Etiket: Selahattin Demirtaş

  • İmralı heyetiyle görüşme sonrası Demirtaş: Somut adımların hızlıca atılması gerekiyor

    İmralı heyetiyle görüşme sonrası Demirtaş: Somut adımların hızlıca atılması gerekiyor


    Selahattin Demirtaş, DEM Parti’ye ve ‘özellikle’ PKK lideri Abdullah Öcalan’a güven ve desteğinin ‘tam’ olduğunu belirtti.

    REKLAM

    Yaklaşık dokuz yıldır cezaevinde bulunan eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) eş başkanı Selahattin Demirtaş, İmralı heyetiyle görüşmesi sonrası yaptığı açıklamada ”Güven verici adımlar hızla atılmalı” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri Pervin Buldan ve Sırrı Süreyya Önder’den oluşan heyet 28 Aralık’ta Kürdistan İşçi Partisi (PKK) lideri Abdullah Öcalan ile İmralı’da görüşmüştü. Daha sonra bu heyete Ahmet Türk de eklendi ve siyasi partilerle görüşmeler yapıldı.

    Cumartesi günü ise heyet, DEM Parti’nin öncülü HDP’nin Edirne’de tutuklu bulunan eski genel başkanı Selahattin Demirtaş ile görüştü.

    ‘Desteğim tam’

    Görüşme sonrası Demirtaş, DEM Parti’ye ve ‘özellikle’ Öcalan’a güven ve desteğinin ‘tam’ olduğunu belirtti.

    Şeffaflık vurgusu

    Kamuoyu desteğinin en hassas konu olduğu anlatan Demirtaş ”Bu nedenle şeffaflık son derece önemli ve gereklidir” dedi ve İmralı heyetinin siyasi partileri bilgilendirmesinin önemli olduğunu belirtti. Demirtaş şunları söyledi: ”Ayrıca barış dilinin tüm çevrelere hakim olması da önemlidir. Bu konularda konuşan herkes tehdit, şantaj, aşağılama dilinden ve provokatif söylemlerden uzak durmalı, yenme ve yenilme üzerinden boş ve anlamsız bir retorik oluşturmak yerine herkesin, hepimizin kazanacağı ortak bir gelecek üzerinde durmalıdır.”

    Sürece isim koydu

    Sürece isim konulmasından kaçınıldığını söyleyen Demirtaş, kendileri açısından bunun ‘Demokratikleşme, barış ve kardeşlik’ süreci olduğunu belirtti.

    ‘Öcalan inisiyatif alacaksa yanında olacağımızı belirtiyoruz’

    ”Bizler demokratik, barışçıl zeminde siyaset yapan aktörler olarak çatışmaların, şiddetin kalıcı şekilde son bulmasını arzuluyor, istiyor, destekliyoruz,” diye ekleyen Demirtaş şunları söyledi: ”Sayın Öcalan, koşulları oluştuğunda bu konuda bir inisiyatif alacaksa yanında olacağımızı belirtiyoruz. Olası bir çağrının tüm inisiyatifi elbette kendisindedir. Kendisinin de belirttiği gibi, böylesi bir çağrının hukuki, siyasi zeminini oluşturma sorumluluğu da iktidar ve parlamentodadır. Bizler, barış girişimlerine bu aşamada her türlü desteği sunarız. Ancak çağrıyı yapacak olan da olası bir çağrının muhatabı da biz değiliz. Siyasetçiler olarak bizim rolümüz ve misyonumuz, barış zeminini güçlendirmek, tarafları barış için cesaretlendirmek, teşvik etmek ve barışı kolaylaştırmaktır. Fakat bundan da öte temel sorumluluğumuz; demokrasi, özgürlükler, eşitlik, adalet ve temel insan hakları için barışçıl, sivil, siyasi mücadeleyi büyütmektir. Bu mücadelenin kanal ve imkanlarının şimdiden açılması gerekir ki barış zemini de güçlensin. Bu hususu da ilgililerin dikkatine sunmak isteriz.”

    ‘Somut adımlar hızlıca atılmalı’

    Ortada iyi niyetle yürütülen hazırlıkların olduğunu söyleyen Demirtaş, sürecin ete kemiğe bürünebilmesi için güven verici somut adımların hızlıca atılması gerektiğini söyledi.

    ‘Ülkenin enerjisini tüketen çatışmaların ve acıların ortadan kalkıp barışın sağlanması için’ her türlü desteğe hazır olduklarının altını çizen Demirtaş şunları söyledi: ”Ancak siyasal barış, beraberinde toplumsal barış yani demokratikleşme, eşitlik, adalet ve özgürlükler mücadelesinin tüm kanallarını açacak şekilde yapılırsa kalıcı olur, herkesin ve ülkenin yararına olur. Bu şekilde, siyasal barışın toplumsal desteği de artar, halkın ekseriyetinin sahiplenmesiyle tüm provokasyonlar ve baltalama girişimleri de boşa çıkar.”

    Erdoğan, Bahçeli, Özel ve liderlerle teşekkür

    Demirtaş, ‘yine bu kritik ve tarihi dönemde’ aldıkları ve alacakları inisiyatif nedeniyle Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan başta olmak üzere MHP lideri Devlet Bahçeli, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve diğer tüm parti liderlerine teşekkür etti.

    Tutuklu siyasetçi ”Her türlü kişisel, partisel çıkarın ötesinde, demokrasinin güçlenmesine dair atılacak her adımın tereddütsüz yanında olacağımı belirtiyorum,” diye ekledi.

    Demirtaş son olarak ise şunları söyledi: ”Kürtlerin çoğunun yönü de yüzü de Türkiye’ye dönüktür. Barış ve güçlü bir demokrasi inşa edilebilirse bu süreçten hep birlikte kazanarak çıkacağımıza inanıyorum. Bunun için, Türkiye Cumhuriyeti devletinin de yönünü, yüzünü tüm Kürtlere çevirerek büyük ve onurlu barışın inşasını sağlayacağını umuyor, diliyorum. Heyetimize tekrar teşekkür ederken başarı dileklerimle birlikte, bir kez daha hepinize Sıcak selam, sevgilerimi iletiyorum.”

    Heyetten açıklama: Geniş açıklama yapılacak

    Demirtaş’la birlikte eski Diyarbakır Belediye Başkanı Selçuk Mızraklı’yı ziyaret eden heyetten de açıklama geldi.

    Heyet adına konuşan Sırrı Süreyya Önder ”Selahattin Demirtaş ve Selçuk Mızraklı ile görüştük. Sağlıklarını ve morallerini çok iyi olduğunu gördük. Gelişmekte olan sürece katkılarının ve desteklerinin tam olduğunu size iletmemizi istediler,” dedi.

    Önder, sürece dair ”Şu an çözersek iki tarafla çözeceğiz. Eğer bu fırsatı da kaçırırsak 72 taraf bu sürece müdahil olacak. Var gücümüzle heyetimiz, partimiz, dostlarımız, aydın, sanatçı, sürece destek veren bütün kardeşlerimiz ilk defa böyle bir geniş paydada buluştuk. Televizyonlardaki arkadaşlardan da bu duyarlılığı bekliyoruz,” dedi.

    REKLAM

    Heyet Pazar günü de Kandıra cezaevinde tutuklu bulunan, Demirtaş’la birlikte HDP eş başkanlığı yapmış Figen Yüksekdağ’ı ziyaret edecek. Daha sonra geniş bir açıklama yapılacak.

    İmralı’da yapılacak ikinci görüşmenin tarihi için de açıklama yapan Önder, “Şimdilik belli değil ama çok uzayacağını düşünmüyoruz” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Çözüm Sürecini Kim Bitirdi?’ Tartışması Yeniden Alevlendi… AKP Cephesinden ‘Demirtaş’ Çıkışı

    ‘Çözüm Sürecini Kim Bitirdi?’ Tartışması Yeniden Alevlendi… AKP Cephesinden ‘Demirtaş’ Çıkışı


    MHP lideri Bahçeli’nin tarihi çağrısı sonrası ‘çözüm süreci’ tartışmaları gündemin en sıcak maddesi… Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un son değerlendirmeleri ise hem geçmiş ‘çözüm süreci’ne hem de kendi deyimiyle oluşturulan ‘yeni paradigma’ya ilişkin ipuçlarını içeriyor. Uçum’un açıklamalarından en dikkat çeken ise eski HDP Eş Genel Başkanı Demirtaş’ın ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ dediği grup toplantısına dair söyledikleri oldu. İşte tüm detaylar…


    MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin TBMM açılışında DEM Parti grubuyla tokalaşması sonrası başlayan ‘çözüm süreci’ tartışmaları yine Bahçeli’nin terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan’ı işaret ederek yaptığı ‘Meclis’te DEM Grubu’nda konuşması’ çağrısıyla alevlendi. Bahçeli’nin tarihi çağrısı siyaset arenasının da gündemini ‘çözüm süreci’ne taşıdı. Bu süreçte Bahçeli ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın görüş farklılıkları olduğu yönünde iddialar ortaya atılsa da iktidar ortaklarının cephesinden aksine yönelik sözler sarf edildi.

    ‘YENİ BİR PARADİGMA OLUŞTURUYOR’

    Devam eden tartışmalara ilişkin Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’dan dikkat çeken değerlendirmeler geldi. T24’ten Cansu Çamlıbel’in “Neler oluyor soruma üç cümleden nasıl yanıt verirsiniz?” sorusuna Uçum’dan şu yanıt geldi:

    “Devlet, ‘terörsüz Türkiye’ hedefine yönelik mücadelesinde farklı inisiyatifler alıyor. Etkili olabilecek çeşitli seçenekleri değerlendiriyor. Yeni bir paradigma oluşturuyor.”

    DEMİRTAŞ’IN ‘SENİ BAŞKAN YAPTIRMAYACAĞIZ’ ÇIKIŞINA NE DEDİ?

    Uçum’un açıklamalarından en dikkat çeken ise “Çözüm süreci başarısız olduğu için iktidarın bu defa başarısızlıkla eşdeğer görülen ‘çözüm’ ifadesini kullanmama gibi bir kaygısı mı var?” sorusuna verdiği şu yanıt oldu:

    “Sonuçta geçmişte kullanılan kavramların oluşturduğu birikimler vardır. Negatifi boyutu da vardır geçmiş çözüm sürecinin, pozitif boyutu da vardır. Negatif boyutu şudur; orada bin yıllık ittifaka ihanet edilmiştir. Aslında çözüm süreci başarıya ulaşabilirdi. Fakat süreçte yer alan ve etkili olduğunu ileri süren aktörler, Türkiye’ye yönelik terörün bitirilmesi yaklaşımına ihanet ettiler.

    'Çözüm Sürecini Kim Bitirdi?' Tartışması Yeniden Alevlendi... AKP Cephesinden 'Demirtaş' Çıkışı - Resim : 1
    Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ çıkışını yaptığı grup toplantısından

    Öcalan da dahil, diğerleri de. Hepsi Kobani olayından sonra o süreçte pozitif sonuçlanabilecek tutum almadılar. Kobani üzerinden 6- 8 Ekim olayları yaşandı. Bunlar dışında bir de ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ çıkışları gündeme geldi. O süreçte o ihanetin parçalarından birisi de budur; ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ siyasi çıkışıdır.”

    İşte Uçum’un ‘çözüm süreci’ne ilişkin sorulara verdiği cevaplar:

    “Devlet farklı inisiyatifler alıyor” dediniz. Devlet Bahçeli’nin ön aldığı bir inisiyatifi gözle görebiliyoruz. Arka planda görmediğimiz başka ne gibi hamleler/inisiyatifler söz konusu?

    Günümüzde terör meselesi sadece sahada terör eylemleriyle alakalı bir mesele değil. Terör üzerinden çok farklı stratejilerin hayata geçirildiğini, terör örgütleri üzerinden terör dilinin meşrulaştırılmasına yönelik yeni yaklaşımlar oluşturulduğunu görüyoruz. Terörle bağlantılı siyasi, kültürel ve ideolojik mecralar, terörün hak ve özgürlükle ilişkisini kuran mecralar görüyoruz. Bunu kullananlar da bana göre dünyada egemenlik savaşı veren güçler. Yani uluslararası şirketlerden tutun da savaş sermayesine, ideolojik egemenlik yaklaşımında olanlara kadar herkes terörün eylemsel yönünü kendi ajandası için kullanıyor. Türkiye’ye yönelik terör tehdidi sadece PKK terör örgütünün ya da diğer isimleriyle Irak ve Suriye’deki terör pratikleri yapan terör örgütlerinin ortaya koyduğu bir tehdit değil. Bu tehdidin asıl amacı Türkiye’ye yönelik dışarıda oluşturulmuş bir Kürt sorunu projesini hayata geçirmek. Terör burada aslında bir tür araç olarak kullanılıyor ama tek araç olarak kullanılmıyor. Terör tek araç olarak kullanılmayınca terörün baskısı altında siyasi aktörler de oluşturuluyor.

    Dolayısıyla burada alınabilecek farklı inisiyatiflerden birisi de tabii Türkiye’deki demokratik siyaset içinde yer alan bazı aktörleri ve Türkiye’deki siyaset dilini bu terör baskısından kurtarmaya yönelik inisiyatiflerdir. Örneğin kayyumlara yönelik mesele de bu inisiyatiflerden biridir. Yani kayyum meselesini terörle mücadeleye yönelik alınan inisiyatiflerden birisi olarak kabul etmek gerekiyor. Aynı şekilde siyasette terörün etkisini tasfiyeye yönelik alınabilecek inisiyatiflerden söz ediyorum. Bunun içinde hukuksal tedbirler de olabilir.

    Siyasi aktörlerin tutuklanmasından mı bahsediyorsunuz?

    Terör örgütüyle ilişkili, terör suçları içinde yer alma iddiası varsa herkese karşı hukuksal tedbirler alınır. Ama sadece o değil. Sonuçta bu siyasi partiler demokratik siyasal sisteme uygun hareket etmek zorundalar değil mi? Terörle aralarına mesafe koymak zorundalar, terörü kınamak zorundalar. Türkiye’ye yönelik terör tehdidinin asıl hedefi nedir? ‘Kürtlere statü hakkı’ denen Türkiye’yi bölmeye dönük bir projedir.

    Siz siyasal Kürt aktörlerinin ‘statü hakkı’ diye tanımladığı bu kavramdan ne anlıyorsunuz?

    Şunu anlıyorum; “Kürt etnik kimliği bir milli kimliktir, milli kimliğin de bir devleti olması gerekir” denerek önce yetki devri sonra da Kürdistan, yani Türkiye’yi bölme projesinin yürürlüğe konulması. Siz sadece terörle eylemsel mücadele ederek buna karşı tedbir alamazsınız. Aynı zamanda hakikaten bana göre nesnel karşılığı olmayan bir statü hakkı tartışması varsa bunu tarif ve teşhir etmek zorundasınız.

    Sizce bu bahsettiğiniz türden ‘statü’yü bir devlet kurma projesi olarak gören yaklaşım Türkiye Kürtleri arasındaki en yaygın yaklaşım mı?

    Evet bunu gündeme getirenler var ama bence yaygın yaklaşım bu değil. Türkiye’nin Kürtlerinde ‘benim ayrı özel bir statüye sahip olmam gerekir’ yaygın bir kanaat değil.

    Peki Türkiye Kürtlerinin kahir ekseriyeti ‘statü’den bağımsızlık devlet anlamı çıkartmıyor ise ne anlam çıkartıyor? Geçen hafta bu köşe için konuştuğum Ayla Akat Ata, 2013’te Diyarbakır’da yapılan bir Kürt konferansında farklı siyasi görüşleri savunan siyasi grupların ortaklaştığı dört maddeden ilkinin bu ‘statü’ meselesi olduğunu söyledi. Cumhur İttifakı’nın bir paydaşı olan HÜDA- PAR gibi federasyon talebi içinde olan siyasi hareketler de var Türkiye’de ama Ayla Hanım’ın mensubu olduğu siyasi ekol ‘demokratik özerklik’ der mesela. Sizin bir hukukçu olarak ‘statü’den idari olarak anladığınız nedir?

    Çok açık söyleniyor bu. ‘Kürtlerin statüsünün tanınması’ denen şey, Kürtlerin Türk milletinden ayrı bir millet olduğunun kabul edilmesidir. Bu kastediliyor; Kürtler Türk milletinden ayrı bir millettir. Dolayısıyla millet olarak statüsünün tanınması gerekir. Bunun devamında dilinin de bu statüye uygun olarak tanımlanması gerekir. Diğer haklarının da bu statüye uygun olarak ele alınması gerekir. Tartışma bu. Asıl sorun ise şu, bu tartışmayı açık yapmıyorlar. Ben şimdi soruyorum kendini ‘Kürt siyasi hareketi’ olarak değerlendirenlere; statüden kastınız nedir?

    Bunu sorunca ‘öz yönetim’ diyorlar, ‘demokratik özerklik’ diyorlar, ‘yerel yönetimlerin güçlendirilmesi’ diyorlar.

    ‘Öz yönetim’ adı altında, ‘demokratik özerklik’ adı altında söyledikleri şey aslında yetki devri. Yetki devrinden kasıt da doğu ve güneydoğunun siyasi özerkliğidir. Yani ‘yerel yönetimlerin güçlendirilmesi’ perdesinin altında da o yatıyor. Peki bu yetki devrinin devamı ne olacak? Onun devamı bağımsız Kürdistan’a giden süreçtir. Bunu zaten 31 Mart seçimlerinden sonra PKK’da açıkladı, “Biz artık bağımsız Kürdistan hedefine yönelik faaliyet yürüteceğiz” dedi. Açık açık söylediler. Dolayısıyla statü hakkı demek, yetki devri ve bağımsız Kürdistan talep etmek demektir. Bunların kabul edilmesi mümkün değildir.

    Bu yeni süreç başladığından beri siz ona ‘paradigma değişikliği’ diyorsunuz. Sonuçta sorunun çözümü için yeni bir arayış, yeni bir süreç var adına ne derseniz deyin.

    Adının ne olduğu çok önemli. Dil kurucudur aynı zamanda. Dil inşa eder.

    Çözüm süreci başarısız olduğu için iktidarın bu defa başarısızlıkla eşdeğer görülen ‘çözüm’ ifadesini kullanmama gibi bir kaygısı mı var?

    Sonuçta geçmişte kullanılan kavramların oluşturduğu birikimler vardır. Negatifi boyutu da vardır geçmiş çözüm sürecinin, pozitif boyutu da vardır. Negatif boyutu şudur; orada bin yıllık ittifaka ihanet edilmiştir. Aslında çözüm süreci başarıya ulaşabilirdi. Fakat süreçte yer alan ve etkili olduğunu ileri süren aktörler, Türkiye’ye yönelik terörün bitirilmesi yaklaşımına ihanet ettiler.

    Abdullah Öcalan mı ihanet edenlerden biri?

    Öcalan da dahil, diğerleri de. Hepsi Kobani olayından sonra o süreçte pozitif sonuçlanabilecek tutum almadılar. Kobani üzerinden 6- 8 Ekim olayları yaşandı. Bunlar dışında bir de “Seni başkan yaptırmayacağız” çıkışları gündeme geldi. O süreçte o ihanetin parçalarından birisi de budur; “Seni başkan yaptırmayacağız” siyasi çıkışıdır.

    ‘Çözüm süreci’ denildiğinde ben – sonuçları ne olursa olsun- bu memleketin baş sorunlarından birinin çözülmesi için atılan adımları anlıyorum. Ama siz Demirtaş’ın ‘Seni başkan yaptırmayacağız’ çıkışını da süreci çöküşe götüren unsurlardan biri olarak saydınız şimdi. Çözüm sürecinin kendisinden ziyade çözüm sürecini bir siyasi liderin kariyerine endekslemeye itiraz eden bir çıkış neden olamasın?

    Bu son derece basit ve indirgemeci bir yaklaşım olur. Çünkü bu konunun Türkiye’nin bütünlüğü üzerinden bir sonuca ulaştırılması için her türlü sorumluluğu ve her türlü riski göze almış bir liderden söz ediyorsunuz. Dolayısıyla ona karşı bu tutum, onun bu konudaki yaklaşımını reddetmek anlamına gelir. Orada bir politikayı reddediyorsunuz. Yani orada bir kişinin başkan olmasının önüne geçmekten söz etmiyorsunuz, Türkiye’ye yönelik kapsayıcı bir politikayı reddetmiş oluyorsunuz. O yaklaşımın anlamı bu.

    Bir ülkedeki barış süreci bir kişinin başkanlığı ya da liderliğiyle doğru orantılımdır? Mesela bugün Devlet Bahçeli ön alıyor, yarın başka bir siyasetçi de elini taşın altına koyamaz mı?

    Tabii ki bu dediğiniz doğru. Elbette yarın başka bir siyasetçi de sorumluluk alabilir.

    Kaynak: T24


    Etiketler

    Mehmet Uçum


    Selahattin Demirtaş


    MHP


    Devlet Bahçeli


    Recep Tayyip Erdoğan

    İşte Bu Yüzden Limonu Dondurarak Tüketmelisiniz
    İşte Bu Yüzden Limonu Dondurarak Tüketmelisiniz

    'Erken Seçim' Bilmecesi... 'Cumhur İttifakı ile CHP Prensipte Uyuşuyor'
    ‘Cumhur İttifakı ile CHP Prensipte Uyuşuyor’

    Bulaşık Makinenizde Bu 20 Eşyayı Yıkayabileceğinizi Biliyor muydunuz? Kimsenin Aklına Gelmemişti
    Bulaşık Makinenizde Bu 20 Eşyayı Yıkayabileceğinizi Biliyor muydunuz? Kimsenin Aklına Gelmemişti

    İstanbul Finans Merkezi'nde Yangın! BDDK da O Katta...
    İstanbul Finans Merkezi’nde Yangın! BDDK da O Katta…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Özgür Özel, Selahattin Demirtaş’ı Ziyaret Edecek

    Özgür Özel, Selahattin Demirtaş’ı Ziyaret Edecek


    CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine yapacağı beş günlük ziyaretinden önce Selahattin Demirtaş’la cezaevinde bir görüşme gerçekleştirileceği öğrenildi.

    ÖZGÜR ÖZEL, DEMİRTAŞ’I ZİYARET EDECEK

    Medyascope Diyarbakır Temsilcisi Ferit Aslan‘ın edindiği bilgiye göre CHP lideri, yaklaşık sekiz yıldır Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ziyaret edecek.

    Cumhuriyet Halk Partisi yetkilileri bu ziyaret için Adalet Bakanlığı ile iletişime geçerek, ziyaret için başvuruda bulundu.

    CHP lideri Özel’in, Demirtaş’la görüşmesinin Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine yapacağı beş günlük geziden önce yapılması bekleniyor.

    Özgür Özel, Selahattin Demirtaş'ı Ziyaret Edecek - Resim : 2

    DEM PARTİ DE DEMİRTAŞ’A GİDECEK

    Çözüm süreci tartışmaları devam ederken Selahattin Demirtaş’ı 17 Ekim Perşembe günü Tuncer Bakırhan ve Tülay Hatimoğulları ziyaret edecek.

    DEM Parti’nin Eş Genel Başkanları, bugün (16 Ekim) Kandıra Cezaevi’nde tutuklu bulunan Figen Yüksekdağ’a gidecek.

    Özgür Özel, Selahattin Demirtaş'ı Ziyaret Edecek - Resim : 3

    Kaynak: MedyaScope

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bir barış ihtimali olarak ‘Arafta Düet’

    Bir barış ihtimali olarak ‘Arafta Düet’


    Haden ÖZ


    “Yirminci yüzyılın en parlak beyinlerinden biri olan Antonio Gramsci, kurduğu İtalyan Komünist Partisi’nin milletvekili olarak parlamentodayken Mussolini’nin iktidara el koymasıyla milletvekilliği dokunulmazlığına rağmen tutuklanıp hapse atılır. Faşist Mussolini savcısı, “Bu beynin işlemesini yirmi yıl durdurmalıyız” der ve böylece Gramsci ölümüne dek hapiste kalır. Ama Gramsci’yi dört duvar arasına hapsederek onun beyninin işlemesini durduracaklarını zanneden aklıevveller yanılır. Gramsci hayatının en önemli eserlerini hapishanede kaleme alır.

    İki buçuk yıldır hapiste rehin tutulan Selahattin Demirtaş’ı siyasi kimliğiyle düşündüğümde aklıma Gramsci gelir. Bunu sırf bir benzerlik kurmak için ya da Demirtaş’ı Gramsci üzerinden, Gramsci’yi Demirtaş üzerinden okumak için yapmıyorum elbette. Zihnim bana o günlerin İtalya’sındaki faşist rejim ile bugünlerin Türkiye’sindeki ‘din soslu-alaturka faşizm’ (Kavram Fikret Başkaya’ya aittir, h.ö.) arasındaki yakıcı benzerliği ve her iki rejimin doğaları gereği özgür ve yaratıcı düşünceye, işçilere, emekçilere, köylülere ve ezilen halklara olan düşmanlığını gösterip durur. Ama nasıl ki Gramsci, faşist Mussolini rejiminin yıkıntıları altında kalmayıp bugün hâlâ yaşıyorsa, Selahattin Demirtaş da ‘din soslu-alaturka faşist’ rejimin darbesiyle yıkılmayıp her geçen gün siyasi aklıyla, sanatçı ruhuyla parlıyor.”

    Bu yazıyı yazmamın üzerinden beş buçuk yıl geçmiş. Yani Selahattin Demirtaş’ın ve yoldaşlarının rehineliği sekizinci yılını doldurmak üzere. Ülkede demokrasi ve özgürlükler anlamında gram ilerleme var mı? Yok, aksine hak, hukuk, adalet, özgürlük ve demokrasi anlamında ülke darbe üstüne darbe aldı. Ne Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ne de Anayasa Mahkemesinin kararları tanınıyor/uygulanıyor ( Ör: “Filozof ruhlu filantrop ve karıncaezmez” Osman Kavala, Selahattin Demirtaş ve Can Atalay kararları). İyiye, güzele, hayata dair ne varsa; önlerinde diz çökmeyen herkese ve her şeye düşman faşizm, herkesi ve her şeyi kendi istediği şekle sokmak ister. Şu günlerde rejimin yeni hedefi sokak hayvanları. Nazımca söylersem (Piraye için yazılmış saat 21-22 şiirleri – 6/7 Aralık 1945) :

    Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
    akar suyun,
    meyve çağında ağacın,
    serpilip gelişen hayatın düşmanı.
    (…)
    sana düşman, bana düşman,
    düşünen insana düşman,
    vatan ki bu insanların evidir,
    sevgilim, onlar vatana düşman…

    Kendileri gibi düşünmeyen insana düşman muktedirlerin dört duvar arasına hapsettiklerinde diz çöktüreceklerini sandıkları Selahattin Demirtaş bugüne kadar üç öykü, üç roman (üçüncüsü Yiğit Bener ile) ve bir savunma olmak üzere yedi kitap, besteler, karikatürler ve resimlerle hücresinin duvarlarını aştı.

    Demirtaş, sanat anlayışına dair kendisiyle beş yıl önce yaptığımız söyleşide şöyle demişti: “Angajeyim ve politiğim. Ötekinin ve ezilenin, yani çoğunluğun avukatı, siyasetçisi, edebiyatçısıyım. Daha özgür, onurlu, mutlu bir yaşam için mücadele alanları olarak görüyorum bu alanları. Bu mücadeleyi yürütebildiğim için de özgür, onurlu ve mutlu hissediyorum kendimi. Yani amaç ve ona ulaşmak için kullandığım araç iç içe geçmiş durumdadır bende.“

    İlk öykü kitabı Seher’den son kitabı Arafta Düet’e baktığımızda yaptığı şey tam olarak bu. Angaje bir yazar olarak kalemini bir insan hakları savunucusu ve bir siyasi lider olarak savunduğu ilkeler doğrultusunda kullanıyor. Şahsen sanat eserinin bir ideolojiden bağımsız ol(a)mayacağını, daha doğrusu her sanat eserinin öyle ya da böyle bir ideolojik görüşle ortaya çıkarıldığını düşünen biri olarak Selahattin Demirtaş’ın yaptığı şeyi anlayabiliyorum. Demirtaş kalemini ajitatif ve propagandif şekilde kullanmıyor, “daha özgür, onurlu, mutlu bir yaşam için mücadele” aracı olarak kullanıyor.

    Son kitabı Arafta Düet’in ortaya çıkışı oldukça ilgi çekici. Beş yıldır mektuplaşıp ortak roman yazmalarına rağmen, hiç yüz yüze gelmeyen iki yazardan bahsediyoruz. Kitabın eşyazarı Yiğit Bener, Bianet’ten Evrim Kepenek’e verdiği röportajda şöyle diyor:

    “Ayrıntılı olarak nasıl yazdığımızı çok açık anlatmak istemiyoruz. Biraz bizim iç mutfağımız. Bir de şu çünkü, işte o bölümü o yazdı, bu bölümü ben yazdım dersek, bir kısım okur, kimin neyi yazdığı üzerinden romanı değerlendirmeye ve yorum yapmaya kalkacak. Halbuki bu roman bir bütün. Biz şunu söylüyoruz, bu romanın her bir satırı, her bir cümlesi, hatta her bir virgülünde bile ikimizin eşit derecede sorumluluğu var ve bu bir bütün. Belki belli bölümleri birimiz, öbürü de diğer bölümleri yazmıştır. Ama şöyle de söyleyeyim, akış tamamen doğaçlama şekilde devam etti. Roman bittikten sonra da dönüp bir değişiklik yapmadık. Ancak bir iki böyle maddi hata üzerinden belki düzeltme yapmışızdır. Ama dönüp birbirimizin yazdıklarını da baştan değiştirmedik.”

    Selahattin Demirtaş ve Yiğit Bener inanılmaz bir iş çıkarmışlar birlikte. Her iki yazarın bulunduğu koşulları düşünürsek firar kaçınılmaz olmuş. Hücrede tünel kazılmış, dışarıya sızılmış veya dışarıdaki yazar kendini bir süreliğine aynı hücreye attırmış gibi bir film/dizi senaryosu sanki. Prison Break gibi.

    Kitabın iki yazarı olmasına rağmen dilde bariz bir farka rastladım desem yalan olur. Demirtaş’ın bütün kitaplarını, yazılarının/söyleşilerinin belki de hepsini okumuş biri olarak diline ve üslubuna hakim olduğumu düşünüyor(d)um şahsen. Yiğit Bener’i ise hiç okumadım. Yine de -eğer- bölüm bölüm yazıldıysa hangi bölümün kim tarafından yazıldığını veya aynı bölümde hangi cümlelerin kime ait olabileceğini anlayabileceğimi varsayıyordum, ta ki kitabı okuyup bitirene kadar. Açıkçası dil, üslup ve kurgunun akıcı, ilgi çekici ve heyecanlı olması bu didiklememi geri plana attı. Muhtemelen her okur ilk önce benzer kaygılarla, varsayımlarla romanı eline alacak. Yazıyı yazmak için hazırlık yaparken kitaba dair neler yazılmış diye interneti taradım ve Oggito’da Ayşe Sarısayın’ın yazısında şu satırlar dikkatimi çekti. Benim Selahattin Demirtaş’ın diline ve üslubuna dair düşüncelerimin benzerini o Yiğit Bener için yazmış:

    “Yiğit’in asla vazgeçmeyeceği bazı sözcüklerin, deyiş biçimlerinin, unutulmaya yüz tutmuş eski kelimelerle öztürkçe olanların müthiş bir uyumla bir araya getirilmesinin, en önemlisi de olmazsa olmaz ironik üslubun izini sürerek, “Bu metin Yiğit’in kaleminden çıkmıştır,” diyebileceğime inanıyordum. Ne var ki Arafta Düet, bu ezberimi fena halde bozdu!.. Dosyayı yazılma aşamasında okurken, itiraf etmeliyim ki kendime sıkça sorduğum “Acaba bu bölümü kim yazdı?” sorusunun kesin yanıtını bulamayıp kararsız kaldığım zamanlar da oldu.

    Aradan epey zaman geçtikten sonra, şimdi aynı metni kitap olarak ve karakterlerle ilgili ayrıntılara, anlatılan hikâyeye, dile, üsluba odaklanarak okurken, artık bu soruyu sormadığımı fark ediyorum. Belki metni tek yürek olarak kotarmanın oluşturduğu büyü ya da Selahattin Demirtaş’ın deyişiyle “efsun”, dili ve üslubu da şekillendirerek iki yazarı aynı zeminde buluşturuyor. Gerek içerik ve olay örgüsü gerek dil ve üslup hakkında önceden konuşulmadan, belli bir karara varmadan, adeta kendiliğinden oluşan metnin okurda yarattığı büyü, tüm soruları anlamsız kılıyor belki de.”

    Peki Arafta Düet’in derdi ne? Ama bundan önce, iki cümlelik kısa Türkiye tarihi. Ülkenin cumhuriyet öncesinden bugüne her bir karış toprağına dokunduğumuzda resmi ideolojinin düşman gördüğü, devlet dersinde öldürülmüş binlerce insanın kemiklerinin sızısını hissederiz. Başka bir şey eklemeden şu yılları yazmam dahi resmi tarihle zihni bulanmamış birinin zihninde şimşekler çakmasına yeter de artar sanırım: 1915, 1930, 1938, 1955, 1977, 1978, 1980, 1993, 2011, 2015 ve günümüz.

    Arafta Düet, bir bakıma yüzyıldan fazladır orta yerde duran sorunlara dair bir muhasebenin, eleştirel ve özeleştirel bir bakışın, bir barış ihtimalinin 78 kuşağından bir devrimci olan Avukat Sinan Çağlayan ve Emekli Tümgeneral Ayvaz Dere karakterleri aracılığıyla dile gelmesidir diyebilirim. Her iki karakter de hem geçmişleri hem de bugün ülkenin içinde bulunduğu durum üzerinden bir muhasebeye girişirler. Hatalarını, eksiklerini, yanılgılarını bazen yüksek sesle, bazen içlerinden dile getirirler. Kırk yıl önce, 12 Eylül’ün türlü işkence denemelerinin yapıldığı cezaevlerinden biri olan Mamak Cezaevinde karşı karşıya gelirler ilk kez. Yıllar sonra bir tesadüf onları buluşturduğunda her ikisi de emeklidir ve yukarıda da belirttiğim gibi hem kendilerini hem de ülkenin içinde bulunduğu koşulları sorgulama dönemindedirler. Ülkenin en can alıcı sorunları gerek bu iki başkişi, gerek yan karakterler Aysel, İrfan, Berfin(ler), Can Yücel aracılığıyla dile geliyor. “Roman boyunca baskı altında ve yasaklı olan farklı siyasetten ve kimlikten kişileri geçmişi sorgulamaya, ortak bir tavır geliştirmeye iten olaylar, tek başına kurtulmanın mümkün olmadığını da bariz bir biçimde gösterir. Sinan’ın ve arkadaşlarının geçmiş tecrübeleri ve travmaları üzerinden şiddete uğrayan kadınlara, Cumartesi Anneleri’ne, KHK ile ihraç edilmiş devlet memurlarına, IŞİD zulmünden kaçan Ezidilere, LGBTİ’lere, Gezi ve eskinin Ergenekon kumpası tutuklularına selam gönderilir” (*)

    Aynı masada otururlar, karşılıklı bira içerler, saatlerce tartışırlar, birbirlerinin “suçlarını”, “günahlarını”, “hatalarını” bazen bağırarak, bazen içlerinden söylerler, bazen de uzun uzun susarlar. Bu, geçmişi unutma değildir, bir bağışlama değildir, bir af dileme de değildir. Birbirlerinden özür diledikleri olur ama bunun bireysel olarak bir öneminin olmadığını bilirler. Bu, tam olarak, yazının başlığında kullandığım gibi, bir barış ihtimalidir bana kalırsa. Belki bir müzakere masasıdır, evet geçmişin, şimdinin ve geleceğin yumruklar sıkılmadan konuşulduğu bir masa.

    Arafta Düet, kurgusu, mizahi üslubu, ters köşe yapan sonu ile, kitabı bitirip kapattığınızda zihninizde devam eden cinsten bir roman. Eksik görünen taşlar sonra yerli yerine oturuyor veya dikkatimiz sonradan geri dönüyor da diyebilirim. Sürpriz son, ikinci kitaba göz kırpıyor ama Yiğit Bener, Evrim Kepenek ile söyleşisinde net bir ifade ile romanın devamının gelmeyeceğini söylüyor: “Başlangıçta belki devam ederiz diye de ucunu bu kadar açık bıraktık. Biraz kenara koyalım, biraz bir dinlendirelim, tekrar dönüp bakalım dedik. Ama tekrar okuyunca baktık, hayır bu roman burada tamamlandı, dedik.”

    Velhasılıkelam, buraya kadar okuduysan bir paragraf daha okursun sevgili okur diyerek yazıyı Behçet Çelik’in kitaba dair önemli ve dikkat çekici bulduğum değerlendirmesiyle bitireyim: “Bir romandan asırlık muhasebelere nihai çözümler getirmesi beklenmez elbette, Arafta Düet’in yazarlarının da böyle bir iddiaları yok, ama anlattıkları hikâye eğlenceli bir serüvenden ibaret değil. Bir odaklanma çağrısı diyebiliriz belki; barış ve adalet için pürdikkat odaklanılması gereken kimi noktaların, misal şiddeti dışlayan, hakiki diyaloglara imkân tanıyan karşılaşmalara ve özgürce konuşmaya ve cesarete ne çok gereksinimimiz olduğunun belirginleştiği, somutlaştığı bir anlatı. “

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP’li Tanrıkulu’ndan, Selahattin Demirtaş’a Ziyaret

    CHP’li Tanrıkulu’ndan, Selahattin Demirtaş’a Ziyaret

    CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve HDP eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etti.

    CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ve HDP eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etti.

    ‘SAĞLIK DURUMLARI İYİ’

    CHP’li Tanrıkulu, Demirtaş ve Mızraklı’nın sağlık durumu hakkında bilgi verdi.

    Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Tanrıkulu, “Sağlık durumları iyi; soran dostlara, bütün hemşehrilerimize selam ve sevgilerini ilettiler” ifadelerini kullandı.

    AİHM KARARINA DİKKAT ÇEKTİ

    Tanrıkulu paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

    “Selahattin Demirtaş, Türkiye’nin Kürt Meselesinin siyasi rehinesi olarak Edirne’de tutuklu olarak bulunuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı var, Büyük Dairenin mevcut delillerle tutuklanamayacağına dair kararı var ama ama buna rağmen cezaevinde tutuldu.

    Elbet bir gün Türkiye’nin Kürt Meselesini cezaevleri önünden, duruşma salonlarından konuşmadığımız günler de olacak.

    Herkese Edirne’den selam ve sevgiler.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Avrupa Konseyi’nden “Kavala ve Demirtaş” çağrısı; AKP’li Türkeş’e teşekkür: Türkiye AİHM kararlarına uymalı

    Avrupa Konseyi’nden “Kavala ve Demirtaş” çağrısı; AKP’li Türkeş’e teşekkür: Türkiye AİHM kararlarına uymalı


    Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türkiye Raportörü Stefan Schennach, 11-14 Haziran tarihlerinde Ankara ve İstanbul’daki temaslarında Türkiye’ye, Demirtaş ve Kavala başta olmak üzere AİHM kararlarına uyulması gerektiği uyarısını yineledi.

    BBC Türkçe’de yer alan habere göre; Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de geçen hafta yaptığı toplantılarda Kavala ve Demirtaş’ın serbest bırakılması gerektiğini kayda geçirdi. AKPM Türkiye Raportörü Avusturyalı siyasetçi Stefan Schennach geçen hafta Türk yetkililerle, AİHM kararlarının uygulanması ve Avrupa Konseyi ile yüksek düzeyli diyaloğun devam etmesi konusunda görüşmeler yaptı.

    AKP’Lİ TÜRKEŞ’E TEŞEKKÜR

    Temaslarına ilişkin 18 Haziran’da bir açıklama yapan Schennah, Kavala ve Demirtaş ile cezaevinde görüşme olanağı bulduğunu söyledi. Schennah, bunun için de Türkiye’nin AKPM heyeti başkanlığını yürüten AKP Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş’e teşekkür ettiğini kaydetti.

    Avusturyalı raportör, Türkiye’de Dışişleri ve Adalet Bakanlığı yetkililerinin yanı sıra Anayasa Mahkemesi (AYM) üyeleriyle de görüştüğünü açıkladı.

    “DEMİRTAŞ’A 42 YIL HAPİS CEZASI VERİLMESİNİ KINIYORUM”

    AKPM Türkiye Raportörü Schennah açıklamasında “Türk yetkililerle yaptığım görüşmelerde, Strasbourg’da bulunan mahkemenin (AİHM) kararlarının infazının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nde (AİHS) yer alan hukuki bir yükümlülük olduğunu hatırlattım. Yetkililere, Sayın Kavala ve Sayın Demirtaş hakkındaki kararların uygulanması için gerekli tüm tedbirleri gecikmeksizin almaları yönünde güçlü bir çağrıda bulundum” dedi.

    Osman Kavala’nın Ekim 2017’den bu yana hapiste olduğunu, AİHM’in Kavala’nın serbest bırakılması için iki karar aldığını anımsatan raportör, Demirtaş’ın da Kobani davasında 42 yıl hapis cezasına çarptırılmasını güçlü bir şekilde kınadığını söyledi.

    Raportör, Kavala ve Demirtaş davalarında çözümün Türk yargısında olduğunu, Bakanlar Komitesi’nin gündeminde olan bu iki davaya yasal çözüm bulunabileceğini kaydetti. Ziyareti sırasında görüşme olanağı bulduğu sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden ceza infaz kurumlarının aşırı kalabalık olması ile hapis ve tutukluluk sürelerinin çok uzun olması konusundaki kaygılarını dinlediğini aktaran Schennah, “Ziyaretimin, Avrupa Konseyi ile örgütün en eski üyelerinden biri olan Türkiye’nin yetkilileri arasındaki diyalog açısından önemli bir adım olduğuna inanıyorum. Ayrıca ülkenin insan haklarını koruma sisteminin ve ortak Avrupa değerlerimizin güçlendirilmesine yönelik iyi iş birliğimizi sürdüreceğimizi umuyorum” dedi.

    YAPTIRIM AŞAMASINA GELİNMEDİ

    Avrupa Konseyi, Türkiye’nin Kavala’nın serbest bırakılmasını içeren AİHM kararlarını uygulamaması nedeniyle 2022 yıulı başında ihlal prosedürü başlatmış ve konunun takibatını yürütme organı olarak görev yapan Bakanlar Komitesi’ne iletmişti.

    Konsey, Türkiye’nin AİHS’in 46. maddesinde yer alan yükümlülüklerini yerine getirmediği hükmüne varmış ve Kavala’ya ilişkin kararın uygulanmaması durumunda yaptırım uygulamak durumunda kalacağını kaydetmişti.

    Komite, 2 yılı aşan süreçte Türkiye ile diyaloğa öncelik vermiş ve yaptırım sürecini ötelemişti.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu konudaki son açıklamasını İspanya ziyareti sırasında basın toplantısında bir soru üzerine yapmış ve “terörist” olarak tanımladığı Kavala ve Demirtaş hakkındaki kararların yargı tarafından verildiğini söylemişti.

    BAKANLAR KOMİTESİ ‘SERBEST BIRAKMA’ ÇAĞRISINI YİNELEDİ

    Kavala ve Demirtaş davaları, Bakanlar Komitesi’nin 11-13 Haziran günleri arasında yaptığı toplantılarda da bir daha ele alındı. AİHM’nin 2019 ve 2022’de Kavala’nın derhal serbest bırakılmasına ilişkin kararlarının halen uygulanmadığını, davalının Gezi olayları ve darbe girişimine katıldığına ilişkin herhangi bir kanıt bulunmadığını anımsatan Bakanlar Komitesi, Türkiye’nin AİHS’ten kaynaklanan yükümlülüklerini ciddi şekilde ihlal ettiğini vurguladı.

    Komite, AYM yargılamalarının Kavala’nın serbest bırakılması için önemli bir fırsat oluşturabileceğini ancak Kavala’nın 2 yıl önce yaptığı başvurunun hala işleme alınmamış olmasının kaygı verici olduğunu da kaydetti ve AYM’nin bu konuyu bir an önce ele alması uyarısında bulundu.

    Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın davalarını da görüşen Bakanlar Komitesi, Türk makamlarından eski HDP eş başkanları hakkında verilen hükümler konusunda ayrıntılı bilgi istedi.

    Komite, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın AYM’ye yaptıkları başvurunun işleme alınmadığını belirterek, bu sürecin daha fazla geciktirilmeden bir an önce başlatılması gerektiği çağrısında da bulundu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan, İspanyol gazetecinin ‘Kavala ve Demirtaş’ sorusuna çıldırdı: Başını sallama!

    Erdoğan, İspanyol gazetecinin ‘Kavala ve Demirtaş’ sorusuna çıldırdı: Başını sallama!


    Erdoğan, İspanya temasları sırasında bir gazetecinin kendisine Kavala ve Demirtaş hakkında yönelttiği soruya sert tepki verdi. Erdoğan, “Sizlerin bu soruları sorması bizleri düşündürüyor. Hele bir basın mensubunun kalkıp da bu teröristleri böyle savunmuş olması bizi ciddi manada üzmektedir. Başını sallama” dedi.


    AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, Türkiye-İspanya 8’inci Hükümetler Arası Zirvesi kapsamında başkent Madrid’de açıklamalarda bulundu.

    El Pais gazetesinden bir gazetecinin Erdoğan’a “Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala” hakkında soru yöneltmesi ve Erdoğan’ın gazeteciye sert bir şekilde yanıt vermesi, basın toplantısına damga vurdu.

    Erdoğan’a, Selahattin Demirtaş ve Osman Kavala’nın tutukluluğu hakkında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) kararlarının göz ardı edildiğine ilişkin bir soru sordu.

    Gazetecinin sorusuna, “Türkiye bir hukuk devletidir. Bu hukuk devletinin içerisinde kararları yargı verir; bu verdiğiniz isimlerle ilgili olarak da hukuk devletindeki yargımız kararını vermiştir” diye konuştu. Bu isimlerden birinin ‘100’den fazla gencin ölümüne sebep olduğunu’ ve ‘terör estirmek suretiyle güneydoğuda ölümlere sebep oldu” şeklinde cevap Erdoğan, ayrıca şu ifadeleri kullandı:

    “Sizlerin bu soruları sorması bizleri düşündürüyor. Hele bir basın mensubunun kalkıp da bu teröristleri böyle savunmuş olması bizi ciddi manada üzmektedir. Başını sallama. Başını sallama, bak ben dimdik çalışmama devam ediyorum. Ve her zaman için – bu Osman Kavala olur, Selahattin Demirtaş olur, kim olursa olsun – yasalar ne diyorsa yasaların dediğini biz yerine getiririz. Hukuk neyi emrediyorsa, hukukun emrettiğini bizler yerine getiririz. Ve yapılan iş, budur. Siz tabii Türkiye’de yaşamıyorsunuz herhalde. Biz Türkiye’de yaşıyoruz. Bu ciddi manada bölgedeki huzurun temini için attığımız adımlardır ve bundan sonra da böyle yürüyecektir.”

    DEMİRTAŞ 42 YIL, KAVALA AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET CEZASI ALDI

    Demirtaş, Kobani Davası sebebiyle 42 yıl, Kavala ise Gezi Davası’ndan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılmıştı.

    AHİM kararları ise Demirtaş ve Kavala’nın “hak ihlaline” uğradığı yönünde.

    Kaynak: Gerçek Gündem


    Etiketler

    Recep Tayyip Erdoğan


    İspanya


    Osman Kavala


    Selahattin Demirtaş

    iddialı başlamıştı iddialı bitiyor. Bahar'ın finalinde yaşanacaklar açıklandı
    iddialı başlamıştı iddialı bitiyor. Bahar’ın finalinde yaşanacaklar açıklandı

    Selçuk Tepeli ile zirveye koşan NOW TV şimdi de sürpriz bir isimle anlaştı
    Selçuk Tepeli ile zirveye koşan NOW TV şimdi de sürpriz bir isimle anlaştı

    Bakan Yerlikaya Hakkari Belediyesi'ne atanan kayyımı savundu: 'Demokrasimiz korunaksız değil'
    Bakan Yerlikaya Hakkari Belediyesi’ne atanan kayyımı savundu

    CHP ve MHP arasında söz savaşları I Ali Mahir Başarır'dan Semih Yalçın'a: Sen bir azmettirici olabilirsin ama...
    Başarır’dan Yalçın’a: Sen bir azmettirici olabilirsin ama…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Alman meclisine Kavala ve Demirtaş tavsiyesi: Türkiye’ye karşı sertleşin

    Alman meclisine Kavala ve Demirtaş tavsiyesi: Türkiye’ye karşı sertleşin


    Alman Federal Meclisi’nde görüş bildiren hukukçular, uzmanlar ve insan hakları savunucuları “Standartlara uymayan kulüpten atılmalı” diyerek Avrupa Konseyi’nin artık Osman Kavala’yı serbest bırakmayan Türkiye’ye karşı daha sert tutum takınması gerektiği savundu.

    Federal Meclis İnsan Hakları Komisyonu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) yürürlüğü girmesinin 71’inci ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin kabul edilmesinin 76’ınci yıldönümü vesilesiyle Berlin’de özel bir oturum düzenledi. DW Türkçe’den Değer Akal’ın haberine göre, pazartesi günü düzenlenen oturumda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Avrupa Konseyi’nin AİHS’nin uygulanmasının güvence altına alınmasında oynadıkları rol masaya yatırıldı.

    ‘TÜRKİYE KONSEY’İN GÜVENİRLİĞİNİ ZEDELİYOR’ UYARISI

    Oturuma davet edilen hukukçular, uzmanlar ve insan hakları savunucuları hem sözlü hem de yazılı olarak komisyonun sorularını yanıtladı. Yöneltilen sorular arasında “AİHM’in rolünün güçlendirilmesi için ne yapılmalı?”, “Kararların etkin bir şekilde uygulanması nasıl sağlanabilir?”, “AİHS’nin etkili bir şekilde uygulanması için Avrupa Konseyi kurumlarının elinde bulundurduğu araçların kullanımını nasıl değerlendiriyorsunuz?” gibi sorular yer aldı.

    Uzmanlar, bu sorulara verdikleri yanıtlarda iş insanı ve insan hakları aktivisti Osman Kavala ile HDP’nin eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın serbest bırakılması yönünde AİHM’nin verdiği kararları uygulamamakta direnen Türkiye’ye de dikkat çektiler. AİHM kararlarını uygulamamakta direnenlerin “demokrasiler kulübünden” çıkartılması gerektiğini savunan uzmanlar, aksi takdirde Avrupa Konseyi’nin güvenirliğini yitireceği uyarısında bulundu.

    ‘AİHM KARARLARINI UYGULAMAYANLARA DAHA SERT YANIT VERİLMELİ’

    Oturuma katılan uzmanlardan biri olan Dr. Günter Schirmer, Türkiye gibi AİHM kararlarını uygulamayanlara daha sert karşılık verilmesi gerektiğine işaret etti. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Hukuk İşleri ve İnsan Hakları Komisyonu Sekretaryası Başkanı Schirmer, Avrupa Konseyi’ne üyelik için hukukun üstünlüğü gibi belirli asgari standartların yerine getirilmesi gerektiğinin altını çizdi.

    Avrupa Konseyi’ne AİHS’de tanımlanan insan haklarının mümkün olan en iyi şekilde uygulanmasını sağlama iradesine sahip ülkelerin üye olması gerektiğine dikkat çeken Schirmer, bu iradeyi paylaşmayan ülkelerin artık bu kulübün bir üyesi olamayacağını, “Kendisine saygı duyan her kulüp, kırmızı çizgiler çizer. Bunlara riayet etmeyenler üye olamaz ya da üye kalamaz” sözleriyle aktardı.

    Günter Schirmer, değerlendirmesinde üyelerin AİHM kararlarına uymasını sağlamak için öngörülen prosedürler bulunduğunu, bunların da uygulanması gerektiğini savundu. Schirmer, Türkiye’ye dikkat çekerek şu görüşe yer verdi: “Kanaatimce Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, özellikle de Türkiye’nin Kavala davasında yaptığı gibi, bir devletin bir kararı uygulamayı açıkça reddetmesi halinde, kararların uygulanmamasına daha sert tepki verebilir ve vermelidir.”

    Bazı üye ülke hükümetlerinin, ülkelerinde insan haklarının içinde bulunduğu durumun eleştirilmesini olabildiğince önlemeye çalıştıklarını söyleyen Schirmer, bu hükümetlerin Avrupa Konseyi üyeliğini itibar ve aynı zamanda yatırım çekmek için hukuk güvenliği ile hukukun üstünlüğünü belgeleyen bir tür temiz kağıdı gibi kullanmaya çalıştıklarına işaret etti, “Bunu da ucuza, yani kendi iktidarlarını tehlikeye atmadan almak istiyorlar” dedi.

    Günter Schirmer, Avrupa Konseyi kurumlarının ise “bu temiz kağıdını” ancak gerçek hukuk devleti reformları, özellikle de işleyen ve her şeyden önce bağımsız bir yargının yeniden inşası, düşünce özgürlüğünün de korunması şartıyla vermesi gerektiğini savundu.

    ‘STANDARTLARA UYMAYANLAR DEMOKRASİ KULÜBÜNDEN ATILMALI’

    Avrupa İstikrar İnisiyatifi Başkanı Gerald Knaus da AİHM kararlarını yok sayan ve uygulamayan üyelere karşı daha kararlı bir tutum sergilenmesi gerektiğini savunuyor. Avrupa Konseyi’nin geçmişte AİHM kararlarını sistematik olarak uygulamayan Azerbaycan ve Rusya’ya karşı çok tutarsız yaklaşım sergilediğine, Almanya’nın uzun süre tüm olumsuzluklara rağmen Rusya’yı Konsey’de tutmaktan yana tavır aldığına işaret eden Knaus, bunun Konsey’e büyük zarar verdiğine, bu hataların tekrarlanması gerektiğine vurgu yaptı.

    Knaus, bu hataların yol açtığı “güvenirlik krizinin” nasıl aşılabileceğine ilişkin değerlendirmelerini de aktardı. Avrupa Konseyi’nin bir “demokrasiler kulübü” olduğunun üyelere hatırlatılması gerektiğini belirten Knaus, standartlara uymayan ülkelerin de kulüpten atılması gerektiğinin altını çizdi.

    ‘TÜRK MAKAMLARI İSTEKSİZ’

    Federal Meclis İnsan Hakları Komisyonu’nun sorularını yanıtlayan bir diğer uzman da Uluslararası Af Örgütü Almanya’nın Genel Sekreter Yardımcısı Christian Mihr’di. Mihr, giderek daha az sayıda hükümetin Avrupa insan hakları sistemine bağlılık sergilemesinin son derece endişe verici olduğunu söyleyerek Türkiye’ye işaret etti.

    Rusya’nın Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkartılması kararında “geç kalındığına”, bunun AİHM kararlarını hiçe sayan diğer üyelerde tekrarlanmaması gerektiğine vurgu yapan Mihr, Avrupa Konseyi’nin Türkiye hakkında başlattığı ihlal sürecine rağmen Osman Kavala’nın halen tutuklu olduğunu anımsattı.

    Türkiye’nin Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ’ın serbest bırakılmasına ilişkin AİHM kararlarını da henüz uygulamadığını hatırlatan Mihr, “Bağlayıcı AİHM kararlarına rağmen Kavala, Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutukluluk hallerinin devam etmesi, Türk makamlarının uluslararası insan hakları yükümlülüklerine uyma konusunda isteksiz olduklarını ortaya koymaktadır” görüşünü kaydetti.

    Türkiye gibi uluslararası yükümlülüklerini yerine getirmeyi reddeden ülkelere karşı gerekli adımların atılması gerektiğini savunan Mihr, Alman milletvekillerine tavsiyede bulundu:

    “Burada hem Avrupa Konseyi’ne hem de üye devletlerine görev düşmekte. Örgütün tüm birimleri mahkeme kararlarının ve Avrupa Konseyi organlarının tavsiyelerinin uygulanmasını sağlamakla yükümlü. Mahkeme kararlarının göz ardı edilmesinin ya da sivil topluma ve bağımsız yargıya yönelik saldırıların sonuçları olacağı açıkça ifade edilmelidir. Bunların Türkiye ile ikili ilişkilerde de sonuçları olacağı mesajı verilmelidir. Aksi takdirde AİHM’nin otoritesi ve bir bütün olarak Avrupa insan hakları sistemi zarar görecektir.”

    ‘TÜRKİYE’NİN İHRAÇ EDİLMESİ MÜMKÜN’

    Geçmişte AİHM’de yargıç olarak görev yapmış olan Prof. Dr. Angelika Nussberger de oturumda Alman milletvekillerinin “Siyasi tutukluların olmadığı bir Avrupa hedefine ulaşmak için neler yapabilir?” sorusunu yanıtlarken Türkiye’ye değindi.

    Köln Üniversitesi Avrupa İnsan Hakları Koruma Akademisi Direktörü olarak görev yapan Nussberger, Bakanlar Komitesi’nin AİHM’in Kavala kararını uygulamayan Türkiye’ye yönelik gerekli tedbirleri alması gerektiğine işaret ederek “Türkiye’nin Avrupa Konseyi’nden ihraç edilmesi de mümkün olabilir” görüşünü kaydetti.

    Bakanlar Komitesi’nin kararları uymamakta direnen ülkelere öngörülen siyasi tedbirleri uygulamayarak insan hakları koruma sisteminin genelinin zayıflamasına yol açtığına dikkat çeken Nussberger, “Ancak burada yine, her zaman olduğu gibi, şu sorun ortaya çıkmakta: Özellikle çok sayıda insan hakları ihlali ile suçlanan devletler Avrupa Konseyi üyeliğinden çıkartılmak istenmiyor, çünkü bu, ilgili devletin iç işleyişine olumlu etkide bulunma imkanının kaybedilmesine yol açabilir.” (DW Türkçe)

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Selahattin Demirtaş savunmasını kitaplaştırdı

    Selahattin Demirtaş savunmasını kitaplaştırdı



    4 Kasım 2016’dan beri Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Kobanê Davası’nda yaptığı 9 günlük savunması kitaplaştırıldı.

    ‘Onurlu Yaşam Davası’ adlı kitap, demirtasinfo.com/tr sitesinden PDF formatında ücretsiz olarak indirilerek okunabilecek.

    Selahattin Demirtaş, kitabı 31 Aralık 2023’te kaybettiği ve ‘Tahir Usta’ diye seslendiği babası Tahir Demirtaş’a ithaf etti.

    Kitabın girişinde, Demirtaş’ın babasının ölümünün ardından katıldığı duruşmada kullandığı “Savunmamı, okuma yazması olmamasına rağmen alın teriyle yedi çocuğunu da üniversitede okutan emekçi babama, Tahir Usta’ya, onun şahsında evlat acısı, evlat hasreti çeken tüm annelere, babalara ithaf ediyorum” ifadelerine yer verildi.

    Selahattin Demirtaş savunmasını kitaplaştırdı - Resim : 1

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Özgür Özel: Demirtaş’tan İstanbul seçimine yönelik hamle beklemiyorum

    Özgür Özel: Demirtaş’tan İstanbul seçimine yönelik hamle beklemiyorum



    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, “Sayın Demirtaş’ın Edirne Cezaevi’nden İstanbul seçimlerine yönelik bir açıklama yaparak seçime yönelik hamle yapacağını falan beklemiyorum açıkçası. Ama ben kendisinin her değerlendirmesini son derece ciddiye alarak dikkate alarak okuyorum, izliyorum” dedi.

    Halk TV canlı yayınında soruları yanıtlayan Özel, yerel seçim çalışmalarına değinerek, Hatay dışındaki illerde rahat olduklarını söyledi.

    ‘TİP’İN ADAYINI ÇEKMESİ AVANTAJA DÖNÜŞECEK Mİ GÖRECEĞİZ’

    TİP’in, Gökhan Zan’ın Hatay Büyükşehir Belediye Başkan adaylığını çektiğini hatırlatan Özel, şunları kaydetti:

    “Gökhan Zan olayı yaşandı. TİP adayı çekti, aday çekilmedi, bir şeyler oluyor. AK Parti’ye oy vermeyen seçmenin nasıl bir tavır göstereceği, daha önce TİP’e oy vermeyi düşünen ya da Gökhan Zan’a oy vermek aklından geçen seçmenin nasıl bir tutum alacağı son derece önemli. Gökhan Zan’ın çekilmesinden sonra bir anketimiz yok. Öncesinde AK Parti’yle başa baş yarışıyorduk. Gökhan Zan’ın, TİP’in kaybettirme potansiyeli vardı. TİP’in adayını çekmiş olması o açıdan avantaja dönüşecek mi, onu göreceğiz.”

    Yerel seçimlere CHP’nin tek başına girdiğini belirten Özel, “Geçen yerel seçimde HDP’nin kayıtsız şartsız bir desteği vardı, AK Parti’ye kaybettirmek üzere. Bunun üstüne ‘Biz her şeyi tek başımıza başardık’ dersem, yanlış yapmış olurum. Biz bir Türkiye ittifakı çağrısında bulunuyoruz” ifadelerini kullandı.

    Bu aşamada bir ittifak ve diyalog ortamı olmadığını vurgulayan Özel, “Partiler arası bir anlaşma olmaz ama seçmenin sandıkta bir vicdan ittifakı olur. Yani seçmen ‘Göz göre göre AK Parti kazanacağına, burada kimin avantajlı olduğunu görüyorum, ben doğrusunu yapacağım’ diyebilir” değerlendirmesini yaptı.

    ‘DEMİRTAŞ’IN AÇIKLAMALARINI DİKKATE ALARAK OKUYORUM’

    Edirne F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın açıklama yapacağı iddiasına ilişkin Özel, şunları söyledi:

    “Sayın Demirtaş’ın Edirne Cezaevi’nden İstanbul seçimlerine yönelik bir açıklama yaparak seçime yönelik hamle yapacağını falan beklemiyorum açıkçası. Ama ben kendisinin her değerlendirmesini son derece ciddiye alarak dikkate alarak okuyorum, izliyorum. Böyle bir açıklama gelirse ona göre biz de açıklamamızı yaparız.

    Ama İstanbul Büyükşehir Belediyesi, İstanbul’da hem geçmiş seçimdeki büyük İstanbul ittifakının belediyesidir hem CHP’lilerin, İYİ Partililerin, Saadetlilerin ittifak ortaklarımızın belediyesidir. Kimseyi itip kakmadığı için geçen seçimde AKP’ye, MHP’ye de oy verse şimdi Ekrem Bey’e gönlünü vermişlerin belediyesidir. Türklerin olduğu kadar Kürtlerin belediyesidir. Karadenizlilerin olduğu kadar Egelilerin belediyesidir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tam bir ittifaktır. Ben bu ittifakın birinden memnun olduğunu ve Türkiye’nin geleceği açısından çok önemli bir birliktelik olduğunu düşünüyorum. Bu, siyaseti aşan bir gönül birlikteliğine dönüşmüş bir meseledir. O yüzden Selahattin Bey gibi siyaseti de doğru yerlerden okuyan birisinden öyle bir açıklama beklemiyorum açıkçası.”

    3 BÜYÜKŞEHİRDE BÜYÜK MTİNG OLMAYACAK

    Türkiye’nin en büyük üç şehrinde büyük miting yapmadıkları eleştirisine ilişkin Özel, “Biz İzmir, İstanbul, Ankara’da büyük mitingler yapmayacağız. Geçmişte de bu çok tartışıldı. İzmir Gündoğdu Meydanı’na 30 ilçeden otobüslerle insanları doldurup getirip orada bir miting yapmak bir çok maliyetli bir iş, iki örgütler birkaç gün o işle uğraşıyor” dedi.

    İzmir’de 20 ilçede etkinlik, 16’sında miting yaptığını aktaran Özel, etkinlik sayısını 24’e, miting sayısını 20’ye çıkarmayı planladıklarını bildirdi.

    İstanbul’un Sarıyer ilçesinde Belediye Başkanı Şükrü Genç’in CHP’den tekrar aday gösterilmemesi üzerine bağımsız aday olmasına açıklık getiren Özel, anketlere göre Sarıyer’de bir değişim talebi olduğu için Genç’i tekrar aday göstermediklerini söyledi.

    ‘PARA SAYMA GÖRÜNTÜERİ’NE AÇIKLAMA

    Özgür Özel, CHP İstanbul İl Başkanlığında çekildiği öne sürülen para sayma görüntülerine ilişkin şunları anlattı:

    “Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi seçimlere gidiyor. Bir tane video koyuyorlar. Para kuleleri. Orada da ilk videoyu gördük, buzluyor etrafı. Dedim ki ‘Kesin etrafta bilindik insanlar var ve bunun bir saati, tarihi vardır.’ Sonradan çıktı. İlk önce şey demeye kalktılar, ‘Bu İstanbul İl Başkanlığı, bu Ekrem Bey’in danışmanı, bunlar CHP kongresinde delegeye para dağıtıyorlar.’ Düşünün yani nasıl bir siyasi mühendislik? Hem CHP’nin içini karıştıracak hem CHP’yi bir parti olarak kirletiyor hem CHP’de bizim 5 Kasım Kurultayı’nı parayla satın alınmış bir kurultay gibi gösterip iç karışıklık çıkarıyor. Genel Başkanı tartışmalı hale getirecek, diğer önceki dönemdeki yönetimi hem mağdur edecek hem zan altında koyacak falan. Bir açıldı, 2019 görüntüleri. İstanbul İl Başkanlığı değil, malı satanın avukatının bürosu. Israrla ‘Bu binayı veririz ama şu kadarı nakit.’ demişler. Bizimkiler ısrar etmiş, ‘Hepsini bankadan yollayalım, uğraştırmayın.’ ‘Yok nakit’ demişler. 25’i yollanmış, 15’i nakit getirilmiş. Orada sayılıyor. Sayan kişi, Ekrem Bey’in danışmanı değil, o zamanki il yöneticisi. Hepsinin pozisyonu belli.”

    ‘BAŞKA BİR BANAYA YÖNELMEK DOĞRU OLURDU’

    “Paranın elden verilmesinde sorun görüyor musun?” sorusuna Özel, “Türkiye’de bütün gayrimenkul satışlarında maalesef satın alan, satıcının şartlarına uymak zorunda kalıyor. Satıcı, ‘Ben başka türlü satmıyorum, şu kadarını peşin, şu kadarını kapora’ dediğinde ona uyuyorsunuz. Baktığınızda bugün Cumhuriyet Halk Partisinin buna uymak yerine bir başka binaya yönelmesi doğru olurdu” diye cevap verdi.

    CHP’nin almak istediği il binasını satan kişinin AK Partili olduğunu, para sayma görüntülerini de kayıt altına almak ve vergi kaçırmak için parayı nakit istediğini öne süren Özel, bu görüntülerin “CHP kurultayının rüşvet görüntüleri” diye siyasi malzeme yapılmasına tepki gösterdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***