Etiket: Suudi Arabistan

  • İstanbul’da öldürülen gazeteci Kaşıkçı’nın dava dosyası Suudi Arabistan’a devredildi

    İstanbul’da öldürülen gazeteci Kaşıkçı’nın dava dosyası Suudi Arabistan’a devredildi


    Washington Post yazarı Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülmesine ilişkin 26 sanığın yargılandığı davada mahkeme, durma kararı vererek yargılamanın Suudi Arabistan adli makamlarına devrine hükmetti.

    İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya, haklarında yakalama kararı bulunan firari 26 sanık katılmadı.

    İstanbul Barosu tarafından görevlendirilen bazı avukatların sanıkları temsil ettiği duruşmada, Kaşıkçı’nın nişanlısı müşteki Hatice Cengiz ile avukatı da hazır bulundu.

    İstanbul’da işlenen Kaşıkçı cinayetinin ardından Türkiye sert tepki gösterirken, Suudi Arabistan’a uluslararası çapta tepki gösterildi. Riyad yönetimi, Ankara ile ilişkilerin gerginleşmesinin ardından Türk ürünlerine karşı boykot uyguladı.

    Ancak son dönemde iki ülke arasında ilişkiler tekrar düzelirken, Türkiye’nin Suudi Arabistan’a yaptığı ihracat tekrar artmaya başladı.

    Duruşmada kararını açıklayan mahkeme heyeti, dosya hakkında durma kararı verilerek, yargılamanın Suudi Arabistan adli makamlarına devrini kararlaştırdı.

    Adalet Bakanlığı, davanın Suudi Arabistan adli makamlarına devrini uygun görmüştü

    Adalet Bakanlığı pazartesi günü yaptığı açıklamada, 26 sanığın yargılandığı davanın Suudi Arabistan adli makamlarına devrini uygun görmüştü.

    Adalet Bakanlığı Dış İlişkiler ve Avrupa Birliği Genel Müdürlüğü, Kaşıkçı davasına bakan İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesinin talebi üzerine kovuşturmanın Suudi Arabistan makamlarına devri konusundaki görüşünü, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi.

    Ceza kovuşturmalarının devredilmesine ilişkin her iki ülkenin birlikte taraf olduğu herhangi bir sözleşme veya ikili anlaşma bulunmadığına işaret edilen görüş yazısında, bununla birlikte, 6706 sayılı Kanun’un “Soruşturmanın veya Kovuşturmanın Devri” başlıklı 23. maddesinin 2. fıkrasında “Milletlerarası anlaşma bulunmaması halinde, mütekabiliyet ilkesi esas alınarak bu kanun çerçevesinde soruşturma veya kovuşturmalar devredilebilir veya devralınabilir.” hükmünün yer aldığı belirtildi.

    Ayrıca Kanun’un 24. maddesine göre, üst sınırı bir yıl veya daha fazla hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı yürütülen soruşturma ve kovuşturmaların, sanığın yabancı bir devletin vatandaşı olması nedeniyle Türkiye’de hazır bulundurulamaması veya adli yardımlaşma yoluyla savunmasının alınamaması hallerinde devredilmesi imkanının bulunduğu aktarılan görüş yazısında, şunlar kaydedildi:

    “Kovuşturma kapsamında yargılanan sanıklar hakkında iade talebinde bulunulmasına rağmen, mezkur talebe Suudi Arabistan makamlarınca olumsuz yanıt verilmiş olması nedeniyle 6706 sayılı Kanun’un 24. maddesinde yer alan şartların mevcut olduğu değerlendirilmekte olup, bu itibarla kovuşturmanın Suudi Arabistan adli makamlarına devri Bakanlığımızca da uygun görülmüştür.”

    Kaşıkçı cinayeti nasıl işlendi?

    Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Washington Post Gazetesi’ndeki köşe yazılarıyla eleştiren Kaşıkçı, en son 2 Ekim 2018’de Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğuna girerken görülmüştü. Daha sonrasında Kaşıkçı’nın izine rastlanılmazken yetkililer gazetecinin cesedinin parçalara ayrılarak konsolosluktan çıkarıldığına inanıyor.

    Eylül 2020’de, bir Suudi mahkemesi, “şeffaflıktan yoksun olduğu” belirtilen bir davada öldürme nedeniyle sekiz kişiyi yedi ila 20 yıl hapis cezasına çarptırdı. Sanıkların hiçbirinin ismi açıklanmadı.

    Bir yıl önce yayınlanan bir ABD istihbarat raporu, Veliaht Prens Muhammed’in Kaşıkçı’yı öldürme veya yakalama operasyonunu onayladığını bildirdi. Suudi hükümeti rapordaki bulguları reddederek Selman’ın olayla ilgisi olmadığını açıkladı.

    Prens, The Atlantic’te bu ay yayınlanan bir makalesinde, suçu kanıtlanana kadar bir kişinin masum sayılması gerektiğini belirterek kendisine yöneltilen suçlamalarla haklarının ihlal edildiğini hissettiğini yazdı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Kaşıkçı davasının Suudi Arabistan’a devri, cinayetin örtbas edilmesine göz yummak demek’ | Görüş

    ‘Kaşıkçı davasının Suudi Arabistan’a devri, cinayetin örtbas edilmesine göz yummak demek’ | Görüş



    Yorum sayfamızda yayınlanan makaleler, euronews’in editoryal görüşünü yansıtmaz.

    “Türkiye’de cinayet işlemeye cüret ettiler. Ortaya çıkarsa, en kötü ihtimalle bunu belki parayla satın alırız diye düşündüler.”

    Bunlar, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın üst düzey danışmanlarından AK Parti Genel Başkan Danışmanı Yasin Aktay’ın 2020’de, Suudi muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın öldürülmesinin ikinci yıl dönümünde yaptığı bir konuşmada sarf ettiği sözlerdi.

    Aktay sözlerine, Suudi yargı sistemini eleştirerek devam etti; Cemal Kaşıkçı için adaletin sağlanmasında bu sisteme güvenilemeyeceğini belirtti ve Türkiye mahkemelerinin davayı takip etmesini tavsiye etti. Aktay, Kaşıkçı cinayetini “siyasi pazarlık konusu” yapmadığı ve “sadece adalet tecelli etsin” istediği için Cumhurbaşkanı Erdoğan’a teşekkür etmek gerektiğini ifade etti.

    Geçen hafta, davaya bakan mahkemenin yargılamayı durdurup durdurmama konusunda görüşüne başvurmaya karar verdiği Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Cemal Kaşıkçı’yı öldürmekle suçlanan Suudi Arabistan vatandaşı 26 firari sanığın yargılamasının durması ve dosyanın Suudi Arabistan’a devredilmesi konusunda hükümetin olumlu görüş vereceğini açıkladı. Yarın, mahkemenin bu kararı onaylaması bekleniyor.

    Bakanın kendi hükümetinin de kabul ettiği üzere, Cemal Kaşıkçı cinayetine ilişkin davanın Suudi Arabistan’a devredilmesi, Suudi yetkililerin cinayeti örtbas etmesine bilerek ve isteyerek izin vermektir. Nihayetinde Suudi sistemi Türkiye savcısıyla işbirliği yapmakta defalarca başarısız oldu. Adaletin bir Suudi Arabistan mahkemesi tarafından tesis edilemeyeceği ve edilmeyeceği gayet açık.

    Öyleyse bu yüz seksen derecelik dönüşün ardında ne yatıyor olabilir?

    BM Yargısız ve Keyfi İnfazlar Eski Özel Raportörü olarak bu davayı başından itibaren araştırdım. Cemal Kaşıkçı’nın 2018’de İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na adım attığı andan itibaren maruz bırakıldığı muamele, vahşice öldürülmesi, naaşının nerede olduğu ve ardından gelen adalet, hakikat ve uzlaşma arayışı reel politika ve siyasi çıkarlarla şekillendi ve çarpıtıldı.

    2019’da Suudi Arabistan’da yapılan göstermelik yargılamada sanıklar Cemal Kaşıkçı’yı öldürdüklerini inkar etmedi ve davada kimlikleri gizli tutulan tetikçiler suçlu bulundu. 2020’de bir Suudi Arabistan mahkemesi ölüm cezalarını bozdu ve yerine 20 yıl hapis cezası verilmesine hükmetti. Diğer üç kişi ise yedi ila 10 yıl arasında değişen hapis cezalarına mahkum edildi.

    Fakat yetkilerini kötüye kullanan veya sorumluluklarının gereğini yerine getirmeyen kişilerin kimlikleri tespit edilmedi. Bu cinayet devlet destekli bir yargısız infaz olduğu halde emri veren ve cinayetin örtbas edilmesini sağlayan devletin en üst kademelerindeki kişilerden hesap sorulmadı.

    Suudi yetkililer cinayeti bir “haydut operasyonu” olarak nitelendirdi. Ancak uluslararası hukukta haydut operasyon dar bir biçimde tanımlanıyor ve Cemal Kaşıkçı cinayeti bu tanıma uymuyor. Daha ziyade, bu suç her yönüyle Suudi devletinin sorumluluğunu içeriyor. Cinayet ekibindeki kişiler Suudi devlet yetkilileriydi. Ekip, resmi bir heyet olarak Türkiye’ye gönderildi. Cinayeti gerçekleştirenler Suudi devlet kaynaklarından yararlandı. Diplomatik izni olan bir jetle Türkiye’ye girdiler ve ekibin iki üyesi Suudi diplomatik pasaportu taşıyordu. Cinayeti Suudi Arabistan Konsolosluğu’nda işlediler. Daha sonra, 17 Suudi devlet görevlisi suç mahallini temizlemeleri için Türkiye’ye gönderildi.

    Bu, birkaç “haydudun” gerçekleştirdiği bir eylem değildi. Operasyonun tüm unsurları Suudi Arabistan devletinin sorumluluğunu gösteriyor.

    Adalet arayışı başladığında, Türkiye yetkilileri de dahil herkeste adaletin bir Suudi mahkemesinde tesis edileceğine dair çok az umut vardı. Böylece sanıkların gıyabında bir yargılama Türkiye’de başladı. Gıyabında yapılan yargılamalar daima, gıyabında mahkum edilen kişinin sonradan tutuklanması halinde yeni bir mahkemede yeniden yargılanması şartına tabi olmalıdır.

    Ancak iki yıl sonra Türkiye savcısının yargılamayı durdurma talebi ve hükümetin davayı hızla Suudi Arabistan’a devretme kararı [ve Adalet Bakanı’nın mahkemenin görüş talebine hızla yanıt vermesi], işin içinde üst düzey siyasi dinamiklerin olduğuna işaret ediyor.

    Dava Suudi Arabistan’a devredilirse, o gün Cemal’i sevenler için kara bir gün olacak. Cemal Kaşıkçı cinayetinde adaletin sağlanması için üç yıldan uzun süredir mücadele edenler için acı bir gün olacak. Türkiye için, Erdoğan hükümetinin Cemal Kaşıkçı’nın tüyler ürpertici bir biçimde öldürülmesi olayında adaletin galip geleceği vaatlerini tersine çeviren, utandırıcı bir gün olacak. Hakikatin tüm yönleriyle; usulüne uygun bir biçimde toplanmış, tarafsız ve bağımsız bir mahkemede ortaya çıkarılmasını bekleyen herkes şu an haklı olarak, iki yıldan biraz fazla süre önce, hükümetinin eylemlerine yalnızca adalet arayışının kaynaklık edeceğini söyleyen Yasin Aktay’ın bu mağrur taahhütlerinden bu yana neyin değiştiğini soruyor.

    Türkiye, Cemal Kaşıkçı cinayeti davasını Suudi Arabistan’a devretmeye karar vererek bu davayı cinayetten sorumlu olanlara teslim ediyor. Bu da ancak haksızlığın ve cezasızlığın galip geleceğinin garantisidir.

    Yazar: Agnès Callamard, Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri ve BM Yargısız ve Keyfi İnfazlar Eski Özel Raportörü

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Körfez ülkeleri döviz kuru krizindeki Mısır’a 22 milyar dolar para aktarma sözü verdi

    Körfez ülkeleri döviz kuru krizindeki Mısır’a 22 milyar dolar para aktarma sözü verdi


    Körfez ülkelerinin döviz kuru krizine düşen Mısır’a 22 milyar dolara yakın para aktarılacağı bildirildi. Bu paranın Mısır’ın Körfez ülkelerinden alacağı üçüncü yardım olacak. Uzmanlar ise Mısır’ın gelecekteki bir krizin önüne geçebilmek için daha esnek bir döviz kuru oranı getirebileceği görüşünde.

    Mısır hükümetinden yapılan açıklamada Katar’ın 5 milyar dolarlık para aktarmayı taahhüt ettiği ve Abu Dabi ulusal fonundan yapılacak 2 milyar dolarlık hisse alımının yakında beklendiği bildirildi.

    Suudi Arabistan geçen hafta Mısır Merkez Bankası’na 5 milyar dolar aktarmış, 10 milyar dolara varan ek yatırımların gelebileceğini belirtmişti.

    Mısır’ın Körfez ülkeleriyle ilişkilerini sıkılaştırmayı hedefleyen ve Arap-İsrail oluşumuna katılan Cumhurbaşkanı Abdülfettah el Sisi, geçen ay Suudi Arabistan’ı ziyaret etmiş ve BAE Veliaht Prensi Muhammed bin Zayed el Nahyan’ı Şarm el Şeyh’te ağırlamıştı.

    Uzmanlara göre bu yardım darbe dönemindeki yardımları anımsatıyor

    Uzmanlar Körfez ülkelerinden vaadedilen bu para akışının 2013 yılında Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’nin görevden alınması sonrasında söz verilen 23 milyar dolarlık mali yardımla benzerlikler gösterdiğine dikkat çekti.

    Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt, Cumhurbaşkanı Sisi’nin 2013’te darbe yaparak Arap Baharı hareketinin ardından cumhurbaşkanı seçilen Müslüman Kardeşler hareketinin lideri Muhammed Mursi’nin koltuğuna oturmasından 18 ay sonra Mısır’a bağış, nakit para ve yakıt nakliyesi şeklinde 23 milyar dolar göndermişti.

    Bu yardımlar Mısır’ın o dönemde Uluslararası Para Fonu ile yapmayı planladığı anlaşmayı ertelemesine ve döviz kurunu desteklemek için daha fazla harcama yapmasına neden olmuştu. Döviz kurunu desteklemeye yönelik harcamaların arttırılması eski Cumhurbaşkanı Hüsnü Mübarek’in 2011’deki Arap Baharı ayaklanmasıyla düşürülmesi öncesinde ağır baskı altında kalmasıyla sonuçlanmıştı.

    2016 yılında yaşanan ikinci döviz kuru krizinde ise Mısır uluslararası Para Fonu (IMF) ile anlaşma yaparak para birimi poundun değerini neredeyse yarı yarıya düşürürken Suudi Arabistan 3 milyar dolar, BAE de 1 milyar dolar para aktarmıştı.

    Koşullar bu kez daha ağır

    Ancak uzmanlar Körfez ülkelerinin bu kez koşulları zorlaştırarak yardımlar karşılığında merkez bankası mevduatları dışında gerçek varlık teminatı istediğine dikkat çekti. Bu talebin Mısır’ın borçlanma koşullarını daha ağırlaştıracağı belirtiliyor.

    Kahire’deki Amerikan Üniversitesi’nden Amr Adyl Reuters haber ajansına yaptığı değerlendirmede Körfez ülkelerinden gelen paranın IMF için güvence oluşturur ve yabancı yatırımcıları Mısır’a yüksek faizli, kısa vadeli borçlar için teşvik ederken ülkeyi küresel mali şoklar karşısında korumasız bıraktığına işaret ediyor.

    Başka uzmanlar ise Mısır poundunun Rusya’nın Ukrayna’yı işgal girişimi ve bunun sonucunda tahıl ve gübre ihracatında ortaya çıkan daralma gibi etkenlerle daha yüksek küresel fiyatların tetiklediği enflasyonun pound üzerindeki baskıyı arttıracağının altını çiziyor.

    Merkez bankası Kasım 2020’den bu yana istikrarlı giden Mısır poundunun dolar karşısındaki değerini 21 Mart’ta yatırımcıların Rusya’nın Ukrayna’yı işgali sonrasında Mısır hazine piyasasından milyarlarca dolar çekmesinin ardından yüzde 14 düşürümüştü.

    Kahire yönetimi 23 Mart’ta kapsamlı bir ekonomik program hayata geçirmek amacıyla IMF’ye başvuruda bulunmuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İstanbul’da işlenen Kaşıkçı cinayetinin Suudi aktörleri kimler?

    İstanbul’da işlenen Kaşıkçı cinayetinin Suudi aktörleri kimler?


    Suudi Arabistan hükümeti, Gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Konsolosluğunda öldürülmesiyle bağlantılı 21 şüpheliden 5’i hakkında idam cezası istedi. Birleşmiş Milletler raportörü ise cinayetle ilgili Suudi Veliaht Prens Muhammet Bin Selman’ın da soruşturulması çağrısı yaptı.

    Birleşmiş Milletler Yargısız İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard, Çarşamba günü sunduğu raporda aralarında ölüm cezası ile karşı karşıya olanların da bulunduğu 11 sanığın ismini açıkladı. Callamard’ın Suudi hükümet kaynaklarından edindiği bilgilere dayanarak verdiği isimler, yerel savcılık tarafından doğrulanmadı.

    Medya raporları ve resmi kaynaklardan alınan bilgilerle Suudi Arabistan’da Kaşıkçı davasına ilişkin tutuklananlar şu isimler oldu:

    Mahir Abdulaziz Mutreb

    Üst düzey bir Suudi yetkilisine göre General Mutreb, Prens Muhammed’in eski sağ kolu Suud el-Kahtani’nin bilgi güvenlik yardımcısı ve konsolosluktaki baş müzakereciydi. Birleşmiş Milletler raporunda, Mutreb’in operasyonun planlanmasına günler önce dahil olduğu ve Kaşıkçı hakkında “kurbanlık kuzu” dediği belirtildi.

    Mutreb kıdemli bir istihbaratçı olmasının yanında Prens Selman’ın güvenlik ekibinin de bir parçası. Prens’i geçen sene Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa’ya yapılan resmi ziyaretlerde yalnız bırakmayan Mutreb, fotoğraflarda Prens ile birlikte yer aldı.

    Suudi yetkiliye göre Mutreb’in operasyon için seçilmesinin nedeni Cemal Kaşıkçı’yı daha önce Londra’daki Suudi Konsolosluğu’nda birlikte çalıştıkları zamanlardan tanıyor olması ve onu Suudi Arabistan’a geri dönmeye ikna edebileceği düşüncesiydi.

    Salah Muhammed Abduh et-Tubeyki

    Suudi İhtisas Komisyonu tarafından hazırlanan biyografiye göre, Salah Muhammed Abduh et-Tubeyki Suudi İçişleri Bakanlığı’nın cezai delil dairesinde adli tıp uzmanıydı.

    Suudi yetkiliye göre Tubeyki, İstanbul’daki Kaşıkçı cinayetinde parmak izleri ya da şiddet uygulandığına dair kanıtları ortadan kaldırmakla görevlendirilmişti. Birleşmiş Milletler raporunda ise Tubeyki’nin ekibin esas elemanlarından olmadığı ancak cesedi ortadan kaldırmak için özel olarak operasyona dahil edildiği belirtiliyor.

    Mutreb ve Tubeyki dışında idam cezası ile karşı karşıya kalanlardan Fahad Şebib el Balaw ve Waled Abdullah el Şehri’nin Suudi Kraliyet Muhafızları üyesi, Turki Muşerref el Şehri’nin ise istihbarat yetkilisi olduğu belirtildi. Birleşmiş Milletler raporunda bu üç ismin de cinayet saatinde konsoloslukta olduğu bilgisi yer aldı.

    Ahmed Muhammed el Asiri

    Genel istihbarat eski başkan yardımcısı olan Asiri Kral Selman tarafından görevden alınanlar arasındaydı. Savcı, Asiri’nin Kaşıkçı hakkında “öldürülme” emrini değil ancak iadesi için operasyon emrini verdiğini söyledi.

    Suudi medyasına göre Asiri 2002’de orduya katıldı ve 2015’de Yemen iç savaşına müdahale eden Suudi liderliğindeki koalisyonun sözcülüğünü yaptı. Asiri Nisan 2017’de kraliyet kararnamesi ile dış istihbarat başkan yardımcısı seçildi.

    Mustafa Muhammed el Madani

    Suudi yetkiliye göre Madani İstanbul’daki istihbarat çalışmaları için 15 kişiden oluşan ekibin başındaydı. Madani, Cemal Kaşıkçı’nın kıyafetlerini giydi, gözlüğünü ve saatini taktı; gazeteci Kaşıkçı gibi görünerek onun binayı terk ettiği izlenimi vermeye çalıştı.

    BM raporuna göre, Madani’nin sahte sakal takarak Kaşıkçı’yı taklit etmesi cinayetin önceden planlandığını kanıtlıyor. Raporda Madani kraliyet sarayında çalışan bir general olarak tanımlanıyor.

    Madani ve Asiri dışında yargılananlardan Muhammed Saad el Zahrani ve Saif Saad el Kahtani, BM raporuna göre cinayet gerçekleşirken konsolosluktaydı. Mansur Osman Abahüseyin ve konsolosluk çalışanı Muflih Şaya el Muslih ise cinayet sırasında başkonsolosun evindeydi.

    **Yargılanmayan isimler

    **

    Suud el Kahtani

    Prens’in sağ kolu olarak bilinen Kahtani, kraliyet mahkemesi danışmanlığı görevinden azledildi ve cinayete karışan en yüksek profilli figür olarak görülüyor.

    Kraliyet mahkemesinde görev alan Kahtani, Prens Muhammed Selman’ın yakın çevresinde sırdaşı olarak öne çıktı. Kahtani güvenlik yetkilileri de dahil olmak üzere üst düzey yetkililere doğrudan emirler verdi.

    Hükümet ve Kaşıkçı’ya yakın kaynaklardan gelen bilgiye göre Kahtani, bir yıl önce Washington’a taşınan Cemal Kaşıkçı’nın Suudi Arabistan’a dönmesi için çalışmalar yaptı.

    Suudi kaynağa göre Kahtani, Mutreb’e Kaşıkçı’nın krallığa geri dönmesi için müzakereleri yürütme izni verdi. Suudi savcı soruşturmalar süresince Kahtani’ye seyahat yasağı konulduğunu söylerken Körfez kaynakları Kahtani’nin özgür olduğu ve hâlâ gizlice çalıştığı bilgisi verdi.

    Muhammed el-Uteybi

    Muhammed el-Uteybi, Suudi Arabistan’ın İstanbul başkonsolosu. Cinayetten 4 gün sonra gazetecilere konsolosluk turu yaptırdı ve Cemal Kaşıkçı’nın orada olmadığını göstermek için dolap kapılarını açtı.

    Birleşmiş Milletler raporunda Uteybi’nin Kaşıkçı cinayeti öncesi diğer Suudi yetkililerle konuşma kayıtları yayımlandı. Bu konuşmalarda Uteybi “çok gizli bir görev”den bahsediyordu. Muhammed el-Uteybi İstanbul’dan ayrıldı ve kendisinden bir daha haber alınamadı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dışişleri Bakanlığı: Suudi mahkemenin Kaşıkçı cinayeti kararı beklentileri karşılamaktan uzak

    Dışişleri Bakanlığı: Suudi mahkemenin Kaşıkçı cinayeti kararı beklentileri karşılamaktan uzak


    Dışişleri Bakanlığı Cemal Kaşıkçı cinayeti hakkında Suudi Arabistan’da yürütülen davada 5 kişiye idam, diğer 3 kişiye ise 24 yıl hapis cezası verilmesi kararının beklentileri karşılamaktan uzak olduğunu açıkladı.

    Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Hami Aksoy Cemal Kaşıkçı cinayeti hakkında Suudi Arabistan’da yürütülen davada ilgili mahkeme tarafından açıklanan kararın gerek Türkiye’nin, gerek uluslararası toplumun bu cinayetin tüm yönleriyle aydınlatılmasına ve adaletin tecellisine yönelik beklentilerini karşılamaktan uzak olduğunu kaydetti.

    Aksoy açıklamasında “Merhum Kaşıkçı’nın bedeninin akıbeti, cinayetin azmettiricilerinin ve varsa yerel işbirlikçilerinin tespiti gibi önemli hususların karanlıkta kalması adaletin tecellisi ve hesap verebilirlik ilkesi bakımından temel bir eksikliktir. Ülkemiz topraklarında işlenen bu cinayetin aydınlatılması ve tüm sorumluları ile azmettiricilerinin belirlenerek cezalandırılması sadece hukuki değil, aynı zamanda vicdani bir sorumluluk ve yükümlülüktür.”

    Sözcü Aksoy, Suudi makamlarından adli işbirliği beklentisini de yineledi.

    Cemal Kaşıkçı cinayetiyle ilgili Suudi Arabistan’da görülen davada 5 kişiye idam, diğer 3 kişiye ise 24 yıl hapis cezası verildi.

    Riyad Ceza Mahkemesi tarafından açıklanan kararda idam cezasına çarptırılan kişilerin isimleri belirtilmedi. Mahkumların mağdurun ölümüne ‘doğrudan katılmaktan’ suçlu bulunduğu ifade edildi.

    Qries

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Washington Post Yayın Kurulu: Suudi Arabistan’ın Kaşıkçı kararı, adaletle alay etmektir

    Washington Post Yayın Kurulu: Suudi Arabistan’ın Kaşıkçı kararı, adaletle alay etmektir


    Washington Post Yayın Kurulu, “Suudi Arabistan, Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinde, adaletle utanmasızca alay eden bir karar aldı.” ifadesini kullandı.

    Kaşıkçı’nın da yazarları arasında olduğu Washington Post gazetesinin yayın kurulu, Suudi Arabistan yargısının Kaşıkçı davasında aldığı kararlara ilişkin, “Suudi Arabistan’ın Kaşıkçı kararı, adaletle alay etmektir” başlıklı bir makale kaleme aldı.

    “Suudi Arabistan, Gazeteci Cemal Kaşıkçı cinayetinde, adaletle utanmasızca alay eden bir karar aldı.” ifadelerine yer verilen makalede, Kaşıkçı davasında ismi açıklanmayan 5 kişiye idam, 3 kişiye ise hapis cezası verilmesine rağmen Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a yakın eski istihbarat yetkilisi Ahmed el Asiri ve Saud el Kahtani’nin “aklanmasına” tepki gösterildi.

    ‘Mahkeme sonucu Kaşıkçı ailesine karşı bir ayıptır’

    Makalede, “Mahkeme sonucu, Kaşıkçı ailesine ve ABD Kongresindeki iki partili çoğunluk da dahil, bu davada gerçek bir hesap sorulabilirlik talep eden herkese karşı bir ayıptır.” ifadesi kullanıldı.

    Söz konusu kararın uluslararası toplum tarafından kabul edilmesinin, ahlaki olarak yanlış olduğu kadar tehlikeli olduğuna da işaret edilen makalede, “Bu durum, pervasız Suudi yöneticiye (Muhammed bin Selman), cinayet maceraperestliğinin hoşgörüldüğü mesajını da gönderecektir.” uyarısında bulunuldu.

    Suudi savcının Kaşıkçı cinayetinin önceden planlanmadığına yönelik açıklamasının da eleştirildiği makalede, BM Yargısız İnfazlar Özel Raportörü Agnes Callamard’ın raporunda bunun tam tersi bir sonuca ulaşıldığı anımsatıldı.

    Trump’ın duruşu eleştirildi

    Donald Trump yönetiminin bu cinayet konusundaki duruşuna da dikkat çekilen makalede, “Başkan Trump’ın desteği olmasaydı, Muhammed bin Selman’ın bu kadar soğukkanlı bir şekilde adaletin sağlanmasını engellemesi çok olası değildi.” görüşüne yer verildi.

    Makalede ABD Kongresine de CIA direktöründen bir an önce Kaşıkçı cinayeti konusunda detaylı bir rapor talep edilmesi çağrısında bulunuldu.

    Suudi Arabistan Mahkemesinin Kaşıkçı kararı

    Suudi Arabistan Başsavcılığı, İstanbul’daki konsolosluk binasında Ekim 2018’de vahşice öldürülen Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı davasında 5 sanık hakkında idam, 3 sanık hakkında ise toplam 24 yıl hapis cezası verildiğini açıklamıştı.

    Kaşıkçı cinayetini yöneten isim olarak bilinen Suud el-Kahtani’ye herhangi bir suçlama yöneltilmedi.

    Suudi Arabistan Başsavcılığı, Kaşıkçı cinayetinde parmağı olan Suudi Arabistan’ın eski İstanbul Başkonsolosu Muhammed el Uteybi’ye de suçlama yöneltmedi.

    Başsavcılık, Kaşıkçı cinayetinde görev alan eski İstihbarat Başkan Yardımcısı Ahmed Asiri’nin serbest bırakıldığını açıkladı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Cemal Kaşıkçı cinayeti davası: Savcılık dosyanın Suudi Arabistan’a devrini istedi

    Cemal Kaşıkçı cinayeti davası: Savcılık dosyanın Suudi Arabistan’a devrini istedi


    Washington Post yazarı Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı’nın, Suudi Arabistan’ın İstanbul Başkonsolosluğunda öldürülmesine ilişkin 26 sanığın yargılandığı davada savcılık, yargılamanın Suudi Arabistan adli makamlarına devrinin sağlanmasını talep etti.

    İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, haklarında yakalama kararı bulunan firari 26 sanık katılmadı.

    Duruşmada esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcılık, dosya hakkında durma kararı verilerek, yargılamanın Suudi Arabistan adli makamlarına devrinin sağlanması için gerekli usul işlemlerinin yapılmasını istedi.

    Mahkeme heyeti de dosyanın Suudi Arabistan adli makamlarına devri hususunda görüş bildirilmesi için Adalet Bakanlığına yazı yazılmasına karar vererek duruşmayı erteledi.

    Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ı Washington Post Gazetesi’ndeki köşe yazılarıyla eleştiren Kaşıkçı, en son 2 Ekim 2018’de Suudi Arabistan’ın İstanbul konsolosluğuna girerken görülmüştü. Daha sonrasında Kaşıkçı’nın izine rastlanılmazken yetkililer gazetecinin cesedinin parçalara ayrılarak konsolosluktan çıkarıldığına inanıyor.

    Eylül 2020’de, bir Suudi mahkemesi, “şeffaflıktan yoksun olduğu” belirtilen bir davada öldürme nedeniyle sekiz kişiyi yedi ila 20 yıl hapis cezasına çarptırdı. Sanıkların hiçbirinin ismi açıklanmadı.

    Davanın ardından Kasım ayında Türk Adalet Bakanlığı Riyad’a krallıkta hüküm giyenlerin iki kez cezalandırılmaması için davanın devri konusunda talepte bunulmasını istedi.

    Bu talebin gerçekleştiğini belirten Türk adaleti, Suudi yetkililerin davanın kendilerine devredilmesini ve sanıklara yönelik kırmızı bültenlerin kaldırılmasını istediğini açıkladı.

    Savcı, sanıkların yabancı uyruklu olması, tutuklama kararlarının ve kırmızı bültenlerin infaz edilememesi ve ifadelerinin alınamaması nedeniyle talebin kabul edilmesi gerektiğini belirtti.

    Bir yıl önce yayınlanan bir ABD istihbarat raporu, Veliaht Prens Muhammed’in Kaşıkçı’yı öldürme veya yakalama operasyonunu onayladığını bildirdi. Suudi hükümeti rapordaki bulguları reddederek Selman’ın olayla ilgisi olmadığını açıkladı.

    Prens, The Atlantic’te bu ay yayınlanan bir makalesinde, suçu kanıtlanana kadar bir kişinin masum sayılması gerektiğini belirterek kendisine yöneltilen suçlamalarla haklarının ihlal edildiğini hissettiğini yazdı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Batı’nın baskısı altındaki Suudi Arabistan, Rusya ve Çin’e karşı nasıl politika izleyecek?

    Batı’nın baskısı altındaki Suudi Arabistan, Rusya ve Çin’e karşı nasıl politika izleyecek?


    ABD ve İngiltere, Suudi Arabistan’a daha fazla petrol arzı ve Rusya’yı tecritte kendilerine destek vermesi için baskı yaparken bu taleplere yanıt vermekte isteksiz olan Riyad, Çin’e petrol satışlarını dolar üzerinden yapmama konusundaki tehditlerini artırma yoluna gidiyor.

    ABD Başkanı Joe Biden’in Güvenlik Danışması Brett McGurk’ın yaptığı ziyaretin ardından İngiltere Başbakanı Boris Johnson, Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile görüşmek üzere çarşamba günü Riyad’a gitti.

    Johnson, sosyal medya hesabından paylaştığı mesajında, “Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan’ı ziyaret ediyorum. Her iki ülke, Rusya’nın benzeri görülmemiş yasa dışı acımasız işgalinden sonra bölgenin güvenliği ve küresel enerji piyasalarının ana ortaklarındandır.” ifadesini kullandı.

    Suudi Arabistan petrol arzını artırır mı?

    Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin ardından artan petrol fiyatlarını durdurmak için Batı’nın piyasalara daha fazla petrol arz edilmesi için yaptıkları çağrılara şu ana kadar duyarsız kaldı.

    ABD Başkanı Joe Biden, Riyad yönetiminin insan hakları ihlalleri ve Yemen’deki savaş ile birlikte İstanbul’da 2018 yılında işlenen Cemal Kaşıkçı cinayetinde parmağı olduğu gerekçesiyle Batı’nın eleştiri oklarını üstünü çeken Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman ile doğrudan görüşmeyi şu ana kadar reddetti.

    Bununla birlikte Beyaz Saray’ın, geçen hafta Biden ile Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri veliaht prensleri arasında Ukrayna’ya destek ve benzin fiyatlarının artışının önlenmesi konusunda telefon görüşmesi ayarlamaya çalıştığı ancak bunu başaramadığı iddia edildi.

    Suudi Arabistan neden Rusya ile ilişkileri geliştirme yoluna gitti?

    Washington ve Riyad arasındaki ilişkilerin eskiye oranla daha düşük seviyede seyretmesi üzerine Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, son dönemde Rusya ile ilişkileri geliştirme yoluna gitti.

    ABD heyetine başkanlık yapan McGurk, Riyad’da yaptıkları görüşmelerde Suudi Arabistan’ın daha fazla petrol pompalaması ve Yemen’deki savaşa siyasi çözüm bulunmasını katkı yapması konusunda baskı yaptı.

    Reuters’e konuşan iki Amerikan yetkili, Washington’un bu iki konuda Riyad’a baskı yapmayı sürdüreceğini söyledi.

    İngiltere Başbakanı Boris Johnson’ın ziyaretini yorumlayan Birleşik Arap Emirlikleri’nin önemli siyasi yorumcularından Abdulkhaleq Abdulla, Twitter hesabından yaptığı açıklamada Johnson’ın ziyaretinden istediği sonucu alamadığını ve “eve eli boş döndüğü” yorumunu yaptı.

    Reuters, bu ziyaretlere rağmen Suudi Arabistan’ın daha fazla petrol pompalama konusunda ikna edilmediği duyurdu.

    Riyad ve Pekin ilişkileri ne durumda?

    Bu arada Riyad yönetimi son dönemde Pekin yönetimi ile ilişkileri güçlendirme yolunda işaretler vermeye başladı. Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in bu yıl içinde Riyad’ı ziyaret etmesi bekleniyor.

    The Wall Street Journal, Çin’in Suudi Arabistan’dan petrolü dolarla değil kendi para birimi yuan ile almak istediğini bu konuda iki ülke arasındaki görüşmelerin sürdüğünü yazdı.

    Reuters’e konuşan bir uzman, “Eğer Suudi Arabistan bunu yaparsa, dış ticaret pazarında bütün dinamikler değişir.” diyerek görüşlerini özetlerken bunun ardından diğer alıcıların da aynı yöntemi izlemek isteyebileceğini söyledi.

    Bununla birlikte uzmanlar, petrol satışının dolar değil yuan üzerinden olması konusunda Riyad için pratikte ciddi sorunlar çıkabileceği uyarısında bulunuyor.

    Suudi Arabistan’ın son dönemde Biden yönetimi ile arasının kötü olduğu biliniyor. Suudi Arabistan, Biden yönetiminden Yemen’de daha çok yardım, İran’ın nükleer programına karşı kendi nükleer güçlerini geliştirmek için destek ve 2018’de katledilen gazeteci Cemal Kaşıkçı konusunda ABD’de Suudilere karşı açılan davalara müdahale etmesini istiyor.

    Riyad, neden Washington’a tepkili?

    ABD’nin Suudi Arabistan ile ilişkileri Katar’la yaşanan anlaşmazlığa destek veren, İran nükleer anlaşmasından tek taraflı olarak çekilen ve Kaşıkçı cinayetinde Prens Muhammed’in yanında yer alan eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde sıkılaşmıştı.

    Suudi Arabistan ile Biden yönetimi arasındaki gerilim ise 2020 başkanlık seçimleri sırasında 2018’de İstanbul’da işlenen Kaşıkçı cinayeti sebebiyle Biden’ın Suudi Arabistan’ı “dışlanmış ülke” haline getireceğine dair sözlerine dayanıyor.

    Biden ayrıca Suudi Arabistan’ı Yemen savaşı nedeniyle kınamış, ülkesi tarafından sivilleri hedef alan bazı silah ihracatını kısıtlamış ve Husileri Amerikan küresel terörist gruplar listesinden çıkarmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Suudi Arabistan’da ‘terörizmle bağlantılı suçlardan’ 81 kişi idam edildi

    Suudi Arabistan’da ‘terörizmle bağlantılı suçlardan’ 81 kişi idam edildi


    Suudi Arabistan’da çoğunluğu terörizmle bağlantılı suçlardan hüküm giyen 81 kişinin bir günde idam edildiği duyuruldu.

    Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı terör, casusluk, cinayet ve diğer bazı suçlardan yargılanan 81 kişinin idam edildiğini açıkladı.

    Bakanlık tarafından yapılan açıklamaya göre, söz konusu 81 kişi, “sapkın düşünce ve inançları benimseme, ibadethaneler, hükümet binaları ile ülke ekonomisinin can damarı olan yerleri hedef alma, yetkililer ile emniyet mensuplarını izleme ve hedef alma, kaçırma, işkence, silahlı soygun, silah kaçakçılığı gibi suçları işleme, Yemen’deki Husiler, El-Kaide ve IŞİD gibi terör örgütlerinin planlarını uygulama ve onlar için istihbaratçılık yapma” suçlamasıyla mahkemeye sevk edildi.

    Dava sonunda mahkeme, Yemen uyrukluların da aralarında bulunduğu çoğu Suudi Arabistanlı 81 sanığın idam edilmesine hükmetti.

    Açıklamada, haklarında verilen idam kararı infaz edilen sanıkların tek tek isimleri, uyrukları ve işlediği suçlar zikredildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Suudi Arabistan’da 3 yıldır tutuklu bulunan Prenses Besme serbest bırakıldı

    Suudi Arabistan’da 3 yıldır tutuklu bulunan Prenses Besme serbest bırakıldı


    Suudi Arabistan’da yaklaşık 3 yıldır cezaevinde tutulan Prenses Basmah (Besme) bint Suud bin Abdulaziz Al Suud ve kızı Suhud eş-Şerif tahliye edildi.

    Suudi Arabistanlı aktivistlerin bilgilendirme platformu olarak kullandığı “Düşünce Tutukluları” Twitter hesabından konuya dair açıklama yapıldı.

    Açıklamada, Prenses Besme ve kızı Suhud’un 6 Ocak Perşembe günü Riyad’daki El-Hair Cezaevinden serbest bırakıldığı ifade edildi.

    Suudi Arabistan’daki insan haklarıyla ilgili uygulamaları belgeleyen “El-Kıst (ALQST) İnsan Hakları Kuruluşu” da yaptığı yazılı açıklamada, Besme ve kızının serbest bırakıldıklarını doğruladı.

    Açıklamada ayrıca tutukluluğu süresince Besme’ye herhangi bir suçlama yöneltilmediği kaydedildi.

    CNN Arapça kanalına açıklama yapan Prenses’in hukuk danışmanı Henri Estramant da Besme ile kızının perşembe günü serbest bırakıldığını ve Cidde’deki evlerine gittiklerini aktardı.

    Suudi Arabistan makamları ise konuya dair herhangi bir açıklama yapmadı.

    Sahte pasaport çıkarmaya teşebbüs’ suçlamasıyla tutuklandı

    Basında yer alan açıklamalara göre iş insanı ve yazar kimliğinin yanı sıra insan hakları aktivisti olarak tanınan Prenses Besme, Mart 2019’da tedavi görmek için yurt dışına seyahat hazırlıkları yaptığı sırada, kızlarından biriyle “sahte pasaport çıkarmaya teşebbüs” gerekçesiyle tutuklanmıştı.

    Besme’nin ailesi tarafından Birleşmiş Milletlere yapılan başvuruda, prensesin ülkesi Suudi Arabistan’da yapılan ihlalleri eleştirmesinden dolayı tutuklanmış olabileceği öne sürülmüştü.

    Suudi Arabistan makamları ise Prenses Besme’nin tutuklanması konusunda herhangi bir açıklama yapmamıştı.

    Sağlık sorunları gerekçesiyle serbest bırakılmasını istemişti

    Prenses Besme, kendisine ait resmi Twitter hesabıyla ilişkilendirilmiş internet sitesinde Nisan 2020’de yayımlanan mektubunda, herhangi bir suçlama olmadan keyfi olarak El-Hair Cezaevinde tutulduğunu ve sağlık durumunun ciddileştiğini belirtmiş, ardından hayatını tehdit eden hastalıklar için tedaviye ihtiyaç duyduğunu ve amcası Kral Selman ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a kendisini serbest bırakmaları çağrısında bulunmuştu.

    Tutuklu bulunduğu hapishaneden Kral ve Veliaht Prens’e gönderdiği mektuplara rağmen tıbbi yardım ve yanıt alamadığını belirten 57 yaşındaki Prenses, açıklama yapılmadan kızı Suhud ile birlikte hapse atıldığını ileri sürmüştü.

    Aileye göre Prenses Besme, eski Veliaht Prens Muhammed bin Nayif’i destekliyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***