Kategori: Kültür – Sanat

Serbest Görüş kültürel etkinlikler, sanat dünyası ve yaratıcı çalışmalar hakkında en güncel haberler ve analizler içermektedir . Sitemiz, sanatçı röportajlarından sergi incelemelerine kadar geniş bir içerik yelpazesi sunar, kültürel trendler ve sanat dünyasındaki gelişmeleri takip etmenize yardımcı olur. Kültür ve sanatın zengin dünyasını keşfetmek için ideal bir kaynaktır.

  • Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali Mersin’de başlıyor

    Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali Mersin’de başlıyor


    MERSİN – Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nin düzenleyicilerinden Kadın Gazeteciler Derneği Başkanı Fatoş Sarıkaya, kadın yönetmenlerin filmleriyle yeni direniş alanı yaratığını belirtti.  

    Mersin, kadınların sesi olan filmlere ev sahipliği yapmaya hazırlanıyor. 27’nci Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali, 13-15 Aralık 2024 tarihlerinde Mersin Büyükşehir Belediyesi Kongre ve Sergi Sarayı’nda izleyicilerle buluşacak. Kadın Gazeteciler Derneği, Kadından Haber ve Mersin Sinema Ofisi tarafından düzenlenecek festivalde kadın yönetmenlerin yönettiği ve kadın oyuncuların bulunduğu 3’ü uzun metraj olmak üzere, 20 film gösterimi yapılacak. 

     

    CİNSİYET EŞİTLİĞİ TEMELLİ FESTİVAL

     

    Festivalin düzenleyici örgütlerinden Kadın Gazeteciler Derneği Başkanı Fatoş Sarıkaya, festivalin önemine değinerek, Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali’nin Türkiye’deki ilk kadın filmi festivali olduğunu hatırlattı. Festivalin, toplumsal cinsiyet eşitliğini odağa alarak sinema sektöründeki kadınların görünür olmasını amaçladığını ifade eden Fatoş Sarıkaya, “Festival bu anlamda çok önemli. Çünkü yüzyıllardır kadınların kadın olmaktan dolayı yaşadığı birçok sorun var. Şiddete maruz kalmaları, eşitsizliklere maruz kalmaları ve bu anlamda yaşanan sorunları perdeye yansıtan filmlerin olması, kadın yönetmenlerin kendi hikayelerini, kadın bakış açılarıyla sunması, izleyiciyle buluşturması çok önemli” ifadelerini kullandı. 

     

    ‘TOPLUMUN SESİ OLURKEN SESİMİZİ DUYURAMIYORUZ’

     

    Kadın gazeteciler olarak basın alanında da ayrımcılığa maruz kaldıklarını belirten Fatoş Sarıkaya, “Bu anlamda çok fazla sesimizi duyuramıyoruz. Toplumdaki her kesimin sesi olurken kendi yaşadığımız haksızlıkları duyuramıyoruz. Biz kadın gazeteciler zaten mesleki anlamda yaşadığımız sorunlara eğiliyoruz, bunlarla ilgili çalışmalar yapıyoruz, örgütlenme ağımızı güçlendirmeye ve büyütmeye çalışıyoruz, fakat ilk büyük faaliyetimiz biraz da keyif veren bir iş olsun istedik. Çünkü zaten sürekli kadınların kazanımlarına yönelik saldırıları haberleştiriyoruz ve aslında bütün bunlardan biz de etkileniyoruz. 27’nci yılında gerçekleşecek bu festival Mersin’de bugüne kadar hiç gösterilmemişti. Festivalle paralel şekilde Kadından Haber olarak ‘Jin jiyan azadî’ manşeti ile yeni sayımızı da çıkaracağız. Bu sloganı seçmemizin sebebi, Kürdistan ve Türkiye coğrafyası da dahil olmak üzere bütün kadın hareketine ilham olmasıdır. ‘Jin jiyan azadî’ sloganının üzerindeki yasaklara karşı festivalle birlikte bu sesi yükseltmek istedik” diye konuştu. 

     

    ‘KADINLAR DİRENİŞ ALANLARI YARATIYOR’

     

    Festivalin teknik detayları hakkında bilgi veren Fatoş Sarıkaya, 13 Aralık Cuma günü gerçekleşecek ön gösterim gecesi ile festivalin başlayacağını ifade ederek, şöyle devam etti: “Toplamda 20 filmimiz var. Bunlardan 3 tanesi uzun metraj, diğer kalan bütün filmler kısa metrajlı olacak. Toplumun her kesiminde kadınlar çeşitli ayrımcılıklara, eşitsizliklere, şiddete maruz kalıyorlar ama öte yandan direniş alanları da yaratıyorlar. Bu eşitsizlikle mücadele etme yollarını üretiyorlar. Sinema sektöründe de, gazetecilik sektöründe de bu böyle. Yazdığımız haberlerle, kadın yönetmenlerin çektiği filmlerle bu mücadeleyi ve direnişi ortaya koyuyoruz. Bu anlamda kadın yönetmenlerin yaptıkları filmlerin daha fazla kişiye yayılması çok kıymetli olacaktır. Kadın yönetmenlerin yaptıkları filmlerle, kadın gazetecilerin yazdığı haberlerle ve diğer meslek grubunda yer alan kadınların kendi bulundukları alanlarda verdikleri mücadelelerle umuyorum ki daha eşit, daha özgür bir toplumu birlikte örebiliriz.”

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • DBP eş genel başkanları kitap fuarını ziyaret etti

    DBP eş genel başkanları kitap fuarını ziyaret etti


    AMED – DBP Eş Genel Başkanları, Amed 8’inci Kitap Fuar’ını ziyaret ederek, tutsak siyasetçilerle dayanışmak amacıyla kitaplarını imzaladı. 

    Amed Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) ile TÜYAP Fuarcılık işbirliğinde düzenlenen Amed 8’inci Kitap Fuarı, Mezopotamya Fuar ve Kongre Merkezi’nde sürüyor. Fuarı son gününde Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanları Keskin Bayındır ve Çiğdem Kılıçgün Uçar ziyaret etti. 

     

    Tek tek stantları ziyaret eden DBP Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, yazarlarla ve yayınevleriyle sohbet etti. Fuar süresince polis baskısına maruz kalan Aram Yayınevi’ni de ziyaret eden eş genel başkanlar, dayanışmak amacıyla kitap satın aldı. 

     

    TUTSAK YAZARLARIN KİTAPLARI İMZALANDI

     

    Halkın ilgisinin de yoğun olduğu ziyaretlerin ardından DBP Eş Genel Başkanı Keskin Bayındır, tutsak yazar Zeki Bayhan’ın kitaplarını imzaladı. Bayındır, 27 yıldır tutsak olan Bayhan’ın kitaplarını Belge Yayınları standında imzaladı. Bayındır’ın kitap imzalaması sırasında ise standa ilgi arttı. 

     

     

    Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Ayla Akat Ata ve Sebahat Tuncel de fuara katılan siyasetçilerden oldu. Ayla Akat Ata ve Sebahat Tuncel, ilk olarak Aram Yayınevi’ne destek ziyaretinde bulundu. Daha sonra tutsak siyasetçi Alp Altınörs’ün kitaplarını Yordam Yayınevi standında imzaladı. Birçok ziyaretçi  siyasetçilerle hatıra fotoğrafı çekerek, güncel siyasi gelişmelere dair sohbet etti. 

     

    ARAM’A GÜN BOYU ZİYARETLER SÜRDÜ

     

    Aram Yayınevi’nin standına dayanışma ziyaretleri gün boyu sürdü. Ziyaretçilerin arasında Kürt Pen Eşbaşkanı Ömer Fidan da yer aldı. 

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Rengîn Kültür Sanat Derneği açıldı

    Rengîn Kültür Sanat Derneği açıldı


    MÊRDÎN – Nisêbîn’de Rengîn Kültür Sanat Derneği, gerçekleştirdiği konser etkinliğiyle açılışını gerçekleştirdi. 

     

    Mêrdîn’in Nisêbîn (Nusaybin) ilçesinde bir araya gelen sanatçılar ve müzisyenler, kültür ve sanat alanındaki boşluğu doldurmak amacıyla kurdukları Rengîn Kültür ve Sanat Derneği’nin (Komeleya Çand û Hunerê Ya Rengînê) açılışını gerçekleştirdi. Dernek binası önünde gerçekleştirilen açılışa, çok sayıda yurttaşın yanı sıra siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcileri ile belediye eşbaşkanları ve sanatçılar katıldı. 

     

    Açılış öncesi yurttaşlar çalınan müzikler eşliğinde halaya durdu. Açılışta ilk olarak konuşan Dernek Başkanı Hikmet Acet, derneği kurma amaçlarını anlattı. Nisêbîn’de yıllar sonra kültür sanat derneğini açarak ilçe halkı ve çocuklarına hizmet etmek istediklerini belirten Acet, herkese kapılarının açık olduğunu söyledi. 

     

     SAHİPLENME VURGUSU 

     

    Acet’in  ardından konuşan Mêrdîn Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Devrim Demir, Mezopotamya Kültür Merkezi’nde yetiştiğini ve bu nedenle ne zaman bir kültür sanat derneği açılsa heyecan duyduğunu söyledi. Devletin Kürt kültürüne dönük büyük asimilasyon politikasına giriştiğini dile getiren Devrim Demir, herkesin kültürüne ve derneklere sahip çıkmasını istedi. 

     

    Konuşmaların ardından Koma Sorjîyan ve sanatçı Azad Bedran sahne aldı. Sanatçıların şarkıları ile kitle halaya dururken, derneğin açılışı coşkulu bir şekilde yapıldı. 

     

    Sahne alan sanatçı Azad Bedran’da  derneğin kıymetli olduğunu ve Nisêbîn halkının derneğe sahip çıkması gerektiğini ifade ederek kendisi ve müzisyen arkadaşlarının da bu merkezlerde yetiştiğini belirtti. 

     

    Derneğin açılışı söylenen şarkılar eşliğinde çekilen halaylarla coşkulu bir şekilde yapıldı. 

     

     

     

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Onun tarihi ülke sinemasının tarihidir’

    ‘Onun tarihi ülke sinemasının tarihidir’


    Deniz ÇAKMAK


    İSTANBUL – Türkiye sinemasına ilk Altın Palmiye’yi kazandıran “Yol” (1982) ve aralarında “Kurbağalar” (1986 Nantes En İyi Film), “Kan” (1985), “Yılanların Öcü” (1985 Antalya En İyi İkinci Film Ödülü), “Katırcılar” (1987) “Almanya Acı Vatan”ın (1979) da olduğu, Yeşilçam sinemasına damgasını vuran pek çok yapımda yönetmen olarak imzası bulunan Şerif Gören, 80 yaşında hayata veda etti.

    En üretken olduğu dönemde toplumcu akımın etkisiyle çektiği sanat sineması örneklerinin yanı sıra “gişe filmleri” ile de ülke sinemasının en özgün isimlerinden biri olan Gören, 22 Kasım’da evindeki merdivenlerden düşerek başını yere çarpmış ve kaldırıldığı hastanede entübe edilmişti.

    Senaryosunu Yılmaz Güney’in kaleme aldığı, kendisinin de yönetmenliğini üstlendiği ‘Yol’ filmi 1982’de Cannes Film Festivali’nden en prestijli ödülle dönen Gören’e veda ederken, onun Türkiye sinemasındaki yerini sinema yazarları Şenay Aydemir ve Uğur Vardan’dan dinledik.

    Sinema yazarı ve gazeteci Şenay Aydemir

    ‘KIRILMA ANLARINDA SİNEMAYA YÖN VERDİ’

    Aydemir, Gören’in ülke sinemasının kırılma anlarında ona yön veren yönetmenlerden birisi olduğunu belirterek ” Yeşilçam endüstrisinin içinde sektöre girip Yılmaz Güney’le birlikte bambaşka bir sinemanın kapısını açan isimler arasında en önde yer aldı” dedi.

    ‘FİLMLERE DOKUNUŞU İLE BAMBAŞKA ANLAMLAR KATABİLİRDİ’

    Yönetmenin 70’li ve 80’li yılların toplumsal dinamikleri içinde şekillenen sinema diline de değinen Aydemir şöyle devam etti:

    “Filmlere dokunuşu ile bambaşka anlamlar katabilirdi. Örneğin 1970’lerin sonu ve 80’lerin başında çektiği Orhan Gencebay’lı filmlerde bile sınıf anlatısı görmek mümkündü. “Almanya Acı Vatan” ve “Polizei” ile yurtdışına, gurbetçilerin ikilemlerine, uyum sorunlarına bakan öncü isimlerden oldu yine. “Nehir”, “Tomruk”, “Derman”, “Yılanların Öcü” gibi yapımlarda geri kalmışlığın yanı sıra doğa ile mücadele de öne çıkar. Tıpkı “Yol” da olduğu gibi, bu filmlerde de doğa başroldedir. Yenilmesi gereken değil, uyum sağlanması gereken bir unsur olarak.”

    sen-turkulerini-soyle-768x450.jpg
    “Sen Türkülerini Söyle” (1986)/ Yön: Şerif Gören

    ’12 EYLÜL’DE GADRE UĞRAYAN MİLYONLARDAN BİRİ’

    Aydemir, Gören’in aynı zamanda 12 Eylül 1980 askeri darbesiyle birlikte cezaevine atılan sinemacılardan biri olduğunu hatırlatarak, “Sen Türkülerini Söyle” bir kuşağın yangınını anlatan hala aşılamamış bir filmdir bana kalırsa. Çünkü 12 Eylül’de gadre uğrayan milyonlardan birisidir Gören de. Sendikacılık faaliyetlerinden dolayı cezaevine girer. Çıkar çıkmaz da neredeyse eve uğramadan “Yol”un setine gider” diye konuştu.

    kurb.webp
    “Kurbağalar” (1985)/ Yön: Şerif Gören

    TÜRKİYE’NİN İLK ALTIN PALMİYELİ YÖNETMENİDİR’

    Gören’in Türkiye sineması bazı dönüm noktalarındaki tavrına da işaret eden Aydemir şunları söyledi:

    “Türkiye’nin ilk Altın Palmiyeli yönetmenidir. Her ne kadar bu hakkı geç teslim edilmiş olsa da. Yalnızca sanat sinemasının değil. Gişe filmlerinin de yolunu açan isimlerden biridir Şerif Gören. 1993 yılında yerli sinemanın dibe vurduğu, yılda iki elin parmakları kadar yerli filmin vizyona girebildiği dönem de bu küslüğü bitiren yönetmendi. Sinema salonlarına ve topluma egemen olmaya başlayan Amerikan kültürünü hicvettiği komedi filmi “Amerikalı” yüzbinlerce seyirci tarafından izlendi ve 2000’li yıllardaki büyümeyi ateşleyen yapımlardan biri oldu.

    Şerif Gören, yeni döneme, yeni sinemaya ve seyirciye ayak uyduramasa da Türkiye sinemasının gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerinden birisiydi. “Onun tarihi ülke sinemasının tarihidir” denilen isimlerdendi. Umarım anısı ve filmleri özenle aktarılır gelecek kuşaklara.”

    7b9bb2ce-4249-4488-9c23-bef37bcb176f.jpg
    Sinema yazarı ve gazeteci Uğur Vardan

    ‘SİNEMAMIZIN YERELDEN EVRENSELE UZANAN EN ÖNEMLİ YARATICILARINDANDI’

    Şerif Gören’i anarken, yönetmenin filmografisine ve sinema dilinin özgünlüğüne işaret eden film eleştirmeni ve gazeteci Uğur Vardan da, “Sevgili Şerif abi sinemamızın çalışkan, mahir, üretken ve yerelden evrensele uzanan en önemli yaratıcılarındandı. Filmografisine bakıldığında onu en doğru tanımlayacak ifadelerin iyi bir öykü anlatıcısı olması, sürükleyici stiliyle seyirciyi hemen içine çeken yapıtların usta yönetmeni unvanı ve en önemlisi teknolojinin çok çok uzak bir mesafede olduğu sinemasal evrenimizde, kendi becerileriyle doğada geçen ve insanlığa zorluk çıkaran afetleri perdemize taşıyabilme kıvraklığı ve zekâsıdır… Ya da şöyle ifade edeyim: Şerif Gören sinemamız adına ‘Doğanın dengeleri’yle oynayan nadir yönetmenimizdir!

    605257ed45d2a07788d01524.webp
    “Yol” (1982) / Yön: Şerif Gören

    Altın Palmiye’ye uzandığı “Yol” (1982) filmini, Gören’in sinema kariyerindeki “en uç nokta” olarak tanımlayan Vardan ayrıca şunları söyledi:

    “İçeride yatan Yılmaz Güney’in projesini hayata geçirdi ve bir grup mahkûmun bayram izniyle birlikte kendi geçmişleriyle hesaplaşmalarını ve aslında ülkenin koca bir hapishane olduğu gerçeğiyle yüzleşmelerini anlatan bu yapım, nihayetinde Cannes’da ‘Altın Palmiye’yi Costa-Gavras’ın ‘Missing’iyle paylaşırken bu ödüle ulaşan ilk Türk filmi oldu. Şerif Gören sinema tarihimizdeki derin izleri, kendine özgü muzip kişiliği, enerjisi ve sağlam duruşuyla her daim gönüllerimizde yaşayacak. Tüm sevenlerinin başı sağ olsun diyorum…”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fuarda ‘Çîrokên Dengbêjan’ etkinliği

    Fuarda ‘Çîrokên Dengbêjan’ etkinliği


    AMED – Amed 8’inci Kitap Fuarı’nda, Çîrokbej Ayhan Erkmen ve dengbej Hediye Qerejdax’ın katılımıyla etkinlik düzenledi. 

     

    Amed Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) ile TÜYAP Fuarcılık işbirliğinde düzenlenen 8’inci Kitap Fuarı, Mezopotamya Fuar ve Kongre Merkezi’nde sürüyor. Fuarın son gününe de ilgi yoğun oldu. Fuara çok sayıda yazar, şair, edebiyatçı ve yayınevinin yanı sıra binlerce kişi katılım sağladı. Fuarda Aram Yayınevi, dengbej Hediye Qerejdax ve Çîrokbêj Ayhan Erkmen’in katılımıyla “Çîrokên Denjbêjan” etkinliği düzenledi. 

     

    Etkinlikte konuşan Aram Yayınevi sahibi Hakkı Boltan, fuar boyunca maruz kaldıkları polis baskısına dikkati çekti. Aram Yayınevi’nin halkın yayını olduğunu belirten Boltan, baskıların kendilerini yıldıramayacağını söyledi. Ardından etkinlik Çîrokbej Ayhan Erkmen’in çîroklarını (hikaye) anlatması ve Hediye Qerejdax’ın seslendirdiği stranlarla sürdü. 

     

    Fuar, yazarların katıldıkları etkinliklerle devam ediyor. 

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Riha ve Wan’da belgesel gösterimi

    Riha ve Wan’da belgesel gösterimi


     

    RIHA/WAN – İnsan Hakları Haftası kapsamında Riha’da Dargeçit, Wan’da ise Vartinis belgesellerinin gösterimi yapıldı.  

     

    İnsan Hakları Haftası kapsamında Riha ve Wan’da belgesel gösterimleri yapıldı. Riha Barosu ve Hafıza Merkezi’nin ortaklığıyla, İnsan Hakları Haftası vesilesiyle, 7 kişinin JİTEM tarafından kaybedildiği Mêrdîn’in Kerboran (Dargeçit) ilçesinde “JİTEM Davası”nı konu alan Dargeçit belgeseli Riha’da izleyiciyle buluştu. 

     

    Riha Barosu Tahir Elçi Konferas Salonu’nda yapılan gösterime Hafıza Merkezi’nden Kerem Çiftçioğlu ve yapımcı Enis Köstepen’in yanı sıra çok sayıda kişi katıldı. Belgesel gösteriminin ardından söyleşi yapıldı. Söyleşide Hafıza Merkezi ile ilgili bilgi veren Kerem Çiftçioğlu, devletin sivillere yönelik işlediği suçlara odaklandığını kaydetti. Hafıza Merkezi’nin uzun yıllardır saha çalışması yaptığını belirten Çiftçioğlu, dava dosyaları ile ilgilenen bir ekip oluşturduklarını sözlerine ekledi. 

     

    Yapımcı Enis Köstepen, belgesel çekimi esnasında karşı karşıya kaldıkları zorluklara değindi. Belgeselde birçok kişinin emeği olduğunu dile getiren Köstepen, “Olabildiğince kapalı yerlerde çekim yaptık. Güvenlik gerekçeleri ile her yerde kısıtlandık. Adliye koridorlarında cep telefonu ile çektiğimiz görüntüleri de kullandık. Davayı her zaman takip ettik. Her zaman ailelerin yanında yer aldık. Onların ne hissettiğini yanlarında durarak öğrendik” diye belirtti. 

     

    Söyleşi soru-cevap kısmıyla son buldu. 

     

    DARGEÇİT BELGESELİ 

     

    Hafıza Merkezi’nin desteğiyle yönetmenliğini Berke Baş, yapımcılığını Enis Köstepen’in üstlendiği belgesel, 43’üncü İstanbul Film Festivali’nde en iyi belgesel film ödülüne layık görüldü. Belgesel adını aldığı Mêrdîn’in Kerboran’daki (Dargeçit) 1995’te “güvenlik güçleri”nce gözaltında kaybedilen 12 yaşındaki Davut Altınkaynak, 13 yaşındaki Seyhan Doğan ve Nedim Akyön, 18 yaşındaki Abdullah Olcay, Abdurrahman Coşkun, Mehmet Aslan ve Süleyman Seyhan’ın hikayesine odaklanıyor. Ailelerin giriştiği adalet mücadelesini aktaran film, Semsûr’da görülen Dargeçit Jitem Davası’nı 10’uncu duruşmadan itibaren karar duruşmasına kadar izliyor. Davada 4 Temmuz 2022’de delil yetersizliğinden tüm sanıklar beraat etmişti.

     

    Ailelerin yıllar sonra kuyularda bulduğu ve delil saydırmak için mücadele ettiği kemikler, vakalardan kilometrelerce uzakta başka şehirlerde görülen dava, hapisten çıkıp abisi Seyhan Doğan için adalet mücadelesine ve filme dahil olan Hazni Doğan ve yıllarca davayı kararlılıkla izleyen avukat Erdal Kuzu, belgeseli seyircinin kendisiyle özdeşleştirebileceği bir noktaya taşıyor.

     

    WAN

     

    İnsan Hakları Derneği (İHD), Özgürlük için Hukukçular Derneği (ÖHD) Wan şubeleri, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Wan Temsilciliği, Wan Barosu, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Şubeler Platformu, Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliği (TMMOB) İl Koordinasyon Kurulu ile Wan-Colemêrg Tabip Odası, İnsan Hakları Haftası kapsamındaki etkinlikler devam ediyor. Bu kapsamda 3 Ekim 1993’te Muş’un Têlî (Korkut) ilçesinde bir aileden 9 kişinin yakılarak katledildiği Vartis Katliamı’nı anlatan belgesel gösterimi yapıldı.

     

    Wan Barosu Sinema Salonu’nda yapılan gösterime çok sayıda kişi katıldı. Belgesel gösteriminin ardından yönetmen Mehmet Emin Biçer, kısa bir söyleşi yaptı. Çekim sürecinde çok sıkıntılar yaşadıklarını söyleyen Biçer, belgeselin yapımcılarının da Vartinisli olduğunu söyledi.

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Repertuara Stranbêjiyê’ kitabı tanıtıldı

    ‘Repertuara Stranbêjiyê’ kitabı tanıtıldı


    AMED – Amed 8’inci Kitap Fuarı’nda Ma Music Akademisi çocukların müzik eğitimi için çıkardığı “Repertuara Stranbêjiyê” kitabını müzik dinletisiyle tanıttı.

     

    Amed Ticaret ve Sanayi Odası (DTSO) ile TÜYAP Fuarcılık işbirliğinde düzenlenen Amed 8’inci Kitap Fuarı, Mezopotamya Fuar ve Kongre Merkezi’nde devam ediyor. Yoğun ilginin olduğu fuarda, standındaki 4 kitabına el koyulan Aram Yayınevi’ne dönük dayanışma ziyaretleri gün boyu sürdü. Diğer yandan Everest Yayınları tarafından “Coğrafya, kent ve şiir” başlıklı söyleşi düzenlendi. Söyleşide Şair Ahmet Telli konuşmacı olarak yer aldı.

     

    Söyleşide şiirlerinden kimi bölümler okuyan Telli, gittiği kentlerde, kentle ilgili duygularını anlatan şiirlerini paylaştı. Şiirlerde çıkan anlamın, yazıldığı dönemi anlatmasının önemine dikkat çekti. “Tarih bilincini, yazdığım şiirlerin merceğine koyuyorum” diyen Telli, “Tarih bilinci bir şiirin olmazsa olmazıdır. Tarih bilinci ve şiir kentlidir. Kent bilinci ideolojik bir tavırdır. Çünkü bu kadar rezaletin ortasında şiir kahin gibi davranarak batakhaneleri anlatmış ama bu bataklık devrim denen çiçeği oluşturacak şeydir” şeklinde konuştu.

    Söyleşi şiir dinletisiyle son buldu.

     

    MA MUSİC’DEN MÜZİK DİNLETİSİ

     

    Ma Music Akademisi, çocukların müzik eğitimi için çıkardığı “Repertuara Stranbêjiyê” kitabını konser ile tanıttı. Koma Ma ve Ma Müzik grubunun katılımıyla müzik dinletisi gerçekleştirdi. Çocukların Kürtçenin lehçeleriyle açılışı gerçekleştirdiği dinletide konuşan Ma Music Koordinatörü Şerko Kanîwar, çıkardıkları “Repertuara Stranbêjiyê” kitabının içeriğine ve önemine dair aktarımlarda bulundu. 

     

    Kanîwar, “Bu kitap Kürt kültürü ve sanatı üzerindeki baskıya karşı panzehirdir” dedi. Çok sayıda çocuk ile ailelerinin katıldığı dinleti, yoğun ilgiyle karşılandı. Katılımcılar Kürtçenin yine farklı lehçeleriyle söylenen şarkılara eşlik etti.

     

    Müzik dinletisi keyifle dinlenen şarkıların ardından son buldu.

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Handke’den yavaşlığa dair bir roman

    Handke’den yavaşlığa dair bir roman


    Merve KÜÇÜKSARP


    Nobel ödüllü yazar Peter Handke’nin kaleme aldığı “Meyve Hırsızı” isimli roman Regaip Minareci’nin çevrisi ile Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı. Handke, yer yer otobiyografik öğelerle donattığı bu anlatısında çocukken “meyve hırsızı” lakabı takılan bir kadının annesini arayış serüvenini, yolculuk teması üzerinden anlatırken, doğa ve insan ilişkileri üzerine okuru düşünmeye davet ediyor.

    Nobel ödüllü Handke hem edebi üslubuyla, hem de siyasi yakınlıklarıyla tartışmaların her daim odağında olan bir yazar. Metinleri, gücünü ve etkisini detaylara, göz önünde olan ancak dikkatten kaçan sıradan şeyleri özenle işleyişinden alır. Onun romanlarından şaşırtıcı olaylar, hızlı ve ani dönüşümler vuku bulmaz. Yavaşça, tedricen gerçekleşir, dönüşümler. Basit ve doğrusal değildir oluşlar, uzun, güçlü ve kendine özgü bir ritim içerisindedir. Karakterler serüveninin kendisini amaç beller, yolun sonunda kendilerini bekleyen akıbeti değil.

    Handke, metinlerinde iki başlı bir yazar gibidir zaman zaman. Yazan Handke’yi, dinleyen&gözetleyen Handke takip eder, hatta didikler. Handke kendi sesini sorgular, denetler. Yazı sanatının öğrencisi de, öğreticisi de kendisidir. Hatta bu yüzden metinlerinde çatışmalar barizdir ve yazar sesi de ikirciklidir. Bu gözetleyicinin gözü kulağı kimi zaman ise dışarıya dönüktür. Doğanın, şehrin ve kalabalıkların sesine, hareketine duyarlıdır. Bu, onun edebiyatının alametifarikalarından biridir.

    Roman birinci tekil şahıs anlatıcının bir arı tarafından sokulmasıyla başlar. Anlatıcımız, Ağustos ayında bir gün evinden ayrılır ve Paris civarında bulunan evine doğru yola koyulur. Onun yola çıkışıyla birlikte okur da, Paris’i dolaşır. Onun gözüyle şehri, şehre dair imgeleri gözlemler. Yol imgesi roman boyunca, zamanı görünür ve fark edilir kılar. Nitekim romanın başında anlatıcının yola çıkmadan önceki hisleri bunun habercisidir:

    “Beni esir alan zaman baskısından bir anda kurtulmuştum, sıklıkla yaşadığım nedensiz bir baskıydı bu, yalnızca yola çıkma saatlerimle sınırlı kalmazdı, beni iyice soluksuz bırakır, yola koyulmadan bir saat önce ise dayanılmaz boyutlara ulaşırdı (…) Umulmadık bir şey olmuştu şimdi: Zaman baskısı uçup gitmiş, önemini yitirmişti. Dünyanın bütün zamanları ansızın benimdi. Büyümüştüm artık, hiç olmadığı kadar zamanım vardı..”

    MEYVE HIRSIZI

    Metin ilerledikçe, hikaye, çocukken komşusunun meyve hırsızı diye kendisine takıldığı, Rusya’da uzun süre kaldıktan yeni dönen ve bir “bankacı” olan annesini aramak için yol çıkan Alexie’ye doğru aks değiştirir ve okur Alexie’nin serüveninin içinde bulur kendini birden. Onun yaşadıkları metnin harcına katılırken anlatıcıyla anlatılan da lehimlenir, anıların hangisinin meyve hırsızına hangisinin anlatıcıya olduğu muğlaklaşır.

    Alexie, yirmi beş ile otuz yaş arasında, hesapsız ve plansızca yolculuklara çıkan, biraz bohem, biraz hayalperest orta sınıfa mensup genç bir kadındır. Bu açıdan Handke’nin ikinci kızını da anımsatır. Akranı pek çok genç kadından oldukça farklıdır, ruhu göçebe, çocukluğunda namına zimmetlenen ismi olan “meyve hırsızı” ruhuna işlemişçesine uçarı, ne görünüşünü, ne de etrafındakilerin nazarını önemseyen biridir.

    Alexie’nin yola çıkış amacı annesi ile yeniden bir araya gelmektir gelmesine ama çıktığı yol hiç tahayyül ettiği gibi ilerlemez. Trende uyuyakalır, başka bir istasyonda inmek zorunda kalır ve sonrasında elinde üç gün sürecek huzur ve sükunetle geçecek bir yürüyüşe çıkar. Yolda doğa algısının da tetiklemesiyle hayatın ritminin yavaşladığını, her anı nasıl özümsediğini ve değerlediğini fark eder, metinde bu yavaşlamayı okur hisseder. Bu, diğer zamanlarda yaşamadığı, modern dünyanın aksi olan bir şeydir.

    Alexie’nin önce babasıyla yolu kesişir. Babası, ona çeşitli konularda ha bire tavsiyeler vermeye teşne, mütereddit ruh hallerinde olan bir adamdır.

    Alexie’nin serüveninde bir sonraki durakta ise erkek kardeşi yoluna çıkar ve daha sonra tüm aile bir araya gelir, annesinin hazırladığı bir kutlama gerçekleşir. Her ne kadar bu dört kişi aile denen müşterek paydada buluşan bireyler de olsa, bu dört kişi birbirlerinden oldukça farklıdır. Hayat amaçları, kişilikleri, meşgaleleri… Aslında bu bir kavuşma değil, birbirine benzemeyen dört kişinin birbirinin aynasında kendi yalnızlığını görmesi olur. Ki zaten “Meyve Hırsızı” da yalnız olmak, yalnız yürümek üzerinden yükselen, yol mefhumunu, yolun insan duyarlılığı üzerinde etkilerini mercek altına alan, Handke’nin “son destan” olarak diye nitelendirdiği bir romandır.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Kürtçeye ilgi iyi, fuarı fırsata çevirelim’

    ‘Kürtçeye ilgi iyi, fuarı fırsata çevirelim’


    AMED – Amed 8’inci Kitap Fuarı’na katılan yayın evleri ve yazarlar, geçen yıla oranla Kürtçe kitaba ilginin arttığını belirterek, fuarın Kürtçe için fırsata çevrilmesini istedi. 

    Amed 8’inci Kitap Fuarı, Mezopotamya Fuar ve Kongre Merkezi’nde sürüyor. Pazar (yarın) günü sonlanacak fuarda, 26’sı Kürtçe yayın olmak üzere, 216 yayınevi stant açtı. Kürtçe yayınevleri sahipleri ve yazarlar Kürtçe kitaplara ilginin geçmiş yıllara oranla daha yüksek olduğunu kaydetti. Yayınevi sahibi ve yazarlar, Kürtçe üzerindeki baskılara rağmen Kürtçe kitapları okurlara ulaştırmaya devam edeceklerini de ifade etti. 

     

    KÜRTÇE OKUYUCU ARTIYOR

     

    Na Yayınları Sahibi Berfo Barî, “Her ne kadar yayınevimiz merkezi İzmir olsa bile, Amed’i merkez olarak görüyoruz. Çünkü yazarlarımızın ve okuyucularımızın birçoğu burada bulunuyor. Kürtçe okurlar, Kürtçe yayınevlerine, Kürtçe kitaplara sahip çıkmalıdır” dedi. 

     

    Kürtçe yayıncılığın her geçen gün daha da geliştiğini söyleyen Berfo Barî, “Her konuda Kürtçe kitaplara ulaşılabilir bir dönemdeyiz. Her geçen gün Kürtçe yayınlarlar ve Kürtçe kitapların okuyucusu artıyor. Bilindiği üzere Kürt dili üzerine büyük bir baskı var, fakat biz de bu baskıyı kırıp kitaplarımızı okuyucularımıza ulaştırmaya devam edeceğiz” ifadelerini kullandı. 

     

    ‘FUARI FIRSATA ÇEVİRELİM’

     

    Aryen Yayınları standından yazar Seyit Oktay, ilginin olduğunu, ancak henüz istenilen seviyede olmadığını söyledi. Kürtçeye yönelik baskılara karşı daha fazla Kürtçe okura ulaşmak gerektiğini belirten Oktay, “Toplumsal olarak bu ilgilinin daha yüksek olmasının hedeflenmesi, bir amaç olarak önümüzde duruyor. O konuda beklentilerin altında, ama yine ilginin iyi olduğunu söyleyebiliriz. Sadece Amed değil, bütün halkımız; bu fuarı, bir imkana, bir fırsata dönüştürüp gelmelidir. Kitap okumak iyidir, kitap okumayı sevdirmek daha iyidir” diye konuştu. 

     

    ‘KÜRTÇEYE İLGİ YOĞUN’

     

    J&J Yayınları’ndan yazar Önder Kırmızıtaş ise ilgi ve alakanın bu sene iyi olduğunu söyledi. Bu fuarın her sene açılmasını istediklerini ifade eden Kırmızıtaş, Kürtçe üzerindeki yasaklara dikkat çekerek “Kürtlerin, kendi tarih, dil, kültür, coğrafyasına sahip çıkmasını istiyoruz. Kürtler kendi diliyle okusun, kendi dilini ön plana çıkarsın kendi diliyle, kültürüyle araştırmalar yapıp kitaplar yazsın” şeklinde konuştu. 

     

    ‘KÜRTÇEYE İLGİ YÜZÜMÜZÜ GÜLDÜRÜYOR’

     

    Daha önceki fuarlara da geldiğini belirten yazar Feratê Dengizî, gün geçtikçe fuara ilginin arttığını ifade etti. Ekonomik durumun fuarda kendini gösterdiğini dile getiren Dengizî, “Bir yazar olarak eskiden umudumuz bir okurun gelmesi ve sohbet edilmesiydi. Şimdi Kürtçeye ilgi yoğun. Eskiden biz sinirleniyorduk, ‘Dile ilgi az’ diyorduk, Kürt edebiyatına ilgi az diye sitem ediyorduk. Yavaş yavaş bizlerin yüzünü bu ilgi güldürüyor. Toplumsal ve siyasal şartlarda oluşursa bu ilgi daha yüksek olur” diye belirtti. 

     

    Kürt edebiyatında yeni bir doğuş olduğunun altını çizen Dengizî, “Bu doğuşun etkili olabilmesi için zamana ihtiyaç var.  Hemen sonuç alınacak bir durum değil, bu toplumun gelişimine bağlı” dedi. 

     

    Dil ve edebiyatın birbirine bağlı olduğunu söyleyen Dengizî, “Dil edebiyatsız, edebiyat dilsiz olmaz. Mücadele edebiyatın ve dilin önünü açıyor” ifadesini kullandı. 

     

    MA / Müjdat Can  

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sanatçılar da seferberliğe katıldı

    Sanatçılar da seferberliğe katıldı


    RIHA – Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük başlayan saldırılardan sonra ilan edilen seferberliğe katılan sanatçılar, “İçinde bulunduğumuz durum varlık ve yokluk savaşıdır. Bu yüzden gün devrimci halk savaşı günüdür” vurgusu yaptı.  

    Türkiye ve desteklediği paramiliter güçlerin Kuzey ve Doğu Suriye’ye dönük saldırıları sürüyor. Son günlerde artan saldırılara karşı Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi, 1 Aralık’ta seferberlik ilan etti. Mezopotamya Demokratik Kültür ve Sanat Hareketi (TEV-ÇAND) 3 Aralık’ta Qamişlo ve Kobanê’de yaptığı açıklamayla ilan edilen seferberliğe “Bugün direniş günüdür” diyerek destek verdi. Kuzey ve Doğu Suriye’de çalışmalarını sürdüren sanatçılar, süre gelen saldırıları, işgal edilen bölgelerdeki son durumu ve seferberliği Mezopotamya Ajansı’na (MA) değerlendirdi. 

     

    SÎPAN XELAT: ÇÖZÜM ÖZERK YÖNETİM’DE

     

     

    HTŞ ve SMO’nun gerçekleştirdiği saldırıların Suriye’de çözümsüzlüğe hizmet ettiğini belirten sanatçı Sîpan Xelat, saldırılar ile halkların bir arada yaşama iradesinin hedef alındığını kaydetti. Saldıran grupların Suriye’nin geleceğine dair bir çözüm planlarının olmadığının altını çizen Sîpan Xelat, “Bir çözüm olmadığı gibi yağmalama, katletme dışında bir şeyleri yok. Bütün halklar için çözüm iradesi gösteren Özerk Yönetim’dir. Özerk Yönetim dışında şuan Suriye’de nihai çözüme dair bir girişimi olan oluşum yoktur. Özerk Yönetim’in Kuzey ve Doğu Suriye’de halklar arasında sağladığı çözüm bütün Suriye’ye yayılması gerek” dedi.

     

    ‘KÜLTÜREL BİR SOYKIRIM VAR’

     

    Halkların artık savaş, kaos, göz yaşı istemediğini vurgulayan Sîpan Xelat, “Türkiye’nin desteklediği çeteler halkların iradesini hedef alıyor. Buna karşı tavrımızı netleştirmemiz gerek. Her zamankinden daha fazla özsavunmamızı güçlendirmemiz gerek. Kuzey ve Doğu Suriye’de birçok etnik yapı Demokratik Ulus perspektifi ile bir arada yaşıyor. Bu saldırılar sadece bir yeri işgal etme ve oradaki yönetimi ele geçirmek için yapılmıyor. Aynı zamanda kültürel bir soykırım girişimi de var. Halklar sadece o topraklardan fiziki olarak çıkmıyor, orada bir kültür yok oluyor. Onun için saldırılar kültürel bir kırım yapmaya da yöneliktir. Biz buna karşı varlık savaşı veriyoruz. Her yerde örgütlüğümüzü büyütmemiz gerek. Ne olursa olsun nerede olursak olalım birbirimize sahip çıkmamız gerek. Dilimizi ve kültürümüzü savunmak zorundayız. Bunu yapamazsak özel savaş politikaları bizi birbirimizden ayırır” diye belirtti. 

     

    ‘YARIN GEÇ OLABİLİR’

     

    Türkiye ve desteklediği pramiliter güçler tarafından “işgal” edilen Efrîn, Serêkaniyê ve Gre Spî’de yapılanların bir kültürel soykırım olduğunu aktaran Sîpan Xelat, “Bu soykırım, işgal edilen bütün kentlerde var. Çetelerin gölgesinde halkların bir arada yaşaması mümkün değil. Buna karşı bütün sanatçıların tavrını netleştirmesi gerek. Nerede yaşıyor olursa olsun, her sanatçı tavrını netleştirmeli. Hiçbir sanatçı bu yaşananları görmezden gelemez. Bir sanatçının görevi sadece sanatını icra etmek değildir. Özellikle Avrupa’da yaşayan sanatçılar biran önce buna karşı bir girişimde bulunmalı. Bugün yapılmaz ise yarın geç olabilir” diye konuştu. 

     

    KAWA FETTAH: HERKES YÖNÜNÜ ROJAVA’YA DÖNMELİ

     

     

    Suriye’de yaşanan son gelişmelerin uluslararası güçlerin eliyle yapıldığına dikkati çeken Cizîr Kantonu Tiyatro Komitesi Eşbaşkanı Kawa Fettah, “Bu saldırılar uluslararası güçlerin Suriye krizinin çözümüne dair bir girişiminin olmadığını gösteren saldırılardır. Buna karşı halklar özsavunma güçlerinin etrafında kenetlenmelidir. Birbirimizi sevmeli ve birlik olmalıyız. Bu saldırıların en başta sanatımız ve kültürümüzü hedef aldığını bilmemiz gerek. Bütün sanatçılar ortaya koydukları sanat ile yaşanan saldırılara karşı durmalıdır. Halkımızın yanında olmamız gerekir. Elimizden hiçbir şey bile gelmiyorsa göç etmek zorunda bırakılan halkların yanından durarak moral verebiliriz. Bunun için herkesin tavrını netleştirmesi ve yönünü Rojava’ya dönmesi gerek” dedi. 

     

    ŞEVZAN MEHMÛD: DEVRİMCİ HALK SAVAŞI GÜNÜDÜR

     

     

    Qamişlo’daki Mihemed Şêxo Kültür ve Sanat Merkezi üyesi tiyatrocu ve yönetmen olan Şevzan Mehmûd, “Bir yanımız acı ve göz yaşıyken, bir yanımızda direniş ve moraldir. İçinde bulunduğumuz durumu varlık ve yokluk savaşı olarak tanımlamak gerekiyor. Bugün devrimci halk savaşı günüdür. Bu bütün halklar için önemli bir eşiktir ve katılmalıdırlar. Eğer ‘biz varız’ diyorsak bu hak savaşında yerimizi almamız gerek. İlan edilen seferberliğe bizden ne isteniyorsa onu yapma noktasında katılıyoruz. Sahnelerimiz göç eden halkımızın güven içinde sığındıkları bir yer oldu. Halkımıza elimizden gelen her türlü desteği vereceğiz. Bugün bizim kaderimiz bir ve birlik olma günüdür. Bu saldırılar bütün halklara karşıdır. Halkımız her yerde sesini yükseltmelidir. Efrîn halkı başta olmak üzere direnen bütün halkımıza selamlarımızı gönderiyoruz. Bugün göz yaşlarımızın rengi birdir. Rojava dışında yaşayan herkes Rojava halklarının sesini yükseltmelidir. Biz bir abluka altındayız. Her yerde sesimiz olsunlar. Her gün insanlar katlediliyor. Buna karşı herkes tavrını netleştirmeli” çağrısında bulundu.

     

    MA / Emrullah Acar 

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***