Etiket: Uygur

  • Çin’de Covid önlemlerine yönelik öfke büyüyor: Halk hükümetin politikalarını protesto ediyor

    Çin’de Covid önlemlerine yönelik öfke büyüyor: Halk hükümetin politikalarını protesto ediyor


    Çin’de hükümetin COVID-19 kısıtlamalarına ve Sincan Özerk Bölgesi’nde bir apartmanda çıkan yangına duyulan öfke, birçok kentte nadir görülen protestolara yol açtı.

    Ajansların geçtiği görüntülerde Şanghay’da protestocuların, Sincan Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de bir rezidansta çıkan yangında ölen 10 kişiyi anmak için ellerinde çiçekler taşıdıkları ve slogan attıkları görülüyor.

    Protestolara katılanlar polisin sert güvenlik önlemleri aldığını, başka bölgelerde de büyük kalabalıkların toplandığını ancak güvenlik güçlerinin yolda öfkeli halkı durdurduğunu aktardı.

    Sosyal medya platformlarında Covid-19 önlemlerine yönelik eleştirilerin de sansürlendiği belirtidi.

    Pazar sabahı AFP’nin geçtiği görüntülerde de Şanghay’da hükümetin ‘sıfır Covid-19 politikasına’ karşı halk protestolarının devam ettiğini gösteriyor.

    Görüntülerde ayrıca halkın sokağa çıkma yasaklarına son verilmesine yönelik çağrıda bulundukları dikkat çekiyor.

    Önceki gün başkent Pekin’in bazı bölgelerinde vatandaşlar, kent yönetiminin Covid-19 karantina merkezleri ve sahra hastanelerinin daha hızlı inşa edilmesi talimatının ardından süpermarket raflarını boşalttı ve çevrimiçi teslimat uygulamalarına akın etti.

    Belirsizliğin yanı sıra Pekin’in bazı bölgelerinde sokağa çıkma yasağı uygulandığına dair netleşmeyen haberler, şehirde aylardır görülmeyen gıda ve diğer ihtiyaç malzemelerine olan talebi artırdı.

    Pekin’in kuzey banliyölerinde alışılmadık sayıdaki alışveriş yapan vatandaşlar marketlerdeki rafları boşalttı.

    Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de karantinadaki apartmanda yangın: 10 ölü

    Bu arada Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de Covid-19 nedeniyle karantinaya alınan bir apartmanda çıkan yangında en az 10 kişi yaşamını yitirdi.

    Devlet medyasındaki haberlere göre, dün, merkez ilçe Tianşan’da bir apartman kompleksinde saat 18.00’de yangın çıktı.

    Apartmanın 15. katında başlayan yangın 17’inci, dumanlar ise 21’inci kata kadar ulaştı. Dumandan etkilenen 10 kişi hayatını kaybetti.

    İtfaiye ekipleri ancak 3 saatte yangını söndürebildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uygurlara “Çin işkencesi”: Doğu Türkistan’da neler oluyor?

    Uygurlara “Çin işkencesi”: Doğu Türkistan’da neler oluyor?


    Çin’in 1949 yılından bu yana hakimiyeti altında tuttuğu Doğu Türkistan’ın kırsal kesimlerinde etrafı yüksek duvarlarla çevrili inşaatlar devam ediyor. Uydu görüntüleri, Doğu Türkistan çöllerinde inşa edilen ve içinde yüz binlerce Uygur Türkü’nün tutulduğu toplama kamplarının son bir yılda tam 3 katı büyüdüğünü ortaya koyuyor.

    Birleşmiş Milletler’e (BM) göre 1 milyon civarında Müslüman Uygur Türkü Çin’in ‘eğitim merkezi’ olarak dünyaya lanse ettiği toplama kamplarında tutuluyor.

    Sincan bölgesinde ve Çin’in değişik yerlerinde gerçekleşen saldırıların ardından bu eylemlerden Uygurları sorumlu tutan Çin, 2014 yılından itibaren ‘teröre karşı halk mücadelesi’ adı altında yeni bir süreç başlattı. Ancak Uygurlara yönelik kültürel ve dini kısıtlama ve baskılar 2009 yılından itibaren giderek hız kazandı.

    Erkeklerin sakal bırakması ve kadınların uzun kıyafet giymesi kısıtlanırken halkın düğünlerde alkol kullanmaya zorlanması da bu uygulamalardan bazıları.

    Müslüman Uygur Türklerini kamplarda topladığı yönündeki suçlamaları reddeden Pekin, Doğu Türkistan genelinde inşa edilen söz konusu yapıları, dünyaya “eğitim merkezi”, “rehabilitasyon merkezi” ya da “mesleki eğitim merkezi” olarak lanse ediyor.

    Reuters ekibi kamplardan 7’sini ziyaret etmek istedi. Etrafı kalın duvarlarla çevrili kamplarda güvenlik kulübesinden gözetleme kulelerine ve dikenli tellere her şey mevcut.

    Çin yönetimi, kampların mesleki eğitim merkezi olduğunu iddia ediyor.

    Doğu Türkistan genelinde on binlerce kişi hükümet tarafından işe alındı.

    Komünist Parti’ye yakın kişiler, halkın arasına giriyor, istihbarat topluyor ve şüpheli gördükleri kişileri güvenlik görevlilerine bildiriyor.

    Geçmişte okul, hastane ya da kamu binası olarak hizmet veren bir çok bina da küçük kamplara dönüştürüldü.

    Çin’in Doğu Türkistanlıları tuttuğu ve ülkeden kaçan Uygurların ifadesiyle işkence gördükleri kampların sayısı net olarak bilinmiyor.

    Çin’den toplama kampı savunması: Uygur Türklerine bedava mesleki eğitim veriyoruz

    Çin’de Uygur Türklerinin tutulduğu kamplar ‘cephanelik’ gibi

    Daha önce toplama kamplarından birinde tutulan Kayrat Samarkan, yaşadıklarını şu sözlerle anlattı:

    “Sorgulama sırasında ağır işkence gördük, ufacık hücrelerde çok sayıda insan bir arada tutulduk ve kimilerini intihara sürükleyen Komünist Parti rejiminin acımasız uygulamalarına maruz kaldık.”

    Şu anda Kazakistan’da yaşayan Kayrat, 2017 yılının ekim ayında ziyaret amaçlı Doğu Türkistan’a döndüğünde hemen bir yerel polis karakoluna çağrılmış.

    Metal bir sandalyeye zincirlenerek 3 gün boyunca uykusuz bir şekilde sorgulandığını dile getiren Kayrat, sorgu sırasında sık sık, Çin’den neden ayrıldığı, Kazakistan’da ne iş yaptığı ve hangi sıklıkla camiye gittiğinin defalarca sorulduğunu belirtti.

    Sorgusu tamamlanınca da kendisine Kazakistan’a yakınlığı nedeniyle 3 ile 9 ay arasında Altay bölgesindeki bir “yeniden eğitim merkezine” gönderileceği tebliğ edilmiş.

    Toplama kampında 15 kişinin kaldığı bir hücreye konulmuş. O andan itibaren de günlük rutin Çince şarkılar ezberleyip söylemiş, Çince yazılar yazmış, Komünist doktrinler okumuş ve her gün Çin Komünist Partisi hakkında saatler süren konuşmaları dinlemek zorunda kalmış.

    Şu anda 30 yaşında olan Kayrat, “Beni alıp bir odaya götürdüler, metal, sandalyeye benzer bir cihaza bağladılar. Bu cihaza zincirlendiğinizde ayakta kalıp hareket edemiyorsunuz. Göğsünüz açıkta kalacak şekilde kollarınızdan metal cihaza bağlanıyorsunuz. Cihaza bağlı kaldığım 6 saat sonra tüm vücudum perişan haldeydi. Sadece 10 dakika bu cihaza bağlı kaldıktan sonra bedeniniz dayanamaz hale geliyor. Hareket ettikçe demirler vücudunuza temas ediyor. 6 saat sonra ise acı dayanılmaz hale geliyor.” dedi.

    Kamp şartlarına daha fazla dayanamayan Kayrat Samarkan, 3 ay sonra intihar edince kendini toplama kampının revirinde bulmuş. 2018’in şubat ayında kamptan salıvermişler ve mart ayında da Kazakistan’a gitmesine izin verilmiş.

    BM: Çölün ortasında, hiçbir hakkın bulunmadığı merkezler

    Birleşmiş Milletler Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi Çin’i, Türkistan’ı hiçbir insan hakkın bulunmadığı kitlesel toplama kampına dönüştürmekle suçluyor.

    Eartrise Media isimli sivil toplum kuruluşunun, 39 toplama kampı üzerinde yaptığı uydu görüntüsü analizi, bu kampların hacminin nisan 2017 ile ağustos 2018 arasında 3 kat daha büyüdüğünü ortaya koyuyor.

    39 kampın kapladığı alan ise kabaca 140 futbol sahası büyüklüğünde.

    Uluslararası medya, kampların bir kısmının yerini, Çin hükümetinin verdiği inşaat ihale ilanlarından yola çıkarak tespit etti.

    Earthrise’ın kurucusu Edward Boyda, “Kamplardan 80’ini hızlıca buldum. Çoğu birbirine benziyor, çünkü hepsinde kullanılan metot aynı” diyor.

    “Allah’a inanmadığımı ve dini reddettiğimi belirten bir belge imzaladım”

    Çin’in ‘aşırılıkla mücadele güvenlik önlemleri’ sadece bu kamplarla sınırlı değil.

    Nüfusu oldukça az olan kırsal kesimlerdeki köyler bile güvenlik güçlerince mercek altına alınmış durumda. Çok sayıda casusun yerleştirildiği yerlerde kuş uçurulmuyor.

    Gülziya Mogdunkyzy de geçen yıl Kazakistan’dan Doğu Türkistan’ın Kaşgar kentindeki köyüne dönmüş. Ancak gelir gelmez ilk olarak ev hapsine alınmış.

    Yerel yetkililerin kendisine İslam’ı inkar etmesi ve bunu deklare etmek için de belge imzalamaya zorladığını belirten Gülziya, akrabalarının birçoğunun kamplara götürüldüğü için de hiçbirisi ile görüşemediğini aktardı.

    “İslam’a kesinlikle inanmamam gerektiği söylendi”

    “İslam’a kesinlikle inanmamam gerektiği söylendi. Boyun eğmek zorunda kaldım. Bir de Allah’a inanmadığımı ve dini reddettiğimi belirten bir belge imzaladım. Eğer bunu yapmasaydım şartlar çok daha ağır hale gelecekti. Tüm Müslümanları, dini inkar ettiklerini deklare eden bir belge imzalamaya mecbur ediyorlar. İnsanlar Allah’a inandığını söylemeye korkuyor.”

    Çinli polisler, Kaşgar kentinde gözaltına aldıkları Uygur Türklerinin başına siyah örtü geçirerek bilinmeyen yerlerdeki kamplara götürdü.

    Bölge sakinleri tutuklananların bir daha evlerine dönemediğini ifade ediyor. Güvenlik görevlileri ve tek tük turistin dışında sokaklarda genç erkek görmek neredeyse imkansız.

    Camiler bomboş

    Doğu Türkistan’daki camilerin tamamının üzerinde, Komünist Parti’ye bağlılık bildiren “Partiyi sev”, “Ülkeyi sev” gibi devasa propaganda afişleri asılı.

    Cuma namazlarında ise camiler artık bomboş kalıyor. Çünkü camiye gelenler kayda alınıyor ve fişleniyor.

    Doğu Türkistan’da tutuklanan ve gözden kaybolan insan sayısı günden güne artıyor.

    Geçen yıldan bu yana sayı çok daha fazlalaştı.

    Doğu Türkistanlı Mailikemu Maimati isimli kadınla evli Pakistanlı iş adamı Mirza Imran Baig, pasaportuna el konulan eşi ve oğlunun ülke dışına çıkabilmesi için aylardır mücadele ediyor.

    Ancak Çinli yetkililer, 33 yaşındaki kadının ve 4 yaşındaki oğlunun yurtdışına çıkışına izin vermiyor.

    Pekin’deki Pakistan Büyükelçiliğinin önünde bekleyen ve kendi ülkesi Pakistan’dan eşinin serbest kalması için devreye girmesini isteyen iş adamı Mirza Imran Baig, eşinin gözaltında tutulduğu toplama kampını ziyaret etmiş.

    Mirza Imran, kamptaki şartlardan bahsetti:

    “Orası bir cezaevi. Her hücrede ortalama 20 kişi var. Hiç kimse, hakkındaki bir hükümden ya da yargı kararından dolayı orada tutulmuyor. Ayrıca hücrelerde hijyen yok, bundan dolayı insanlar da hastalanıyorlar.” diye konuştu.

    İnsan Hakları İzleme Örgütü: Uluslararası yasalara göre kanun dışı

    İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Çin Direktörü Sophie Richardson, uluslararası yasalara göre bu tür “eğitim merkezlerinin” yasa dışı olduğunu ve tutuklanan vatandaşlardan tam anlamıyla “siyasi sadakat” beklendiğini söyledi.

    “Doğu Türkistan’da yaşananlar asla kabul edilebilir bir durum değil.” diyen Richardson, Buralar hükümet ve parti tarafından yönetilen tesisler. İçeride tutuklu bulunan hiç kimse uyarı almadı ya da cezaya çarptırılmadı. Yayımladığımız raporda da belirttiğimiz gibi, yerel yetkililer, çok açık bir şekilde kamplara gönderilmemek için avukata ihtiyacınızın olmadığını söylüyor. Yani zaten mahkemeye çıkarılmadan kampa gönderiliyorsunuz. Bu tam anlamıyla partiye sadakate zorlamak için kullanılan bir yöntem.” ifadelerini kullandı.

    “Birbirimizi fişlememizi istiyorlar”

    Doğu Türkistanlılar İstanbul’da sık sık Çin hükümetine karşı protesto gösterileri düzenliyor.

    Bu arada salıverilmiş olsalar bile çok sayıda Uygur hala gözaltındayken yaşadıklarını anlatmaya korkuyor.

    Radikal eğilimli gruplarla bağlantısı olduğu iddiasıyla tutuklanan bir iş adamı, “Beni, Türkiye’deki Doğu Türkistanlılar hakkında kendilerine casusluk yapmam şartıyla serbest bıraktılar.” sözleriyle Uygurların birbirlerini fişlemesini istediklerini kaydetti.

    Adının açıklanmasını istemeyen bir başka iş adamı, uzun tutukluluğun ve gördüğü ağır işkencelerin ardından serbest bırakılmış. Daha sonra da yurtdışına kaçmış.

    “Babam hasta diye Türkiye’ye geldim”

    Yine adının açıklanmasını istemeyen Doğu Türkistanlı bir kadın, sağlık durumu kötüye giden babasıyla ilgilenmek için 2017’de Türkiye’ye gelmiş.

    Türkiye’ye gelmeden önce 2 çocuğunu kayın validesine bırakmış.

    Ancak aldığı son bilgilere göre, Çinli yerel yöneticiler çocukları ninesinden alıp Hotan’da bir yetimhaneye göndermiş, kayın validesi de cezaevine konulmuş.

    “Türkiye’ye gelirken küçük çocuğum henüz 2 yaşındaydı. Kendi ihtiyaçlarını karşılayamazlar ki. Çocuklarıma benim yedirip içirmem lazım. Tek başlarına hiçbir şey yapamazlar. Yaşları 10 ya da 15 olsa kendi kendilerine bakabilirlerdi. Şimdi çocuklarım neredeler? Acaba çocuklarım şimdi nerede yatıp kalkıyor, neler yapıyorlar? Yemek yiyebiliyorlar mı? Hastalar mı? Ne olacak benim çocuklarıma? Her gece bunları düşünüyorum” diye yaşadığı acıyı anlattı.

    Çin son olarak Doğu Türkistan’daki demografi yapıyı da değiştiriyor. Peki bu bağlamda Han Çinlilerini hızla bölgeye kaydırıyor.

    Ayrıca Çin’in, bölgedeki geleneksel İslam ve Orta Asya mimarisinin en iyi korunan yerlerinden biri olarak kabul edilen Kaşgar’daki tarihi birçok yapıyı yıkarak, Uygur tarihinin izlerini silmeye devam ettiği ifade ediliyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Çinli bir firma Müslüman azınlıkların bilgilerini veri tabanında topladı

    Çinli bir firma Müslüman azınlıkların bilgilerini veri tabanında topladı


    Çin’de bir gözlem şirketinin Sincan bölgesindeki 2 buçuk milyon kişiyi gözetim altında tuttuğu öne sürüldü.

    Hollandalı bir internet uzmanının ele geçirdiği bilgilere göre SenseNets adlı söz konusu firma, şahısların kimlik kartı numaralarından adreslerine kadar bir çok kişisel bilginin toplandığı veri tabanını farkında olmadan erişime açık bıraktı.

    Olayı ilk fark eden GDI.Foundation derneğinin kurucusu Victor Gever, “Veri tabanı herhangi kimlik doğrulama sistemi olmaksızın tamamen erişime açık. Kullanıcılar istedikleri bilgiyi okuyup değiştirme ve silme hakkına da sahipler” dedi.

    Verilerde bir kişinin 24 saat içindeki hareketlerinin izlenip rapor haline getirildiği, cami, otel ve internet kafe gibi güvenlik kameralarının bulunduğu konumların etiketlendiği söyleniyor.

    Gevers, SenseNets firmasını uyarmalarının ardından firmanın sessizce veri tabanının güvenliği ile ilgili harekete geçtiğini ifade etti.

    SenseNets ve Pekin yönetimi soruları yanıtsız bıraktı

    Çin’in Uygur Türkü, Kırgız ve Kazak gibi Müslüman azınlıklara yönelik baskıcı politikaları uluslararası gündemden düşmüyor. Tüm tepkilere rağmen Pekin, azınlıkların ‘eğitildiği’ni savunarak iddiaları reddediyor.

    Emniyet birimleriyle iş birliği içinde olduğu internet sitesinde yazan SenseNets ve bağlı olduğu NetPosa Technologies Ltd. azınlıkların takibe alındığı ve bilgilerin bir veri tabanında toplandığı iddialarına yanıt vermedi. Çin hükümeti de konuyla ilgili soruları yanıtsız bıraktı.

    Çin’in yüz tanıma teknolojisini kullanarak tüm vatandaşlarını izlemeye başladığı ve insanların vücut yapılarıyla yürüyüş şekillerinden kimlik tespiti yapabildiği biliniyor.

    WhatsApp’ta ücretsiz bültenimize abone olun, Türkiye ve dünya gündeminden seçtiğimiz haberler her gün telefonunuza gelsin! Abone olmak için tıklayın

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uygurlar üzerindeki baskı doğrudan Çin’in ‘tepe yöneticilerinden geliyor’

    Uygurlar üzerindeki baskı doğrudan Çin’in ‘tepe yöneticilerinden geliyor’


    Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygurlar ve diğer toplumlar üzerindeki baskılarının doğrudan Çin’in en üst düzey liderliğinden geldiğini ortaya koyan 2014 yılına ait gizli belgeler, internet ortamında yayımlandı.

    Sızdırılan ve ÇKP’li (Çin Komünist Partisi) tepe yöneticilerin konuşmalarından oluşan belgeler, Uygurlara yönelik nüfus kontrolü, topluca gözaltına alınma (toplama kampları) ve cezalandırılmalarına ilişkin ifadeler içeriyor.

    Bazıları ‘çok gizli’ ibaresiyle tasnif edilen belgeler, Doğu Türkistan konusunda yaptığı çalışmalarla tanınan Alman akademisyen Adrian Zenz tarafından yayımlandı.

    Belgelerde, ÇKP’nin en üst düzey yöneticileri, Doğu Türkistan’daki Uygur ve Han Çinli nüfus arasındaki dengesizliği düzeltmek için Uygurların ‘yeniden eğitim’ ve yeniden yerleştirilmesi (yerlerinden edilme) çağrısında bulunuyor.

    ‘Çok gizli’ ve ‘mahrem’ belgelerin çok önemli olduğunu belirten Zenz, 2014’e ait bu belgelerde yer alan konuşmaların içeriğiyle ilerleyen yıllarda bölgede yaşananlar arasında doğrudan bağlantı olduğunu dile getirdi.

    Örneğin, gizli belgelerde, Uygurları ‘yeniden eğitim’ adı altında toplama kamplarına doldurma, zoraki işçi ve iş gücü transfer programları ve bölgedeki Han Çinli nüfusunun arttırılarak oranının dengelenmesi bulunuyor.

    Zenz, bunun, ‘liderliğin ÇKP’nin egemenliğini koruma amacı ile uzun vadeli kültürel soykırım yapma niyetini gösterdiğini’ dile getirdi.

    İngiltere merkezli bağımsız halk mahkemesi olan (bağlayıcılığı bulunmayan) ‘Uygur Mahkemesi’ne teslim edilen söz konusu dokümanlar, sızıntının kaynağının korunması amacıyla tümüyle yayımlanmadı.

    Sızıntı, 11 belge ve 317 sayfadan oluşuyor. Nisan 2014 ile Mayıs 2018 arası dönemi kapsıyor.

    Uygulanması istenen ağır metotlar, 2016’da bölgesel yöneticilere gönderilmiş.

    “Bize zaman kazandırıcı ezici darbe vurun”

    Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2014 tarihli bir konuşmasının bulunduğu bir gizli belgede, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nin istikrarlı bir iç güvenlik ortamı gerektirdiği’ belirtiliyor ve ‘Sincan’ın (Doğu Türkistan) güneyinde durumun kontrol altına alınmaması halinde tüm ülkenin ulusal güvenliğinin ve Çin’in 21’inci yüzyıldaki ana hedeflerine ulaşmasının tehlikede olacağı’ iddia ediliyor.

    Konuşma, Kunming kentinde 31 kişinin öldüğü, 140’tan fazla kişinin yaralandığı saldırı sonrası yapılıyor. Saldırganların adalete teslim edilmesi için ‘topyekun bir çaba’ harcanması amacıyla yapılan çağrıdan haftalar sonra gerçekleşti. Saldırının sorumluluğunu üstlenen olmasa da Çin yönetimi ve Çin medyası, saldırıdan Uygurları sorumlu tutmuştu.

    Belgeye göre Şi, konuşmasında, Doğu Türkistan’a atıfla ‘bölgedeki şiddet içeren terörist faaliyetlerin Çin’in geri kalanına yayılmasını önlemek’için topyekün bir savaşa girilmesini talep ediyor. Doğu Türkistan ve hatta Çin genelindeki istikrarın Sincan’ın güneyine bağlı olduğunu savunuyor ve “Bize zaman kazandıracak ezici bir darbe vurun” çağrısı yapıyor.

    Şiddet eylemlerinin Çin’in diğer bölgelerine yayılmış olmasından Uygurları sorumlu tutan Şi Cinping, “Bu nedenle Sincan’ın şu anda sancılı bir müdahale tedavisi döneminde olduğunu öneriyoruz.” ifadelerini kullanıyor. Keza dindarları ‘aşırılık yanlısı’ olarak tanımlıyor ve bu kişilerin ‘gözlerini kırpmadan insan öldüren şeytanlar’ olduğunu söylüyor.

    Dini aşırıcılığı ‘halüsinasyon gördüren kuvvetli ilaç’ sözleriyle tanımlayan Şi, suçluların tutuklanıp daha sonra bırakılması yöntemi yerine gözaltı merkezleri ve toplama kamplarına atıfla, “eğitim yoluyla reform” çağrısında bulunuyor.

    “Doğu Türkistan’a 2022’ye kadar 300 bin Han Çinli yerleşimci göç ettirilmeli”

    Bir başka belgede, Çin’in Doğu Türkistan Valisi (ÇKP Doğu Türkistan Parti Sekreteri) Chen Quanguo, yetkililere, “toplanması gereken herkesi toplamaları” talimatı veriyor ve kampların “uzun süre değişmeden faaliyetlerini yürütmesi” gerektiğini belirtiyor.

    Şi Cinping, bir konuşmasında ‘nüfus oranı ve nüfus güvenliğinin uzun vadeli barış ve istikrar için önemli temeller olduğunu’ savunuyor.

    Belgelerin birinde, Doğu Türkistan’daki etnik nüfusun dağılımındaki ciddi dengesizlikler ve ‘son derece mono-etnik’ bir nüfus yapısından (Uygurların aşırı yoğunlaşması) duyulan rahatsızlık yer alıyor. Bölgedeki nüfus oranının artırılması amacıyla 2022 yılına kadar 300 bin Han Çinli yerleşimcinin (çoğunlukla Çin’in doğusundan), Doğu Türkistan’a göç ettirilmesini zorunlu kılıyor.

    Çin lideri, etnik grupların birden fazla çocuk sahibi olmalarına olanak tanıyan tercihli doğum kontrol politikalarının kaldırılması talimatını veriyor. Doğum kontrol politikalarının “tüm etnik gruplar için eşit” hale getirilmesini talep ediyor.

    Zenz: Pekin, Doğu Türkistan’daki her türlü vahşetin arkasında

    Konuyla ilgili Twitter hesabından açıklama yapan araştırmacı akademisyen Adrian Zenz, “Çinli bir devlet başkanının ‘çok gizli’ açıklamaları, Pekin’in neredeyse Sincan’daki her türlü vahşetin arkasında olduğunu gösteriyor: Gözaltılar, zorla çalıştırma, doğum kontrolü ve Uygur nüfusunun azaltılması, büyük veri polisliği, yatılı okullar… Eylül ayında sızdırılan 317 sayfalık belgeler, Çin Halk Cumhuriyeti tarihinde bir devlet başkanının ‘çok gizli’ (绝密) ifadelerini içeriyor.” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • HRW, Olimpiyat Kış Oyunları sponsorlarına, Pekin’e baskı yapması için çağrıda bulundu

    HRW, Olimpiyat Kış Oyunları sponsorlarına, Pekin’e baskı yapması için çağrıda bulundu


    Merkezi New York’ta bulunan İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW), Çin’de gelecek yıl düzenlenecek Kış Olimpiyat Oyunlarına sponsor olan şirketleri, Pekin’in Sincan bölgesindeki Müslüman azınlığına yönelik baskıları göz ardı ettiği gerekçesiyle suçladı.

    HRW, Çin’in Sincan bölgesindeki azınlığa “yönelik insanlık suçu işlediği” görüşünü dile getirirken, Olimpiyat Oyunları ana sponsorlarının insan hakları ihlallerine son verilmesi için Pekin’e baskı yapması gerektiğini savundu.

    HRW Küresel İnisiyatif Direktörü Minky Worden, “Sessiz diplomasi dönemi sona erdi.” diyerek, sponsor şirketleri Pekin nezdinde baskı yapmaya çağırdı.

    Bu örgüt, düzenlenen basın toplantısına sponsor şirketlerin Uluslararası Olimpiyat Komitesi’ne de söz konusu ihlalleri göz önüne alması için yine baskı yapması talebinde bulundu.

    Kış Olimpiyat Oyunları gelecek yıl 4-20 Şubat tarihlerinde düzenlenecek. Merkezi ABD’de bulunan Coca-Cola, Intel, ve AirBnB, oyunların ana sponsoru 13 şirket içinde yar alıyor.

    Uluslararası insan hakları dernekleri ve ABD Kongresi üyeleri, Sincan bölgesindeki Uygur Türkleri ve diğer Müslüman azınlığa yönelik insan hakları ihlalleri devam ettiği gerekçesiyle oyunların askıya alınmasını talep ediyor.

    BM uzmanlarına göre, en az 1 milyon Müslüman azınlık üyesi 2017 yılından bu yana Sincan’daki çalışma kamplarında kendi rızaları dışında zorla alıkonuluyor. Çin ise bu kampların gönüllü mesleki eğitim merkezleri olduğunu iddia ediyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fransız yargısı, Çin’de Uygurlardan kazanç sağlayan 4 tekstil devi hakkında soruşturma başlattı

    Fransız yargısı, Çin’de Uygurlardan kazanç sağlayan 4 tekstil devi hakkında soruşturma başlattı


    Fransız yargısı, Çin’de Uygurların zorla çalıştırılmasından kazanç sağlamakla suçlanan Inditex, Fast Retailing, Uniqlo ve SMCP gibi tekstil devleri hakkında “insanlığa karşı işlenen suçları gizledikleri” iddiasıyla soruşturma başlattı.

    Fransa’da Ulusal Terörle Mücadele Savcılığının (Pnat) “insanlığa karşı işlen suçlar” dairesi Zara, Sandro, Bershka, Massimo Dutti ve de Fursac gibi ünlü giyim markalarını işleten dört şirketin, Çin’de Uygurların zorla çalıştırılmalarından fayda sağladıkları iddiasıyla soruşturma açtı.

    Nisan ayının başında Paris’te yolsuzlukla mücadele derneği Sherpa, Etik kolektifi, Uygur Avrupa Enstitüsü (IODE) ve Doğu Türkistan’da kamplarda kapalı tutulan bir kişi söz konusu uluslararası şirketler hakkında soruşturma talebinde bulunmuştu.

    Fransa’da avukat William Bourdon tarafından sunulan şikayet, esas olarak “Avustralya Stratejik Politika Enstitüsü” tarafından Mart 2020’de yayınlanan bir rapora dayanıyor. Birçok uluslararası tekstil şirketinin, tedarikini tamamen veya kısmen, Uygurların zorla çalıştırıldığı Çin fabrikalarında yaptığını ileri sürmüştü.

    Dernekler ayrıca, hedeflenen şirketlerin, Uygurlara uygulanan zulme karşı sessiz kaldıklarını iddia ediyor.

    Bunun üzerine H&M, Lacoste, Nike ve Adidas gibi şirketler bu bölgeden gelen pamuğu kullanmayacaklarını ilan etmişti.

    Geçen ay , Uluslararası Af Örgütü, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’ndeki Müslümanların, Çin hükümeti eliyle yürütülen ve insanlığa karşı suçlar kapsamına giren “sistematik toplu kapatmalara, işkenceye ve zulme” maruz bırakıldığını anlatan bir rapor yayınladı.

  • Japonya ve Avustralya’dan ortak Uygur çağrısı: Gözlemcilere acilen erişim hakkı tanıyın

    Japonya ve Avustralya’dan ortak Uygur çağrısı: Gözlemcilere acilen erişim hakkı tanıyın


    Japonya ve Avustralya, Çin’in Sincan Özerk Bölgesi’nde Uygur ve diğer Müslüman azınlıklara karşı insan hakkı ihlali raporları ile ilgili ciddi endişelerini dillendirdi.

    Batılı ülkelerden Çin’in bu bölgedeki faaliyetlerinin soruşturulması yönündeki çağrılar artarken, Japonya ve Avustralya da savunma ve dışişleri bakanlarının toplantısı sonrası ortak bir açıklama ile konuyu gündeme taşıdı.

    Açıklamada “rapor edilen insan hakkı ihlalleri ile ilgili ciddi endişeleri paylaşıyoruz ve Çin’e uluslararası gözlemcilere acilen, sınırsız erişim tanıması çağrısında bulunuyoruz” ifadeleri yer aldı.

    Çin Dışişleri Bakanlığı ise iki ülkeyi “Çin tehdidi” oyununu oynamak ve mesnetsiz karalama kampanyası yapmakla suçladı.

    Pekin tüm taraflara içişlerine karışmaya son verme, bölgede barış ve istikrarı sabote etmeye son verme çağrısında bulundu.

    Avustalyalı ve Japon bakanlar ayrıca Pekin tarafından atılan son adımların Hong Kong’daki demokratik kurumları zayıflattığını belirterek Doğu Çin Denizi ve Tayvan Boğazı’nda barış ve istikrar çağrısında bulundu.

  • Budapeşte Belediye Başkanı, Çin’in üniversite yapacağı yere Şehit Uygurlar Caddesi’ adını verdi

    Budapeşte Belediye Başkanı, Çin’in üniversite yapacağı yere Şehit Uygurlar Caddesi’ adını verdi


    Macaristan’ın başkenti Budapeşte’nin liberal görüşlü belediye başkanı, kentte Çin Fudan Üniversitesi’nin yapmayı planladığı kampüs bölgesindeki bir caddeye “Şehit Uygurlar Caddesi” adını verme kararı aldı.

    Belediye Başkanı ayrıca, üniversitenin yapılması planlanan kampüs bölgesindeki diğer bazı cadde isimlerini, “Şehit Uygurlar Caddesi”, “Özgür Hong Kong Caddesi”, “Dalai Lama Caddesi” ve Pekin yönetimi tarafından cezaevine konulan Katolik piskoposun adına atıfla “Xie Shiguang Caddesi” olacağını açıkladı.

    Kampüsün yapılması planlanan 9. Bölge Belediye Başkanı Baranyi Krisztina da Facebook hesabından yaptığı paylaşımda, “Planlanan Çin Üniversitesinin çevresindeki kamusal alanlara güzel yeni isimler verdik.” ifadesini kullandı.

    Başbakan Yardımcısı Zsolt Semjen, belediyenin kararını eleştirdi.

    Kararın belki bazı Batı Avrupa ve ABD büyükelçiliklerine yönelik sadakat göstergesi olabileceğini ama bu adımın Hong Konglulara ve Uygurlara yardımcı olmayacağını savunan Semjen, “Çin’le çok iyi ilişkiler içinde olmaya çalışıyoruz ve bu ulusal çıkarımız. Gördüğümüz gibi 1 milyon doz Çin aşısı olmasaydı binlerce kişinin hastalanmasına neden olacaktı.” ifadeleriyle tepkisini dile getirdi.

    Fudan Üniversitesi, AB’deki ilk Çin üniversitesi olacak

    Fudan Üniversitesinin Avrupa Birliğindeki ilk Budapeşte kampüsünün 2024 yılında açılması ve ekonomi, uluslararası ilişkiler, tıp ve teknik bilimler alanlarında eğitim vermesi bekleniyor.

    Macar hükümeti, Fudan Üniversitesinin Budapeşte kampüsünün Macaristan’ın eğitim standardını yükselteceğini, Çin’in ülkeye yönelik yatırımlarına ivme kazandıracağını ve ülkesine bölgesel bir bilgi merkezi olma fırsatı tanıyacağını savunuyor.

    Muhalefet ise Çin Üniversitesinin Macarların vergileriyle yapılmasının doğru olmadığı, ulusal güvenlik riski teşkil ettiği ve bölgede Macar öğrencilere yönelik yapılması planlanan Öğrenci Şehri projesinin büyük bir bölümünü işgal edeceği gerekçesiyle karşı çıkıyor.

    Çin yönetimi, Doğu Türkistanlılar başta olmak üzere insan hakları ihlalleri yaptığı yönündeki suçlamaları reddediyor. Budapeşte’deki Çin Büyükelçiliği konuyla ilgili yorum taleplerini yanıtsız bıraktı.

    Liberal görüşleriyle bilinen Budapeşte Belediye Başkanı Gergely Karacsony de, “Fudan projesi, Macaristan’ın 30 yıl önce Komünizmin çöküşünde kendisini adadığı değerlerin birçoğunu şüpheye düşürecek.” sözleriyle Çin üniversitesinin yapımına sert muhalefet ediyor.

    Karacsony, gelecek yıl yapılacak seçimlerde aşırı sağcı, popülist söylemleriyle bilinen Başbakan Viktor Orban’a karşı yarışacak.

    Muhalefetin ortak adayı olmasına neredeyse kesin gözüyle bakılan ve popülaritesi günden güne artan Gergely Karacsony, Başbakan Orban’ı Çin, Rusya ve liberal olmayan diğer hükümetlerle yakınlaşmakla suçluyor.

    Macaristan’ın ve Avrupa’nın önde gelen özel yüksek öğretim kurumlarından Orta Avrupa Üniversitesi, Orban hükümetinin statüsüne yönelik yasal değişikliği yürürlüğe koyması ve kurucusu iş insanı George Soros’a karşı kamuoyunda nefret kampanyası başlatmasının ardından 2019’da fakültelerinin çoğunu komşu ülke Avusturya’ya kaydırmıştı.

  • Çin: BM bünyesinde Uygur Müslümanları için etkinlik düzenlemek, Pekin’e hakaret

    Çin: BM bünyesinde Uygur Müslümanları için etkinlik düzenlemek, Pekin’e hakaret


    Çin Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hua Chunying, Birleşmiş Milletler (BM) bünyesinde Sincan Uygur Özerk Bölgesiyle ilgili bir etkinlik düzenlenmesinin Pekin’e hakaret anlamına geldiğini söyledi.

    Konu ile ilgili açıklama yapan Hua Chunying, Almanya, ABD ve İngiltere’nin girişimiyle BM bünyesinde çarşamba günü gerçekleşecek sanal etkinliği düzenleyenlerin insan hakları konusunu Çin’in içişlerine karışmak için “baskı aracı” olarak kullanmak istediklerini iddia etti.

    Çinli sözcü, diğer ülkelerin bu etkinliğe katılmamaları çağrısında bulundu.

    Almanya, ABD ve İngiltere öncülüğünde düzenlenmesi planlanan etkinlikte, “Doğu Türkistan’daki Uygurlar ve diğer toplumlara yönelik baskılar ile buralarda insan haklarının nasıl savunulacağı” konusunun ele alınacağı açıklanmıştı.

    Çin’den BM üyelerine, “etkinliğe katılmayın” uyarısı

    Çin’in Birleşmiş Milletler delegasyonu, geçen hafta üye ülkelere gönderdiği notta “Bu siyasi amaçlı bir etkinliktir. Delegasyonumuz, Çin karşıtı bu üye ülkelerin etkinliğe katılmamasını rica ediyoruz.” ifadesini yer verilmişti.

    Amerika Birleşik Devletleri, Almanya ve İngiltere’nin BM Büyükelçileri, İnsan Hakları İzleme Örgütü İcra Direktörü Ken Roth ve Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Agnes Callamard ile birlikte çarşamba günü sanal bir Birleşmiş Milletler etkinliğinde konuşma yapacak.

    Diğer üye ülkelere ve katılımcılara gönderilen davetiyeye göre etkinlikte, “Birleşmiş Milletler sistemi, üye devletler ve sivil toplum Sincan’daki (Doğu Türkistan) etnik toplumlarının insan haklarını nasıl destekleyebilir ve savunabilir?” konuları tartışılacak.

    Batılı devletler ve insan hakları örgütleri, Çinli yetkilileri, Uygurları toplama kamplarda tutmak ve işkence etmekle suçluyor. Söz konusu durumu ABD dahil Batılı bazı ülkeler soykırım olarak tanımlıyor.

    Washington, son olarak ocak ayında zoraki çalıştırma suçlamaları nedeniyle Doğu Türkistan’dan pamuk ve domates ürünleri ithalatını yasaklamıştı.

    Pekin suçlamaları reddediyor ve toplama kamplarını ‘dini aşırı akımlarla mücadele için mesleki eğitim merkezleri’ olarak tanımlıyor.