HASAN CÜCÜK | HABER PORTRE
Fenerbahçe’nin transferde el sıkıştığı öne sürülen Fransız futbolcu N’Golo Kante oynadığı futbolla dünyanın sayılı orta saha oyuncularından biri oldu. Paris’in banliyölerinden çıkan 168 santimetrelik ‘küçük dev’. Saha içinde devleşen, saha dışında ise görünmez olan biri o.
O, fazlasıyla gerçek. Gösterişten arınmış oyunu, sessiz duruşu ve etrafına fark ettirmeden yayılan o derin aura ile… Küçük bir bedenin içine sığdırılmış kocaman bir etki. Ayaklarının yerle temasını kestiği tek an, yeşilin üzerinde süzüldüğü o büyülü dakikalar.
Onu en iyi, etrafındakiler anlatır. Çünkü Kanté, kalabalıkların içinde bile görünmeden var olabilen nadir insanlardan biridir. Sahada ise tam tersidir; oyunun kalbinin attığı yere sessizce yerleşir. Oyunun nereye akacağını önceden hisseden bir sezgisi vardır. Ne zaman hamle yapacağını ne zaman bekleyeceğini bir an bile tereddüt etmeden bilir. Oyun onunla akar, rakip onunla durur.
Kanté, dokunduğu herkesi iyileştirir. Fransa Milli Takımı’nda da böyledir, Chelsea’de de Leicester’da da Al-Ittihad’da da. Kendini öne çıkarmaya çalışmadan, neredeyse yok olarak oynar. Futbol zekâsı olmasa, varlığı bile fark edilmeyebilir. Ama işte tam da bu yüzden vazgeçilmezdir.
Birçok futbol otoritesinin gözünde dünyanın en büyük defansif orta saha oyuncusu. Sahada dolaşırken sanki çimlere basmaya kıyamıyormuş gibidir. Sessizdir, görünmezdir ama her yerdedir. Bir hava yastığı gibi süzülür; geçtiği yerde gürültü değil, denge bırakır. Çimenler bile onun yoluna boyun eğer.
Paris’in eteklerinde, asfaltın çocukların dizlerine iz bıraktığı, hayallerin çoğu zaman betonla sınandığı sokaklarda büyüdü. Anlatılan karanlık banliyö masallarının aksine, Kanté’nin çocukluğu Rueil-Malmaison’da, görece daha sakin ve düzenli bir çevrede geçti. Yine de o sokaklar, ona yere sağlam basmayı öğretti.
Ailesi, o daha dünyaya gelmeden yıllar önce Mali’den Fransa’ya göç etmişti. Ve kader, adını yavaş yavaş yazıyordu. Futbol, onun dili oldu. Gençlik yılları Boulogne’da şekillendi, Caen’de olgunlaştı. Sonra denizi aşan bir masal başladı: Leicester City. 2015–16 sezonunda imkânsız denilen bir şampiyonluk yaşandı. Kanté, parayla ölçülmeyen ama sahada hissedilen değerin adı oldu.
Chelsea’de de değişen bir şey olmadı. Yine sessizdi, yine belirleyiciydi. Yeni bir şampiyonluğun görünmeyen mimarı oldu. Eric Cantona’nın 1992’de Leeds ile, bir yıl sonra Manchester United ile başardığı gibi: üst üste şampiyonluk. Bunu Premier Lig tarihinde yaşayan ‘ikinci oyuncu’ oldu.
Onu anlatan tek kelime varsa, o da mütevazılıktır. Kazandı, hak etti, ama değişmedi. Gösterişli hayatlardan çok sade seçimleri sevdi. Kalbi bir Austin Mini’de attı, takım arkadaşları hızın ve ihtişamın peşindeyken. “Arabalar benim için pek bir şey ifade etmiyor,” demişti bir keresinde, “Mini’m dışında.”
Kameralar karşısında bakışları hâlâ çekingen. Merkezde olmak ona göre değil. O, merkezde olmayı sahada yaşar. Ceza sahasından ceza sahasına uzanan bitmeyen bir yolculukta, nefesiyle oyunu ayakta tutan bir dinamodur.
O, aslında sıradan görünen ama kimseye benzemeyen biri. Fransa Milli Takımı’nda sırtında 13 numara vardı; uğursuz denilen o rakam, onun üzerinde sadece dengeyi ve sadeliği simgeledi.
Fransa Milli Takımı’yla 2018 Dünya Kupası kazandı. Kulüp kariyerinde UEFA Şampiyonlar Ligi, UEFA Avrupa Ligi, UEFA Süper Kupası, FIFA Kulüpler Dünya Kupası, Premier Lig ve Suudi Arabistan Pro League şampiyonlukları yaşadı.
Her zaman yüzünde duru gülümseme var. Kışkırtmalara, sertliğe, haksızlığa sırtını dönebiliyor. Ve hâlâ, egoların bağırarak var olmaya çalıştığı bir oyunda, sessizce kendisi olmayı başarıyor.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





























