Etiket: Recep Tayyip Erdoğan

  • Dövize endeksli TL mevduat kararının kısa ve uzun vadede etkileri ne olur?

    Dövize endeksli TL mevduat kararının kısa ve uzun vadede etkileri ne olur?


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın pazartesi akşamı kabine toplantısı sonrası yaptığı döviz garantili TL mevduatı açıklaması sonrası Hazine’nin bu yükü nasıl kaldıracağı tartışma konusu.

    Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı ve eski bankacı Kerim Rota’ya göre, bu politika seti bir devlet garantisi getirdiği için kısa vadede mutlaka işe yarayacak.

    Fakat kısa vadede dövizi aşağı çeken bu adımlar, uzun vadede kamu maliyesi ve Türkiye’nin bütçesi üzerinde bir yük oluşturacak.

    ”Kısa vadeli etkisinin kurlarda düşüşe yol açtığını zaten gördük. Kurlarda oynaklığı düşürücü bir etkisi en başta olacak ve bir stabilizasyon kazandıracak. Çünkü bu aslında bir devlet garantisi. Ekonomi politikalarına güven duymayan döviz ve Türk Lirası mevduat sahiplerinin güveninin bir devlet garantisiyle, devletin yazacağı bir çekle satın alınmasıdır. Bu mutlaka işe yaracaktır, önümüzdeki haftalarda da bu hesapların büyüklüğüne bağlı olarak da biz kurlarda hareketlenmeyi tekrar göreceğiz. Bu aşağı veya yukarı yönde de olabilir. Yani bu hesaplara çok giriş olursa aşağı yönlü, girişler az olursa da yukarı yönlü hareketler görme olasılığımız var. Uzun vadeli etkileri ise kamu maliyesi ve Türkiye’nin bütçesi üzerinde olacak. O yüzden kurları eskisine göre çok daha fazla takip eder hale geleceğiz.”

    ”Kaynak vergiler, borçlanma ve parasal genişleme ile yaratılacak”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıklamaları sonrası ortaya çıkan en önemli soru Hazine’nin bu ödemelerin kaynağını nasıl oluşturacağıydı.

    Euronews’e konuşan Rota, kaynağın vergiler, borçlanma ve parasal genişleme ile yaratılacağını belirtiyor ve şöyle detaylandırıyor:

    ”Bir kamu maliyesinin üç tane kaynak yaratma şekli vardır. Vergiler, borçlanma ve parasal genişleme. Öncelikle vergilerimizle karşılanacak. Bugün akaryakıttaki ÖTV’nin tekrar geri dönmesi ve akaryakıt fiyatlarının düşen kurlara karşı düşürülmemesinin kararlaştırılması bunun canlı örneği. Benzin fiyatları düşmeyecek çünkü sizin aldığınız benzinin üzerine ödeyeceğiniz vergiyle 200-300 bin mudiye (bankada mevduat sahibi olan kişi) gelir transferi yapılacak. Bu yetmezse Hazine yurtiçi ve yurtdışı piyasalardan ekstra borçlanmaya gidecek. Bu da yetmezse Merkez Bankası eliyle veya Hazine’nin borçlanmalarını kamu bankalarından alması suretiyle bir parasal genişleme yapılacak. Ki bu en zehirli olanıdır çünkü bizi çok ciddi enflasyon-kur sarmalına götürür.”

    ”Parayla güven satın alındı. Ortaya bir para konuldu. Siz yeterki finansal sisteme ve devletin size olan borçlarını, size olan yükümlülüklerini ödeyeceğine dair güvenin sıkıntı olmaz garantisi verilince rahatlama oldu. Bunu 2000’li yıllarda dönemin Başbakanı Bülent Ecevit de finansal piyasalarda önemli dalgalanmalar olduğunda ve bankacılık sistemine güven kaybedilince bütün mevduatlara devlet garantisi açıklamıştı. Buna benzetiyorum. Bu sefer devlet garantisi mevduatlara verilmedi ama insanların kur artışlarından dolayı kaybedecekleri paranın devlet tarafından ödeneceği garantisi verildi. Yani burada artık muhatap bankadaki mevduat sahipleriyle devlet. AK Parti aradan çıktı.”

    Döviz garantili TL mevduatı açıklamasını şaşkınlıkla karşılayanlar arasında Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı ve eski bankacı Kerim Rota.

    Rota’nın aktarımına göre devlet, karşılığında bir mal veya hizmet almadan ne kadar miktar ödeyeceğinin garantisi olmayan bir taahhüt altına girdi. Ve adeta devlet bütçesinden 200-300 bin kişiye bir bağış yapacak.

    ”Dünyada buna benzer bir uygulama pek yok. Olanların hemen hemen hepsi felaketle bitmiş. Türkiye’de buna benzer uygulama 1967-68 arasındaki dövize çevrilebilir mevduatlar. Bu da o dönem Türkiye’nin bütçesine çok önemli maaliyetler yüklemiş o dönemde. İkinci kısmı ise bunun ucu açık bir opsiyon olması. Yani kamuya maaliyetinin ne olduğunun tahmin edilemez olması. Burada devlet ne kadar miktar ödeyeceğinin garantisi olmayan bir taahhüt altına girdi. Kamu özel işbirliği projeleri de buna benzer. Kurlar yukarı çıktıkça devletin ödeyeceği rakamlar artıyor ama en azından bunun arkasında bir köprü, havalimanı gibi bir alt yapı yatırımı var. Oysa burada devletin aldığı bir mal veya hizmet yok. Adeta devlet bütçesinden 200-300 bin kişiye yapılan bir bağış türü bir ödeme yapılacak.”

    Geçtiğimiz hafta doların 18’leri görmesi ‘köpük rakamlar’ olarak telaffuz edilmişti. Bu rakamların yeniden görülüp görülmeyeceği ise merak konusu.

    Rota, eğer geçtiğimiz haftalarda olduğu gibi kurda yeniden bir yükseliş yaşanırsa, bu sefer kamu maliyesinin sürdürülebilirliğinin konuşulmaya başlanacağını ifade ediyor.

    ”Umarım o köpük rakamları bir daha görmeyeceğiz. Bu en azından finansal sisteme olan güven artışı. Bütçeye ve devlete olan güvenle aslında AK Parti ekonomi yönetimine olan güvenin satın alınması gibi düşünebilirsiniz. Vatandaşlar uygulanan ekonomi politikasından memnun olmazsa aslında arkalarında kendilerine yazılmış bir çek var. Bu çekin 200-300 bin kişiye yazıldığını ve çeki yazanların da 84 milyon vatandaş olduğunu da unutmamak lazım. O nedenle adil olmayan bir çek yazılmış vaziyette. Ama artık mevduat yapanlar da şunu biliyor olacak, kurlarda çok yükseliş olursa da buradan bir nemalanma şansları olacak. Ama bu yükseliş aşırı olursa bu köpükler tekrar gündeme gelirse bu sefer kamu maliyesinin sürdürülebilirliğini konuşmaya başlayacağız. Umarım o köpükleri bir daha görmeyiz.”

    Bununla birlikte kurdaki sert düşüşle birlikte zarar eden yurttaşların döviz garantili TL mevduatına ilgi göstermelerinin de şu süreçte daha garantili olacağı kanaatinde Rota.

    ”Öncelikle hem Türk lirası hem de döviz birikimi olan vatandaşların bu ürüne ilgi göstermelerini tavsiye ederim. Çünkü bu aslında düşmeyen dolar yaratma enstrümanı. Karşımızda da devlet olduğuna ve bu paraların ödenmemesi gibi bir durum olmadığına göre… O nedenle kendilerini bu kur oynaklığından korumak için iyi bir ürün olduğunu düşünüyorum. Ama arkasındaki ödemelerin 84 milyon vatandaşın üzerine bineceğini de biliyorum. Kendilerini korumak isteyenler için iyi bir ürün olsa da hiç adil değil.”

    ”2022 ekonomik açıdan seçim için iyi bir yıl değil o nedenle seçim 2023’e kayabilir”

    Ayrıca iktidarın attığı bu adımı muhalefet erken seçim olarak değerlendirse de Gelecek Partisi Ekonomi Politikaları Başkanı ve eski bankacı Kerim Rota, seçimin 2023 yılında yapılacağını düşünüyor.

    Çünkü 2022 ekonomik açıdan iyi bir yıl olmayacak.

    ”Sayın Cumhurbaşkanın açıklamalarına bakılırsa altı ay içerisinde bu politika setinin meyvelerini vereceğine dair bir beklentisi olduğu görülüyor. Ama bana kalırsa bu politika seti bir anlamda çöktü. Şu anda Türkiye’de yüzde 30 civarında kredi faizi, yüzde 20 civarında mevduat faizi var. Ve faizler yükselmiş durumda. O nedenle bu politikanın altı ay içerisinde bırakın sonuç vermesini çok yüksek enflasyona neden olacağını düşünüyorum. O sebeple 2022 ekonomik açıdan seçim için iyi bir sene değil. Sayın Bakan ile paralel düşünüyorum ve seçimin 2023’e kayabileceğini görüyorum.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan’ın alternatif finans aracı olarak açıkladığı ‘DÇM’ye kim nasıl tepki verdi?

    Erdoğan’ın alternatif finans aracı olarak açıkladığı ‘DÇM’ye kim nasıl tepki verdi?


    Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın pazartesi akşamı kabine toplantısı sonrası yaptığı döviz garantili TL mevduatı açıklamasına çeşitli tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Erdoğan, kurdaki yükselişten kaynaklanan kaygıları gidermek adına “Yeni bir finansal alternatif sunuyoruz” dedi ve TL mevduat hesaplarının getirisinin döviz getirisi altında kalması durumunda aradaki farkın vatandaşlara hazine tarafından ödeneceğini açıkladı.

    Bu açıklamadan sonra döviz kurlarında çok sert bir düşüş yaşandı ve 18 TL’yi geçmiş olan dolar sabah saatlerinde 11,3 TL’ye kadar geriledi. Euro ise 14 TL’nin altını gördü. Sonrasında bir miktar yükselen dola 13 liranın üzerinde Euro da 15 liranın üzerine çıktı.

    Sosyal medyada “Yine Haklı Çıktı” etiketi ile yoğun paylaşım yapılarak yeni plana destek verilse de bu yaklaşım muhalefeti tatmin etmedi.

    Üstü kapalı faiz artırımı olduğu belirtilen bu adımdan ötürü yükün Hazine’ye geçmesi ile artırılan faizin de vatandaşın sırtına yüklendiği kaydedildi. Bu nedenle oluşacak kur farkı ya vatandaşların vergileri ya da karşılıksız para basılarak ödemek zorunda.

    Gelişmelere ilişkin yapılan paylaşımlardan bazıları şöyle:

    AK Parti Genel Başkan Yardımcısı/İnsan Hakları Başkanı ve Konya Milletvekili Leyla Şahin Usta:

    “Sandık gelsin dolar hemen düşer” diye hayaller kuran Kılıçdaroğlu yine çaktın. Ne olacak sizin bu haliniz. Sandık gelmeden de demek ki dolar düşebiliyormuş. Oyunlarla Devletimizi Milletimizi yıkmaya çalışanlarla işbirliği yaptınız. Artık utanın bu Milletten…

    Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu:

    “Macera aramayı, bilime tercih edenlerin yeni buluşu DÇM! Henüz detayları bilmiyoruz. Bekleyip göreceğiz.

    Eğer bu işlem tüm TL mevduatlar için yapılırsa “örtülü bir faiz artışı” ile milli paramızı terketmiş olacağız! Yok kısıtlı yapıldığı ortaya çıkarsa dağ fare doğurmuş olacak!”

    HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu:

    Faize faiz diyoruz! Parasına dokunmadan uzun vadede yatırabilecek insana zengin diyoruz!

    “Farkı hazine ödeyecek” demek; halkın vergileriyle ödenecek demek! Yani yine fakir zengini daha zengin edecek.

    Niçin? Beyin siyasi ömrü uzasın diye!

    Uzamayacak! #HalkİktidarınıKuracağız

    HDP Ekonomiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Garo Paylan:

    Mevduatlar gibi krediler de dolara endeksli olacak. Borçlular hem faiz hem kur farkını ödeyecek. Bu örtülü ve katmerli olarak faizi yükseltmektir.

    Erdoğan “dolar artarsa zararınızı karşılayacağım” dedi. Bankalarda 2 Trilyon TL mevduatı var. Dolar yeniden 18’e yükselse 1 Trilyon TL zararı kim ödeyecek? Bu rakam hazineyi batırır.

    Yoksulların vergisiyle faiz dolar kumarı oynanmaz!

    CHP Zonguldak Milletvekili Şerafettin Topçu:

    Geçmediğimiz köprülere, gitmediğimiz hastanelere, uçmadığımız havaalanlarına para ödememiz gibi şimdi de başkalarının bankalardaki mevduatlarının dolar karşısındaki zararlarını mı ödemiş olacağız?

    DEVA Partisi İstanbul Milletvekili Mustafa Yeneroğlu:

    Talimatla faizin inmeyeceğini idrak eden Cumhurbaşkanı dövize endeksli sınırsız faiz garantisi vermekle kalmadı, aynı zamanda faiz ödemelerini talimat ile tüm vergi mükelleflerinin sırtına yıkmış oldu.

    AK Parti Genel Merkez MKYK Üyesi, İstanbul Milletvekili ve 65.Hükümet Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Betül Sayan Kaya:

    Spekülasyonlara, algı operasyonlarına, battık diye velvele çıkaranlara, sureti haktan görünerek kirli amaçlar peşinde olanlara ve bütün manipülasyonlara inat inandığı yolunda yürüyen Sn.Cumhurbaşkanımız yine milletini yanıltmadı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hakan Ural: Cumhurbaşkanımızı çok sevdiğim için hedef gösteriliyorum

    Hakan Ural: Cumhurbaşkanımızı çok sevdiğim için hedef gösteriliyorum


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan: Erken seçim rüya, Haziran 2023’ü bekleyeceksiniz

    Erdoğan: Erken seçim rüya, Haziran 2023’ü bekleyeceksiniz


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kabine toplantısı sonrası açıklama yaptı. Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bazı satır başları şöyle:

    “Çalışanlarımızı hayat pahalılığı altında ezdirmeme sözümüzü yerine getiriyoruz.”

    “Tasarruflarını değerlendirirken kurdaki yükselişten kaynaklanan kaygılarını gidermek isteyen vatandaşlarımıza yeni bir finansal alternatif sunuyoruz.”

    “Bundan sonra hiçbir vatandaşımızın ‘kur daha yüksek olacak’ diye mevduatını Türk lirasından dövize geçirmesine ihtiyaç kalmayacak.”

    “Döviz kurundaki dalgalanma sebebiyle fiyat vermekte zorlanan ihracatçı firmalarımıza doğrudan Merkez Bankası aracılığıyla ileri vadeli kur rakamı verilecek.”

    “Şirketler tarafından yapılacak temettü ödemeleri üzerindeki stopajı yüzde 10’a indiriyoruz.”

    “Bireysel emeklilik sistemimizin cazibesini artırmak için devlet katkısı oranını yüzde 5 daha artırarak yüzde 30’a çıkartıyoruz.”

    “Artık bu ülke yüksek faizle parasına para katanların cenneti olmayacak”

    “Ülkemizde yatırımları durduracak, istihdamı azaltacak, üretimi düşürecek, ihracatı engelleyecek hiçbir adımın atılmasına izin vermeyeceğimi ilân ediyorum”

    “Eyy TÜSİAD, Türkiye çökmedi ya; utanmadan sıkılmadan Bay Kemal’le bir araya gelip erken seçim konuşuyorsunuz. Bunlar rüyadır rüya; Haziran 2023’ü bekleyeceksiniz.”

    “Kamu bankasından krediyi alıp bunu başka yere aktarmak suretiyle paradan para kazanma yoluna başvuranların da alnını karışlarız.”

    “Erdoğan, ‘yastık altını’ işaret etti: “Ülkemizde döviz kıtlığı değil bolluğu var.”

    “Her kim kur spekülasyonuyla bizi yolumuzdan çevireceğini sanıyorsa yanılıyor; bu yoldan dönüş yok.”

    Ayrıntılar geliyor…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • TÜSİAD eleştirdi, MÜSİAD destek verdi: Düşük faiz odaklı politikayı destekliyoruz

    TÜSİAD eleştirdi, MÜSİAD destek verdi: Düşük faiz odaklı politikayı destekliyoruz


    Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’nin (TÜSİAD) hükümetin yeni ekonomi politikasını eleştiren açıklamasının ardından Müstakil Sanayici ve İş Adamları Derneği (MÜSİAD) yönetime destek verdi.

    MÜSİAD, “Üretim, yatırım, ihracat ve istihdam odaklı kazanımlarımızı katbekat artıracağına inandığımız düşük faiz odaklı politikamızın destekçisi olduğumuzu yeniden ifade ediyoruz.” dedi.

    MÜSİAD’ın Twitter hesabından yapılan açıklamada, “Yılın ilk 3 çeyreğinde yüzde 11,7 büyüyen, son 12 aylık ihracatı 220 milyar doları aşan, son 3 aydır cari fazla veren Türkiye ekonomisi, yalnızca döviz kuruna indirgenerek değerlendirilemez.” ifadelerine yer verildi.

    MÜSİAD, gündemdeki son ekonomik gelişmelere ilişkin açıklamalarda bulundu.

    Açıklamada, “Bilindiği üzere, modern ekonomiler en az maddi sermaye kadar sosyal sermayeye de ihtiyaç duymaktadır. Sosyal sermayenin başlıca kaynağı ise güven faktörüdür. Üzülerek görmekteyiz ki; son dönemde, makroekonomik temellere dayanmayan, sun’i bir güvensizlik ortamı oluşturulmaya çalışılmaktadır.” değerlendirmesinde bulunuldu.

    “Düşük faiz odaklı politikamızı destekliyoruz”

    MÜSİAD olarak kendilerinin, reel ekonomik göstergelerle değil algılarla yön verilen her türlü ekonomik iklimin karşısında oldukları belirtilen açıklamada, şunlar aktarıldı:

    “Zira yılın ilk 3 çeyreğinde yüzde 11,7 büyüyen, son 12 aylık ihracatı 220 milyar doları aşan, son 3 aydır cari fazla veren Türkiye ekonomisi; yalnızca döviz kuruna indirgenerek değerlendirilemez. Türkiye ekonomisi, gerek iç gerekse dış kaynaklı bütün algı manipülasyonlarına karşı, geçmişte olduğu gibi bugün de dimdik ayaktadır. Son 20 yıldır serbest piyasa koşullarından ödün vermeden yıllık ortalama yüzde 5,3 büyümeyi başaran ekonomimizin, bu süreci de atlatacağına olan inancımız tamdır. Bu bağlamda Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde uygulamaya konulan, üretim, yatırım, ihracat ve istihdam odaklı kazanımlarımızı katbekat artıracağına inandığımız düşük faiz odaklı politikamızın destekçisi olduğumuzu yeniden ifade ediyoruz.”

    TÜSİAD açıklaması

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, TÜSİAD Yönetim Kurulu Başkanı Simone Kaslowski ile görüştükten sonra konuşma çağrısı yaptı. TÜSİAD daha sonra yaptığı açıklamada uygulanan ekonomi politikalarını eleştirdi:

    TÜSİAD açıklamasına şu ifadeler yer almıştı:

    “İzlenen ekonomi politikası yalnızca iş dünyası için değil, tüm vatandaşlarımız için yeni ekonomik sorunlar yaratmaktadır. Uzun dönemde de çok daha büyük yapısal problemlere yol açma riski artmıştır. En fazla faydalanması beklenen ihracatçılarımız dahi bu ortamdan zarar görmektedir.

    Tüm bunların sonucunda, son dönemde ekonomide oluşan hasarın tespitini yapıp öncelikle serbest piyasa işleyişi çerçevesinde, tüm paydaşların desteğinin alındığı, genel kabul görmüş iktisat bilimi kurallarına hızla dönülmesinin gereği açıktır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan’dan ‘iktisat bilimi kurallarına dönülmeli’ diyen TÜSİAD’a cevap:Bizimle mücadele edemezsiniz

    Erdoğan’dan ‘iktisat bilimi kurallarına dönülmeli’ diyen TÜSİAD’a cevap:Bizimle mücadele edemezsiniz


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘iktisat bilimi kurallarına hızla dönülmeli’ açıklaması yapan Türk Sanayicileri ve İş İnsanları Derneği’ni (TÜSİAD) eleştirerek, “Bizimle mücadele edemezsiniz” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, İlim Yayma Vakfınca Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen 2021 İlim Yayma Ödülleri Töreni’nde yaptığı konuşmada, son 19 yıldır attıkları her adımda, önlerine çıkartılan engellerin arkasındaki saik ne ise bugünlerde yaşananların sebebinin de aynı olduğunu söyledi.

    “19 yıl önce göreve geldiğimizde faiz, enflasyon bu durumda değil miydi? Buydu” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Biz, aldığımız kararlarla attığımız adımlarla faizi de enflasyonu da ve hatırlayın 6 sıfırı attığımız zaman bana karşı çıkanlar ‘Taksim Meydanı’nda anırırım’ diyen köşe yazarları şimdi yine aynı şeyleri söylüyorlar. Anırdılar mı? Hayır. Ama bunlar şu anda hala köşe yazarı. Aynı şeyleri bunlar yine yazıyorlar. Anırsalar da anırmasalar da elhamdülillah biz doğru yoldayız. Çünkü faiz, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapar hükmü bize öyle sıradan gelen bir hüküm değil.

    Diğer ülkeler hayata geçirdiğinde alkışlanan her adım, Türkiye teşebbüs ettiğinde akıl dışı bir saldırıyla karşılaşıyor. Ülkemizin yatırımla, istihdamla, üretimle, ihracatla büyümesi yerine, sanayisiyle, teknolojisiyle, finansıyla, alt yapısıyla dışarıya bağımlı kalmasını isteyenler, var güçleriyle direniyor.”

    Bu kadar altyapı, üstyapı çalışmalarıyla 19 yıldır bir mücadele verildiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Eğitimde, sağlıkta, ulaşımda attığımız adımları bir yere koymak mümkün mü? Havalimanları, 26 havalimanından 56’ya çıkarken artık Anadolu’dan evine yarım saat mesafede gidebilme imkanını yakalama lüksüne ulaşmış bir Türkiye varken, kimse bunu konuşmuyor. Türkiye büyüyor, kimse bu büyümeyi konuşmuyor. Sıkıntılar var ama unutmayın ki Allah’ın yardımı ve milletimizin ferasetiyle bu mücadeleden de alnımızın akıyla çıkacağımızdan ben şüphe duymuyorum.” dedi.

    “Ey TÜSİAD ve yavruları, size sesleniyorum”

    Erdoğan, daha önce vesayetin kirli oyunlarına, dün sınırlara dayanan terör örgütleri üzerinden gerçekleştirilmeye çalışılan karanlık senaryolara hangi inanç ve iradeyle direnildilerse bugün de ekonomide aynı mücadeleyi verdiklerini dile getirdi.

    Fiyat artışlarının, insanların günlük hayatları üzerinde yol açtığı sıkıntıyı elbette bildiklerini ifade eden Erdoğan, “Kurdaki dalgalanmanın, fiyatlar üzerinde oluşturduğu istikrarsızlığın ve bunun yol açtığı belirsizliklerin elbette farkındayız ama vesayete, terör örgütlerine, darbecilere, küresel güç baronlarına nasıl direndiysek, bunlara karşı da direneceğiz. Şimdi buradan sesleniyorum, çekinme yok. Ey TÜSİAD ve yavruları, size sesleniyorum, tek göreviniz var; yatırım, üretim, istihdam, büyüme. Siz bunda ne yapıyorsunuz? Önce onu ortaya koyun. Kalkıp da hükümete saldırmanın değişik yollarını, versiyonlarını aramayın, bizimle mücadele edemezsiniz. Sizin cinsinizi de cibiliyetinizi de gayet iyi biliyorum. Sizin derdiniz başka ama bizim derdimiz bambaşka. Biz, vatan sevgisiyle, millet sevgisiyle yürüyoruz. Siz ise ‘Acaba biz bu hükümeti nasıl çökertir de isteyeceğimiz, sömüreceğimiz bir yönetimi iş başına getirtiriz.’ bunun için gayret ediyorsunuz. Bu millet size bu fırsatı vermeyecek.” diye konuştu.

    “Ekonomi politikası belirlediğimiz doğrultuda”

    Türkiye’nin ekonomide olağanüstü hale ihtiyacı olabileceği değerlendirmesinin akıl karışıklığının ötesinde bir durum olduğunu vurgulayan Erdoğan, “Bu ülkeyi, emperyalistlerin çizdiği haritaların cazibesine kapılıp bölmeye çalışanların silahlarından çıkan kurşunlara terk etmedik ve terk etmeyeceğiz. Bu ülkeyi 1 dolar karşılığında vatanlarını satanların ellerine de bırakmadık bırakmayacağız. İnşallah bu ülkeyi döviz kuru üzerinden yeniden şekillendirmek isteyenlere de teslim etmeyeceğiz. Bu vesileyle, sorunsuz açıklamalarla, milletimizi karamsarlığa sürüklemek, yalan yanlış haberler yayarak piyasaları korkutmak isteyenlere itibar edilmemesi gerektiğinin altını bir kez daha çizmek istiyorum.” ifadelerini kullandı.

    Hükümetin uyguladığı ekonomi politikasının, kur tarafındaki konjonktürel dalgalanmalar dışında tamamen belirledikleri doğrultuda ilerlediğinin altını çizen Erdoğan, Türk ekonomisinin bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da serbest piyasa ekonomisi kurallarına uygun şekilde yoluna devam edeceğini kaydetti.

    – “Döviz kurundaki istikrarı, piyasanın kendi işleyişi içinde sağlayacağız”

    Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

    “Aynı şekilde kontrollü ‘Kambiyo rejimi’ gibi zırvalıkları gündeme getirenleri de asla masum görmüyoruz. Döviz kurundaki istikrarı, bu tür zırva yöntemlerle değil, piyasanın kendi işleyişi içinde sağlayacağız. Ekonomide bir kural vardır, dere yatağında akar ve bizim de şu anda takip ettiğimiz yol budur. Buradan tüm vatandaşlarıma, ekonomide verdiğimiz mücadelede devletlerinin ve hükümetlerinin yanında daha güçlü şekilde yer almaları çağrısında bulunuyorum. Geldiğimiz noktada sırf daha çok kazanç hırsıyla, fiyatları şişirmekle, stokçuluk yapmakla, dün ülkemizi darbe ile esir almaya çalışanlara destek çıkmak arasında bir fark kalmamıştır. Cuma gününden beri bir dedikodudur almış başını gidiyor. Pazartesi gününden itibaren, ciddi manada finans dünyasında sıkıntılar yaşanacakmış. Ya bunu ancak ihanet içinde olanlar söyler. ‘Biz nasıl ayakta dimdik duracağız’ demiyor, pazartesiden itibaren bu tür sıkıntıların olacağından bahsediyor. Bunlar aynı zamanda keramet ehli galiba. Merak etmeyin, böyle bir durum söz konusu değil, biz dimdik ayaktayız.”

    Göreve geldiklerinde, Türkiye’nin IMF’ye 23,5 milyar dolar borcu olduğunu hatırlatan Erdoğan, o dönem Merkez Bankası’nın döviz rezervinin 27,5 milyar dolar olduğunu anlatan Erdoğan, şunları kaydetti:

    “Başbakanlığım döneminde bu döviz rezervini 135 milyar dolara kadar çıkardık. Daha sonra bir düşüş yaşandı, yoktum. Cumhurbaşkanıydım. Daha sonra bir düşüş yaşandı, yoktum, Cumhurbaşkanıydım. Şimdi yeniden 100 milyar doların üzerine döviz rezervimiz çıkmış vaziyette. Toparlayacağız, daha yukarılara bu rakam çıkacak. Herhalde George, Hans bunlar gelip de bizim Merkez Bankamızın döviz rezervini yükseltmeyecek. Biz yükselteceğiz, bundan hiç endişeniz olmasın. Nasıl 27,5 milyar dolardan döviz rezervini alıp buralara getirdiysek şimdi yine aynı şekilde daha yukarılara bunu çıkaracağız ve çıkarıyoruz. Bizim kasamız boş değil, kasa mevcudumuz gayet iyi. Türkiye’ye karşı oynanan oyunun en etkili silahı haline gelen döviz kurunu dengeye oturtmak da fiyatları makul seviyede tutmak da bizim elimizdedir. Şayet bugün, her birimiz üzerimize düşeni yaparsak emin olun birkaç ay içerisinde çok daha güçlü, büyük, müreffeh Türkiye’nin kapılarının önümüze açıldığını göreceğiz. Biz buna yürekten inanıyoruz. Bize inanan, bize güvenen her vatandaşımızı da seferberlik ruhuyla ülkemizin gelecek yarım asrının, bir asrının belirleyicisi bu vizyona sahip çıkmaya davet ediyoruz.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Washington Post: Türkiye’de sultan çıplak ama danışmanları ona söylemeyecek

    Washington Post: Türkiye’de sultan çıplak ama danışmanları ona söylemeyecek


    The Washington Post gazetesinde, “Eleştirmenler ‘Türkiye’de sultan çıplak’ diyor, ama danışmanları ona söylemeyecek” başlığıyla çıkan bir makalede, kötüye giden ekonomiyle ilgili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın danışmanlarının kendisine doğruları söyleyemediği yorumu yapıldı.

    Anthony Failo tarafından kaleme alınan makalede Türk lirasının değer kaybı ve giderek artan yüksek enflasyon oranına dikkat çekilerek, uzmanların görüşlerinin tersine “Erdoğan’ın kur krizinde faizleri düşürerek, adeta ateşin üzerine benzin attığı” değerlendirmesinde bulunuldu.

    Erdoğan’ın kendisini ekonomist olarak tanımladığı ve bu konuları iyi bildiği yolundaki görüşlerine de yer verilen yazıda, Erdoğan’ın vatandaşların “sabırlı” olmasını istediğini ve düşük faizin ihracatı ve istihdamı artırıp enflasyonu düşüreceği görüşünde ısrar ettiği aktarıldı.

    “Danışmanlar doğruları söyleyemiyor”

    Erdoğan’ın iktidarı boyunca hükümet içinde kendisini eleştirenleri görevden aldığı kaydedilen yazıda, eleştirmenlere göre Erdoğan’ın etrafındaki kişilerin kendisine doğruları söylemekte zorlandığı yorumu yapıldı. Yine eleştirmenlere göre, Erdoğan’ın etrafını “evet efendimciler” sardı.

    Erdoğan’ın kendisini dinlemeyen üç Merkez Bankası başkanını görevden aldığı hatırlatılan yazıda, etrafında “Sultanın üzerinde elbise yok diyecek kimse kalmadığı” yorumu yapıldı.

    Makalede, Erdoğan’ın önemli ölçüde oy kaybı yaşadığı ve rakiplerinin oylarını artırdığı belirtilerek, dünyada ekonomik krizle birlikte iktidarını kaybeden otokratik liderlerden örnekler verildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan: Dünya beşten büyüktür mücadelesini Afrika içinde yürütüyoruz | Canlı Blog

    Erdoğan: Dünya beşten büyüktür mücadelesini Afrika içinde yürütüyoruz | Canlı Blog


    Cumhurbaşkanı Erdoğan: Dünya 5’ten büyüktür bayrağı altına yürüttüğümüz mücadeleyi sadece kendimiz için değil Afrikalı kardeşlerimizin için de veriyoruz

    AA

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Dünya 5’ten büyüktür” bayrağı altına yürüttükleri mücadeleyi sadece kendileri için değil Afrikalı kardeşleri için de verdiklerini söyledi. Erdoğan, “1,3 milyar insanın yaşadığı Afrika kıtasının Güvenlik Konseyi’nde söz ve karar hakkının olmaması çok büyük bir adaletsizliktir. Afrika’nın Güvenlik Konseyi’nde hak ettiği şekilde temsil edilebilmesi için güç birliği yapmamız gerektiğine inanıyorum.” dedi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezi’nde düzenlenen 3. Türkiye-Afrika Ortaklık Zirvesi Açılış Oturumu’nda yaptığı konuşmada, “Afrika’nın Madibası” olarak adlandırılan Nelson Mandela’nın “Büyük bir tepeyi aştığında insanın bulacağı şey, daha aşılacak çok tepelerin olduğudur.” sözünü anımsattı.

    Afrika ile ilişkileri geliştirme yolculuğunda ekonomiden ticarete, sağlıktan yatırımlara kadar birçok zorluğun üstesinden geldiklerini belirten Erdoğan, tarihin en büyük başarılarını elde etmelerine rağmen bulundukları konumla asla yetinmediklerinin altını çizdi.

    Ortak tarihlerinden ve aralarındaki sağlam dostluklardan güç alarak hep daha iyiye, daha güzele, daha yükseğe ulaşmanın mücadelesini verdiklerini vurgulayan Erdoğan, “Elbette 16 yıl öncesine göre gerek Afrika Birliği gerekse kıta ülkeleriyle ilişkilerimizin geldiği seviyeyi önemsiyoruz. Sadece 2005 senesiyle bugünkü rakamları karşılaştırmak bile 16 yıl gibi kısa sürede ne kadar büyük başarılara imza attığımızın delilidir. Ancak biz çok daha büyük hedeflerin, daha ulvi gayelerin peşindeyiz. Biz artık tepeleri değil Kilimanjaro gibi dağları aşmayı istiyoruz.” diye konuştu.

    Afrika kıtasının Güvenlik Konseyi’nde temsili için “güç birliği” vurgusu

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dünya 5’ten büyüktür bayrağı altına yürüttüğümüz mücadeleyi sadece kendimiz için değil Afrikalı kardeşlerimizin için de veriyoruz. Son birkaç yılda yaşadıklarımız tüm insanlığın kaderini, Güvenlik Konseyi üyesi 5 ülkenin insafına bırakmanın yanlışlığını göstermiştir. 1,3 milyar insanın yaşadığı Afrika kıtasının Güvenlik Konseyi’nde söz ve karar hakkının olmaması çok büyük bir adaletsizliktir. Afrika’nın Güvenlik Konseyi’nde hak ettiği şekilde temsil edilebilmesi için güç birliği yapmamız gerektiğine inanıyorum. Mevcut statükodan nemalananlar bizim çabalarımızdan rahatsız olsa da evlatlarımızın geleceği için biz bu mücadeleyi vermekte kararlıyız.”

    Bugün üçüncüsünü gerçekleştirdikleri zirvenin, Türkiye’nin Afrika kıtasına ve kıtanın meselesine yönelik ilgisinin geçici olmadığını ortaya koyduğunu belirten Erdoğan, bu zirvelerle Afrikalıların de Türkiye’yle iş birliğine verdikleri önemi müşahede etme imkanı bulduklarını söyledi.

    Erdoğan, artık birbirlerini daha yakından tanıdıklarını, samimiyetlerini bildiklerini, ülkeleri arasında çok ciddi bir iş birliği potansiyelinin var olduğunu gördüklerini dile getirerek, şunları kaydetti:

    “Bundan sonra öncelikle hedefimiz ilişkilerimizin kurumsallaştırılması, derinleştirilmesi ve çeşitlendirilmesi olmalıdır. Türkiye olarak bu kapsamda, bölgesel örgütlerle iş birliğimizi güçlendirmeyi arzu ediyoruz. Ülkemizin kıta genelindeki diplomatik misyon ve temsilcilik sayısının artması için çalışmalarımızı hızlandıracağız. Afrika ülkelerinin, ülkemizdeki temsilcilik sayılarının da yükselmesi için teşviklerimizi devam ettireceğiz. Afrika tarihinin, kültürünün, edebiyatının, siyasetinin, ekonomisinin ülkemizde daha iyi anlaşılması için farklı projeleri devreye alacağız. Sağlıktan savunmaya, enerjiden tarım ve teknolojiye uzanan geniş bir yelpazede iş birliğimizin kökleşmesi için gayret göstereceğiz.”


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 2022’de asgari ücretin en alt rakamı 4 bin 250 lira olarak açıklandı

    2022’de asgari ücretin en alt rakamı 4 bin 250 lira olarak açıklandı


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan gelecek yıl geçerli olacak asgari ücretin en alt rakamının 4250 TL olacağını açıkladı.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, tarafların özverili şekilde süreci işlettiğini söyledi.

    Asgari ücretten alınan gelir ve damga vergisinin kaldırıldığını söyleyen Erdoğan, çalışanın evli olmasına ve çocuk sayısına göre asgari ücretle ilgili bu rakamın daha da yükseleceğini ifade etti.

    “Bu artışla, çalışanlarımızı fiyat artışları karşısında ezdirmeme kararlılığımızı ortaya koyduğumuza inanıyorum.” diyen Erdoğan, asgari ücret artışının yüzde 50 seviyesinde gerçekleştiğini ifade etti.

    Erdoğan: “Bizim paramız bellidir, o da Türk lirasıdır ve biz Türk lirasını yedirmeyeceğiz.” dedi.

    Erdoğan’ın konuşmasından satır başları kısaca şu şekilde:

    “Son dönemde döviz kurundaki dalgalanma ve buna bağlı fahiş fiyat artışlarıyla ortaya çıkan belirsizliğe de en kısa sürede son vermekte kararlıyız”

    “Hayata geçireceğimiz yeni tedbirlerle inşallah istikrar ve güven ikliminin güçlendirilmesi yolunda çok önemli mesafe kat edeceğimize inanıyorum”

    “Asgari ücrette tarihi bir artış yaparken, bunun işveren üzerindeki ilave maliyetini 450 lira aşağıya çekmiş bulunuyoruz.”

    “Bu milletin geleceğini, erkeğiyle kadınıyla, genciyle yaşlısıyla, işçisiyle işvereniyle hep birlikte biz belirleyeceğiz”

    Yaklaşık 7 milyon kişiyi ilgilendiriyor

    Asgari Ücret Tespit Komisyonu, bugün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’nda dördüncü ve son toplantını yaptı. Bu karar, yaklaşık 7 milyon kişiyi doğrudan ilgilendiriyor.

    Nebati: Enflasyonun karşısında asla ezdirilmeyen bir oran olacak

    Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, asgari ücretle ilgili bugün açıklama yapılacağını belirtti.

    Bakan Nebati, “Enflasyonun karşısında asla ezdirilmeyen, bundan sonra da ezdirilmeyecek bir oranı hep beraber görmüş olacağız.” dedi.

    Gerçek enflasyon oranı gizleniyor mu?

    Verileri kamuoyunda tartışma yaratan Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıklamasına göre enflasyon kasım ayında bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 21,31 olarak gerçekleşti. Bu rakamlar gerçeği yansıtmadığı gerekçesiyle muhalefet ve işçi sendikaları temsilcileri tarafından yoğun bir şekilde eleştiriliyor.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, asgari ücret ile ilgili yaptığı son değerlendirmede ‘’Yıl başında 384 dolar karşılığı 2825 lira para veriliyordu. Şimdi 14 lira ki onu da aştı. Dolar kuru 14 lira hesap edilirse bugün itibarıyla 5376 lira işçiye para verilmesi lazım.” diyerek görüşlerini dile getirmişti.

    Asgari ücrette üçüncü toplantıda, Çalışma Genel Müdürlüğü ve Türkiye İstatistik Kurumu’ndan gelecek veri ve raporlar görüşülmüştü.

    Asgari ücret nasıl belirleniyor?

    Asgari ücreti, yasa gereği işçi, işveren ve hükümetten 5’er temsilci olmak üzere 15 kişiden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu belirliyor.

    Komisyon, yeni asgari ücreti belirleme çalışmaları kapsamında dört kez toplanıyor. Bakanlıktaki ilk toplantının ardından Komisyon, işçi, işveren ev sahipliğindeki toplantıların ardından son toplantısını tekrar bakanlıkta yapıyor.

    Bakanlığın belirlediği üyelerden birinin başkanlık ettiği komisyon, en az 10 üyenin katılımıyla toplanıp, oy çokluğuyla karar veriyor.

    Oyların eşitliği halinde başkanın bulunduğu tarafın çoğunluğu sağladığı kabul ediliyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Carnegie Europe’dan Türkiye’de olası seçim senaryoları değerlendirmesi ve AB’ye tavsiyeler

    Carnegie Europe’dan Türkiye’de olası seçim senaryoları değerlendirmesi ve AB’ye tavsiyeler


    Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Europe’da yayımlanan bir makalede Türkiye’de yapılacak gelecek seçimden çıkması muhtemel sonuçlara göre Avrupa Birliği’ne çeşitli tavsiyeler veriliyor.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve muhalefetin kazandığı iki farklı senaryo dışında başa baş yarış ve ittifakların bölünmesi olasılıkları ve AB’ye etkileri tartışıldı.

    Rusya’nın Türkiye’yi ‘jeopolitik tuzağa düşürdüğü’ öne sürülen analizde, Ankara -Moskova ilişkileri ve AB’ye yansıması da ele alındı.

    Brüksel merkezli düşünce kuruluşu Carnegie Europe’da Marc Pierini ve Francesco Siccardi tarafından ‘Türkiye’nin yönünü anlamak: Üç senaryo‘ başlıklı bir analiz yayınlandı.

    Avrupa Komisyonu Türkiye temsilciği de yapan Fransız diplomat ve büyükelçi Pierini ile düşünce kuruluşunun yöneticilerinden Siccardi tarafından kaleme alınan analizde, 2018 sonrası Türkiye’nin uyguladığı politika değişikliği, Rusya ve Avrupa Birliği ilişkileri incelendi.

    Makalenin girişinde Türkiye’deki son gelişmeler ve mevcut politikaların arkasındaki itici güçler değerlendirildikten sonra Avrupalı ve Batılı liderlere ‘teorik olarak Ankara’dan kısa ve orta vadede hazırlanmaları gereken 3 senaryonun sunulacağı’ kaydedildi.

    Gezi Parkı protestolarının Türkiye için önemli bir dönüm noktası olduğu belirtilen makalede, daha sonra yolsuzluk operasyonları yapıldığı hatırlatıldı. Operasyonların ardından 45 bin polisle birlikte 2 bin 500 hakim ve savcının yerlerinin değiştirildiği hatırlatıldı.

    Bu süreçte yapılan seçimler sonrası Türkiye ile ilgili şu değerlendirme yapıldı: “Ülkede muhalefetin hakları giderek kısıtlandı; halkı bayrak ve liderlik etrafında toplamak için daha fazla milliyetçi söylem kullanıldı, Kürt azınlıkla uzlaşma süreci terk edildi ve Türkiye’nin Suriye’deki operasyonları kamuoyunu etkilemek, ülkenin moralini yükseltmek ve siyasi muhalifleri zayıflatmak için kullanıldı.”

    15 Temmuz başarısız darbe girişiminin sadece ordunun siyaset üzerindeki etkisine kesin bir son vermekle kalmadığı ayrıca ‘hükümetin sözde düşmanlarına karşı da kapsamlı tasfiyeyi tetiklediği’ kaydedildi.

    AKP ve MHP iş birliği dış politikada dönüm noktası

    Ak Parti ve MHP arasındaki ittifakın dış politikada bir dönüm noktası olduğu ve ülkeyi daha fazla sağa kaydırdığı belirtildi. Bu noktadan sonra Türkiye’nin Doğu Akdeniz, Libya ve Suriye’de daha iddialı bir dış politika izlediği vurgulandı.

    Türkiye’nin Rusya’dan hava savunma sistemi almasının, “Stratejik perspektiften Moskova’ya güney kanadında önemli bir avantaj sağladığı” savunulurken, Batılı ülkeleri yeni anlaşmalar yapmaya ittiği kaydedildi. ABD’nin bu nedenle Yunanistan ve Romanya ile olan askeri iş birliğini genişlettiği ve Fransa’nın da benzer adımlar attığı hatırlatıldı.

    Rus füzeleri nedeniyle Türkiye’nin F-35 programından çıkarıldığı, ABD’den F-16 alımlarının da zor olduğu belirtilerek, “Türk Hava Kuvvetleri caydırıcılık özelliğinin azalması riskiyle karşı karşıya, bu da Rusya için bir kazanç” denildi.

    Türk politikasının itici güçleri

    Makalede Türk politikasını etkileyen konulardan ilk sıraya konulan ekonomi başlığı altında, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın enflasyonu düşürmek için ‘Merkez Bankası’na düşük faiz dayattığı’ belirtildi. Bu politikanın bilinen bütün ekonomi teorilerine ters olduğu ve Türk Lirası’nın değer kaybına yol açtığı kaydedildi. Bu süreçte Merkez Bankası ve Hazine ve Maliye Bakanlıkları’nda çok sayıda görev değişimi yapıldığı da hatırlatıldı.

    Hukukun üstünlüğü başlığı altına Gezi Parkı protestoları ve cevapsız kalan yolsuzluk suçlamalarının tek parti iktidarında çatlak meydana getirdiği kaydedildi. “Kısmen hukuk devleti mimarisinin ortadan kaldırılmasıyla elde edilen siyasi kontrol, liderliğin en önemli önceliği haline geldi.” denilirken bunun negatif etkilerinin 2019 yerel seçimleri ile 2021’de yapılan öğrenci eylemlerinde görüldüğü kaydedildi.

    ‘Jeopolitik Rus tuzağı’

    Türkiye ile Rusya ilişkilerinin değerlendirildiği başlık altında 2016’da Erdoğan ve Putin arasında başlayan diyaloğun Ankara’nın 2019’da S-400 almasıyla doruğa çıktığı vurgulanarak, “Bu ilişki, Rusya’nın Ankara’yı NATO’nun Avrupa savunmasında ve siyasi mimarisinde kama olarak etkili bir şekilde kullanmasına izin veren fırsatçı bir zihin yakınlaşmasının başlangıcı oldu.” denildi.

    Makalede Türkiye’nin S-400 alımı sayesinde Rusya’nın iki stratejik kazanım elde ettiği belirtildi. Buna göre Moskova ABD yapımı Petriot veya Fransız İtalyan üretimi Eurosam füzelerinin güney cephesine yerleştirilmesi ihtimalini ortadan kaldırdı. Ayrıca NATO hava savunma sistemi kapsamında 125 ABD yapımı F-35 savaş uçağının gönderilmesi olasılığı da engellendi.

    Makalede şu ifadeler kullanıldı:

    “Ankara’da başarı olarak görülen Rusya-Türkiye ilişkisi, gerçekte Türkiye için stratejik bir tuzak üretti. Mevcut koşullar altında, Ankara’nın hava gücü büyük ölçüde azalırken, Ankara, Güney Kafkasya ve Suriye’deki operasyonlarını yürütmek için kısmen Moskova’ya bağımlı.”

    Seçim sonrası 3 senaryo; AB ve Batı’ya etkisi

    “Türkiye’nin Batılı ortakları, 2023’te cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde üç teorik senaryo ile karşı karşıya kalacak: ‘aynı durumun devamı, bir devrin sonu veya sürpriz senaryolar’. Batılı politika yapıcılar her olasılığa karşı hazırlıklı olmalıdır.”

    Son anketlerin muhalifleri gösterse de Cumhurbaşkanlığına yakın bir kaynağın Erdoğan’ın kazanmasının büyük olasılık olduğunu söylediği aktarılan makalede, seçim zaferinin “Erdoğan’ın merkezi otorite tercihini, denetimsiz sandık demokrasisini, kamu politikalarında sık sık dini referansları ve iddialı dış politika tercihini pekiştirecektir” denildi.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazanması durumunda ortaya çıkacak senaryo şu ifadelerle değerlendirildi.

    “Batılı ülkeler, Yunanistan, Kıbrıs ve Afrika ülkeleri de dahil olmak üzere muhtemelen daha iddialı dış ve askeri politikalarla karşı karşıya kalacaklardır. NATO içinde artan zorluklar ve AB’de devam eden gerilimle karşı karşıya kalacaklardır. Daha da önemlisi, Türkiye’nin Rusya ile ilişkisi ve S-400 füze sistemi konuşlandırması, Türkiye’nin Batılı ortakları için önemli bir olumsuz faktör haline gelecektir. Bu senaryoda, ihtiyatlılık ve çevreleme AB tarafı için anahtar kelimeler olabilir.”

    Muhalefet kazanırsa

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kaybetmesi durumunda anayasa değişikliği ile parlamenter sistemin geri gelebileceği belirtildi. Ancak Erdoğan’ın 2015 haziran ve kasım aylarında yapılan seçimleri nasıl tersine çevirmeyi başardığı hatırlatıldı.

    Bazı analistlerin Erdoğan döneminin son erdiği varsayımları yazıldıktan sonra şu değerlendirme yapıldı:

    “Bu senaryoda, Ankara’nın son yıllarda uyguladığı yıkıcı politikaların sonunun habercisi olacağı varsayılıyor. Yeni rejimin tonu muhtemelen daha ılımlı olacak. Ancak Rusya ile net bir kopuş şöyle dursun, mevcut politikaların tamamen tersine çevrileceği üzerine bahse girmek bile tehlikeli olacaktır. Çünkü bu politikaların altında yatan nedenlerden olan, Batı karşıtı duygular devam edecek ve Rusya, Türkiye ile yapılan çok sayıda anlaşmada yer alan stratejik kazanımlarının yeni yönetimin devreye girmesiyle aşınmasını kabul etmeyecektir. Bu senaryoda, AB’den yoğun diplomatik angajman gerekli olacaktır.”

    Sürpriz senaryolar

    Yazarlar son başlık ‘sürpriz senaryolara’ “Günümüz siyaset sahnesindeki tansiyon ve Erdoğan’ın iktidarı kaybetmesiyle bağlantılı korkular düşünüldüğünde, bir takım beklenmedik gelişmelerin yaşanması imkansız değil.” cümlesiyle başladı.

    Sürpriz senaryolara ilk örnek olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Cumhuriyetin 100. kutlamalarına başkanlık etmesi için seçimlerin ertelenebilmesi olasılığı gösterildi. Ancak kanunların savaş dışında seçim ertelenmesine izin vermediği hatırlatıldı.

    Türkiye’nin çevresindeki güvenlik risklerinin de belirsizlik yarattığı belirtilerek, Suriye’de Rusya ile olası çatışma, Ukrayna’da yükselen tansiyonla Karadeniz’de Moskova ile gerilim bunlara örnek olarak sayıldı.

    Ak Parti ile MHP arasındaki ittifakın dağılması durumun da ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın kazanmasının ‘imkansız’ olacağı kaydedildi. Ayırca baş başa geçecek bir seçim yarışının Yüksek Seçim Kurulu’nca iptal ve yeniden seçim kararına yol açabileceği ve bunun da en az 4 ay süreceği kaydedildi.

    AB’ye hazırlıklı ol tavsiyesi

    “Bütün bu senaryolarda Türkiye’nin Batılı ortakları birden fazla ekonomik, finansal risk ve uluslararası gerilimle karşı karşıya kalacaktır.” ifadeleri yer alan makalede, “AB, özellikle bazıları ağır bir güvenlik ve dış politika boyutuna sahip olabilecek bu tür beklenmedik senaryolara karşı tamamen hazırlıklı olmalıdır” denildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***