AHMET KURUCAN | YORUM
“Kendine ihanet eden adamdan her türlü kötülük beklenir.”
Ahmet Altan’ın bir roman cümlesi olarak kurduğu bu ifade, aslında insan psikolojisine ve ahlaka dair çok daha geniş bir hakikate işaret eder. Çünkü insanın başkasına yönelttiği kötülük, çoğu zaman kendi içinde çözemediği bir çatışmanın dışavurumudur. Kendisiyle bağını koparan, vicdanıyla irtibatını zedeleyen bir zihin, zamanla dış dünyayla kurduğu bütün ilişkileri de bozacaktır.
Psikoloji bu noktada nettir: İnsan, kendi iç tutarlılığını kaybettiğinde, bu kaybı telafi etmek için dışarıya saldırır. Kendi hatasıyla yüzleşemeyen, kendi çelişkisini kabullenemeyen kişi, suçu sürekli başkalarında arar. Kendine ihanet, tam da bu kopuş anında başlar. İnsan, bildiği doğruyla yaşadığı hayat arasındaki mesafeyi kapatamadığında, o mesafeyi ya inkârla ya da saldırganlıkla doldurur.
Bu durum bireysel düzeyde olduğu kadar, iktidar ilişkilerinde çok daha yıkıcı sonuçlar üretir. Güç, insanın içindeki ahlaki zaafları büyüten bir imkân alanıdır. Ahlaki merkezini kaybetmiş bir iktidar, yalnızca yanlış yapmaz; yanlışı sistemli hâle getirir. Kötülük artık bir öfke patlaması değil, bir yönetim biçimi olur. Bürokratikleşir, rasyonelleşir ve sıradanlaşır.
Tam da burada, Hz. Peygamber’in (sas) münafıklık alametlerini sayarken kullandığı şu ifade son derece çarpıcıdır: “Münafığın alameti dörttür…” buyurur ve son vasıf olarak şunu ekler: “Ve izâ hâsama fecere.” Yani: Düşmanlık yaptığında sınır tanımaz; kural, ilke, ölçü gözetmez.
Bu cümle, ahlakî çözülmenin nihai aşamasını tarif eder. Artık mesele bir hak arayışı değildir; mesele karşı tarafı bütünüyle ezmek, yok etmek, susturmak hâline gelmiştir. Bu noktada hukuk bir araçtır, dil bir araçtır, medya bir araçtır; ama hiçbiri amaç değildir. Amaç, düşman ilan edilen kişiyi insanlıktan çıkarmaktır.
Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik yıllardır süren bitmek bilmeyen operasyonları bu çerçevede okumak gerekir. Elbette bu sürecin siyasi, sosyolojik ve uluslararası boyutları vardır. Ancak bütün bu faktörlerin üzerinde, onları mümkün kılan derin bir ahlakî kopuş durmaktadır. Kendine ihanet etmiş bir zihin, karşısındakini artık hukuk öznesi olarak görmez. Onu bir tehdit, bir virüs, bir temizlik nesnesi gibi algılar. İşte “ve izâ hâsama fecere” tam olarak bu hâli yansıtır.
Bu noktadan sonra kötülüğün sınırı kalmaz. Dün birlikte yol yürüdüklerini bugün düşman ilan etmekte bir beis görülmez. Dün savunulan değerler bugün alay konusu yapılabilir. Çünkü asıl problem, dışarıdaki düşman değildir; içeride bastırılan vicdandır. O vicdan susturuldukça, kötülük dozu artar. Operasyonların bitmemesi, çoğu zaman bu iç huzursuzluğun bitmemesidir.
Dikkat edilirse bu kötülük, çoğu zaman büyük öfke nöbetleriyle değil; sakin bir yüz ifadesiyle, resmi yazılarla, “Gereği yapılmıştır!” cümleleriyle icra edilir. “Kötülüğün sıradanlığı” denilen şey tam da budur. İnsan, kendine ihanet ettiğinde, yaptığı şey artık ona ahlaki bir problem gibi görünmez. O sadece “işini yapıyordur.”
Hizmet insanlarının yaşadığı travmanın derinliği de burada yatar. Karşı karşıya kaldıkları şey bir anlık haksızlık değil; süreklilik kazanmış, sistematik ve ölçüsüz bir düşmanlıktır. “Neden hâlâ bitmedi?” sorusu, bu yüzden sadece politik değil; varoluşsal bir soruya dönüşür. Çünkü fecir, yani sınır tanımazlık, durmayı bilmez. Durmak, yüzleşmeyi gerektirir.
Bu yazının amacı bir öfke biriktirmek değildir. Aksine, olan biteni ahlaki ve psikolojik bir zeminde anlamlandırarak, insanın kendi merkezini koruyabilmesine katkı sunmaktır. Hizmet mensuplarının önündeki en büyük imtihanlardan biri şudur: Kendilerine yapılan ihanet karşısında, kendilerine ihanet etmemek. Yaşananlar insanı sertleştirebilir; ama insan, kendi değerleriyle bağını koparmadığı sürece yenilmiş sayılmaz.
“Kendine ihanet eden adamdan her türlü kötülük beklenir.” cümlesi, bu yönüyle bir teşhisten çok bir uyarıdır. Ve “ve izâ hâsama fecere” ifadesi, bu uyarının dinî ve ahlakî çerçevesini çizer. Sınır tanımayan düşmanlık, yalnızca karşısındakini değil; sahibini de içten içe tüketir.
Belki de bugün en çok ihtiyaç duyduğumuz şey budur: Olan biteni kişiselleştirmeden ama sıradanlaştırmadan; ahlaki bir mesafeyle ve zihinsel bir berraklıkla okuyabilmek. Çünkü kendine ihanet etmeyenlerin en büyük gücü, her şeye rağmen kendi sınırlarını ve değerlerini koruyabilmeleridir.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





























