Kategori: Dünya

Serbest Görüş uluslararası haberler, küresel gelişmeler ve dünya çapındaki önemli olaylara dair güncel bilgiler sunar. Sitemiz arklı ülkelerden ve bölgelerden gelen haberleri, analizleri ve yorumları sunarak, global olayları geniş bir perspektiften takip etmenizi sağlar. Dünya gündemindeki en önemli konuları anlamak için kapsamlı içerikler burada.

  • Beyaz Saray: Rusya’nın Taliban’a para teklifi iddiasına ilişkin istihbaratta fikir birliği yok

    Beyaz Saray: Rusya’nın Taliban’a para teklifi iddiasına ilişkin istihbaratta fikir birliği yok

    Beyaz Saray Sözcüsü Kayleigh McEnany, Rusya’nın Taliban bağlantılı militanlara Afganistan’daki Amerikan askerlerini öldürmeleri için para teklif ettiği istihbaratının doğruluğu konusunda istihbarat toplumunda bir “fikir birliği” olmadığı ve bu nedenle de bu bilginin Başkan Donald Trump ile paylaşılmadığını açıkladı.

    McEnany, Beyaz Saray’da düzenlediği basın toplantısında gündemi değerlendirdi ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

    ABD genelinde düzenlenen protestolarda yaşananlara ve ilan edilen “özerk bölgelere” işaret eden McEnany, “Adalet Bakanlığı, federal mülklere yönelik saldırıları nedeniyle 100’den fazla anarşisti gözaltına aldı. Ayrıca bakanlık, Beyaz Saray önündeki Andrew Jackson heykelini yıkmaya çalışan 4 kişiye de federal mahkeme düzeyinde suç isnat etti.” bilgisini paylaştı.

    Adalet Bakanlığının “Hükümet karşıtı aşırılıkçılara” karşı bir görev gücü kurduğunu belirten McEnany, “FBI da 200’den fazla kişiye iç terör soruşturması açtı.” diye konuştu.

    “Türkiye ile Yunanistan arasındaki iletişim ağlarının açık olmasından memnunuz”

    Kısa süre önce Cumhurbaşknaı Recep Tayyip Erdoğan ile Yunanistan Başbakanı Kriakos Miçotakis arasındaki telefon görüşmesi hakkındaki bir soruyu da cevaplayan McEnany, ABD’nin bu durumu memnuniyetle karşıladığını dile getirdi.

    Sözcü ayrıca iki NATO üyesi arasında işbirliği ve dialoğun sürdürülmesinin her iki tarafın da ortak çıkarlarına ve sorunların barışçıl yollardan çözülmesine hizmet edeceğinin altını çizdi.

    Demokratları “anarşistlere destek” ile suçladı

    ABD Senatosundaki Demokratların polis reformuna yönelik yasa tasarısını da engellediklerine işaret eden McEnany, Minnesota ve Seattle eyalet yönetimlerini de göstericilere yeterince sert müdahale etmemekle eleştirdi.

    McEnany, Trump’ın polisin yanında olduğunu vurgulayarak, “Hadi dürüst olalım, heykelleri yıkmak hiçbir ideolojiye hizmet etmez. Ancak bu anarşiye, seçimlerde başarısız olan Demokratlar destek veriyor. Halbuki tüm bu heykeller bizim tarihimizi temsil ediyor ve hem kötünün hem de iyinin mirası. Bu da bizim tarihi daha iyi anlamamızı ve hatırlamamızı sağlıyor.” dedi.

    Rusya iddialarına yanıt

    ABD istihbaratının, Rusya’nın Afganistan’daki ABD askerlerini öldürmesi için Taliban‘a para teklifi yaptığı iddialarına ilişkin Trump’ı bilgilendirmediğinin altını çizen McEnany, “İstihbarat toplumunda, söz konusu suçlamalara ilişkin bir fikir birliği yok. Aslında, bu bilgilerin gerçekliği yansıtıp yansıtmadığına ilişkin ciddi fikir ayrılığı var. Başkan Trump’a teyit edilmemiş istihbaratlar konusunda bilgilendirme yapılmıyor. Bu istihbarat da teyit edilmemişti.” ifadesini kullandı.

    McEnany, Trump’ın Özel Kalem Müdürü Meadows’un hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat Kongre üyelerini Afganistan konusunda görüşmek üzere Beyaz Saray’a çağırdığını kaydetti.

    Washington Post ve New York Times’a “Pulitzer iadesi” çağrısı

    New York Times’ın söz konusu iddialar hakkındaki haberine de tepki gösteren McEnany, New York Times’ın genellikle “yanlış” içerikli haberler yaptığını iddia etti.

    New York Times ve Washington Post gibi gazetelerin Rusya Soruşturması hakkında da “yalan” haberler yaptığını öne süren McEnany, “Artık Washington Post ve New York Times’ın aldığı Pulitzer ödüllerini iade etmesinin zamanının geldiğini düşünüyorum.” diye konuştu.

    McEnany, bir gazetecinin ülkedeki iç savaş döneminde “köleliği” destekleyen Güney eyaletlerin yenilgisine işaret ederek, “Trump bu yenilginin iyi bir şey olduğunu düşünüyor mu?” sorusunu, “Bu çok absürt bir soru, Trump ABD ile gurur duyuyor.” şeklinde yanıtladı.

    ABD’de koronavirüs (Covid-19) vakalarının tekrar artışa geçmesine ilişkin, “Ölüm oranları düşüyor ancak biz de koronavirüsün söndürülmesi gereken közleri olduğunun farkındayız.” değerlendirmesinde bulundu.

  • Çin, Uygur Türklerine zorla doğum kontrolü ve kısırlaştırma yapmakla suçlandı

    Çin, Uygur Türklerine zorla doğum kontrolü ve kısırlaştırma yapmakla suçlandı

    [

    Uygur Türkü Müslümanları kamplarda tuttuğu için uluslararası kamuoyu ve insan hakları örgütleri tarafından eleştirilen Çin yönetiminin, Müslüman azınlığın nüfusunun artmasını engellemek için mecburi doğum kontrol yöntemleri uygulamaya koyduğu öne sürüldü.

    Çinli bir akademisyen olan Adrian Zenz tarafından yapılan araştırma, kadınlara zorla spiral takılması dahil bazı doğum kontrol yöntemleri ile kısırlaştırma amaçlı müdahaleler yapıldığını iddia ediyor.

    Pekin yönetimi, “temelsiz” olduğunu söylediği araştırmanın doğru olmadığını savundu.

    ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo, Çin’e, “korkunç uygulamaları hemen sonlandırma” çağrısı yaptı.

    Pompeo, Dışişleri Bakanlığı sitesinde yer alan açıklamasında, “tüm ulusları, bu insanlık dışı uygulamaları sonlandırma talebinde ABD’yle birlikte hareket etmeye davet ediyoruz” denildi.

    Çin’in Şincan bölgesinde yaşayan bir milyona yakın Uygur Türkü Müslüman, devletin eğitim amaçlı olduğunu savunduğu kamplarda tutuluyor.

    Pekin, önce varlıklarını dahi reddettiği bu kampların, “ayrılıkçı terörizmi” önlemek için gerekli olduğunu savunuyordu.

    Çinli akademisyen Zenz’in araştırması, resmi bölgesel veriler, politik belgeler ve Şincan bölgesindeki Müslüman kadınlarla yapılan röportajlara dayanıyor.

    Buna göre, doğum kotasının aşılması halinde, kadınlardan hamileliklerini sonlandırmaları isteniyor ve hatta tehdit ediliyorlar.

    Dünya kamuoyuna açıklanan rapora göre, izin verilen sayı olan iki çocuklu kadınlara bir doğum kontrol yöntemi olan spiral zorla takılabiliyor. Bazıları da kısırlaştırma ameliyatlarına mecbur bırakılıyor.

    Nüfus artışında büyük düşüş

    Raporda bu durum şu şekilde ifade ediliyor: “2016 yılında sıkı tedbirlerin uygulamaya konulduğu Şincan bölgesi, bir polis devletine dönüştürüldü. Üreme hakları üzerindeki devlet müdahalesi çok sayıda tanık tarafından ortaya konuluyor.”

    Zenz’in resmi veriler üzerinde devam eden araştırması, Şincan bölgesindeki nüfus artış hızının, son yıllarda dramatik bir şekilde azaldığını ortaya koydu.

    Uygur Türkü Müslümanların yaşadığı iki büyük bölgede, 2015 – 2018 arasındaki düşüş oranı yüzde 84 olarak gerçekleşti. 2019 yılında da düşüş devam ediyor.

    Associated Press ajansına konuşan Zenz, “eşi görülmemiş” olarak tanımladığı düşüşün, “acımasızlık” ürünü olduğunu söyledi ve “Bu, Uygurlulara diz çöktürmek isteyen daha geniş bir kontrol planının parçası” dedi.

    Şincan bölgesindeki toplama kamplarında tutulmuş olan bazı kadınlar, kendilerine ‘adet durdurucu iğneler’ yapıldığını söylüyordu.

    Raporda şu ifadeler de yer alıyor: “Sonuç olarak, Şincan’daki yetkililerin, üç veya daha fazla çocuğu olan kadınlara toplu kısırlaştırma politikası uyguladığı görülüyor.”

    “Soykırım hedefli bir nüfus planı”

    Araştırmanın duyurulması sonrası içinde İngiliz ve Amerikalı parlamenterlerin de olduğu Parlamentolararası Çin İttifakı, Birleşmiş Milletler’e çağrı yaparak, “Şincan’daki durumu araştırmak üzere uluslararası bağımsız ve tarafsız bir soruşturma başlatılmasını” istedi.

    AP haber ajansının konuştuğu Gülnar Ömirzak isimli bir kadın da üçüncü çocuğunu doğurduktan sonra, spiral taktırma emri aldığını, bundan iki yıl sonra da, eşi toplama kampında olan kadına, yaklaşık 20 bin liralık bir ceza kesildiğini aktardı.

    Gülnar Ömirzak, cezayı ödemez ise eşi gibi toplama kampına atılmakla tehdit edildiğini anlatıyor ve “Bizi bir halk olarak yok etmek istiyorlar” diyor.

    Çin Dışişleri Bakanlığı Pazartesi günü rapora yanıt verdi ve iddiaların “temelsiz” olduğunu “gizli bir ajanda” taşıdığını savundu.

    Sözcü Zhao Lijian, Şincan ile ilgili yalan bilgiler üretildiğini öne sürdü.

    Raporu yazan Zenz, yürütülen doğum kontrol siyasetinin “Soykırım hedefli bir nüfus planının” parçası şeklinde tanımlıyor.

  • Ruhani: İran, ABD yaptırımları ve Covid-19 salgını nedeniyle en zorlu yılını geçiriyor

    Ruhani: İran, ABD yaptırımları ve Covid-19 salgını nedeniyle en zorlu yılını geçiriyor

    [

    İran Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani, ülkesinin Amerika Birleşik Devletleri (ABD) tarafından uygulanan ambargo ve Covid-19 salgını nedeniyle en zorlu yılını geçirdiğini söyledi.

    Pazar günü bir televizyon programında konuşan Ruhani, “Pandemi ve düşmanımızın ekonomik baskıları nedeniyle bu yıl İran için en zor yıl oldu” açıklaması yaptı.

    Ruhani açıklamasına, “2018’de başlayan ekonomik baskılar arttı. Bugün ise sevgili ülkemiz üzerinde en ağır baskı uygulanıyor” şeklinde devam etti.

    Koronavirüs krizi, ABD’nin 2018’de nükleer anlaşmadan çekilerek İran’a karşı yeniden yaptırım uygulamasıyla başlayan ekonomik zorlukları artırdı.

    İran Riyali geçtiğimiz hafta ABD Doları’na karşı en düşük seviyeleri gördü.

    Covid-19 salgınında ağır kayıplar veren İran’da kısıtlamaların kaldırılmasının ardından vaka sayıları yeniden hızla artmaya başladı.

    İran’da 28 Haziran tarihi itibariyle Covid-19’dan ölenlerin sayısı 10 bin 500’ü aştı.

    Ülkede 5 Temmuz’dan itibaren 2 hafta süreyle maske takma zorunluluğu getirildi.

    Yetkililer, sosyal mesafe gibi uygulamalara uyulmadığı takdirde vaka sayıları artmaya devam ederse yeniden kısıtlamalara gidileceği konusunda uyarı yaptı.

  • Çin’den Tayvan’a tehdit: Seçenek kalmazsa saldırırız!

    Çin’den Tayvan’a tehdit: Seçenek kalmazsa saldırırız!

    Çinli General Li Zuocheng, Pekin’in herhangi bir seçeneği kalmaması halinde “bağımsızlığı engellemek için Tayvan’a saldırabileceği” uyarısında bulundu.

    Çin Merkez Askeri Komisyonu Müşterek Kurmay Dairesi Başkanı General Li Zuocheng, Ayrılma Karşıtı Yasası’na atıfta bulunarak Tayvan için askeri seçeneğin masada olduğunu hatırlattı.

    General Zuocheng, “Barışçıl birleşme imkanı ortadan kalkarsa, Halk Kurtuluş Ordusu olarak, Tayvan halkı da dahil tüm ulusla birlikte bölücü entrikaları ve eylemleri kararlı şekilde dağıtmak için gerekli tüm adımları atacağız” dedi.

    Reuters’ın haberine göre General Zuocheng, “Tayvan Boğazı’ndaki durumu dengelemek ve kontrol etmek için gerekli tüm önlemleri alma seçeneğini saklı tutuyor ve kuvvet kullanımı olmayacağına yönelik söz de vermiyoruz” ifadelerini de kullandı.

    Yasa bağımsızlık ilan edilmesi halinde askeri güç kullanımını öngörüyor

    General Zuocheng, 1979’da Çin’in Vietnam işgalinde görev alan ve savaş tecrübesi olan birkaç kıdemli subayından biri.

    Çin’de 2005 yılında Ulusal Halk Kongresi’nin yıllık toplantısında, Tayvan’ın bağımsızlığına karşı gündeme alınan yasa tasarısı oybirliğiyle kabul edilmişti.

    Söz konusu yasa, resmi olarak bağımsızlık ilan etmesi halinde Tayvan’a karşı askeri güç kullanılmasını öngörüyor.

    Pekin, Tayvan Adası’nı ülkenin vazgeçilmez veya devredilmez bir parçası olarak gördüğünü belirtiyor.

    Ayrıca ada, Çin’in en hassas bölgesel sorunu olarak kabul ediliyor.

    Tayvan ise, ‘otokratik’ Pekin tarafından yönetilmeyi ve Çin’in yüksek derecede özerkliğe sahip “tek ülke, iki sistem” modeli önerisini de şiddetle reddediyor.

  • Rusya, ‘ABD ve NATO askerlerine suikast için Taliban’a ödül verildiği’ iddiasını yalanladı

    Rusya, ‘ABD ve NATO askerlerine suikast için Taliban’a ödül verildiği’ iddiasını yalanladı


    Rusya, Taliban militanları ile ABD ve diğer NATO askerlerini öldürmeleri karşılığında ödül anlaşması yapıldığı yönündeki iddiaları yalanladı.

    Amerikan New York Times ve Washington Post gazeteleri, söz konusu haberi ABD’li yetkililere dayandırdı.

    Buna göre, geçen yıl Avrupa’da da suikast girişimlerinde bulunan bir Rus askeri istihbarat birimi, Taliban ile yapılan ödül anlaşması ile ilişkilendiriliyor.

    ABD’deki Rus Büyükelçiliği, “temelsiz” olduğunu savunduğu iddiaların diplomatlarına yönelik tehdit oluşturduğunu açıkladı.

    Taliban yönetimi de Rus istihbaratı ile anlaşma yapıldığı yönündeki iddiayı reddetti.

    New York Times gazetesinde yer alan haberde, ABD Başkanı Donald Trump’ın da söz konusu istihbarat raporundan haberdar olduğu iddia ediliyordu ancak Beyaz Saray bunu yalanladı.

    Basın sözcüsü Kayleigh McEnany, “Ne başkana ne de başkan yardımcısına, iddiaya konu olan Rus ödül istihbaratı hakkında bilgilendirme yapıldı” dedi.

    McEnany sözlerinin devamında, iddiaya konu olan istihbaratı değil, Trump’ın bilgilendirildiği yönündeki iddianın doğru olmadığını söylediğini belirtti.

    New York Times’a isimsiz olarak konuşan kaynaklar, ABD istihbaratının aylar önce, GRU isimli bir Rus askeri istihbarat biriminin, bölgede istikrarsızlık yaratmak için koalisyon güçlerine yapılacak saldırılar karşılığında Taliban güçlerine ödül teklif ettiğini sonucuna vardığını iddia ediyor.

    Gazeteye göre, militanlar bir miktar parayı da elde etti.

    Rusya büyükelçiliği ise haberi Twitter hesabından yalanladı ve gazeteyi yalan haber üretmekle suçladı.

    2019 yılında Afganistan’da 20 ABD askeri hayatını kaybetti. New York Times gazetesi bu ölümlerin hangisinin söz konusu istihbarat iddiası ile ilişkili olabileceğinin net olmadığını da yazdı.

    Gazeteye göre, Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi, Rusya’ya yaptırımları da içeren bir yanıt verme konusunu görüştü.

    Rus GRU istihbarat birimi, İngiltere’nin Salisbury kentinde, eski çifte ajan Sergey Skripal’a düzenlenen suikast girişimi ile de ilişkilendiriliyor.

    New York Times gazetesine haberi yalanlayan Taliban yönetiminden Zabihullah Mücahid, “Suikastlerimiz yıllardır devam ediyor ve bunları kendi kaynaklarımızla yapıyoruz” dedi.

    Mücahid, ABD ve NATO askerlerini hedef almayı Şubat ayında, askerlerin geri çekilmesi ve yaptırımların kaldırılması karşılığında durdurduklarını da söyledi.

  • Koronavirüs: ABD’nin bazı eyaletlerinde vaka sayılarında rekor artış

    Koronavirüs: ABD’nin bazı eyaletlerinde vaka sayılarında rekor artış


    ABD’nin güney eyaletlerinin normalleşme sürecini başlattığı dönemde, Florida eyaletinde günlük koronavirüs vaka sayısında rekor artış yaşandı.

    Cuma günü 9 bin vakanın tespit edildiği Florida’da Cumartesi günü 9 bin 500 kişiye Covid-19 tanısı kondu.

    Vakalardaki artış nedeniyle eyalet yetkilileri iş yerleri ve işletmeler için sıkı tedbirleri tekrar devreye sokmaya karar verdi.

    ABD’nin genelinde ise resmi vaka sayılarının bu hafta sonu 2,5 milyonu geçmesi bekleniyor.

    Ülke genelinde salgının başından bu yana toplam 125 bin koronavirüs hastası hayatını kaybetti.


    Florida eyaletinde neler oluyor?

    Florida’da da şu ana kadar toplam 132,000 vaka kaydedildi. 3 bin 300 kişi hayatını kaybetti.

    Güney ve batı eyaletlerinin birçoğu da normalleşme süreci başladığından beri rekor vaka artışları bildiriyor. Son haftalarda başka bölgelerden bu eyaletlere insanların akın etmesinin vaka sayısındaki artışta etkili olabileceğine dikkat çekiliyor.

    Teksas, Florida ve Arizona eyaletleri normalleşme planlarını geçici bir süre daha durduracaklarını açıkladı.

    Cuma günü Florida Valisi Ron DeSantis de yeni tedbirleri açıkladı. Miami Herald gazetesinin haberine göre bu kurallar arasında eyalette bulunan barlarda alkol servisinin durdurulması yer alıyor. Fakat bu kuralın restoranlar için geçerli olup olmadığı belli değil.

    Rekor vaka artışı gören bir diğer eyalet Teksas’ta ise Vali Greg Abbott barların kapanması gerektiğini söyledi. Restoran kapasiteleri ise yarıya düşürüldü.


    ABD’de genel durum nasıl?

    Johns Hopkins Üniversitesi’nin verilerine göre 26 Haziran’da ABD’de de toplam vaka sayısı 2 milyon 483 bin 516’ya ulaştı. Ülke genelindeki günlük vaka artışı 40 bine yükseldi.

    Yaygın Covid-19 testleri bazı bölgelerde vaka artışını yavaşlatmış olsa da diğer bölgelerde virüsün yayılımı hızlanıyor.

    Sağlık uzmanları gerçek vaka sayısının açıklanandan 10 kat daha yüksek olduğunu tahmin ediyor. ABD Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi (CDC) 20 milyon Amerikalının enfekte olmuş olabileceğini söylüyor.

    CDC’nin başkanı Dr Robert Redfield, özellikle güney ve batı eyaletlerinde görülen vaka artışlarının gençlerdeki Covid-19 pozitif tanılardan kaynaklandığını belirtti.

    Beyaz Saray ise salgının ülke genelinde dengede tutulduğunu savundu.

    Fauci: ABD’nin ciddi bir sorunu var

    ABD Ulusal Alerji ve Bulaşıcı Hastalıklar Enstitüsü Başkanı Dr. Anthony Fauci ise ülkede ‘durumun ciddi’ olduğu görüşünde.

    İki ay sonra ilk Beyaz Saray brifinginde konuşan Dr. Fauci özellikle belirli bölgelerdeki vaka sayılarındaki artışın “tedbir ve kısıtlamaların belki biraz fazla erken kaldırılmasına” ve insanların kurallara uymaması’na bağlı olabileceğini dile getirdi.

    Fauci “İnsanlar başkalarına hastalık bulaştırıyor. Bir süre sonra siz de savunmasız birine bulaştıracaksınız” diye konuştu.

  • Başkan Barzani’den ‘Bağımsızlık Referandumu’ mesajı: Tüm Kürdistan için çok değerli bir karardı

    Başkan Barzani’den ‘Bağımsızlık Referandumu’ mesajı: Tüm Kürdistan için çok değerli bir karardı

    Başkan Mesud Barzani, 25 Eylül 2017’de gerçekleştirilen Kürdistan’ın bağımsızlığı referandumunun gününün belirlenmesinin 3’üncü yıldönümü dolayısıyla bir mesaj yayımladı.

    “Bugün Kürdistan halkının siyasi yaşamında tarihi bir günün yıldönümüdür” diyen Başkan Barzani, “7 Haziran 2017’de Kürdistan Bölgesi’nin siyasi tarafları Kürdistan halkının barışçıl yollarla ses ve talebini dünyaya duyurması için referanduma karar verdi” ifadelerini kullandı.

    Referandum kararını “tüm Kürdistan vatandaşları için çok değerli bir kazanımın kararı” olarak nitelendiren Başkan Barzani, “O kararın alınması tüm taraflar için bir onur kaynağıdır, herhangi bir pişmalık da söz konusu değildir” dedi.

    Başkan Barzani, şunları kaydetti:

    “Bu vesileyle Kürdistan’ın devrimci, özgürlükçü ve vatanserlerinin değerli emeği ve rolünü anarken, tüm Kürdistan şehitleri ve özgürlük yolunun tüm şehitlerinin temiz ruhlarına binlerce selam olsun.”

  • Macron Libya’da Türkiye’ye karşı Putin ile ittifak arayışında mı?

    Macron Libya’da Türkiye’ye karşı Putin ile ittifak arayışında mı?

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, videokonferans yoluyla ‘Libya’ meselesini ele aldı.

    Macron’un ofisinden yapılan açıklamada cumhurbaşkanının bir çok önemli hususta Rusya ile ilerleme kaydedeceğine inancının tam olduğu belirtildi. Paris’in, Ukrayna krizi gibi ciddi anlaşmazlıkların olduğu konularda Kremlin ile temasta olması bazı Avrupa ülkeleri tarafından hoş karşılanmamıştı.

    Macron’un Putin ile Libya’yı görüşmesi ise aynı meselenin Fransa ile Türkiye arasında yarattığı gerginliğin hemen sonrasına denk geldi.

    Ankara Libya’da BM’nin tanıdığı Ulusal Mutabakat Hükümeti’ni desteklerken, Moskova ise Körfez ülkeleri ile Mısır’ın desteklediği Tobruk merkezli General Halife Hafter’in arkasında. Fransa, Libya krizinde tarafsız olduğunu açıklasa da Macron’un sorunun çözümü için Hafter’i destekleyen tarafların yanında olması farklı yorumlanıyor.

    Fransa Cumhurbaşkanlığından bir yetkilinin aktardıklarına göre, iki saat süren görüşmede Macron, Rus lidere Türkiye’nin bölgeye müdahalesinden kaynaklanan endişelerini aktardı. Görüşmede ayrıca Libya’daki Rus paralı savaşçılardan oluşan Wagner Grubu’nun varlığı da ele alındı.

    Kremlin’in resmi internet sitesinde yer alan açıklamada ise Putin’in Fransız cumhurbaşkanına, “Aklında, birçok meselede iş birliği yapmak olduğunu biliyorum. Gelecek tekliflerinizi her türlü desteklemeye hazırım” dediği yazıldı.

    Türk ve Fransız donanmalarının Doğu Akdeniz’de karşı karşıya gelmesinin ardından Ankara ile Paris arasında tansiyon yükselmiş, Türkiye’nin Libya’da ‘tehlikeli bir oyun’ oynadığını söyleyen Macron’a Ankara’dan sert tepki gelmişti.

    Dışişleri Bakanlığından Fransız lidere verilen yanıtta, “Sayın Macron hafızasını yoklar ve sağduyusunu harekete geçirirse, bugün Libya’da yaşanan sıkıntıların kendisinin de desteklediği darbeci Halife Hafter’in saldırılarından kaynaklandığını, Moskova’da ve Berlin’de ateşkes anlaşmasını imzalamayı reddedenin yine savaş ağası Hafter olduğunu hatırlayacaktır. Yıllardır gayrimeşru yapılara verdiği destek nedeniyle Fransa’nın, Libya’nın kaosa sürüklenmesinde önemli sorumluluğu bulunmakta, bu bakımdan Libya’da esas tehlikeli oyunu Fransa oynamaktadır” denilmişti.

  • AB Dış Politika Temsilcisi Borrell, Türk-Yunan sınırında Atina’ya güvence verdi

    AB Dış Politika Temsilcisi Borrell, Türk-Yunan sınırında Atina’ya güvence verdi

    Avrupa Birliği (AB) Dış Politika ve Güvenlik İşleri Yüksek Temsilcisi Josep Borrell, AB’nin kendi dış sınırlarını koruma konusunda kararlı olduğunu söyledi.

    Yunanistan’ı ziyaret eden Borrell, Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ile Türk-Yunan sınırı yakınlarındaki Meriç Nehri bölgesinde incelemelerde bulundu.

    Borrell daha sonra düzenledikleri ortak basın toplantısında, “AB’nin dış sınırlarının korunmasında kararlıyız ve Yunanistan’ın egemenliğini destekliyoruz” dedi.

    Yunanistan’ın Türkiye ile son dönemde yaşadığı sınır sorunlarıyla ilgili endişeleri paylaştığını ifade eden Borrell, Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerilimin düşürülmesini arzu ettiklerini ifade etti.

    Yunanistan Dışişleri Bakanı Nikos Dendias ise Türkiye’yi ülkesiyle ortak sınırı yeniden göçmenlere açmakla suçladı.

    Türk sahil korumalarını, göçmenlerle dolu teknelerin Yunan adasına gidişini kolaylaştırdığını ileri süren Yunan bakan, Türkiye’nin Akdeniz’de barış ve güvenliği zayıflattığı eleştirisinde bulundu.

    Borrell daha sonra Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis ile yaptığı görüşmede ise “bölgenin istikrarı için Türkiye ile güven ve diyalog kurulması” arzusunu dile getirdi.

    Yunanistan Başbakanı ise bunun üzerine “güvene dayalı ilişki inşası için Türkiye tahrik edici eylemlerine son vermeli” diye konuştu.

  • Fransa Libya İçin Niçin Türkiye’yi Eleştiriyor?

    Fransa Libya İçin Niçin Türkiye’yi Eleştiriyor?

    Diplomasi dünyasında ”Fransa’nın Libya konusunda Türkiye’yi neden çok sert eleştirdiği” sorusu sık sık gündeme gelmeye başladı. Özellikle Fransız medyasında son günlerde her gün Türkiye ve Fransa arasındaki Libya gerilimini ön plana çıkaran haberler yayınlanıyor. ”Bölgede pek çok aktör varken, neden Fransa Türkiye’yi eleştiriyor? Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron neden ‘Türkiye tehlikeli bir oyun oynuyor”’ yorumu yapıyor ve Türkiye’nin Libya’daki varlığına karşı çıkıyor. Fransa Savunma Bakanlığı’nın Türkiye’yi NATO’ya şikayet etmesindeki asıl hedef ne? VOA Türkçe Paris muhabiri Arzu Çakır derledi.

    Fransa Dışişleri Bakanı Jean Yves Le Diran, 27 Mayıs’ta Fransa Senatosu Dış İlişkiler Komisyonu’na bilgi verirken, “Libya’da kriz derinleşiyor ve ben kelimelerden korkmuyorum. Libya’nın Suriyelileşmesi durumu ile karşı karşıyayız” diyerek Türkiye’nin Libya politikasındaki rahatsızlığı dile getirdi. Bir tarafta Rusya, diğer tarafta Türkiye, Libya’nın bu ülkeye sınırı olmayan dış güçlerin güdümüne geçmesinden korktuğu yönünde açıklamalar yaptı. Elysee Sarayı, Libya’yı dışarıdan destekleyen ülkelerin bu politikalarından vazgeçmelerini isteyen ve Fransa Dışişleri Bakanlığı’ndan hemen her gün Libya konusunda Türkiye’yi sorumlu tutan açıklamalar yapıldı.

    Recep Tayyip Erdoğan ve Fayiz El Saraç
    Recep Tayyip Erdoğan ve Fayiz El Saraç

    Son olarak Fransa Savunma Bakanlığı geçtiğimiz hafta yapılan NATO Savunma Bakanları toplantısında, Türkiye’nin Akdeniz’de kendi savaş gemisine agresif yaklaşım sergilediğini öne sürerek, NATO’dan soruşturma yapılmasını istedi. Türkiye ise bir bütün halinde bu iddiaları reddetti.

    Ancak bu açıklamalara rağmen, Fransa Cumhurbaşkanı dün de ABD Başkanı Donald Trump ile telefonda, Tunus Cumhurbşkanı Kays Said ile Elysee Sarayı’nda Libya’yı görüştü. Bu görüşmelerin ardından “Türkiye tehlikeli bir oyun oynuyor” açıklamasını yaptı.

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron

    Petrol, göç ve terör

    Peki Libya ve daha da önemlisi bölgedeki komşu ülkeler bu konuda ne düşünüyor? Fransa ve Avrupa ile ABD’nin Libya dosyasında ilgilendiği üç temel konu var: Petrol, göç ve terör… Petrol, General Halife Hafter Eylül 2016’da Petrol Hilali Bölgesi’ni tekrar açtığında yeniden akmaya başladı. Terör, 2016’da sadece Hafter’ın denetimindeki Bingazi’de değil, aynı zamanda Saraç’a bağlı Misrata milislerinin, Amerikan ordusunun Afrika komutanlığı Africom avcılarının da desteğiyle IŞİD’in barınaklarını yıkmasıyla geriledi. Göçle ilgili olarak da, Trablusgarp’taki Sabratha milisleri ile İtalyanlar arasında 2017’de varılan gizli anlaşmalar ve AB’nin önlemleri, Lampedusa’ya akın eden Sahra altı göçmenlerini ve mülteci dalgasını yok denecek kadar azalttı.

    Bu üç hassas konu, uluslararası diplomasinin en gergin gündem maddeleri olmaktan çıktı. Peki neden şimdi Libya konusunda Fransa ve Türkiye arasında gergin bir tansiyon yeniden baş gösterdi?

    Le Monde gazetesine göre, bu noktaya kadar Libya’daki gelişmelere sessiz kalınmasının nedeni, AB’nin, petrol zengini bölge olan Doğu Siranayka’da konuşlanan General Hafter’in ülkenin kalan diğer topraklarını da ele geçirmesi yönündeki sessiz planıydı.

    Krizin köklerine inildiğinde Hafter’in rolü ne?

    Saraç’a karşı ayaklanan General Halife Hafter’in kimliği yakından incelendiğinde, Libya’nın bir bölümü bu profilden kaygı duyuyor. Hafter, Kaddafi’ye yakın bir asker iken, Çad yenilgisinin ardından han ilan edilince, 20 yıl ABD’de sürgün hayatı yaşadı. Ardından 2011’de Arap Baharı sonrası yurda dönerek, isyanlara katıldı. Tobruk Temsilciler Meclisi tarafından 2015’te Libya Ulusal Ordusu komutanı olarak atandı. Bingazi’de IŞİD’e karşı savaşıp, ardından da Hilal Petrol bölgesini açarak, politik olarak güç elde etti. Ancak 2016’da BM ile yapılan müzakerelerde, ülkeyi temsil etme şansını Trablus’un güçlü adamı Fayez El Saraç’a kaptırdı. Bunun üzerine kendisini tek taraflı olarak Libya devlet başkanı ilan eden Hafter, “Saraç’ın terörist milislerin esiri olduğunu ve onunla müzakere yürütmenin hiçbir anlamı olmadığını” söyledi.

    General Halife Hafter
    General Halife Hafter

    Avrupa ve ABD Hafter’e politik çözüm önerirken, Hafter, kendisi bizzat BM silah ambargosunu delerek, Mısır, Suudi Arabistan ve Arap Emirlikleri’nin desteğiyle 2018’e kadar kendi ordusunu kurdu. Hafter, 2019 baharında Trablus’a saldırdığında, bu uluslararası toplumda kimse için sürpriz olmadı. ABD petrol ve terörle mücadele, Fransa da hem Sahra altı ülkelerindeki operasyonlar hem de Hafter’in cihatçı miliserle mücadelesi nedeniyle, isim vermeden Hafter’i destekledi.

    Libya Türkiye için neden önemli?

    Libya krizinin bugüne ulaşan kökleri buradan doğdu. Ülkeler, özellikle BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkeler, BM’nin tanıdığı hükümetle savaşan General Hafter’i destekleyince, bölgede olaylar kontroldan çıktı. BM’nin resmen tanıdığı Ulusal Birlik Hükümeti’nin lideri Fayez El Saraç’a Türkiye, Cezayir ve Katar’ın verdiği destek ise bölgede dengeleri değiştirdi.

    VOA Türkçe’ye konuşan bölgenin önemli uzmanlarından Cezayir asıllı Fransız siyaset bilimi ve tarih uzmanı akademisyen Naoufel Brahimi El Mili, Türkiye ile Fransa arasındaki Libya yarışını Sarkozy dönemine dayandırıyor:”Hatırlar mısınız? Kaddafi’nin ölümünün ardından Nicolas Sarkozy ve David Cameron Libya’ya gitti. Onlardan hemen bir gün sonra Erdoğan, Libya’ya gitti. Ve tüm medya bu yarışı yazmıştı. Yarış, daha Sarkozy zamanında başlamıştı yani. Türkiye için Libya çok önemli. O dönem, Mısır Devlet Başkanı Müslüman Kardeşler mensubu Mohammed Mursi’ye yardım etmek için önemliydi. Sisi, Mursi’ye karşı darbe yapınca bu önem değişmedi ancak amaç değişti.”

    Fransa eski cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy
    Fransa eski cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy

    Fransa’nın “eski tutarsızlığı”, Türkiye’nin “yeni tutarlılığı”

    El Mili, Türkiye’nin Libya’nın anahtarını almak istediğini, Suriye’deki milisleri buraya kaydırdığını ancak Fransız ordusunun da söylemeden, sessizce Libya’ya asker gönderdiğini belirtiyor:

    “Bu olayda, eski bir Fransız tutarsızlığı ve yeni bir Türk tutarlılığı var. BM Güvenlik Konseyi üyesi olan Fransa da Saraç hükümetine destek verdi. Haftar, Saraç’a karşı çıkınca, Macron onu Fransa’da kabul etti ve destekledi. Yani BM kararına rağmen, BMGK Daimi üyesi olan Fransa, kendi kararına karşı davrandı. Halbuki Türkiye, BM’nin tanıdığı hükümet ile birlikte. Erdoğan Trablus’a gitti, meşru hükümet kendisinden yardım istedi. Türk ordusu Trablus’u kurtarmayı başardı. Bütün olay budur.”

    Fayiz El Araç ABD'li askeri yetkililerle
    Fayiz El Araç ABD’li askeri yetkililerle

    El Mili, “Bölgede bu kadar aktör varken, neden Fransa ve Türkiye karşı karşıya?” sorusuna ise, “Hafter’i, Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) destekliyor. Türkiye için bu üç ülke kötülükler üçgeni. Hafter’e Mısır istihbarat veriyor, Hafter yakaladığı cihatçıları seçim döneminde Cezayir’e gönderiyordu. Çünkü Cezayir, BM’nin tanıdığı Saraç hükümetini destekliyor. Hukuken de doğrusu bu. Zira BM Saraç’ı tanıdı, Hafter ise 20 yıl boyunca ABD’de kaldığı için bölgede güven duyulmayan bir isim. Fransa ve Türkiye arasında Suriye gerilimi varken, şimdi bir de Libya eklendi. Erdoğan bundan iki üç hafta kadar önce, zekice bir adım atarak Libya’da BM kararı istedi. Zekiceydi, çünkü bölgesel güç olan Cezayir sadece BM kararı olursa müdahale edeceğini açıkladı. Şimdi Fransa BMGK üyesi olarak karşı tarafta yer alıyor” yanıtını verdi.

    “Libya’da en kötü çözüm Hafter olur”

    Bölge halkının “Libya bütün dış hesaplardan uzak nasıl kendi iç barışını sağlar?” sorusuna, “Libya’da en kötü çözüm Hafter olur” karşılığını verdiğini belirten Naoufel Brahimi El Mili, “Halkın önemli bölümü Hafter’e güvenmiyor. Libya’da çözüm BM çatısı altında olacaktır. Tek gerçek çözüm de budur bana kalırsa” dedi. Avrupa’nın Hafter’e desteğinde “göç akını korkusunun da yatabileceğini kaydeden El Mili, “Hafter çok güçlü. Göç konusunu kontrol ediyor. Avrupa’nın en büyük korkusu, göç korkusu. Libya halkının huzuru ile ilgilenen kimse yok” diye konuştu.

    Türkiye ile ilişkilerin gerilmesinde Macron mu rol oynadı?

    Fransa’nın önemli düşünce kuruluşu Uluslararası Stratejik İlişkiler Enstitüsü (IRIS) Başkan Yardımcısı, Türkiye ve jeo-politika uzmanı Didier Billion da, VOA Türkçe’ye Fransa’nın tavrının, Fransa içinden bakıldığında nasıl görüldüğünü anlattı. Billion, Fransa’nın Libya’da Türkiye’ye yönelik izlediği politikaya Fransa açısından bakıldığında, Fransa ve Türkiye’nin son zamanlarda Suriye ve Libya’da çok sert bir üslupla karşı karşıya geldiğini bu noktaya gelinmesinde Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve ekibinin attığı adımların etkili olduğunu söyeldi:

    “Macron AB’nin liderliğine oynadı, bu iddiasında başarısız oldu. Herkese ders vermeye kalktı, karşılığında AB’li pek çok başkentin tepkisini çekti, Almanya ile virüsle mücadelede ortak adımlar atmaya başlasa da, AB’li ortaklarını karşısına aldı. Diplomatik planda ise Suudi Arabistan ve Arap Emirlikleri çizgisine yaklaştı. BMGK daimi üyesi olarak, kendi aldıkları kararın aksine Libya’da BM’nin desteklediği ismin karşısındaki darbeci bir askeri destekledi. Diplomasi, olaylara tepkiler vermek şeklinde ilerliyor, 5-10 yıllık vizyonu olan bir diplomasi uygulamıyor. Fransa duruma göre tavır alınca da hata ihtimali ve hataların boyutları artıyor. Oysa ABD, İngiltere, Almanya, Libya konusunda son derece dikkatli ilerliyor. Elbette Doğu Akdeniz’de petrol aramaları, Yunanistan ve Kıbrıs da önemli bir konu. Bir de belki Türkiye’de de sık sık uygulanan eski bir iletişim metodu. İçeride işler kötü gidince, dışarıda bir takım konular ve hedefler aranır. Bu da son zamanlardaki çıkışın ufak da olsa bir nedeni aslında.”

    NATO’dan soruşturma ya da yaptırım kararı çıkar mı?

    Naoufel Brahimi El Mili, Fransa’nın neden konuyu NATO gündemine taşıdığı sorusunu net yanıtlıyor:

    “Çünkü Fransa ve birçok ülke için Libya’da çözüm, bölgesel bir güç olan Mısır ordusu. Mısır, geçtiğimiz Pazar günü ‘Türkiye’nin desteklediği Saraç ordusu Sirte kentini aşarsa, bu kırmızı çizgimizdir, Mısır ordusu müdahale eder’ dedi. Ama Mısır ordusunun problemi, Türk ordusunun NATO üyesi olması. Mısır NATO üyesi değil. İşte Fransa Türkiye’yi NATO’ya şikayet ederek, Türkiye’nin NATO kartını zayıflatıyor. Amerikalılar, Suudi Arabistan ve Mısır’ın çizgisinde. Ama Türkiye NATO üyesi ve bunu görmezden gelemezler. Barış yolunda atılan Berlin Zirvesi bir işe yaramadı. Almanlar, diplomaside Kuzey Afrika’da güçlü değiller. İtalyanlar’a gelince, onların en büyük korkusu göç dalgası. Lampedusa Libya’ya en yakın nokta. Avrupa’da geriye Fransa kalıyor. Fransa ve Türkiye, bölgede bir askeri çatışma içine girmez. Fransa, zaten Sahra bölgesinde çatışıyor. Libya’da bir çatışma onun çıkarına değil. Çözümün adresi yine BM olacaktır.”

    Türkiye NATO için önemli bir müttefik

    Dider Billion ise, Fransa’nın NATO’ya başvurusundan önemli bir sonuç çıkmayacağını tahmin ediyor: “NATO böyle bir şikayeti dikkate almak zorunda. Ama dikkat ederseniz Stoltenberg, ‘olayın ne olduğunu anlayalım önce’ dedi. Nasıl bir kavram kullanılabilir bilmiyorum ama her iki tarafın iddiaları dinlenecek ve incelenecek. Ama ben bu işin çok uzayacağını düşünmüyorum. Ne NATO, ne de Türkiye’nin, birbirinden vazgeçmek gibi bir niyeti var. Ve Türkiye hala NATO için önemli bir müttefik. Amerika, Almanya, İtalya, Libya konusunda çok dikkatli, diyalogla götürüyor işleri. Fransa da diyalog yolunu bir an evvel seçmeli.”

    “Libya, daha küresel bir pazarlığın kaba bir piyonu”

    Fransa Dışişleri Bakanı Türkiye ve Rusya’nın Libya’yı ‘Suriyeleştirdiğinden’ söz ediyor. Ancak Libya’da olanları Suriye’ye benzetebilir miyiz?

    Öncelikle Libya’da İran gibi bir aktör ve Kürtler yok. Başar Esat’a her ne kadar karşı çıkılsa da, ortada ayakta kalan bir devlet sistemi var. Ayrıca, krizin ortaya çıkış süresi ve biçimi açısından Le Drian’ın “Suriyelişiyor” benzetmesine uzmanlar katılmıyor. Ve Libya’nın çok farklı olduğunu dile getiriyor.

    Ancak Rusya ve Türkiye’nin Suriye’deki gibi karşı karşıya gelmesi, karşıt tarafları desteklemesi açısından Suriye ve Libya örneği bir benzerlik içeriyor. Tıpkı Suriye gibi Moskova ve Ankara askeri karşıtlığı, diplomatik yönetim ile dengeleniyor.

    Le Monde gazetesine bu dengeyi Akedeniz Stratejik Araştırmalar Vakfı Başkanı Amiral Pascal Ausseur, “Her iki tarafın diplomatik alanda ellerinde önemli kartlar var. Türkiye, NATO üyeliği ve boğazlarla, Rusya ise güçlü ordusu ve gaz kaynaklarıyla bir güç dengesi oluşturuyor. Türk-Rus karşıtlığı altındaki Libya, özelllikle Suriye bağlantılı olarak, daha küresel bir pazarlığın kaba bir piyonu haline geliyor. Erdoğan ve Putin arasında, Türkiye’nin İdlib’de oluşturduğu cebi beslemekten vaz geçmesi karşılığında, Rusya da Haftar’ın Trablus’u bırakmasını ve Sirenayka’ya çekilmesini isteyebilir” sözleriyle değerlendiriyor.