CUMALİ ÖNAL | ANALİZ
Maduro’yu koltuğundan indirmek için her yola başvuran Trump, şimdilerde Venezuela liderine adeta, “Türkiye’de keyifli bir sürgün” vaadi sunarak onu ikna etmeye çalışıyor. Ancak aralarındaki bazı karanlık ilişkilere rağmen Maduro gerçekten Erdoğan’a sırtını yaslayabilir mi?
Medya kuruluşlarında ve sosyal medya platformlarında, ABD ablukasındaki Venezuela diktatörü Nicolas Maduro’nun anlaşma karşılığı Türkiye’ye kaçmasına izin verileceğine dair çok sayıda paylaşım var. Son olarak önceki akşam ABD‘li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, “Türkiye ve İran’ın yılın bu zamanlarında çok güzel olduğunu duydum…” paylaşımıyla Maduro’nun Türkiye’ye gideceğine dair imada bulundu.
Washington Post gazetesi’nde 27 Kasım’da yayınlanan, “Maduro’nun Türkiye ile bağları olası sürgüne giden yolu kolaylaştırabilir.” başlıklı makalede ise Maduro ve Erdoğan arasındaki yakın ilişkiler ve Venezuelalı liderin kirli işlerinden dolayı Türkiye’nin Maduro için ideal bir destinasyon olabileceği öne sürüldü.
Kanıtlanmış petrol rezervlerinde dünyanın zirvesinde olan Venezuela, ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşlarının kızışmasıyla birlikte daha fazla Trump’ın hedef tahtası haline geldi; Maduro’yu “uyuşturucu trafiğinin merkezindeki bir diktatör” olarak adlandırarak, Karayibler’den askeri abluka başlattı. Maduro ise kimi zaman direksiyon başında şov yaparak, kimi zaman salsa figürleriyle meydan okuyarak siyasi krizi bir mizansen hâline getirmeye çalışıyor.
İnsanlığa karşı suç işlemekle suçlanan Maduro, Tayyip Erdoğan’la birlikte görülüyor.
Ancak Trump bu kez ciddiyetini göstermek için düğmeye bastı: Venezuela’yı hem havadan hem denizden kuşatma altına aldı. Bir yandan “Her an operasyon olabilir” mesajı veriyor, diğer yandan yaptığı telefon görüşmeleriyle Maduro‘yu koltuğundan indirmeye yönelik baskısını artırıyor.
Şimdilik Maduro’nun akıbetini öngörmek kolay değil. ABD’nin Venezuela topraklarına bir kara harekâtı düzenlemesi pek kolay görünmüyor; Afganistan ve Irak deneyimleri, kısa vadede sonuç almanın kolay olmadığını gösterdi. Ayrıca bu iki ülkede yönetime karşı eğitilen pek çok azınlık grup vardı. Bu nedenle Washington öncelikli olarak, Maduro’yu masaya oturtup pazarlık yoluyla ya da korkutarak iktidardan çekilmeye ikna etmeye çalışıyor.
Fakat bu pazarlığın bir parçası olarak Türkiye’nin bir “sürgün durağı cennet” olarak önerilmesi akla yatkın değil. Çünkü devreye hem Türkiye’nin kırılgan jeopolitiği hem de Erdoğan’ın öngörülemez siyasi manevraları giriyor. Türkiye her ne kadar zaman zaman Batı karşıtı bloklarla flört etse de hâlâ NATO üyesi ve Batı ittifakının bir parçası. Dolayısıyla ABD ya da Avrupa’dan gelecek en küçük baskıda Erdoğan’ın bir Maduro’yu koruma iradesi göstermesi hayli zor. Rahip Brunson ve Deniz Yücel vakalarında olduğu gibi, Erdoğan’ın baskı karşısında hızla geri adım atabilme geçmişi de bunu teyit ediyor.
Üstelik Erdoğan’ın Mısır’dan BAE’ye, Rusya’dan Suudi Arabistan’a kadar birçok ülke ile yaptığı ani politika dönüşleri hatırlandığında, Maduro’nun Türkiye’yi güvenli bir liman olarak görmesi için rasyonel bir gerekçe kalmıyor. Trump, Türkiye’yi belki geçici bir ara durak olarak önerebilir; fakat nihai destinasyonun Rusya gibi başka bir ülke olması daha gerçekçi.
Maduro’nun Türkiye’de altınlarının, uyuşturucu trafiğinden elde ettiği iddia edilen paralarının bulunduğuna dair söylentiler doğru olsa bile, Türkiye Maduro için mantıklı bir seçenek hâline gelmiyor. Çünkü Türkiye’de yakalanması ya da iade edilmesi durumunda yalnızca özgürlüğünü değil, servetinin tamamını da kaybetme riski var.
Şu anda Ukrayna savaşı nedeniyle zor durumda olan Rusya, Trump’ı kızdıracak adımlardan kesinlikle kaçınıyor. Bundan dolayı Moskova‘nın, ABD’nin sıkı ablukası altındaki Venezuela’ya kayda değer bir destek sunduğundan söz etmek mümkün değil.
Yine de, devrik Ukrayna lideri Viktor Yanukoviç’e ve Suriye diktatörü Beşar Esad’a ev sahipliği yapan Rusya’nın, Maduro’yu da Moskova’da ağırlaması Türkiye’ye nispeten daha olası bir senaryo.
Veya Küba’ya gidebilir. İran alternatifi de en az Türkiye kadar zor bir ihtimal.
Kaynak: Tr724
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***








































