Etiket: Soykırım

  • İsrail’in Gazze’de ‘soykırım’ işlediğine dair dava Uluslararası Adalet Divanı’nda başladı

    İsrail’in Gazze’de ‘soykırım’ işlediğine dair dava Uluslararası Adalet Divanı’nda başladı


    Güney Afrika, ‘soykırım” yapmakla suçladığı İsrail’in Gazze’deki askeri eylemlerine derhal son verilmesi için ihtiyati tedbir talebinde bulundu

    REKLAM

    Güney Afrika’nın, İsrail’in 7 Ekim saldırılarından sonra Gazze’de yürüttüğü savaşta soykırım işlediği iddiasıyla açtığı davanın ön duruşmaları bugün Lahey’deki Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) başladı.

    Güney Afrika avukatları, iki gün sürecek davanın ilk günkü duruşmasında İsrail’i bağlayıcı ihtiyati tedbirlerin almalarını istedi. Tedbirler arasında Filistinli kaynaklara göre bugüne kadar 23 bini aşkın kişinin öldürüldüğü Gazze’deki askeri operasyonun derhal durdurulması yer alıyor.

    Duruşmada söz alan Güney Afrika Adalet Bakanı Ronald Lamola, “Devlet topraklarına yönelik hiçbir silahlı saldırı, ne kadar ciddi olursa olsun, vahşet suçları içeren bir saldırı bile, ister hukuk ister ahlak meselesi olsun, sözleşmenin ihlali için herhangi bir gerekçe veya savunma sağlayamaz. İsrail’in 7 Ekim 2023 saldırısına verdiği karşılık bu çizgiyi aşmış ve sözleşmenin ihlaline yol açmıştır.” dedi.

    Pankartlarla gösteriler

    Duruşma öncesinde yüzlerce İsrail yanlısı protestocu, Hamas’ın elindeki rehinelere atıfta bulunan “Onları evlerine getirin” yazılı pankartlarla UAD binası yakınlarında yürüyüşe geçti.

    Mahkeme binasının dışında ise Güney Afrika’nın hamlesini desteklemek üzere Filistin bayrağı sallayanlar ve protesto gösterileri düzenleyenler yer aldı.

    İki gün sürecek ön duruşmaların ilk gününde, Güney Afrika avukatları Gazze savaşında İsrail’i neden soykırım niteliği taşıyan eylem ve ihmallerle suçladıklarını ve ihtiyati tedbir talebinin sebebini açıkladı. Bu yönde bir kararın çıkmasının haftalar alması bekleniyor.

    Duruşmanın ikinci gününde İsrail’in savunma yapması öngörülüyor.

    Güney Afrika’nın iddiaları neler?

    Güney Afrika, 84 sayfalık başvurusunda İsrail’in 7 Ekim saldırılarının ardından başlattığı operasyonda Gazze’deki Filistinlilere karşı öldürerek, ciddi zihinsel ve bedensel zarar vererek, yerleşim yerlerini yıkarak, kuşatma ile açlık ve susuzluğa maruz bırakarak “fiziksel yıkımlarına yol açacak koşulları” yaratarak soykırım yaptığını dile getirdi. 

    Duruşmada “Bu eylemler Güney Afrika’nın başvurusunda ayrıntılı olarak belgelenmiş ve güvenilir, genellikle BM kaynakları tarafından teyit edilmiştir.” diyen Güney Afrika’nın avukatı Adila Hassim duruşma sırasında soykırım davranışının modelini göstermek için örnekler sıraladı.

    Güney Afrika ayrıca İsrail’in 1948 Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi kapsamındaki diğer temel yükümlülüklerini de ihlal ettiği suçlamasında bulundu.

    1948 sözleşmesi soykırımı “ulusal, etnik, ırksal veya dini bir grubu tamamen veya kısmen yok etmek amacıyla işlenen fiiller” olarak tanımlıyor.

    Güney Afrika’da iktidar partisi Afrika Ulusal Kongresi, İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki politikalarını “apartheid” rejimi altındaki kendi tarihiyle karşılaştırıyor.

    Güney Afrika Cumhurbaşkanı Cyril Ramaphosa mahkeme öncesinde yaptığı açıklamada “Bir zamanlar mülksüzleştirmenin, ayrımcılığın, ırkçılığın ve devlet destekli şiddetin acı meyvelerini tatmış bir halk olarak, tarihin doğru tarafında duracağımız konusunda netiz.” dedi.

    Netanyahu: Gazze’de kalma niyetimiz yok

    İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ise çarşamba günü yayınladığı bir videoda ülkesinin 7 Ekim sonrasındaki adımlarını savundu ve “İsrail’in Gazze’yi kalıcı olarak işgal etmek ya da sivil nüfusu yerinden etmek gibi bir niyeti yoktur.” dedi.

    Netanyahu konuşmasında “İsrail Filistin halkıyla değil Hamas teröristleriyle savaşıyor ve bunu uluslararası hukuka tamamen uygun bir şekilde yapıyoruz.” ifadelerini kullandı.

    Netanyahu, İsrail ordusunun sivil kayıpları en aza indirmek için elinden geleni yaptığını, Hamas’ın ise Filistinli sivilleri canlı kalkan olarak kullanarak bu kayıpları en üst düzeye çıkarmak için elinden geleni yaptığını de sözlerine ekledi.

    Soykırım iddiası, Holokost’taki Nazi soykırımının ardından kurulan bir Yahudi devleti olarak İsrail’in ulusal kimliğinin kalbinde yer alıyor.

    Normalde BM ve uluslararası mahkemeleri adaletsiz ve taraflı olarak değerlendiren İsrail, Hamas’ın 7 Ekim saldırılarının ardından başlattığı askeri operasyonu savunmak üzere güçlü bir hukuk ekibi gönderdi. 

    REKLAM

    Arap Birliği’nden tam destek

    Güney Afrika’nın açtığı davaya Arap Birliği de tam destek veriyor. Güney Afrika’nın açtığı davaya Arap Birliği’nin tam destek vermesinin gayet doğal ve mantıklı olduğunu belirten Arap Birliği Genel Sekreteri UAD’dan Filistinlilerin kanının dökülmesine son verecek adil ve cesur bir karar çıkması temennisinde bulundu.

    Brezilya ve Kolombiya da dün Güney Afrika’ya destek verdiklerini açıkladı.

    İsrail’e Gazze’deki savaşında destek veren en yakın müttefiki Amerika Birleşik Devletleri’nin Dışişleri Bakanı Antony Blinken ise Tel Aviv’e yaptığı ziyaret sırasında davayı “değersiz” olarak nitelendirdi.

    Blinken “İsrail’e saldıranların, İsrail’in yok edilmesi ve Yahudilerin kitlesel olarak öldürülmesi çağrısında bulunmaya devam ettikleri göz önünde bulundurulduğunda bu durum özellikle üzüntü vericidir.” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İsrail soykırım davasında kendini nasıl savunacak?

    İsrail soykırım davasında kendini nasıl savunacak?


    İsrail’de mahkemede savunma yapmak üzere Adalet ve dışişleri bakanlıkları, Ulusal Güvenlik Konseyi ve Savunma Kuvvetleri’nden üst düzey hukukçulardan oluşan bir ekip kurulmakta olduğu belirtildi. Peki bu ekip ülkenin pozisyonunu savunmak için hangi stratejiler ve hukuki argümanlar benimseyebilir?

    REKLAM

    Güney Afrika’nın Filistinlilere soykırım yapmakla suçladığı İsrail, Birleşmiş Milletler’in en üst mahkemesi Uluslararası Adalet Divanı (UAD) önünde kendisini savunacağını duyurdu. 

    İsrail başbakanlık ofisinden Eylon Levy, “İsrail devleti, Güney Afrika’nın saçma sapan kan iftirasını çürütmek için UAD önüne çıkacak” dedi.

    Bu açıklamanın ardından da davaya hazırlanmak üzere ülkede yoğun bir çalışma trafiği başladı. 

    Adalet ve dışişleri bakanlıkları, Ulusal Güvenlik Konseyi ve İsrail Savunma Kuvvetleri’nden üst düzey hukukçulardan oluşan bir ekip kurulmakta olduğu belirtildi. 

    Peki bu ekip ülkenin pozisyonunu savunmak için hangi stratejiler ve hukuki argümanlar benimseyebilir?

    1. Egemenlik ve Ulusal Güvenlik

    İsrail egemenlik ve ulusal güvenlik hakkını savunabilir. Bu, ulusal güvenliğe yönelik tehditleri göstermeyi ve eleştirilse de bazı eylemlerin nüfusu ve bölgeyi korumak için gerekli olduğunu savunmayı içerebilir.

    2. Meşru müdafaa

    İsrail BM Şartı’nın 51. Maddesi uyarınca meşru müdafaa hakkını kullanabilir. Bu, alınan önlemlerin yakın saldırılara cevap vermek için gerekli olduğunu ve tehditle orantılı olduğunu göstermeyi içerecektir.

    Savunmanın bir parçası olarak, İsrail’in avukatları 7 Ekim’de Hamas tarafından saldırıyı kesin bir şekilde detaylandırmaları söz konusu olacak.

    İsrail’in kendini savunma hakkı olduğunu ve bunu sivil kayıplara yol açmadan yapmasının Hamas’ın savaşma biçimi nedeniyle – Gazzelilerin arkasına saklanarak, sivillerin arasına karışarak – imkansız olduğunu savunacaklar.

    3. Müzakereler ve barış anlaşması

    İsrail, diplomatik çabaları ve barış görüşmeleri girişimlerini öne sürebilir. Siyasi çözümlerin devam ettiği ve farklılıkları gidermek için iyi niyetli müzakerelerin yürütüldüğü iddia edilebilir.

    4. Toprak İddialarının Geçerliliği

    İsrail, sınırlarının meşruiyeti lehine tarihi, hukuki ve siyasi argümanlar sunarak toprak iddialarının geçerliliğini savunabilir.

    Ancak İsrail’in savunması, Güney Afrika’nın UAD’ye yaptığı başvuruda atıfta bulunduğu İsrail Tarım Bakanı Avi Dichter ve arkadaşlarının sözleriyle gölgelenecek gibi görünüyor. 

    Tarım Bakanı, yoğun bombardıman altındaki Gazze Şeridi’nde yaşayan Filistinlilerin kuzeyden güneye doğru sürülmesini İsrail’in kurulabilmesi için 1948’de Filistinlilerin vatanlarından sürüldüğü Nekbe’ye benzeterek ‘2023 Gazze Nekbe’si’ ifadesini kullanmıştı.

    Başbakan Binyamin Netanyahu’nun ricasına rağmen Dichter ve etrafındaki kişiler bu yorumlarına son vermedi. 

    Salı günü ABD Dışişleri Bakanlığı, Filistinlilerin Gazze dışına yerleştirilmesi için çaba sarf eden iki aşırı sağcı İsrailli bakanı “kışkırtıcı ve sorumsuz” söylemlerinden dolayı eleştirdi.

    5. Uluslararası Normlara Uygunluk

    İsrail eylemlerinin uluslararası hukuka uygun olduğunu ve geçerli normlara saygı gösterdiğini savunabilir. Bu, insan haklarına ve uluslararası insancıl hukuka saygı ile ilgili argümanları içerebilir.

    İsrail’in UAD önündeki savunmasının söz konusu ihtilafın kendine özgü gerçeklerine, ilgili taraflara ve ihtilafı çevreleyen koşullara bağlı olacağını belirtmek önemli. Uluslararası mahkemeler belirli prosedürler ve hukuki standartlara göre çalışıyor ve sunulan hukuki argümanların gücü nihai sonuçta çok önemli bir rol oynuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Güney Afrika, Uluslararası Adalet Divanında İsrail aleyhine ‘Gazze’de soykırım’ davası açtı

    Güney Afrika, Uluslararası Adalet Divanında İsrail aleyhine ‘Gazze’de soykırım’ davası açtı


    Güney Afrika, İsrail’in 7 Ekim’den bu yana Gazze’de işlediği fiillerle 1948 tarihli Birleşmiş Milletler Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle Uluslararası Adalet Divanında ‘soykırım davası’ açtı.

    REKLAM

    Güney Afrika Cumhuriyeti, Birleşmiş Milletler’in en yüksek yargı mercii konumundaki Uluslararası Adalet Divanında (UAD), “İsrail’i, Gazze’de Filistinlilere karşı soykırım yapmakla” suçlayan bir dava açtı. 

    Pretoria’nın başvurusunda, “İsrail’in eylem ve ihmallerinin soykırım niteliği taşıdığı”, zira bu eylemlerin Filistin ulusal, ırksal ve etnik grubunun bir parçası olan “Gazze’deki Filistinlileri yok etmek” amacıyla gerçekleştirildiği belirtildi. 

    Başvuruda İsrail’in Gazze’deki eylemlerine ilişkin, “hususi soykırım niyetiyle işlenmiştir” ifadelerine yer verildi.  

    Ayrıca Lahey merkezli Mahkeme’den İsrail’in Gazze’deki askeri operasyonlarını derhal askıya alması için geçici bir emir çıkarması talep edildi. 

    Taleple ilgili gelecek günlerde ya da haftalarda duruşma yapılması muhtemel. 

    Ancak davanın başlaması halinde yıllarca sürmesi öngörülüyor. 

    UAD’dan yapılan yazılı bir açıklama ile, İsrail’in Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere yönelik “Soykırım Sözleşmesi” kapsamındaki yükümlülüklerini ihlal ettiği gerekçesiyle Güney Afrika’nın başvuru yaptığı teyit edildi.

    Tel Aviv hükümeti Güney Afrika’nın soykırım suçlamalarını “iğrenç” bulduğunu belirterek reddetti ve bunun bir “kan iftirası” (blood libel) olduğunu ileri sürdü.

    İsrail Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada davanın hukuki temelden yoksun olduğu ve mahkemenin “aşağılık bir şekilde istismar edilmesi ve ucuzlatılması” anlamına geldiği iddia edildi. 

    (“Kan iftirası” anlamına gelen “blood libel”, Yahudi karşıtı iftira ve komplo teorilerini ifade etmek için kullanılıyor.)

    İsrail, cevabi açıklamasında Güney Afrika’yı, Hamas ile işbirliği yapmakla da suçladı.

    Açıklamada ayrıca İsrail’in uluslararası hukuka bağlı olduğu ve buna göre hareket ettiği, askeri eylemlerini sadece Hamas’a karşı yoğunlaştırdığı iddia edilerek Gazze sakinlerinin düşman olmadığı dile getirildi. Keza sivillerin zarar görmesini en aza indirmek ve insani yardımın bölgeye girmesine izin vermek için adımlar attığını ileri sürdü.

    Bu arada Güney Afrika, davayı Soykırım Sözleşmesi kapsamında açıyor zira hem kendisi hem de İsrail, sözleşmenin imzacısı ülkeler.

    Soykırım Sözleşmesinin 9. maddesi uyarınca, bir devletin sözleşmenin maddelerini ihlal etmiş olması durumunda, sözleşmeye taraf herhangi bir devlet, ihlal eden devlet aleyhine Uluslararası Adalet Divanında dava açabiliyor.

    ABD’nin desteğine sahip İsrail’in savaşı durdurup durdurmayacağı ya da açılan dava ile savaşın durdurulması konusunda başarılı olup olunmayacağını henüz bilinmiyor. 

    Ancak Mahkemenin emirleri yasal olarak bağlayıcı olsa da her zaman yerine getirilmiyor.

    Zira Mart 2022’de Mahkeme, Rusya’ya Ukrayna’daki çatışmaları durdurma emri vermişti ancak Moskova, bağlayıcılığı bulunan bu yasal karara fiilen uymadı. 

    Güney Afrika, İsrail’in Gazze’deki askeri eylemlerini sıklıkla sert şekilde eleştiriyor. 

    REKLAM

    Aralarında Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa’nın da bulunduğu birçok Güney Afrikalı siyasetçi, İsrail’in Gazze ve Batı Şeria’daki politikalarını Güney Afrika’nın geçmişteki ırk ayrımcılığı rejimiyle kıyaslıyor. 

    Güney Afrika lideri Ramaphosa, son olarak İsrail’i, savaş suçu işlemekle ve “soykırımla eşdeğer” eylemlerde bulunmakla suçlamıştı.

    İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırıları 84üncü gününde devam ederken kentte şu ana kadar öldürülenlerin sayısı 22 bine yaklaştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AK Partili Açıkgöz’ün Almanya’daki konuşması nedeniyle Ankara’ya ‘nefret söylemi’ uyarısı

    AK Partili Açıkgöz’ün Almanya’daki konuşması nedeniyle Ankara’ya ‘nefret söylemi’ uyarısı


    AK Partili milletvekili Mustafa Açıkgöz’ün Almanya’nın Neuss kentinde yaptığı bir konuşma üzerine Türkiye’nin Berlin Büyükelçisi, Alman Dışişleri Bakanlığı’na çağrıldı.

    Almanya Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Türk büyükelçi ile bugün yapılan görüşmede kendisine ‘Kışkırtma ve nefret söylemine Almanya’da yer olmadığının’ hatırlatıldığı ve benzer etkinliklerin tekrar etmemesi için ‘Ankara’nın uyarıldığı’ ifade edildi. 

    Alman Dışişleri ayrıca, Türk temsilcilerin Almanya’daki seçim kampanyalarının izne tabi olduğunu ve kurallara uymayanların bunun sonuçlarına katlanacağının altını çizerek görüşmeyle ilgili bilgilendirmede şunları kaydetti: “Bugün Türk büyükelçiliğini görüşmeye davet ettik. Neuss’ta bir Türk milletvekilininki gibi çıkışlar tekrarlanmamalı. Kışkırtma ve nefret söyleminin Almanya’da yeri yoktur. Bunu yaparken, yabancı seçim kampanyası etkinliklerinin tarafımızca önceden onaylanması gerektiğini açıkça belirttik. Türk temsilciler oyunu kuralına göre oynamazsa sonuçlarını incelememiz gerekiyor.”

    Ne Olmuştu?

    AK Parti’nin Nevşehir milletvekili Açıkgöz, Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) Almanya’daki yapılanması ‘Almanya Demokratik Ülkücü Türk Dernekleri Federasyonu’nun etkinliğinde yaptığı konuşma tepki çekmişti. 

    Vekil Açıkgöz, 13 Ocak günü federasyonun Neuss kenti şubesindeki konuşmasında “PKK ve FETÖ mensuplarını yok edeceklerini” söyleyerek, “Onlara Türkiye’de yaşam hakkı tanımadığımız gibi Almanya’da da tanımayacağız. Dünyanın neresine kaçarlarsa kaçsınlar PKK denen terör örgütünü, FETÖ denen terör örgütünü bitireceğiz” ifadelerini kullanmıştı. 

    Konuşmaya ait görüntülerin sosyal medyada paylaşılması sonrasında, konu Alman güvenlik mercilerine intikal etmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uygur Türklerinden İstanbul’da Pekin Kış Olimpiyatları protestosu

    Uygur Türklerinden İstanbul’da Pekin Kış Olimpiyatları protestosu


    Çin’deki Müslüman Uygur toplumundan bir grup İstanbul’da toplanarak Türkiye’nin Pekin’de başlayan Kış Olimpyat Oyunları’nı boykot etmesi çağrısında bulundu. Çin’in İstanbul Konsolosluğu’na doğru yürüyen protestocular olimpiyat katılımcılarından da etnik azınlıklara yönelik uygulamalar karşısında seslerini yükseltmelerini istedi.

    Ellerinde Doğu Türkistan’ın bağımsızlığını temsil eden mavi-beyaz bayraklar tutan protestocular Boğaz’da toplanarak konsolosluğa doğru harekete geçti. Yürüyüş sırasında “Çin soykırımı durdur”, “Müslümanlar uyumaz, kardeşlerinin yanında durur” şeklnde sloganlar atarken bir süre yolu kapatan protestocular konsolosluğa çıkan yokuşu tımanırken polisle atıştı.

    “Karda değil kanda yapılıyor”

    Protestoculardan 26 yaşındaki Abdullah Mudinoğlu Reuters haber ajansına “Bu olimpiyatlar kar değil kan üzerinde yapılıyor” açıklamasında bulundu.

    Babasını tarihçi olduğunu ve yazdığı makale ve kitaplar yüzünden hapse atıldığını ve 2017’den bu yana kendisinden haber alamadığını belirten 28 yaşındaki Sufinur Ömercan da “Biz olimpiyatların Uygurlara karşı soykırım işlenen bu yerde yapılmasına tamamen karşıyız” diye konuştu.

    Doğu Türkistan Eğitim ve Dayanışma Derneği Başkanı Hidayet Oğuzhan protestoculara seslenerek “İnsanlığa Kış Olimpiyatlarını boykot etmeleri ve izlememeleri, sporculara ve katılımcılara da bu kanlı oyunlarda yer almamaları çağrısında bulunuyoruz” dedi.

    Soykırım suçlaması

    Birleşmiş Milletler uzmanları ve insan hakları grupları yaklaşık bir milyon Uygur Türkünün ve diğer Müslüman azınlıkların 2016’dan bu yana Şincan’daki çalışma kamplarında tutulduğunu bildiriyor.

    İngiltere’de Çin’in Uygur halkına yönelik hak ihlallerine ilişkin delilleri değerlendiren bağımsız bir mahkeme, Çin hükümetinin Sincan’da soykırım ve insanlığa karşı suç işlediği sonucuna vardı. Fransa Meclisi de Çin’in Uygurlara yönelik insan hakkı ihlallerini “soykırım” olarak tanıdı.

    Suçlamalar ilk gündeme geldiğinde bu kampların varolmadığını iddia eden Çin kanıtların ortaya çıkması üzerine bu yerlerim mesleki eğitim kampı olduğunu ve aşırılıkla mücadele için tasarlandığını ileri sürüyor.

    Geçen ay 19 Uygur Türkü karşı bir Türk savcı harekete geçerek Çinli yetkililer hakkında soykırım, işkence, tecavüz ve insanlığa karşı suç işşlemekte dolayı suç duyurusunda bulunmuştu.

    Pekin’deki Kış Olimpiyatlarını Çin’in Uygur politikası dolayısıyla Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Kanada, Avustralya, Japonya ve Danmarka gibi bazı ülkeler boykot ediyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ukrayna’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davanın ilk duruşmasına Rusya katılmadı

    Ukrayna’nın Uluslararası Adalet Divanı’nda açtığı davanın ilk duruşmasına Rusya katılmadı


    Ukrayna’nın Uluslararası Adalet Divanı’na (ICJ), Soykırım Sözleşmesi’nin Moskova tarafından ihlal edildiği gerekçesiyle yaptığı başvurunun ilk duruşmasına Rusya katılmadı.

    Ukrayna temsilcisi Anton Korynevych, duruşmanın ilk oturumunda, Rusya’nın saldırılarına son vermesi gerektiğini belirterek, ICJ’nin bu saldırıların durdurulmasında rol oynayabileceğini söyledi.

    Korynevych, “Mahkemede Rusya’ya ayrılan koltuklarının boş olması aslında gerçeği yüksek sesle dile getiriyor. Onlar burada, bu mahkemede değil, ülkeme karşı saldırgan bir savaş yürüterek savaş alanında.” dedi.

    Korynevych, Rusya’nın Ukrayna’nın ülkenin doğusunda ayrılık yanlılarına soykırım uyguladığı suçlamasının ise “korkunç bir yalan” olarak niteledi.

    ICJ’den bir sonuç çıkar mı?

    Amsterdam Üniversitesi askeri hukuk uzmanı Profesörü Terry Gill, AP’ye yaptığı açıklamada BM’ye bağlı ICJ’nin savaşın durdurulması konusunda vereceği kararın etkili olması konusunda umutlu olmadığını söyledi.

    Bir üyenin ICJ’nin kararına uymaması halinde konunun BM Güvenlik Konseyi’ne gönderildiğini kaydeden Gill, Rusya’nın da daimi üyeliği yüzünden Moskova aleyhine verilecek kararların veto edileceğini söyledi.

    ICJ Başkanı Joan E. Donoghue ise Hollanda’daki Rusya Büyükelçisi’nin hükümetinin duruşmaların sözlü ifade verilmesiyle ilgili kısmına katılmayacağı konusunda kendilerini bilgilendirdiğini söyledi.

    Ukrayna’nın başvurusu

    Ukrayna, Birleşmiş Milletler’e (BM) bağlı yargı organı Adalet Divanı’na 27 Şubat’ta yaptığı başvuruda 1948 tarihli BM Soykırımın Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’ni ihlal ettiği gerekçesiyle Rusya aleyhine dava açmıştı.

    Divan, daha önce yaptığı açıklamada, 7-8 Mart tarihlerinde tarafların dinleneceği belirterek, duruşmaların hibrit formatta yapılacağı duyurmuştu.

    Rusya’ya uyarı

    Divan, Rusya’ya açıklanacak muhtemel tedbir kararlarının etkisini ortadan kaldıracak fiillerden kaçınması uyarısında bulunmuştu.

    Rusya’nın ‘soykırım iddiaları’

    Ukrayna’da Rus etnik kökene sahip nüfusun yoğun olarak yaşadığı Donetsk ve Luhansk bölgelerinde ayrılıkçılar kendi yönetimlerini ilan etmiş, Rusya da bu yönetimleri tanımıştı.

    Rus lider Vladimir Putin, amaçlarının, “Kiev tarafından soykırıma maruz kalan insanları korumak, Ukrayna’yı Nazizm ve militarizmden arındırmak” olduğunu açıklamıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uluslararası Adalet Divanı, Myanmar’ın ‘soykırım davasında’ itirazları dinleyecek

    Uluslararası Adalet Divanı, Myanmar’ın ‘soykırım davasında’ itirazları dinleyecek


    Myanmar’ın Arakanlı Müslümanlara yönelik soykırım işlediği suçlamasıyla Uluslararası Adalet Divanı’nda (UAD) görülen davada Nepido yönetiminin itirazları dinlenecek.

    Hollanda’nın Lahey kentinde dört gün sürecek duruşmalarda ülkeyi kimin temsil edeceği ise belirsizliğini koruyor. Soykırımın sorumlusu olarak gösterilen Aung San Suu Çii, 1 Şubat 2021’deki darbeden bu yana cezaevinde bulunuyor.

    Cunta yönetimini eleştirenler, gölge bir sivil yönetim olan Ulusal Birlik Hükümeti’nin (UBH) Lahey’deki duruşmalarda ülkeyi temsil etmesi gerektiğini söylüyor.

    BM’nin en yüksek yargı organında davayı açan Gambiya, Myanmar’ın Arakanlı Müslümanlara soykırım yaptığını kabul etmesini istiyor.

    Myanmar’daki askeri yönetimin muhalifleri, ülkenin UAD’de uluslararası yaptırımlara tabi olan hukuk ekibine iki yetkili atadıklarını kaydetti.

    Myanmar Hesap Verebilirlik Projesi direktörü Chris Gunness, “Myanmar, Uluslararası Adalet Divanı’nda ağır insan hakları ihlallerinden ve hukukun üstünlüğünü ihlal etmekten cezalandırılan kişiler tarafından temsil ediliyor. Bu yasadışı cunta Myanmar’ı temsil etmemeli.” dedi.

    Gambiya’yı temsil eden avukatlar, 2019’daki duruşmalarda Myanmar ordusu tarafından işlenen soykırımla ilgili ayrıntıları haritaları, uydu görüntülerini ve fotoğrafları hakimlere gösterdi.

    Bunun üzerine mahkeme, aldığı geçici kararda Myanmar’a Rohingyalılara karşı soykırımı önlemek için elinden geleni yapması gerektiğini kaydetti.

    Arakanlı Müslümanlara ‘etnik temizlik’

    Myanmar’ın Arakan eyaletinde 2012’de Budistler ile Müslümanlar arasında çatışmalar çıktı, olaylarda çoğu Müslüman binlerce kişi öldürüldü, yüzlerce ev ve iş yeri ateşe verildi.

    Arakan’daki sınır karakollarına 25 Ağustos 2017’de düzenlenen eş zamanlı saldırıları gerekçe gösteren Myanmar ordusu ve Budist milliyetçiler, kitlesel şiddet eylemleri başlattı.

    BM’ye göre, Ağustos 2017’den sonra Arakan’daki baskıdan kaçıp Bangladeş’e sığınanların sayısı 900 bini aştı.

    Uluslararası insan hakları kuruluşları, yayımladıkları uydu görüntüleriyle yüzlerce köyün yok edildiğini kanıtlamıştı.

    BM ve uluslararası insan hakları örgütleri, Arakanlı Müslümanlara yönelik şiddeti “etnik temizlik” ya da “soykırım” olarak adlandırıyor.

    Myanmar’daki askeri darbe

    Myanmar ordusu, 2020’deki genel seçimlerde hile yapıldığı iddialarının ortaya atılması ve ülkede siyasi gerilim yaşanmasının ardından 1 Şubat 2021’de yönetime el koydu.

    Ordu, ülkenin fiili lideri ve Dışişleri Bakanı Aung San Suu Çii başta olmak üzere pek çok yetkili ve iktidar partisi yöneticisini gözaltına aldı ve olağanüstü hal ilan etti.

    Myanmar ordusunun darbe karşıtı protestocu ve isyancı gruplara silahlı müdahalesi sonucu bugüne kadar 1500’ün üzerinde kişi hayatını kaybetti, binlerce gösterici gözaltına alındı.

    Ülkede taraflar arası silahlı çatışmalar ve protestolar sürerken üst düzey hükümet yetkililerinin askeri mahkemede yargılanmalarına devam ediliyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uygurlar üzerindeki baskı doğrudan Çin’in ‘tepe yöneticilerinden geliyor’

    Uygurlar üzerindeki baskı doğrudan Çin’in ‘tepe yöneticilerinden geliyor’


    Çin’in Doğu Türkistan’daki Uygurlar ve diğer toplumlar üzerindeki baskılarının doğrudan Çin’in en üst düzey liderliğinden geldiğini ortaya koyan 2014 yılına ait gizli belgeler, internet ortamında yayımlandı.

    Sızdırılan ve ÇKP’li (Çin Komünist Partisi) tepe yöneticilerin konuşmalarından oluşan belgeler, Uygurlara yönelik nüfus kontrolü, topluca gözaltına alınma (toplama kampları) ve cezalandırılmalarına ilişkin ifadeler içeriyor.

    Bazıları ‘çok gizli’ ibaresiyle tasnif edilen belgeler, Doğu Türkistan konusunda yaptığı çalışmalarla tanınan Alman akademisyen Adrian Zenz tarafından yayımlandı.

    Belgelerde, ÇKP’nin en üst düzey yöneticileri, Doğu Türkistan’daki Uygur ve Han Çinli nüfus arasındaki dengesizliği düzeltmek için Uygurların ‘yeniden eğitim’ ve yeniden yerleştirilmesi (yerlerinden edilme) çağrısında bulunuyor.

    ‘Çok gizli’ ve ‘mahrem’ belgelerin çok önemli olduğunu belirten Zenz, 2014’e ait bu belgelerde yer alan konuşmaların içeriğiyle ilerleyen yıllarda bölgede yaşananlar arasında doğrudan bağlantı olduğunu dile getirdi.

    Örneğin, gizli belgelerde, Uygurları ‘yeniden eğitim’ adı altında toplama kamplarına doldurma, zoraki işçi ve iş gücü transfer programları ve bölgedeki Han Çinli nüfusunun arttırılarak oranının dengelenmesi bulunuyor.

    Zenz, bunun, ‘liderliğin ÇKP’nin egemenliğini koruma amacı ile uzun vadeli kültürel soykırım yapma niyetini gösterdiğini’ dile getirdi.

    İngiltere merkezli bağımsız halk mahkemesi olan (bağlayıcılığı bulunmayan) ‘Uygur Mahkemesi’ne teslim edilen söz konusu dokümanlar, sızıntının kaynağının korunması amacıyla tümüyle yayımlanmadı.

    Sızıntı, 11 belge ve 317 sayfadan oluşuyor. Nisan 2014 ile Mayıs 2018 arası dönemi kapsıyor.

    Uygulanması istenen ağır metotlar, 2016’da bölgesel yöneticilere gönderilmiş.

    “Bize zaman kazandırıcı ezici darbe vurun”

    Devlet Başkanı Şi Cinping’in 2014 tarihli bir konuşmasının bulunduğu bir gizli belgede, Çin’in Kuşak ve Yol Girişimi’nin istikrarlı bir iç güvenlik ortamı gerektirdiği’ belirtiliyor ve ‘Sincan’ın (Doğu Türkistan) güneyinde durumun kontrol altına alınmaması halinde tüm ülkenin ulusal güvenliğinin ve Çin’in 21’inci yüzyıldaki ana hedeflerine ulaşmasının tehlikede olacağı’ iddia ediliyor.

    Konuşma, Kunming kentinde 31 kişinin öldüğü, 140’tan fazla kişinin yaralandığı saldırı sonrası yapılıyor. Saldırganların adalete teslim edilmesi için ‘topyekun bir çaba’ harcanması amacıyla yapılan çağrıdan haftalar sonra gerçekleşti. Saldırının sorumluluğunu üstlenen olmasa da Çin yönetimi ve Çin medyası, saldırıdan Uygurları sorumlu tutmuştu.

    Belgeye göre Şi, konuşmasında, Doğu Türkistan’a atıfla ‘bölgedeki şiddet içeren terörist faaliyetlerin Çin’in geri kalanına yayılmasını önlemek’için topyekün bir savaşa girilmesini talep ediyor. Doğu Türkistan ve hatta Çin genelindeki istikrarın Sincan’ın güneyine bağlı olduğunu savunuyor ve “Bize zaman kazandıracak ezici bir darbe vurun” çağrısı yapıyor.

    Şiddet eylemlerinin Çin’in diğer bölgelerine yayılmış olmasından Uygurları sorumlu tutan Şi Cinping, “Bu nedenle Sincan’ın şu anda sancılı bir müdahale tedavisi döneminde olduğunu öneriyoruz.” ifadelerini kullanıyor. Keza dindarları ‘aşırılık yanlısı’ olarak tanımlıyor ve bu kişilerin ‘gözlerini kırpmadan insan öldüren şeytanlar’ olduğunu söylüyor.

    Dini aşırıcılığı ‘halüsinasyon gördüren kuvvetli ilaç’ sözleriyle tanımlayan Şi, suçluların tutuklanıp daha sonra bırakılması yöntemi yerine gözaltı merkezleri ve toplama kamplarına atıfla, “eğitim yoluyla reform” çağrısında bulunuyor.

    “Doğu Türkistan’a 2022’ye kadar 300 bin Han Çinli yerleşimci göç ettirilmeli”

    Bir başka belgede, Çin’in Doğu Türkistan Valisi (ÇKP Doğu Türkistan Parti Sekreteri) Chen Quanguo, yetkililere, “toplanması gereken herkesi toplamaları” talimatı veriyor ve kampların “uzun süre değişmeden faaliyetlerini yürütmesi” gerektiğini belirtiyor.

    Şi Cinping, bir konuşmasında ‘nüfus oranı ve nüfus güvenliğinin uzun vadeli barış ve istikrar için önemli temeller olduğunu’ savunuyor.

    Belgelerin birinde, Doğu Türkistan’daki etnik nüfusun dağılımındaki ciddi dengesizlikler ve ‘son derece mono-etnik’ bir nüfus yapısından (Uygurların aşırı yoğunlaşması) duyulan rahatsızlık yer alıyor. Bölgedeki nüfus oranının artırılması amacıyla 2022 yılına kadar 300 bin Han Çinli yerleşimcinin (çoğunlukla Çin’in doğusundan), Doğu Türkistan’a göç ettirilmesini zorunlu kılıyor.

    Çin lideri, etnik grupların birden fazla çocuk sahibi olmalarına olanak tanıyan tercihli doğum kontrol politikalarının kaldırılması talimatını veriyor. Doğum kontrol politikalarının “tüm etnik gruplar için eşit” hale getirilmesini talep ediyor.

    Zenz: Pekin, Doğu Türkistan’daki her türlü vahşetin arkasında

    Konuyla ilgili Twitter hesabından açıklama yapan araştırmacı akademisyen Adrian Zenz, “Çinli bir devlet başkanının ‘çok gizli’ açıklamaları, Pekin’in neredeyse Sincan’daki her türlü vahşetin arkasında olduğunu gösteriyor: Gözaltılar, zorla çalıştırma, doğum kontrolü ve Uygur nüfusunun azaltılması, büyük veri polisliği, yatılı okullar… Eylül ayında sızdırılan 317 sayfalık belgeler, Çin Halk Cumhuriyeti tarihinde bir devlet başkanının ‘çok gizli’ (绝密) ifadelerini içeriyor.” ifadelerini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bosna Hersek: Soykırım inkar yasasına karşılık Sırp yetkililerden görev bırakma boykotu

    Bosna Hersek: Soykırım inkar yasasına karşılık Sırp yetkililerden görev bırakma boykotu


    Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi Valentin Inzko’nun soykırım inkarının cezalandırılmasına yönelik yasaya karşı çıkan Sırp yetkililer, görev bırakma kararı aldıklarını açıkladı.

    Banja Luka kentinde bir araya gelen ve aralarında Bosna Hersek Devlet Başkanlığı Konseyi Sırp Üyesi Milorad Dodik’in de bulunduğu Sırp yetkililer, görev süresi bu ay sonunda dolan Inzko’nun soykırımın inkarını suç sayan bir yasa çıkartmasını asla kabul etmediklerini belirtti.

    Bosna Hersek’in iki entitesinden biri olan Sırp Cumhuriyeti’nin (RS) Meclis Başkanı Nedeljko Cubrilovic, düzenlediği basın toplantısında, Devlet Başkanlığı Konseyi başta olmak üzere Bosna Hersek Bakanlar Konseyi ve Bosna Hersek Meclisinde görev alan tüm Sırp yetkililerin görevlerini boykot edeceğini duyurdu.

    Yüksek Temsilcilik Ofisinin (OHR) yasal olmadığını savunan Cubrilovic, “Bosna Hersek kurumlarında Sırpların çalışabilmesi için uygun şartlar bulunmuyor.” dedi.

    Toplantının ardından açıklama yapan Milorad Dodik, “Birilerinin sadece web sitesinde yayınlayarak yasa koyabileceği bir ülkede yaşamayacağız.” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

    Inzko, yıllardır beklenen yasayı çıkarttı

    12 yıllık görev süresi bu ay sonunda bitecek olan Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi Inzko, 23 Temmuz’da “Bonn Yetkilerine” dayanarak ülkede “soykırımın inkarının cezalandırılmasına ilişkin yasa” çıkartmıştı.

    Buna göre, uluslararası mahkemelerde veya Bosna Hersek Mahkemesinde kanıtlanmış soykırım, insanlığa karşı suçları ve savaş suçlarını inkar, yüceltme, önemsizleştirme veya aklamaya çalışan kimselerin, 6 aydan 5 yıla kadar hapis cezasına çarptırılacağı belirtilmişti.

    Irk, renk, din, ulusal veya toplumsal köken, millet veya etnik topluluğa yönelik nefret ve şiddeti körükleyenlerin ise 3 aydan 3 yıla kadar hapisle cezalandırılacağı kaydedilirken, söz konusu suçlara ilişkin afiş, el ilanı ve broşür dağıtan kimsenin ise en az 3 yıl hapse mahkum edileceği bildirilmişti.

    Inzko’nun bu adımı Boşnaklar tarafından memnuniyetle karşılanırken, ülkedeki Sırpların tepkisine neden olmuştu.

    Bosna Hersek Yüksek Temsilciliği nedir?

    Bosna Hersek’te 1992-1995 arasında yaşanan savaşı sonlandıran Dayton Barış Anlaşması ile oluşturulan OHR, uluslararası toplum adına Bosna Hersek’te barış anlaşmasının uygulanmasını denetliyor.

    Yüksek Temsilcilik aynı zamanda ülkede faaliyet gösteren uluslararası kurumların etkinliklerini de koordine ediyor.

    Her yıl Birleşmiş Milletler’e Bosna Hersek’teki gelişmeler ve sorunlarla ilgili rapor da sunan Yüksek Temsilci, “Bonn Yetkileri” olarak bilinen geniş yetkilere sahip.

    Yüksek Temsilci, Devlet Başkanlığı Konseyinin üyeleri dahil olmak üzere ülkede barışın uygulanmasına engel olan kişileri görevden alabiliyor, ihtiyaç durumunda yasa da çıkartabiliyor.

    Avusturyalı diplomat Valentin Inzko, 2009’dan beri Bosna Hersek Yüksek Temsilcisi olarak görev yapıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Srebrenitsa Soykırımı: Sürece nasıl gelindi, neler yaşandı?

    Srebrenitsa Soykırımı: Sürece nasıl gelindi, neler yaşandı?


    Bosna Savaşı sırasında 8 binden fazla Boşnak sivilin Sırp askerler tarafından katledildiği Srebrenitsa Katliamı, üzerinden 26 yıl geçmesine rağmen hala yakın tarihin kanaya yarası olarak tazeliğini koruyor.

    11 Temmuz 1995’te başlayan ve 8 binden 372 Boşnak sivilin Ratko Mladic emrindeki Sırp askerler tarafından hunharca öldürüldüğü Srebrenista Katliamı, 2. Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’da yaşanan en büyük insanlık trajedisi olarak nitelendiriliyor. Aradan çeyrek asır geçmesine rağmen halen bin kurbanının kayıp olduğu bu büyük trajedi sadece Bosna Hersek’in değil tüm insanlığın adalet arayışının sembolü haline geldi.

    Soykırımda katledildikten sonra toplu mezarlara gömülen Bosnalıların DNA örneklerinden kimlik tespit çalışmaları ise devam ediyor.

    Srebrenitsa sürecine nasıl gelindi?

    25 Haziran 1991’de Hırvatistan ve Slovenya’nın resmi olarak bağımsızlıklarını ilan etmesi sonrasında patlak veren Yugoslavya İç Savaşı sonrası dağılmaya başlayan ülke, Sırbistan, Karadağ, Bosna-Hersek, Hırvatistan, Slovenya ve Makedonya’dan oluşuyordu.

    Bosna- Hersek de 29 Şubat-1 Mart 1992’de yapılan referandumla eski Yugoslavya’dan ayrılarak bağımsızlığını ilan etti. 1991’de bağımsızlığını kazanan Hırvatistan’da Hırvat güçleri ile Yugoslav askerleri arasında devam eden çatışmalar, Bosna Hersek’e de sıçradı. Sırpların kontrolündeki Yugoslav ordusu, o dönemde nüfusunun büyük çoğunluğunu Hırvatların oluşturduğu Boşnakların Ravno köyüne saldırdı. Böylece Bosna Hersek’teki savaş bu saldırı ile gayrı resmi olarak başlamış oldu.

    Yugoslavya’nın parçalanmasını fırsat bilen Bosnalı Hırvat ve Sırplar da Bosna Hersek topraklarını kendi aralarında paylaşmak için Boşnakları da içine alan cumhuriyet kurduklarını açıkladı. Hırvatlar, 18 Kasım 1991’de Hersek-Bosna Hırvat Cumhuriyeti’ni, Sırplar ise 9 Ocak 1992’de Sırp Cumhuriyeti’ni ilan etti.

    Bosna’yı ele geçirmek isteyen Sırp ve Hırvatların bağımsızlığını ilan etmesinin ardından, Sırpların kontrolündeki Yugoslav ordusunun ve istihbarat birimlerinin silahlandırdığı Bosnalı Sırplar, Müslüman Boşnaklara yönelik etnik temizlik başlattı. Boşnaklar ise liderleri Aliya İzzetbegoviç önderliğinde kuzeyde ve doğuda Sırplara, güneyde ve batıda da Hırvatlara karşı ülkenin bütünlüğünü korumak için savaştı.

    Srebrenitsa’da neler yaşandı?

    Çok sayıda sivilin öldürüldüğü haberleri üzerine Birleşmiş Milletler 1993 yılında Srebrenitsa’yı Boşnaklar için “güvenli bölge” ilan etti. Şehir, Sırpların bin 425 gün sürecek modern savaş tarihinin en uzun kuşatması sonrası Temmuz 1995’de Sırpların eline geçti.

    Binlerce Boşnak erkek, kadın ve çocuk, Srebrenitsa’nın hemen dışındaki Potocari’de bulunan 400 Hollandalı askerlerin denetimindeki BM barış gücü karargahına sığındı.

    İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Avrupa’nın en büyük mülteci krizi de Bosna-Hersek savaşı sırasında yaşandı. Dört milyonluk nüfusun yarısı mülteci durumuna düştü. Hollandalı askerler, karargaha sığınan Boşnaklar’a burada güvende olacaklarını söyledi.

    Ancak Ratko Mladic komutasındaki Sırp birliklerin 11 Temmuz 1995’te Hollandalı (BM) askerlerinin koruması altındaki “güvenli bölge” Srebrenitsa’ya girmesi sonucu binlerce Boşnak kaderine terk edildi.

    Mladiç komutasında Srebrenitsa’ya giren Sırp ordusu en az 8 bin 372 Boşnak sivili ormanlık alanda, fabrikalarda ve depolarda katletti. Katledilen Boşnaklar, toplu mezarlara gömüldü.

    Yugoslavya İç Savaşı sırasında Bosna Hersek’in Srebrenitsa kasabasında 13-18 Temmuz 1995 tarihleri arasında 8 bin genç ve yetişkin Müslüman erkek, Bosnalı Sırp güçler tarafından öldürüldü. Savaş sırasında Prijedor, Foça, Zvornik, Vişegrad gibi birçok şehirde yapılan etnik temizlik sonucu neredeyse hiç Boşnak bırakılmadı. Kimi göç etmek zorunda kaldı, kimi öldürüldü.

    Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi, Bosnalı Sırpların eski lideri Radovan Karaciç’i Srebrenitsa’da yaşananlardan sorumlu tuttu ve 40 yıl hapis cezası verdi.

    BM’nin yargı organı Uluslararası Adalet Divanı 2007’de, kasabada yaşananları “soykırım” olarak nitelendirmiş ancak sorumlusunun Sırbistan olmadığına hükmetmişti.

    Mostar Köprüsü savaşın simgesi olmuştu

    Osmanlı döneminden kalan en önemli eserlerden biri olan Mostar Köprüsü, Bosna-Hersek’te yaşanan iç savaşta 1993 yılında yıkılmış, aslına uygun olarak tekrar inşa edilerek 2004 yılında yeniden açılmıştı. 1566’da inşa edilen ve ülkenin simgesi olan Mostar Köprüsü’nün savaşın en şiddetli dönemlerinden birinde yıkılması, katliam döneminin de akıllardan çıkmayacak anlarından birisiydi.

    NATO müdahalesi

    11 Temmuz 1995 yılında BM’nin güvenli bölge ilan ettiği Srebrenitsa’da binlerce Boşnak erkeğin katledilmesi Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO)’ya yönelik tepkileri artırdı. 28 Ağustos’ta Saraybosna’nın merkezinde Markale’deki pazar yerine yapılan havan topu saldırısı sonucu 43 kişinin yaşamını yitirmesi sonrasında ise NATO uzun süren sessizliğini bozdu. 30 Ağustos 1995 tarihinde Bosna’daki Sırp hedeflere yönelik ”Kararlı Güç Harekatı” (Operation Deliberate Force) başlatıldı. Operasyon, 21 Eylül 1995’te sona erdi. Yaklaşık 400 savaş uçağı ve 15 ülkeden 5 bin askerin katıldığı müdahalede çok sayıda Sırp hedefleri vuruldu. NATO’nun müdahalesinin ardından savaştaki denge bozuldu ve Sırplar barış masasına oturmaya ikna oldu.

    Bosna Savaşı nasıl sonuçlandı?

    Ülke genelinde kurulan yüzlerce toplama kampında esir tutulan Boşnaklar, işkencelere maruz kaldı, tecavüze uğradı ve katledildi.

    Avrupa’nın ortasında, uluslararası toplumun duyarsızlığında, 3,5 yıl süren ve çok sayıda katliam, soykırım, insanlık suçlarının işlendiği bir savaş yaşandı. Savaş, 1995 yılında imzalanan Dayton Barış Antlaşması ile sona erdi.

    Aliya İzzetbegoviç ile gelen bağımsızlık

    Yugoslavya döneminde Müslümanların hakları için mücadele eden Aliya İzzetbegoviç, 1990 yılında Demokratik Eylem Partisi’ni kurdu. İlk çok partili seçimde Bosna-Hersek’in başkanı seçilen Begoviç, bağımsızlık referandumunun ardından ülkesine yapılan saldırılar karşısında (1992-1995) halkına önderlik etti. Dayton Barış Antlaşması sonrasında ‘bağımsız’ Bosna- Hersek’in ilk cumhurbaşkanı seçildi. Sağlık sorunları nedeniyle 19 Ekim 2003’te hayatını kaybetti.

    BM Barışgücü Hollanda’nın Srebenista’daki rolü neydi?

    Srebrenitsalı Boşnak sivillerin o dönem sığınabileceği tek güç olan Hollandalı BM askerlerinin rolü, aradan 26 yıl geçmesine rağmen hala tartışma konusu.

    Şehrin Sırp güçlerince işgal edilmesinin ardından, BM şemsiyesi altındaki Hollandalı askerlerin komutanı Thom Karremans’ın 11 Temmuz 1995’te görüştüğü Mladic ile birlikte kadeh kaldırması tepki toplamıştı.

    Kamuoyuna yansıyan görüntülere rağmen Karremans hiçbir zaman yargılanmadı.

    Hollanda devleti ise Srebrenitsa’daki katliamdan “kısmen” suçlu bulundu. Mahkeme, “Hollandalı askerlerin, Sırplara teslim edilen 300 kişinin öldürüleceğini öngörmesi gerektiğini” ifade etti ve 300 erkeğin yakınlarına tazminat ödemesi gerektiğine karar verdi.

    Kimlik tespiti yapılanlar her yıl 11 Temmuz’da anıt mezara defnediliyor

    Savaşın ardından kayıpları bulmak için yapılan çalışmalarda, toplu mezarlarla cesetlerine ulaşılan kurbanlar, kimliklerinin tespit edilmesinin ardından her yıl 11 Temmuz’da Potoçari Anıt Mezarlığı’nda toprağa veriliyor.

    Uluslararası Adalet Divanı “Soykırım” dedi

    Hollanda’nın Lahey kentideki Uluslararası Adalet Divanı, 2007’deki kararında, Srebrenitsa ve civarında yaşananları “soykırım” olarak nitelendirdi.

    Sırp komutan Ratko Mladic, Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi (ICTY)’de bir önceki kasım ayında sonuca bağlanan davada, aralarında Srebrenitsa Soykırımının da bulunduğu birçok suçtan müebbet hapse mahkum edildi.

    Aynı mahkeme, 2016’da sonuca bağladığı davada, ‘Bosna kasabı’ olarak bilinen Bosnalı Sırpların eski lideri Radovan Karadzic’e Srebrenitsa soykırımı dahil 10 ayrı suçtan 40 yıl hapis cezası verdi.

    Mahkeme ayrıca, Srebrenitsa soykırımındaki suçları nedeniyle eski Sırp general Radislav Krstic’i 35 yıl, Vidoje Blagojevic’i 15 yıl, Vujadin Popovic ve Ljubisa Beara’yı ömür boyu, Drago Nikolic’i 35 yıl, Ljubomir Borovcanin’i 17 yıl, Vinko Pandurevic’i 13 yıl, Radivoje Miletic’i 19 yıl, Milan Gvero’yu 5 yıl hapse mahkum etti. Bosna Hersek Mahkemesinde görülen davada ise 13 Temmuz 1995’te bine yakın Boşnak sivilin öldürülmesiyle suçlanan Milorad Trbic, 30 yıl hapse mahkum edildi.

    Farklı mahkemelerde görülen Srebrenitsa davalarında bugüne kadar 45 Sırp, toplam 699 yıl hapis cezası aldı.

    Eski Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Milosevic de Srebrenitsa’daki soykırımla suçlanmış ancak ICTY’deki yargılanması devam ederken tutuklu bulunduğu cezaevinde yaşamını yitirmişti.

    Savaş suçlusu Bosnalı Hırvat Slobodan Praljak mahkemede intihar etti

    Hollanda’nın Lahey kentindeki Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin 2017 Aralık ayında görülen temyiz duruşmasında Bosnalı Hırvatların altı askeri veya siyasi sorumlusunun 1992–1995 yıllarındaki savaşta işledikleri suçlardan 2013’te aldıkları cezalara yaptıkları itiraz karara bağlanıyordu.

    Mahkeme, davanın sanıklarından 72 yaşındaki Bosnalı Hırvat Slobodan Praljak’ın 20 yıl hapis cezasını onadı. Bu kararın okunmasının ardından “Praljak suçlu değil!” diye bağıran eski komutan, elinde tuttuğu şişedeki potasyum siyanür zehrini içerek intihar etti.

    Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi kapandı

    1993’te BM kararı ile kurulan Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesi, Praljak’ın intiharı sonrası faaliyetlerini fiilen sonlandırdı.

    İç savaşta işlenen suçların cezalandırılması için kurulan mahkemede görülen 161 davada 4 bin 650 tanık dinlendi, 90 kişi mahkum edildi, 19 kişinin de beraatine karar verildi.