Etiket: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası

  • Merkez Bankası neden bağımsız olmalı? Enflasyon ve TL üzerindeki etkisi nedir?

    Merkez Bankası neden bağımsız olmalı? Enflasyon ve TL üzerindeki etkisi nedir?


    Dolar ve Euro’nun rekor üstüne rekor kırdığı Türkiye’de herkes, Merkez Bankası’nın yarın vereceği faiz kararına odaklanmış durumda. Bugün Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Faiz sebeptir, enflasyon neticedir. Bu yolda ben, faizi savunanla beraber olamam, olmam” diyerek Merkez Bankası üzerindeki baskısını artırdı.

    Türkiye’de resmi olarak bağımsız olması gereken Merkez Bankası Başkanı, dört yıllığına Cumhurbaşkanı kararı ile atanıyor. Ancak, para politikalarında baskı altında olan bu göreve, 2019’dan beri üç farklı kişi getirildi.

    Gelişmeler yurt içinde yakından takip edilirken uluslararası yatırımcılar da diğer yükselen ekonomilerden negatif anlamda ayrışan Türkiye ekonomisinin ne yöne ilerleyeceğini kestirmeye çalışıyor.

    Uzmanlar Merkez Bankası’nın yeni bir faiz indirimine gitmesinin beklendiği vurgularken, bunun Erdoğan’ı memnun edeceğinin fakat enflasyonu daha da tetikleyerek Türk Lirası’nın değer kaybının hızlanacağının altını çizdi.

    Peki merkez bankasının rolü nedir? Para politikalarında neden siyasi iradeden bağımsız olmalı? Cumhurbaşkanı Erdoğan neden ısrarla düşük faiz istiyor?

    Merkez bankasının görevi nedir?

    Merkez Bankası geçerli olduğu ülkelerde veya Avrupa Birliği gibi birliklerde para politikalarını belirleyen kuruluşların başında gelir. Bu kurum fiyat istikrarını sağlamak için uygulayacağı para politikasını ve araçlarını seçiyor.

    Genelde siyasi etkileşimden uzak olan merkez bankası, bağımsız kararlarla para politikası üretiminde ve uygulamasında bulunur.

    Para piyasasındaki arz ve talep dengesini etkilemek üzere merkez bankasının kullanabileceği çeşitli para politikası araçları bulunuyor. Bunların arasında para basma, borç alma ve verme, faiz oranlarının belirlenmesi, açık piyasa ve döviz alım satım gibi işlemleri sayabiliriz.

    Genellikle, gelişmiş ekonomilerdeki merkez bankaların bu şekilde yapılandığı biliniyor. Ancak bazı ülkelerde merkez bankaları hükümetle ortak çalışabiliyor.

    Merkez bankası neden bağımsız olmalı?

    Ülke ekonomisindeki önemli rolü sebebiyle, merkez bankalarının bağımsız kurumlar olup olmaması gerektiği tartışılan ve özellikle Türkiye’de güncelliğini koruyan bir konu.

    Modern ekonomilerde, merkez bankasının bağımsızlığı fiyat istikrarı sağlamanın ön koşulu olarak görülüyor.

    Merkez bankasının bağımsızlığı ise iki önemli göstergeyle ölçülüyor:

    • Amaç Bağımsızlığı: Kurumun kendi politikalarını siyasi etkiden bağımsız olarak belirlemesi ve uygulaması
    • Araç Bağımsızlığı: Para politikası araçlarını siyasi müdahale olmadan serbestçe kullanabilmesi

    Ekonomistlerin büyük çoğunluğu paranın değerinin korunması için merkez bankasının siyasi iktidarın baskı ve müdahalesinden arınmış, tamamen bağımsız olması gerektiğini savunuyor. Ve ancak bu şekilde fiyat istikrarının sağlanabileceği düşünülüyor.

    Yapılan bazı ampirik çalışmalar da merkez bankası bağımsızlığı ve enflasyon arasında ters yönlü belirgin bir ilişki olduğunu gösteriyor (1992, Cukierman, Webb ve Neyaptı).

    Yüksek enflasyon sorunu yaşayan ekonomilerde, siyasi iktidardan bağımsız para politikaları geliştirmesi hem merkez bankasının inandırıcılığını artırmak hem de yatırımcılara güven sağlamak açısında önem arz ediyor.

    Merkez bankası ne zamandan beri bağımsız?

    Aslında merkez bankaların bağımsızlığı çok eskiye dayanmıyor.

    Birçok gelişmiş ülkede 80 ile 90’lı yıllarında merkez bankaları siyasi hükümeten bağımsız olarak kurumlaştı. Örneğin 1694 yılında kurulan İngiltere Merkez Bankası sadece 1997’de siyasi iradeden bağımsız bir kurum oldu.

    Merkez bankalarını bağımsız hale getirmenin ana gerekçesi, altın standardının terk edilmesi ve ABD’deki yüksek enflasyonun ardından para politikasında norm olan enflasyon hedeflemeli para politikalarının güvenilirliğini artırmaktı. 1970’lerde ve 1980’lerin başlarında, yüksek ve uçucu enflasyon ana ekonomik engel haline geldi ve çözüm, para politikasını münhasıran fiyat kontrolüne odaklamaktı.

    TCMB 2001’den beri bağımsız

    2001 reformlarıyla Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası’na bir bağımsızlık alanı açılmıştı. Kemal Derviş döneminde yapılan reformların en önemli boyutlarından biriydi.

    Krizin ardından kurum yapısal bir değişikliğe girdi. Bu değişiklikler 25 Nisan 2001 tarihinde Merkez Bankası Kanunu’nda yapılan önemli değişikliklerle, kurumun bağımsızlığının arttırılması yönünde kurumun uygulayacağı para politikasını ve kullanacağı para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirleyeceği hükme bağlandı.

    ABD’de, FED faiz artırıma giderek ‘enflasyon tuzağından’ çıktı

    İkinci petrol şokunun yaşandığı dönemde (1978-1981) ABD Merkez Bankası’nın başkanlığını yürüten Paul Volcker, dünya tarihine enflasyonla savaşa damga vurdu.

    Volcker, 1981 yılında ABD’de enflasyon yüzde 13.3’ye çıktığında faizleri yüzde 10’lardan yüzde 20’lere yükseltti. Bu sert faiz hareketiyle ekonomi bir kez daha resesyona girdi. Ancak sıkı para politikasının sayesinde enflasyon 1983 yılında yüzde 3.2’e kadar indi.

    O dönemde özellikle inşaat ve tarım sektörlerine zarar verdiğinden dolayı Volcker kararı siyasiler ve halk tarafından çok eleştirilmişti.

    ABD ciddi bir ekonomik daralma yaşasa da FED’in politikası sayesinde kısa zamanda enflasyon tuzağından çıkmayı başarmıştı.

    Ancak merkez bankalarının gerçek bağımsızlığına itiraz edildiği de oluyor. Genelde hükümetlerin para politikalarına müdahale etmesi, uluslararası derecelendirme ve kredi kuruluşlarının risk algısı üzerinde negatif etki yaratıyor.

    Merkez bankası kötü para politikası uygular ve ülke ekonomisi bundan büyük ölçüde olumsuz etkilenirse, ne olur?

    Merkez bankasının bağımsızlığı demokratik kontrolün olmadığı anlamına gelmez. Her devlet kurumu gibi merkez bankasının da belirli bir yetki alanı var. Bunun alanı ise demokratik ülkelerde meclisler tarafından belirlenir.

    Yani merkez bankasının bağımsızlığı, devlet kurumlarından ve hükümetin ekonomi ve maliye politikalarından bağımsız hareket etmek anlamına gelmiyor. Merkez bankasının seçim gündemine bağlı kalmadan, uzun vadede olumlu sonuçlar elde edebilmek için bazen vatandaşın hoşuna gitmeyecek kararlar alması gerekiyor.

    Ayrıca ABD Merkez Bankası FED, Avrupa Merkez Bankası, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası bütün kararlarını kamuoyuyla paylaşıyor.

    Merkez bankasının bağımsızlığının limitleri

    Uluslararası yatırım şirketi PIMCO’da danışmanlık yapan Joachim Fels, son yıllarda gelişmiş ülkelerdeki düşük enflasyonun göz önünde bulundurarak merkez bankasının bağımsızlığının limitlerine dikkat çekiyor.

    Fels için enflasyona karşı merkez bankaları yürüttüğü para politikalarının etkisi tartışılmaz hale gelse de, deflasyon yani genel olarak piyasada fiyatların belirli bir zaman aralığında sürekli düşüş göstermesi durumunda, merkez bankaları bağımsızlık ilkesinin negatif etkileri olabileceğini savunuyor.

    Fels’e göre para politikalarında şöyle bir asimetri çıkıyor: Merkez bankası enflasyonu dizginlemek için elinde araçları var ama çok düşük enflasyona karşı etkisini kaybediyor. Bu nedenle Japonya gibi deflasyonist ülkelerde merkez bankasının bağımsızlığı önemini yitiriyor.

    Japonya örneği

    Japon Başbakan Abe 2012’de seçimleri kazanınca, ilk iş olarak Asya Kalınma Bankası Başkanı Kroda’yı Merkez Bankası Başkanı olarak göreve atadı. Bu atamanın ardından yapılan ilk açıklamalarda, hedefin “Japon Yen’inin değersizleştirilmesi ve enflasyon artması için para basılması” olduğu söylendi.

    Nitekim son yıllarda Japonya’da 0 faiz ortamında, Japonya Merkez Bankası tahvil alarak piyasaya likidite veriyor ve bir yandan da yenin dolar karşısında değeri düşürülüyor. Ancak Japonya’nın problemi yüksek enflasyon değildi ve hedefi iç talebi artırarak enflasyon yaratmaktı.

    Erdoğan neden ısrarla düşük faiz istiyor?

    Son yıllarda TCMB’e üzerine faiz oranlarını aşağıya çekilmesi yönündeki hükümetin bir kanadı ile Cumhurbaşkanı taleplerini ısrarla sürdürüyor.

    Görevden alınmadan önce bazı Merkez Bankası yetkilileri faiz artırımıyla enflasyonu ve Türk Lirası’nın rekor değer kaybının önüne geçmeye çalıştı. Fakat, Erdoğan “ekonomik büyümeyi frenleyeceği” gerekçesiyle bunu katiyen istemiyor.

    Erdoğan faizlerin düşürülmesi ile bankaların piyasaya daha fazla kredi açarak ekonomiyi canlandıracağını, ihracatı ve istihdamı artıracağını düşünüyor. Ekonomistler ise şirketlerin yüksek döviz borcu nedeniyle değeri düşük Türk Lirası’nın ihracatı desteklemekte yetersiz olacağını savunuyor.

    Frankfurt Üniversitesi’nin iktisatçı ve merkez bankası uzmanı Volker Wieland göre, “Erdoğan’ın ekonomik büyümeyi gözetmesi yüksek enflasyona ve TL’nin değer kaybetmesine yol açıyor.”

    İsveç merkezli Handelsbankenan kıdemli ekonomisti Erik Meyersson “Türkiye’nin politikalarında kısa zamanda bir değişim görmezsek ülke 2018’den bu yana üçüncü kur krizine sürüklenecek gibi görünüyor,” ifadelerini kullandı.

    Goldman Sachs analistleri halihazırdaki para politikalarının sürdürülemez olduğunu ve faizlerin eninde sonunda yükseltilmesi gerekeceğini belirtiyor. Bankacılık devi faizlerin yıl sonuna kadar yüzde 15’e düşürüleceğini sonrasında da 2022’nin ikinci yarısında 300 baz puan artırılacağını tahmin ediyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Merkez Bankası’nın faiz kararı sonrası kim ne dedi? Dövizde son durum ne?

    Merkez Bankası’nın faiz kararı sonrası kim ne dedi? Dövizde son durum ne?


    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın gösterge faiz oranlarını düşürmesine neredeyse tüm piyasa uzmanları ve ekonomistler kesin gözüyle bakmasına rağmen 200 baz puan gibi yüksek bir indirim hemen herkes için sürpriz oldu.

    Kararın açıklanmasının ardından ekonomistler değerlendirmelerini paylaştı.

    Ekonomist Mahfi Eğilmez sosyal medya hesabından “Aaaaa! Bak ne yaptılar?” yorumunu yaptı. Eğilmez ardından “Piyasa ekonomistlerinin tv ekranlarında her kararı haklı ve anlamlı gösterecek şeyler söylemeye çalışmasına bayılıyorum. MB faizi 200 puan indirmek yerine 200 puan artırsaydı onu da haklı gösterecek açıklamalar yapacaklardı. Bence bu açıklamalar MB’nin açıklamaları kadar değerli” dedi.

    Ekonomist Uğur Gürses ise kararın ardından “Yandı gülüm keten helva… Çok yazık” ve “Neydi o söz? ‘Atın ölümü arpadan olsun muydu?”, “Ciddi ciddi PPK metni üzerine yorum yapıp, bu kararda rasyonel bir tutamak arayanlar, şaşkınlıktan uyanın…” paylaşımında bulundu.

    Prof.Dr. Yalçın Karatepe ilk yorumunda, “Kafamıza doğrudan sıksaydınız. MB faizlerde 200 puan indirim yaptı. Kur fırladı 9.50.Bilerek ve isteyerek inatlaşıyorlar…” ifadelerini kullandı.

    Eski bir Federal Reserve çalışanı olan Prof. Dr. Selva Demiralp de “Zararın neresinden dönülse kardır” çok değerli bir atasözü. TCMB hatalı kararlarında ısrar etmemeliydi. Yanlış zamanda gelen faiz indirimi ekonomik maliyetleri ve enflasyonu daha da tetikler. Ekonomiyi genişletmek şöyle dursun daraltır.” ifadelerini kullandı.

    İktisatçı Refet Gürkaynak “Geçmiş olsun. MB duyurusunu okurken “güçlü parasal sıkılaştırma,” “arızi unsurlar,” “elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam” delirtti ama “Kurul, kararlarını şeffaf, öngörülebilir ve veri odaklı bir çerçevede almaya devam edecektir” hakikaten tüy dikti. Bari utanıp alay etmeseler.” değerlendirmesini yaptktan sonra “Faiz indirmenin enflasyonu azdıracağına inanmayanın yapıtığı para politikasının vatandaşa etkisi yer çekimine inanmayanın yaptığı uçağın yolcusuna etkisine muadil,” ifadelerini kullandı.

    TÜSİAD Baş Ekonomisti Gizem Öztok Altınsaç, kararın ardından döviz kuru grafiği paylaştı ve “10y bono faizi de sıçramaya devam. %20.40. Eylülden bu yana bono faizi 350 baz puan yükseldi. Belirgin hata” yorumunu yaptı.

    Ekonomist Haluk Bürümcekçi, piyasalarda TCMB’nin faiz kararına ilişkin medyan beklentinin 50 baz puanlık indirim yönünde olduğunu, maksimum indirim beklentisinin ise 100 baz puan düzeyinde bulunduğunu belirterek, “TCMB’nin politika faizini beklentilerin çok üzerinde indirmesi, TL açısından olumsuz bir gelişme oldu.” dedi.

    Karar metninde yüklü faiz indirimi sonrası ilave indirimler için yıl sonuna kadar sınırlı bir alan kaldığının belirtilmesi yılın son iki toplantısında toplam 50-100 baz puan aralığında daha indirim olabileceğini düşündürüyor.

    Spinn Danışmanlık Kurucu Ortağı ve Ekonomist Özlem Derici Şengül de Merkez Bankası’nın beklentilerinin çok üzerinde bir indirim yaptığına değinerek, şu görüşleri paylaştı:

    “Ben son iki faiz indirim kararını da politika hatası olarak değerlendiriyorum. Aslında Merkez Bankası da karar metninde hem küresel ölçekte hem de yurt içinde enflasyonist risklerin olduğuna değiniyor. Bizlerle örtüşmeyen kısım ise Merkez Bankası bu risklerin geçici olduğunu değerlendiriyor, ben ise geçici olsa dahi bu riske karşı önlem alınması gerektiğini düşünüyorum. O yüzden de Merkez Bankası’nın fiyat istikrarı anlamında temkinli olmayan bir adım attığını düşünüyorum.

    Karar sonrası Dolar ve Euro fırladı

    Merkez bankasının faizleri tüm beklentilerin üzerinde düşürmesi sonrası piyasalar kararı sert fiyatladı. Tarihi rekorunu tazeleyen Amerikan Doları TSİ 22.30 itibarıyla 9,50 düzeyinde işlem görüyor. Euro’da 11 lira seviyesini aştı.

    Kurun etkisi ile bir diğer rekor da altından geldi. Altının gram fiyatı 544,5 lirayı görerek tüm zamanların en yüksek seviyesine çıktı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gözler Merkez Bankası’nın faiz kararında: 4 soruda faiz ve enflasyonun seyri ne olabilir?

    Gözler Merkez Bankası’nın faiz kararında: 4 soruda faiz ve enflasyonun seyri ne olabilir?


    Dolar ve Euro’nun rekor üstüne rekor kırdığı Türkiye’de herkes Merkez Bankası’nın perşembe günü vereceği faiz kararına odaklanmış durumda.

    Gelişmeler yurt içinde yakından takip edilirken uluslararası yatırımcılar da diğer yükselen ekonomilerden negatif anlamda ayrışan Türkiye ekonomisinin ne yöne ilerleyeceğini kestirmeye çalışıyor.

    Yurt dışından Türk ekonomisi ve para politikalarının kısa bir fotoğrafını çekmek için Reuters haber ajansı Merkez Bankası için 4 soru başlıklı bir analiz yayınladı.

    Merkez Bankası’nın yeni bir faiz indirimine gitmesinin beklendiği vurgulanırken bunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı memnun edeceğinin fakat enflasyonu daha da tetikleyerek Türk Lirası’nın değer kaybının hızlanacağının altı çizildi.

    Türk Lirası ay başından bu yana yüzde 6’nın üzerinde gerilerken Dolar/TL kuru da psikolojik eşik olan 10 seviyesini geçti ve yükselmeye devam etti.

    Eylül ayından bu yana faizleri 300 baz puan düşüren Merkez Bankası’nın önündeki sorular:

    Merkez Bankası ne yapacak?

    Para politikası kurulunun gösterge faizleri 100 baz puan daha düşürerek yüzde 15’e çekmesi bekleniyor.

    So iki buçuk yılın en üst seviyesinde olan enflasyonun ekimde beklentilerin altında kalması nedeniyle uzmanlar faizlerin indirilmesi ihtimalinin arttığını belirtiyor. Yine de Türk Lirası’ndaki hızlı erimenin bankanın işini zorlaştırabileceğini belirtiyorlar.

    Erdoğan geleneksel ekonomi teoremlerinden farklı olarak düşük faizlerin enflasyonu da düşüreceğini savunuyor ve görüş ayrılıkları nedeniyle son 20 ayda 3 Merkez Bankası başkanı değiştirdi.

    Mart ayında göreve getirilen Şahap Kavcıoğlu, sıkı para politikası konuşmalarını eylül ayında sonlandırdı ve faiz indirimlerinin kapısını araladı. Merkez Bankası geçtiğimiz ay da yıl sonuna kadar faiz indirimi konusunda sınırlı bir alan olduğunu belirtti.

    Fakat son faiz kararları yatırımcıların Merkez Bankası bağımsızlığına olan inancını tamamen bitirdi.

    Türkiye bu tutumu ne kadar sürdürebilir?

    Uzmanlar çift haneli enflasyona rağmen faizleri düşürmenin tehlikeli bir adım olduğunu belirtiyor.

    İsveç merkezli Handelsbankenan kıdemli ekonomisti Erik Meyersson “Türkiye’nin politikalarında kısa zamanda bir değişim görmezsek ülke 2018’den bu yana üçüncü kur krizine sürüklenecek gibi görünüyor,” ifadelerini kullandı.

    Fakat önceki yıllardan farklı olarak kurdaki düşüşü dengelemek için Türkiye’nin eskiye göre çok daha az döviz rezervi var. Merkez Bankası’nın ikinci çeyrekteki rezervi 3 aylık ithalatı karşılamaya yeterken bu süre 2019’da 4 buçuk aydı.

    Öte yandan Federal Reserve de dahil olmak üzere dünyanın önde gelen bankaları enflasyonu kontrol altına almak için para politikalarını sıkılaştırmaya hazırlanırken Türkiye’nin faiz indirimine gidemeyeceğini düşünenler de mevcut.

    Goldman Sachs analistleri halihazırdaki para politikalarının sürdürülemez olduğunu ve faizlerin eninde sonunda yükseltilmesi gerekeceğini belirtiyor. Bankacılık devi faizlerin yıl sonuna kadar yüzde 15’e düşürüleceğini sonrasında da 2022’nin ikinci yarısında 300 baz puan artırılacağını tahmin ediyor.

    Enflasyon nereye gidiyor?

    Yıllık enflasyon ekim ayında yüzde 19,89’a yükselerek Merkez Bankası hedefinin dört katına ulaştı. Fakat banka bunun geçici olduğunu savunuyor. Politika yapıcılar bu nedenle çekirdek enflasyona odaklanmayı tercih ediyor ve o da yüzde 16,83 düzeyinde.

    Pandemi sonrası canlanma nedeniyle artan talep tedarik zincirlerinde aksamaya ve enerji fiyatlarında yükselişe yol açarken bu durum Türk Lirası üzerindeki baskıyı da daha hissedilir hale getiriyor.

    Üretici fiyatları ekimde yıllık bazda yüzde 46,31’e yükseldi. Bu da enflasyonun önümüzdeki aylarda yüksek kalmaya devam edeceğine işaret ediyor.

    Deutsche Bank enflasyonun 2022’nin ilk yarısında yüzde 20’nin üzerinde kalmasını ve 2022 sonunda yüzde 16’ya gerilemesini bekliyor.

    Erdoğan’ın nihai planı ne?

    Yüksek enflasyon ve değeri düşen Türk Lirası alım gücünü azaltarak tüketiciler üzerinde büyük bir baskıya neden oluyor. Bu da güçlü ekonomi ve refah vaadiyle 19 yıldır iktidarda olan AK Parti ve Erdoğan’ı rahatsız ediyor.

    Erdoğan faizlerin düşürülmesi ile bankaların piyasaya daha fazla kredi açarak ekonomiyi canlandıracağını, ihracatı ve istihdamı artıracağını düşünüyor. Ekonomistler ise şirketlerin yüksek döviz borcu nedeniyle değeri düşük Türk Lirası’nın ihracatı desteklemekte yetersiz olacağını savunuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Yatıyorum, kalkıyorum fiyatlar yükselmiş, bunu haketmedik’: Türkiye’de geçinemeyenler ne diyor?

    ‘Yatıyorum, kalkıyorum fiyatlar yükselmiş, bunu haketmedik’: Türkiye’de geçinemeyenler ne diyor?


    Türkiye’de halkın büyük çoğunluğu artan gıda ve eşya fiyatları karşısında geçim sıkıntısı çekiyor.

    Ekonomistler Türkiye’deki yüksek enflasyonu ekonomi yönetimindeki hatalara, ülkenin mali rezerv durumuna ilişkin endişelere ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın faiz oranını düşük tutma baskısına bağlıyor.

    Erdoğan borçlanma maliyetinin düşürülmesinin büyümeyi teşvik edeceği görüşünde. Ancak ekonomistler artan fiyatları dizginlemek için bunun tam tersini savunuyor. Faiz oranlarını düşürme kararı sonucu Amerikan Doları karşısında son haftalarda rekor üzerine rekor kıran Türk lirasındaki değer kaybıyla ilgili olarak Merkez Bankası’nın bağımsızlığıyla ilgili kaygıları körüklüyor.

    Erdoğan’ın para politikası üzerindeki etkisi Merkez Bankası’nın bağımsızlığıyla ilgili endişeleri artırıyor. Merkez Bankası 2019 yılından bu dört yeni başkan gördü, faiz oranlarını düşük tutmaya direndiği belirtilen bankacılar görevden uzaklaştırıldı.

    Bütün bu gelişmeler arasında sıkışan Türk halkı ay sonunu zor getiriyor.

    “Biz bunu haketmedik”

    İstanbul’un Eyüpsultan ilçesindeki Ortakçılar Pazarı’nda tekstil ürünleri satan Kadriye Doğru öğle yemeklerini kuru simitle geçiştirdiğini, hatta akşamları ailesini doyurabilmek için bazı günler öğle yemeği yemediğini söylüyor.

    İki çocuğuyla dul kalan 59 yaşındaki Doğru “Daha önce hiç bu kadar acınacak bir hayat yaşamamıştım. Yatıyorum, kalkıyorum fiyatlar yükselmiş. Beş litre yemeklik yağı 40 liradan almıştım, şimdi 80 lira olmuş” diyor ve “Biz bunu haketmedik” sözleriyle serzenişte bulunuyor.

    Aynı pazarda gıda satan tezgahları dolaşan 57 yaşındaki Süheyla Poyraz da “herşey o kadar pahalandı ki, hiç birşey alamıyorum” diyor. Seçimlerde AK Parti’ye oy verdiğini belirten Poyraz partiden enflasyona çare bulunmasını istiyor.

    “Eğer iktidarda iseniz ve biz size işleri yoluna koymanız için oy veriyorsak neden müdahale etmiyorsunuz? Neden fiyat artışlarını durdurmuyorsunuz?” diyerek alınan kararları eleştiriyor.

    Yüksek enflasyon, yönetime geldiği ilk yıllarda güçlü bir ekonomi ile iktidarını pekiştiren Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın popülerliğini zedelemeye başladı. Kamuoyu yoklamalarında muhalafetteki Milet İttifakı’nın oy oranı, AK Parti ve MHP ile kurduğu Cumhur İttifakı’nın oy oranlarıyla arayı kapatmaya başladı.

    Bağımsız enflasyon tahmini neredeyse yüzde 50

    Hükümet enflasyonun ekim ayında bir önceki yıla göre yaklaşık yüzde 20 yükseldiğini söylüyor. Ancak çeşitli akademisyenler ve eski devlet görevlilerinden oluşan bağımsız Enflasyon Araştırma Grubu, Tüketici Fiyat Endeksi’ndeki (E-TÜFE) son 12 aylık artış oranının yüzde 49.87 olarak gerçekleştiğini belirtiyor.

    Buna karşılık, Amerika Birleşik Devletleri’nde fiyatlar geçen yıla kıyasla yüzde 6 arttı, Euro kullanan Avrupa Birliği ülkelerinde ise son 13 yılın en yüksek seviyesine ulaşan enflasyon yüzde 4’ü geçti.

    Türk lirasının yılın başından bu yana yüzde 25 değer kaybetmesi ithal ürünlerinin fiyatlarını da yükseltti. Kimileri liranın değerinin düşük olmasının Türk ihracatçıları küresel ekonomi içerisinde daha rekabetçi hale getirdiğinin altını çizse de, Türk sanayi sektörünün çoğunlukla ham ithal girdilere dayanması bu avantajı törpülüyor.

    “Enflasyon ve fiyatları hareketlendiren en önemli faktör Merkez Bankası’nın politikaları”

    Yabancı yatırımcılar da Türk varlıklarını bırakırken, Türkler de tasarruflarını döviz ve altına yatırıyor. Yatırım uzmanları bu kaçışı çoğunlukla Erdoğan’ın Merkez Bankası üzerindeki baskısına bağlıyor.

    İstanbul merkezli Spinn Danışma şirketinin kurucusu ekonomist Özlem Derici Şengül Merkez Bankası’nın bağımsızlığına müdahaleler yüzünden kitlesel satışlar yaşandığına dikkat çekiyor.

    Şengül “Enflasyon ve pazar fiyatlarını hareketlendiren birçok faktör var ancak en baskın olanı Merkez Bankası’nın politikaları” diyor ve Tükiye’deki nüfusun yaklaşık yarısının “gelir açısından zor durumda olduğu” tahmininde bulunuyor.

    Halk yalnızca tüketici fiyatları açısından değil, çoğunlukla dövize bağlı olarak artan konut ve kira fiyatları karşısında da zor durumda. Bu sorun “Barınamıyoruz” sloganıyla eylem yapan gençler ile Erdoğan’ı karşı karşıya getirdi.

    Erdoğan ise ekonominin güçlü olduğunu ve ülkenin pandemiden sonra diğer ülkelere göre daha güçlü çıkacağını vurguluyor.

    Pazar fiyatlarındaki artıştan zincir marketleri sorumlu tutan Erdoğan, yeni Tarım Kredi Kooperatifleri ile fiyatları düşük tutmayı hedefliyor.

    Hükümet artan fiyatlar karşısında çalışanların sıkıntılarını hafifletmek için geçtiğimiz ay asgari ücrete zam yapma kararı aldı.

    Ekonomistler ise bunun yeterli olmadığı görüşünde. Özlem Derici Şengül hükümetin düşük faiz oranında, gevşek para politikası ve seçim hazırlıklarında ısrarcı olmaya devam etmesi halinde enflasyon, düşük ücretler ve eşit olmayan gelir dağılımının etkilerinin 2022 ve 2023 yılında daha da kendini göstereceği konusunda uyarıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye politika faizi dünyada en yüksek 11. ülke; Avrupa’da ise ilk sırada

    Türkiye politika faizi dünyada en yüksek 11. ülke; Avrupa’da ise ilk sırada


    Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB), bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) yüzde 18’dan yüzde 16’ya düşürdü.

    Türkiye politika faizi dünyada en yüksek 11., Avrupa’da ise ilk sırada bulunuyor.

    (TCMB), bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) 200 baz puan indirdi. Karar sonrası dövizde yukarı yönlü hareketlenme yaşandı. Piyasanın beklentisi faizlerin 50 ile 100 puan arasında düşürüleceği yönündeydi

    9,40 lirayı aşan dolar tüm zamanların tarihi zirvesini görürken, euro da 11 lira civarında işlem görüyor.

    Türkiye, faiz oranlarında dünyada 11’inci Avrupa’da 1’inci sırada

    TCMB’nin yeni kararı ile Türkiye dünyada politika faizi en yüksek 11’inci ülke oldu.

    Politika faizleri konusunda dünya sıralamasında zirvede Venezuela (54.06) yer alırken ilk 10 sırada Zimbabve (40), Arjantin (38), Yemen (27), Sürinam (25), Angola (20), Liberya (20), Sudan (19.6), İran (18), Haiti (17) ve Türkiye (16) var.

    Avrupa ülkelerine bakıldığındaysa Türkiye, yüzde 68 ile faiz oranının en yüksek olduğu ülke konumunda. Diğer Avrupa ülkelerinden Belarus 9.25 ile ikinci, Ukrayna 8.25 ile üçüncü sırada.

    En yüksek faiz oranları Venezuela ve Arjantin

    “Faiz liginin” ilk sırasında ekonomik ve siyasi krizle boğuşan Venezuela bulunuyor. Venezuela yüzde 54.06 ile dünyanın en yüksek faiz oranına sahip ülkesi. Venezuela’yı yüzde 38,0 ile takip eden bir diğer Güney Amerika ülkesi Arjantin.

    İsviçre, Danimarka, Japonya eksi faiz uygulayan 3 ülke

    Faiz liginin alt sıralarında ise negatif faiz uygulayan ülkeler bulunuyor. Euro Bölgesi ülkelerinde 0 (sıfır) faiz uygulanırken Japonya, Danimarka ve İsviçre’de negatif faiz uygulanıyor.

    İsviçre yüzde -0.75 ile dünyanın en düşük politika faizi oranına sahip ülkesi. İsviçre’yi -0.5 ile Danimarka, -0.1 ile Japonya takip ediyor.

    Avrupa’da en düşük artı faiz İngiltere ve Polonya’da

    Artı faiz uygulayan ülkelerden en düşük orana sahip olanlarsa sırasıyla İngiltere (0.1), Polonya (0.1), İsrail (0.1), Avustralya (0.1), Singapur (0.22) ve Amerika Birleşik Devletleri (0.25) ve Norveç (0.25) yer alıyor.

    Dünyanın önemli ekonomilerinden Çin (3.85), Kanada (0.25), Güney Kore (0.75), Hindistan (4), Rusya (6.75) ise düşük faiz uygulayan diğer ülkeler arasında yer alıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Merkez Bankası, politika faizini beklentilerin üzerinde indirerek yüzde 16’ya düşürdü

    Merkez Bankası, politika faizini beklentilerin üzerinde indirerek yüzde 16’ya düşürdü


    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu (PPK), politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 200 baz puan indirerek yüzde 16’ya düşürdü.

    Faiz kararı öncesi 9,28 seviyesinde işlem gören ABD Doları /Türk Lirası kuru 9,40’ın üzerine çıkarak rekor tazeledi. 10,80 seviyesinden işlem gören Euro/Türk Lirası kuru ise 11’in üzerini gördü.

    Nisan ayında başkanlığa atanan Şahap Kavcıoğlu yönetiminde merkez bankası ilk faiz indirimini eylül ayında yapmıştı. Kavcıoğlu söylem değişikliğine gitmesinin ardından bu ayda faiz indirimine gidilmesine kesin gözüyle bakılıyordu fakat beklentiler 50 ile 100 baz puan arasındaydı.

    Kurul sonrası yapılan açıklamada öne çıkan başlıklar şöyle:

    “Arz yönlü arızi unsurlardan kaynaklı politika faizinde yapılan aşağı yönlü düzeltme için yıl sonuna kadar sınırlı bir alan kaldığı değerlendirilmiştir.”

    “Cari işlemler dengesindeki iyileşmenin sürmesi beklenirken, bu eğilimin güçlenerek devam etmesi fiyat istikrarı hedefi için önem arz etmektedir.”

    “Kurul, para politikasının ana hedeflerinde bir değişikliğe yol açmadan sürdürülebilir finans uygulamalarını uzun vadeli bir politika olarak destekleme kararı almıştır.”

    Ekonomistlerin beklentisi 50 baz puan indirim yönündeydi. Faiz indirim kararının para piyasalarına etkisi merak ediliyor.

    Ayrıntılar geliyor..

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP Lideri Kılıçdaroğlu: 123 milyar doların bir senti bile Merkez Bankası’nın değil

    CHP Lideri Kılıçdaroğlu: 123 milyar doların bir senti bile Merkez Bankası’nın değil


    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Merkez Bankası’nın 123 milyar dolar olarak açıklanan rezervi ile ilgili olarak ‘bir senti bile Merkez Bankası’nın değil’ dedi. Kılıçdaroğlu ayrıca, “Yasal ölçüler içinde çalışan hiç kimseyi tehdit etmek benim haddim değildir. Ama ‘Mafyatik ilişkilere girenleri tehdit mi ediyorsun?’ diyorlarsa, evet onları tehdit ediyorum.” diye konuştu.

    Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, sosyal kimliklerin sorunlarını masaya yatırdıklarını, sağlıklı ve tutarlı çözümler ürettiklerini söyledi.

    Kılıçdaroğlu, Merkez Bankası’nın fiyat istikrarından sorumlu olduğunu ancak bunu sağlayamadığını, Türk lirasının “kar gibi eridiğini” savunarak, izlenen politikaların ve sıcak siyasetin Merkez Bankası’na müdahale ettiğini ve bankanın sağlıklı karar almasını engellediğini dile getirdi.

    Merkez Bankası’nın temel görevlerini sıralayan Kılıçdaroğlu, para politikası araçlarını doğrudan kendisinin belirlemesi gerekirken bankanın bunu da yapmadığını iddia etti. Kılıçdaroğlu, “Saray müdahale ediyor ve Merkez Bankası’nın sağlıklı, tutarlı karar almasını engelliyor.” dedi.

    Kemal Kılıçdaroğlu, Merkez Bankası’na yaptığı ziyareti anımsatarak, bu sırada banka personeline “Bankanıza sahip çıkın” dediğini aktardı. Merkez Bankası’nın bir kültürü ve çok iyi yetişmiş kadroları bulunduğuna da işaret eden Kılıçdaroğlu, “Çok iyi yetişmiş kadrolarını göz ardı edip, onları bankanın dışına itip dışardan eleman getirmek doğru bir yaklaşım değildir. Bankanın kültürünü mahveder ve bugünkü duruma getirir.” değerlendirmesinde bulundu.

    “Bir senti bile Merkez Bankası’nın değil”

    CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Merkez Bankası’nın 128 milyar dolarlık rezervine ilişkin süreci unutmadıklarını belirterek, bu tutarın kimlere hangi kurdan satıldığını bilmediklerini aktardı. Kılıçdaroğlu, “Merkez Bankası’nın kasasında 123 milyar dolar var” açıklamasını da hatırlatarak, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Ben de bir yerden ödünç para alırım, çıkarır masanın üzerine koyarım, ‘Param var’ derim. Ama o para bana ait değil ki. Başkasına ait bir para. 123 milyar doların bir senti bile Merkez Bankası’nın kendi parası değil. O zaman şu soruyu, AK Parti ve MHP’ye geçmişte oy veren kardeşlerimin, kendisine, vicdanına, ahlakına, adalet duygusuna sorması lazım; ‘128 milyar dolar kime gitti?’ Bunun satışını Merkez Bankası değil başkası yaptı. Dolar, Türk lirası karşısında artıyor, Türk lirası kar gibi eriyor. Normalde Merkez Bankası’nın müdahale etmesi, dolar satması lazım. Kendi doları yok ki satsın. Başkasının doları, onu da satamıyor. İçine düştüğümüz çelişkiyi görüyor musunuz?”

    Kılıçdaroğlu, Merkez Bankası ile cumhuriyetin kurumlarına sahip çıkacaklarını vurgulayarak, Millet İttifakı’nın iktidara gelmesi halinde Merkez Bankası’nın saat gibi çalışacağını, sıcak siyasetin bankaya müdahale etmeyeceğini ve ekonominin en kısa sürede düzeleceğini iddia etti.

    İktidarın tefecilere dünyanın faizini ödediğini öne süren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

    “Erdoğan ‘şahsım’ hükümeti, bu tuzağın içindedir. Tefecilere hizmet eden bir siyasal iktidar, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ekonomisini düzeltemez, sadece ve sadece tefeci sektörüne hizmet eder. 2003-2021 Eylül ayı itibarıyla bütçeden bu tefecilere ödenen para, 511 milyar 39 milyon dolar. 511 milyar doları tefeci sektörüne aktaranlar bunlar. AK Parti ve MHP’ye oy veren kardeşlerim diyecekler ki ‘Nereden çıkardın 511 milyar doları?’ Hazine’nin internet sitesine girin, görürsünüz. Her ay 2 milyar 271 milyon 284 bin dolar, her gün 74 milyon 680 bin dolar, her saat başı 3 milyon 111 bin dolar faiz ödeniyor. Bu ülkenin fakir fukarası, memuru, esnafı, sanayicisi, çöpten kağıt toplayanı, fırından ekmek alanı, herkes ödüyor. Bu saray beslemeleri ve şürekası, 5 kuruş faiz ödemiyor ama 83 milyonu Londra’daki bir avuç tefeciye teslim ettiler. Onun için hep birlikte bunlardan kurtulacağız. Az kaldı. Başkan diyor ya ‘Az kaldı’. Beraber sandığa gideceğiz ve bunları yolcu edeceğiz.”

    “Bremen Mızıkacıları harekete geçti”

    CHP lideri Kılıçdaroğlu, hafta sonu paylaştığı bir videoyla devlet memurlarına yönelik açıklamalarda bulunduğunu anımsatarak, “Ben bunları söyledim, Bremen Mızıkacıları harekete geçti, saraydan başlayarak en aşağıya kadar. Vay efendim, devlet memurlarını tehdit ediyormuşum, vesayet özlemi içindeymişim, darbeci zihniyetmiş. Allah akıl fikir versin, bari usturuplu bir şey söyleyin. Ben ‘Hırsızlığa bulaşmayın, hırsızlık için kim talimat veriyorsa ona uymayın’ diyorum. Savcılığa suç duyurusunda bulunacaklarmış, bulunmazsanız namertsiniz, bulunun. Daha görecekleri çok şey var. Demek ki ‘Hırsızlık yapın’ desem hakaret içermeyecek, hiçbir şey olmayacak.” sözlerini sarf etti.

    Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın, bu konudaki açıklamasını aktaran Kılıçdaroğlu, “Kimsin sen, devlet memuru ne zamandan beri senin çalışanların oluyor? Ne demektir bu? ‘Bizim talimat verip de malı götürdüklerimize dokunma, onlar bizim çalışanlarımız’ diyor. Bu lafı kullandığın andan itibaren toplumu bölüyorsun sen. Devletin memuru, devletin işini yapar, milletin hizmetindedir. Yasal ölçüler içinde konuşuyorum, kullandığım her cümlenin mutlaka kanunda bir yeri vardır. Bu kadar dikkat ediyoruz.” ifadesini kullandı.

    “Erdoğan ailesinin vakıflarının ne kadar para topladığını bilmiyoruz”

    Anayasaya göre, devlet memurlarının suç işlemeye yönelik emirleri yerine getiremeyeceğini belirten Kılıçdaroğlu, “Sarayın memurları ayrı, devletin memurları ayrı. Mafyatik ilişkiler içine girenler sarayın memurlarıdır. Talimatı oradan veya onların çocuklarının kurduğu vakıflardan alırlar. Devletin memurunun temel güvencesi yasalardır ve millete hizmet etmektir. Arada dağlar kadar fark var.” dedi.

    Kılıçdaroğlu, “söz konusu video ile devlet memurlarını tehdit ettiği” yönündeki tepkileri hatırlatarak, şunları kaydetti:

    “Yasal ölçüler içinde çalışan hiç kimseyi tehdit etmek benim haddim değildir. Kim devletine, milletine hizmet ediyorsa, hangi görüşten olursa olsun, benim başımın üstünde yeri vardır. Ama ‘Mafyatik ilişkilere girenleri tehdit mi ediyorsun?’ diyorlarsa, evet onları tehdit ediyorum. Kimsenin hakkını yedirmeyeceğim. ‘Kul hakkı yiyecek, her türlü rezilliği yapacak, mafyatik ilişkilere girecek, malı götürecek, Kılıçdaroğlu buna hiç ses çıkarmasın’. Niye ses çıkarmayayım? Sen ses çıkarmıyorsun zaten, malı götürenlerin sırtını sıvazlıyorsun. Balığın baştan kokacağını da çok iyi biliyorum.”

    Kemal Kılıçdaroğlu, vakıfların kamu için çalıştığını, çalışanlarının da kendilerini gönüllü olarak topluma adadıklarını ve elde ettikleri gelirler ile harcamalarını kamuoyuna şeffaf şekilde açıkladıklarını dile getirerek, “Erdoğan ve ailesinin kurduğu vakıflar 83 milyondan ne kadar para topladı, yani devletin hazinesinden bu vakıflara kaç lira para ödendi? Bilen yok. Erdoğan ailesinin vakıflarının ister devletten, ister belediyelerden, ister tahsis edilen malların kiralarından ne kadar para topladıklarını bilmiyoruz.” diye konuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu: Rezervlerimiz 120 milyar doların üzerine çıkmıştır

    Merkez Bankası Başkanı Kavcıoğlu: Rezervlerimiz 120 milyar doların üzerine çıkmıştır


    TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu, “Rezervlerimiz, yaklaşık 30 milyar dolar artarak 120 milyar doların üzerine çıkmıştır” dedi.

    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Başkanı Prof. Dr. Şahap Kavcıoğlu, Finansın Geleceği Zirvesi’nde “Merkez Bankalarının Pandemide Rolü” başlıklı bir sunum yaptı.

    Sunumda Türkiye’nin döviz rezervlerine değinen Merkez Bankası Başkanı, “Rezervlerdeki iyileşme öngörülerimiz ile uyumlu seyrediyor. Rezervlerimiz 85-90 milyar dolar seviyelerinden yaklaşık 30 milyar dolar artarak 120 milyar doların üzerine çıkmıştır. Swap anlaşmaları, reeskont kredileri, cevherden altın alımı ve zorunlu karşılık adımları bu artışa katkı yapan ana unsurlar oldu.” ifadelerini kullandı.

    Kavcıoğlu, Türkiye’deki enflasyon verilerine de değinerek, ağustosta yıllık enflasyonun 0,30 puan artarak yüzde 19,25 olarak gerçekleştiğini hatırlattı.

    “Yüksek fiyat artışlarının salgın öncesi haline yakınsayacağını değerlendiriyoruz”

    Kavcıoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü;

    “Son dönemde belirli ürünlerdeki fiyat artışları tarihsel ortalamalarının oldukça üzerine çıkmıştır. Enflasyona en çok katkı yapan ürünlere baktığımızda, ağustostaki yıllık fiyat artışlarının son 10 yıllık ortalama fiyat artışlarının 3-4 katına ulaştığını görüyoruz. Bu durumun bir sebebi, biraz önce de değindiğim gibi, salgına bağlı olarak emtia fiyatlarındaki artışlar ve arz kısıtları gibi gelişmeler olsa da bu unsurlar tek başlarına bu ürünlerdeki fiyat artışlarını açıklamakta yeterli olmamaktadır. Özellikle salgından olumsuz etkilenen ve salgından sonra talebin canlı olduğu sektörlerde fiyatlarda daha yüksek artışlar görüyoruz. Ancak ortaya çıkan bu fiyatlama davranışlarının, ekonomik ve sosyal normalleşme hız kazandıkça önümüzdeki dönemde yeniden salgın öncesi haline geleceğini değerlendiriyoruz”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dünyada en yüksek ve en düşük faiz oranları hangi ülkelerde uygulanıyor?

    Dünyada en yüksek ve en düşük faiz oranları hangi ülkelerde uygulanıyor?


    Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) perşembe günü, bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) yüzde 19’dan yüzde 18’e düşürdü.

    Türkiye politika faizi dünyada en yüksek 10., Avrupa’da ise ilk sırada bulunuyor.

    (TCMB), bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını (politika faizi) 100 baz puan indirdi. Karar sonrası dövizde yukarı yönlü hareketlenme yaşandı. Piyasanın beklentisi faizlerin yüzde 19 seviyesinde tutulacağı yönündeydi.

    9 liraya yaklaşan dolar tüm zamanların tarihi zirvesini görürken, euro da yukarı yönlü işlem görmeye başladı.

    Türkiye, faiz oranlarında dünyada 10’uncu Avrupa’da 1’inci sırada

    TCMB’nin yeni kararı ile Türkiye dünyada politika faizi en yüksek 10 ülke arasında yer aldı.

    Politika faizleri konusunda dünya sıralamasında zirvede Venezuela (54.06) yer alırken ilk 10 sırada Zimbabve (40), Arjantin (38), Yemen (27), Sürinam (25), Angola (20), Liberya (20), Sudan (19.6), İran (18) ve Türkiye (18) var.

    Avrupa ülkelerine bakıldığındaysa Türkiye, yüzde 18 ile faiz oranının en yüksek olduğu ülke konumunda. Diğer Avrupa ülkelerinden Belarus 9.25 ile ikinci, Ukrayna 8.25 ile üçüncü sırada.

    En yüksek faiz oranları Venezuela ve Arjantin

    Bugün “faiz liginin” ilk sırasında ekonomik ve siyasi krizle boğuşan Venezuela bulunuyor. Venezuela yüzde 54.06 ile dünyanın en yüksek faiz oranına sahip ülkesi. Venezuela’yı yüzde 38,0 ile takip eden bir diğer Güney Amerika ülkesi Arjantin.

    İsviçre, Danimarka, Japonya eksi faiz uygulayan 3 ülke

    Faiz liginin alt sıralarında ise negatif faiz uygulayan ülkeler bulunuyor. Euro Bölgesi ülkelerinde 0 (sıfır) faiz uygulanırken Japonya, Danimarka ve İsviçre’de negatif faiz uygulanıyor.

    İsviçre yüzde -0.75 ile dünyanın en düşük politika faizi oranına sahip ülkesi. İsviçre’yi -0.5 ile Danimarka, -0.1 ile Japonya takip ediyor.

    Avrupa’da en düşük artı faiz İngiltere ve Polonya’da

    Artı faiz uygulayan ülkelerden en düşük orana sahip olanlarsa sırasıyla İngiltere (0.1), Polonya (0.1), İsrail (0.1), Avustralya (0.1), Singapur (0.22) ve Amerika Birleşik Devletleri (0.25) ve Norveç (0.25) yer alıyor.

    Dünyanın önemli ekonomilerinden Çin (3.85), Kanada (0.25), Güney Kore (0.75), Hindistan (4), Rusya (6.75) ise düşük faiz uygulayan diğer ülkeler arasında yer alıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ABD Merkez Bankası, politika faizini değiştirmeyerek yüzde 0-0,25 aralığında sabit bıraktı

    ABD Merkez Bankası, politika faizini değiştirmeyerek yüzde 0-0,25 aralığında sabit bıraktı


    ABD Merkez Bankası (FED), beklentiler dahilinde politika faizini değiştirmeyerek yüzde 0-0,25 aralığında sabit bıraktı.

    FED’den yapılan açıklamada, faiz oranının sabit tutulması kararının oy birliğiyle alındığı belirtildi.

    Federal Açık Piyasa Komitesinin (FOMC) uzun vadede maksimum istihdam ve yüzde 2 oranında enflasyon hedefini sağlamayı amaçladığına işaret edilen açıklamada, bu hedeflere ulaşılana kadar para politikasının destekleyici duruşunun sürdürülmesinin beklendiği yinelendi.

    Açıklamada, federal fon oranı için hedef aralığın yüzde 0 ile 0,25 arasında tutulmasının kararlaştırıldığı kaydedilirken, FED, ABD ekonomisinin bu yıla ilişkin büyüme tahminini yüzde 7’den yüzde 5,9’a indirdi ve enflasyon tahminini yüzde 3,4’ten yüzde 4,2’ye çıkardı.

    ABD ekonomisinin gelecek yıla ilişkin büyüme tahmini, yüzde 3,3’ten yüzde 3,8’e, 2023 tahmini ise yüzde 2,4’ten yüzde 2,5’e çıkartıldı.

    FED Başkanı Jerome Powell, varlık alımlarının azaltımı için Kasım ayını işaret ederken, “Faiz artışı için gereken çıta varlık alımı için gerekenden çok daha yüksek. Bizim için gerçek sınav enflasyonun yüzde 2 çevresinde çıpalanması.” diye konuştu.

    İşsizlik oranı tahmini yüzde 4.8

    Bankanın, geçen sene aralık ayından başlayarak her ay hazine tahvilleri için ayda en az 80 milyar dolar ve ipoteğe dayalı menkul kıymet alımları için ayda en az 40 milyar dolar olmak üzere varlık alımı yaptığı kaydedilen açıklamada, bu durumun maksimum istihdam ve fiyat istikrarı hedeflerinde “önemli ölçüde ilerleme” kaydedilene kadar devam edileceği vurgulandı.

    FED üyelerinin medyan politika faizi beklentileri 2022 için yüzde 0,1’den yüzde 0,3’e, 2023 için ise yüzde 0,6’dan yüzde 1’e çıktı.

    İşsizlik oranına ilişkin tahminlerin de yer aldığı açıklamada, daha önce ülkede bu yıl yüzde 4,5 olması öngörülen işsizlik oranının yüzde 4,8 olacağı tahmin edildi.

    FED, politika faizindeki son değişikliği 15 Mart 2020’deki toplantıda 100 baz puan indirimle gerçekleştirmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***