisini de göz ardı etmeksizin; bu tür tekliflere biraz daha müsamaha ve açık olmak gerektiğini düşünüyorum” diye konuştu.
‘Kardeşlik dilini kullanmalıyız’
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın PKK üzerindeki etkisine dikkat çeken Bilici, bu etkinin barışa giden yolda mihenk taşı öneminde olduğunu belirtti. Bilici, “Örgütün kurucusu olduğu için ve halen yaşıyor olduğu için Türkiye’de ve Suriye’deki SDG, PYD ve diğer yapıların da Türkiye’ye bir tehdit oluşturmaması, orada ki gelişmeler ve oradaki örgüt üzerinde de etkisinin olduğu değerlendirilmektedir. Hal böyle olunca biz ümitliyiz. Toplum ayrıştırılmadan birbirine yaklaşmanın yollarını aramalıyız. Biz siyasetçilere de düşen en büyük vazife budur. Kullandığımız dile çok dikkat etmemiz gerekiyor. Ayrıştırıcı bir dilden ziyade kardeşlik iklimini oluşturabilecek birleştirici bir dil kullanmamız gerekiyor” şeklinde konuştu.
‘Süreci akamete uğratmamak için sorumlu davranmalıyız’
Devlet yönetiminde bulunan bürokratların da dilini değiştirmesi gerektiğini belirten Bilici devamla şunları söyledi: “Bu süreci akamete uğratmadan süreci nihayete erdirmek üzere sorumlu davranmamız ve davranılması gerektiğini düşünüyorum. Bu tarihi bir süreçtir. Bu süreci heba etmememiz gerekiyor. Elbette ki 100 yıllık bir sorunu dünden bugüne çözümlemek çok kolay değildir ama bir irade ortaya konmuştur. Bu irade öyle ümit ediyoruz ki nihayete olumlu şekilde sonuçlanacaktır. Yeter ki biz bu ülke toprakları içerisinde yaşayan insanlar olarak bu kardeşlik hukukunu ve iklimini bozanlara karşı dimdik duralım ve her zamankinden çok daha fazla bölgedeki gelişmeleri de göz ardı etmeksizin bu bağlarımızı güçlendirmemiz gerekiyor.”
Haber: Ömer Güngör / MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































