Etiket: Sedat Peker

  • Sedat Peker TUSAŞ Saldırısının Ardından Konuştu: ‘Korkarım ki Vatandaşların Sokağa Dökülmesi Çok Uzun Sürmeyecek!’

    Sedat Peker TUSAŞ Saldırısının Ardından Konuştu: ‘Korkarım ki Vatandaşların Sokağa Dökülmesi Çok Uzun Sürmeyecek!’


    Bir sosyal medya hesabı, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in TUSAŞ’ta düzenlenen terör saldırısına ilişkin yaptığı açıklamayı paylaştı.

    Peker’inde kendi hesabından retweet ettiği paylaşımda şu ifadeler yer aldı:

    ‘DEVLET BAŞA, KUZGUN LEŞE’

    ”Eline bıçak alan psikopatların polisleri kovaladığı görüntüler, silahla polisleri şehit edenlerin basındaki haberleri tabii ki teröristlerin iştahını kabartır. Liderler olağanüstü durumlarda olağan dışı kararlar almak zorundadırlar. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğu günden bugüne kadar geçen zamandaki en büyük tehlikeyle karşı karşıyadır.

    ‘CUMHURBAŞKANI DERHAL AÇIKLAMA YAPMALI’

    Devletimizin en üst makamı Sayın Cumhurbaşkanı bence derhal bir açıklama yapmalı. Devletin polisine, askerine veyahut herhangi bir görevlisine bıçak çeken, silah çekenlere karşı devletin polisine vur emri verdiğini açıkça söylemeli. Savcılara da bu şartlarda silah kullanan polislere karşı bir iddianame düzenleyeceklerse ilk sanık olarak Cumhurbaşkanının ismini yazmaları gerektiğini söyleyip devletin güvenlik kadrolarına özgüven verilmelidir.

    ‘VATANDAŞLARIN SOKAĞA DÖKÜLMESİ UZUN SÜRMEYECEK’

    Bu sayede de vatandaş huzur içinde yaşamına devam edebilmeli. Bu tip olaylar yaşanmaya devam ederse korkarım ki vatandaşların sokağa dökülmesi çok uzun sürmeyecek. Sokaklarda kaos oluştuğunda ise hem iç hem de dış düşmanlar bekledikleri fırsatı keyifle ele geçirmiş olacaklardır.

    Devletimizin en değerli kuruluşlarından TUSAŞ’a yapılan hain saldırıda hayatını kaybeden tüm şehitlerimize yüce Allah’tan rahmet diliyorum.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sedat Peker Parti mi Kuruyor? ‘Devlet Bilgilendirildi’

    Sedat Peker Parti mi Kuruyor? ‘Devlet Bilgilendirildi’


    Hakkında yakalama kararı bulunan ve sığındığı Dubai’de dijital tecrit altında tutulan Sedat Peker’in avukatı Ersan Barkın, son günlerde sosyal medyada dile getirilen ve Sedat Peker’in yeni bir siyasi parti kurmaya hazırlandığına yönelik iddiaların gerçeği ‘şu an’ için yansıtmadığını duyurdu.

    Ersan Bakır ‘Halkın Sesi Partisi’ adlı oluşumun da müvekkiliyle ilgili olmadığını belirtti.

    “HALKIN SESİ PARTİSİ’NİN SEDAT PEKERLE BİR İLGİSİ YOK”

    Ersan Bakır’ın X hesabından yaptığı açıklama şöyle:

    “Son günlerde, sosyal medyada sıkça müvekkilim Sayın Sedat Peker’in yakınları vasıtasıyla bir siyasi parti kurma hazırlığında olduğu dile getirilmektedir. Şu an için, müvekkilim, hiçbir siyasi partinin kuruluşu çalışmalarında yer almamaktadır. Sıklıkla önümüze çıkan “Halkın Sesi Partisi” isimli oluşumun da, müvekkilim Sayın Sedat Peker ile hiçbir ilgisi bulunmamaktadır.”

    “DEVLETİN İLGİLİ KURUMLARINI DA BİLGİLENDİRDİK”

    Vatandaşları kurulan partiyle ilgili de uyaran Barkın, “Müvekkilimin partisi olduğunu düşünerek bu ve benzer oluşumlara üye olanların ileride uğrayabilecekleri maddi-manevi zararlardan kendisinin sorumluluğu olmayacağını kamuoyunun bilgisine sunarım. Aynı husus ile ilgili, devletin resmi kurumları da, bilgilendirilmiştir” İfadelerini paylaştı.


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Mafya Patronu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ben

    Mafya Patronu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ben


    Meliha YILDIZ


    Geçtiğimiz hafta Can Dündar’ın son belgeseli “Mafya Patronu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ben” Alman kanalı ARD’de yayınlandı. Belgesel, Sedat Peker’in yayınladığı videolar üzerinden Türkiye’de derin devletin son kırk yılını anlatıyor.

    Özellikle Gezi ve 15 Temmuz sonrası AKP iktidarının tercih ettiği psikolojik savaşın bir unsuru olarak devletin Peker’le işbirliğini anlatıyor. Bir mayfa patronunun yükselişi ve devletin mafyalaşması.

    Can Dündar’ın belgeseli için biraz geç kalmış denebilir, bunu kendisi de ifade ediyor ama fotoğrafı çok net görmemiz açısından izlenmesi gereken bir film.

    Hatırlayalım videonun yayınlandığı günlerde AKP iktidarına karşı kendini çaresiz hisseden muhalif çevrelerde bile Sedat Peker bir umut haline gelmişti. Kahraman ilan edilmişti.

    Özellikle “Tayyip Abi’yle helalleşme” dediği son videosuyla AKP’nin iktidarının sonunun geleceğine inanılıyordu. Peker’in bulunduğu ülke liderleriyle yapılan görüşmeler sonucunda onuncu video yayınlanmadı.

    Belgesel aslında yayınlanmayan onuncu videoyu anlatıyor. İlk dokuz videonun gösterdikleri onuncu videonun yayınlanmasına aslında gerek olmadığını da. Biz Pazar günü bekledik onuncu videoyu. Sonraki pazar da bekledik. Bekledik, bekledik… Susurluk’tan beri bekliyoruz. Belgesel Susurluk’tan beri bekliyor olmamızın bedelini ödediğimizi anlatıyor.

    Evet derin devlet-mafya ilişkilerini birinci ağızdan dinlemek o dönem toplumu etkiledi ama hesaplaşılmayan mafyatik ilişkiler Peker’in videolarından sonra daha meşru hale geldi. Nakavt olmuş bir boksör gibi yerde yumruk yemeğe devam ettik ve tepki veremedik. Belgeselin Türkiye’de pek ses getirmemesinin en önemli sebebi bu belki.

    Açığa çıkan ilişkiler mücadeleyle bertaraf edilmedikçe kanıksandı. Mafyatik ilişkiler artık devletin bir aracı değil devletin kendisi haline geldi. Mafya kültürü kurumlara, toplumsal yaşamın bütün alanlarına nüfuz etti.

    Film başka şeyleri de gösteriyor.

    Can Dündar’ın yaşadıkları üzerinden Türkiye’deki gazetecilerin üzerindeki baskı ve şiddeti. Gazetecilerin sürgün koşullarında birçok göçmen gibi hayata sıfırdan başlamak zorunda kalmalarını.

    Sürgün koşullarına rağmen yurtdışında olmayı bir avantaja dönüştürmelerini.

    Bu belgesel Türkiye’de hazırlanabilse bile büyük ihtimal yayınlanamayacaktı. Sınırları ve yasakları aşan belgesel yurtdışında oluşan Türkiye medyasının güçlenmesinin Türkiye için ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

    Belgeselin başarısı şunu da gösteriyor; “Can Dündar geri döndü!”


    Meliha Yıldız kimdir?

    1975’te, birçok ihmal ve istismarın yaşandığı bir evde doğdu. Kırk dört yaşında, bir video-röportajla yaşadığı cinsel istismarı ifşa etti. Bu, onun için mağdurluktan aktivistliğe giden yolculuğun başlangıcı oldu. Türkiye’de, aile içi cinsel istismarın “mağdur” tarafından anlatıldığı ilk kitap olan Kutsal Tecrit’i 2021 yılında yazdı. İkinci kitabı Uçurum Kenarındaki Salıncaklar 2023 yılında yayınlandı. Özellikle yazılarıyla çocuğun cinsel istismarı konusunda aktivizm çalışmaları yapmaya devam ediyor.

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sedat Peker ile gündeme gelmişti: Eski AKP’li vekile ‘hırsız’ diyen gazeteciye ceza!

    Sedat Peker ile gündeme gelmişti: Eski AKP’li vekile ‘hırsız’ diyen gazeteciye ceza!



    Gazeteci Arhan, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in yayınladığı rüşvet ve yolsuzluk iddialarında adı geçen AKP eski Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’yla ilgili sosyal medya hesabından 26 Ekim 2022’de paylaşım yaptı. Arhan’ın paylaşımını yaptığı gün Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, bir televizyon kanalında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesi operasyonda kimyasal silah kullanıldığına dair iddialara ilişkin yaptığı değerlendirme nedeniyle de gözaltın alınmıştı.

    Fincancı’nın gözaltına alındığı günlerde, Peker’in eski Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu ve kardeşi AKP Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun Marka Yatırım Holding’in sahibi Mine Tozlu Sineren’den sermaye artırımı için 12 milyon TL rüşvet istediği iddiaları da gündemeydi.

    MLSA’dan Hayri Demir’in haberine göre; iki durumu karşılaştıran Arhan, paylaşımda “Hırsız Zehra Taşkesenlioğlu kutsanıp korunduğu, bilim insanı Şebnem Korur Fincancı’nın cadılaştırılıp taşlandığı rejim…” ifadelerini kullandı.

    ‘MÜŞTEKİNİN SAYGINLIĞINA SÖVÜLDÜ’

    Taşkesenlioğlu’nun şikâyetiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonunda Arhan hakkında iddianamede hazırlandı. Taşkesenlioğlu’nun müşteki olarak yer aldığı iddianame, Ankara 25. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilerek, dava açıldı.

    İddianamede, Arhan’ın paylaşımıyla Taşkesenlioğlu’nun “onur, şeref ve saygınlığına sövmek suretiyle saldırıda bulunduğu” iddia edilerek, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 125’inci maddesinde düzenlenen, “kamu görevlisine görevinden dolayı sesli yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret” suçlaması yöneltildi. İddianameyi hazırlayan savcı Mehmet Aykut Cihangir tarafından iddianamede, Arhan’ın paylaşımıyla ilgili, “Sarf ettiği sözlerin müştekinin şeref, onur ve saygınlığını rencide edilebilecek nitelikte olduğu ve müştekinin yürüttüğü kamu görevi sebebiyle sarf edildiği” değerlendirmesinde bulundu.

    Ankara 25. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın karar duruşması geçen günlerde görüldü. Duruşma sonunda Arhan’a 425 gün hapis cezası verildi. Hapis cezasında TCK’nin 62/1 maddesi kapsamında 1/6 oranında indirim uygulanarak 354 güne düşürüldü. Bu ceza da günlük 20 TL’den hesaplanarak toplamda, 7 bin 80 TL adli para cezasına çevrildi.

    CEZA DAVASIYLA BİRLİKTE TAZMİNAT DAVASI DA AÇILDI

    Taşkesenlioğlu, aynı paylaşım gerekçesiyle Arhan hakkında manevi tazminat talebiyle de şikâyetçi oldu. Taşkesenlioğlu’nun manevi tazminat talebinin işleme koyan Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki davanın duruşması ise 21 Aralık günü görülecek.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sedat Peker’le birlikte o iddialar da sessizliğe gömüldü: Kardeşinin verdiği ‘uzi’ ifadesine ne oldu

    Sedat Peker’le birlikte o iddialar da sessizliğe gömüldü: Kardeşinin verdiği ‘uzi’ ifadesine ne oldu



    Suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarıyla mafya-siyaset-iş dünyasındaki kirli ilişkiler ortaya çıkarken ortalık yangın yerine dönmüştü.

    Gazeteci Gökçer Tahincioğlu T24’teki yazısında Peker’in ifşaatlarının ardından kardeşi Atilla Peker’in emniyette verdiği ‘Uzi’ ifadesini sordu.

    Yazısında Türkiye’deki hafızasızlığa dikkat çeken Tahincioğlu, Kutlu Adalı cinayeti üzerinden şunları köşesine taşıdı:

    Peker, o dönemde KKTC’de işlenen, yıllardır faili meçhul kalmış bir cinayetle ilgili olarak da kritik bir bilgi verdi.

    Kutlu Adalı cinayeti.

    Kutlu Adalı ile ilgili olarak birilerinin “kahraman” olarak topluma tanıtmaya çalıştığı, Susurluk çetesi hükümlüsü Korkut Eken’in kendisini aradığını söyledi.

    Kardeşi Atilla Peker’in o dönemde KKTC’ye gittiğini, keşif yaptığını anlattı. İddiasına göre bir süre sonra da Kutlu Adalı öldürüldü. Atilla Peker, abisinin anlatımlarından sonra savcılıkta ifade verdi ve KKTC’de Eken’le buluştuklarını söyleyerek, şöyle devam etti:

    “Korkut Eken ile birlikte Sivil Savunma Daire Başkanlığı’na gittik. O dönem burada Albay rütbesi ile bulunan Galip Mendi ve yardımcısı olan Yarbay Enver Topuz ile tanıştık. Daha sonra Korkut Eken bana yanda bulunan boş odaya geçmemi söyledi. Ben de bu odaya geçtim. Korkut Eken bana Ankara’da iken ‘Jeriko’ marka silah vermişti. Bu silah üzerimdeydi. Yan odada ise ikinci bir ‘Uzi’ marka silah verdi. Bu silaha susturucuyu nasıl ve ne şekilde takacağımı öğretti. Ben de uygulamasını yaptım. Daha sonra akşam saatlerinde Korkut Eken’le birlikte Lefkoşa’da dışarıya çıktık. Bir evin etrafında gözlemleme amaçlı evin içini ve bahçesini gözetledik… Ertesi günü öğlen saatlerinde tekrar aynı evin etrafını gözetleme amaçlı olarak turladık. Daha sonra akşam saatlerinde tekrar bir daha aynı evin etrafını turladık. Otele gidip yattık. Sonraki gün Piyade Alay Komutanlığı’na gittik. Eken, bir aracın plakasını buradaki komutana vererek aracın komutanlığın önünde durdurulup bekletilmesini istedi. Bir müddet sonra bir aracı buradaki görevliler durdurdular. Biz de alay komutanlığının bahçesinden hızlı adımlarla dışarıya çıktık. Araçta bulunan şahsı buradaki askerler alay komutanlığının bahçesinin içerisine aldıklarını ve etrafını çevrelediklerini görünce Korkut Eken ile ben tekrar alay komutanlığının içerisine girdik… Otelde Korkut Eken bana yarın ki uçak ile Türkiye’ye geri döneceğimizi ancak bu iş için daha sonra tekrar geleceğimizi söyledi. Ertesi günü uçak ile Ankara ‘ya geri döndük.

    Birkaç ay geçti. Bir silahla yaralama olayı nedeni ile Paşakapısı Cezaevi’ne tutuklu olarak girdim. Eken, ziyaretime gelecekti. Ben de cezaevine gelmesine gerek olmadığını kendimin gelebileceğimi söyledim. Cezaevinden hastaneden gitme bahanesi ile araç ayarlayarak ring halinde Korkut Eken’in bulunduğu Silivri’deki bir otele gittim. Bu otelin lobisinde Korkut Eken, yanında kardeşim Sedat Peker ve tanımadığım iki kişi vardı. Bu arada ben cezaevindeyken Korkut Eken ile görüşmeden önce basında Lefkoşa ‘da bir gazetecinin Uzi marka susturuculu silah ile öldürüldüğünü duydum. Korkut Eken’in yanına gidince otelde bana ‘Bak, seninle gittiğimiz o olayı hallettik’ şeklinde beyanda bulundu…”

    Kutlu Adalı

    * * *

    Atilla Peker’in anlatımlarından sonra soruşturma dosyası uyumaya terk edildi. Zira Türkiye’de bazı insanlar dokunulmaz. Onların “vatan haini” ilan edilen insanları öldürmeleri ve paralarını almaları da gayet doğal kabul edilir.

    Kutlu Adalı da dahil öldürülenler için mutlaka bir “ama” vardır.

    Lakin sorun tek başına bu da değil.

    * * *

    Söz konusu Uzi marka silahları da Türkiye, Susurluk çetesi sayesinde tanıdı.

    Susurluk davasının belgelerine göre, İsrailli Hospro firması tarafından nedense Emniyet Genel Müdürlüğü’ne “hibe” edildiği söylenen bu silahların bir bölümü, bu ifadelerde ismi geçen Eken tarafından “kaybedildi.”

    Faili meçhul cinayetlerde bu silahların kullanıldığı kesin.

    Beraatle, “şüpheden sanık yararlanır” denilerek sonlandırılan faili meçhul cinayetler davasının dosyasına da bu konudaki bilgi ve belgeler girdi.

    Emniyet Genel Müdürlüğü, bu silahların bir bölümünün Eken’e teslim edildikten sonra kaybolduğunu yeniden teyit etti.

    * * *

    Ancak Mehmet Ağar, Korkut Eken ve özel harekatçı polislerin beraatine karar veren Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi, akıl durduran bir gerekçeyle “şüphe” yarattı.

    Mahkemeye göre, 1993’te Türkiye’ye girdiği emniyet yazısıyla kesin olan Uzi’lerin tarihi çok eskiye dayanıyordu.

    1902’de bu silahların da kullanabildiği Parabellum marka mermiler üretilmişti. Uziler’in 1950’de üretildiği düşünüldüğünde yine mahkemeye göre, cinayetlerin başka silahla da işlenmiş olması mümkündü.

    İstenildiğinde ne kadar da güzel şüphe yaratılıyor.

    * * *

    Aynı mahkeme, itirafçı olmasına rağmen dava kapsamında neredeyse üç yıl tutuklu kalan Ayhan Çarkın için de akıl durduran gerekçeler kaleme aldı. Yeni anlaşılıyor…

    Çarkın, cinayetleri kimin işlediğini söyledi ancak sadece kendisi tutuklandı. Düşünün, bir tarihi aydınlatıyorsunuz ve tek tutuklu sizsiniz…

    Mahkemenin beraat gerekçesini anımsayalım:

    ”Her ne kadar sanığın yer gösterme işlemi sırasında gösterdiği yer ile maktülün bulunduğu yer örtüşmekteyse de; bahse konu öldürme olayının o dönem basın yayın organlarında çokça yer alması, soruşturma dosyasında maktülün bulunduğu yere ilişkin bilgi ve belgelerin bulunması, sanığın da bu yollarla maktülün bulunduğu yeri bilmesinin muhtemel olduğu değerlendirildiğinden ifadelerine itibar edilmemiştir.”

    Mahkemeye göre, Çarkın gazeteleri okumuş, soruşturma dosyasını incelemiş ve yer göstermeleri buna göre yapmış…

    Ancak Yusuf Ekinci’nin dosyası pek de böyle değil.

    Yer gösterme sırasında eski polis Çarkın’ın, Ekinci’nin cesedinin bulunduğu yeri bire bir doğru tarif ettiği tutanaklarla ortada…

    Peki Çarkın’ın bunu tanık olması dışında bilmesi mümkün mü?

    Hayır, zira dosyada gizlilik kararı var ve Çarkın bunu söylendiği gibi tutanaklardan öğrenemez. Gazetelerde de böyle bir bilgi yok.

    Ama mahkemeye göre ifadelerine itibar edilemez.

    * * *

    1993-96 yılları arasında bu çetenin öldürdüğü iddia edilen 20’yi aşkın insanın dosya teker teker zamanaşımına girecek yakında. Mecit Baskın’ın dosyası girdi bile.

    Kutlu Adalı dosyasının akıbeti meçhul.

    Sedat Peker’in ifadeleri, kardeşinin ifadeleri neden işleme konulmadı, neden dosya ilerlemedi, meçhul.

    Bu sanıkları kim koruyor ve neden koruyor?

    Yanıt verilmesi gereken soru bu…

    Susmayacağına dair sözler veren Peker, belki bu konuya da açıklık getirir?

    Yazının tamamı için tıklayın…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Emniyet’te büyük Soylu tasfiyesi: Ankara Emniyet Müdürü görevinden alındı müdürlük emrine verildi yerine Engin Dinç getirildi

    Emniyet’te büyük Soylu tasfiyesi: Ankara Emniyet Müdürü görevinden alındı müdürlük emrine verildi yerine Engin Dinç getirildi



    SERBEST GÖRÜŞ – 28 Mayıs seçimlerinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın atanmasıyla birlikte, İçişleri Bakanlığı görevine Ali Yerlikaya getirildi. Yerlikaya’nın eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yla arasının iyi olmadığı Ankara’da biliniyordu.

    Görev teslimi sırasında Yerlikaya’nın “Temel referansımız hukuk ve insan haklarıdır. Bundan taviz verilmeyecektir” ifadeleri, Soylu döneminin geride kalacağının bir işareti olarak yorumlanmıştı. Yerlikaya, yaptığı görevlendirmelerle Soylu’ya yakın olarak bilinen isimleri Bakanlıktan tasfiye etmeye başlamıştı.

    EMNİYET’TE SOYLU EKİBİNE BÜYÜK TIRPAN: ANKARA EMNİYET MÜDÜRÜ GİTTİ

    Resmi Gazete’de yayımlanan atama kararlarıyla Emniyet teşkilatında büyük değişiklikler yapıldı. En dikkat çekici değişiklik ise Süleyman Soylu’ya en yakın isimlerden biri olan Ankara Emniyet Müdürü Servet Yılmaz’ın görevden alınarak Emniyet Genel Müdürlüğü emrine verildi.

    Seçimlerden sonra eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, bakanlık bünyesinde ‘kişisel hedefleri doğrultusunda bazı isimler için rapor hazırlattığına’ dair iddialar gündeme gelmişti.

    Soylu’nun Emniyet Genel Müdürü ve daha önce de yeni İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya hakkında Erdoğan’a sunmak üzere bir rapor hazırlattığı ileri sürülmüştü. Raporu hazırlayan kurumun da Ankara Emniyeti olduğu ileri sürülmüştü.

    DİNK DAVASINDAN YARGILANAN ENGİN DİNÇ ANKARA EMNİYET MÜDÜRÜ OLDU

    Servet Yılmaz’dan boşalan Ankara Emniyet Müdürlüğü’ne, Konya Emniyet Müdürü Engin Dinç getirildi.

    Emniyet Müdürü Dinç, cinayetin en önemli isimlerinden olan Erhan Tuncel’i “muhbir” yaptığı belirtilen isim olarak dikkati çekmişti. Aynı zamanda Dinç, gazeteci Dink’in öldürüleceğinden haberdar olan ilk isimler arasında yer alıyordu.

    Dink Davası sonucunda, Dinç hakkında “İhmali davranışla kasten öldürmek” suçundan beraat, “Kamu görevlisinin görevi ihmal” ve “Kamu görevlisinin görevi kötüye kullanması” suçlarından ise zaman aşımı nedeniyle düşme kararı verildi. Dinç, Hrant Dink cinayetinin yapılacağından haberdar olan ilk isim olmasına rağmen ödüllendirilerek İstihbarat Daire Başkanlığına getirilmişti.

    26 Ağustos 2004’ten, 19 Eylül 2007’ye kadar Trabzon İstihbarat Şube Müdürü olarak görev yapan Dinç döneminde, TAYAD’lılara linç girişimi, McDonald’s bombalanması ve Rahip Santoro’nun öldürülmesi gibi pek çok olay yaşandı.

    IŞİD’in 10 Ekim Ankara Katliamı’na dair 8 Ekim 2015 tarihinde elde edilen istihbarat raporunun, 10 Ekim 2015 günü sabahı dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Dinç tarafından Terörle Mücadele Şube Müdürlüklerine gönderildiği Mülkiye Müfettişleri raporunda ortaya çıkmıştı. IŞİD’in katliamcılarının isminin dahi yer aldığı raporu 2 gün bekletmesine rağmen Dinç, Mülkiye Müfettişlerinin 10 Ekim Katliamı’nda ihmali olabileceği şüphesiyle ifadesini aldığı emniyet görevlileri arasında yer almamıştı.

    HOLOĞLU’NA DA TASFİYE

    Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Resul Holoğlu da görevinden alındı ve Emniyet Genel Müdürlüğü emrine verildi. Holoğlu da Soylu’ya yakın isimlerden birisiydi.

    Soylu’nun BAE’ye ziyareti sırasında Holoğlu da yanında bulunuyordu.

    Holoğlu, bizzat Soylu tarafından 26 Ekim 2016 tarihinde Emniyet Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Daire Başkanlığına atanmıştı. Bu başkanlık, Sedat Peker’in de içinde bulunduğu organize suç örgütlerini yakından takip ediyor. Holoğlu, 2019’da ise Emniyet Genel Müdür Yardımcısı yapılmıştı.

    TEM VE İSTİHBARAT DA GİTTİ

    Atama kararlarıyla Terörle Mücadele Daire Başkanı Hasan Yiğit görevinden alındı ve Balıkesir İl Emniyet Müdürü yapıldı.

    İstihbarat Başkanı Sabit Akın Zaimoğlu da görevinden alınarak Bursa İl Emniyet Müdürü yapıldı.

    İMAMOĞLU’NA TAŞ SALDIRISI YAPILDIĞINDA MÜDÜR OLAN DA GİTTİ

    Görevden alınanlar arasında 14 Mayıs seçimlerinden önce İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Erzurum mitinginde seçim otobüsünün taşlı saldırıya uğradığı dönem Erzurum İl Emniyet Müdürü olan Levent Tuncer de var.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye – BAE arasında imzalanan anlaşma sonrası Sedat Peker’in avukatından açıklama: BAE’nin tutumunu belirleyen hukuk değil, iradesiydi

    Türkiye – BAE arasında imzalanan anlaşma sonrası Sedat Peker’in avukatından açıklama: BAE’nin tutumunu belirleyen hukuk değil, iradesiydi



    Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında imzalanan 13 anlaşmanın içerisinde yer alan suçluların iadesi anlaşması sonrası BAE’de yaşayan suç örgütü lideri Sedat Peker iade edilip edilmeyeceği merak edilmeye başlandı. 

    Konuya ilişkin olarak ilk açıklama Peker’in avukatı Ersan Barkın’dan geldi. 

    Halktv.com.tr’ye konuşan Barkın, “BAE ile Türkiye’nin iade anlaşması imzalaması, tek başına Sedat Peker’in iadesini gerekli kılacak olsa, BAE zaten yıllardır Interpol üyesi olduğu için kırmızı bülten kararını infaz etmek durumunda kalırdı. Dolayısıyla BAE’nin tutumunu belirleyen hukuk değil, iradesiydi. Bundan sonra bu irade değişir mi, bir şey söylemek olanaksız” dedi.

    Barkın sözlerine şöyle devam etti;

    “Birleşik Emirlikleri ile Türkiye arasında suçluların iadesi anlaşması yoktu ancak bir BAE İnterpol’e üye devletlerden biriydi. Dolayısıyla bugüne kadar Sedat Peker’in hakkındaki kırmızı bültenin yerine getirilmemesi ve Türkiye’ye iade edilmemesinin tek nedeni iade anlaşmasının eksikliği değildi. Birleşik Arap Emirliklerinin ortaya koyduğu gerekliliklere Sedat Peker’in uygun davranması ve Arapların geleneğinde kendine sığınan bir kimsenin iadesinin örneğinin olmaması bugüne gelen süreci yarattı. BAE ile Türkiye’nin iade anlaşması imzalaması, tek başına Sedat Peker’in iadesini gerekli kılacak olsa, BAE zaten yıllardır Interpol üyesi olduğu için kırmızı bülten kararını infaz etmek durumunda kalırdı. Dolayısıyla sadece taraflar arasında suçluların iadesi anlaşmasının imzalanması Sedat Peker’in iade edileceğini göstermediği gibi, bugüne kadar bu anlaşmanın yokluğu da iade edilmeyeceğinin garantisi değildi.
    Dolayısıyla BAE’nin tutumunu belirleyen hukuk değil, iradesiydi. Bundan sonra bu irade değişir mi, bir şey söylemek olanaksız.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sedat Peker hakkında yeni dava: Şikayetçi kim?

    Sedat Peker hakkında yeni dava: Şikayetçi kim?



    Geçen yıl mayıs ayında Semih Tufan Gülaltay’ın İstanbul Maltepe’deki iş yerine silahlı saldırı düzenlendi. Saldırıda bir kişi yaşamını yitirdi. Bu saldırını ardından Gülaltay’ın avukatı savcılığa bir dilekçe verdi. Dilekçede yer alan iddiaya göre, 05 Mayıs 2022 tarihinde, yani saldırıdan hemen önce Gülaltay’ın ofisine tanıdığı bir kişi geldi. Bu şahıs Gülaltay’a yönelik bir saldırı yapılacağını, suikast talimatını ise Sedat Peker’in verdiğini iddia etti. Ali Metin Polat isimli kişinin ise suikast girişimini organize ettiği bilgisini aktardı.

    SALDIRGAN FURKAN TAŞ ÖLDÜ

    Halk TV’den Seyhan Avşar’ın haberine göre, 26 Mayıs günü gece saat 03.20 sıralarında ise Semih Tufan Gülaltay’ın ofisine gelen Furkan Taş isimli kişi silahıyla ofisin önünde park halinde duran araca ateş etti. İş yerinin içinde bulunan Gülatay’ın şoförü Önder Erkut saldırıya karşılık verdi. Taş vücuduna isabet eden kurşun nedeniyle olay yerinde yaşamını yitirdi. Taş’ın ölümüne ilişkin İstanbul Anadolu 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı.

    ‘PEKER’İN ADAMLARIYLA İRTİBATLI’

    Anılan saldırıya ilişkin soruşturma ise geçtiğimiz günlerde tamamlandı. Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı, Sedat Peker’in de aralarında yer aldığı 10 isim hakkında dava açtı. İddianamede saldırıyı gerçekleştiren Furkan Taş’ın, Peker’in adamlarıyla irtibatlı olduğu öne sürüldü.

    ‘EYLEM TEŞEBBÜS AŞAMASINDA KALDI’

    İddianamede Peker’in suç işlemek amacıyla örgüt kurduğu, örgütsel kapsamda Gülaltay’ı öldürmeye yönelik örgüt üyelerine talimat verdiği öne sürüldü. İddianamede, eylemin teşebbüs aşamasında kaldığı da kaydedildi. Peker’in “Suç örgütü kurma ve yönetme” ile “Kasten öldürmeye teşebbüs” suçlarından 15 yıldan 27 yıla kadar hapsi istendi.

    İKİ DAVA BİRLEŞTİRİLDİ

    Hazırlanan yeni iddianame Peker’in yargılamasının yapıldığı Anadolu 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ana dava dosyasıyla birleştirildi.

    Şimdilerde, Sedat Peker’in de sanığı olduğu dosyada şikâyetçi konumda olan Semih Tufan Gülaltay (55) adını ilk olarak, eski milletvekili de olan İHD eski Başkanı Akın Birdal’a yönelik 12 Mayıs 1998’de düzenlenen suikast ile duyurdu. Gülaltay, Birdal suikastinden 20 gün sonra yakalandı. Varlığı tartışma konusu olan Türk İntikam Tugayı’nı (TİT) kuran isimler arasında olmakla suçlanan Gülaltay, Birdal suikasti nedeni ile 19 yıl hapis cezası aldı. Ancak, şartlı salıvermeden yararlanan Gülaltay 4.5 yıl cezaevinde kaldıktan sonra tahliye edildi. Bir dönem Ulusal Birlik Partisi adı ile siyasi parti de kuran Gülaltay Ocak 2008’de Ergenekon soruşturması kapsamında gözaltına alındı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sedat Peker’in avukatı Ersan Barkın’dan ‘Ali Yeşildağ’ açıklaması: ‘Bu kalleşliktir’

    Sedat Peker’in avukatı Ersan Barkın’dan ‘Ali Yeşildağ’ açıklaması: ‘Bu kalleşliktir’


    Hakkında yakalama kararı bulunan Sedat Peker’in avukatı Ersan Barkın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eski koruması Hasan Yeşildağ’ın kardeşi Ali Yeşildağ’ın açıklamaları üzerine konuştu.

    Ersan Barkın, Erdoğan’ı merkeze alan milyarlarca liralık yolsuzluk ve siyasiler hakkında “kaset” iddialarında bulunan Yeşildağ ile Peker’in bağlantısı olmadığını belirtti.

    “AHLAKSIZLIKTA YENİ BİR AŞAMADIR”

    Twitter hesabından açıklamalarda bulunan Barkın, “Ali Yeşildağ adına açılmış olan Ali Yeşildağ hesabında, kendisini müvekkilim  Sedat Peker ile ilişkilendirilmeye çalışarak Muharrem İnce ya da başka konularda yapılan paylaşımlar, ahlaksızlıkta yeni bir aşamadır” dedi.

    Barkın devamında, “Amaçlardan birinin de müvekkilimi, tecrit halini deldiği görüntüsü yaratarak, hukuki sıkıntıya sokmak olduğu kanaatindeyiz. Bu kalleşliktir. Sedat Peker’in, kendisi ya da başkası üzerinden bir paylaşım yapabilmesi, hukuku bilen herkesin artık net görebildiği biçimde, olanaklı değildir” diye belirtti.

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sedat Peker’in avukatı “konuşacak” iddialarına son noktayı koydu

    Sedat Peker’in avukatı “konuşacak” iddialarına son noktayı koydu


    Suç örgütü lideri Sedat Peker’in avukatı Ersan Barkın, Peker’in yayınlayacağı iddia edilen videoları hakkında açıklama yaptı. 

    Yayınladığı videolarla gündem yaratan Peker, seçime 2 ay kala konuşacağını söylemişti. Uzun bir süredir video yayınlaması beklenen Peker ile ilgili avukatı Ersan Barkın, Twitter hesabından konuya ilişkin olarak paylaşımda bulundu. 

    Barkın, Peker’in konuşamayacağını söyleyerek “Bazı gazeteci dostların,sayın @sedat_peker
    ‘in seçime birkaç gün kala açıklamalarına devam edeceğine dair değerlendirmelerini okuyorum. Sayın Peker’in ifade hürriyetinden mahrumiyeti iradi bir durum değil, hukuki durumun gereğidir. Dolayısıyla kendi kararıyla bu durumu ortadan kaldırabilmesi olanaklı değildir. Ancak bulunduğu ülkedeki hukuki ve fiili durumun değişmesi gerekir ki bunun için herhangi bir siyasi destek sağlanamadığı, yapılan imza kampanyaları da sonuç vermediği için kendi hukuki girişimleri dışında bir olanak kalmamıştır” dedi. 


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***