ADEM YAVUZ ARSLAN | YORUM
Türkiye’de bazı isimler vardır; unvanıyla değil, üstlendiği rolle anılır. Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek de o isimlerden biri. Onun hikâyesi klasik bir yargı kariyeri değil. Adalet dağıtan, babacan “Reis Bey” profili hiç değil! Daha çok kritik anlarda devreye giren, siyasi fay hatlarının tam üstünde konumlanan bir isim.
Neden böyle bir hükme vardığımı düşünen varsa biraz hafızaları tazeleyeyim; 2017’den itibaren İstanbul’daki tabloya bakalım.
Tahliye edilen gazeteciler aynı gece başka bir soruşturmayla yeniden tutuklanıyor. 52 saniye yayında kalan bir tweet “terör propagandası” sayılıyor. Bir gün önce tahliye edilen avukatlar, ertesi gün başka bir heyetle tekrar cezaevine gönderiliyor. Berkin Elvan’ın cenazesine katıldığı için aylarca tutuklu yargılanan bir öğrenci… “Bu suça ortak olmayacağız!” bildirisine imza attı diye ceza alan akademisyenler…
Gezi davasındaki ağır kararlar… Gazeteci Can Dündar’a verilen cezalar, mal varlığına el koyma kararları… Anayasa Mahkemesi kararının uygulanmaması…Enis Berberoğlu, Sırrı Süreyya Önder davaları. Dink Davası’nda yaşanan hukuk katliamları…. Canan Kaftancıoğlu’nun yargılanması vs…
Hepsinde aynı dikkat çekici imza var; Akın Gürlek!
Bu durum artık “hukuki takdir” meselesi olmanın çok ötesinde. Bunlar tek tek dosyalar değil. Bir zihniyetin izdüşümü.
15 Temmuz’u yerli yerine oturtmadan
15 Temmuz sonrası kurulan yeni-tek adam düzeninde en kritik araç ‘sandık’ değil, medya değil; yargı oldu…
Çünkü yargı hem cezalandırır hem mesaj verir. Hem tasfiye eder hem korku üretir. İktidar için en etkili araç, hukuki görünümlü siyasi müdahaledir. Bu yüzden o kumpas gecesi önce Saray’a biat etmeyecek, kirli projelerde görev almaya gönülsüz hakim ve savcılar hemen açığa alındı ve tutuklandılar.
Bir başka ifadeyle Akın Gürlek gibilere yer açmak için tasfiye edildiler. Nitekim Akın Gürlek’in kariyer basamakları tam da 15 Temmuz rejiminin ruhuna uygun şekillendi. Hep “operasyonel” dosyalar. CHD davaları, Selahattin Demirtaş ve Sırrı Süreyya Önder kararları, Canan Kaftancıoğlu dosyası, Sözcü davası, MİT TIR’ları, Gezi… Ardından terfi. Önce Adalet Bakan Yardımcılığı sonra İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı.
Başsavcılık döneminde tablo daha da netleşti. Muhalefet belediyelerine yönelik operasyonlar. Esenyurt, Beşiktaş, ardından İstanbul Büyükşehir Belediyesi. Tweetler nedeniyle açılan soruşturmalar. Gazetecilere yönelen davalar. “Terörle mücadelede görev alanları hedef göstermek” kalıbının rutinleşmesi.
Bu artık refleks değil, dizayn. Bir proje ve Akın Gürlek o projenin yürütücüsü.
Siyasetin yargılaşması!
Bir belediye başkanı hakkında soruşturma açıldığında sadece o kişi yargılanmıyor; seçmeni de hizaya çekiliyor. Bir gazeteci hakkında dava açıldığında sadece o susturulmuyor; meslektaşlarına da “Sıradaki sizsiniz!” mesajı veriliyor. Yargı uzun süredir siyasallaşmıştı. Son dönemde yaşanan başka bir şey: Siyasetin yargılaşması.
Sandıkta çözülemeyen hesapların mahkeme salonlarına taşınması.
Meclis’te yaşanan kavga bu yüzden sıradan bir gerilim değildi. Tartışılan sadece bir atama değildi; yargının siyasetin merkezine yerleştirilmesiydi. Devir teslim töreninde patlayan “koltuk krizi” de bu resmin sembolik bir yansımasıydı. Protokol düzeni, oturma planı, kimin nerede duracağı üzerinden yükselen tansiyon, gücün nasıl algılandığını gösterdi. Artık mesele hukuk değil; konum, mesafe, yükseklik.
O törende tartışılan sandalye yüksekliği değil, hukukun ne kadar alçaltıldığıydı.
Kamuoyunda alaycı bir biçimde dolaşan bir soru var: “Akın Gürlek’in bir boy takıntısı mı var?”
Sorunun kendisi bile atmosferi anlatıyor. Fiziksel boy değil mesele. Siyasetin yargı üzerindeki gölgesinin ne kadar büyüdüğü.
Bir yargıcın kendisini eleştiren gazetecilere dava açması, hakkında yazı yazanlara soruşturma başlatılması, siyasetçilerle mahkeme koridorlarında hesaplaşması güçlü yargı göstergesi değildir. Güçlü yargı eleştiriden korkmaz. Güçlü yargı Anayasa Mahkemesi kararını uygulamamak için yol aramaz. Güçlü yargı, bir gün önce verilen tahliye kararını ertesi gün tersine çevirmek için özel düzenek kurmaz.
Yargı iktidar üretmek için var!
Bugün mesele tek bir isim değil. Mesele şu: Yargı adalet üretmek için mi var, iktidar üretmek için mi?
Eğer yargı bir projenin parçasına dönüşmüşse, o projenin hedefi bellidir: Muhalefetsiz bir siyaset, sorgusuz bir medya, itaatkâr bir toplum. İşte Akın Gürlek’in Adalet Bakanı yapılması bu projede altın vuruşu yapmak içindi.
Geçmiş olsun Türkiye!
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































