6 Şubat depreminin üzerinden 3 yıl geçti ancak depremin izleri caddelerden, yollardan, yıkıntılardan, konteynerlardan, inşaat görünümünden fışkırmaya devam ediyor. Semsûr Tabip Odası Doç. Dr. Erdal Yavuz, üçüncü yılda gelinen noktayı “iyileşmeyen bir travma” olarak tanımlarken, TTB’nin verileri ise başta Semsûr olmak üzere depremin vurduğu kentlerde yeni doğan ve 5 yaş altı ölüm hızının üst seviyelerde olduğunu gösteriyor
Şirin Bayık
Semsûr’da zaman 6 Şubat 2023’te durdu. Aradan geçen üç yıla rağmen kent hala yarım, hala güvencesiz, hala yasta. Yıkıntılar, konteynerler ve bitmeyen inşaatlar yalnızca fiziki bir tabloyu değil, toplumsal bir ruh halini de anlatıyor. Kentin havasında ağır bir yas dolaşıyor. Sokaklarda acele, trafikte öfke, insanlarda tükenmişlik hissi hâkim.
Mezarlıklarda ağıtların dinmediği Semsûr’da son üç yılda insanların sarıldığı tek şey toplumsal dayanışma. Depremin 3. yıldönümünde bir yandan o dayanışmanın verdiği teskin bir yandan adalet taleplerinin yanıtsız kalmasının verdiği öfke iç içe geçti. Zamanın 6 Şubat’ta asılı kaldığı kentte insanlar bir kez daha ‘Unutmak, affetmek, helalleşmek yok’ diyerek yürüdü. Bir gecede on binlerce yaşamın yitirildiği gerçeği ile gerçekleştirdi anmayı. İhmallerin cezalandırılmadığı, tek kişinin bile kendini bu ihmallerden sorumlu tutarak koltuğundan ayrılmadığı gerçekliği ile yasını devam ettirdi. Saatler 04:17’yi gösterdiğinde yitirdikleri canlar için gözyaşları dökülürken, bir kez daha adaletsizlik çöktü kente. Diyanet’in hazırladığı sela ve hayır duaları okunurken, o cümlelerin içerisinde tek bir özür bulunmuyordu. Ne yardımın geç geldiğine dair, ne Kızılay’ın çadır satmasına dair, ne insanların cenazesini koyacakları poşet bulamamasına dair. 53 binden fazla insanın bir gecede yaşamdan koparılmasına, yüzbinlerce insanın yaşamının bir daha dönüşü olmayacak şekilde değişmesine bir kez daha ‘Asrın felaketi’ denildi. Halkın öfkesinin dinmediği yetkililere şükranlar sunuldu. Anmanın ve konuşmanın ardından binlerce depremzede sessizce sokakların birbirine karıştığı kentin loş caddelerinin arasından kayboldu.
Yeni doğan ve 5 yaş altı ölümler arttı
3 yılda TOKİ’lerin inşaatları dışında bir değişimin olmadığı kentin çehresi sadece 6 Şubat gecesine bakıyordu. Depremin 3. yılına dair birçok sendika ve platformun birlikte hazırladığı bir açıklamada, TTB Merkez Yürütme Kurulu üyesinin şu tespiti ise dikkat çekiciydi; “Yaptığımız tespitlere göre deprem kentleri yeni doğan ve 5 yaş altı ölüm hızının en yüksek olduğu kentler arasında. Özellikle Adıyaman bu kentlerin başında geliyor.” Deprem, Semsûr’da geçmiş bir felaket değil, bugünü belirleyen, yarını ise belirsizleştiren kalıcı bir gerçekliğe dönüştü. Semsûr Tabip Odası Doç. Dr. Erdal Yavuz ise üçüncü yılda gelinen noktayı “iyileşmeyen bir travma” olarak tanımladı.
Hala konteynerde sağlık hizmeti veriliyor
Yavuz, depremden sonra sağlık sisteminin kalıcı biçimde zedelendiğini belirterek, “Üç yıl geçti ama insanlar hâlâ konteynerlarda sağlık hizmeti alıyor. Yeni doğmuş bir bebek, 10 metrekarelik soğuk ve imkânları kısıtlı bir konteynerde aşılanıyor” dedi.
Deprem sonrası deneyimli hekimlerin büyük bölümünün ise kentten ayrıldığını belirten Yavuz, “Uzman hekimlerin neredeyse tamamı gitti. Zorunlu hizmetle atananlar da ilk fırsatta deprem bölgelerinden ayrılıyor” ifadelerini kullandı.
Psikososyal çöküş
Bunun nedenlerine ilişkin de konuşan Yavuz, kentin tamamının bir inşaat alanına dönüştüğünü vurgulayarak teslim edilen konutların da ciddi sorunlar barındırdığını dile getirdi. Yavuz şöyle dedi: “Teslim edilmiş ama yolu yok. Teslim edilmiş ama doğalgazı yok. Teslim edilmiş ama oturulacak durumda değil. ‘Ama’lı bir yaşam, insanlarda ciddi psikolojik sorunlara yol açıyor.”
Öte yandan inşaatların yarım bırakıldığını, firmaların ek ücret talep ettiğini de söyleyen Yavuz, bu belirsizliğin halk üzerindeki baskıyı daha da artırdığını ifade etti.
Ayrıca depremin ilk dönemlerinde intihar eğiliminin öne çıktığını hatırlatan Yavuz, bugün ise şiddetin daha görünür hale geldiğini belirterek, “Trafikte yollar kullanılamaz durumda. İnsanlar sürekli bir yere yetişme telaşında. Hoşgörü azaldı, öfke arttı. Bugün başkasına zarar verme, kavga ve şiddet vakaları ciddi biçimde yükseldi” dedi.
Madde kullanımı, iş kazaları ve artan intiharlar
Deprem sonrası gençler arasında madde kullanımının alarm verici düzeye ulaştığına dikkat çeken Yavuz, “İş kazaları ve adli olaylara bağlı ölümlerde artış görünüyor. 2022’ye kıyasla deprem bölgelerinde iş kazaları dört kat arttı. 2024-2025 verileri, adli olaylara bağlı ölümlerin yüzde 80 oranında yükseldiğini gösteriyor” diye konuştu.
Yavuz, devamında, deprem bölgelerinde beklenmedik ölümlerin arttığını belirterek “Normalde psikiyatrik tanısı olan bireylerde görülen intihar vakaları, deprem bölgelerinde daha önce hiçbir psikiyatrik öyküsü olmayan insanlarda da görülüyor. Bu, depremin yarattığı psikolojik baskının ne kadar ağır olduğunu gösteriyor. Mezarlık ziyaretlerinde hala ağıtlar yükseliyor. Kent normalleşemedi. Uzun yas hali, intiharları ve ruhsal çöküşü besliyor” diye konuştu.
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































