Etiket: Sağlık

  • ‘Yenidoğan’ Skandalı Sonrası Harekete Geçtiler! CHP’li Belediyelerden ‘Hastane’ Hamlesi

    ‘Yenidoğan’ Skandalı Sonrası Harekete Geçtiler! CHP’li Belediyelerden ‘Hastane’ Hamlesi


    Sağlık Bakanlığı’nın CHP’li belediyelerin birinci basamak sağlık hizmetlerini engellemesi sonrası CHP başka bir formül arayışına girdi. Halkın sağlık sistemine güveninin zayıfladığı şu günlerde, CHP’li belediyelerin hastane alması da gündemde.


    Türkiye’yi dehşete düşüren “Yenidoğan Çetesi” skandalı sonrası toplumda sağlık sistemine güven çok zayıfladı. Bu yılki yerel seçimlerde büyükşehir ve il belediye başkanlığı sayısını 21’den 35’e yükselten CHP de, Sağlık Bakanlığı’nın yerel yönetimler tarafından sağlanan tanı, tedavi ve rehabilitasyonu kapsayan birinci basamak hizmetlerini belediyeye ait yerlerin “tıp merkezi statüsünde olmadığı” sebebiyle engellemesi üzerine harekete geçti.

    Cumhuriyet’ten Engin Deniz İpek’in haberine göre; bakanlığın belediyelerin açmak istedikleri yeni tıp merkezlerine de ruhsat verilmediği ifade edildi. CHP’nin il ve ilçe düzeyinde yeni yaklaşımlar için görüşmelerini sürdürdüğü ve 2025’in ilk aylarına kadar devam edecek sağlık çalıştaylarında konu hakkında atılacak somut adımların oluşturulacağı belirtildi.

    'Yenidoğan' Skandalı Sonrası Harekete Geçtiler! CHP'li Belediyelerden 'Hastane' Hamlesi - Resim : 1

    ‘BİRİNCİ DÜŞÜNCE YENİ TIP MERKEZLERİ AÇMAK’

    İstanbul ve Ankara başta olmak üzere belediyelerin aşılama ve hastalık taraması şeklindeki hizmetlerini artırmaya çalıştığı vurgulanırken, söz konusu hastane ve tıp merkezleriyle ilgili ilk adımların bu illerde atılabileceği ifade edildi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) kaynakları “Sistemde birinci basamak sağlık hizmetleriyle ilgili boşluk var. Bunu tamamlayabilmek adına mevcut tıp merkezlerinin yanına yeni merkezler de açmak istiyoruz ancak Sağlık Bakanlığı tarafından ruhsat verilmiyor. Hastane satın alınması da gündemde ancak İBB’nin birinci düşüncesi yeni tıp merkezleri açmak” dedi.

    'Yenidoğan' Skandalı Sonrası Harekete Geçtiler! CHP'li Belediyelerden 'Hastane' Hamlesi - Resim : 2

    Kaynak: Cumhuriyet


    Etiketler

    İBB


    Sağlık


    Hastane

    Uzman İsimden Uyarı: Kutup Soğukları ve Kar Yağışı Geliyor
    Kutup Soğukları ve Kar Yağışı Geliyor

    Herkes Ceviz Sanıyor Ama Bambaşka: Cevize Benzese de Faydaları Farklı
    Herkes Ceviz Sanıyor Ama Bambaşka: Cevize Benzese de Faydaları Farklı

    Suzuki Elektrikli Araç Piyasasına Girdi: Piyasaları Sallayacak Modeli Tanıtıldı
    Suzuki Elektrikli Araç Piyasasına Girdi: Piyasaları Sallayacak Modeli Tanıtıldı

    Narin Güran Cinayeti Davası Bugün Başlıyor: Sanıklar Adliyeye Getirildi
    Türkiye’nin Beklediği Narin Davası Başlıyor!

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İstanbul’da sağlık hizmetlerine ulaşılamıyor: ‘AKP’nin başarısızlığının göstergesi’

    İstanbul’da sağlık hizmetlerine ulaşılamıyor: ‘AKP’nin başarısızlığının göstergesi’


    Artı Gerçek- İstanbul Planlama Ajansı (İPA), geride kalan 3-9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında “Genel Sağlık İstatistikleri”ni açıkladı. İstatistiklere göre İstanbul’da 100 bin kişiye düşen yatak sayısı 30’da kalırken, sağlıkçılar verileri “AKP’nin Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın başarısızlığının göstergesi” olarak değerlendirdi.

    YURTTAŞLAR ÖZELE MAHKUM BIRAKILIYOR

    İPA’nın verilerinden öne çıkanlar şöyle:

    •İstanbul’da ortalama yaşam süresi 79,1 yıldır. Bu süre OECD ve AB ortalamasının altında.

    •Türkiye’deki aile hekimliği birimine düşen nüfus 3 bin 72 iken bu sayı İstanbul’da artıyor. Kentte aile hekimliği birim başına düşen nüfus 3 bin 187. İstanbul’un mevcut Aile Sağlığı Merkezi ve aile hekimi sayısı yetersiz.

    •İstanbul’daki özel hastane sayısı kamu hastanelerinin 3 katından fazla. İstanbul’da sağlık hizmetine erişim ihtiyacı duyan kişiler büyük ölçüde özel hastanelere gitmek zorunda bırakılıyor. Verilere göre, İstanbul’da 164 özel hastane bulunurken, bakanlığa bağlı hastane sayısı 54.

    •İstanbul’da 100 bin kişiye düşen toplam hekim sayısı (284) Türkiye ortalamasının (228) üzerinde, OECD ortalamasının (372) ise altında.

    •Türk Tabipleri Birliği’nin açıkladığı verilere göre, yurtdışında hekimlik yapmak üzere “İyi hal belgesi”ne başvuru yapan kişi sayısı 2022’de 2 bin 685 iken, 2023’te 3 bin 25’e yükseldi.

    •Sağlık sisteminin kapasitesine ilişkin önemli bir gösterge olan hastane yatağı sayısı özellikle pandemi gibi büyük krizlerde daha da kritik hale gelmekte. İstanbul’da 100 bin kişiye düşen yatak sayısı 30 olup, OECD ortalamasının (43), hatta Türkiye ortalamasının (31) altında kalmakta.

    •2016’da yapılan araştırmaya göre İstanbul’da sadece 6 hastane isteğe bağlı kürtaj hizmet veriyor. 11 hastanede kürtaj yapılmıyor, 26 hastanede ise yalnızca tıbbi zorunluluk hallerinde hizmet veriyor. İstanbul’da yaşayan milyonlarca kadın cinsel sağlık hizmetlerine erişimde sorun yaşıyor.

    •İstanbul Büyükşehir Belediyesi 9-26 yaş arasındaki kişiler için ücretsiz HPV aşı uygulamasını bu yıl başlattı. İBB, ücretsiz meme kanseri teşhisine yönelik hizmet veriyor.

    OBEZİTE ARTIYOR

    •Önemli bir halk sağlığı sorunu olan obezite toplumda günden güne artış gösteriyor. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre Türkiye’de obez bireylerin oranı yüzde 20,2 iken İstanbul’da bu oran yüzde 30,1.

    •İstanbulluların düzenli fiziksel aktivite oranı 3 yıllık ortalaması yüzde 22,7.

    •İBB, 2019 yılı Ekim ayından beri İstanbul’da çocukların sağlıklı gıdaya erişimini sağlamak amacıyla 277 bin 183 çocuğa 32 milyon 611 bin 106 litre süt ulaştırdı. Son 1 yılda ise İstanbul’da 138 bin 440 çocuğa 6 miyon 477 bin 880 litre süt ulaştırdı. Ekim 2019 ve Temmuz 2024 tarihleri arasında da 1 milyon 272 bin 611 adet gıda kolisi desteği sağladı.

    ‘TÜM GÖSTERGELER BAŞARISIZLIĞIN KANITI’

    Verileri BirGün’den Sibel Bahçetepe’ye değerlendiren İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Osman Küçükosmanoğlu şunları söyledi:

    “Ortalamanın altında olma durumu pek çok kriterde söz konusuydu. Ortalama yaşam süresi, beklenen yaşam süresi, bebek ölüm hızı gibi kriterlerde, bin kişiye düşen hekim sayısı ve sağlık çalışanı sayısında da bir gerileme durumu var. AKP, 22 yıldır iktidarda. Sağlıkta ‘Devrim yaptık, herşeyi düzelttik, çok iyiyiz, Avrupa bizi kıskanıyor’ değerlendirmesinin doğru olmadığını bu veriler gösteriyor.

    Mevcudu koruyamadığımız işler de var. Bunlar isteğe bağlı kürtaj olanaklarının gerilemesi, aşılama oranlarında düşmesi gibi… Bunlar bizim için kayıp. Sağlığın tek kriteri hastane, yatak ve doktor sayısı değil ki. Okul çocuklarındaki beslenme problemi, sınıfların kalabalık olması gibi şeyler de aslında sağlığın kriterleri arasında. Türkiye’nin sağlık göstergeleri dünyanın kıskanacağı durumda değil. Ortalamanın altındayız.

    Aşı, AKP hükümetinin tereddütlü davrandığı veya bilerek geri durduğu konu. Çocukluk çağı aşılarının yüksek oranlardan alt düzeye düşmesi ürkütücü bir tablo. Tüm bu göstergeler aslında AKP’nin Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın başarısızlığının göstergesidir.” (Kaynak)

    ***Kaynak: Artı Gerçek***
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ani ve şiddetli karın ağrısı kalp krizi habercisi olabilir

    Ani ve şiddetli karın ağrısı kalp krizi habercisi olabilir


    Artı Gerçek – Karın ağrısı, toplumda sıkça karşılaşılan bir rahatsızlık olup, ciddi sağlık sorunlarının belirtisi olabilir. Medipol Üniversite Hastanesi’nden Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Nihat Okçu, karın üst bölgesinde aniden görülen şiddetli ağrının, ciddi sağlık sorunlarının habercisi olabileceği uyarısında bulundu.

    Bu ağrıların kalp ve akciğer gibi göğüs kafesi içindeki organların hastalıklarıyla ilişkili olabileceğini anlatan Okçu, “Karın üst bölgesinde mide, karaciğer ve safra kesesi gibi organların bulunduğu bölgede ortaya çıkan ağrılar sıklıkla bu organlarla ilişkilendirilse de, kalp krizine bağlı ağrılar da bu bölgede hissedilebilir. Özellikle kalbin diyaframa bakan alt yüzeyinde gelişen kalp infarktüsü, karın üst bölgesinde şiddetli ağrıya neden olabilir. Bu nedenle, 15 dakikadan uzun süren ani ve şiddetli ağrılar yaşandığında acil servise başvurmak çok önemli” dedi.

    ACİL MÜDAHALE GEREKEBİLİR

    Karın ağrısının nedenini belirlemede ağrının şiddeti, başlama şekli ve süresinin önemli ipuçları sunduğunu hatırlatan Prof. Okçu, “Hafif başlayan ve giderek şiddetlenen ağrılar, safra kesesi hastalıkları, böbrek hastalıkları ve pankreas iltihabı gibi durumlarla ilişkili olabilir. Ani başlayan şiddetli ağrılarda ise ülser delinmesi, özofagus yırtılması ve kalp krizi gibi acil müdahale gerektiren durumlar göz önünde bulundurulmalı” değerlendirmesi yaptı.

    AĞRILARI HAFİFE ALMAYIN

    Karın ağrısının altında yatan nedenleri doğru bir şekilde belirlemek ve uygun tedavi yöntemlerini uygulamanın, hastaların yaşam kalitesini artırmada kritik bir rol oynadığını söyleyen Prof. Okçu, “Özellikle ani ve şiddetli karın ağrıları ciddiye alınmalı ve en kısa sürede sağlık kuruluşlarına başvurulmalıdır, Karın ağrısını hafife alınmaması gerekiyor. Hastaların bu konuda daha bilinçli ve tedbirli davranması önem taşıyor” uyarısında bulundu.

    ALTTAKİ ESAS SEBEBİ BULMALI

    Prof. Okçu’ya göre, karın ağrılarının şiddeti, bölgesi, yayılımı , süresi ve diğer şikayetlerle olan ilişkisi göz önünde bulundurulmalı. Ayrıca muayene ve yardımcı bir takım tanı metodları kullanılarak, karın ağrısının kaynağı belirlenebildiğini anlatan Prof. Dr. Okçu, “Karın ağrılarının bir çoğu hafif orta derececede olup geçicidir. Diğer bir kısmında ise altta ciddi bir hastalığın olduğu hayatı tehdit edici özellikte olabiliyor” bilgisini paylaştı.

    Karnın orta/alt bölgelerinde ortaya çıkan ağrılarda ince /kalın barsak hastalıkları ve cinsel organların hastalıklarının göz önüne alınması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Okçu şöyle konuştu:

    “Bazı hastalıklarda ise karnın tüm bölgelerinde ağrı olabilmektedir ki bu durumda pankreas hastalıkları, şeker hastalığı koması, ishalle seyreden barsak hastalıkları , bağırsak tıkanması, kan damarlarında tıkanıklık (emboli-infarktüs), karın zarı hastalıları (peritonitler) göz önüne alınmalı.”

    NASIL TEDAVİ EDİLMELİ?

    Prof. Dr. Okçu, “Karın ağrılarının bir kısmı diyet ve ilaç tedavisi ile tedavi edilirken diğer bazıları cerrahi bir girişim gerektirebiliyor” diye konuştu. (DHA)

    ***Kaynak: Artı Gerçek***
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yıllar Süren Temizlik Bir İşe Yaramadı! Sen Nehri’nden Bakteri Kapan Sporcu Yarıştan Çekildi

    Yıllar Süren Temizlik Bir İşe Yaramadı! Sen Nehri’nden Bakteri Kapan Sporcu Yarıştan Çekildi


    Paris 2024 Olimpiyat Oyunları triatlon branşında mücadele eden Belçikalı sporcu Claire Michel, bugün yapılacak karışık bayrak yarışında yer alamayacak.

    Belçika Olimpiyat Komitesinin yaptığı açıklamada, sporcuya E.Coli (Koli basili) adı verilen bakterinin bulaştığı ve bu sebeple müsabakaya çıkamayacağı belirtildi. Claire Michel’in yarışlarda yer alamayacak olması sebebiyle takım halinde yarışamayacaklarının da bildirildiği açıklamada, şu ifadeler kullanıldı:

    “Claire Michel, bakteri sebebiyle yarışmadan çekilmek zorunda kaldı. Sporcuların koşullarının değerlendirilmesi ve iyileştirilmesi için bu bir ders niteliğinde. Antrenman günlerinin, izin günlerinin ve yarışma günlerinin bundan sonra daha iyi planlanması ve organize edilmesi gerekiyor.”

    SEN NEHRİ’NDEKİ ANTRENMANLAR İPTAL EDİLDİ

    Triatlon branşında erkekler ve kadınlarda önceden yapılan planlama doğrultusunda 30 ve 31 Temmuz’da, antrenmanlar ise 28 ve 29 Temmuz’da gerçekleştirildi. Sen Nehri’nde yaşanan bakteri yoğunluğu sebebiyle antrenmanlar ve 30 Temmuz’da yapılması düşünülen yarışlar iptal edilmişti. Yarın yapılacak karışık bayrak yarışları öncesinde de Sen Nehri’nde yapılan su analizleri sonrasında dün ve bugün gerçekleştirilmesi planlanan antrenmanlar da yapılamamıştı.

    Geçtiğimiz Çarşamba günü 55 kadın yarışmacı nehre dalarak 1500 metre yüzdükten sonra triatlona devam etmek üzere karaya döndüler. Yarışmacılar suyun kahverengi ve bulanık olduğunu belirtti. Bir yarışmacı ise bunun için önlem aldığını belirterek geçen ay bir sürü probiyotik aldığını söyledi. Yarışmadan çekilmek zorunda kalan Belçikalı sporcu Claire Michel de Sen Nehri’ndeki bu dalış esnasında koli basili bakterisi kaptı.

    2015’TEN BERİ 1,4 MİLYAR EURO HARCANDI

    Sen Nehri, Olimpiyat Oyunları öncesinde de birçok kez kirlilik tartışmalarıyla gündeme gelirken suyun temizlenmesi için 2015’ten bu yana 1,4 milyar euro harcandı.

    Paris’te Sen Nehri’nde 26 Temmuz’da yapılan açılış töreniyle başlayan 33. Yaz Olimpiyat Oyunları, 11 Ağustos’ta sona erecek.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 112 Çalışanlarından Eylem: ‘Acil Hastaya Gidecek Ambulans Yok’

    112 Çalışanlarından Eylem: ‘Acil Hastaya Gidecek Ambulans Yok’


    İstanbul 112 ambulans çalışanları Avrupa İl Ambulans Servisi Başhekimliği önünde basın açıklaması düzenledi. Sağlık ve Sosyal Hizmetler Emekçileri Sendikası (SES) İstanbul Şubeleri’nin organize ettiği açıklamada çalışanların sorunları ve istekleri dile getirildi.

    ‘SAĞLIKTA TASARRUF ÖLÜM DEMEKTİR’

    Akın Delen tarafından okunan ortak basın açıklaması sırasında, “Yaşamak, yaşatmak istiyoruz”, “Sağlıkta tasarruf ölüm demektir” sloganları atıldı.

    Açıklamada şunlara değinildi:

    “Hayat kurtarma olay yerinde başlar, ancak acil hastaya gidecek ambulans yok. Türkiye genelinde bakanlığın 2022 yılı verilerine göre acil yardım ambulansı başına düşen ortalama nüfus 14 bin 870’dir. Ancak İstanbul’da ambulans başına düşen nüfus Türkiye ortalamasının yaklaşık iki katı, 28 bin 356’dır. Bu tablo oldukça vahim olmasına karşın bir de son 6 ayda yaşanan ambulans arızaları eklenince neredeyse her 100 bin nüfusa karşılık bir ambulans ekibi bakacak düzeye gelinmiştir. Soruyoruz; acil sağlık hizmetleri gibi kritik kamu hizmetlerinde tasarruf tedbirleri mi uygulanıyor?

    FİLODA 10 YILDAN ESKİ ARAÇLAR BULUNUYOR

    Araç filosunda yaşı 10 seneyi aşkın çok sayıda ambulans bulunmaktadır. Oysa acil sağlık araçları mevzuat gereği 10 yıldan eski olmamalıdır. Bu araçlar defalarca kez arızalanıyor ve bakım servislerine gitmelerine rağmen aynı arızayı yeniden veriyor. Yine, tamir işlemleri ayları bulan araçlar var! İl sağlık müdürlüğüne bağlı Destek Hizmetleri Başkanlıkları tarafından, ihale usulü ile servis bakım firmalarıyla anlaşma yapılıyor. Ancak bu firmaların, yeterliliği olup olmadığı denetleniyor mu? Tabiri caizse merdiven altı firmalarla bile anlaşmalar yapılıyor. Sonuç olarak araçların tamiri uzuyor, tamir edilen araçlar ise yeniden arıza veriyor. Arızalardan kaynaklı, faal ekip sayısı günlük yaklaşık olarak 4’ te 1 oranında düşüyor.

    KLİMALAR ARIZALI

    Az sayıda ambulans ile günün 24 saati canhıraş hizmet vermeye çalışan saha ve Acil Çağrı Merkezi çalışanları insanüstü bir çaba ile bu açığı kapatmaya çalışıyor. Bizler her geçen gün kötüye giden çalışma koşullarının derhal iyileştirilmesini istiyoruz. Yaz aylarının bu kavurucu sıcağında araçlar klimasız! Havalandırma ve iklimlendirme sağlık hizmetlerinin olmazsa olmazıdır. Hastaların sağlığı, çalışanların iş sağlığı ve güvenliği, tıbbi araç gereç ve ilaçların muhafazası için iklimlendirme zorunludur. Yaz aylarında ambulans arka kabinleri 50 dereceye çıkmaktadır. Bir an önce araç klima arızaları giderilmelidir. Şimdi sizlere bir kez daha soruyoruz, haftada 2 gün, günde 3 ambulansı klima arızasına göndererek yaz aylarında klima arızalarını nasıl gidermeyi düşünüyorsunuz?

    BU POLİTİKALARDAN VAZGEÇİN

    İstanbul 112 çalışanları olarak öfkeliyiz. Bütün bu olumsuz tablonun içinde, günlük ortalama 3 bin acil olaya müdahale ediyoruz. Yaşanan bütün aksaklıklar dönüp dolaşıp biz çalışanların sırtına biniyor. Bir vakadan diğer vakaya koşturuyoruz. Yani fedakarlığı hep bizim yapmamız isteniyor ama yetkililer kılını kıpırdatmıyor. İstasyon koşullarımız kötü, yemek saatlerimiz belirsiz, günlük görevlendirmelerle bir ilçeden bir ilçeye yetişmeye çalışıyoruz, yazın klima kışın ısınma problemleri çekiyoruz. Bütün aksaklıkların müsebbibi bizmişiz gibi bir de idarecilerin baskısına maruz kalıyoruz. Personele tutulan tutanağın haddi hesabı yok. Soruyoruz, aksaklıkları çalışanlar mı yaratıyor? Hükümetin sağlık politikaları ve sorumluluk almayan liyakatsiz idarecilerin tutumu bu çöküşün sebebidir. Sağlık bakanı Sayın Memişoğlu ‘En büyük amacımız önce hasta, sonra çalışan memnuniyeti’ diyor. Sayın Bakan, ne hasta ne de çalışanlar memnun. Bu politikalardan vazgeçin. Kamu kaynakları halkın sağlığı ve sağlık çalışanları için kullanılsın”

    “Bir an önce ambulans filosu artırılmalı, alım hemen yapılmalıdır”

    112 çalışanları acil olarak yerine getirilmesi gereken taleplerini de şöyle sıraladı:

    “Biran önce ambulans filosu artırılmalı, alım hemen yapılmalıdır.

    Anlaşmalı yetkili servisler artırılmalı, arızalar biran önce giderilmelidir.

    Klima arızası tamiri için anlaşmalı servisler artırılıp, gerekli kaynak sağlanmalıdır.

    Acil olarak personel alımı yapılmalıdır. On binlerce ATT/AABT(Paramedik) atanmayı bekliyor.

    Disiplin soruşturmaları ile çalışanlara baskılara son verilmelidir. Kamu yararı gözetilerek tutanaklar minimuma düşürülmelidir.

    112 ‘çok riskli birim’ ilan edilmeli, teşvik ek ödemeler buna göre düzenlenmelidir.

    Sağlıkta şiddetin önüne geçilmelidir. Bunun için etkin yasalar çıkarılmalı, adli vakalarda kolluk kuvvetleriyle koordinasyon geliştirmelidir.

    Vaka elemeleri yapılarak 112 acil sağlığın yükü azaltılmalıdır.”

    ‘HASTAYA ULAŞMAMIZ 40 DAKİKAYI BULUYOR’

    112 sağlık çalışanı Serdar Oğuz da ANKA Haber Ajansı’na verdiği röportajda sağlık çalışanlarına bütçe ayrılmasını talep ederek şöyle konuştu:

    “Bugün buraya sağlıkta yaşanan şiddeti ve sağlık çalışanlarına ayrılmayan bütçeyi protesto etmek için geldik. Taleplerimizden biri İstanbul’da ambulans sayısının arttırılması. Devasa bir şehir olan İstanbul için ambulans sayısı çok yetersiz. 28 bin hastaya bir ambulans düşüyor. Bu da vakalara geç ulaşmamıza neden oluyor. Saray rejiminin artık sermaye değil, sağlık çalışanlarına ve halka bütçe ayırması gerektiğini söylüyoruz ve bugün de buraya bu taleplerle geldik. Sağlıkta şiddetin son bulmasını ve sağlık çalışanlarına, sağlığa ayrılan bütçenin arttırılmasını istiyoruz. Yani şöyle düşünün, yakınınız kalp krizi geçiriyor. Trafik kazası yaşamış ve ambulansı arıyorsunuz. Hemen olay yerinde olmasını beklersiniz ama maalesef yarım saat kırk dakika gibi sürelere varabiliyor. Olay yerine kırk dakika sonra giden bir ambulans doğal olarak hasta yakınlarını irite ediyor. Yani biz de bunu istemeyiz ama maalesef ambulans sayısı yetersiz. Çıkıp ulaşmamız ambulans sayısının yetersiz olmasından kaynaklı uzayabiliyor. Bu da şiddetle karşılaşmamıza neden olabiliyor. Hastanın sağlığı için de olumsuz bir durum tabii”

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Şiddetli bir salgın yaşanıyor, gıda güvenliğiyle ilgili ciddi sorunlar var’

    ‘Şiddetli bir salgın yaşanıyor, gıda güvenliğiyle ilgili ciddi sorunlar var’


    Artı Gerçek – Uzmanlar, son dönemlerde salgın hastalıklarda artış yaşanırken sebebinin gıda güvenliği olduğunu ve ciddi sorunlar boy göstereceğini belirtti. Artışın nedenlerini, hastalığın belirtilerini Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Esin Davutoğlu Şenol anlattı.

    Şenol, “Türkiye’nin dört tarafında şiddetli bir salgın yaşıyoruz. Sağlık otoritesinin sistemi koordine edip derhal aile hekimleriyle akademiyi ve pediatristlerle, enfeksiyoncuları bir araya getirip yolu çizmesi lazım” ifadelerini kullandı.

    Covidin yeni varyantlarına da işaret eden Davutoğlu Şenol, “Bu mevsimin en önemli virüsü doğrusunu isterseniz Covid. Covid’in yeni varyantları. Üç seferdir hazırlanan yeni aşılar da Türkiye’ye girmiyor. Dolayısıyla biz hala Covid nedeniyle hastaneye yatışlar ve hastanede yatan hastalardan kayıplarla da karşılaşıyoruz” dedi.

    Prof Dr. Esin Davutoğlu Şenol, yurt genelinde salgın hastalıklarının arttığını ve hastaların dikkat etmesi gereken unsurları şöyle sıraladı:

    “Salgının başlıca belirtilerinden biri, ishal halinde günde altı defadan fazla dışkılama olup bu dışkılamanın sıvı kaybına yol açacak düzeyde olması. Sıvı kaybı çabuk gelişecek insanlar yani gebeler, yaşlılar, küçük bebekler gibi. Onlarda altıdan fazla dışkılama söz konusuysa hastaneye sıvı takviyesi için götürülmeli. Önce sıvı takviyesi. Sahaya da bunun notunun iyi verilmesi lazım. Ateş 38.5 derecenin üzerinde ve kanlı ishal varsa, karın ağrıları çok belirginse ve artık kafasını yerinden kaldıramıyorsa o zaman hastanelerde mutlaka bizim dışkı testi dediğimiz mikrop testlerinin yapılması lazım.”

    LÖKOSİT OLUP OLUNMADIĞINA BAKILMALI

    Prof. Dr. Şenol, eğer mikrobun ne olduğu tespit edilemiyorsa mikroskoptan lökosit olup olmadığına bakılması gerektiğine değindi. Ayırca Şenol, “Lökosit görülüyorsa antibiyotik verilebilir. Ama o antibiyotik hiçbir zaman şu anda sahada çok hakim bir biçimde verilen ikili üçlü antibiyotik değil. Tek bir antibiyotik veriyoruz. İlk dozunda cevap veriyorsa kesiyoruz. Ya da en fazla 3 gün sürdürüyoruz” diye konuştu.

    ‘BESİN GÜVENLİĞİ VE ÇEVRE SAĞLIĞIYLA İLGİLİ CİDDİ SORUNUMUZ VAR’

    Yaşanan salgının tek bir merkezde değil, ülke geneline yayıldığını ve şiddetli geçtiğini, ayrıca çok sayıda salgın olduğunu belirten Şenol, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Kış boyu, iki, üç, dört kez büyük dalgalar yapan farklı farklı virüsler var. En çok grip ve Covid-19 ile acilleri dolduran müthiş bir yükle karşılaştık. Burada koruyucu hekimlik dediğimiz şeyin önemi ortaya çıkıyor. Gribin ve Covid-19’un aşıları var. Covid-19 aşısı gelmiyor artık Türkiye’ye. Gribin de gelmesine rağmen milyonlarca doz aşısı imha ediliyor. Çünkü aşının neden gerektiği, insanlara kamu otoritesi tarafından söylenilmiyor bizler söylesek bile. Dolayısıyla kronik hastalık yükü dediğimiz yükü de çok yüksek olan Türkiye’de acillere başvurmayı gerektiriyor. Acil başvuruları biz hiç sevmiyoruz ve onaylamıyoruz. Çünkü acile gelen diğer hastaları riskte bırakıyor.”

    “Şimdi de aynısını analoğu olan ishalleri görüyoruz. Şiddetli bir salgın yaşıyoruz Türkiye’nin dört tarafında. Hani küçücük bebeklerden ileri yaştaki insanlara kadar. Salgın böyle olunca iki şey üzerinde duruyoruz. Birincisi, besin güvenliği ve çevre sağlığıyla ilgili ciddi sorunumuz var. Gıda tedariki ile ilgili denetim sorunumuz var. Hayvan hastalığı sorunumuz var.”

    Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr Esin Davutoğlu Şenol

    NOROVİRÜS SALGINI YÜKSELİŞTE

    Ayrıca ikinci bir viral salgın olan Norovirüs’den bahseden Şenol, ” Bu da insanlara parmağınızın ucuyla dokunsanız bulaşıyor ve aslında bunların anlatılması gerekiyor. Türkiye’nin başka bölgelerinde de başka salgınlar var. Siz duymuyorsunuz bile. Mesela işte Tularemi dediğimiz bir hastalık var. Ormanlık alanlarla insanların yakınlaşması ile bulaşıyor. Ormanlık alanların insanlara barınmak için verildiğini görüyoruz. Dolayısıyla çok çeşitli sorunlarımız var. Tavşan temasıyla bulaşıyor diyoruz ama tavşanların dışkılarının karıştığı sular ve o suların şebeke sularına karışması gibi çok boyutlu salgınlarımız var. Özellikle de deprem bölgesi çok göz ardı ettiğimiz bir bölge. Biz bunları biliyoruz, yaptığımız toplantılarda konuşuyoruz ama yetemiyoruz. Merkezi otorite ile birlikte hareket ediyor olmamız lazım.”

    “SAĞLIK SİSTEMİ DEDİĞİMİZ ŞEY BİNALARDAN İBARET DEĞİL”

    Salgın hastalıklarda yaşlılar, çocuklar ve gebelerin risk gruplarında olduğunu ve daha fazla dikkatli olmaları gerektiğini belirterek, şunları kaydetti.

    “Solunum yolları enfeksiyonlarına gelince; 75 yaşın üzerinde olmak önemli bir kırılganlık. Şeker gibi altta yatan astım ya da KOAH gibi hastalıkların olması, kanser kemoterapisi alan hastalarda, ateşin olması, halsizliğin olması, soluk alıp vermekte zorluğun olması, bitkinliğin olması. Burada ileri yaş için bir not koymak istiyorum. İleri yaş hastaların çok ciddi enfeksiyona rağmen ateşi çıkmayabilir. Onların bilinç durumundaki değişiklikler yani uykuya meyil, yerinden kalkamamak, mevcut olan hastalıklarının kötüleşmesi ve yeme içme isteksizliğinin olması hastanelere gitmek için sebeptir.”

    COVİD-19 BAŞKA VİRÜSLERE OLAN BAĞIŞIKLILIĞIMIZI DÜŞÜRDÜ

    Son olarak Davutoğlu Şenol, Covid-19 pandemisi, başka virüslere karşı direncimizi çok düşürdüğünü söyleyerek şöyle konuştu:

    “Bu mevsimin en önemli virüsü doğrusunu isterseniz Covid. Covid’in yeni varyantları. Bunun hiç bitmeyeceğini söyledik biz bir aşamadan sonra. Üç seferdir hazırlanan yeni aşılar da Türkiye’ye girmiyor. Dolayısıyla biz hala Covid nedeniyle hastaneye yatışlar ve hastanede yatan hastalardan kayıplarla da karşılaşıyoruz. Covid’in yeni varyantları tekrarlarla geliyor. Yani siz iyileştiğinizi zannediyorsunuz. Testiniz negatifleşiyor. Evet Covid pandemisi başka virüslere karşı bağışıklığımızı çok düşürdü. Çünkü bizim bağışıklık sistemini çok ilgilendiren bir savunma mekanizmamız var lenfrositler diye. Onları hastalandıran bir virüs çünkü. Defalarca Covid geçirmenin kendisi de uzamış Covid dediğimiz zaten bağışıklık sistemi problemleriyle giden bir süreç. Biz bu vakaları tanılayıp tespit edip kamuoyuyla ve hekimlerle paylaşmak durumundayız. Biz bunu herkes her şeyi bilsin, siz de sağlık okur yazarı olsun diye yapmıyoruz. Bu tespitler hekimlerle paylaşılırsa doğru yönetilir sağlık sistemi. Böylece insanlar vakit kaybetmez, gereksiz antibiyotikler almak durumunda kalmaz diye söylüyorum” (ANKA)

    ***Kaynak: Artı Gerçek***
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Temizlenmeyen su sebilleri hastalık saçıyor: İshal, hepatit …

    Temizlenmeyen su sebilleri hastalık saçıyor: İshal, hepatit …


    Artı Gerçek – Türkiye’de hava sıcaklıklarının artmasıyla birlikte soğuk suya talep arttı. Özellikle toplu alanlarda soğuk ve sıcak su için su sebilleri tercih edilirken, temizliği yapılmayan su sebilleri birçok hastalığın oluşmasına sebep olabiliyor.

    Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Bekir Uygun, sebillerin üç ayda bir temizlenmesi gerektiğini ve temizlenmediği takdirde ise bakteri ve virüslerin üreyebildiğini söyledi.

    ‘BELLİ PERİYOTLARDA TEMİZLENMELİ’

    Dr. Bekir Uygun su sebillerinin sebep olabileceği sağlık sorunları ile ilgili şunları söyledi:

    “Su sebilleri hayatı kolaylaştırıyor ancak periyodik bakımlarının yapılmış olması gerekiyor. Üretici firmaların söylediği doğrultuda bakımlarının yapılması gerekiyor. Kimyasal ürünlerin geçtiği yerlerin tahriş etmemesi gerekiyor. Belli periyotlarda temizlenmediği sürece derelerde olduğu gibi, yosun tutabilir, bazı bakteri virüs veya mantarların üremesine neden olabilir. Bununla birlikte kişilerde ishal, Hepatit A, Hepatit E gibi hastalıklara neden olabilir.”

    Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Bekir Uygun

    TEMİZLİĞİN YAPILMAMASI, BAĞIRSAK ENFEKSİYONUNA SEBEP OLABİLİR

    Sebillerde kullanılan suyun sertliğine ve bakteri içerip içermediğine dikkat edilmesi gerektiğini belirten Dr Uygun şöyle konuştu:

    “Bu da suyun geçiş yolunun tahribatına sebep olabilir. Bakımında kullanılan suya göre belirlenmesi gerekiyor. Yani illa 3 ay olması gerekmiyor, bazen daha sık aralıklarla yapmak gerekiyor. Bu durumlarda su sebillerinden rotavirüs, norovirüs saptanabiliyor. Bunlar özellikle yaz aylarında bağırsak enfeksiyonlarına, ishale, kusmaya sebep olabilir. Bazen de Hepatit A, Hepatit E gibi hastalıklara neden olabilir. Özellikle toplu yerlerde su sebillerini kullanmak büyük kolaylık sağlıyor, sadece kurallarına uymak gerekiyor”

    ‘ÜÇ AYDA BİR DÜZENLİ TEMİZLENMELİ’

    Temizliğin nasıl yapılması gerektiğini anlatan Antalya Tüp ve Su Dağıtıcıları Derneği Başkanı Halil Mert ise konuşmasında “Sebillerin üç ayda bir düzenli temizlenmesi tavsiye ediliyor. Bunu çoğu kişi bilmiyor, ilk kez bizden duyuyorlar. Biz vatandaşlarımızı bu konuda uyarmaya çalışıyoruz. Sıcaklarla artan yosunlaşmadan nedeniyle temizlik talebi arttı. Sudaki koku ve tat değişimlerinin sebebi de bu temizlikten kaynaklanıyor. 200 ila 250 lira arasında bir fiyatı var ancak vatandaşlar uygun solüsyonu alarak bu temizliği kendisi de yapabilir” ifadelerine yer verdi. (DHA)

    ***Kaynak: Artı Gerçek***
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Vücut ısısının artması kişiyi komaya kadar götürebilir’

    ‘Vücut ısısının artması kişiyi komaya kadar götürebilir’


    Artı Gerçek – Yaz aylarının gelişiyle birlikte artan hava sıcaklıkları, sağlık risklerini de beraberinde getirdi. En çok yaşlılar, çocuklar, hamileler ve kronik hastaların etkilenirken, uzmanlar tedbirler konusunda uyarılarda bulundu. Diyarbakır Tabip Odası Genel Sekreteri Ahmet Baran, 45 derece sıcaklara karşı nasıl hareket edilmesi gerektiğini anlattı ve aşırı sıcaklarla ilgili uyarılarda bulundu.

    11-15 SAATLERİ ARASINA DİKKAT

    Özellikle 11.00 ve 15.00 saatleri arasında dikkatli olunması gerektiğini vurgulayan Baran, çocuk, hamile ve kronik rahatsızlığı olanların dışarı çıkmamaları konusunda uyardı. Aşırı sıcaklıkların vücut ısısını yükselttiğini belirten Ahmet Baran “Vücut ısısının artmasıyla birlikte mineral ve tuz kaybının yanı sıra sinir sisteminin çalışmasını etkileyen durumlardan kaynaklı yüksek ateşle karşılaşıyoruz. Bu durum bulantı, kusma, yüksek ateş, halsizlik gibi etkilerin yanı sıra bilinç değişikliklerinden komaya kadar ilerleyebiliyor” dedi.

    Sıcaklıkların ayrıca vücutta krampların oluşmasına sebep olduğunu ifade eden Baran “Bu krampların özellikle kol ve bacaklardaki tuz kaybıyla beraber kas kramplarına yol açabilir” ifadelerini kullandı

    Diyarbakır Tabip Odası Genel Sekreteri Ahmet Baran

    ‘GÜNDE 2,5 LİTRE SU İÇİLMELİ’

    Sıcaklığın en yoğun olduğu saatlerde dışarda olmak zorunda kalanlara da tavsiyelerde bulunan Baran “Onların özellikle güneş ışınlarından korunmak için uzun giysiler ve şapka takmaları gerekir. Hava sıcaklıkları en çokta kronik hastalıkları olan bireylerin hayatını tehlikeye atıyor. Aynı zamanda gün içerisinde susamayı beklemeden minimum 2.5 litre su içmeyi öneriyoruz” dedi.

    ‘SICAKLIK HİJYEN DE SORUN YARATIYOR’

    Sıcakların artmasıyla birlikte su kaynaklarında da sorunların ortaya çıktığına işaret eden Baran, “Su kaynaklarıyla ilgilide dikkatli olmak gerekir. Yaz aylarında azalan su kaynakları var buda hijyen sorunu yaratıyor. Su tesisatlarındaki hızlı bakteri üremeleri birçok bağırsak enfeksiyonlarını artırabiliyor. Bu anlamda da denetimlerin sık sık yapılması gerekiyor ve insanlar erken uyarılarla bilinçlendirilmeli” dedi. (MA)

    ***Kaynak: Artı Gerçek***
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sıcak havada soğuk suyu hızlıca içmek mide ve bağırsak rahatsızlıklarına neden olur

    Sıcak havada soğuk suyu hızlıca içmek mide ve bağırsak rahatsızlıklarına neden olur


    Artı Gerçek – Gastroenteroloji Uzmanı Prof. Dr. Vedat Göral, sıcak havalarda serinlemek amacıyla tüketilen soğuk içeceklerin mide-bağırsak sağlığına verdiği zararları anlattı.

    Göral, “Bazı kişilerde soğuk su içilmesi olumsuzluklara neden olabilir. Normal bir insanın vücut ısısı 36 ila 37 derecedir. İçtiğimiz soğuk su ile vücudumuzun sıcaklığı arasındaki 10 ila 12 derece fark bir soruna yol açmaz. Ancak suyun soğukluğu daha çok olursa vücudumuz zarar görmeye başlayabilir. Soğuk suyu hızlı içmek, yemek borusunda kasılmalara ve rahatsızlığa yol açabilir. Gastrit ve ülser hastalığı olanlarda soğuk su içilmesi, mide asidini arttıracağı için midede aşırı gaz, kramp şeklinde ağrı, yanma ve mide rahatsızlıklarının artmasına neden olur” uyarısında bulundu

    ‘BAĞIRSAK HAREKETLERİNİ ARTIRIR’

    Prof. Dr. Göral, şöyle devam etti: “Özellikle çok soğuk suyun çok hızlı içilmesi, midede ağrı, kramp ve gaz oluşumuna neden olabilir. Ancak mide şikâyeti olmayanlarda soğuk su içilmesi zarar vermez, bilakis vücuttaki harareti alır ve kişi kendini daha iyi hisseder. Susamış olan kişinin soğuk su içmesi kişinin performansını da artırır. Soğuk su içilmesi bağırsak hareketlerinin artmasına ve karında ağrı, gaz ile şişkinliğe neden olur. Bu nedenle soğuk su içilecekse yavaş yavaş ve küçük dozlar halinde içilmelidir. İçilecek soğuk suyun ideal sıcaklık derecesi 16 derece olmalıdır. Daha düşük sıcaklıklarda olumsuzluklar yaşanmaması için, soğuk suya biraz ılık su katılarak içilmesi daha uygundur.” (DHA)

    ***Kaynak: Artı Gerçek***
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Genellikle 6 ila 12 yaşları arasında gelişiyor’

    ‘Genellikle 6 ila 12 yaşları arasında gelişiyor’


    Artı Gerçek – Göz Hastalıkları Bölümü’nden Doç. Dr. Sevil Karaman, miyopinin uzağı net görememe durumu olduğunu belirterek ,“Bu durum, göz küresinin normalden daha uzun veya korneanın normalden daha kavisli olması sonucunda oluşur” dedi.

    13-19 Mayıs Miyopi Farkındalık Haftası kapsamında önemli uyarılarda bulunan Doç. Dr. Karaman, “Miyopide, ışık odaklanmadan önce retina yerine önünde odaklanır, bu da uzaktaki nesnelerin bulanık görünmesine neden olur. Miyopi, dünya çapında giderek artan bir sorundur. Özellikle çocuklarda ve gençlerde miyopinin artış gösterdiği bilinmektedir” diye belirtti.

    ‘ERKEN TANI GÖRME KAYBINI ÖNLEYEBİLİR’

    Miyopiyi etkilen faktörleri söyleyen Doç. Dr. Karaman, şunları belirtti:

    “Özellikle yoğun ekran kullanımı, kapalı ortamlarda daha fazla zaman geçirme ve dış mekânda aktivitelerin azalması gibi modern yaşam tarzı faktörleri, miyopinin artmasında rol oynar. Farkındalık arttıkça, bu artış eğilimini durdurmak veya tersine çevirmek için toplumlar harekete geçebilir. Miyopinin erken tanınması ve tedavi edilmesi, görme kaybını önleyebilir veya en aza indirebilir. Bu nedenle, miyopinin belirtileri hakkında bilgi sahibi olmak ve düzenli göz muayenelerine gitmek önemlidir.”

    DIŞARIDA VAKİT GEÇİRİLMEMESİ RİSKİ ARTIRABİLİR

    Doç. Dr. Sevil Karaman, miyopinin altında yatan nedenleri şu şekilde açıkladı:

    “Miyopinin gelişiminde birkaç faktör rol oynar ve genellikle birden fazla etken bir araya gelir. Bunlar arasında genetik yatkınlık, çevresel faktörler ve yaşam tarzı alışkanlıkları bulunur. Uzun süreli ve yoğun ekran kullanımı, miyopi riskini artırabilir.

    Dış mekânda vakit geçirmenin azalması, özellikle çocuklar için, miyopi riskini artırabilir. Güneş ışığına maruz kalma, göz sağlığı için önemlidir ve dışarıda daha fazla vakit geçirmek, miyopi riskini azaltabilir.

    Yoğun eğitim ve okul çalışmaları, özellikle uzun süreli kitap okuma veya bilgisayar kullanımı, gözlerin yakından odaklanmasına ve miyopi riskinin artmasına neden olabilir.

    İç mekân aydınlatması, hava kirliliği ve yaşanılan coğrafi bölge gibi çeşitli çevresel faktörlerin miyopi üzerinde etkisi olabilir. Miyopinin tedavi edilmediği veya etkili bir şekilde kontrol altına alınmadığı durumlarda, ilerleyici görme kaybı riski vardır.

    Özellikle yüksek dereceli miyopi, katarakt, glokom ve retina dekolmanı gibi ciddi göz hastalıklarının riskini artırabilir.”

    “MİYOBUN OKUL PERFORMANSI ÜZERİNDE OLUMSUZ BİR ETKİSİ OLABİLİR”

    Çocuklarda miyopi belirtilerine karşı aileleri uyaran Doç. Dr. Sevil Karaman, şu ifadeleri kullandı:

    “Miyopi, uzaktaki nesnelerin net gözükmemesiyle kendini gösterir. Özellikle tahtadaki yazıları veya uzaktaki tabela yazılarını net görememe gibi belirtiler olabilir. Uzun süreli yakından bakma gerektiren aktiviteler (örneğin, kitap okuma veya bilgisayar kullanma) sonrasında baş ağrısı veya göz yorgunluğu yaşanabilir.

    Miyopi olan kişiler, gözlerini ovma veya kapalı gözlerle odaklanma girişimleri gibi alışkanlıklar geliştirebilirler. Bu, gözlerin yorgunluğunu hafifletmeye veya odaklanmayı iyileştirmeye çalışmanın bir belirtisi olabilir.

    Miyopi, gece görüşünün azalmasına neden olabilir. Bu, gece sürüşlerinde veya düşük ışıklı ortamlarda zorluk yaşama şeklinde kendini gösterebilir.

    Çocuklar, miyopinin belirtilerini fark etmekte zorlanabilirler veya bunları ifade etmekte zorlanabilirler. Ancak, miyobun okul performansı üzerinde olumsuz bir etkisi olabilir. Tahtadaki yazıları net görememe veya dikkatlerini odaklamakta güçlük çekme gibi nedenlerle okulda başarıda düşüşler olabilir.

    Çocuklarınızda yukarıdaki belirtilerden herhangi biri fark edildiğinde veya bir göz kontrolü yapılmasını istediğinizde, bir göz doktoruna danışmanız önemlidir. Erken tanı, miyopinin etkilerini minimize etmeye ve çocuğunuzun göz sağlığını korumaya yardımcı olabilir. İlkokul çağındaki çocuklar ve gençler, yılda bir göz muayenesinden geçmelidir.”

    ‘MİYOPUN İLERLEME HIZI, ÇOCUĞUN ERGENLİK DÖNEMİNDE EN HIZLI OLDUĞU GÖZLENİR’

    Doç. Dr. Sevil Karaman, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü:

    “Miyop, çocuklarda genellikle okul öncesi veya okul çağında başlar ve ilerleyen yaşlarda devam edebilir. Miyopun başlama yaşında ve ilerleme hızında bireyden bireye büyük farklılıklar olabilir. Ancak, genellikle miyopun başlama yaşının 6 ila 12 yaşları arasında olduğu görülür.

    Miyop genellikle büyüme hızı ve göz küresinin büyümesiyle ilişkilidir. Bu nedenle, miyopun ilerlemesi, çocuğun büyüme dönemi boyunca devam edebilir. Genellikle miyopun ilerleme hızı, çocuğun ergenlik döneminde en hızlı olduğu gözlenir.

    Miyopun ilerlemesini tamamen durdurmak mümkün olmasa da, bazı durumlarda ilerlemeyi yavaşlatmak veya kontrol altına almak için önlemler alınabilir. Bunlar arasında düzenli göz kontrolleri, dış mekan aktiviteleri, ekran zamanının sınırlandırılması, gözlük veya kontakt lenslerin düzenli güncellenmesi ve atropin damlaları bulunabilir. Ancak, bu damlaların uzun süreli kullanımının potansiyel yan etkileri olduğunu unutmamak önemlidir. Çocuklarınızın gözlerini korumak için uygun güneş gözlükleri ve güvenlik gözlükleri kullanmalarını sağlayın. Özellikle açık havada veya spor yaparken gözleri UV ışınlarından korumak önemlidir.”(DHA)

    ***Kaynak: Artı Gerçek***
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***