Etiket: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası

  • Dövize endeksli TL mevduat kararının kısa ve uzun vadede etkileri ne olur?

    Dövize endeksli TL mevduat kararının kısa ve uzun vadede etkileri ne olur?


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın pazartesi akşamı kabine toplantısı sonrası yaptığı döviz garantili TL mevduatı açıklaması sonrası Hazine’nin bu yükü nasıl kaldıracağı tartışma konusu.

    Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı ve eski bankacı Kerim Rota’ya göre, bu politika seti bir devlet garantisi getirdiği için kısa vadede mutlaka işe yarayacak.

    Fakat kısa vadede dövizi aşağı çeken bu adımlar, uzun vadede kamu maliyesi ve Türkiye’nin bütçesi üzerinde bir yük oluşturacak.

    ”Kısa vadeli etkisinin kurlarda düşüşe yol açtığını zaten gördük. Kurlarda oynaklığı düşürücü bir etkisi en başta olacak ve bir stabilizasyon kazandıracak. Çünkü bu aslında bir devlet garantisi. Ekonomi politikalarına güven duymayan döviz ve Türk Lirası mevduat sahiplerinin güveninin bir devlet garantisiyle, devletin yazacağı bir çekle satın alınmasıdır. Bu mutlaka işe yaracaktır, önümüzdeki haftalarda da bu hesapların büyüklüğüne bağlı olarak da biz kurlarda hareketlenmeyi tekrar göreceğiz. Bu aşağı veya yukarı yönde de olabilir. Yani bu hesaplara çok giriş olursa aşağı yönlü, girişler az olursa da yukarı yönlü hareketler görme olasılığımız var. Uzun vadeli etkileri ise kamu maliyesi ve Türkiye’nin bütçesi üzerinde olacak. O yüzden kurları eskisine göre çok daha fazla takip eder hale geleceğiz.”

    ”Kaynak vergiler, borçlanma ve parasal genişleme ile yaratılacak”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları sonrası ortaya çıkan en önemli soru Hazine’nin bu ödemelerin kaynağını nasıl oluşturacağıydı.

    Euronews’e konuşan Rota, kaynağın vergiler, borçlanma ve parasal genişleme ile yaratılacağını belirtiyor ve şöyle detaylandırıyor:

    ”Bir kamu maliyesinin üç tane kaynak yaratma şekli vardır. Vergiler, borçlanma ve parasal genişleme. Öncelikle vergilerimizle karşılanacak. Bugün akaryakıttaki ÖTV’nin tekrar geri dönmesi ve akaryakıt fiyatlarının düşen kurlara karşı düşürülmemesinin kararlaştırılması bunun canlı örneği. Benzin fiyatları düşmeyecek çünkü sizin aldığınız benzinin üzerine ödeyeceğiniz vergiyle 200-300 bin mudiye (bankada mevduat sahibi olan kişi) gelir transferi yapılacak. Bu yetmezse Hazine yurtiçi ve yurtdışı piyasalardan ekstra borçlanmaya gidecek. Bu da yetmezse Merkez Bankası eliyle veya Hazine’nin borçlanmalarını kamu bankalarından alması suretiyle bir parasal genişleme yapılacak. Ki bu en zehirli olanıdır çünkü bizi çok ciddi enflasyon-kur sarmalına götürür.”

    ”Parayla güven satın alındı. Ortaya bir para konuldu. Siz yeterki finansal sisteme ve devletin size olan borçlarını, size olan yükümlülüklerini ödeyeceğine dair güvenin sıkıntı olmaz garantisi verilince rahatlama oldu. Bunu 2000’li yıllarda dönemin Başbakanı Bülent Ecevit de finansal piyasalarda önemli dalgalanmalar olduğunda ve bankacılık sistemine güven kaybedilince bütün mevduatlara devlet garantisi açıklamıştı. Buna benzetiyorum. Bu sefer devlet garantisi mevduatlara verilmedi ama insanların kur artışlarından dolayı kaybedecekleri paranın devlet tarafından ödeneceği garantisi verildi. Yani burada artık muhatap bankadaki mevduat sahipleriyle devlet. AK Parti aradan çıktı.”

    Döviz garantili TL mevduatı açıklamasını şaşkınlıkla karşılayanlar arasında Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı ve eski bankacı Kerim Rota.

    Rota’nın aktarımına göre devlet, karşılığında bir mal veya hizmet almadan ne kadar miktar ödeyeceğinin garantisi olmayan bir taahhüt altına girdi. Ve adeta devlet bütçesinden 200-300 bin kişiye bir bağış yapacak.

    ”Dünyada buna benzer bir uygulama pek yok. Olanların hemen hemen hepsi felaketle bitmiş. Türkiye’de buna benzer uygulama 1967-68 arasındaki dövize çevrilebilir mevduatlar. Bu da o dönem Türkiye’nin bütçesine çok önemli maaliyetler yüklemiş o dönemde. İkinci kısmı ise bunun ucu açık bir opsiyon olması. Yani kamuya maaliyetinin ne olduğunun tahmin edilemez olması. Burada devlet ne kadar miktar ödeyeceğinin garantisi olmayan bir taahhüt altına girdi. Kamu özel işbirliği projeleri de buna benzer. Kurlar yukarı çıktıkça devletin ödeyeceği rakamlar artıyor ama en azından bunun arkasında bir köprü, havalimanı gibi bir alt yapı yatırımı var. Oysa burada devletin aldığı bir mal veya hizmet yok. Adeta devlet bütçesinden 200-300 bin kişiye yapılan bir bağış türü bir ödeme yapılacak.”

    Geçtiğimiz hafta doların 18’leri görmesi ‘köpük rakamlar’ olarak telaffuz edilmişti. Bu rakamların yeniden görülüp görülmeyeceği ise merak konusu.

    Rota, eğer geçtiğimiz haftalarda olduğu gibi kurda yeniden bir yükseliş yaşanırsa, bu sefer kamu maliyesinin sürdürülebilirliğinin konuşulmaya başlanacağını ifade ediyor.

    ”Umarım o köpük rakamları bir daha görmeyeceğiz. Bu en azından finansal sisteme olan güven artışı. Bütçeye ve devlete olan güvenle aslında AK Parti ekonomi yönetimine olan güvenin satın alınması gibi düşünebilirsiniz. Vatandaşlar uygulanan ekonomi politikasından memnun olmazsa aslında arkalarında kendilerine yazılmış bir çek var. Bu çekin 200-300 bin kişiye yazıldığını ve çeki yazanların da 84 milyon vatandaş olduğunu da unutmamak lazım. O nedenle adil olmayan bir çek yazılmış vaziyette. Ama artık mevduat yapanlar da şunu biliyor olacak, kurlarda çok yükseliş olursa da buradan bir nemalanma şansları olacak. Ama bu yükseliş aşırı olursa bu köpükler tekrar gündeme gelirse bu sefer kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini konuşmaya başlayacağız. Umarım o köpükleri bir daha görmeyiz.”

    Bununla birlikte kurdaki sert düşüşle birlikte zarar eden yurttaşların döviz garantili TL mevduatına ilgi göstermelerinin de şu süreçte daha garantili olacağı kanaatinde Rota.

    ”Öncelikle hem Türk lirası hem de döviz birikimi olan vatandaşların bu ürüne ilgi göstermelerini tavsiye ederim. Çünkü bu aslında düşmeyen dolar yaratma enstrümanı. Karşımızda da devlet olduğuna ve bu paraların ödenmemesi gibi bir durum olmadığına göre… O nedenle kendilerini bu kur oynaklığından korumak için iyi bir ürün olduğunu düşünüyorum. Ama arkasındaki ödemelerin 84 milyon vatandaşın üzerine bineceğini de biliyorum. Kendilerini korumak isteyenler için iyi bir ürün olsa da hiç adil değil.”

    ”2022 ekonomik açıdan seçim için iyi bir yıl değil o nedenle seçim 2023’e kayabilir”

    Ayrıca iktidarın attığı bu adımı muhalefet erken seçim olarak değerlendirse de Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı ve eski bankacı Kerim Rota, seçimin 2023 yılında yapılacağını düşünüyor.

    Çünkü 2022 ekonomik açıdan iyi bir yıl olmayacak.

    ”Sayın Cumhurbaşkanın açıklamalarına bakılırsa altı ay içerisinde bu politika setinin meyvelerini vereceğine dair bir beklentisi olduğu görülüyor. Ama bana kalırsa bu politika seti bir anlamda çöktü. Şu anda Türkiye’de yüzde 30 civarında kredi faizi, yüzde 20 civarında mevduat faizi var. Ve faizler yükselmiş durumda. O nedenle bu politikanın altı ay içerisinde bırakın sonuç vermesini çok yüksek enflasyona neden olacağını düşünüyorum. O sebeple 2022 ekonomik açıdan seçim için iyi bir sene değil. Sayın Bakan ile paralel düşünüyorum ve seçimin 2023’e kayabileceğini görüyorum.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dövize Çevrilebilir TL Mevduat Hesapları (DÇM) nedir? Daha önce kullanıldı mı? Sonuçları ne oldu?

    Dövize Çevrilebilir TL Mevduat Hesapları (DÇM) nedir? Daha önce kullanıldı mı? Sonuçları ne oldu?


    İlerleyen günlerde sıkça duyacağımız ‘Dövize Çevrilebilir TL Mevduat Hesapları’ (DÇM) ya da diğer bir adıyla ‘Dövize Endeksli Mevduat’ (DEM) kavramı ne anlama geliyor? Tarihçesi nedir?

    Türkiye’de DÇM, ilk kez 1960’larda gündeme geldi ve dışarıdan döviz girişini teşvik etmek amacıyla uygulandı. Merkez Bankası (TCMB) bu hesaplara, Hazine adına, kur garantisi verdi. Diğer bir deyişle kur farkının bütçeden karşılanması garanti edildi.

    Ekonomik dengeler üzerindeki olumsuz etkisi olabileceği gerekçesi ile önce vazgeçildi ancak sonra 1967’de ilk kez uygulandı.

    O tarihlerde yurtdışındaki işçiler ve ihracatçılar ilk hesapları açtı ve toplamda 3,5 milyar doları bulan döviz Türkiye’ye geldi.

    DÇM’lerin para arzı artışına ve enflasyonun hızlanmasına neden olmaya başladıkları değerlendirilerek kullanımına sınırlandırmalar getirildi.

    DÇM’lerin anapara ve kur farkı ödemeleri, Hazine’ye aşırı yük olmaya başlayınca kaldırıldı.

    Demirel geri getirdi

    Ardından 1974’te döviz talebi basıncıyla Demirel Hükümeti, Petrol Krizi’nin etkilerini iç piyasaya yansıtmamak amacıyla DÇM’yi yeniden gündeme aldı. 8 banka bunun için yetkilendirildi. Yine amaç yabancı ülkelerde yaşayan Türklerin dövizlerini ve yabancı bankaları ülkeye çekmekti.

    1977’ye kadar devam eden bu sistem süresince, bugün doğalgazda olduğu gibi, Demirel Hükümeti de petrol türevlerinin fiyat artışlarını fiyatlara yansıtmadı.

    Ancak 1977 yılının ilk aylarından sonra yeni hesap açılması yavaşlamaya başlayınca TCMB ve bankalar, eski DÇM’lerin vadesi gelenlerinin paralarını geri ödemede zorlanmaya başladı. Türkiye DÇM ödemelerini yapamaz duruma geldi.

    Sonunda sistem 1978 yılında bitirildi. Bu borçlar, 1981 yılından sonra devlet tarafından üstlenildi.

    Bankalar dönemin hükümeti üzerinde baskı kurdu

    1978’de DÇM sağlayan bankalar Türkiye ekonomisi üzerinde belirleyici söz hakkına sahip hale gelmişlerdi.

    Bu bankalar IMF koşullarını IMF olmadan dayatmaya başlayınca hükümet direk IMF’ye gitmeyi tercih etti.

    Türk Lirası devalüe edildi ancak geç kalınmıştı. 24 Ocak kararlarına neden olacak bir kriz yaşandı. 80’li ve 90’lı yıllarda yaşanan kronik enflasyonlara temel teşkil etti.

    Merhum Başbakan Turgut Özal’ın da 1989 yılında önceki dönemlerde uygulanmış olan DÇM’den çok şikayetçi olduğu anlaşılıyor.

    Turgut Özal: İnşallah gelecek nesiller ders almış olur

    Milliyet Gazetesi’nin 17 Eylül 1989 tarihli haberinde Özal uygulamayı ‘bilgisizliğin vesikası’ olarak nitelendirip şunları söylüyor:

    “İnşallah gençlerimiz bundan ders alır. Bir daha böyle hesapsız kitapsız hatalar yaparak, gelecek nesilleri zor taşınan yük altına sokmaz. 84-89 arasında bu ödemeleri yapmasaydık aile başına herkese 1 milyon TL para ödeyebilirdik. 9 bin ilave okul, 900 orta boy fabrika, 500 hastane ve 4 bin km otoyol daha yapardık. 100 bin insan iş sahibi olabilirdi. İşte geçmişin hatalarının bir topluma ne kadara mal olduğunun basit bir bilançosu budur.”

    Haberde Özal ayrıca 84-89 arası yaşanan enflasyon-emisyonun ortalama yüzde 50’sinin DÇM ödemeleri yüzünden yaratıldığını belirtiyor. Özal, DÇM’lerin yükünün yıllarca halk tarafından üstlenildiğini belirterek “Benim memurum, işçim, esnafım diyenler, DÇM’nin yükünü vatandaşın sırtına yıktılar, orta direğin sırtına yıktılar. Bu borcu siz ödediniz.” şeklinde konuşuyor.

    Özal: DÇM’ler kendini uyanık sananların başvurduğu dalavere

    Özal DÇM borçlarının ödenmiş olması nedeniyle Ankara’da verilen kokteylde şu ifadeleri kullanıyor:

    “1970li yıllarda o zaman kendilerini akıllı, uyanık sananlar böyle bir yol buldular. Tam 221 bankaya borçlandık ve Türkiye bunları ödeyemedi.”

    (Bu haberin yazımında ODTÜ İktisat Yüksek Lisans Mezunu Aytek Soner Alpan’ın ekonomik kaynakçalardan yararlanarak hazırladığı bilgilendirme ve Gazeteci Batu Bozkürk’ün yaptığı arşiv taramasından da faydalanılmıştır.)

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Merkez Bankası, faiz oranını 100 baz puan indirerek yüzde 14’e düşürdü

    Merkez Bankası, faiz oranını 100 baz puan indirerek yüzde 14’e düşürdü


    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Para Politikası Kurulu, politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranını 100 baz puan indirerek yüzde 14’e düşürdü.

    Merkez Bankası’nın kararı öncesi ekonomistler, 1 puanlık indirim olacağı tahmininde bulunmuştu.

    Güne 14,79 seviyesinde başlayan dolar 15 seviyesini geçerek rekor tazelemişti. Euro da 17, 23 seviyesine kadar yükseldi.

    Merkez Bankası’nın kararı sonrası yükselişe geçen dolar Türkiye saatiyle 14.10’da 15.68 seviyesine kadar çıktı.

    Merkez Bankası’ndan kararla ilgili yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Salgında yeni varyantlar nedeniyle kapanma tedbirlerinin ve seyahat kısıtlamalarının yeniden başlaması, küresel iktisadi faaliyet üzerindeki aşağı yönlü riskleri canlı tutmakta ve belirsizlikleri artırmaktadır. Küresel talepteki toparlanma, emtia fiyatlarındaki yüksek seyir, bazı sektörlerdeki arz kısıtları ve taşımacılık maliyetlerindeki artış uluslararası ölçekte üretici ve tüketici fiyatlarının yükselmesine yol açmaktadır. Yüksek küresel enflasyonun, enflasyon beklentileri ve uluslararası finansal piyasalar üzerindeki etkileri yakından izlenmekle birlikte, gelişmiş ülke merkez bankaları artan enerji fiyatları ve arz-talep uyumsuzluğuna bağlı olarak enflasyonda görülen yükselişin beklenenden uzun sürebileceğini değerlendirmektedir. Bu çerçevede, iktisadi faaliyet, işgücü piyasası ve enflasyon beklentilerinde ülkeler arasında farklılaşan görünüme bağlı olarak gelişmiş ülke merkez bankalarının para politikası iletişimlerinde ayrışma gözlenmekle birlikte, merkez bankaları destekleyici parasal duruşlarını sürdürmekte, varlık alım programlarına devam etmektedir.

    Milli gelir verileri ve öncü göstergeler yurt içinde iktisadi faaliyetin, dış talebin de etkisiyle güçlü seyrettiğine işaret etmektedir. Aşılamanın toplumun geneline yayılması salgından olumsuz etkilenen hizmetler, turizm ve bağlantılı sektörlerin canlanmasına ve iktisadi faaliyetin daha dengeli bir bileşimle sürdürülmesine olanak tanımaktadır. İhracattaki artış eğiliminin güçlenmesiyle cari işlemler dengesinin 2022 yılında fazla vermesi öngörülmektedir. Cari işlemler dengesindeki iyileşme eğiliminin güçlenerek devam etmesi fiyat istikrarı hedefi için önem arz etmekte, bu bağlamda ticari ve bireysel krediler yakından takip edilmektedir.

    Enflasyonda Kasım ayında gözlenen yükselişte; döviz kuru gelişmeleri, küresel gıda ve tarımsal emtia fiyatlarındaki artışlar ile tedarik süreçlerindeki aksaklıklar gibi arz yönlü unsurlar ve talep gelişmeleri etkili olmaktadır. Kurul, politika faizinin 100 baz puan indirilerek, arz yönlü ve para politikası etki alanı dışındaki arızi faktörlerin fiyat artışları üzerinde oluşturduğu geçici etkilerin ima ettiği alanın kullanımının tamamlanmasına karar vermiştir. Alınmış olan kararların birikimli etkileri 2022 yılının ilk çeyreğinde yakından takip edilecek ve bu dönemde fiyat istikrarının sürdürülebilir bir zeminde yeniden şekillenmesi amacıyla geniş kapsamlı politika çerçevesi gözden geçirme süreci yürütülecektir.

    TCMB, fiyat istikrarı temel amacı doğrultusunda enflasyonda kalıcı düşüşe işaret eden güçlü göstergeler oluşana ve orta vadeli yüzde 5 hedefine ulaşıncaya kadar elindeki tüm araçları kararlılıkla kullanmaya devam edecektir. Fiyatlar genel düzeyinde sağlanacak istikrar, ülke risk primlerindeki düşüş, ters para ikamesinin ve döviz rezervlerindeki artış eğiliminin sürmesi ve finansman maliyetlerinin kalıcı olarak gerilemesi yoluyla makroekonomik istikrarı ve finansal istikrarı olumlu etkileyecektir. Böylelikle, yatırım, üretim ve istihdam artışının sağlıklı ve sürdürülebilir bir şekilde devamı için uygun zemin oluşacaktır.

    Kurul, kararlarını şeffaf, öngörülebilir ve veri odaklı bir çerçevede almaya devam edecektir.”

    Dolar ve Euro’da son durum

    Merkez Bankası’nın faiz kararı sonrası Türk Lirası’nın değer kaybı hızlandı. Güne 14,79 seviyesinde başlayan dolar karar sonrası 14.110 itibarıyla 15.68 seviyesine kadar çıkarak tüm zamanların en yüksek noktasına ulaştı.

    Euro 17.60 seviyesine çıkarken, Sterlin ilk kez 20 TL’yi geçti.

    Nisan ayında başkanlığa atanan Şahap Kavcıoğlu yönetimindeki merkez bankası, ilk faiz indirimini eylül ayında yapmıştı. Kavcıoğlu, geçen ay da beklentilerin üzerinde 200 baz puan indirime giderek politika faizini yüzde 16’ya düşürmüştü.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Piyasalar Merkez Bankası’nın faiz kararına odaklandı: Beklenti 1 puan indirim

    Piyasalar Merkez Bankası’nın faiz kararına odaklandı: Beklenti 1 puan indirim


    Türk Lirası yabancı para birimleri karşısında değer kaybederken, piyasalar Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası’nın (TCMB) bugün vereceği faiz kararına odaklandı. Ekonomistler 1 puanlık indirim beklerken piyasalardaki olumsuz etkisinin devam edeceğini kaydediyor.

    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) eylül ayından bu yana 4 puanlık indirim yaparak politika faizini yüzde 19 seviyesinden yüzde 15’e indirdi. Bu sırada Türk Lirası yabancı para birimleri karşısında büyük değer kaybı yaşarken, döviz kurları da oynak bir seyir izledi.

    Uzmanlar, Merkez Bankası Para Politikası Kurulu’nun bugün 100 puanlık bir indirime giderek faizi yüzde 14’e çekmesi yönünde bir beklenti oluştuğunu belirtiyor. Reuters’ın yaptığı beklenti anketine katılan ekonomistler 1 paunlık bir indirim öngördü. Bu ankete katılan sadece bir ekonomist faizin sabit tutulmasını beklediği yolunda görüş belirtti.

    Yurt içinde, dün Borsa İstanbul’da BIST 100 endeksi, günü yüzde 0,21 artışla 2.162,26 puandan tamamlayarak tüm zamanların en yüksek kapanışını gerçekleştirdi. Dolar/TL ise dün yüzde 2,8 artışla 14,8061’den kapanış yapmasının ardından bugün bankalararası piyasanın açılışında 14,85 seviyelerinden işlem görüyor.

    Analistler, Fed’in dünkü yönlendirmelerinin ardından bugün Avrupa tarafında ECB ve BoE toplantılarından çıkacak kararların 2022’de para politikalarının seyrine dair görünümü netleştirmesinin beklendiğini söyledi.

    Bugün yurt içinde de TCMB’nin faiz kararının takip edileceğini aktaran analistler, makroekonomik veri tarafında ise Euro Bölgesi’nde hizmet sektörü ve imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI), ABD’de haftalık işsizlik başvuruları, sanayi üretimi ve konut başlangıçlarının öne çıktığını bildirdi.

    Analistler, teknik açıdan BIST 100 endeksinde 2.200 ve 2.250 seviyelerinin direnç, 2.030 puanın destek konumunda bulunduğunu bildirdi.

    TCMB Para Politikası Kurulu toplantısına ilişkin AA Finans’ın beklenti anketine katılan ekonomistlerin büyük çoğunluğu, politika faizinin 100 baz puan indirilerek yüzde 14’e çekileceğini tahmin ediyor. Piyasada, faizlerin sabit bırakabileceği beklentileri de göz ardı edilmiyor. TCMB, kasım ayındaki PPK toplantısında politika faizi 100 baz puan azaltarak yüzde 16’dan yüzde 15’e çekmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • S&P Global: Merkez Bankası’nın ödünç rezervleri kullanması Türkiye için daha fazla risk yarattı

    S&P Global: Merkez Bankası’nın ödünç rezervleri kullanması Türkiye için daha fazla risk yarattı


    Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global, Merkez Bankası’nın piyasaya dolar sürerek, Türk lirasında değer kaybını önlemeye çalışmasının Türkiye’yi daha fazla hasar alma riskiyle karşı karşıya bıraktığı uyarısında bulundu.

    Merkezi ABD’de bulunan S&P Global, Reuters’e yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’de Merkez Bankası’nın döviz kurunu korumak için ‘ödünç alınmış’ rezervleri kullanmasının liraya olan güveni daha fazla zedeleme riski taşıdığı yorumunu yaparak, ekonomi alanındaki son gelişmelerin mevcut ülke kredi notunu da riske attığı değerlendirmesinde bulundu.

    Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin büyük bir kısmının, yerleşiklerin bankalardaki döviz ve altın mevduatları için tutulan zorunlu karşılıklar yoluyla dolaylı olarak veya Türk ticaret bankalarının yaptıkları swap aracılığıyla borçlanma yoluyla sağlandığı belirtilen açıklamada, “bir döviz kurunu savunmak için bu ödünç alınan rezervleri kullanmak, liraya olan güveni daha da fazla zedeleme ve potansiyel olarak finansal istikrar sorunlarını yeniden gündeme getirme riskini taşıyor.” denildi.

    Açıklamada, Türk bankalarının ilerde daha fazla sorun yaşamaları halinde önemli miktarda sermaye desteğine ihtiyaçları olabileceği uyarısı da yapıldı.

    Merkez Bankası’nın artan enflasyona rağmen üçüncü kez faiz oranlarını düşürmesinin ardından geçen ay Türk lirası yüzde 30 değer kaybetmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Prof. Dr. Ulusoy: TÜİK’in enflasyon verileri ile sahadaki gerçekler uyuşmuyor

    Prof. Dr. Ulusoy: TÜİK’in enflasyon verileri ile sahadaki gerçekler uyuşmuyor


    Türkiye’de milyonlarca emekli, memur, asgari ücretli ve kiracıyı yakından ilgilendiren kasım ayı enflasyon verileri açıklandı.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre kasım ayında enflasyon 3,51 arttı. Yıllık enflasyon yüzde 21,31 oldu.

    Enflasyonu günlük olarak hesaplayan alternatif platformlardan Enflasyon Araştırma Grubu’na göre ise Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) Kasım ayında %9.91 arttı. E-TÜFE’deki son 12 aylık artış oranı ise %58.65 olarak gerçekleşti.

    Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) kurucularından Prof. Dr. Veysel Ulusoy’a göre TÜİK’in enflasyon verileri ile sahadaki gerçekler uyuşmuyor.

    Yeditepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Veysel Ulusoy’un ENAG bünyesinde yaptığı çalışmalara bakıldığında Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 60 dolaylarında.

    ”Türkiye ekonomisi son beş yıldır büyümedi, küçüldü ve devamlı aşağı giden bir yönde”

    Son beş yıldan beri Türkiye ekonomisinin ne sanayide ne tarımda ne de gayri safi milli hasılada büyüdüğünü söyleyen Prof. Dr. Veysel Ulusoy, Türkiye ekonomisinin bir tane bile ek olarak istihdam sağlamadığını dile getiriyor.

    Ve bu nedenle de yine son beş yıldan beri ekonomi büyümediği için bir refah payı da maaşlara yansımadı. Yani halk enflasyon kadar bile maaş zammı alamadı.

    Bu yansımalara bakıldığında ise resmi kurumlar tarafından açıklanan veriler sorgulanır hale geldi.

    “Ekonomide sular durgun akarken kimse veriler yanlış bile olsa genelde sorgulamaz. Çünkü bu dönemlerde faiz oranı düşüktür, enflasyon oranı makuldur. Gelir ve refah seviyesi artıyordur. Fakat işler biraz tersine gittiğinde, günlük masraflardaki artış rahatsız hissettirmeye başlayınca sorgulamalar başlar. Bu 2010’dan beri başladı, yakın zamanda olmadı. 2010’da girdilerde inanılmaz bir fiyat artışı oldu. Ama en büyük etkiyi 2018 yılının başında gördük. Şubat ayında sinyallerini aldık, enflasyonun yavaş yavaş kıpırdadığı hatta ipin ucunun kaçtığını gördük. Ve 2018’in Temmuz ayında döviz şoku denilen darbeyi yedik bu da ekonomik krizi ortaya çıkardı. En azından enflasyon olarak iş rayından çıktı. 2018 yılında maaş artış hızıyla enflasyon arasında yada sokakta hissedilen enflasyon ile açıklanan arasında inanılmaz farklar oluştu. Ve devlet, TÜİK ve Merkez Bankası kanalıyla politika uygulamalarında baskılanmış fiyatları bize empoze etti. Ve o baskılanmış fiyatları maaş artışı için kullanmamıza kaynak ayırdı, ön açtı. Firmalar veya devlet TÜİK’in açıkladığı TÜFE enflasyon oranlarına göre maaşlara zam yapar. Büyümenin yarısını bir refah etkisi olarak bizlere verir. Ama bunu kaybettik.’’

    ”Türkiye 2018 yılından bu yana iki ekonomik kriz yaşadı”

    Yeditepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Veysel Ulusoy’a göre Türkiye 2018 yılından bu yana iki önemli ekonomik kriz yüklendi; “Biri yerli ve milli, diğeri de pandemi ile geld”

    İlk ekonomik krizin her ne kadar Rahip Brunson olayı ile birleştirilse de ‘milli ve yerli’ olduğunu dile getiren Ulusoy, sebeplerini şöyle sıralıyor:

    ‘’İlki yerli ve milli olan kriz; kendi makro dengesizliklerimiz, verimliliğin azalması, verilerde olmasa bile işsizliğin hane halkına ve de firmalara yansıması gibi bir sürü faktörle birlikte bizi haziran-temmuz ayındaki döviz şokuna yöneltti. Ama biz bunu Rahip Brunson olayı ile birleştirdik halbuki tamamen kendi makro dengesizliklerimiz vb. gibi durumlar bizi bu noktaya taşıdı. Üstüne 2020’nin ilk aylarında pandemi geldi. Bu iki yük, parçalayıcı etkiye sebep oldu. Biz de bu kadar yıkıcı olmasının sebebi hazırlıksız yakalanmamız. Gerçi bir ülke her türlü şeye hazırlıklı olmalıdır.’’

    Prof. Dr. Veysel Ulusoy’a göre sanki Türkiye 1977-79 döneminde arz şoku ve petrol şoku ile yaşadığı enflasyon ortamına itiliyor. Ve o ortamda üç haneli enflasyona yükselme olasılığı artıyor.

    “Üç haneli enflasyon 2000’lerdeki yapıya göre hiperenflasyon değildir ama finansal açıklık kapsamıyla üç haneli enflasyon bizim gibi ülkelerde hiperenflasyondur. O sarmalı daha da bozacak ve genişletecek mekanizmayı yaratır. Bu olasılık çok arttığı için hükümetin yeni ekonomi adı altında sloganvari yaklaşımları bu yangını söndürmeye yeterli değil. Bunun için yıllardır söylediğimiz ekonomik reformları aynı anda ortaya koymak gerekir. Ama maalesef yok. Enflasyon döviz kurunu, borsayı, faizi de etkileyen en önemli ortak faktördür. Biz ENAG’da günlük veri olarak 255 bin fiyat verisiyle enflasyonu hesaplıyoruz, tahmin etmiyoruz. Yani aylık yedi milyondan fazla veriyle Türkiye’de aylık enflasyonu kamuoyuna sunuyoruz.’’

    Sokakta hissedilen ile resmi kurumlar tarafından açıklanan verilerin uyuşmamasını da eleştiriyor Ekonomist Ulusoy.

    Çünkü Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) kurucularından Prof. Dr. Veysel Ulusoy’a göre enflasyon yukarı çıkarken Merkez Bankası’nın faiz indirimine gitmesiyle halk gelirinden onbeş yıl kaybetti.

    Bunun ilerde nasıl bir sonuç doğuracağını da; “Verileri siyasi destek ile baskılayıp gerçek hayattan koparırsanız sadece siyasilerin değil halkın da felaketi olur. Maalesef oraya gidiyoruz’’ sözleri ile ifade ediyor.

    “Kurumlarda ve bürokratlarda siyasi bir baskı olmasa bile artık bir self-kontrol var. Kimse ne olduğu belirsiz bir Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde sorumluluk almak istemiyor. Ve esasında da bulundukları yerlerde rahatlar, günlük işlerine gidip maaşlarını alıyorlar. Söz söylememek onları rahatlatıyor. Sorumluluğu üzerlerinden atıyorlar. Sadece imzalar atıp sorumluluğu Beştepe’ye atmanın huzurunu yaşıyorlar. Dolayısıyla sanki bir baskıya ihtiyaç yok, kendilerini self-kontrol haline almışlar. Yani kamuda kurumsal yapı bozuldu, baskı da var elbette ama onlar da memnunlar. Buradan çıkış için yeni bir seçim, parlamenter sistem ve senatonun kurulması şart… Eskiden Meclis ile beraber Senatomuz vardı bizim, ülkeyi yönetirlerdi. Türkiye’ye senato lazım.’’

    “Ak Parti’nin ekonomi planı yok”

    Seçimin her zaman yeni bir aksiyon alınması anlamına geldiğini ve bunun da halka umut aşılayacağını düşünen Ulusoy, ekonomist olarak seçimin zorunlu olduğu kanaatinde.

    Ak Parti’nin ekonomi planından çok bir tavrı olduğunu ifade eden ekonomist Ulusoy, mevcut adımların ekonomide bir adının olmadığını söylüyor ve ekliyor; “Şimdi bir cari fazla politikası denen, ekonomide yer bulmaya çalıştığım fakat hiç bir zaman bir politika aracı olmayan mekanizmayı denemek istiyorlar. Ama tren kaçtı, hikaye bitti. ‘’

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Merkez Bankası: Para politikasının birikimli etkilerini gelecek yılın ilk yarısında göreceğiz

    Merkez Bankası: Para politikasının birikimli etkilerini gelecek yılın ilk yarısında göreceğiz


    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, “Mevcut para politikası duruşumuzun birikimli etkilerini 2022 yılının ilk yarısında gözlemleyeceğiz.” dedi.

    Başkan Kavcıoğlu, “Firmalarımızın yatırım iştahı ve istihdam beklentileri geçmiş yıllara göre oldukça yüksek seviyelere gelmiş durumda.”

    Yerli yatırımcılarla yapılan toplantıda konuşan Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu ekonomiye ilişkin olarak cari işlemler dengesinin ağustos ve eylül ayında fazla verdiğini ve yatırım iştahının yüksek seviyelerde olduğunu söyledi.

    Başkan Kavcıoğlu istihdam beklentilerinin geçmiş yıllara göre daha güçlü olduğuna değinirken cari işlemler verisindeki iyileşmenin belirginleşerek devam ettiğini de kaydetti.

    Kavcıoğlu’nun toplantıda yaptığı konuşmadan bazı satır başları şöyle:

    “Cari işlemler dengesi , ağustos ve eylül aylarında fazla verdi ve yıllıklandırılmış cari işlemler dengesindeki iyileşme belirginleşerek devam etti.”

    “Rezervlerimiz son dönemde istikrarlı bir artış eğilimine girdi. Kararlı bir şekilde rezervlerimizi artırmaya devam edeceğiz.”

    “Döviz piyasasında gerçekçi olmayan, sağlıksız fiyat oluşumu var, TCMB yüksek volatiliteye müdahale edebilir”

    “Faiz indirimi için sınırlı alanımız kaldı, bu alanı büyük ölçüde bitirdiğimizi düşünüyorum. MB’nin piyasaya müdahalesi oynaklığı gidermeye yönelik.”

    “Kurun istikrar ve dengeye kavuşacağını düşünüyoruz. Çok güçlü bir maliye tarafımız ve bütçe dengemiz var. Fiyat artışı geçici, önemli bir kısmı enflasyona dönüşmeyecek.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kısa vadede ekonomi nasıl düzelir, erken seçim çözüm mü? Ekonomist Oğuz Demir cevaplıyor

    Kısa vadede ekonomi nasıl düzelir, erken seçim çözüm mü? Ekonomist Oğuz Demir cevaplıyor


    Döviz kurundaki artış nedeniyle Türk Lirası’nın hızlı değer kaybı sürüyor. İstanbul ve Ankara’da dövizdeki artış ve hayat pahalılığı nedeniyle sokağa çıkan çok sayıda kişi hükümeti protesto etti.

    Euronews, ekonomide yaşanan gelişmelerle ilgili okuyucularının sorularını Ekonomist Doç. Dr. Oğuz Demir’e yöneltti.

    “Merkez Bankası’nın faiz indirimi ne anlama geliyor, ekonomiyi nasıl etkiliyor?”

    ”Cumhurbaşkanı ‘faiz sebep enflasyon sonuç’ savı ile diyor ki faiz indirirsek yatırım artar, yatırım arttığı için üretim artar, üretim arttığında da fiyatlar gevşer. Kendi içinde tutarlı ama uygulamaya geldiğinde böyle bir karşılığı yok. Çünkü bu uzun vadeli bir bakış açısı ve faizleri indirebilmeniz için de sizin enflasyonunuzun düşük olması gerek. Tam tersi bir ilişki var. Enflasyon yüksek olduğunda faizleri indirirseniz talep patladığı için enflasyon daha da artar, ikinci olarak TL’nin getirisi negatife düştüğü için insanlar dövize yöneliyor ve maaliyetler artıyor. Yani çift kanaldan enflasyon daha da yükseliyor. Siz faizi düşürdükçe enflasyon artıyor, öyle olunca da istediğiniz düşüş gerçekleşmiyor. Yani Sayın Cumhurbaşkanının ‘faiz sebep enflasyon neticedir’ tezinin bir karşılığı yok. Tam tersi, enflasyon yükseldikçe faiz yükseliyor. Bizim yapmamız gereken bir noktadan sonra faizleri arttırarak enflasyonu kontrol altına almak. O fiyat istikrarı sağlandıkça da faizleri düşürerek üretimi arttırmak. Bunu geçmişte yapmadık, şimdi hiç olmayacak bir zamanda denediğimiz için de Merkez Bankası bu kararları aldığında daha fazla dolarizasyon, daha fazla maliyet atışı ve dolayısıyla daha fazla fiyat artışı ile karşı karşıya kalıyoruz.”

    “Aralık ayında Merkez Bankası yine faiz indirimine giderse sonuçları ne olur?”

    ”Sayın Cumhurbaşkanı Erdoğan o konuda net. Asıl mesele ABD ve dünyada ne olacağı ve bunun bize nasıl yansıyacağı… Bizde zaten görünüm olumsuz. Türkiye’nin şu anda kurun gerilemesini sağlayacak bir hikayesi yok. Dünyada ise kurun daha da artmasını sağlayacak gelişmekte olan ülkelerde, bir Amerikan enflasyonu ve Amerika’da parasal genişlemedeki azalmanın hızlanması süreci var. Yani hem Amerika’daki parasal genişlemedeki yavaşlamanın hızlanması hem de bizde faiz indirimi gündeme gelirse biz tıpkı kasım ayında yaşadığımız durumu tekrarlarız. Çünkü Türkiye ile ilgili çok fazla belirsizlik var.”

    “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamalarının ardından kurda hareketlenme yaşanıyor. Cumhurbaşkanı bu reaksiyonun geleceğini bilerek mi konuşuyor?”

    ”Bunu çok önemsemediğini söyledi Sayın Cumhurbaşkanı. Merkez Bankası da ‘Bizim kurda bir seviye arayışımız yok, sadece fiyat dalgalanmaları yüksek. Vatandaşımız dikkatli olsun’ dedi. Yani bunu biliyorlar, ama önemsemiyorlar. Önemsemediklerini de ifade ediyorlar zaten. Geçmişte de Berat Albayrak benzer şeyi yapmıştı. Ben kura bakmıyorum demişti. Dolayısıyla öyle görünüyor ki bu Berat Albayrak döneminde uygulanmaya başlamış. Sonra kurdaki sıçrayışla birlikte Naci Ağbal ve Lütfi Elvan ile birlikte kesintiye uğramış o politikayı hükümet devam ettiriyor. O yüzden kurdaki o seviyeyi önemsemediklerini ve umursamadıklarını söylüyorlar. Ama bu mümkün mü? Şuan piyasa kitlenmiş durumda, döviz alım-satımında ciddi sıkıntılar var, dalga boyu artmış, vatandaş bugün daha yeni benzine zamla karşı karşıya kalacak. Her ne kadar hükümet burada bir hedef koymuyorum dese de, aslında burdaki gidişatın ne kadar vahim olduğunu görmek durumunda. Ama bakmıyorlar, görmüyorlar. Ve bunun artacağını da biliyorlar.”

    “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savunduğu sistem içinde ne olursa ekonomi düzelir? Ülkeye para girdisiyle ekonomide bir rahatlama mümkün olur mu?”

    ”Kurdaki artış bir döviz talebiyle ortaya çıkıyor. Eğer bu talebi karşılayacak miktarda piyasaya döviz arzedilebilinirse ki hükümet bunu ihracat ile yapmayı bekliyor. Ama bunun hiç bir zaman bu kadar çabuk olmayacağını biliyoruz. Kısa vadede yüklü bir sermaye girişi durumu kurtarabilir fakat pratik olarak kurtarmaz. Neden? Bugün Merkez Bankası da, yabancı bir kaynaktan gelecek milyarlarca dolar da bir kaç gün içerisinde tüketilir. Ondan sonra ne yapılacak? Asıl mesele o döviz talebinin ortaya çıkmasına neden olan unsurları ortadan kaldırmak. Bunu geçmişte Merkez Bankası rezervleri satıldığında denediler. 128 milyardan fazla dövizi piyasaya satmış olmamıza rağmen, biz o dönemde bile kuru tutamadık… 7’yi geçmesin diye uğraştılar ama olmadı.”

    “Ekonomik iyileşme için erken seçim olmalı mı?”

    ”Ya politikayı ya da politikacıları değiştirmemiz gerekiyor. Hükümet bu politikanın değişmesini istemiyor, bilakis kendisi değiştirdi. Dolayısıyla bu şartlarda tek çözüm bir erken seçim ve bu politikanın oylanması… Çünkü hükümet hepimizin hayatını derinden etkileyen bir makas değişikliği yaptı. Elbette siyasi koşullar bunun belirleyicisi ama ekonomide şu süreci çevirebilmemiz ve belirsizlikleri ortadan kaldırabilmemiz için erken seçim olabilir. Kısa vadede bir erken seçim kararı başlarda piyasanın bir miktar sert tepki vermesine neden olsa da öngörülebilirliği arttırması, Merkez Bankası başta olmak üzere bir çok kurumun üzerindeki siyasi baskının 3-4 ay ötelenmesi gibi sonuçları nedeniyle bizi nefes aldıracak duruma getirebilir. Sonrasını seçim sonuçlarına göre değerlendirmek gerekir.”

    “İktidar değişirse ekonominin iyileşmesi ne kadar sürede mümkün olur?”

    ”Kısa vadede bir iyileşme olacağı kesin, bir altı-dokuz aylık sermaye girişi ya da içerde bir öngörülebilirlik ve heyecan ortamıyla beraber bir hikaye yazılabilir. Ama buradaki asıl sorun Türkiye ekonomisinin kalıcı hasar görmüş alanları. Eğitimden tutun da sanayi yapısı, bugün hükümetin üzerinde çok durduğu cari denge meselesine kadar ciddi sorunlarımız var. Bir tarafıyla hükümet aslında iyi bir şey denemek istiyor ama yanlış zamanda deniyor. Türkiye’de cari açık sorununu çözebileceğimiz zamanlar vardı. O zaman yapmadık ama bunu çok uygunsuz zamanda yaptıkları için bize zarar veriyor. Bir değişimde hükümetin altı-dokuz aylık iyileşmeden sonra bu sorunlara kalıcı çözüm üretmek için neşteri eline alıp almayacağına bağlı olarak biz bu soruya yanıt verebiliriz. Eğer yeni hükümet kim olursa olsun, sermaye girişleriyle bir süre rahatlık sağlayıp sorunları çözmezse aynı sorunlar devam eder. Ama Türkiye ekonomisi son beş yıldır ciddi hasar aldı, bunu düzeltmek de bir iki günle olamayacak.”

    “Özellikle sosyal medyada döviz yükseldikçe ülke ekonomisinin battığına dair paylaşımlar yapılıyor. Ülke olarak battık mı?”

    ”Ülkeler batmaz. Arjantin yıllardır sorun yaşıyor. Battı mı? Venezuela dünyaya kapandı, battı mı? Bir şekilde devam ediyor. Buradaki mesele batma noktasına getirmemek… O tartışmayı ve de güvensizliği yaratmamak… Türkiye battı mı sorusunu soracak duruma getirmemektir mesele. Ama geldiğimiz noktada vatandaşın aklına bu soru geliyorsa zaten kötü yönetildiğimizin en temel göstergesi bu olur. Batmak olmaz, daha yüksek faizle borçlanırsın, yine hazine, yine vatandaş borçlanır. Ama bir şekilde sistem devam eder. Bu sistemde de inanılmaz hasar görmüş, işini, işletmesini kaybetmiş insanlar ortaya çıkar. O insanlar ciddi sosyal sorun demektir. Yani geriye dönüp işi buraya getirmeden, o faiz seviyelerine gitmeden, birileri batmadan, birileri de işsiz kalmadan bu sorunları çözmeye odaklanmak gerekir. Ama şu anda hükümetin ortaya koyduğu politikaya Türkiye vatandaşlarının dayanabilecek takati yok. Çünkü son beş yıldır ciddi gelir erimesi yaşamış, ciddi hayat pahalılığıyla karşılaşmış ve zaten iş bulmakta güçlük çeken, gelirinden mutsuz olan milyonlarla karşı karşıyayız. Şu şartlarda uygulanacak bir politika seti değil bu. Kısa vadede şu şartlar altında yapabileceğimiz çok bir şey yok.”

    “Ekonominin düzelmesi için kısa vadede neler yapılmalı?”

    ”Ya politika, ya politikacı ya da bunun işaretleri verilecek. Bu da ancak bir erken seçim kararıyla mümkün… ”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Financial Times: Türkiye hiperenflasyonun eşiğinde mi?

    Financial Times: Türkiye hiperenflasyonun eşiğinde mi?


    İngiliz Financial Times (FT) gazetesi, son dönemde Türk lirasının değer kaybının ülkede hiperenflasyona yol açabileceği uyarısı yaptı.

    Gazete, ‘Türkiye hiperenflasyonun eşiğinde mi?’ başlıklı yazıda, “Ülkenin merkez bankası, tüketici fiyat endeksinin ekim ayında yıllık yüzde 19,9 artmasına rağmen, üst üste üçüncü kez ana faiz oranını indirdi. Kasım ayında yüzde 15’e düşürdü.” dedi.

    Reuters anketini hatırlatan FT, cuma günü yıllık enflasyonun yüzde 20 barajını aşması ve yüzde 20,7’ye ulaşmasının beklendiğine dikkat çekti.

    Financial Times, “Bu, ülkenin döviz krizinde sarsıldığı Kasım 2018’den bu yana en yüksek oran olacak.” dedi.

    “Türkiye, kasım ayının başından bu yana liranın dolar karşısında yüzde 28 değer kaybetmesini korkuyla izliyor.” diyen FT, analistlerin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın düşük faiz oranı politikasından vazgeçmeyi reddetmesi halinde Türkiye’nin hiperenflasyona yönelebileceği konusunda uyardığını aktardı.

    Gazete, Türkiye’nin “Lira düştükçe giderek daha pahalı hale gelen ithalat ve diğer hammaddelere büyük ölçüde bağımlı” olduğunu kaydetti.

    “Enflasyon yüzde 30’a doğru yükselebilir”

    Fransa merkezli Societe Generale bankası stratejistleri tarafından hazırlanan bir raporda da Türk lirasındaki değer kaybının hiperenflasyon yol açabileceği ifade edilmişti.

    İnsanların bankalardaki varlıkları çekmeye yönelebileceği belirtilen raporda TL’deki hızlı değer kaybıyla enflasyonun yüzde 30’a doğru yükselebileceği kaydedildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’de açıklanan istatistikler gerçekleri yansıtıyor mu?

    Türkiye’de açıklanan istatistikler gerçekleri yansıtıyor mu?


    Son yıllarda Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) enflasyon, işsizlik, kira artışı gibi pek çok başlıkta açıkladığı veri ve istatistik göstergelerinin ne kadar gerçeği yansıttığı tartışma konusu.

    Eski TÜİK Başkanı Birol Aydemir, TÜİK verileri ya da Covid-19 rakamlarının gerçeği yansıttığına inanmıyor.

    Çünkü Aydemir’e göre kamu yönetiminde şeffaflık kalmadı ve şeffaf olmayan bir yönetimde verilere güvenilemez.

    Şimdilerde DEVA Partisi’nde siyaset yürüten TÜİK’in eski Başkanı, TÜİK, Merkez Bankası, Rekabet Kurumu, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu gibi bağımsız olarak tanımlanan kurumların da bağımsızlığını yitirdiği kanaatinde.

    Euronews’e açıklamalarda bulunan Birol Aydemir bu kurumların siyasi otoritenin talimatlarıyla hareket ettiğini öne sürüyor.

    ”Daha önceki Hazine ve Maliye Bakanı zamanında bankaların genel müdür yardımcıları ve yönetim kurulu üyeleri telefonla işten çıkarılıyordu. Eğer siz ekonomik gidişatla ilgili inandığınız bir açıklama yaparsanız bir telefonla işten oluyordunuz. O dönem işten çıkarılan 81. Genel müdür yardımcısı Ömer Gencal şimdi partimizin kurucu üyesi. Yani siyaset her yere müdahale ediyor ve her şeyi talimatla çözmeye çalışıyor. Ve piyasa ekonomisine de müdahale ediyor, talimatla ekonomi yöneteceklerini düşünüyorlar. Yani her şey inanılmaz derecede zamlanıyorken, siz TÜFE yüzde 20’lerde derseniz insanlar güler.”

    ”TÜİK verilerine güvenmiyorum…”

    ”Bu açıklanan verilere ve göstergelere baktığımızda tutarsızlıklar görüyoruz. Mesela TÜİK verilerine baktığımızda, enflasyon verileri en çok konuşuluyor ama ben özellikle de tüketici fiyatlarına güvenmiyorum. Birincisi, 30-40 yıllık seriye bakıldığında hiç bir zaman üretici ve tüketici fiyatları arasındaki makas şimdi olduğu gibi 25-26 puan olmaz. Şu anda üretici fiyatları yüzde 45-46, tüketici fiyatları yüzde 19,5-20 civarında. Bu makas üç, dört aydır böyle devam ediyor. En fazla aradaki fark 10 puan olmuş. Bu şu demek üretici fiyat arttırıyor fakat bunu satan kişi hiç fiyat arttırmadan sürekli zararına satıyor. Sizce bu mantıklı, doğru mu? Bu olamaz yani, hani bir iki ay oldu. Sonrası? İnsan sürekli zararına satış yapar mı? “

    ”İkinci olarak ENAG diye bir araştırma kurumu var, ‘durun bir dakika bu enflasyon rakamları gerçek değil ‘dedi. Ve hesaplamalarına göre enflasyon her ay TÜİK’in açıkladığı rakamlardan 2,5-3 kat daha fazla. Sepet aynı, ürünler aynı ama fiyatları kendileri topluyor. Üçüncü olarak da fiyatları olması gerektiği gibi istatistik ve metodoloji kurallarına uygun şekilde toplamıyorlar. Fiyatların toplanmasında, enflasyonun hesaplanmasında müdahale var. Google’dan ürünün en düşük fiyatını bulup, bu rakamdan gireceksiniz deniliyor. Halbuki her yerden yüzbinlerce işyerinden veri toplanır. İnternetten bir ürünün fiyatını belirleyip, bunu gireceksiniz denilebilir mi? Bunu yapan arkadaşlarımız önce kendilerine, sonra kurumlarına sonra da ülkeye ihanet ediyorlar.”

    Enflasyon rakamlarına göre gelirlerin, emekli maaşları ve asgari ücretin arttırıldığını vurgulayan DEVA Partisi Sektörel Politikalar Başkanı Birol Aydemir, bu yanlış verilerle insanların fakirlik ve yoksulluğa itildiğini ve özellikle bu kış aylarının her zamankinden daha da zorlu geçeceğini düşünüyor.

    Satın alma gücünün her geçen gün daha fazla düşürüldüğünü ve artık market raflarının dolu olmasının bir şey ifade etmediğini dile getiriyor TÜİK’in eski Başkanı Birol Aydemir.

    Aydemir’in değindiği bir başka mesele de işsizlik rakamları. Resmi rakamların bile oldukça yüksek olduğunu ve pandemi döneminde işsizlik artmasına rağmen uygulanan metedolojinin yanlış yapıldığını ifade ediyor. Ayrıca ‘yüksek büyüme’ denilen büyümenin istihdam yaratmadığına dikkat çekiyor.

    ”Yüzde 12-13 oranında olan işsizlik rakamları bile oldukça yüksek. Bu rakamlarda da pandemi döneminde uygulanan metedolojinin yanlış olduğunu söyledim. En sonunda ocak ayında geniş tanımlı işsizlik oranlarını getirdiler. Günümüzde doğru işsizliği gösteren geniş tanımlı işsizlik oranı, yüzde 25-27 bandında. Her dört insandan biri işsiz. Bu giderek de artacak. Çünkü pandemi nedeniyle çokça iş yerleri kapandı ve açılamadı. Yüksek büyüme diyorlar ama bu büyüme istihdam yaratmıyor. Çünkü büyümenin kaynaklarına inildiğinde yoksulluk yarattığı görülüyor. Büyüyoruz ama gelir dağılımı bozuluyor, yoksul sayısı artıyor. Çünkü büyüme tabana yayılmıyor ve büyümeyi çok az sayıda şirketler sağlıyor. Şimdiki büyüme kurdan kaynaklı ihracata dayalı. Kur arttıkça, parasının değeri düşerek zenginleşen bir ülke gördünüz mü? Paranızın değeri düşerken ülke zenginleşmez, fakirleşir. Bizdeki fiyatların artmasına temel sebep kurdaki artıştır. Çünkü bizde eğer TL değer kaybederse iğneden ipliğe her şeye zam gelir. Çünkü bizim üretimimizde kullandığımız ham madde ve girdilerin neredeyse tamamı ithal ediliyor. Sorun bu. Ayrıca pandemi sıkıntıları da eklenince işsizlik düşmeyecek, daha da artacak.”

    ”Resmi verileri çarpıtarak toplumun yüzde 93’ünün inanmadığı bir durum oluşturdular…”

    Kendi başkanlık dönemi ile şimdiki dönem TÜİK’i de kıyaslıyor. Ve eskiden daha rasyonel bir yönetim olduğunu söylüyor.

    ”Eski dönem ile şimdiki dönem arasında şöyle bir fark var. Eskiden bu ucube Cumhurbaşkanlığı Sistemi yoktu. O zaman da yavaş yavaş bozulmalar başladıysa da daha rasyonel bir yönetim vardı. Ekonominin başında da titiz ve kurumlara müdahale ettirmeyen Ali Babacan vardı. Kurumlar bağımsızdı, kendi kurallarına ve görev alanlarına göre çalışıyorlardı. Bu kadar siyasi talimat gelmiyordu, 2015’ten sonra bu ucu açık şekilde devam etti. Ve en önemlisi kurumları liyakatlı insanlar yönetiyordu. Şimdi bu saydıklarım kalmadı. Böyle resmi verileri çarpıtarak ve toplumun yüzde 93’ünün inanmadığı bir durum oluşturdular.”

    “Ölüm istatistikleri, göç istatistikleri ve hayat tabloları yayınlanmadı”

    DEVA Partisi Sektörel Politikalar Başkanı Birol Aydemir, Covid-19 verilerinin de en başından beri güvenilir olmadığını iddia ediyor.

    Aydemir’e göre Covid-19’dan hayatını kaybedenlerin büyük çoğunluğunun ölüm nedenlerinde başka gerekçeler yazıldı ve vaka sayıları düşük gösterildi.

    ”Covid-19 ile ilgili açıklanan rakamlar da en başından beri doğru değildi. Gizleme ihtiyacı hissettiler ama bunu sadece bir yıl yapabildiler. Çünkü TÜİK ölüm istatistikleri yayınlıyordu. Ölüm istatistikleri geldiğinde ortaya çıkacaktı zaten ama verileri durdurdular. Türkiye’de bundan dolayı üç istatistik yayınlanamadı. Ölüm istatistikleri, göç istatistikleri ve hayat tabloları yayınlanamadı. Çünkü Sağlık Bakanlığı veri vermeyi durdurdu. Eğer bu veriler doğruysa neden vermezsiniz?. Peki bunu neden yaptılar? Biz güvenli ülkeyiz, bizde Covid o kadar yok diye yaptılar. Ve ekonomi etkilenmesin, turist gelsin dediler. E ne oldu turist geldi mi? Gelmedi.”

    Veri ve istatistiklerin güvenilir olmasının en çok da yabancı ve yerli yatırımcıyı ilgilendirdiğini dile getiriyor Aydemir. Ve ”Bu verilerin güvenilirliğinin zedelenmesi meselesi bu ülkenin itibarı ve onurudur. Biz aslında ülkemizin itibarı ve onuruyla oynuyoruz.” diyor.

    ”2009-2010 yıllarında Yunanistan bütçe açığı ve borç stoğu ile ilgili AB’ye gönderdiği verilerle oynadı. Daha sonra AB bunu anladı ve Yunanistan iflastan döndü. IMF programına girdi de öyle çıkabildi. Ama yıllarca gerçekleri gizledikleri için bu programın sıkıntısını yaşadılar. Siz bir yatırımcı olsanız ve bu verilerin güvenilir olmadığını görseniz milyonlarca, milyarlarca dolarla o ülkeye gider misiniz? Siz bir ülkeye gittiğinizde verilere bakarsınız, enflasyon, ticaret hacmi, arz talep vs her şeye bakmanız gerekir. E şimdi verilerin güvenilir olmadığını düşündüğünüzde neye göre karar vereceksiniz, neye göre hesap yapacaksınız? Bu sadece yabancı yatırımcı için değil, yerli yatırımcı için de geçerli.”

    TÜİK eski Başkanı Birol Aydemir, bir ülkenin veri ve istatistik rakamlarının güvenilir olmamasının siyaseten verilen kararları yani ülkenin geleceğini de etkileyeceği düşüncesinde.

    Veriye dayalı bir politika üretilemezse ülkenin geleceği hakkında doğru kararlar alınamayacağını ve başarılı olunamayacağını ifade ediyor.

    Aydemir’e göre başkanlık sisteminden bu yana Türkiye’de, büyüme verileri Cumhuriyet tarihinin en kötü verileri, işsizlik yüzde 12-13 bandına oturdu, enflasyon neredeyse 2001 seviyesi öncesine geldi, borç stoku tarihi zirveye çıktı, bütçe açığı inanılmaz seviyede artmaya başladı ve Avrupa’nın en yüksek faizi veriliyor…

    ”Peki neden böyle olduk?” sorusuna da TÜİK eski Başkanı Birol Aydemir; ”Veri yanlış, politika yanlış… Sonuç ülkede yüksek enflasyon, yüksek döviz kuru, yüksek işsizlik, düşük büyüme ve yarından umutsuz, mutsuz bir toplum var artık. Geldiğimiz nokta bu.” sözleriyle yanıt veriyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***