Kategori: 15 Temmuz

Serbest Görüş 15 Temmuz 2016’daki ‘darbe girişimi’ altinda gerçekleşen tarihi kumpasın ve bu sürecin etkilerine dair kapsamlı analizler ve güncel haberler sunmaktadır. Sözde darbe girişiminin arka planı, sonrasındaki gelişmeler ve toplumsal etkileri hakkında derinlemesine incelemeler sunarak, okuyucularımıza olayın çeşitli yönlerini anlamada yardımcı olur. Türkiye’nin tarihindeki bu kritik olayla ilgili en güncel bilgi ve yorumlar burada.

  • Çiftçilik yapan KHK’lı öğretmen iş kazası kurbanı

    Çiftçilik yapan KHK’lı öğretmen iş kazası kurbanı

    15 Temmuz sonrası KHK ile mesleğinden atılan İngilizce öğretmeni Adem Girgin köyünde çiftçilik yaparken buğday makinasından fırlayan parçanın başına isabet etmesi sonucu hayatını kaybetti.

    15 Temmuz’dan sonra KHK ile çalıştığı kurum kapatılıp mesleğinden atılan 32 yaşındaki İngilizce öğretmeni Adem Girgin, Balıkesir’deki köyüne dönüp babasının yanında çiftçiliğe başlamıştı.  2 gün önce tarlada buğday biçildiği sırada buğday makinasından fırlayan bir parçanın başına isabet etmesi sonucu Adem Girgin hayatını kaybetti.

  • Gazi Üsteğmen annesini duruşmadan çıkarttırdı; 15 Temmuz’daki işkenceyi tek tek anlattı

    Gazi Üsteğmen annesini duruşmadan çıkarttırdı; 15 Temmuz’daki işkenceyi tek tek anlattı

    `

    Gazi üsteğmen Musa Kılıçaslan, 16 Temmuz 2016 sabahı dipçikle ve elektroşok cihazıyla gözaltına alındı. Kaldırım taşı ve sopalarla lince tabi tutuldu. Protezli bacağına vurulan darbeler nedeniyle yürüyemez hale geldi.

    Halini gören doktor, ‘kaburgan kırılmış, beyin travması geçirmiş olabilirsin” demesine rağmen darp ve cebir yoktur diye rapor yazdı, tekrar TEM’e gönderdi. Yerinden kalkamadığı için Ankara TEM’in spor salonunda idrar ve kan gölünün içinde yatmak zorunda kalan gazi Kılıçaslan 9 gün işkence gördü.

    Gazi Üsteğmen yaşadıklarını anlattığı ifade tutanağını gazeteci Sevinç Özarslan yayınladı.

    “16 Temmuz 2016 tarihinden sonra 24 Temmuz 2016 tarihine kadar geçen gözaltı sürecinde bir gazinin yaşadıklarını anlatacağım şimdi size. 16 Temmuz sabahında dipçik darbeleri ve elektro şok cihazı ile gözaltına alındım. Ben aslında… Benim annem burada da; bi dışarı çıkartsak ondan sonra…

    BAŞKAN: Bulunmasını istemiyor musun annenin?

    SANIK MUSA KILIÇASLAN: Bunları duymasını istemiyorum açıkçası.

    BAŞKAN: İsmi nedir annenin?

    SANIK MUSA KILIÇASLAN: Zeliha.

    BAŞKAN: Zeliha hanım oğlunuz savunması sırasında bulunmanızı istemiyor.

    SANIK MUSA KILIÇASLAN: Savunmada değil işkence kısmında bulunmasını istemiyorum, ondan sonra gelebilir. Babam doğuda zaten, bu kısımlar bittikten sonra ben söyleyince tekrar içeriye girer kendisi…”

    Bu konuşma, 2012’de Van’da çıkan bir çatışmada gazi olan Musa Kılıçaslan ile Ankara 23. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı arasında Aralık 2019’da geçti. Mahkemede 20 sayfalık savunma yapan Musa Kılıçaslan, savunmasının son 10 sayfasında, 15 Temmuz’dan sonra Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesi Spor Salonu’nda gördüğü işkenceleri anlattı

    Gazi üsteğmen Musa Kılıçaslan, 16 Temmuz sabahı dipçikle ve elektroşok cihazıyla gözaltına alındı. Kaldırım taşı ve sopalarla lince tabi tutuldu. Protezli bacağına vurulan darbeler nedeniyle yürüyemez hale geldi. Halini gören doktor, ‘kaburgan kırılmış, beyin travması geçirmiş olabilirsin” demesine rağmen darp ve cebir yoktur diye rapor yazdı, tekrar TEM’e gönderdi. Yerinden kalkamadığı için Ankara TEM’in spor salonunda idrar ve kan gölünün içinde yatmak zorunda kalan gazi Kılıçaslan 9 gün işkence gördü.

    “GİDİN DUVARIN DİBİNE YAPIN LAN!”

    Ankara Tabip Odası raporunda 15 Temmuz Toplama Kampı olarak kayıtlara geçen Ankara TEM Spor Salonu’nun duvarlarının insan boyuna kadar olan kısımlarının kan içinde olduğu ortaya çıkmıştı. Musa Kılıçaslan o salonda hareket edemediği için kan ve idrar gölünün içinde bırakıldı. Anlattığı manzara 1980’lerde Diyarbakır Cezaevinde yapılan işkenceleri hatırlatıyor:

    “… ben yerde yatarken duvarın dibinde görevli memura gelip tuvalet ihtiyaçlarının olduğunu ve tuvalete gitmek istediğini söyledi. Oradaki memur da gidin şu duvar dibine yapın lan dedi. Erler orada insanlar var, biz oraya tuvaletimizi yaparsak onların üzerine gider her yer idrar olur, dedi. Bunun üzerine bana ne kardeşim altına yap, diye bir ifade kullandı. Erler de mecburen gelip duvara idrarlarını yapmak zorunda kaldılar ve bu yapılan idrarlar yerde yatarken bizim bütün üzerimizi tabiri caizse kapladı. Elimizi, yüzümüzü her yerimizi yani her taraf kan ve idrar olmuştu.”
    Musa Kılıçaslan, Çankaya Köşkü’nde şehit yakınları ve gaziler onuruna verilen iftar yemeğinde dönemin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ve eşi Hayrünnisa ve birlikte. 11 Temmuz 2014, saat 20.28.

    “HEPİMİZ SENİN IRZINA GEÇERİZ”

    Kılıçaslan’ın savunmasında sadece kendisine yapılanları anlatmıyor, tanık olduğu işkencelerle ilgili insanın kanını donduran ifadeleri de var. Aradan geçen 4 yıl sonunda kendisine yapılanları unuttuğunu ama polislerin genç bir kadın pilotu sabaha kadar dövmelerini, herkesin gözü önünde soymaya kalkmalarını ve “hepimiz burada senin ırzına geçeriz” tehditlerini hala kulaklarında yankılandığını söylüyor. Anlatacaklarının tarihi olaylar olduğunu ifade ediyor.

    Füzelerden sorumlu diye evinden pijamasıyla gözaltına alınan kadın subayın, o gece evinden hiç çıkmadığı ortaya çıktı ve beraat etti. İşkence yapan polise ise gazilik unvanı verildi. Aynı şekilde Fuat Avni diye spor salonuna getirilen ama daha sonra Fuat Avni olmadığı anlaşılan bir gence işkence odasında işkence yapılıyor. Kılıçaslan, sabaha kadar çığlık atan gencin tir tir titrer haldeki görüntüsünü de unutamamış.

    İŞKENCECİ İLE CEZAEVİNDE KARŞILAŞMA

    Musa Kılıçaslan, işkenceleri yapan ekibin başındaki kişinin ismini vererek onunla kaderin garip bir cilvesi olarak cezaevinde nasıl karşılaştıklarını ise şöyle anlattı:

    “Bir gün kapı açıldı cezaevinde kalıyoruz, koğuştan içeriye biri girdi ama adamın acayip bir korku var gözlerinde, içeriye girdi kimmiş TEM Şube Müdür Yardımcısı Bayram Çiftçi işkencenin başında bulunan yani. Neden tutuklanmış, fetöden. Neyse tabi korkunun sebebi şu; yani koğuştakilerin yarısına işkence yapmış o gece. Daha sonra korktuğu gibi olmadı, kimse herhangi bir fiske dahi vurmadı. Yanlış bir şey söylemedi kimse. Eşyaları alındı. Çay ikram edildi. Ondan sonra koğuş değiştirdi, ne oldu bilmiyorum. Ama hatırladığım bir şey var. Konuşurken sesi korkudan tir tir titriyordu, onu hatırlıyorum.”

    “KANSER HASTALARINA BİLE RAPOR VERİLMEMESİ İÇİN KESİN TALİMAT VAR”

    Halen Ankara Sincan T Tipi Cezaevinde tutuklu olan Kılıçaslan’a yapılan kötü muamele gözaltından sonra da devam etti. Protezli bacağını tedavi ettirebilmek için cezaevi yönetimine 1,5 yıl dilekçe yazmasına rağmen hiçbirine cevap verilmedi. Nihayet doktora gitmeyi başardığında ise aynen şu ifadeleri duydu: “fetöden tutuklu kanser hastalarına bile rapor verilmemesi konusunda kesin talimat var.”

    GAZİ UNVANINI ERDOĞAN VERDİ

    Jandarma Genel Komutanlığında üsteğmen olarak görev yapan Musa Kılıçaslan, Jandarma Özel Harekat’ta görev yaparken 2012’de Van’da gazi oldu. Sağ bacağına protez takıldı. İki sene Türk Silahlı Kuvvetleri Rehabilitasyon Merkezinde tedavi gördükten sonra tekrar görevinin başına döndü. Artık sadece masa başı işlerle ilgileniyordu.

    Kılıçaslan gazilik unvanını Mart 2015’te Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda düzenlenen “Devlet Övünç Madalyası ve Beratı Tevcihi” töreninde, 26 gazi ve şehit yakını ile birlikte Erdoğan’ın elinden aldı. Tören, Saray inşa edildikten sonra yapılan ilk merasimlerden biriydi.

    Musa Kılıçaslan, gazilik unvanını Erdoğan’ın elinden alırken. Cumhurbaşkanlığı Sarayı, Mart 2015.

    15 Temmuz gecesi, saat 20.00’de Ankara’daki evinde kızını uyutup kendisinin de onun yanına yattığını söyleyen Musa Kılıçaslan, terör saldırısı olduğunu saat 22.00’de öğrendiğini ve yıllarca terörle mücadele eden bir gazi subayı olarak birliğine gittiğini söylüyor. Hakkındaki iddiaları ve 3 yıl sonra ifade değiştiren tanıkların yalan beyanlarını savunmasında çürüten Kılıçaslan’ın gördüğü işkencelerin tamamını kendi ifadeleriyle sunuyoruz.

    MUSA KILIÇASLAN’IN MAHKEME KAYITLARINA GEÇEN, KENDİ AĞZINDAN YAŞADIĞI VE TANIK OLDUĞU İŞKENCELER:

    (Musa Kılıçaslan’ın savunmasının, ilk sayfası… Diğer sayfalar yazım kurallarına dikkat edilmeden ve ara verilmeden yazıldığı için tarafımızdan word’e aktarılıp aşağıya alınmıştır. S.Ö.)

    “… Şimdi başkanım 15 Temmuz kısmına kadar ki yerlere geldik. Açıkçası bundan sonraki kısımları ben pek bahsetmek istemiyordum. İlk ifademde de bahsetmedim, ancak ilk ifademden sonraki geçen zorlu süreçte çaldığım bütün kapılar yüzüme kapandı ve bende bir gazinin neler yaşadığını mahşeri vicdanda … bulması için bazı ifadelerde bulunacağım. Özellikle sonuna kadar dinlemenizi istiyorum çünkü bağlama noktasını sonunda yapacağım.

    “16 Temmuz 2016 tarihinden sonra 24 Temmuz 2016 tarihine kadar geçen gözaltı sürecinde bir gazinin yaşadıklarını anlatacağım şimdi size. 16 Temmuz sabahında dipçik darbeleri ve elektro şok cihazı ile gözaltına alındım. Ben aslında benim annem burada da bi dışarı çıkartsak ondan sonra…

    BAŞKAN: Bulunmasını istemiyor musun annenin?

    SANIK MUSA KILIÇARSLAN: Bunları duymasını istemiyorum açıkçası.

    BAŞKAN: İsmi nedir annenin?

    SANIK MUSA KILIÇARSLAN: Zeliha.

    BAŞKAN: Zeliha hanım oğlunuz savunması sırasında bulunmanızı istemiyor.

    SANIK MUSA KILIÇARSLAN: Savunmada değil işkence kısmında bulunmasını istemiyorum ondan sonra gelebilir. Babam doğuda zaten bu kısımlar bittikten sonra ben söyleyince tekrar içeriye girer kendisi.

    Evet başkanım 16 Temmuz sabahında dipçik darbeleri ve elektro şok cihazları ile gözaltına alındım. Kendime geldiğimde herkes iç çamaşırları ile otobüslere bindiriliyordu. Otobüslere bindikten sonra C Nizamiye’nin (Jandarma Genel Komutanlığı) çıkışında kaldırım taşı ve sopalarla lince tabi tutuldum.

    “TEKME, YUMRUK VE SOPA DARBELERİYLE KORİDORDAN GEÇTİK”

    Yolda giderken başımızdaki polis memuru Ankara Emniyet Müdürlüğünün girişinde 300 kişilik bir polis grubunun koridor yapıp bizi beklediğini söyledi. Ellerimiz ters kelepçeli vaziyette ve iç çamaşırlı iken araçtan indik. Sadece kilodumuz kalmıştı. Birer birer bu koridordan tekme, yumruk ve sopa darbeleriyle geçtik. Oradan geçerken kafama, kaburgalarıma, kasığıma ve sağ bacağıma darbeler aldım.

    YAZININ TAMAMI İÇİN TIKLAYIN

    Kaynak: Tr724

  • 15 Temmuz darbe davasından müebbet alan erlere beraat!

    15 Temmuz darbe davasından müebbet alan erlere beraat!

    15 Temmuz darbe girişimi sırasında 14 ere verilen müebbet hapis cezası Yargıtay kararıyla bozuldu. Yargıtay gerekçesinde “Askerlerin emirleri yerine getirmekten başka çaresi olmadığını” açıkladı.

    Yargıtay, 15 Temmuz TRT Harbiye Davası’nda 14 ere verilen müebbet cezasını bozdu ve beraat istedi. 16. Ceza Dairesi’nin gerekçesinde, “Askerlerin, emir altında oldukları, komutanlarının verdiği emirleri yerine getirmekten başka çaresi olmadığı.” vurgulandı.

    Yargıtay, TCK’nın 30/4 maddesindeki, “İşlediği fiilin haksızlık oluşturduğu hususunda kaçınılmaz bir hataya düşen kişi, cezalandırılmaz” maddesini uygulayarak, beraate hükmetti. Erlerin “gecikmeli” de olsa darbeye teşebbüsü fark ettikleri, üstleri tarafından verilen “halka ve güvenlik görevlilerine ateş etme emrine uymadıkları”, “amirlerin ısrarlı kanunsuz emirleri karşısında” ise “hal ve koşullara göre başka şekilde davranma olanağının bulunmadığı düşüncesiyle”, “silahla havaya ateş etmenin bir haksızlık oluşturmayacağı sonucuna vardıkları” vurgulandı.

    Hürriyet’ten Oya Armutçu’nun haberine göre; Yargıtay, erlerin kaçınılmaz hataya düştükleri gerekçesiyle cezalandırılamayacaklarına dikkat çekti.

    BERAAT YOLUNU AÇTI

    Bozma kararı, “tatbikat” ya da “terör saldırısı” gerekçesi ile 15 Temmuz gecesi, TV izleyip olaylardan haberdar olma imkanları da bulunmayan, üstlerinden aldıkları emirleri yerine getirmek için silahlanarak sokağa çıkarılan, davaları süren veya bu emre itaaten başka eylemleri, “FETÖ bağlantıları ve örgüte mensubiyetleri kanıtlanamadığı” halde “anayasayı ihlalden” mahkum olan sanık erlere beraat yolunu açıyor. Kritik bir örnek karar niteliği taşıyor.

    ‘İLK BİLGİLERDEN HABERDAR OLAMADIKLARI…’

    Yargıtay kararında, “Uyumaya hazırlanan sanıkların da aralarında bulunduğu askerlerin, içtimaya çıkartıldığı, komutanların askerleri gece atışı bahanesi ile silahlandıkları; internete bağlanma özelliği olan telefonları kullanmaları yasak olan askerlerin ilk bilgilerden haberdar olamadığı; darbe girişimini bilen rütbelilerin askerlere hiçbir bilgilendirme yapmadığı; erlerin terör örgütüne mensubiyeti tespit edilemediği, zorunlu askerlik hizmeti nedeniyle er olarak görev yapmakta iken, suç işlemek kastı olmaksızın, üstlerinden aldıkları emrin hukuka uygun olduğu zannı ile tatbikat veya terör saldırısına müdahale edileceği gerekçesi ile olay gecesi silahlanarak, araçlarla kışladan ayrıldıktan sonra gecikmeli de olsa darbeye teşebbüs suçunun icrai hareketlerinin gerçekleştirildiğini farketmişlerdir” satırlarına yer verildi.

  • AYM’den KHK’li avukatlar için emsal karar

    AYM’den KHK’li avukatlar için emsal karar

    Anayasa Mahkemesi, kamu görevinden çıkarılan ve ceza almayan hukuk fakültesi mezunu KHK’lilerin, avukat olarak baro lehvasına yazılmasının önünü açtı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan KHK’ye dayanarak Adalet Bakanlığı, kamu görevinden çıkarılan hukuk fakültesi mezunu veya daha önceden avukatlık ruhsatı sahibi olan çok sayıda kişinin avukatlık yapmasına karşı çıkmıştı.

    Bakanlık, gerekçe olarak avukatlığın kanunda bir kamu hizmeti olarak tanımlanmış olmasını gösterdi. Darbe girişimi sonrası Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu’nda iletişim uzmanı olarak görev yapan Tamer Mahmutoğlu ihraç edildi. Eski Savcı Mehmet Bayhan da Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) tarafından meslekten çıkarıldı. Bayhan, açılan davada beraat ederken Mahmutoğlu hakkında herhangi bir dava açılmadı. Her iki isim, bulundukları illerde avukatlık yapmak amacıyla baro lehvasına yazıldı. Ancak bakanlığın açtığı dava sonucunda iptal kararı çıktı.

    HAK İHLALİ KARARI

    Bayhan ve Mahmutoğlu’nun başvurusunu karara bağlayan AYM, iki başvurucunun haklarının ihlal edildiğine karar verdi. AYM, ihlalin ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılması amacıyla kararın bir örneğini idare mahkemesine gönderecek. İhlal kararında, her iki ismin herhangi bir ceza almamasının etkili olduğu öğrenildi. Söz konusu karar aynı durumda olan diğer avukatlar için de emsal niteliği taşıyor.

  • Amerikan kamu radyosu Hizmet Hareketi’nin yaşadığı zulmü anlattı

    Amerikan kamu radyosu Hizmet Hareketi’nin yaşadığı zulmü anlattı

    Amerikan Uluslararası Kamu Radyosu (Public Radio International – PRI) Türkiye’de Hizmet Hareketi’nin yaşadığı zulmü haberleştirdi. PRI, Türkiye’de zulümden kaçarak hayatlarını yurt dışında geçirmeye çalışan Hizmet gönüllülerinin yaşadıklarına mercek tuttu.

    Minneapolis merkezli Amerikan Uluslararası Kamu Radyosu (PRI) ABD’deki 850’den fazla kamu radyosuna içerik hazırlıyor.

    RPI, diğer kamu radyo yayıncıları National Public Radio (NPR), American Public Media ve the Public Radio Exchange ile birlikte ABD’deki kamu radyolarına en çok içerik hazırlayan kuruluşlardan biri.

    Radyonun Dünya (The World) program ekibi tarafından hazırlanan “Sınır dışı etmeler, geri itmeler ve iadeler: Türkiye’nin muhaliflere yönelik savaşı Avrupa’ya uzanıyor” başlığını taşıyan programı Türkiye’de zulümden kaçarak hayatlarını yurt dışında geçirmeye çalışan Hizmet gönüllülerinin yaşadıklarına mercek tuttu.

    Dünya (The World) adlı program 1996 yılından beri BBC Dünya Servisi ve WGBH Boston Radyosu işbirliğiyle hazırlanıyor.

    80 BİN TUTUKLU, 150 BİN İHRAÇ

    PRI, 4 yıl önce 2016 yılı Temmuz ayında yaşanan darbe girişimi sonrası Gülen Hareketi mensubu bilim adamı, öğretmen, polis ve gazetecinin “büyük ölçekte” tasfiye edildiğini belirtti. Radyo, bu kapsamda 80 bin kişinin tutuklandığını ve 150 bin kişinin devletteki görevlerinden atıldığını hatırlattı.

    İADE, KAÇIRMA YA DA BASKI İLE İADE

    AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Hizmet Hareketi mensuplarına yönelik “Nereye kaçarlarsa kaçsınlar, onları kovalayacağız” sözlerine yer veren radyo, Türk hükumetinin yurt dışındaki Hizmet Hareketi mensuplarını Kazakistan, Moldova, Kosova ve Pakistan’dan “iade veya kaçırma” gibi yöntemlerle, ya da bu işe yaramadığında “baskı ile Türkiye’ye vermeye”  zorladığını belirtti.

    Darbe sonrası muhaliflere yönelik bitip tükenmek bilmeyen baskı sürecinde binlerce Türkün güven içinde yaşamak için Avrupa’ya kaçtığı ifade edildi.

    40 binden fazla Türk’ün kaçarak saklandığı Almanya’daki muhalif Türklerin, Türk devletinin uzun elini hissettiği ve Ankara’nın ikili anlaşmaları kullanarak Berlin yönetimine muhaliflerin iadesi için baskı yaptığı kaydedildi.

    10 MİLYAR DOLARLIK MAL VARLIĞINA EL KONDU

    PRI, 2016 yılından beri Türkiye’nin Gülen hareketi mensubu kişilerin iş yerlerini kapattığını, 10 milyar dolar değerinde mal varlığına el koyduğunu, harekete yakın medya kuruluşlarını ve okulları kapattığını hatırlattı.

    PRI, Özgürlük Evi’nden (Freedom House) Nate Schenkkan’ın şu sözlerine yer verdi: “Gülenciler işsiz bırakıldı, kariyerlerine yeniden başlama şansı verilmeden…. Gülen Hareketi içerisindeki insanların büyük çoğunluğu, bu çok açık… Darbe girişimi ya da şiddetin herhangi bir türü olsun bu kişilerin bu tür şeylerle hiçbir alakası yok.”

    MAHKEME KARARINA RAĞMEN SINIRDA TÜRKİYE’YE TESLİM

    Radyo, 2016 yılında Bulgaristan’a gelen Abdullah Büyük isimli bir iş adamının hikayesine de yer verdi. Abdullah Büyük’e Bulgar istihbarat servisi Gülen Hareketi’nin Bulgaristan’daki faaliyetleri ile ilgili ajanlık teklifinde bulunmuş.

    Bir Bulgar mahkemesi Büyük için Türkiye’den yapılan iade talebini reddetmiş.Ancak tam o sıralarda Türk Dışişleri Bakanı Bulgaristan’dan bir kişinin getirilmesi ile ilgilendiklerini kamuoyuna açıklamış.

    Abdullah Büyük, Sofya’da bir toplantıya giderken yolu polis tarafından kesilmiş ve bir polis aracına bindirilerek 350 kilometre ötedeki sınırda Türk yetkililere teslim edilmiş.

    Bulgaristan’ın Türkiye’nin siyasi ve sosyal baskılarına açık olduğunu belirten PRI, bu sebeple Sofya’nın bugüne kadar 7 Gülen hareketi mensubunu daha Türkiye’ye verdiğini belirtti.

    SINIRDA GERİ İTMELER

    PRI, insan hakları kuruluşlarının sayısız Gülen hareketi mensubunun da Yunanistan ve Bulgaristan tarafından sınırda geri itilerek Türkiye’ye verildiğini raporlaştırdığını belirtti.

    Radyo, Gülen hareketi mensuplarının Almanya dahil birçok ülkede de sıkıntı yaşadığını ve bu grup mensuplarının Almanya’da iltica talep eden 3. büyük grup olduğunu ifade etti.

    PRI, Alman Federal Göç ve Mülteciler Dairesi (BAMF) verilerine göre Türkiye’den başvuranların sadece yüzde 50’sinin iltica alabildiği bilgisini paylaştı.

    PRI, Meriç’i geçerek Yunanistan’a geçen ve isminin açıklanmasını istemeyen bir gazetecinin yaşadıklarına da yer verdi. Yüzleri maskeli kişiler gazeteci ile 11 kişiyi bir karavana bindirmiş, dövmüş ve bir bota bindirerek nehrin Türkiye tarafına bırakmış.

    Grup, daha sonra Türk tarafında yakalanmadan yeniden Yunanistan tarafına geçmeyi başarmış.

    TÜRKİYE, ALMANYA’DAN 300 KİŞİYİ TALEP ETTİ

    PRI, 2017 yılında Türkiye’nin Almanya’dan 300 Hizmet Hareketi mensubunu resmi yollardan talep etmesini de gündeme getirdi.

    SUİKAST LİSTESİ

    Eski Nokta dergisi editörü Cevheri Güven’in yaşadıklarına da yer veren radyo, Güven’in cezaevinde bir süre kaldıktan sonra eşi ve çocuklarıyla Yunanistan’a geçtiğini belirtti.

    Yunanistan’da yerleşen Güven bir bilgi almış. Buna göre, “(AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan) Güven’in Atina’daki Türk büyükelçisine teslim edilmesini istedi. (Türkiye) kendisini ve ailesini istemiş ve bir tür suikast listesi yapmışlardı.”

    Güven ailesi bunun üzerine hemen Yunanistan’ı terk etmiş. Gazeteci Güven, gıyabında yargılanarak 22,5 yıl hapis cezasına çarptırılmış ve iç savaş çıkarmaya çalışmakla suçlanmış.

    Güven’in meslektaşı Murat Çapan, Yunanistan’da yakalanmış ve Türkiye’ye itilmiş.

    KORONAVİRÜS CEZAEVLERİNDE

    PRI, Türkiye’de binlerce suçlunun salıverilmesine rağmen siyasi mahkumların kalabalık koğuşlarda tutulmaya devam edildiğini de vurguladı.

    HDP Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun sözlerine yer veren radyo, Türkiye’de cezaevlerindeki koronavirüs vakalarının olduğundan düşük gösterildiğini ve sadece 250 koronavirüs vakası ile 5 ölümün rapor edildiğini kaydetti.

    Ancak Gergerlioğlu’nun hesaplamalarına göre çoğu siyasi mahkumun kaldığı sadece Silivri Cezaevi’nde 250 koronavirüs vakası var. Gergerlioğlu, koronavirüs ölümlerinin ise açıklananın 4 katı olduğu yönündeki görüşlerine yer verildi.

    SOSYAL SOYKIRIM

    İnsan hakları savunucusu Hüseyin Demir’in görüşlerini de paylaşan radyo, Türk hükumetinin dışarıdaki muhalifleri Türkiye’deki yakınları üzerinden tehdit ettiğini ifade etti.

    Demir, “Türkiye’de kimse güvende değil. Sizi bulamazlarsa, oğlunuzu ve eşinizi tutuklarlar” ifadelerini kullandı.

    Radyo, Türkiye’de bebekli annelerin dahi tutuklandığına işaret etti.

    Hüseyin Demir’in kendi oğlu da 5 gün gözaltına alınmış. Oğlu Demir’e, “Baba, senin yüzünden şimdi tehlikedeyim. Benim hayatımı mahvettin” demiş.

    Demir’in birçok arkadaşı işinden atılmış, hapse girmiş veya yurt dışına kaçmış.

    Demir, süreci şu sözlerle özetliyor: “Bu bir sosyal soykırım. Çalışamazlar, onlara yardım edemezsin. Bu yüzden sadece ölmeliler.”

    ABD’de bulunan Tümamiral Uğurlu: Türkiye’de işkenceler devam ediyor

    Source link

  • “Çatlak koluma kelepçe taktılar, 9 saat aç susuz yolculuk yaptım”

    “Çatlak koluma kelepçe taktılar, 9 saat aç susuz yolculuk yaptım”

    Dört aydır Manisa Cezaevinde tutuklu olan Fatma Yurt, mahkeme için cezaevi aracıyla İstanbul’a götürüldü. Birçok hastalığı bulunan Yurt, yolda yaşadığı eziyeti Gergerlioğlu’na yazdı.

    Hasta tutuklu Fatma Yurt, 10 Temmuz 2020’de İstanbul 24. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek davasına cezaevi arabasıyla götürülünce büyük bir mağduriyet yaşadı. Git gel 18 saat boyunca elleri kelepçeli, aç ve susuz bir şekilde yolculuk yapmak zorunda kaldı. Boyun, bel fıtığı ve kolundaki çatlak nedeniyle mevcut ağrıları daha da arttı. Namazını kelepçeli kılmak zorunda kaldı.

    “APAR TOPAR RİNG ARACINA BİNDİRİLDİM”

    Yaşadığı eziyeti 15 Temmuz 2020’de, HDP Milletvekili ve insan hakları savunucusu Ömer Faruk Gergerlioğlu’na bir mektup yazarak anlatan Fatma Yurt, “Sabah Fatma Yurt hazırlan, kapıda jandarma bekliyor, İstanbul’a mahkemeye gidiyorsun dediler. Kolum çatlak, kronik bronşit, kronik ülseratifkolit, bel fıtığı, kolunda felç başlamış, boyun fıtığım var. SEGBİS istiyorum, uzun süre oturmam, zaman zaman yatmam lazım diye itiraz etsem de apar topar ringe bindirip bir de çatlak koluma kelepçe takarak (takmasanız olmaz mı kolum çatlak deyip kural böyle deyip) 9 saatlik yolu kelepçeli aç susuz, namazı ile kelepçeli kıldım.” dedi.

    O halde saat 17.50’de İstanbul’a vardıklarını ve Bakırköy Cezaevine konulduğu söyleyen Yurt, 62 yaşında biri olarak salgın nedeniyle risk grubunda olduğu halde başka bir tutuklu ile aynı yere konulduğunu belirtti.

    “9 SAATLİK YOL ÇİN İŞKENCESİ GİBİYDİ”

    Ertesi sabah 08.00’de mahkemeye çıkarılan Fatma Yurt, kolu bandajlı ve boynu asılı olarak hakime adeta yalvardığını aktardı:

    “Ben terörist değilim, olamam da. Sadece Kuran biliyorum, birkaç kişiye öğrettim. Bir de bizim burada cenazelerde 7 Tebareke, 40-52 okutulur. Onlarda Kuran-ı Kerim, mevlüt okudum dedim. Beni bırakın, tutuksuz yargılayın. Cezaevine dönersem 14 gün izole var. Çatlak kolumla, hastalıklarımla, yalnız özel işlerimi, çamaşır, bulaşık, her gün banyo (Manisa çok sıcak) yapmak var, beni salın dedim. Hakim bey hiç dinlemiyor, tutukluluğuna devam dedi. 9 saatlik yol Çin işkencesi gibiydi.”

    Bir sonraki mahkemesinin 30 Eylül 2020’de olduğunu ve tekrar İstanbul’a götürüleceğini söyleyen Fatma Yurt, gece gündüz karantina koğuşunda ağladığını ve bir daha aynı eziyeti çekmek istemediğini söyledi. Yurt, SEGBİS ile mahkemeye çıkarılma ya da tutuksuz yargılanma konusunda Gergerlioğlu’ndan yardım istedi.

    Fatma Yurt’un yaşadığı eziyeti, ailesi 15 Temmuz’da Bold Medya’ya anlamıştı.

    FATMA YURT’UN,15 TEMMUZ 2020 TARİHLİ MEKTUBUNUN ORİJİNALİ

  • Akın Öztürk, Hulusi Akar’ı bekliyor…

    Akın Öztürk, Hulusi Akar’ı bekliyor…

    [

    Akın Öztürk’e kurulan kumpas

    Öztürk, mahkemede yüzleşmek istedi ama Hulusi Akar gelmedi. Neden?

    ***

    TR724 15 TEMMUZ KONUŞMALARI’NIN TAMAMINA BURADAN ERİŞEBİLİRSİNİZ
    [Adem Yavuz Arslan, Tarık Toros, Levent Kenez, Bülent Korucu]

    1. Bölüm ▶️ https://youtu.be/4oBV2ZJNBrw
    2. Bölüm ▶️ https://youtu.be/rm6WD5zR3H0
    3. Bölüm ▶️ https://youtu.be/QGwm7QXSjDI
    4. Bölüm ▶️ https://youtu.be/e5DOBg3KpKc
    5. Bölüm ▶️ https://youtu.be/lpUxZA-JAEI
    6. Bölüm ▶️ https://youtu.be/yksRitZJNHU
    7. Bölüm ▶️ https://youtu.be/izRVwYScF7g

    Source link

  • ‘Korkuyorum ama acım daha büyük’

    ‘Korkuyorum ama acım daha büyük’

    YORUM | Av. NURULLAH ALBAYRAK

    Oğlu Furkan ve tutuklu harp okulu öğrencileri için adalet arayan bir anne olan Melek Çetinkaya, 12 Temmuz 2020 tarihinde Akit TV’de katıldığı programda söylediği sözler gerekçe gösterilerek 16 Temmuz sabahı evinde gözaltına alındı. Küçükçekmece Cumhuriyet Savcısı Mehmet Alper Yıldırım tarafından başlatılan soruşturma nedeniyle aynı gün İstanbul’a getirildi.

    İfadesinde Benim o programa çıkmaktaki kastım 19 yaşında askeri okul öğrencisi olan ve Anayasal Düzeni Değiştirmeye Teşebbüs suçundan müebbet hapis cezası almış olan oğlumun masumiyetini anlatmaktı’ diyen Çetinkaya’yı savcı tutuklanması talebiyle Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Hakimliğine gönderdi. 

    Çetinkaya’yı dinleyen, Akit TV program sunucusu Fatin Dağıstanlı’nın provokatif sorularını gören herkes mevcut şartlarda bile tutuklanma kararı verilemeyeceğini söylemekte iken, Küçükçekmece 1. Sulh Ceza Hakimi Yusuf Kılınç,  ‘Ceza miktarının fazla olması, Melek Çetinkaya’nın kişilik özellikleri ve yakalanış şekli’ gibi subjektif ve hukuki olmayan gerekçelerle, “Suçu ve Suçluyu Övmek ve Terör Örgütü Propagandası Yapmak” suçlarından tutuklanmasına karar verdi.

    Tutuklama kararını CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu; ‘İstediğimiz platformda çıkıp konuşabilir’ diyen anne Melek Çetinkaya’yı katıldığı bir televizyon programından sonra tutukladılar. Son derece üzgünüm’ mesajıyla duyurdu.

    Oğlu için mücadele eden bir anne, başkalarının da konuşmasını engellemek için tutuklandı. AKP iktidarı kimsenin mücadele etmesine izin vermek istemiyor. Bunu göstermek için kimin ne diyeceğine bakmadan sert ve orantısız tedbirler almaktan çekinmiyor. Bu iradesini gizleme lüzumu da hissetmiyor.

    Ancak, bir annenin tutuklanması gibi hukuksuz olaylar söz konusu olduğunda, yapılanın kabul edilemez olduğu konusunda muhalif kesimlerden yüksek bir tepki oluşmuyor. Bunun yerine her zamanki tespitler ve sorular dolaşıma sokuluyor. “Adamlar kimsenin sesinin çıkmasını istemiyor”, “Yapılan hukuksuzlukları protesto etmek isteyenlere gözdağı veriyorlar”, “Tutuklamaya tepki gösterirsen daha çok tutarlar”, “Protesto yaparak netice alınması mümkün değil”, “Neden sessiz kalınmıyor?” gibi değerlendirmeler kısa bir süre gündeme geliyor ve tam da AKP İktidarının vermek istediği mesajın hızla yayılmasına neden oluyor.

    Akit TV ve Gazetesinin provakatörlüğü, hakim ve savcıların iktidarın hedeflerine hizmet etme gayretkeşliği konusunda söylenecek çok söz var, ancak onları sorumlu tutup geri çekilmek doğru olmayacaktır.

    Öncelikle, bir annenin saygı duyulması gereken mücadele azminin, vazgeçmeme iradesinin, sesini duyurma çabasının ve her türlü baskıya, tehdide, kötü muameleye rağmen aynı kararlılıkla oğlunun masumiyetini anlatma gayretinin bir başarı olduğu gerçeğini gölgeleyecek, zalimlik ve hukuksuzluğa prim verecek yaklaşımlardan kaçınılmalı.  Bir annenin mücadelesindeki kararlılık ve gayretin zihinlerde daha çok yer etmesi sağlanmalı.

    İkinci olarak ise AKP iktidarı, açık hukuksuzluklarına durmaksızın devam ediyor. Her icraatı yeni bir hukuksuzluk olarak kabul ediliyor ancak, iktidar ne kadar hukuksuz olsa da sadece bekleyerek hukuksuzlukların, zulümlerin son bulması mümkün olmayacaktır.

    Yüksek tutulan korku, kanıksanmış hale dönüşen çaresizlik hissi, AKP iktidarının önemli bir yönetme stratejisi. Korku ve çaresizlik hissiyle hareket edenler, eylemlerini bu olgulara uygun olarak belirlediği için eylemsizlik genel bir hareket planı halini alıyor.  Oysa hukuksuzluklara karşı gösterilen zayıf tepkilerin ya da tamamen tepkisiz kalınmasının daha büyük mağduriyetlere kapı araladığı görülüyor. Bize “şucu-bucu” derler diye korkanlar, korktuklarının ötesinde tehditle karşı karşıya kalıyor ve kalmaya devam edecekler gibi görünüyor.

    Genel olarak yapılacak birşey olmadığı ya da yaşanan hukuksuzlukların değiştirilmesinin mümkün olmadığı  düşüncesiyle  eylemsizlik tavsiye edenler, ya da “Yapılan hukuksuzluklar öyle bir hal aldı ki, İlahi müdahale artık kaçınılmaz!” düşüncesiyle hareketsiz kalınması tavsiyesinde bulunanların göz ardı ettiği birşey var; O’ da, yaşanan bunca zulmün, haksızlığın, hukuksuzluğun bitip yeni bir dönemin başlaması için eylemsiz kalıp sadece beklemenin, hukuken de, ahlaken de, dinen de doğru olmadığı gerçeğidir.

    Melek Çetinkaya, “Çok korkuyorum, ama acım daha büyük!” diyerek oğlu için mücadele eden cesur ve fedakar bir annedir. Hem bir anneye vefa borcu, hem de yaşanan tüm hukuksuzlukların son bulması için beklemede kalamayız/kalmamalıyız. Kim ne yapabilirse onu yapmalı ve yaşanan hukuksuzlukların kanıksanmasına, yapılacak birşey yok düşüncesiyle çaresizliğin yerleşmesine izin vermemeliyiz.

    Nerede ne yapabiliyorsa o yapılmalı. Yazabilen yazmalı, çizebilen çizmeli, konuşabilen konuşmalı… Herkesin yapabileceği bir şey muhakkak vardır…

    Kaynak: Tr724

  • Gazeteci Sedat Ergin tek kişilik darbeyle suçlanan Tuğgeneral Ünlü’yü köşesine taşıdı

    Gazeteci Sedat Ergin tek kişilik darbeyle suçlanan Tuğgeneral Ünlü’yü köşesine taşıdı

    Hurriyet gazetesi yazarı Sedat Ergin 15 Temmuz darbe girişimine katılmadığı aksine darbeye direndiği halde 4 yıldır cezaevinde tek kişilik hücrede tutuklu bulunan Edremit 19’uncu Motorlu Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Nihayet Ünlü’nün durumunu köşesine taşıdı.

    Darbecilere karşı direndiği tanık ifadeleriyle sabit olmasına rağmen savcı inanmadığı için hakkında tek kişilik darbe iddianamesi hazırlanan Ünlü’nün dava süreci hakkında Sedat Ergin bilgi verdi.

    Darbe davalarıyla ilgili süreçte istinaf mahkemelerinin sanıklar hakkında tek tek hüküm vermek yerine toplu hüküm verdiğine dikkat çeken gazeteci Sedat Ergin, 15 Temmuz gecesi tatilde olduğu halde birliğinin başına dönen Tuğgeneral Ünlü’nün tugayda durumu kontrol altına aldığı ve birlik komutanlarına anayasal çizgide duracakları mesajını verdiği tanık ifadeleriyle de desteklenmesine rağmen darbe iddiasıyla cezaevine atıldığını ifade etti.

    İşte Sedat Ergin’in ‘15 Temmuz’un yıldönümünde durumu dikkat çeken bir sanık’ başlıklı yazısı:

    15 Temmuz darbe girişiminin yıldönümünde darbe davalarının durumunu genel bir şekilde değerlendirirken tematik akıştan ayrılarak üç yıldır yakından izlediğim bir dosyaya odaklanmak istiyorum bugün.

    Bu dosya, Ege Ordu Komutanlığı darbe davasında yargılanmakta olan, 15 Temmuz tarihinde Edremit 19’uncu Motorlu Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Nihayet Ünlü’nün durumunu konu alıyor.

    Bundan üç yıl önce o sırada birbiri ardına çıkan darbe davalarına ilişkin iddianameleri incelerken en çok dikkatimi çekenlerden biriydi bu dosya; çünkü tek kişilik bir darbe iddianamesiydi… Tuğgeneral Ünlü’nün başında bulunduğu karargâhta darbe faaliyetiyle suçlanan bir başka sanık söz konusu değildi. Dosyası sonradan Ege Ordu Komutanlığı davasıyla birleştirilince buradaki tekil görüntü ortadan kalkmış oldu.

    *

    Dosyanın dikkatime takılmasının başlıca nedeni, Ünlü’nün suçlandığı delillere baktığımda 15 Temmuz gecesi darbe faaliyetine nasıl katıldığı, bu amaçla ne yaptığı, somut olarak hangi darbe fiillerinden sorumlu olduğu konusunda ikna edici bir delil bulmakta zorlanmamdı.

    Ünlü, o gece darbe girişimi başladığında eşi ile birlikte Akçay’dayken televizyonlara da yansıyan haberleri duyunca hemen buradan Edremit’e intikal ederek karargâhın başına geçmiştir. Bu sırada dönemin Ege Ordu Komutanı Orgeneral Abdullah Recep de kendisini arayarak, “Derhal tugayına git ve tugayına sahip çık” emrini vermiştir.

    Tanık ifadeleriyle de desteklendiği üzere Tuğgeneral Ünlü, tugayda durumu kontrol altına almış, birlik komutanlarını çağırmış ve anayasal çizgide duracakları mesajını vermiştir. 15 Temmuz gecesi zaten Edremit’teki tugaya bağlı Ayvalık, Burhaniye ve Bergama’daki birliklerde -askeri raporlarda da teyit edildiği üzere- herhangi bir hareketlilik gözlenmemiştir.

    Ayrıca, sabaha karşı Ege Ordusu Kurmay Başkanı Tümgeneral Memduh Hakbilen Bergama’daki tank taburunu İzmir’e göndermesini kendisinden istediğinde bu talebi geri çevirmiştir. Hakbilen, o gece karargâhta darbe faaliyeti yürüttüğü gerekçesiyle dönemin Ege Ordu Komutanı Orgeneral Recep tarafından gözetim altına alınarak polise teslim edilen generaldir.

    Orgeneral Recep, verdiği tanık ifadesinde o gece Ünlü’nün “Zaman zaman arayarak kendisine bilgi verdiğini” belirtiyor, “Tüm bu görüşmelerim sırasında benim emrim üzerine hareket ettiğini bildirdi” diyor. O gece karargâhta bulunan ve tanık olarak ifadeleri alınan subaylar da Ünlü’nün ifadelerini destekleyen bir çizgide konuşmuştur.

    Ünlü’nün aleyhindeki delillerden biri, darbecilerin görevlendirme belgelerinde isminin karşısında ‘Göreve devam’ yazılmış olmasıdır. İddianamede aleyhte deliller arasında ayrıca Ünlü’nün Ziraat Bankası’na bozdurduğu dövizler arasında 3 adet 1’er dolar bulunması da gösterilmiştir. (Mahkeme sonradan kararında bu delili mahkûmiyete esas almadığını kaydetmiştir.)

    Savcılık makamı, iddianamede Ünlü’nün “Askeri darbe girişimi içinde yer aldığı, başarısız olacağı kesinleşince, kalkışmadan dönerek kalkışmaya karşı direniyor görüntüsü verdiği kanaatine varıldığını” belirtmiştir.

    *

    Yargılama sürecine geçildiğinde iddianamede yer almayan bir suçlama ortaya çıkmıştır. Buna göre, o gece Edremit’teki karargâhta değil Burhaniye’deki taburda nöbetçi olarak görev yapan bir yüzbaşı, savcılığa Ünlü’nün ‘kolluk kuvvetlerini toplumsal olaylarda destekleme planı’ (KOKTOD) doğrultusunda hazırlık yapılması talimatı verdiği yolunda bir ifade vermiştir. Buna karşılık olayın ertesinde düzenlenen tutanaklarda bu yönde bir tespit yer almamıştır. Ünlü de böyle bir talimatının olmadığını savunmaktadır.

    Mahkemede Ünlü’nün lehine ortaya konan bütün deliller durumu değiştirmemiş ve İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesi, 21 Mayıs 2018 tarihinde anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs ettiğine kanaat getirerek Ünlü’yü ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmıştır.

    Davanın istinaf sürecine geçildiğinde, bölge adliye savcılığı dosyayı inceledikten sonra Ünlü’nün beraatından yana talepte bulunmuştur. İstinaf savcısı, yaptığı değerlendirmede 1) Ünlü’nün 15 Temmuz gecesi gelen darbe direktifini birliklere gönderilmemesi talimatını verdiğini, 2) Saat 00.15’te topladığı tabur komutanlarına emrin yasal olmadığını ve uyulmayacağını söylediğini, 3) Ege Ordu Komutanlığı’ndan gelen emirleri zaman geçirmeksizin birliklere gönderdiğini, 4) (Darbe planında) sıkıyönetim komutanı görünen Mehduh Hakbilen’in tankların gönderilmesi hususundaki emrini uygulamadığını ve 5) ‘KOKTOD’ olarak tabir edilen emri verdiği hususunun kesin olarak kanıtlanamadığını belirtmiştir.

    İstinaf savcılığı, sonuçta, mahkûmiyetine yeterli, kesin inandırıcı delil bulunamadığı kanaatine vararak Ünlü’nün beraat ve tahliyesini talep etmiştir.

    *

    Dosyaya bakan İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 18. Ceza Dairesi’nin Ege Ordu Komutanlığı darbe davasındaki kararını açıklamasının ilginç bir öyküsü var. 18. Ceza Dairesi, geçen ocak ayında 66 sanık açısından iki hafta süreyle yeniden yargılama yaptıktan sonra kararını açıklaması beklenen 22 Ocak’taki duruşmada kararı bir ay ertelemişti. Ardından 21 Şubat’taki duruşmada bu sanıklar hakkında istinaf başvurularının tümü tek bir kalemde reddedilmiştir.

    Burada altını çizmemiz gereken bir mesele, istinaf mahkemelerinin özellikle başvurular hakkında ‘ret’ kararı alırken genellikle sanıklarla ilgili tek tek hüküm kurma yoluna gitmemeleri ve toplu bir hüküm vermeleridir. Sanıkların her biri için neden ‘ret’ verildiği istinaf süreci değerlendirilerek gerekçesiyle birlikte açıklanmadığından savunma tarafı karanlıkta kalmaktadır.

    Sonuçta bütün yük bir sonraki temyiz aşamasında Yargıtay’ın üstünde kalıyor. Ünlü’nün durumu da muhtemelen uzun bir zamana yayılacak olan temyiz sürecinin sonunda açıklık kazanacaktır.

    Bu arada 18 Temmuz 2016 tarihinden bu yana önce ‘tutuklu’ daha sonra ‘hükümlü tutuklu’ olan Nihayet Ünlü, İzmir Aliağa’daki T tipi cezaevinde tek kişilik bir hücrede dördüncü yılını dün itibarıyla tamamlamıştır.

  • MİT’in hazırladığı listeler KHK’lara eklendi

    MİT’in hazırladığı listeler KHK’lara eklendi

    CHP’li hukukçu İbrahim Kaboğlu TBMM Genel Kurulda yaptığı konuşmada MİT’in hazırladığı listelerin KHKa eklenmesiyle hukuk tarihinin en büyük kitlesel mağduriyetlerinden birine neden olunduğunu söyledi.

    CHP İstanbul Milletvekili ve TBMM Anayasa Komisyonu Üyesi İbrahim Kaboğlu, KHK mağdurları ile ilgili Meclis’te yaptığı konuşmasının bir bölümünü sosyal medya hesabından paylaştı.

    BÜYÜK MAĞDURİYETLER YAŞATTI

    Aynı zamanda Anayasa Hukuku Araştırmaları Derneği Başkanı da olan Kaboğlu, KHK’lıların hukuk tarihinin en büyük kitlesel mağduriyetlerine maruz kaldığını söyledi.

    MAHKEME KAPILARINI KAPATMAKTAN BAŞKA İŞLEVİ OLMADI

    KHK’lıların mağdur ettiği kişilerin haklarını aramaları için kurulan, OHAL Komisyonunun mahkeme kapılarını kapatmaktan başka bir işe yaramadığını söyleyen Kaboğlu, MİT’in hazırladığı raporlarla oluşturulan KHK’ların büyük mağduriyetlere neden olduğunu söyledi.

    Kaboğlu TBMM Genel Kurulda yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı, ”MİT’in hazırladığı listelerin, Bakanlar Kurulu imzalarıyla yayımlanan KHK’lere eklenmesiyle insanlar hukuk tarihinin en büyük kitlesel mağduriyetlerinden birini yaşadı. Ohal Komisyonunun varlık amacı ise mahkeme kapasını kapatmaktı ve bunun dışında bir işlev görmedi.”