Kategori: Genel

Serbest Görüş farklı konularda kapsamlı haberler ve bilgi içerikleri sunmaktadır. Sitemiz ekonomi, politika, toplumsal olaylar ve daha fazlasını kapsayan geniş bir yelpazede haber ve analizler içermektedir.  Geniş bir konu yelpazesinde güncel bilgiler ve derinlemesine incelemelerle okuyuculara çeşitli perspektifler sunar.

  • Acil bir durumda ne yapılmalı?

    Acil bir durumda ne yapılmalı?


    Prof. Dr. Orhan Tatar, Ege Denizi’ndeki sismik aktiviteye ilişkin açıklama yaptı. Tsunaminin kıyılarımıza ulaşması durumunda bunun bir yıkıcı etkisinin olmayacağını öngördüklerini kaydeden Tatar, “Daha kuzeye doğru geldikçe, özellikle İzmir civarına, bugün bulunduğumuz bölgeye geldikçe bunun etkisinin daha da azalacağını veya yok denecek kadar bir etkiye sahip olacağını söyleyebiliyoruz” dedi. Olası bir acil durumda yapılması gerekenleri anlatan AFAD Afetlere Müdahale Genel Müdürü Dr. Sadi Ergin de, yurttaşların uyarı gelmesi halinde su kenarından iç kesimlere doğru yönelmesi gerektiğine dikkat çekti.

    Prof. Dr. Tatar, Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Nurcan Meral Özel, Meteoroloji Genel Müdür Yardımcısı Yüksel Yağan ve ODTÜ İnşaat Mühendisliği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Cevdet Yalçıner, AFAD tarafından mobil siren ve anons aracı konuşlandırılan Seferihisar ilçesinde kıyıda ve Sahil Güvenlik Komutanlığına bağlı gemi ile Ege Denizi’nde inceleme yaptı.

    İncelemenin ardından gazetecilere açıklama yapan Tatar, Muğla, Aydın ve İzmir’de değerlendirme toplantıları yaptıklarını hatırlattı.

    Tatar, depremin ardından yaşanabilecek tsunami olasılığına değinerek, şunları kaydetti:

    “Özellikle güneyden kuzeye doğru geldikçe yani Muğla’dan daha kuzeye doğru geldikçe kıyılarımız boyunca bu tsunami tehlikesinin gittikçe azaldığını görüyoruz. Ama örneğin Muğla, Bodrum, Datça Yarımadası’ndaki değişik yerlerde de bu tsunami etkisinin oluşması durumunda, bir saatten daha önce bir sürede gelmeyeceğini öngörüyoruz. Bunu yaptığımız modellemeler sonucunda ortaya koyuyoruz. Tsunaminin kıyılarımıza ulaşması durumunda bunun bir yıkıcı etkisinin olmayacağını öngörüyoruz. Daha kuzeye doğru geldikçe, özellikle İzmir civarına geldikçe bugün bulunduğumuz bölgeye geldikçe bunun etkisinin daha da azalacağını veya yok denecek kadar bir etkiye sahip olacağını söyleyebiliyoruz. Tsunaminin oluşması durumunda, İzmir’in kuzeyine geçmeyeceğini çok net olarak söylemek mümkün.”

    AFAD’a tsunami uyarısını Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsünün vereceğini kaydeden Tatar, uyarının AFAD’a ulaşmasının ardından kısa mesajla, ihtiyaç olması halinde daha etkin mesaj yöntemleriyle ya da anons sistemiyle vatandaşlara duyuracaklarını aktardı.

    Tatar, son günlerde değişik bölgelerde deniz çekilmesine de değinerek, “Bunun bir meteorolojik olay olduğunu, herhangi bir depremin habercisi olmadığını altını çizerek söylemekte yarar var.” dedi.

    Ergin acil durumda yapılması gerekenleri anlattı

    AFAD Afetlere Müdahale Genel Müdürü Dr. Sadi Ergin de gazetecilerin acil uyarı sistemiyle uyarı geldiğinde vatandaşların neler yapması gerektiğine ilişkin soruyu yanıtladı.

    Vatandaşların uyarı gelmesi halinde su kenarından iç kesimlere doğru yönelmesi gerektiğini ifade eden Ergin, “Maksimum 1 ya da 1,5 metre gibi bir tsunami etkisinin olması halinde vatandaşlarımızın iç kesimlere gitmeleriyle beraber bu tedbirleri almış olacağız. Volkanik bir patlama söz konusu olduğunda buna yönelik de maske kullanılabilir. O koruyucu olur. Onun dışında evlerdeki bacaların şapkaları evin içerisindeki muhafazayı sağlayabilir. Vatandaşlarımızın kapalı alanlara yönelmeleri önerilmekte. Bu anlamda broşürler bastırdık. Muhtarlarımız vasıtasıyla vatandaşlarımıza ulaştırılıyor.” diye konuştu.

    Meteoroloji ekibi atmosferi gözlemliyor

    Meteoroloji Genel Müdür Yardımcısı Yüksel Yağan da olası bir volkan patlamasında Türkiye’nin güney bölgelerinin partiküler madde taşınımından kısmi etkilenebileceğini ifade etti.

    Meteoroloji Genel Müdürlüğü olarak bir ekip tesis ettiklerini aktaran Yağan, “7-24 saat esasına göre atmosferi sürekli olarak gözlemliyor ve izliyoruz. Volkan patlaması özelinde izliyoruz atmosferi. Böyle durumda AFAD’ımızla hemen temasa geçip vatandaşımızın söz konusu durumdan en az şekilde etkilenmesini sağlamaya çalışacağız.” dedi. (AA)

  • İlaç temin edilemiyor, hastalar tedavilerine ulaşamaz halde

    İlaç temin edilemiyor, hastalar tedavilerine ulaşamaz halde


    İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü önünde toplanan eczacılar, ilaç fiyat politikalarındaki tutarsızlıkları ve ilaç temininde yaşanan sorunları düdük çalıp, alkışlarla protesto etti. İstanbul Eczacı Odası Başkanı Pınar Özcan, “Eczanelerimiz bu koşullarda ayakta kalamaz. Acil önlem alınmazsa eczane iflasları an meselesidir” dedi.

    İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü önünde toplanan İstanbul Eczacı Odası üyeleri, fiyat politikalarındaki tutarsızlıkları ve ilaç temininde yaşanan sıkıntıları düdük çalarak alkışlarla protesto etti.

    Ellerinde, “İlaç Fiyat Kararnamesi değişmezse ülkeme yeni ilaç gelmeyecek”, “Yüzde 542 artan muayene ücretini tahsil etmek istemiyoruz”, “Eczacı baremleri acilen güncellensin”, “Eczaneler yangın yeri” yazılı dövizler taşıyan eczacılar, “Sağlıkta tasarruf yapılamaz”, “Eczacı tahsildar olmayacak”, “Fiyat farkı ödemek hastaya eziyet” sloganları attı.

    “Eczanelerimiz derin bir krize sürüklenmiştir”

    Basın açıklamasını okuyan İstanbul Eczacı Odası Başkanı Şeker Pınar Özcan, birinci basamak sağlık hizmeti veren eczanelerin ayakta kalamaz hale geldiğini belirterek, “İlaç fiyat politikalarındaki tutarsızlıklar, ekonomik dalgalanmalar ve yetkililerin taleplerimizi ısrarla görmezden gelmesi nedeniyle eczanelerimiz derin bir krize sürüklenmiştir. Türkiye’nin ve dünyanın ekonomik gerçeklerinden kopmuş  İlaç Fiyat Kararnamesi nedeniyle, hem eczacı hem hasta mağdur olmaktadır. Yıllardır uygulanan yanlış ilaç fiyat politikalarının olumsuz sonuçlarını yaşıyoruz. Sağlıkta Dönüşüm Programı adı altında yürütülen politikaların bizi getirdiği nokta, sağlık hizmetlerine erişimin giderek zorlaştığı bir sistemdir” dedi.

    “İlaç harcalamalarının kısılması ciddi krize dönüştü”

    Oda Başkanı Özcan, ilaç firmalarının, sabit kur ile gerçek kur arasındaki farkın giderek açılması sonucu Türkiye pazarından çekilmeye başladığını, bunun da hastaların ilaç bulamamasına neden olduğunu savunarak, “İlaç yoklukları kronikleşmiştir. Yeni nesil ilaçların büyük çoğunluğu ise ülkemize hiç girmemektedir. Halihazırda piyasada bulunan ve SGK’nın karşıladığı pek çok ilaç için ise hastalar yüksek fiyat farkları ödemek zorunda kalmaktadır” diye konuştu.

    “Eczacılar ilaç temin edemez, hastalar tedavilerine ulaşamaz hale geldi”

    Türkiye’nin, ilaç ve sağlık harcamalarına en az bütçe ayıran ülkeler arasında bulunduğunu ifade eden Özcan, şunları kaydetti:

    “İlaç ve eczacılık hizmetlerine yalnızca tasarruf kalemi olarak bakan, hem eczacıyı hem vatandaşı mağdur eden sağlık politikaları sonucunda bugün eczacılar ilaç temin edemez hale gelmiş, hastalar tedavilerine ulaşamaz olmuştur. Küçük sermayelerle işletilen eczaneler, sağlık sisteminin en kırılgan halkası olarak ekonomik çıkmaza girmiştir. Bizler eczacılar olarak, yaşanan bu sorunları defalarca yetkililere ilettik. Ancak ne hastalarımız ne de meslektaşlarımız adına kalıcı ve gerçekçi bir çözüme ulaşılmış değildir. Bu nedenle buradan tüm meslektaşlarımızla ile birlikte haykırıyoruz, eczanelerimiz bu koşullarda ayakta kalamaz. Acil önlemler alınmazsa, eczane iflasları an meselesidir. İlaç Fiyat Kararnamesinin, öncelikle günün ekonomik koşullarına uygun olarak ve enflasyon oranlarına göre güncellenmesi, eczanelerin sürdürülebilir bir gelir modeline kavuşmasının sağlanması, her fiyat güncellemesiyle, eczacı baremlerinin de otomatik artması uygulamasının hayata geçirilmesi, eczanelerimizin ilaç ve sağlık hizmetlerini sürdürebilmesi için ekonomik koşullara uygun bir protokolün ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir.”

    Uygulanan ilaç politikasının, Türkiye ve dünyanın ekonomik gerçekliğinden koptuğunu öne süren Şeker Pınar Özcan, “Biz eczacılar, halkımızın sağlık kapısını açık tutmak için buradayız ve mücadelemize devam edeceğiz” dedi  (ANKA)

  • Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Baş’tan işsiz kalan KFC ve Pizza Hut çalışanlarına destek; “İşçiler birleşecek, sermaye yenilecek!”

    Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Baş’tan işsiz kalan KFC ve Pizza Hut çalışanlarına destek; “İşçiler birleşecek, sermaye yenilecek!”


    Türkiye genelinde binlerce şubesi bulunan KFC ve Pizza Hut markalarının işletmecisi İş Gıda’nın konkordato ilan etmesinin ardından işsiz kalan ve haklarını alamayan emekçiler Kadıköy İskele Meydanı’nda eylem yaptı. İşçilere desteğe Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş işçi sınıfını birlikte mücadeleye davet ederek, “Artık işçi sınıfının birliği patronlardan, bütün bu haksızlıkların hesabını sormak üzere oluşturuluyor. İşçiler birleşecek, sermaye yenilecek” dedi.

    İş Gıda’ya bağlı KFC ve Pizza Hut işçileri şirketin konkordato ilan etmesiyle Türkiye’de faaliyet gösteren binlerce kişi işsiz kaldı. İşçilerin hak arayışı devam ederken Kadıköy İskele Meydanı’nda bir araya gelen KFC ve Pizza Hut emekçileri maaşlarını ve haklarını alamadıkları gerekçesiyle eylem yaptı.               

    İşten çıkartılan emekçiler, “Sadaka değil hakkımızı istiyoruz”, “Yum Brands KFC ve Pizza Hut’ta çalışan 6 bin işçinin emeğini gasp edemezsin” pankartları açarak, “Hak hukuk adalet”, “İşçiler sokakta İlker Şahin nerede”, “Sefalete teslim olmayacağız”, “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” sloganları attı. Eylem yapan işçilere Türkiye İşçi Partisi (TİP), Vatan Partisi ve Sosyalist Emekçiler Partisi (SEP) de destek verdi.

    “Patronların karşısında işçi sınıfı tek vücut olmalıdır”

    Direnen işçilerin yanında olduklarını söyleyen Türkiye İşçi Partisi Genel Başkanı Erkan Baş, “Sizin şu anda tarihsel bir göreviniz var. İş Gıda işçileri bir sorumluluk üstlenmesi gerekiyor. Tıpkı Polonez işçilerinin üstlendiği gibi, tıpkı direnen metal işçilerinin üstlendiği gibi, tıpkı direnen Gaziantep’teki Başpınar işçilerinin üstlendiği gibi hep beraber olacağız. Her birimiz, yanımızda aynı tezgah başında, aynı dükkanda, aynı masa başında beraber çalıştığımız sınıf kardeşimizin koluna gireceğiz. Bugüne kadar aramızda çeşitli ayrımlar olabilir. Bugüne kadar çeşitli tartışmalar yapmış olabiliriz. Ama şu an itibariyle tüm İş Gıda işçilerinin birinci görevi, birinci sorumluluğunu yanındaki sınıf kardeşinin koluna girmek ve hep beraber kazanacağımızı, hep beraber kazanmak zorunda olduğumuzu hiç akıldan çıkarmamaktır. Patronların karşısında işçi sınıfı tek vücut olmalıdır. İş Gıda işçileri bu birliği sağladıkça, bu kararlılıkla mücadeleye devam ettiği sürece her an bütün gücümüzle, Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında biz onların yanında olacağız” ifadesini kullandı.

    “İşçiler birleşecek, sermaye yenilecek”

    Patronlara da seslenen Baş, “Türkiye’nin dört bir yanında işçilerin örgütsüzlüğüne güvenerek, iktidarın arkalarında durduğuna güvenerek her geçen gün bizler yoksullaşırken, bizler daha uzun süreler, daha uzun saatler, daha uzun yıllar çalışmak zorunda kalırken biz evimize götürdüğümüz ekmek her gün küçüldüğü için yarına büyük bir umutsuzlukla bakarken, her gün servetine servet katan patronları da uyarıyoruz. Yağma yok beyler. O servetiniz bizden çaldıklarınızdır. Ve bizim üzerimize basarak rahat rahat hayat sürmenize izin vermeyeceğimize söz veriyoruz. Artık işçi sınıfının birliği patronlardan, bütün bu haksızlıkların hesabını sormak üzere oluşturuluyor. İşçiler birleşecek, sermaye yenilecek diyorum” diye konuştu.

    “Hakkımızı almak için sonuna kadar mücadele edeceğiz”

    Basın açıklamasını okuyan KFC çalışanı Hasan Tartan, mücadeleye sonuna kadar devam edeceklerini belirterek, “Bu çalışanlar KFC ve Pizza Hut markalarına güvenerek şirkete katılmış ancak şimdi ortada bırakılmıştır. Bizler yıllarca alın terimizle büyüttüğümüz bir işletmenin finansal oyunları uğruna bizi mağdur etmesine sessiz kalmayacağız. Buradan hükümete, kamuoyuna ve yetkililere sesleniyoruz: Emeğimizin karşılığını istiyoruz. Haklarımızın gasp edilmesine izin vermeyeceğiz. Yıllarca sırtımızdan kazanç sağlayanların sorumluluktan kaçmasına göz yummayacağız. Bu adaletsizliğe karşı birlik olacak. hakkımızı almak için sonuna kadar mücadele edeceğiz” dedi. (ANKA)

  • Almanya’dan sınır dışı edilen Türk vatandaşlarının sayısı artıyor

    Almanya’dan sınır dışı edilen Türk vatandaşlarının sayısı artıyor


    Almanya’dan Türkiye’ye sınır dışılar son iki yılda iki kat arttı. Türkiye, vatandaşları en çok sınır dışı edilen üçüncü ülke konumunda.Almanya’dan Türkiye’ye sınır dışı edilenlerin sayısının son iki yılda iki kat arttığı bildirildi.

    Sol Parti’nin soru önergesini yanıtlayan Federal Hükümet’in paylaştığı verilere göre geçen sene toplam bin 87 kişi Türkiye’ye sınır dışı edildi. 2022’de Türkiye’ye 515, 2023 yılında ise 875 kişi sınır dışı edilmişti.

    Böylelikle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, Gürcistan ve Kuzey Makedonya vatandaşlarının ardından, Almanya’dan en çok sınır dışı edilen ülke vatandaşları konumunda bulunuyor. Türkiye’yi dördüncü sırada Arnavutluk ve beşinci sırada Sırbistan izliyor.

    Sol Parti milletvekili Clara Bünger, özellikle Türkiye’ye sınır dışı edilenlerin sayısındaki artışın endişe verici olduğunu belirterek “Nihayetinde Türkiye, muhaliflerin kitlesel bir şekilde hapiste tutulduğu bir ülke” dedi.

    Yüzde 22’lik artış var

    Irak’a sınır dışı edilenlerin sayısı da 2024 yılında iki kat artarak, 699 kişiye ulaştı.

    Geçen yıl Almanya’nın ülkeden sınır dışı ettiği kişi sayısı bir önceki yıla kıyasla yüzde 22’lik artışla 20 bin 84 kişiye ulaştı.

    5 bin 827 kişi, Dublin prosedürü uyarınca sınır dışı edilerek Avrupa Birliği’nde (AB) ilk giriş yaptıkları ülkelere geri gönderildiler. Zira bu prosedür uyarınca iltica başvurularının, Avrupa’ya ilk giriş yapılan ülkeler tarafından incelenerek karara bağlanması gerekiyor.

    Almanya’ya en çok iltica başvurusunda bulunanlar Suriyeliler. Sadece Ocak ayında 14 bin 920 kişi Almanya’ya iltica başvurusu yaptı. Bunların yüzde 30,4’ünü Suriyeliler oluşturuyor.

    Suriye’de Esad rejiminin devrilmesi sonrasında pek çok Avrupa ülkesi gibi Almanya da Aralık ayında Suriyelilerin iltica başvurularını askıya alma kararı almıştı. Ülkede yaşanan iç savaş nedeniyle, 2012 yılından bu yana Suriyeliler ülkelerine sınır dışı edilmiyor.

    Ancak geçen sene Almanya’nın Mannheim ve Solingen kentlerindeki şiddet eylemlerinden sonra Federal İçişleri Bakanı Nancy Faeser, özellikle şiddet yanlısı İslamcı suçluları ülkelerine sınır dışı etmek istediklerini açıklamış, Suriye ve Afganistan’a sınır dışı imkanının sağlanması için görüşmeler yürütüldüğünü söylemişti.

    Bu bağlamda geçen yıl Ağustos ayında Katar’ın desteği ile 28 suçlu ülkeleri Afganistan’a sınır dışı edilmişti.

    dpa / DA, ET

    DW Türkçe’ye sansürsüz nasıl erişebilirim?

  • Özel hastanede kalp krizi geçiren hastayla pazarlık yapıldı: Hastaneye denetim başlatıldı

    Özel hastanede kalp krizi geçiren hastayla pazarlık yapıldı: Hastaneye denetim başlatıldı


    İstanbul’da, kalp krizi geçiren bir hasta tedavi gördüğü özel hastanede, hastane muhasebecisiyle fiyat pazarlığı yapmak zorunda bırakıldı. Kamuoyunda tepki çeken olaya ilişkin olarak açıklama yapan Sağlık Bakanlığı, hastaneye “olağanüstü denetim işlemi” başlatıldığını bildirdi.

    Sözcü TV ‘den Hazar Dost‘un haberine göre, İstanbul’da yaşayan 51 yaşındaki B.T., 13 Ocak’ta göğüs ağrısı şikayetiyle Taksim’de bir hastaneye başvurdu. Yapılan testler sonucu üç damarının tıkalı olduğunu ve acilen anjiyo yapılması gerektiği belirtilen B.T., gece saatlerinde Bakırköy’de bulunan özel bir hastaneye sevk edildi.

    B.T., anjiyo sırasında hastane muhasebecisinin ameliyat odasına girerek kendisiyle stent fiyatlarını konuştuğunu belirtti. Söz konusu anlara ilişkin görüntülerde, iddiaya göre hastane muhasebecisinin, “15’e 18’e ve 20’ye var” diyerek hastaya fiyat belirttiği anlar görülüyor. B.T., ayrıca, kendisine en uygun fiyatlı stentin takılmasını istediğini, ancak üçüncü stent için 50 bin lira talep edildiğini söyledi.

    B.T., muhasebecinin hiçbir koruyucu ekipman giymeden odaya girdiğini ve aynı hastanede o gün gelen herkese benzer işlemler yapıldığını öne sürdü. B.T., tüm ödemelerin nakit olarak alındığını ve bu yöntemin, yapılan işlemlerle ilgili şikayet edilmesini engellemek için uygulandığını iddia etti.

    Sağlık Bakanlığı’ndan açıklama

    Sağlık Bakanlığı ise söz konusu görüntülerle ilgili olarak, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü’nün hastanede denetim başlattığını ve idari yaptırım uygulanacağını bildirdi.

    Açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

    “İstanbul’da bir özel sağlık kuruluşunda vatandaşımıza anjiyo işlemi sırasında fiyat pazarlığı yapıldığına dair basına yansıyan görüntüler hepimizi üzmüştür. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğümüz bu hadiseye derhal müdahil olmuş ve ilgili hastaneye olağanüstü denetim işlemi başlatmıştır. Mevzuatımız çerçevesinde bu tür acil başvurularda standartlara uygun gerekli stent hastaya takılır, herhangi bir ücret talep edilemez. Hiçbir vatandaşımızın sağlığı pazarlık konusu yapılamaz. İstanbul İl Sağlık Müdürlüğümüz gerekli idari yaptırımı uygulayacaktır. Halihazırda olağanüstü denetim ekiplerimiz ilgili hastanede denetimlerine devam etmektedir.”


  • DEM Parti’den ‘barış süreci’ için iktidara samimiyet çağrısı

    DEM Parti’den ‘barış süreci’ için iktidara samimiyet çağrısı


    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Gaziantep’te katıldığı bir etkinlikte yaptığı konuşmada Abdullah Öcalan’ın eşit yurttaşlık talebini öne çıkararak, Türkiye’nin demokratikleşme ve barış sürecinde adalet ve birlik çağrısında bulundu. Bakırhan, hükümetin barış sürecine yönelik tutumunu da eleştirerek, kayyum politikalarına dikkat çekti.

    DEM Parti Gaziantep İl Örgütü, “Ekmek ve Adalet Buluşmaları” kapsamında bir dayanışma gecesi düzenledi. Etkinlikte konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Abdullah Öcalan ile DEM Parti’nin İmralı Heyeti arasında yapılan görüşmelere değinerek, barış süreci ve demokrasi vurgusu yaptı.

    “Bu sürecin barışa evrilmesini istiyoruz”

    Bakırhan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin geçen yıl 1 Ekim’de DEM Parti Grubu ile ilk kez tokalaşmasıyla birlikte başlayan sürece atıfta bulunarak, o tarihten bu yana kesintisiz bir şekilde çalıştıklarını belirtti ve sürecin önemine dikkat çekti.

    Bakırhan, “İstiyoruz ki bu tartışmalar bir barış sürecine dönüşsün, Türkiye demokratikleşsin. Herkes için adalet sağlansın. Gelir adaletsizliği son bulsun. İnsanların daha eşit ve adil bir yaşam sürmesini istiyoruz” dedi.

    Geçen yıl Ekim ayında başlayan süreçle beraber Aralık ayında Öcalan’la ilk görüşmesini yapan DEM Parti’nin İmralı Heyeti, ikinci görüşmesini de Ocak ayında yaptı.

    Öcalan ile gerçekleştirilen bu görüşmelere dair Bakırhan, “Sayın Öcalan ile heyetimiz iki defa görüştü. Kendisi, bugünkü gelişmeleri çok önceden öngören bir paradigma ortaya koydu. 1990’lardan bu yana demokratik yaşamdan, Kürt-Türk kardeşliğinden bahsediyor. ‘Sadece Kürtler’e ve emekçilere değil, ülkede yaşayan herkese, gençlere, kadınlara eşit yurttaşlık hakkı tanınmalı’ diyor. Türkiye’nin önünü açacak bir yol haritası açıklayacağını belirtiyor” ifadelerini kullandı.

    Kayyum uygulamasına eleştiri

    Bakırhan, devletin barış sürecine yönelik tutumunu da eleştirerek, kayyum politikalarına dikkat çekti: “Önümüzdeki günlerde daha iyi şeyler konuşmak istiyoruz. Ancak devlet, kayyum politikasını sürdürerek gerçekten samimi bir yaklaşım sergiliyor mu? Halk da bunu sorguluyor. Bizi gören herkes ‘aman dikkat edin’ diyor. Çünkü yalan, dolan, rant düzeni hâkim. Doğa tahrip edildi, sanayinin olduğu kentlerde insanlar açlık çekiyor. Mardin’de tarım yapılamaz hâle geldi. Bize düşen, demokrasiyi savunmaktır.”

    Öcalan’ın Kürt-Türk ittifakının güncellenmesi gerektiğini vurguladığını belirterek, sürecin sadece İmralı’dan gelen çağrılarla ilerlemeyeceğini söyleyen Bakırhan, “İmralı, 90 dakikalık bir maçı başlatacak ama bu maçta herkesin çaba göstermesi gerekiyor. Barış sürecinin önünde duracak kimse yok, olmamalı. AKP iktidarı ise şu an sadece dinliyor. Bu süreç, tüm toplumun katılımıyla ilerlemeli” ifadelerini kullandı.

    Gaziantep’te siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları ve partililerin katılımıyla gerçekleşen dayanışma gecesinde, Türkiye’nin demokratikleşme, barış süreci ve adalet arayışına yönelik önemli mesajlar verildi.

    DEM Parti liderlerinin daha önceki açıklamalarına göre, İmralı Adası’nda tutuklu bulunan Öcalan’ın, DEM Partililer’in ifadesiyle yakın zamanda süreçle ilgili “tarihi” bir açıklama yapması bekleniyor.

    Diğer taraftan, DEM Parti’den bu hafta başında yapılan yazılı açıklamada, İmralı Heyeti’nin Irak’ı ziyaret edeceği duyuruldu. Açıklamaya göre heyet, 16 Şubat Pazar günü Erbil’de Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Başkanı Mesut Barzani ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başkanı Neçirvan Barzani ile görüşecek.

    Heyetin ayrıca 17 Şubat Pazartesi günü de Süleymaniye’ye geçerek Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) lideri Bafil Talabani, Kubat Talabani ve KYB yetkilileri ile biraraya gelmesi bekleniyor.

  • Dini duyguları sömürerek dolandırıcılık iddiasına 4 gözaltı

    Dini duyguları sömürerek dolandırıcılık iddiasına 4 gözaltı


    Avusturya’da yaşayan çifti, dini duygularını sömürerek 31 bin 960 avro dolandırdığı iddia edilen Abdülrahim Z. ile eşi, kız kardeşi ve asistanı, Antalya’nın Manavgat ilçesinde gözaltına alındı. Abdülrahim Z. ve diğer 3 şüpheli adliyeye sevk edildi.

    Avusturya’nın başkenti Viyana’da yaşayan inşaat mühendisi Dağıstan Özdemir ve Habibe Öztürk, Türkiye’de katıldıkları bir televizyon programında, Manavgat’ta yaşayan bir kişinin çeşitli büyü vaatleriyle kendilerini 31 bin 960 avro dolandırdığını iddia etti. Yayını ihbar kabul eden Manavgat Cumhuriyet Başsavcılığı, resen soruşturma başlattı.

    ‘Gazmalı Rahman Hoca’ adını kullanan ve ilkokul mezunu olduğu belirlenen şüphelinin Abdülrahim Z. olduğu tespit edildi. Kendisini sosyal medyada ‘İstanbul Erciyes Üniversitesi Metafizik Bölümü mezunu, bilinçaltı temizlik ve tüm ruhani psikiyatrik rahatsızlıklarda diplomalı, sertifikalı, yetkili psikolog’ olarak tanıtan Abdülrahim Z.’nin yanı sıra eşi B.Z., kız kardeşi G.Z. ve asistanı H.T., ‘Dini inanç ve duyguların istismarı suretiyle dolandırıcılık’ suçlamasıyla geçen salı günü gözaltına alındı. Polis merkezinde işlemleri tamamlanan şüpheliler, bugün sabah saatlerinde adliyeye sevk edildi.

    Abdülrahim Z.’nin, sosyal medya hesabında, Dağıstan Özdemir ve Habibe Öztürk’ün kendince büyü yazdığı fotoğrafını paylaştığı da görüldü.

     ‘Dini duyguları sömürerek dolandırıcılık yapmak’ suçundan sulh ceza hakimliğine çıkarılan Abdülrahim Zengin ve Hüseyin Tamer tutuklanırken, B.Z. ve G.Z. adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

    Şüpheli Abdülrahim Zengin, adliye çıkışında gazetecilerin ‘Pişman mısınız?’ sorusuna, “Niye pişman olacağım. Yüzbinlerce kitle beni bekliyor. Mahkemede de görecekler. Siz bir hayat kadınını savunuyorsunuz, siz bir kumarbazı savunuyorsunuz” dedi. (DHA)

     

     

     


  • Münih saldırganı sınır dışı edilmeli

    Münih saldırganı sınır dışı edilmeli


    Almanya Başbakanı Scholz, Münih’te aracıyla kalabalığın arasına dalan saldırganın sınır dışı edilmesi gerektiğini savundu. İçişleri Bakanı Faeser’den de yasaların “azami sertlikte uygulanması” çağrısı geldi.Almanya Başbakanı Olaf Scholz, Münih’te bir kişinin, kalabalığın içine otomobil sürerek onlarca kişinin yaralanmasına sebebiyet verdiği saldırıya dair açıklamalarda bulundu.

    Polis tarafından gözaltına alınan şüphelinin kararlı bir biçimde cezalandırılması ve ardından sınır dışı edilmesi çağrısında bulunan Scholz, yargının söz konusu şüpheliye karşı tüm imkanlarıyla en sert şekilde davranması gerektiğini belirterek bu gibi suçlara müsamaha gösterilemeyeceğini vurguladı.

    “Her kim Almanya’da suç işlerse o kişi yalnızca en sert biçimde ceza alıp cezaevine gönderilmekle kalmayıp, Almanya’da yaşamaya da devam edemeyeceğini hesaba katmalı” diyen Olaf Scholz, bunun geri dönüş açısından riskli menşe ülkelerin vatandaşları için de geçerli olduğunu ifade etti. Federal Hükümet’in ağır suç işlemiş suçlular için Afganistan’a sınır dışı uçuşları organize edeceğini belirten Scholz, “mahkemenin bu yönde karar alması halinde Münih failinin de benzer bir kaderi paylaşacağını” dile getirdi.

    Faeser’den “azami sertlik” ve sınır dışı çağrısı

    Almanya İçişleri Bakanı Nancy Faeser de, Münih’teki saldırının ardından yaptığı açıklamada, hukuk devletinin azami sertlikte davranacağını ifade etti. Bakan, “Şiddet suçlularının sınır dışı edilmesi ve daha fazla sınır dışı uygulaması için yasaları büyük ölçüde sertleştirdik, şimdi bu yasaların son derece tutarlı bir şekilde uygulanması gerekiyor” diye konuştu. Almanya’nın Avrupa’da Taliban yönetimine rağmen Afganistan’a sınır dışıları gerçekleştiren tek ülke olduğunu belirten Bakan, bu uygulamaya devam edileceğini aktardı.

    Münih’te, yerel saatle 10:30 sularında bir aracın kalabalığın arasına dalması sonucu en az 28 kişi yaralanmıştı. Yaralananlar arasında çocukların ve durumu kritik olanların da bulunduğu belirtiliyor. Stiglmaier Meydanı’nda, Birleşik Metal Sendikası’nın (ver.di) eylemi esnasında gerçekleşen olayın ardından sürücü gözaltına alımış, söz konusu zanlının 24 yaşında, Afganistan menşeli bir sığınmacı olduğu belirtlmişti.

    Haber portalı Spiegel, 2016’da Almanya’ya gelen sığınmacının iltica başvurusunun reddedildiğini, daha sonra kendisine tanınan “duldung” (müsamaha) statüsü ile sınır dışı edilmesinin ertelendiğini aktardı. Haberde, şüphelinin daha önce sosyal medya üzerinden İslamcı paylaşımlar yaptığı da kaydediliyor.

    DW,epd / SÖ,ET

    DW Türkçe’ye VPN ile nasıl erişebilirim?

  • Olası tsunaminin Ege kıyılarımızda yıkıcı bir etkisi olmayacağını öngörüyoruz

    Olası tsunaminin Ege kıyılarımızda yıkıcı bir etkisi olmayacağını öngörüyoruz


    AFET ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, Santorini Adası civarındaki sismik aktivitelerin iki farklı risk oluşturduğunu ve oluşabilecek tehlikelerin bölgede düzenlenen toplantılarla ayrıntılı olarak ele alındığını belirterek, “Bunlardan bir tanesi olası volkan patlaması ya da tsunami oluşturacak büyüklükte bir depremin olması durumunda ortaya çıkabilecek bir tsunami etkisi ya da bir volkan patlaması sonrasında oluşabilecek volkanik küllerin kıyılarımıza kadar ya da ülkemizin değişik bölgelerine kadar ulaşıp, ulaşmama konusunu değerlendirdik” dedi.

    Ege Denizi’nde devam eden deprem fırtınasının ardından, olası tsunami ve acil durumlarda uyarılarda bulunmak amacıyla Ege bölgesinde düzenlenen toplantıların sonuncusu İzmir’de gerçekleştirildi. İzmir Valisi Süleyman Elban başkanlığında düzenlenen Ege Denizi Santorini Adası ve Civarındaki Sismik Aktiviteye Yönelik Olası Risk Değerlendirmesi Bölgesel Koordinasyon Toplantısına Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Deprem ve Risk Azaltma Genel Müdürü Prof. Dr. Orhan Tatar, bilim insanları, askeri yetkililer, belediye başkanları, kamu kurumlarından temsilciler, kaymakamlar, belediye başkanları ve muhtarlar katıldı.

    İncelemelerin ardından Prof. Dr. Orhan Tatar, olası tsunami ve acil durumlarda uyarılarda bulunmak amacıyla Mustafa Kemal Atatürk Meydanı’na konuşlandırılan mobil siren sistemi önünde açıklamalarda bulundu.

    Toplantıda Santorini Adası civarındaki sismik aktivitenin doğurabileceği olası tehlikeler ve bunların oluşturacağı risklerin neler olabileceği konusunda çok ayrıntılı değerlendirmelerde bulunulduğunu dile getiren Prof. Dr. Tatar, “2 tane farklı risk karşımızda duruyor. Bunlardan bir tanesi olası volkan patlaması ya da tsunami oluşturacak büyüklükte bir depremin olması durumunda ortaya çıkabilecek bir tsunami etkisi ya da bir volkan patlaması sonrasında oluşabilecek volkanik küllerin kıyılarımıza kadar ya da ülkemizin değişik bölgelerine kadar ulaşıp, ulaşmama konusunu değerlendirdik. Özellikle Ahmet Cevdet Yalçıner hocamız çok uzun yıllardan beri bu konuda çalışan, çok deneyimli, uluslararası kurumlarda görev yapmış bir hocamız. Onun ve ekibinin yaptığı değerlendirmeler bizim için çok değerli” ifadelerini kullandı.

    Prof. Dr. Tatar, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Özellikle güneyden kuzeye doğru geldikçe, Muğla’dan daha kuzeye doğru geldikçe kıyılarımız boyunca tsunami tehlikesinin gittikçe azaldığını görüyoruz. Ama örneğin Muğla, Bodrum, Datça Yarımadası’ndaki değişik yerlerde de tsunami etkisinin oluşması durumunda, en erken kıyılarımıza bir saatten daha önce bir sürede gelmeyeceğini öngörüyoruz. Bunu yaptığımız modellemeler sonucunda ortaya koyuyoruz. Tsunaminin kıyılarımıza ulaşması durumunda da bunun yıkıcı bir etkisinin olmayacağını öngörüyoruz. Kuzeye doğru özellikle İzmir civarına geldikçe bunun etkisinin daha da azalacağını veya yok denecek kadar bir etkiye sahip olacağını söyleyebiliyoruz. Tsunaminin oluşması durumunda İzmir’in kuzeyine geçmeyeceğini çok net olarak söylemek mümkün.” (DHA)

     

     

     

     


     

  • “Dövdüm ama kötü dövmedim” demişti; öğrencilerine şiddet uygulayan imam hatip müdürü, millî eğitim müdürü olarak atandı

    “Dövdüm ama kötü dövmedim” demişti; öğrencilerine şiddet uygulayan imam hatip müdürü, millî eğitim müdürü olarak atandı


    Öğrencilere şiddet uyguladığı için eleştirilen eski imam hatip müdürü, “Dövdüm ama kötü dövmedim” açıklamasında bulunmuştu. Eski müdürün, Yenimahalle Millî Eğitim Müdürlüğü’ne atandığı bildirildi.

    2016 yılında Ankara Tevfik İleri Anadolu İmam Hatip Lisesi’nde müdürlük yaparken beş çocuğa şiddet uyguladığı gerekçesiyle suçlanan Muhammet Fatih Zengin, Ankara Yenimahalle İlçe Millî Eğitim Müdürü olarak atandı. Zengin’in ataması, eğitim camiası ve siyasi arenada büyük tepki topladı.

    Cumhuriyet’in haberine göre, Zengin, daha önce görev yaptığı lisede, okuldan kaçma girişiminde bulundukları iddia edilen beş çocuğu odasına çağırarak darp etmiş ve bu eylemini, “Dövdüm ama kötü dövmedim” diyerek açıklamıştı. Bu olay, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın açılışını yaptığı ve inşası için Millî Piyango’dan “haram” denilerek alınan 3.9 milyon TL bağış kullanılan okulda yaşanmıştı.

    CHP Millî Eğitim Bakanlığı’ndan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Suat Özçağdaş, konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşıdı. Özçağdaş, Millî Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’e yönelik sorularında, Zengin’in adli ceza alıp almadığını ve açıkça görevini kötüye kullanarak çocuklara şiddet uygulayan birinin neden bu şekilde ödüllendirildiğini sorguladı. (Cumhuriyet)