Rojava’ya dönük saldırılarda ‘ana akım’ medyanın rolünü değerlendiren gazeteci İrfan Aktan, ‘İktidarın siyasi projesine göre söylem üreten bir medya var. Halkı bilgilendirmekten ziyade daha çok iktidar programının sözcüsü gibi ya da onun halka aktarılması görevi üstelenmiş durumda’ dedi
Türkiye ana akım medyasının HTŞ, DAİŞ ve Türkiye’nin desteklediği paramiliter güçlerin Rojava’da Kürtlere dönük saldırılarını olumlu noktadan görerek izlediği yayıncılık, medyanın “gerçekle”, “gerçeğin kurgusunda” oynadığı rolü bir kez daha tartışmaya açtı. Ana akım medyanın saldırılarla birlikte zalimin mazlum, mazlumun zalim olarak tanımladığı bu yeniden üretim sürecinde, sivillerin katledilmesi, göçertme, talan, kaçırma, soğuktan ölen çocuklar, açlık ve toplu bir katliamla karşı karşıya kalma gibi hiçbir insani öğeye yer verilmedi. Ana akım medya, on yıllardır gerçekliği ters yüz eden bu diliyle şekillenmiş geniş toplumsal kesimlerin huşu halindeki saldırı desteğini, yer yer gerçekliğin kurgusal sunumuna ihtiyacı da ortadan kaldırdı.
Yaşananlar Türkiye’nin ana akım medyanın süregelen gerçekliği örten perdesi yeniden medyanın rolünü yeniden tartışmaya açtı. Gazeteci İrfan Aktan, ana akım medyanın bu süreçte, Rojava’da yaşananları haberleştirmekten çok devletin resmi söylemini yeniden üreten bir propaganda aygıtı işlevi gördüğünü söyledi.
İrfan Aktan, haberlerin dilin saldırıları meşrulaştıran, Kürtlerin öz yönetim iradesini hedef alan politikaları yeniden üreten bir kurulduğunu söyledi. Türkiye’de “ana akım” olarak adlandırılan medyanın hakikatle bağının koptuğunu söyleyen İrfan Aktan, “Medya iktidarın savaş politikalarını ve merkeziyetçi programını yeniden üreten bir propaganda aygıtına dönüşmüş durumda. Suriye ve Rojava’ya yönelik saldırılar karşısında kullanılan militarist ve anti-Kürt dilin toplumsal bölünmeyi derinleştiriyor. Ana akım medyada yürütülenler yalnızca sahada değil, hakikate karşı da bir savaştır” diye konuştu.
‘Hakikati perdeleyerek aktarıyor’
Türkiye’deki bilindik anlamda bir ana akım medyanın olmadığını savaş medyası ve iktidar medyası olduğunu ifade eden İrfan Aktan, “İktidarın siyasi projesine göre söylem üreten bir medya var. Dolayısıyla Türkiye’de ana akım olarak bilinen medya halkı bilgilendirmekten ziyade daha çok iktidar programının sözcüsü gibi ya da onun halka aktarılması görevi üstelenmiş durumda. Dolayısıyla hakikati iktidarın süzgecinden geçirerek aktarıyorlar. Ve bu durum sadece Kürt sorunu konusunda değil, bu, bir trafik kazası ve hatta hava durumu aktarılırken bile böyledir. Yani bir iklim krizi bağlamında yoğun yağış yaşanıp sel olduğunda eğer o sel iktidarın belediyesinde ise başka türlü aktarılır, muhalefetin belediye veya sahasında yaşandığında başka türlü aktarılır. Eğer iktidarın belediyesinin olduğu bir şehirde bir sel felaketi olmuşsa bu bir doğal affet olarak adlandırılır. Eğer muhalefetin belediyesinin olduğu bir şehirdeyse bu belediyenin zafiyeti olarak aktarılır. Yani daha çok hakikati değil, hakikati perdeleyerek aktarılıyor” ifadelerini kullandı.
‘Medyanın içinde olduğu krizi ve çıkmazı da gösteriyor’
Türkiye’de iktidar medyanın önemli bir kısmına ele geçirdiğini ve alternatif medyayı her türlü araçla baskılaması medyada çeşitliliği ortadan kaldırdığını belirten İrfan Aktan, “Doğal olarak toplumsal ve siyasal kutuplaşma da medya alanına da sirayet etti. Ve herkes artık kendi mahallesinin veya siyasetinin gazeteciliğini yapıyor. Bu da hakikatlere objektif yaklaşılmasını imkânsız hale getiriyor. Yani hakikat, hakiki gerçeklik sizin nereden baktığınıza göre değişmez, değişmemeli. Yorum değişebilir; ama hakikatin kendisi bu kadar değişken olamaz. Doğal affet meselesinde bile bu kadar değişken olan bir medya dilinin kullanılması, aynı zamanda medyanın içinde olduğu krizi ve çıkmazı da gösteriyor” şeklinde konuştu.
‘Çok ciddi bir bölünme ve tehlikeli bir eşik demeğe işaret ediyor’
Suriye’de özellikle 6 Ocak’tan itibaren Rojava’ya yönelik saldırılar karşısında Türkiye’deki medyanın kullandığı savaş diline Şam’ın bile yetişemediğine vurgulayan İrfan Aktan, “Fakat buradaki temel mesele şu: Türkiye’deki ana akım medya her zaman militaristi her zaman apoletliydi; fakat belli konularda yine dikkat edilirdi. Özellikle etnik kimliklere yaklaşım konusunda bunun hassasiyetini gözetmek zorunda olduklarını hissediyorlardı. Şimdi artık o ahlaki bariyer bile büyük ölçüde tahrip olmuş durumda, dolayısıyla anti-Kürt bir söylem nerede sosyal medyadaki gibi gazetelerde, televizyonlarda kullanılabiliyor. Şimdi vardığımız o tehlikeli aşama kısmı Kürt karşıtı, Alevi karşıtı, Ermeni karşıtı yani Suriye için söylüyorum; oradaki diğer etnik işte Dürzi karşıtı söylem hiç olmadığı kadar filtresiz bir biçimde kullanılıyor. Bunun toplumsal karşılığı tabi ki çok ciddi bir bölünme ve tehlikeli bir eşik demeğe işaret ediyor” diye belirtti.
‘Merkeziyetçi rejimler Kürtlere karşı ortaklaşıyor’
İrfan Aktan sözlerine şöyle devam etti:
“Bir Kürt gazeteci olarak meseleye baktığımda uluslararası güçlerin Ortadoğu’da azınlıklara farklı inançlara, etnik gruplara özen gösteren onların haklarını teslim eden ademi merkeziyetçiliğe yük olarak gören bir yaklaşım var. Aynı şey bölge devletleri içinde geçerli. Türkiye, İsrail, Suudi Arabistan ve körfez ülkeleri de kendi kontrollerinde ya da daha rahat ilişki kurabilecekleri merkeziyetçi yapılar istiyorlar. Kürtlere dönük saldırılar ve ittifaklar bu nedenle başladı. Türkiye’nin niyeti geleneksel dörtlü ittifakı geri çağırmak ve Sadabat Paktı’nı yeniden kurmaktır. Irak, İran, Suriye ve Türkiye’nin anti-Kürtlükte birleştikleri bir zemin vardı. Bu zemin 2003’te Irak işgali ve Güney Kürdistan’ın federasyona kavuşmasıyla bir ayağı kırıldı. Suriye’de Rojava’nın özellikle 2013-2014’ten sonra IŞİD’İN gerilmesinden dolayı Suriye de de bu ayak büyük ölçüde tahrip oldu, şimdi İran açısından çanlar çalıyor ve Türkiye bu üç devletin merkeziyetçi yapısının zaafa uğramasının Kürtler açısından daha rahat hareket edebilir alan açtığını gördüğü için bunun önüne set açıyor. Suriye de o yüzden Şam’ı destekliyor; fakat burada da bir dilemma var, güçlü bir Şam bir süre Türkiye’ye tabi olabilir. Türkiye, Kürtlere karşı Şam’ı desteklerken yarın öbür gün Şam’la nasıl baş edebileceğini bilemeyecek duruma gelebilir. Çünkü Şam sadece Türkiye’nin etkisi altında değil Amerika’nın, Avrupa’nın ve esas olarak da Körfez ülkelerinin etkisi altında bir Şam var.”
‘Etnik çatışma tehlikesi devam ediyor’
6 Ocak’tan itibaren İsrail ve Şam’ın güvenlik anlaşmasıyla birlikte Kürtlere yönelik saldırıların zemini ortaya çıktığını hatırlatan İrfan Aktan, şunları dile getirdi:
“Türkiye bunu bir fırsat olarak gördü ve nihayet SDG kendi bölgelerine çekilmek zorunda kaldı. Şimdi 29-30 Ocak anlaşmasıyla yeni bir sürece girildi. Bu süreç Kürtler açısından ideal bir nokta değil, Şam açısından da ideal bir nokta değil; zaten askeri müşterekte anlaşılmış olması bile büyük bir etnik çatışmayı şimdilik ihtimal dışı bırakmış durumda. Fakat yine de tehlike devam ediyor. Özellikte Türkiye’nin Suriye’de bir iç savaşa gidilmemesi konusunda sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Aksi takdirde sonucu herkes için felaket ve yıkım olabilir. Suriye’de Esad döneminde bile olmadığı kadar etnik çatışma tehlikesi var. Bu tehlikenin giderilmesi Araplar ve Kürtler arasındaki itilafların derinleştirilmemesi gerekiyor. Aksi halde hiç kimsenin öngöremeyeceği bir tablo olacağı ne yazık ki ihtimal dahilinde.”
‘Hakikatin bir süse bir makyaja ihtiyacı yok’
Kürt halkının tarihi bir dönemden geçtiğini belirten İrfan Aktan, “Bir Kürt gazeteci olarak, çok zor zamanlarda hakikati aktarmak için daha fazla çalışılmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu ağır risklere rağmen sahada gazetecilik yapan arkadaşlarımız, meslektaşlarımız var. En önemlisi bu savaş sadece sahada yürütülmüyor, hakikate karşı da bir savaş yürütülüyor. Bizim buna karşı hakikati olduğu gibi aktarma görevimiz var. Hep söylediğim gibi hakikati allayıp pullamaya sloganlarla desteklemeye gerek yok. Hakikat her zaman ezilenin yanındadır, mazlumun yanındadır. Dolayısıyla bir hakikati aktardığımızda mazlumların mağdurların ezilenlerin sesini de aktarmış oluruz. Hakikatin bir süse bir makyaja ihtiyacı yok. Biz de bu hakikati perdelemeden aktarmakla görevliyiz” dedi.
Kaynak: MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































