Etiket: Siyaset

  • Hollanda’da 9 ay süren koalisyon görüşmeleri tamamlandı: Rutte dördüncü dönemine hazırlanıyor

    Hollanda’da 9 ay süren koalisyon görüşmeleri tamamlandı: Rutte dördüncü dönemine hazırlanıyor


    Hollanda’da 9 aydır süren koalisyon görüşmeleri dört siyasi partinin müzakereleri tamamlaması ile son buldu. Ülkede 2010 yılından beri başbakanlık yapan Mark Rutte koalisyonun başında dördüncü döneme girmeye hazırlanıyor.

    Rutte’un merkez sağ partisi VVD, merkez sol D66, merkez sağ CDA ve muhafazakar Christen Unie çarşamba günü parlamentoya sunacakları metin üzerinde anlaştı.

    Mart ortasındaki parlamento seçimlerinin ardından başlayan müzakereler tam 271 gün sürmüş oldu. 2017’de 225 gün hükümetsiz kaldıktan sonra bu, Hollanda için yeni bir rekor.

    Avrupa’daki hükümetsizlik rekoru ise hala 541 gün ile Belçika’da.

    Görüşmelerden sonra gazetecilere verdiği demeçte Rutte, “Bu iyi bir anlaşma” dedi, ancak daha fazla ayrıntı vermedi.

    17 Mart seçimlerinde D66 partisinden sandalye kazanmış olan Sigrid Kaag da bunun “güzel ve dengeli bir anlaşma” olduğunu söyledi.

    ‘Teflon’ Rutte

    İlk olarak Ekim 2010’da seçilen Rutte, çocuk parası ile ilgili bir skandal üzerine Ocak ayında başbakanlıktan istifa etmişti fakat vekil sıfatıyla görevine devam etti.

    VVD partisinin kolayca kazandığı Mart ayındaki parlamento seçimlerinde de seçmenlerin hışmına uğramadı ve sadece iki hafta sonra bir güven oyu oylamasından kıl payı ile kurtuldu.

    Bu türden siyasi krizlerde yara almadan çıkma yeteneği üzerine Başbakan Rutte’a hiçbir şey yapışmayan “Teflon” lakabını kazandırdı.

    Orban’dan sonra en uzun süre koltukta kalmaya devam eden Avrupalı lider

    Bu dördüncü dönemle birlikte Mark Rutte, Mayıs 2010’da göreve başlayan Macar Viktor Orban’dan sonra Avrupa’nın en uzun süre iktidarda kalan liderlerinden biri olacak. Bu alanda rekor 16 yıl ile Angela Merkel’de.

    Halk içinde tepki gören Covid kısıtlamaları ve protestolarla gündeme gelen Hollanda’da siyasetçileri oldukça zor bir kış bekliyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Alman bakan Scholz: Partim SPD isterse koalisyon hükümetinden çıkarız

    Alman bakan Scholz: Partim SPD isterse koalisyon hükümetinden çıkarız


    Almanya Maliye Bakanı Olaf Scholz, Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) Merkel hükümeti için oluşturulan koalisyondan çıkma kararına saygı göstereceğini açıkladı.

    Scholz, hazirandan beri lidersiz kalan SPD başkanlığı en güçlü aday olarak görülüyor.

    Alman ZDF kanalında konuşan Scholz’a partisinin koalisyondan çıkması halinde, bakanlıktaki görevini bırakıp bırakmayacağı sorusu soruldu. Alman siyasetçi, “Aralık ayında partinin nasıl ilerleyeceğine dair bir karar alınacak ve hepimiz bu karara uymak zorundayız, ben dahil” diye yanıt verdi.

    SPD kan kaybediyor

    2017’deki genel seçimlerde büyük hayal kırıklığı yaşayan SPD, daha sonra girdiği tüm yerel, eyalet ve Avrupa Parlamentosu seçimlerinde de kan kaybetti.

    Genel Başkan Andrea Nahles haziran ayında istifa edince, liderlik koltuğu da Federal Meclis Grup Başkanlığı koltuğu da boş kaldı.

    SPD’nin liderlik yarışı 17 adayla çarşamba günü başladı. Adaylar, 12 Ekim’e kadar Almanya’nın farklı bölgelerinde 22 kez SPD üyeleriyle bir araya gelecek. SPD Genel Başkanı da bu konferanslar sonucunda aralık ayında yapılacak genel kurulda belli olacak.

    SPD, kurulduğu 1863 yılından bu yana en sıkıntılı dönemlerinden birini yaşıyor. Son 20 yılda SPD’nin genel başkanlık koltuğuna 12 kişi oturdu.

    SPD anketlerde az farkla 3’ncü sırada

    Almanya’da yapılan bir anket, genel seçim olması halinde CDU ve ortağı CSU oyların yüzde 28’ini alacağına, Yeşiller’e desteğin ise yüzde 24 olduğuna işaret ediyor.

    SPD ise yüzde 15 ile sadece üçüncü sırada. Ancak aşırı sağ partisi AfD partisi yüzde 13 ile SPD’ye yakın gözüküyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan: Avrupa Birliği’nin Kavala ile ilgili aldığı kararları tanımıyoruz | Canlı Blog

    Erdoğan: Avrupa Birliği’nin Kavala ile ilgili aldığı kararları tanımıyoruz | Canlı Blog


    Erdoğan: AİHM’in Kavala ve Demirtaş ile ilgili kararlarını tanımıyoruz

    Cumhurbaşkanı Erdoğan “Biz, Avrupa Birliği’nin Kavala’yla, Demirtaş’la, şununla, bununla ilgili aldığı kararları tanımıyoruz. Olay bu kadar basit. ‘Yok’ farz ediyoruz” dedi.

    Erdoğan, Katar ziyaretinin ardından gazetecilere gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu, soruları yanıtladı. AİHM’in Osman Kavala ile ilgili ‘ihlal süreci’ başlatması kararıyla ilgili Erdoğan, bu kararı tanımadıklarını söyledi:

    “Buna yorum yapmaya gerek yok ki. Biz, Avrupa Birliği’nin Kavala’yla, Demirtaş’la, şununla, bununla ilgili aldığı kararları tanımıyoruz. Olay bu kadar basit. ‘Yok’ farz ediyoruz. Bizim indimizde bunlar yok hükmündedir. Bunları kaç kez açıkladık. İster anlasınlar ister anlamasınlar. Bizim yargımızın vermiş olduğu kararın üzerinde biz, Avrupa Birliği kararı tanımıyoruz. Ne biliyorlarsa onu yapsınlar.”


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hollanda’da 6 aydır hükümet kurulamıyor: Parti liderleri koalisyon için toplandı

    Hollanda’da 6 aydır hükümet kurulamıyor: Parti liderleri koalisyon için toplandı


    Hollanda’da genel seçimlerin üzerinden altı ay geçmesine rağmen hükümet kurulamadı. Siyasi parti liderleri, çıkmaza giren koalisyon görüşmelerinde yeni adım atmak için bir araya geldi.

    Yeni hükümetin kurulmasında koalisyon seçeneklerinin araştırılmasında görev alan eski içişleri bakanlarından Johan Remkes, dokuz parti liderine yaptığı davette, “Ülkemizin acilen yeni bir kabineye ihtiyacı var. 17 Mart seçimlerinden bu yana geçen süre göz önüne alındığında, geniş ve yapıcı merkezden tüm partilerin sorumluluk alma zamanı gerçekten geldi.” dedi.

    Lahey’deki yeni toplantı, çıkmazı kırmak için yeni bir seçime ihtiyaç olabileceği yönündeki spekülasyonların ortasında gerçekleşti.

    Görev süresi sona eren geçici Başbakan Mark Rutte hükümetinin yerini almak için çoğunluk veya azınlık koalisyonu kurma girişimleri şimdiye kadar başarısız oldu.

    Dört partili koalisyon kurulması bekleniyor

    Ülkede 15-17 Mart’ta yapılan genel seçimlerde, 150 sandalyeli meclise, siyasi yelpazenin dört bir yanından toplam 17 parti girdi.

    Rutte’nin Özgürlük ve Demokrasi için Halk Partisi en büyük parti olarak ortaya çıktı ve onu eski dışişleri bakanı Sigrid Kaag liderliğindeki merkezci D66 partisi izledi.

    En son başarısız müzakere turunda, bu iki parti, Hristiyan Demokratlar ile birlikte bir azınlık koalisyonu kurmaya çalışmıştı. Hollanda’da en az 4 partili bir koalisyon kurulması bekleniyor.

    Rutte’nin mevcut dört partili koalisyonu, ülkenin vergi makamlarının çocuk refahı ödemelerini talep eden aileleri yanlış bir şekilde dolandırıcı olarak etiketlediği bir skandalın ardından dağılmıştı.

    Hollanda’da 2017’de yapılan genel seçimlerden 225 gün sonra iki partili koalisyon hükümeti kurulabilmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Almanya’da Merkel’siz seçim: Başbakan adayları kim ve vaatleri neler?

    Almanya’da Merkel’siz seçim: Başbakan adayları kim ve vaatleri neler?


    Almanya’da Angela Merkel döneminin sonuna gelirken, bugün yapılan federal seçimlerde yarışan şansölye adaylarına ve partilerin vaatlerine sizler için göz attık.

    Merkel’in halefi Armin Laschet

    Merkel’in partisi olan muhafazakar Hristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) adayı Armin Laschet, kendisini Merkel’in doğal halefi olarak gösteriyor. İnsanları birleştirme yeteneğiyle sıklıkla övülen Laschet, selefinin Avrupa yanlısı görüşlerini paylaşıyor.

    Almanya’nın en kalabalık eyaleti olan Kuzey Ren-Vestfalya’nın lideri 60 yaşındaki Laschet, detaylı olmayan ama güven verici bir manifesto ortaya koyarak Merkel’in seçim kampanyalarındaki risk almaktan kaçınma stratejisini uyguluyor.

    “Gaf yapmaya meyilli”

    Bunun bir başka nedeni de CDU adayının gaf yapmaya meyilli olması. Bu bakımdan talihsiz bir üne sahip. Ancak aynı zamanda yediği darbelerden sağ kurtulma konusundaki yeteneğiyle de tanınıyor.

    Laschet, 2015’te Suriye ve Afganistan’dan kaçan yüz binlerce kişiye izin verme kararının ardından Merkel’in ender destekçilerinden biriydi, ancak o zamandan beri pandeminin ele alınması konusundaki farklılıklar nedeniyle ilişkileri soğudu.

    10 yıl önce bölge bakanı olarak entegrasyonist politikaları ona CDU saflarında “Türk Armin” lakabını kazandırmıştı. Daha sonra, göçmenlere verdiği destek ve Yeşiller’e sempati duyması ona “Hoş Bay Laschet” ismini kazandırdı.

    Laschet, Almanya’nın Belçika ve Hollanda sınırlarına yakın en batıdaki şehri olan Aachen’de büyüdü ve hala da bu şehirde yaşıyor. Dindar bir Katolik olan Laschet eşiyle bir gençlik kilisesi korosunda tanıştı ve hukuk okuduktan sonra önce gazetecilik yapıp ardından siyasete atıldı.

    Geçen ocak ayında da CDU başkanlığını kazandıktan üç ay sonra, CDU’nun Bavyera’daki kardeş partisi CSU’nun popüler başkanı Markus Söder’in merkez sağ adayı olma mücadelesinden zaferle çıkmıştı.

    Seller sonrası imaj kaybı

    Temmuz ayında batı Almanya’da, 50’si kendi bölgesinde olmak üzere en az 190 kişinin ölümüne neden olan sel, Laschet’in kriz yönetme becerisini ciddi şekilde test etti.

    Bir gazetecinin iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik önlemler konusundaki sorusuna küçümseyici bir yanıt verdiği için sosyal medyada eleştiri yağmuruna tutulan Laschet, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier kurbanları anarken, arka planda güldüğü bir fotoğraf da ortaya çıkınca imajı oldukça zarar gördü.

    Olaf Scholz anketlerde öne geçti

    Ağustos ayı başlarında yapılan bir INSA anketinde Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) lideri sosyal demokrat Olaf Scholz yüzde 27 ile hem Laschet’i (yüzde 14) hem de Yeşillerin adayı Annalena Baerbock’u (yüzde 13) açık ara farkla geride bıraktı.

    Bununla birlikte, ankete katılanların üçte birinden fazlasının bu üç isimden hiçbirini istemediğini belirtmesi ise anketin en dikkat çekici sonucu oldu.

    SPD partisi de 16 yıldır ilk kez anketlerde Merkel’in CDU’sunun önüne geçti.

    Avrupa’nın en eski partilerinden biri olan SPD’ye 17 yaşında uzun saçlı bir öğrenciyken katılan Scholz için bu durum şimdiden bir zafer görüntüsü çiziyor.

    “Duygusallıktan yoksun Scholzomat”

    Bir dönem Hamburg’un belediye başkanlığını da yapmış olan Scholz, “duygusuz ve monoton” konuşmaları nedeniyle ülkede sık sık alay konusu oluyor ve bu nedenle kendisine “Scholzomat” lakabı takılmış. Meslektaşlarının aktardığına göre “duygusallık onun işi değil”. Seçimler sonrası koalisyon kartları kendi lehinde dağıtılırsa şansölye koltuğuna oturabilir.

    Bir dönem çalışma bakanlığı da yapmış olan Scholz’un kampanya sloganı #ausrespekt (saygıdan ötürü). Bu tema altında sosyal konut yardımları ve asgari ücretin artırılması gibi vaatleri destek görüyor.

    Scholz, 2018’de ekonomik açıdan muhafazakar Wolfgang Schaüble’nin maliye bakanı olarak yerini aldığından beri, selefinin sert, üsten bakan tonundan uzak durdu. Ancak aynı zamanda Schaüble’nin oturttuğu titiz disipline zarar vermemeye de özen gösteriyor.

    Geleneksel olarak sol partilerden politikacılar tarafından benimsenen tutumlar, Almanya tabanında her zaman olumlu karşılanmıyor. Örneğin işgücü piyasasının liberalleşmesi ve bütçe kemer sıkma politikalarının yoğun taraftar bulması soldaki birçok kişiyi şaşırtıyor.

    “Yalnız savaşçı”

    Bununla birlikte Scholz, maliye bakanı olduğu dönemde, Alman finansal hizmet sağlayıcısı Wirecard yolsuzluk skandalı sırasında ayakta uyutulduğu eleştirilerine maruz kaldı.

    Die WELT gazetesi, Scholz’u “Arkasında vatandaşları olan, ancak geriye dönüp baktığında partisi olmayan yalnız bir savaşçı” olarak nitelendiriyor.

    Baerbock güçlü mücadele vermeyi hedefliyor

    “Bu seçimlerde tehlikede olan çok şey var. Geleceğimiz tehlikede ve gelecek kendi kendine olmaz, inşa edilmelidir” diyen Yeşiller adayı Annalena Baerbock’un ağustos ayının başlarında seçim kollarına yaptığı çağrı, BM iklim uzmanlarının küresel ısınmanın hızlanması konusunda en endişe verici raporunu yayınladığı gün geldi.

    Partisinin yönetmeye “hazır” olduğunu ilan ederken, temmuz ayındaki yıkıcı seller de Baerbock ve partisinin söylemlerini iyice kamuoyu gündemine ve siyasetin merkezine taşıdı.

    Baerbock’un şansölyelik adaylığı nisan ayındaki anketlerde kısa bir süreliğine gerçek bir olasılık gibi göründü.

    Almanya’da “yeni bir başlangıcı” temsil ettiğini söyleyen 40 yaşındaki dinamik isim, Merkel’in 16 yıllık muhafazakar yönetiminin ardından değişimi ve yenilenmeyi temsil ettiğini belirtiyor. Ancak Baerbock’un güvenilirliği, hakkındaki intihal ve abartılmış özgeçmiş suçlamalarıyla darbe almış durumda.

    Sığınmacılara olumlu yaklaşıyor

    Mültecilere açık kapı politikası olan Baerbock’un sığınma programı CDU-CSU grubunun önde gelenleri tarafından “Sosyal-refah devletimiz açısından bir bomba kadar yıkıcı” olarak nitelendiriyor.

    Hannover yakınlarında büyüyen Baerbock, yetiştirilme tarzını politik olarak tanımlıyor. Ailesi onu nükleer karşıtı protestolara götürmüş. Sportif bir genç olan Baebock, önceleri bir savaş muhabiri olmak istemiş ancak yirmili yaşlarında Brüksel’de staj yaparak siyaset kariyerine adım atmış.

    Tutkulu bir Avrupalı

    Kendisini “tutkulu bir Avrupalı” olarak tanımlayan Baerbock 2018’de Robert Habeck ile Yeşiller’in eş başkanlığına seçilmişti.

    Partinin ana teması açık: Bir sonraki federal hükümet, Paris iklim anlaşmasının taleplerini karşılamak için bir öncekinden daha ileri gitmeli ve iklim korumasını tüm politika alanlarında bir ölçüt haline getirmeli deniyor.

    Baerbock ayrıca çocukların ve sığınmacıların haklarını geliştirmek ve düşük ücretlilerin vergi yükünü hafifletmek için çeşitli politikalara sahip.

    Anne ve feminist olan ilk şansölye olacak

    Baerbock seçimi kazanırsa, ilk Yeşil Şansölye, göreve gelen ilk anne ve kendisini açıkça feminist olarak adlandıran ilk Alman hükümet başkanı olacak. Yeni Zelandalı Jacinda Ardern ve Finlandiyalı Sanna Marin gibi o da iki küçük çocuk annesi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Almanya’da şansölye adayları kimler ve vaatleri neler?

    Almanya’da şansölye adayları kimler ve vaatleri neler?


    Almanya’da Angela Merkel döneminin sonuna gelirken, 26 Eylül’deki federal seçimlere az bir süre kala yeni şansölye adaylarına ve partilerin vaatlerine sizler için göz attık.

    Merkel’in halefi Armin Laschet

    Merkel’in partisi olan muhafazakar Hristiyan Demokrat Birliği’nin (CDU) adayı Armin Laschet, kendisini Merkel’in doğal halefi olarak gösteriyor. İnsanları birleştirme yeteneğiyle sıklıkla övülen Laschet, Merkel’in Avrupa yanlısı görüşlerini paylaşıyor.

    Almanya’nın en kalabalık eyaleti olan Kuzey Ren-Vestfalya’nın lideri 60 yaşındaki Laschet, detaylı olmayan ama güven verici bir manifesto ortaya koyarak Merkel’in seçim kampanyalarındaki risk almaktan kaçınma stratejisini uyguluyor.

    “Gaf yapmaya meyilli”

    Bunun bir başka nedeni de CDU adayının gaf yapmaya meyilli olması. Bu bakımdan talihsiz bir üne sahip. Ancak aynı zamanda yediği darbelerden sağ kurtulma konusundaki yeteneğiyle de tanınıyor.

    Laschet, 2015’te Suriye ve Afganistan’dan kaçan yüz binlerce kişiye izin verme kararının ardından Merkel’in ender destekçilerinden biriydi, ancak o zamandan beri pandeminin ele alınması konusundaki farklılıklar nedeniyle ilişkileri soğudu.

    10 yıl önce bölge bakanı olarak entegrasyonist politikaları ona CDU saflarında “Türk Armin” lakabını kazandırmıştı. Daha sonra, göçmenlere verdiği destek ve Yeşiller’e sempati duyması ona “Hoş Bay Laschet” ismini kazandırdı.

    Laschet, Almanya’nın Belçika ve Hollanda sınırlarına yakın en batıdaki şehri olan Aachen’de büyüdü ve hala da bu şehirde yaşıyor. Dindar bir Katolik olan Laschet eşiyle bir gençlik kilisesi korosunda tanıştı ve hukuk okuduktan sonra önce gazetecilik yapıp ardından siyasete atıldı.

    Geçen ocak ayında da CDU başkanlığını kazandıktan üç ay sonra, CDU’nun Bavyera’daki kardeş partisi CSU’nun popüler başkanı Markus Söder’in merkez sağ adayı olma mücadelesinden zaferle çıkmıştı.

    Seller sonrası imaj kaybı

    Temmuz ayında batı Almanya’da, 50’si kendi bölgesinde olmak üzere en az 190 kişinin ölümüne neden olan sel, Laschet’in kriz yönetme becerisini ciddi şekilde test etti.

    Bir gazetecinin iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik önlemler konusundaki sorusuna küçümseyici bir yanıt verdiği için sosyal medyada eleştiri yağmuruna tutulan Laschet, Almanya Cumhurbaşkanı Frank-Walter Steinmeier kurbanları anarken, arka planda güldüğü bir fotoğraf da ortaya çıkınca imajı oldukça zarar gördü.

    Olaf Scholz anketlerde öne geçti

    Ağustos ayı başlarında yapılan bir INSA anketinde Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) lideri sosyal demokrat Olaf Scholz yüzde 27 ile hem Laschet’i (yüzde 14) hem de Yeşillerin adayı Annalena Baerbock’u (yüzde 13) açık ara farkla geride bıraktı.

    Bununla birlikte, ankete katılanların üçte birinden fazlasının bu üç isimden hiçbirini istemediğini belirtmesi ise anketin en dikkat çekici sonucu oldu.

    SPD partisi de 16 yıldır ilk kez anketlerde Merkel’in CDU’sunun önüne geçti.

    Avrupa’nın en eski partilerinden biri olan SPD’ye 17 yaşında uzun saçlı bir öğrenciyken katılan Scholz için bu durum şimdiden bir zafer görüntüsü çiziyor.

    “Duygusallıktan yoksun Scholzomat”

    Bir dönem Hamburg’un belediye başkanlığını da yapmış olan Scholz, “duygusuz ve monoton” konuşmaları nedeniyle ülkede sık sık alay konusu oluyor ve bu nedenle kendisine “Scholzomat” lakabı takılmış. Meslektaşlarının aktardığına göre “duygusallık onun işi değil”. Seçimler sonrası koalisyon kartları kendi lehinde dağıtılırsa şansölye koltuğuna oturabilir.

    Bir dönem çalışma bakanlığı da yapmış olan Scholz’un kampanya sloganı #ausrespekt (saygıdan ötürü). Bu tema altında sosyal konut yardımları ve asgari ücretin artırılması gibi vaatleri destek görüyor.

    Scholz, 2018’de ekonomik açıdan muhafazakar Wolfgang Schaüble’nin maliye bakanı olarak yerini aldığından beri, selefinin sert, üsten bakan tonundan uzak durdu. Ancak aynı zamanda Schaüble’nin oturttuğu titiz disipline zarar vermemeye de özen gösteriyor.

    Geleneksel olarak sol partilerden politikacılar tarafından benimsenen tutumlar, Almanya tabanınnda her zaman olumlu karşılanmıyor. Örneğin işgücü piyasasının liberalleşmesi ve bütçe kemer sıkma politikalarının yoğun taraftar bulması soldaki birçok kişiyi şaşırtıyor.

    “Yalnız savaşçı”

    Bununla birlikte Scholz, maliye bakanı olduğu dönemde, Alman finansal hizmet sağlayıcısı Wirecard yolsuzluk skandalı sırasında ayakta uyutulduğu eleştirilerine maruz kaldı.

    Die WELT gazetesi, Scholz’u “Arkasında vatandaşları olan, ancak geriye dönüp baktığında partisi olmayan yalnız bir savaşçı” olarak nitelendiriyor.

    Baerbock güçlü mücadele vermeyi hedefliyor

    “Bu seçimlerde tehlikede olan çok şey var. Geleceğimiz tehlikede ve gelecek kendi kendine olmaz, inşa edilmelidir” diyen Yeşiller adayı Annalena Baerbock’un ağustos ayının başlarında seçim kollarına yaptığı çağrı, BM iklim uzmanlarının küresel ısınmanın hızlanması konusunda en endişe verici raporunu yayınladığı gün geldi.

    Partisinin yönetmeye “hazır” olduğunu ilan ederken, temmuz ayındaki yıkıcı seller de Baerbock ve partisinin söylemlerini iyice kamuoyu gündemine ve siyasetin merkezine taşıdı.

    Baerbock’un şansölyelik adaylığı nisan ayındaki anketlerde kısa bir süreliğine gerçek bir olasılık gibi göründü.

    Almanya’da “yeni bir başlangıcı” temsil ettiğini söyleyen 40 yaşındaki dinamik isim, Merkel’in 16 yıllık muhafazakar yönetiminin ardından değişimi ve yenilenmeyi temsil ettiğini belirtiyor. Ancak Baerbock’un güvenilirliği, hakkındaki intihal ve abartılmış özgeçmiş suçlamalarıyla darbe almış durumda.

    Sığınmacılara olumlu yaklaşıyor

    Mültecilere açık kapı politikası olan Baerbock’un sığınma programı CDU-CSU grubunun önde gelenleri tarafından “Sosyal-refah devletimiz açısından bir bomba kadar yıkıcı” olarak nitelendiriyor.

    Hannover yakınlarında büyüyen Baerbock, yetiştirilme tarzını politik olarak tanımlıyor. Ailesi onu nükleer karşıtı protestolara götürmüş. Sportif bir genç olan Baebock, önceleri bir savaş muhabiri olmak istemiş ancak yirmili yaşlarında Brüksel’de staj yaparak siyaset kariyerine adım atmış.

    Tutkulu bir Avrupalı

    Kendisini “tutkulu bir Avrupalı” olarak tanımlayan Baerbock 2018’de Robert Habeck ile Yeşiller’in eş başkanlığına seçilmişti.

    Partinin ana teması açık: Bir sonraki federal hükümet, Paris iklim anlaşmasının taleplerini karşılamak için bir öncekinden daha ileri gitmeli ve iklim korumasını tüm politika alanlarında bir ölçüt haline getirmeli deniyor.

    Baerbock ayrıca çocukların ve sığınmacıların haklarını geliştirmek ve düşük ücretlilerin vergi yükünü hafifletmek için çeşitli politikalara sahip.

    Anne ve feminist olan ilk şansölye olacak

    Baerbock seçimi kazanırsa, ilk Yeşil Şansölye, göreve gelen ilk anne ve kendisini açıkça feminist olarak adlandıran ilk Alman hükümet başkanı olacak. Yeni Zelandalı Jacinda Ardern ve Finlandiyalı Sanna Marin gibi o da iki küçük çocuk annesi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Almanya’da seçim: Başbakan adayları canlı yayında karşı karşıya geldi

    Almanya’da seçim: Başbakan adayları canlı yayında karşı karşıya geldi


    Almanya’da, 26 Eylül’de yapılacak genel seçimlerde yarışacak başbakan adayları canlı yayında karşı karşıya geldi.

    Hristiyan Birlik (CDU/CSU) partilerinin başbakan adayı ve Hristiyan Demokrat Birlik Partisi (CDU) Genel Başkanı Armin Laschet, Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) başbakan adayı ve Maliye Bakanı Olaf Scholz ile Yeşiller Partisi’nin başbakan adayı ve partinin Eş Başkanı Annalena Baerbock, Alman Birinci Televizyon Kanalı ARD ve İkinci Televizyon Kanalı ZDF’nin ortak yayınında, Maybrit Illner ile Oliver Köhr’ün moderatörlüğünde, mevcut gelişmeler ve gelecekteki hedeflerine ilişkin soruları cevapladı.

    Seçimlerden sonra başbakan adaylarının hangi partilerle koalisyon yapacağına ilişkin konu başlığıyla başlayan yayında Laschet, Sol Parti ve Almanya için Alternatif (AfD) Partisi ile kesinlikle koalisyon görüşmeleri yapmayacağını belirterek, “Demokratik partiler kendi aralarında konuşmalı. Biz birinci parti olmak için mücadele ediyoruz.” dedi.

    Yeşillerin adayı Baerbock ise özellikle sosyal alanda SPD ile çok ortak yönlerinin bulunduğunu vurgulayarak, Sol Parti’nin ise uluslararası sorumluluğu almak istemediğini ifade etti.

    Baerbock, tüm demokrat partilerle koalisyon görüşmeleri yapacaklarını, dış politikada ve iç güvenlik gibi konularında Sol Parti ile ihtilaflarının bulunduğunu anlattı.

    Scholz da halkın, seçimin nasıl sonuçlanacağına karar vereceğini ve SPD’ye güçlü bir yetki verilmesi için çalıştığını dile getirerek, “Almanya’yı yönetmek isteyen, net pozisyonlara sahip olmalı. Transatlantik iş birliğinden yana olması, NATO’nun güvenliğimiz için vazgeçilmez olduğunu söylemesi ve güçlü bir Avrupa Birliğinden yana olması gerekir.” değerlendirmesinde bulundu.

    Prensiplerine ilişkin net konuştuğunu aktaran Scholz, bu prensipler çerçevesinde gelecekte hareket edeceğini kaydetti.

    Laschet ile Scholz arasında tartışma

    Osnabrück Savcılığı tarafından kara para aklanması iddialarının ardından başlatılan soruşturma kapsamında bir hafta önce Maliye Bakanlığında yapılan aramaların, seçimlerde partisinin başarısı için tehlikeli olup olmayacağı sorusuna ilişkin de Scholz, bu aramaların Köln’deki Mali İstihbarat Dairesindeki (FIU) iki çalışının doğru dürüst çalışmadığından dolayı yapıldığını ve bakanlıkla ilgisinin olmadığını savundu.

    Laschet ise, FIU’nun bağlı olduğu Maliye Bakanlığında savcılığın arama yapmasına karşın Scholz’un bu şekilde olumlu konuşmasının bir mucize olduğunu belirterek, şöyle devam etti:

    “Kara para denetlemesi sizde. Bu kuruma (FIU) sahipsiniz. Eksiklikleri bildiğimiz için seçim programımızda, bu kurumun, Federal Kriminal Dairesine bağlanmasını istiyoruz. Siz daha çok çalışanım var diyorsunuz, ancak daha az şey aydınlatılıyor. Kara para aklamada o kadar az şey aydınlatılıyor ki savcılık başka bilgiler lazım diyor. Hakim de böyle bir arama yapılmasına izin veriyor. Sayın Scholz bundan dolayı yargıyla ilgili aşağılayıcı konuşmanız uygunsuzdur.”

    Savcılık yetkilileri geldiğinde her şeyin ortaya konulması gerektiğini ifade eden Laschet, Scholz’un sorumluluk taşıdığı başka olaylarının da bulunduğunu savundu.

    Laschet “Benim maliye bakanım sizin gibi çalışsa büyük bir sorunumuz olurdu.” ifadesini kullandı.

    Bunun üzerine Scholz, rakibi Laschet’i olayları çarpıtmakla suçlayarak, Maliye Bakanlığına yönelik bir araştırmanın yapılmadığını, FIU’ya karşı yapılan araştırma konusunda savcılığın bilgiler istediğini ileri sürdü.

    Aşırı sağ ve ırkçılıkla mücadele

    CDU/CSU’nun başbakan adayı Laschet, aşırı sağa karşı sınırlar çizdiğine dikkati çekerek, “Demokrasi için en büyük tehdit aşırı sağdan geliyor.” dedi.

    Laschet, aşırı sağcılık ve ırkçılarla mücadele ettiğini belirterek, bunların parlamentoya ait olmadıklarını dile getirdi.

    Yeşiller Partili Baerbock da başbakanlığındaki önceliğinin ırkçılıkla mücadele olacağını vurguladı.

    Dijitalleşme

    Üç aday da dijitalleşmenin yeni hükümetin acil ele alması gereken konu olduğunu anlattı.

    Laschet, başbakanlığında bir dijitalleşme bakanlığı kurulacağını kaydederek, bugüne kadar bu alanda çok şey yapıldığını ancak bunun yetersiz olduğunu söyledi.

    Baerbock ise dijitalleşme bakanlığı kurulmasına karşı çıkarak, bunun başbakanlığa bağlı bir konu olması gerektiğini belirtti.

    Artan kira ücretleri

    Scholz ve Baerbock, kira ücretlerinin artırılmasını engellemek için bir limitin koyulmasını isterken, Armin Laschet, kira ücretlerinin çok fazla artmaması için belirli düzenlemelere sahip olduklarını aktardı.

    Laschet, bir limitin koyulması yerine daha fazla binanın yapılması gerektiğini ifade ederek, bunun için de şirketlerin konut yapma konusunda teşvik edilmesini ve bürokrasinin azaltılmasını istedi.

    Öte yandan ZDF, açık oturumun ardından Wahlen araştırma şirketinin 753 kişi ile telefonda hızlı bir şekilde yaptığı anketin sonuçlarını yayımladı.

    Buna göre, ankete katılanların yüzde 32’si, SPD’nin başbakan adayı Olaf Scholz’u başarılı gördü. Baerbock yüzde 26 ile ikinci, Laschet de yüzde 20 ile üçüncü oldu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Tunus Cumhurbaşkanı Said: Yasa dışı göçün gerçek nedenleri araştırılmalı

    Tunus Cumhurbaşkanı Said: Yasa dışı göçün gerçek nedenleri araştırılmalı


    Avrupa Birliği (AB) yakın zamanda Tunus’un demokratik dönüşümüne destek karşılığında küresel göç ortaklığını yeniden canlandırmaya yönelik müzakereleri hızlandırdı. Euronews, Brüksel’de Avrupalı liderlerle katıldığı toplantının oturum aralarında Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said ile görüştü.

    euronews: İş ziyareti için Brüksel’de bulunuyorsunuz, oldukça önemli birçok konuya ilişkin Avrupalı yetkililerle masaya oturdunuz, özellikle de göç ortaklığı gündemde. Ülkeniz Tunus’tan Avrupa’ya düzensiz hareketlerle ilgili bilgi alışverişi konusunda ne gibi stratejiler planlıyor?

    Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said: “Yasa dışı ve düzensiz göç hakkında defalarca konuştum. Birçokları güvenlik sorunundan hareketle bu meseleye dair çözümlerden bahsediyor. Ancak bu görüşün göçmen dalgasını durdurmak için yeterli olmadığı ortada. Eğer bu yasa dışı göçmenler daha iyi yaşamak, hayallerini gerçekleştirmek ve Avrupa vatandaşlarının ülkelerinde sahip olduğu imkanlara sahip olmak gibi amaçlara ulaşırlarsa göç konusu gündeme getirilmeyecek. Olayı analiz etmek yerine göçün gerçek nedenleri araştırılmalı.

    Kuzey Afrika ve Tunus’tan Avrupa’ya ulaşan birçok yasa dışı göçmen kendilerine kolaylık sağlayan suç örgütleri tarafından sömürülüyor, yasa dışı işlere maruz bırakılıyor ve mülteci hakları ihlal ediliyor. Akademisyenler ve diğer yüksek nitelikli işçilerin düzenli göçleri hakkında da konuşmalıyız. Geçtiğimiz yıl yaklaşık 500 doktor Avrupa’ya gitti.”

    ‘Yasa dışı göçün nedenlerini ortadan kaldırmadıkça güvenlik ve huzur olmayacak’

    euronews: Tunus’ta faaliyet gösteren insan kaçakçılığı ağlarıyla mücadelede Tunus’un ihtiyaç duyduğu AB kaynakları neler?

    Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said: “Tunus’ta ve aynı zamanda Avrupa’da bu ağlarla mücadele etmek için… Tunus’un kuzeyinde tarlalarda ve fabrikalarda ya da kara ve yasa dışı olarak adlandırılan pazarlarda çalıştıklarında onları kim kabul ediyor? Avrupa içinde insan kaçakçılığı yapan ağlarla da mücadele etmek gerekiyor.

    Yasa dışı göçün nedenlerini ortadan kaldırmadıkça burada güvenlik ve huzur olmayacak. Yasa dışı göçmenlerin bir kısmı her türlü umutlarını kaybettiği için buna mecbur kaldılar, hayalleri kalmadı.”

    euronews: AB ve Tunus 2012’de Ayrıcalıklı Ortaklık inşa etti ve bu eylem planıyla öncelik sosyo-ekonomik kalkınmaya verildi. Tunus’ta işsizlikle mücadele etmek için iş fırsatları yaratmaya yönelik bu ortaklık sayesinde nasıl yatırım yapabilirsiniz?

    Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said: “Gençlere istihdam oluşturulması için birçok Avrupa ülkesi ve Avrupa Birliği ile elbette anlaşmalar yapıldı. Onlara, dünyada adaleti tesis etmek için yeni mekanizmalar kurmamız gerektiğini söyledim.”

    euronews: Onlara, virüsün yayılımını emgellemek için Covid-19 aşısı bulmada Tunus’un karşılaştığı zorluklardan bahsettiğinizde Avrupalılar sizi dinledi mi?

    Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said: “Evet, bizi dinliyorlar. Ben burada operasyonel çözümlerden bahsediyorum. Tunus’ta biz aşılamayla ilgili çok sayıda eylem planı harekete geçirdik ancak bunlar hâlâ yetersiz ve etkisiz. Son günlerde Tunus’un oksijen cihazı ve tıbbı malzeme sıkıntısı çeken çeşitli bölgelerinden sinyal aldık ve durumu kontrol altına almayı başardık. Bu afet durumlarına tek bir ülkenin gayretleriyle değil, küresel bir yaklaşımla müdahale edilebilir.”

    Said: ‘Tunus terörün hedefi olan bir ülke değil’

    euronews: Terörle mücadele konusuna geçelim, 2011 Devrimi’nden (“Arap Baharı”) hemen sonra Tunus, Libya ve Cezayir sınırı yakınlarında artan cihatçı hareketlerle karşı karşıya kaldı.

    Tunus bugün cihatçı gruplarla mücadelede nerede?

    Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said: “Tunus her gün terörün hedefi olan bir ülke değil, güvenli bir ülkeyiz biz. Toplumumuzu, özellikle belirli bir entelektüel güvencesizliğin kurbanı olanları tehdit eden terörizmden kurtarmayı amaçlayan bir kültürel değer platformu kurarak korumaya almalıyız.”

    euronews: Bu yıl bazı Arap ülkeleri İsrail ile resmi ve diplomatik ilişkiler geliştirdi. Tunus bu adımı nasıl görüyor?

    Tunus Cumhurbaşkanı Kays Said: “Ülkelerin karar alma özgürlüğüne saygı duyuyoruz, devletlerin kararlarına karışmayı hiç istemiyoruz. Hepsi özgür ancak biz de dilediğimiz gibi karar almakta özgürüz.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • BM Genel Sekreteri Guterres: Küresel sorunları çözmek için uluslararası iş birliği gerekli

    BM Genel Sekreteri Guterres: Küresel sorunları çözmek için uluslararası iş birliği gerekli


    Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, “Covid-19 ile mücadele ve iyileşme projelerinde gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki devasa eşitsizliği sürdürürsek, küresel ekonominin birçok alanında çöküş yaşayabiliriz” dedi

    Pandemi, iklim ve göç, bunlar BM genel sekreterinin Brüksel’deki Avrupa Konseyi’nde AB liderleriyle tartıştığı, bizi birleştirebilecek ama bazen de bölen konulardan bazıları.

    Her durumda, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler arasında gerçek bir ortaklık var. Bu nedenle, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’i küresel sohbetlere davet etmekten büyük bir memnuniyet duyuyorum. Programa katıldığınız için çok teşekkür ederiz. Şimdi, sadece birkaç gün önce, New York’ta ikinci bir beş yıllık görev süresine yeniden atandınız.

    Bu temelde iki anlama geliyor, birincisi, insanların yaptığınız işten memnun olması ve ikincisi ise işi sevmeniz. Peki ikinci dönemin odak noktası ne olacak?

    BM Genel Sekreteri Antonio Guterres

    Muhtemelen ana odak noktası, pandemiyle toplumların, iklimin, muazzam kırılganlığına tanık oluyoruz. siber dünyada bir adaletsizlik söz konusu. Nükleer silahlanma riskleri var. Gerçek şu ki, bu sorunlarla başa çıkmak için daha fazla uluslararası iş birliğine çok uluslu yaklaşımlara ihtiyacımız var.

    Ancak bunun için taraflı sistemimizi güçlendirmemiz ve bazı küresel ortak alanlar için iklimin iyi bir örnek olduğundan emin olmamız gerekiyor. Sağlık da başka bir örnek, pandemilerle ilgili hazırlıklı olmak, çok taraflı yönetişim mekanizmalarını güçlendirmemiz gerekiyor. DSÖ’ye bakın.

    Euronews, Stefan Grobe

    Dolayısıyla şu anda tüm insanlık için en büyük zorluk pandemi. Avrupa Parlamentosu’na durumun her iki yöne de gidebileceğini, bozulabileceğini veya kırılabileceğini söylediniz. Bununla ne demek istediniz?

    BM Genel Sekreteri Antonio Guterres

    Çok basit. Yapmazsak, er ya da geç herkesi her yerde aşılamayı başaramazsanız kötüye gider. Virüs mutasyona uğruyorsa ve belirli bir anda mutasyona uğruyorsa, aşı yapın. İyileşme projelerinde gelişmiş ülkeler ile gelişmekte olan ülkeler arasındaki devasa eşitsizliği sürdürürsek, küresel ekonominin birçok alanında çöküş yaşayabiliriz.

    Aksine, her yerde herkesi aşılayarak, virüsü yenebilir ve aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerin likidite borç sorunlarını çözebilir ve onlara pandemiden de kurtulabileceğinin garantisini verebiliriz. Bir atılım yapabiliriz.

    Euronews, Stefan Grobe

    Sağlık hizmetlerinde ve sosyal korumada büyük boşluklar var. Ama bence de en acil olan şey sizin de bahsettiğiniz gibi aşı eşitsizliği.

    Bu çabaları nasıl hızlandırabiliriz? Küresel bir plana ihtiyacımız olduğunu söylediniz, ama bu acil bir durum.

    BM Genel Sekreteri Antonio Guterres

    Aşı üretim kapasitemizi iki katına çıkarmamız ve aşıların adil dağılımını sağlamamız gerekiyor. Bu nedenle örneğin G20’de, aşı üreten veya üretebilecek ülkelerin hükümetlerinden oluşan bir acil durum görev gücüne sahip olunması gerektiğini önerdim.

    Yeterli teknolojik destek varsa ve bu üretim kapasitesini iki katına çıkarmak için lisanslar verilir ve tedarik zincirleri kurulursa, bunun olmasını sağlamak için bir ilaç şirketiyle anlaşmak ve aynı zamanda her yerde eşit bir aşı dağılımı sağlamak için COVAX’ı kullanmak gerekli.

    Euronews, Stefan Grobe

    Bir başka küresel kırılganlık da iklim. Avrupa Birliği’nin yeşil anlaşmasını övdünüz. Şimdi, eleştirmenler bunun yeterli olmadığını söylüyor. Çok az, çok geç diyorlar Cevabınız nedir?

    BM Genel Sekreteri Antonio Guterres

    Hedefler açısından bakıldığında, Avrupa doğru yolda. Şimdi ne gerekiyor? Sahip olmamız gereken, bu hedefleri gerçeğe dönüştürecek politikalar ve önlemler. Avrupa’da ve her yerde uygulanmakta olan kurtarma paketleri hala fosil yakıtlara çok para yatırıyor, yenilenebilir enerji için ise yeterince yatırım yok. Vergilendirmeyi henüz gelirden karbona kaydıramıyoruz.

    Avrupa’nın dünyada daha fazla kömürlü termik santrali finanse etmeyeceği açıklansa bile henüz bunu hayata geçiremiyoruz. Ama yine de dünyanın farklı yerlerinde kurulmakta olan kömür santralleri var.

    Yani, hedefler tamam ama politikanın uygulandığından emin olmalıyız, bu hedeflere ulaşılacağını garanti etmeliyiz ve açıkçası dünyanın geri kalanının da aynısını yapması için her şeyi yapmamız gerekiyor.

    Euronews, Stefan Grobe

    Diğer bir başlık. Kamudaki kariyeriniz boyunca büyük bir çaba sarfettiğiniz bir konu.

    Kamudaki kariyeriniz boyunca büyük çaba sarf ettiğiniz diğer bir konu da mültecilerin durumu. Şu anda, salgın göçmenlerin durumunu daha da kötüleştirdi. AB liderleriyle yaptığınız görüşmelerde, bunun ileride uygun bir şekilde ele alınacak bir konu olduğu izlenimini edindiniz mi?

    BM Genel Sekreteri Antonio Guterres

    Bence kat edilmesi gereken hala çok yol var. Ama benim için bir şey çok açık. Ticaretin serbest olduğu, Brüksel’den Kopenhag’a veya Brüksel’den Lizbon’a pasaport veya başka hiçbir belge göstermeden ve aynı para birimini kullanarak gidebileceğim bir Avrupa Birliği’niz olduğunda, sığınma ve göç konularına ülke bazında bakmanın mümkün olmadığı açık. Bu konularda Avrupalı ​​bir yaklaşımımız olmalı, çünkü aksi takdirde ülkeler arasındaki rekabet yönetimi bunu imkansız hale getirir. Göç ve sığınma konusunda ortak bir Avrupa yaklaşımı olmazsa ve Avrupalı ülkelerle göçün başladığı ülkeler arasında etkin bir işbirliği yoksa, bu göç dalgaları kaçakçılar ve insan tacirleri tarafından yönetilmeye devam eder.

    Euronews, Stefan Grobe

    Avrupa Birliği’nin Birleşmiş Milletler’in en önemli ortağı olduğu kadına yönelik şiddetle mücadeleye odaklanan bir girişim söz konusu. Nispeten yeni bu programdan bize bahseder misiniz?

    BM Genel Sekreteri Antonio Guterres

    Öncelikle şunu söylemeliyim ki BM’de harcadığımız her dört eurodan biri Avrupalı ​​vergi mükelleflerinden geliyor ve bunun için minnettarlığımı ifade etmek istiyorum. Avrupa şu anda, kalkınmaya yönelik en büyük insani yardım bağışçısı ve en büyük resmi kalkınma yardımı sağlayıcısı.

    Avrupa Birliği, sizin de belirttiğiniz gibi, kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetle mücadeleyi amaçlayan ve Spotlight girişimi olan BM’de yönettiğimiz bir programı finansal olarak destekliyor. Program, bu hedeflere sahip açık ara dünyanın en büyüğü. Bir örnek vermek gerekirse, bu program sayesinde tüm dünyada 650 bin mağdur kadına destek olundu. Kadınları ve kız çocuklarını şiddete karşı korumak için farklı ülkelerde seksen dört yeni yasa çıkarıldı.

    Faillerin mahkumiyet sayılarına baktığımızda yüzde 22’lik bir artış gördük, bu da programın mağdurlara her türlü desteği sunduğu anlamına geliyor. Mevzuatı geliştirmek, yargı sistemleriyle, polis güçleriyle birlikte hareket etmek ve aynı zamanda özellikle erkekleri ve oğlan çocuklarını erkekliğe uygun bir yaklaşıma sahip olmasını sağlamak için duyarlı hale getirmek. Dolayısıyla bu, ne yazık ki kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddetin arttığı bir dönemde çok etkili olan geniş kapsamlı bir dizi girişimdir.

  • İzmir HDP il binasına saldırı: ‘İçişleri Bakanı bu olayı önlemekle mükellef güçtür. İstifa etmeli’

    İzmir HDP il binasına saldırı: ‘İçişleri Bakanı bu olayı önlemekle mükellef güçtür. İstifa etmeli’


    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) İzmir il binasına silahlı saldırı düzenlendi. Saldırıda parti çalışanı Deniz Poyraz hayatını kaybetti. İzmir Valiliği saldırganın yakalandığını duyurdu.

    HDP Van milletvekili Tayyip Temel’e göre bir süredir İçişleri Bakanlığı’na bağlı valilikler ve emniyet müdürlükleri ile ilintili gruplar HDP’nin parti binaları önünde provokasyon yapıyor. İzmir HDP il binasına yapılan saldırıyı da bunun bir parçası görüyor.

    ”Bu gruplar aslında Diyarbakır’dan başlayarak Şırnak, Van ve en sonunda da İzmir il binamızın önüne çadır kurdu. Çok organizeler ve hatta ücret aldıkları ifade ediliyor. Son olarak İzmir’de il binamız önündeki provokatif eylem için defalarca emniyet ile görüşüldü. Polis de o kişiyi korumak için etrafını bariyerlerle kapattı.”

    Temel saldırının zamanlamasına dikkat çekiyor. Çünkü saldırının gerçekleştiği gün saat 15.00’da HDP parti eş başkanlarının da aralarında bulunduğu 40 kişi toplantı halinde olacaktı. Aynı zamanda HDP İzmir il binasında HDP ekoloji komisyonunun öncülüğünde Prof. Dr. Beyza Üstün’ün çıkardığı kitabın da imza günüydü. HDP Van milletvekili Tayyip Temel, ”Muhtemelen saldırıyı organize eden güçler bu saati şaşırdı.” diyor ve olaya dair şu detayları paylaşıyor.

    ”Kişi girdiği gibi etrafa ateş etmiş. Onlarca kurşun duvarlara ve pencerelere isabet etmiş. Aynı zamanda da Sabahat Tuncel’in fotoğrafına defalarca ateş edilmiş. Belli ki istihbarat sağlanmış. Saldırganın da fotoğrafları hemen ortaya çıktı. Görüyoruz ki Suriye’de eğitilmiş, donatılmış. Bu kişinin SADAT ile ilişkisi olduğu iddia ediliyor. Zaten SADAT’a bağlı kişiler biraz gayrimeşru çalışmalar yürüttükleri için devletin belli kurumlarında resmi ve gayriresmi çalışabiliyorlar. Böyle bir bilgi de aldık. O nedenle saldırganın bağları araştırılırsa bunun çok organizeli bir şekilde gündemi değiştirmeye yönelik olduğu ortaya çıkar.”

    Konuyla ilgili HDP olarak araştırmalarına devam ettiklerini söyleyen HDP Van milletvekili Temel, saldırının sorumlusu olarak İçişleri Bakanlığı’nı gördüklerini ifade ediyor. Ve bu saldırının tesadüf olmadığını, sürecin bilinçli bir şekilde örüldüğünün altını çiziyor. Temel’e göre bu süreci örenler devlet kademelerinde görev yapanlar.

    HDP’li vekil Temel, ”İçişleri Bakanlığı’nın son zamanlarda gündem olması sebebiyle, gündemi değiştirmek için bazı gayrımeşru güçlerin bir şekilde bu saldırı veya benzer saldırıları teşvik ettiğini düşünüyoruz.” açıklamasında bulunuyor.

    ”Araştırmalarımız sürüyor, ama kişinin kendi kaynaklarında tehdit ve fotoğraflar var. Bunların görülmemiş olması mümkün değil. Polisin gözü önünde gerçekleşen bu saldırının organize bir saldırı olduğu şüphesi artırıyor bizde. Bu konuda adres iktidardır. Daha büyük saldırıların olma ihtimali kesinlikle var. İçişleri Bakanı bu olayı önlemek ile mükellef güçtür. Kapıda nöbet tutan polisler İçişleri Bakanlığının talimatları ile hareket ediyor. Türkiye’de İçişleri Bakanı istifa etmesi gereken bir durumdadır. Bugün yaşanan saldırı mahkeme salonlarından başlayan, Meclis kürsülerinden katliam çağrılarıyla devam eden ve il binalarımızın önünde çeşitli provokatif gruplarla provoke edilen bir sürecin cinayete dönüşmüş halidir.”

    İzmir’deki saldırının sonrasında Adalet Bakanı Abdülhamit Gül sosyal medya hesabından bir açıklama yaparak saldırıyı lanetledi ve olayın tüm yönleriyle aydınlatılacağını belirtti.

    Euronews’e bu açıklamayı değerlendiren HDP Grup Başkanvekili Fatma Kurtulan, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’ün açıklamalarını anlamlı bulmadığını söylüyor.

    Gül’ün vermiş olduğu tepkiyi kamuoyunun tepkisine bağlayan Kurtulan, ”O zaman bu zihniyeti değiştirmeleri lazım. Eğer bunu doğru bulmuyorlarsa bunun gereğini yapmalılar” diyor.

    ”Bizzat iktidarın ortağı ile birlikte her gün partiye saldıran, kriminalize eden ve hedef gösteren bu iktidarın demeçlerini çok anlamlı görmüyorum. Bundan beslenen klikler buna katılmıyor ve bunu doğru bulmuyorsa devlet veya kendi içlerindeki bir kiliğin yaptığı iş olarak görüyorlarsa bunun gereğini yapmalılar. Bunun arkasındaki azmettiriciler bizzat devlet içindeki klikler ve bu iktidardır.”

    ”HDP’ye yönelik daha çok insanın ölümünü hedefleyen bir konseptin devrede”

    HDP’ye yönelik saldırıların arkasında devlet içi kliklerin olduğunu ve bu nedenle de saldırıların cezasız kaldığını düşünen HDP Grup Başkanvekili Kurtulan, HDP’ye yönelik daha çok insanın ölümünü hedefleyen bir konseptin devrede olduğu kanısında.

    ”2015’te HDP Mersin il binasına yapılan ‘bombalı çiçek’ saldırısında, kişi elini kolunu sallayarak geliyor ve daha sonra Türkiye’nin dışına çıkıyor. Sözde partinin korumaları var, devlet resmi olarak güvenlik sağlıyor. Ama her saldırı sonrasında, partimizi korumakla görevli olan polisler dışarı çıkıyor. Bizler ve demokrasi güçlerinin defalarca söylediği şeyi Sedat Peker şimdi itiraf ediyor. Böyle olduğu için herkes tarafından dikkate alınıyor. Ama bizler sürekli dedik. Mesela Tahir Elçi’nin, Ape Musa’nın katilleri neden hala bulunmuyor? Devlet içindeki yapıların işi olduğu için bulunamıyor, bulunmak istenmiyor. Bu durum da aynıdır. Şimdi iktidar kanadından açıklamalar olacak bu kişinin yargı önüne çıkarılacağına dair. İyi de bu tetikçi meselesi değil ki. Mesele onu azmettiren zihniyet. Bu katilleri ortaya çıkaran, yetiştiren, üzerimize salan zihniyeti ele almak lazım.”

    İktidarın sandıkta ve siyaseten HDP ile baş edemediğini söyleyen Kurtulan, İçişleri Bakanını ‘güvenlikçi politikaları en pervasız kullanan, yetkisini en kötüye kullanan kişi’ olarak suçluyor. Tüm hak taleplerinde bulunan herkes bu ülkede tehdit altında diyen HDP’li Kurtulan, bunun sorumluluğunu da İçişleri Bakanına yüklüyor.

    ”HDP çok doğru bir yerde duruyor. Parti binalarını kapatma derecesine varan baskılara rağmen yeni kongrelerle daha da büyüyoruz. Bununla baş edemeyen bir güç kendi önünde engel olarak gördüğü partimizi kriminalize ederek diz çöktürmeyi düşünüyor. Koltuklarının ömrünü uzatmak ve ceplerindeki paraların miktarını büyütmeye odaklanmış bir zihniyet. Kendi geleceklerini bizim yokluğumuz üzerine kurguladıkları için bu saldırıyı sorunsuz sürdürmek istiyorlar. Ama HDP diz çökmez.”