Etiket: mahkeme

  • Tuncay Özkan, gazeteci Karabay için suç üretilmeye çalışılan tutanakları yayınladı

    Tuncay Özkan, gazeteci Karabay için suç üretilmeye çalışılan tutanakları yayınladı



    Gerçek Gündem editörü Furkan Karabay, yaptığı haber nedeniyle gözaltına alındı.
    Karabay’a emniyette ve savcılıkta sadece yaptığı bir haber ve haberle ilgili sosyal medya paylaşımları soruldu.

    Karabay, savcılıktaki ifadesinin ardından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

    Furkan Karabay’ın yaptığı haber, açık olarak görülen bir duruşma tutanağına dayanıyordu. Haberde ismi geçenler önce erişim engeli kararı aldırttılar ardından da Furkan Karabay hakkında gözaltı kararı…

    CHP’Lİ ÖZKAN, SANSÜRÜ KIRDI

    Yargıda yaşananların anlatıldığı haber sansürlenmek ve editörümüz Furkan Karabay tutuklanmak istenirken, CHP İzmir Milletvekili Tuncay Özkan, tutanağın tam halini sosyal medyadan yayımladı.

    Özkan, şu ifadeleri kullandı:

    “Gizlilik kararı bulunmayan duruşmanın tutanaklarını yayımlamak suç değildir! Gazetecilik de suç değildir. Ülkeyi kendi karanlığınızla boğamazsınız. Yasaklatılan haberde yer alan o duruşmanın bütün tutanakları…”

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Demirtaş:  İmralı’da Öcalan ile görüştürün beni, ülkenin cumhurbaşkanı olarak sen de gel

    Demirtaş: İmralı’da Öcalan ile görüştürün beni, ülkenin cumhurbaşkanı olarak sen de gel



    HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın da yargılandığı İslami terör örgütü IŞİD’in Kobane’ye yönelik saldırılarını protesto eden, Halkların Demokrasi Partisi(HDP), üyeleri ve milletvekilleri olmak üzere, 18’i tutuklu 108 kişiyi kapsayan Kobanê Davası devam ediyor.

    Demirtaş, dün başladığı savunmasına bugün de devam ediyor.

    Selahattin Demirtaş, Erdoğan’ın “AİHM’nin kararları bizi bağlamaz, biz karşı hamlemizi yaparız, işi bitiririz” sözlerini de anımsatarak, “Bu açıklamalar yapılırken duruşmam devam ediyordu. Halen bu açıklamaların etkilerini yaşıyoruz. ‘AİHM kararı bizi bağlamaz’ diyor. Biz dediği kimdir? Devlettir, ‘devleti bağlamaz’ diyor. Mesela ‘Erdoğan olarak beni bağlamaz’ dese anlarız. Erdoğan’ı bağlayan bir karar değil. Erdoğan burada kendisini yargı yerine koyarak ‘AİHM’in kararı bizi bağlamaz’ dedi. O günden beri AİHM kararları yargıyı bağlamaz hale geldi, bugün AYM kararlarının gereği yapılmıyor. Aksine AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulduğu bir döneme geldik. Nereden başladı bu cesaret? Tam da bu açıklama ile başladı. Siz hukuk fakültesi mezunusunuz, AİHM kararlarının özellikle yargıyı bağladığını tartışmamıza gerek yok. Erdoğan tek başına bir anayasa hükmünün bağlayıcı olup olmadığına karar verdi ve gereği yerine getirildi” dedi.

    ‘ANAYASAYI ÇİĞNEYEN ANLAYIŞ’

    Demirtaş, savunmasına şöyle devam etti: “Hükümetleri yasadışı örgütlerden, suç örgütlerinden ayıran şey yasaya bağlı olmasıdır. İster suç olsun, ister savaş olsun. Bütün bu mücadelesinde anayasa ve yasa hükmüyle bağlıdır. Eğer yargı erki ‘anayasayı tanımadan ben bu mücadeleyi yürütürüm’ diyorsa orada devlet yoktur, suç örgütleriyle ve yasadışı örgütlerle aynı duruma gelmiş demektir. Anayasa yasa tanımıyor. ‘Biz terörle mücadele ediyoruz, anayasa ve yasa askıya alınabilir, bizler bunu yargı mensupları olarak yaparız, bunlar devletin bekası için yapılması gereken vatanseverlik görevidir. Burada anayasanın çiğnenmiş olması önemli değil, asıl olan vatandır gerisi teferuattır.’ Anlayış budur. İki gündür anlattığım anlayış böyle düşündüğü için 100 yıldır hiçbir sorun çözülmemiştir. Zulüm yapılarak, katliam yapılarak, suçların üstü örtülerek, suçsuzlar cezalandırılarak, Türkiye Cumhuriyeti devleti Kurtuluş Savaşı’nda daha ağır bedeller ödeyen bir noktaya gelmiştir. Bu anlayış Türkiye’yi kuruluşundan daha beter duruma getirmiştir. Bugün ekonomisi, tarımı daha kötü durumdadır. Akademik açıdan, insan hakları açısından daha kötü durumdadır. Savaş politikalarındaki yıkım açısından daha kötü durumdadır. Kurtuluş savaşında bile bu kadar can kaybı ağır kayıp yoktur.

    ‘YILLAR SONRA AYNI ŞEYLERİ YAŞIYORUZ’

    İlker Başbuğ, ‘6 kez PKK’yi yendik ama askeri olarak sorunu çözemedik’ dedi. Peki sorun çözüldü mü? Bize ağır cezalar veriyorsun, mesele bitiyor mu? Hayır. Ben genç bir milletvekili iken Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Selim Sadak… DEP milletvekillerinin AİHM’in kararı nedeniyle yeniden yargılamaları başlamıştı. Onlar tutuklandığında öğrenciydim, yeniden yargılandıklarında cübbe giydim, avukat olarak davalarına girdim. Delilsiz yargılandılar, hukuksuz cezalandırıldılar. O gün o davada avukatlık yapan Demirtaş, yıllar sonra o partinin geleneğinin devamı olan partide eş başkan oldu, milletvekili oldu ve 7 yıldır tutuklu. Bizler başka bir perspektifle Türkiye’nin sorunlarının çözümü için omuzlarımıza yük aldık, aynı akıbetini bizler yaşadık. DEP’lileri yargılayanlar, mahkeme başkanı, Nuh Mete Yüksel çok kararlıydılar. ‘Bu işi bitireceğiz’ diyorlardı. Aradan onca yıl geçmiş aynı şeyi yaşıyoruz.

    ‘İKTİDARDAN DÜŞÜNCE İŞİN RENGİ DEĞİŞTİ’

    Bizler dilimizden, kültürümüzden vazgeçemeyiz. Vazgeçmesi gereken bu hataları yapanlardır. Düşünün bütün bu yarattıkları bu ülkeye zarar vermiyor mu? ‘Silah var’ diyorlar, biz de onu bıraktırmaya çalışıyoruz. Yıllarca İmralı’ya gittik, Kandil’e gittik. Erdoğan’ın ‘Öcalan’ın çağrısı önemlidir’ sözleri manşet oldu. Tarih 11 Mart 2015. Çünkü görüşmelerimiz devam etti, mesele silahlı çatışmaların dışına çıksın diye uğraştığımız bir dönem. Ne yaptılar, HDP Haziran’daki seçimlerde AKP’yi tek başına iktidar olmaktan çıkarınca işin rengi değişti. Çözüm süreci Kürtlere yarıyor diye yeniden silaha sarıldılar. O yüzden AİHM kararının sizler tarafından Erdoğan talimatı sonrasında uygulanmaması devlet sistemini tümden çökertmiştir.

    ‘İKTİDARIN RİCASI’

    Her konuşmasından sonra oy çağrısı yapıyor. Oy uğruna bizleri içeride tutuyor. Açık söylüyorum; yalancı, iftiracı. Bizim bunları söylemediğimizi bilmiyor mu? Biliyor. Çözüm süreci başlamıştı. Öcalan’ın iki mektubu Erdoğan’ın elindeydi. Bunu Sadullah Ergin bize söyledi; ‘Bu defa iş ciddi Cumhurbaşkanı bu işi ciddiye alıyor, Öcalan kararlı gözüküyor iki ayrı mektup yazmış. Fakat o dönem bir sorun vardı, açlık grevleri başlamış, 65’inci günlerine gelmiş. Biri yaşamını yitirirse süreç sıkıntıya girer, o yüzden bu açlık grevlerinin bitmesi için sizden beklentimiz var. Lütfen bitirsinler açlık grevlerini ki süreç devam etsin.’ Bu iktidarın bizden ricasıydı. O dönem yöneticilerimiz de açlık grevindeydi. Adalet Bakanı’nın kendisi Sincan Cezaevindeki arkadaşları ziyaret etti. Biz de Diyarbakır’da arkadaşlarımızı ziyaret ettik, durumu anlattık. Onların da cevabı şu oldu: ‘Biz süreçten memnuniyet duyarız, barış olursa zaten biz bırakırız. Eğer Öcalan ile görüşme varsa adalet bakanının somut bir şey söylemesi lazım. Bunlar olursa açlık grevini bırakırız, süreci tıkamak için değil, çözümün önünü açmak için açlık grevi yapıyoruz.’ Bunu Sincan’daki kadınlar da bizzat Sadullah Ergin’e söyledi. Ondan sonra birkaç yerde büyük miting yapma kararı aldık. O mitinglerde de ‘açlık grevinin bitirilmesinin çağrısını yapacağız sürecin sorumluluğunu biz alıyoruz’ diyeceğiz. Bunun sosyopsikolojik zeminini oluşturmaya çalışıyoruz. Bu çerçevede çok görkemli mitingler yaptık. Bunlardan birini de Kızıltepe’de yaptık. O zaman yöneticilerimiz geldi dediler ki Öcalan’ın posteri var diye gençlere işkence yapıldı gözaltına alındı.

    KASIT: BARIŞI SAĞLAYANIN HEYKELİNİ DİKMEKTİR

    Sebebi de Öcalan’ın posteri. O sırada hükümet Öcalan ile görüşme hazırlığı yapıyor, biz açlık grevini bitirmek için yollara düşmüşüz. Biz de süreç aksamasın, kesintiye uğramasın diye uğraşıyoruz. Polis ise Öcalan posteri var diye on binlerce Kızıltepelinin buluştuğu mitingde gençlere işkence yapıyor. Neden? O dönem Fethullahçıların da bundan haberi var. Bu işkence haberleri basına düştü. Bu şu demekti ‘ey Kürtler devletin Öcalan’a yaklaşımı budur.’ Yaklaşım bu. Ben de orada daha ‘Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz’ dedim. Bunu Fethullahçı polislere dönerek söyledim. Kasıt barışı sağlayanın heykelini dikmektir. Bu açıklamanın tarihi 2012.

    ‘BARIŞ İÇİN UĞRAŞIYORDUK’

    Aradan 7 yıl geçiyor, Erdoğan seçim kazanmak bizi tutuklatmak için bunu kullanıyor. Öcalan’ın iki mektubu senin elinde değil miydi? Bunlara nasıl güvenilir. Figen Hanım’ın ‘sırtımızı YPG’ye dayadık’ sözünü de kullandılar. Figen Hanım ‘sırtımızı IŞİD’e dayadık’ sözlerine karşı bunu söylüyor. IŞİD barbarlığını açıkça savunan köşe yazıları oldu. Mehmet Barlas’ın oğlu Cemil Barlas mıydı, ‘Kobanî’de IŞİD’çiyim’ diye tweet atıyordu. Biz Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz derken ne oldu? Savcılar dava mı açtı, yandaş medya beni linç mi etti? Hayır. Aksine normal karşılandı. Kendileri zaten Başkan Apo’nun heykelini diktiler. ‘Öcalan şanstır’ diye manşet atıyorlardı. Ama buna rağmen hala bize karşı kullanıyorlar bunu. O zaman kendileri Öcalan’dan bize not getiriyorlardı. Bizi acilen cezaevlerine götürdüler gece yarısı hücrelere girdik arkadaşlar şaşırdı. Karşımızda kim vardı Tayip Temel, açlık grevinin 68’inci günündeydi. Dedik ki Öcalan’dan not var. Tayip Temel o zaman açlık grevlerinin anlamını anlattı. Öylesine etkileyici bir konuşma yaptı ki dinleyenlerin gözleri yaşardı. Cezaevi Müdürü neredeyse ağlayacaktı. ‘Barış olsun diye biz canlarımızı ortaya koyduk’ dediler. Ondan sonra açlık grevleri bitti ve çözüm süreci başladı. Bunları bilmiyor mu Tayyip Erdoğan? Sadullah Ergin şimdi vekil değil, ama bilmiyor mu? Hakan Fidan şimdi Dışişleri Bakanı bilmiyor mu bunları? Barış için uğraşıyorduk. Niye yaptılar bunu? İktidarlarının sürmesi için kan lazımdı bunu yaptılar.

    ‘KANDİL FOTOĞRAFLARI NASIL ÇEKİDİ?’

    Arşivlere bakın, orada Kürdistan, Lazistan göreceksiniz. Böyle ilkesizdir; ‘Siz niye yargılama yapıyorsunuz? Size ne gerek var. Adam hükmü vermiş. Benim fotoğraflarımı kullanıyor. İmralı ve Kandil’deki fotoğraflar nasıl çekildi? Cezaevine gizli makina mı soktuk, kim çekti fotoğrafları? Cezaevi müdürü fotoğraf makinasını kendisi getirmedi mi sizin talimatınızla? Fotoğrafçı da değil, bizzat cezaevi müdürünün kendisi fotoğrafları çekmedi mi? Tek tek bunlar olmuş mu diye bize göstermedi mi? Sonra o fotoğrafları size getiren müdür değil miydi? Onları bize teslim eden Sadullah Ergin değil miydi? Kandil fotoları nasıl çekildi? Sorun çözülüyor, bunun alt yapısını oluşturmak için olur bunu sizinle tartışmadık mı? KCK yöneticilerinin silahsızlanmaya hazırız mektubunu getirdiğimizde; bunlar önemli değil miydi? Çık bunları inkâr et.

    ‘POLİSLER NEREDEYSE HALAY ÇEKECEKTİ’

    Biz dönüşte çok yorgunduk, bir gece orada dinlensek diye düşündük. İmralı-Ankara-Kandil yüzbinlerce kilometre yol yaptık. Fakat Sadullah Ergin aradı ‘o mektup çok önemli bir an önce getirmeniz gerek. Beyefendi de dahil herkes çok heyecanlı. Sınırda kimliklerimize bile bakmadılar. ‘Silah bırakılacak mı’ diye sordular. Biz ‘evet’ dediğimizde neredeyse sınırdaki polisler halay çekecekti. Yıllar sonra Kandil’deki fotoğraflar vs. diye bunu kullanıyor. Yıllardır yargılanıyoruz, ‘yahu bari bundan yargılamayın bilgim var haberim var’ demiyor. Aksine sizi yönlendirmek için bu yalan ve iftiraları atıyor.

    ‘ÖCALAN İLE SEGBİS’LE GÖRÜŞMEK İSTİYORUZ’

    Bütün bunların üzerinden ikiyüzlülüğün kitabı yazılır. Üç gün önce ‘terör örgütü lideri’ dediğine Tunceli’deki akademisyen aracılığıyla mektup getirtiyor. O mektubu avukatlara iletmeden istedikleri gibi yorumluyor. O mektup seçimlerle ve sandıkla ilgili bir mektup değil. Çağrı yapmıyor. Kendisini tanıyorum, Öcalan barış için iğne ile kuyu kazan biridir. Öcalan’ın mektubunu kim tercüme ediyor? Erdoğan tercüme ediyor. Tarafsız kalın diye mektup geldiğini söylüyor. O günden beri Öcalan-Demirtaş çatışması diye yandaş basında çarşaf çarşaf yazıyorlar. Maden bunları söylüyorsunuz neden Öcalan tecritte? Öcalan sıradan biri değil, o yüzden ada cezaevine kapatmışsınız. İnfaz hukuku, görüş hukuku bunların hiçbiri Öcalan’a karşı uygulanmıyor. Madem bu kadar kıymetli sizin için niye gereğini yapmıyorsunuz? Abdullah Öcalan sıradan biri değildir, bunu Türkiye Cumhuriyeti Devleti de biliyor. O zaman sıradan yaklaşılmasın, halkımıza da partimize de sıradan yaklaşılmasın. Öcalan siyasi bir aktördür. Bakın 12 gencin cenazesi geldi. Eminim ki ‘bunu engellemek için niye önümü açmıyorlar’ diye saçını başını yoluyordur. Niye izin vermiyorlar buna. Çünkü ölümlerin bitmesini istemiyorlar. Ben de dahil hepimiz Öcalan ile görüşmeye talibiz. Buradan SEGBİS’le görüşmek dahil görüşmek istiyoruz. Milletvekillerimizin tamamı görüşme için başvurdu izin verin. Barış fedakarlık ister, yürek ister. Bu ülkenin İçişleri Bakanı Twitter’dan ‘kardeşini sarı torbaya koyup getireceğim Demirtaş’ dedi. Buna rağmen barış diyorum. Silahla olmaz diyorum. Normalde çıldırmamız lazım ama sağduyumuzu koruyorsak aldığımız siyasi terbiyeden dolayıdır.

    ‘HER ŞEY OLDUN AMA HALA BAŞKAN OLAMADIN’

    Erdoğan, ‘Seçimlerde seni başkan yaptırmayacağız diye ortalığı inletenlerin Yasin Börü’nün hesabını verdiğini gördünüz mü…’ demişti. Freudçu bakış açısıyla söyleyelim; burada zihninin altındaki öfkeyi dışa vuruyor. Ortalığı inlettiğimizi kabul ediyor. Doğru, ortalığı inlettiğimizi hatırlıyorum. Seni başkan yaptırmadığımızı da biliyorum. Hani bir mesele vardır ya, babası oğluna der ki sen adam olamazsın oğlum der. Oğlu çalışır, okur… Atıyorum kaymakam olur, sonra babasını ayağına çağırır; ‘Baba bak ben kaymakam oldum’ der. Babası da oğluna der ki oğlum ben kaymakam olamazsın demedim adam olamazsın dedim. Ben de söyleyeyim, biz de sana başkan olamazsın dedik. Onun dışında maşallah her şey oldun, tek adam oldun. Devleti ele geçirdin ama hala başkan olabilmiş değilsin.

    ‘ÖCALAN İLE GÖRÜŞMEK İÇİN DEFALARCA ÇAĞRI YAPTIM’

    Defalarca çağrı yaptım. İmralı’da Öcalan ile görüştürün beni. Bildiğim ne varsa anlatayım. Hatta sen de gel ülkenin cumhurbaşkanı olarak sen de gel. Buyurun ‘Sayın Cumhurbaşkanım’, Sayın Öcalan, ben. 3’ümüz bir araya gelelim, kim kime hesap veriyor konuşalım. Çağrı yaptım, iki yıl geçti bu çağrımın üzerinden. Halen bekliyorum. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı bunu yaptı. Seçim kazanabilmek için cumhurbaşkanı bu cümleyi de kurdu. Ben hala bekliyorum. Çözüm sürecinde kim neyi bitirdi, akan kandan kim sorumlu hep birlikte tartışalım. Buyurun ben hazırım. Öcalan ile görüşmeyi başlatın, hesap soracaksa da benden de halktan da siyasetçiden senden de kim kimden hesap soracak tartışalım. Gerçekleri İmralı’da tartışalım istersen. Ben hazırım, bakalım kim suçlu kim güçlü. Yalanlarınız iftiralarınızı hep birlikte İmralı’da tartışalım.”

    Duruşmaya ara verildi.

    Kapak Fotoğrafı: Mezopotamya Haber Ajansı

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Uğur Kurt davasında ceza talep edildi

    Uğur Kurt davasında ceza talep edildi



    İstanbul’daki Okmeydanı Cemevi’nde 2014’te bir cenaze törenine katılmak üzere bekleyen Uğur Kurt’u silahla vurarak öldüren polis Sezgin Korkmaz’ın yeniden yargılandığı davada duruşma savcısı, sanığın “Taksirle birinin ölümüne neden olmak” suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını ve cezanın paraya çevrilmemesini talep etti.

    İstanbul’daki Okmeydanı Cemevi’nde 2014’te bir cenaze törenine katılmak üzere bekleyen Uğur Kurt, polis Sezgin Korkmaz’ın aç tığı ateş sonucu kafasından vurularak ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmıştı. Kurt yapılan tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirmişti. Kurt’u vuran polis Sezgin korkmaz ise yargılama sonucu İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nce “taksirle ölüme neden olma” suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırmış, bunu da 12 bin 100 TL adli para cezasına çevirmişti. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararı sonucu Sezgin Korkmaz’ın yeniden başlayan yargılanmasına bugün devam edildi.

    11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmaya taraf avukatları ve Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt katıldı. Sanık polis Sezgin Korkmaz ise teknik problemlerden dolayı Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemleri (SEGBİS) ile bağlanamadı. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de duruşmayı takip etti.

    NARİN KURT: 2017’DE SANIĞA 12 BİN 100 LİRA PARA CEZASI VEREN HAKİM VE HEYETİNİ KINIYORUM

    Narin Kurt, mahkemede şunları söyledi:

    “Masum bir insanın kolluk kuvveti tarafından yaşam hakkının elinden alınması ve bizim yaklaşık 10 yıldır adalet arıyor ve bugün hala burada olmamız çok acı. 25 Nisan 2017 tarihinde görülen haklı davamızda sanığa 12 bin 100 lira para cezası veren hakim ve heyeti kınıyorum. Ve asla kabul etmiyorum. Oğlum, babası öldürüldüğünde bir buçuk yaşındaydı. Bundan sonraki hayatında babasızlığa mahkum eden kişiye ceza verilmiyor olması çok acı. Oğlum büyüyor ve süreci sorgulamaya başladı. Ben oğluma yaşadığımız adaletsizliği anlatamıyorum. Biz haklı davamızda yüce adalete ve sizin vicdanınıza sığınıyoruz. Bu zamana kadar yaşadığımız haksızlığın son bulmasını ve adalet terazisinde eşit tartılmayı ben ve ailem adına sizden umutla bekliyoruz.”

    AVUKAT TURGUT KAZAN: ANAYASA’NIN KURALLARINI TANIMAYAN BİR ANLAYIŞ VAR

    Müşteki avukatı Turgut Kazan, “Yargılama sürecine yeniden başladık. Çok zor bir dönemde yaşıyoruz bunu biliyorum. Anayasa’nın kurallarını tanımayan bir anlayış var. Artık yargılanmanın yenilenmesi hüküm kurulması demek değidir. Anayasa Mahkemesi’nin bahsettiği eksiklikler neyse onlar giderilmelidir. Bir CD sunduk orada olayı görüyorsunuz. Amirler görüntüde ‘Sıkma’ diye bağırıyor 5 kez” dedi.

    SAVCI MÜTALAASINDA 6 YILA KADAR HAPİSLE CEZALANDIRILMASINI VE CEZANIN PARAYA ÇEVİRİLMEMESİNİ TALEP ETTİ

    Mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, sanığın somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek maktul Uğur Kurt’un ölümüne sebebiyet verdiği, bu suretle üzerine atılı taksirle ölüme neden olma suçunu işlediği, ancak Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere cezanın eylemle orantılı olması ve ihlalin ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı. Savcı, bu nedenlerle sanık hakkında “Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma” suçundan alt sınırdan uzaklaşılarak 2 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını ve verilen hapis cezasının para cezasına çevrilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep etti.

    Mahkeme, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapmaları için süre vererek duruşmayı 1 Mart 2024 tarihine erteledi.

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sedat Peker ile gündeme gelmişti: Eski AKP’li vekile ‘hırsız’ diyen gazeteciye ceza!

    Sedat Peker ile gündeme gelmişti: Eski AKP’li vekile ‘hırsız’ diyen gazeteciye ceza!



    Gazeteci Arhan, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in yayınladığı rüşvet ve yolsuzluk iddialarında adı geçen AKP eski Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’yla ilgili sosyal medya hesabından 26 Ekim 2022’de paylaşım yaptı. Arhan’ın paylaşımını yaptığı gün Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, bir televizyon kanalında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesi operasyonda kimyasal silah kullanıldığına dair iddialara ilişkin yaptığı değerlendirme nedeniyle de gözaltın alınmıştı.

    Fincancı’nın gözaltına alındığı günlerde, Peker’in eski Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu ve kardeşi AKP Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun Marka Yatırım Holding’in sahibi Mine Tozlu Sineren’den sermaye artırımı için 12 milyon TL rüşvet istediği iddiaları da gündemeydi.

    MLSA’dan Hayri Demir’in haberine göre; iki durumu karşılaştıran Arhan, paylaşımda “Hırsız Zehra Taşkesenlioğlu kutsanıp korunduğu, bilim insanı Şebnem Korur Fincancı’nın cadılaştırılıp taşlandığı rejim…” ifadelerini kullandı.

    ‘MÜŞTEKİNİN SAYGINLIĞINA SÖVÜLDÜ’

    Taşkesenlioğlu’nun şikâyetiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonunda Arhan hakkında iddianamede hazırlandı. Taşkesenlioğlu’nun müşteki olarak yer aldığı iddianame, Ankara 25. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilerek, dava açıldı.

    İddianamede, Arhan’ın paylaşımıyla Taşkesenlioğlu’nun “onur, şeref ve saygınlığına sövmek suretiyle saldırıda bulunduğu” iddia edilerek, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 125’inci maddesinde düzenlenen, “kamu görevlisine görevinden dolayı sesli yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret” suçlaması yöneltildi. İddianameyi hazırlayan savcı Mehmet Aykut Cihangir tarafından iddianamede, Arhan’ın paylaşımıyla ilgili, “Sarf ettiği sözlerin müştekinin şeref, onur ve saygınlığını rencide edilebilecek nitelikte olduğu ve müştekinin yürüttüğü kamu görevi sebebiyle sarf edildiği” değerlendirmesinde bulundu.

    Ankara 25. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın karar duruşması geçen günlerde görüldü. Duruşma sonunda Arhan’a 425 gün hapis cezası verildi. Hapis cezasında TCK’nin 62/1 maddesi kapsamında 1/6 oranında indirim uygulanarak 354 güne düşürüldü. Bu ceza da günlük 20 TL’den hesaplanarak toplamda, 7 bin 80 TL adli para cezasına çevrildi.

    CEZA DAVASIYLA BİRLİKTE TAZMİNAT DAVASI DA AÇILDI

    Taşkesenlioğlu, aynı paylaşım gerekçesiyle Arhan hakkında manevi tazminat talebiyle de şikâyetçi oldu. Taşkesenlioğlu’nun manevi tazminat talebinin işleme koyan Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki davanın duruşması ise 21 Aralık günü görülecek.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 8 aydır tutuklu! Gazeteci Abdurrahman Gök duruşma öncesi konuştu

    8 aydır tutuklu! Gazeteci Abdurrahman Gök duruşma öncesi konuştu



    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında 25 Nisan’da gözaltına alınarak tutuklanan Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Abdurrahman Gök, 5 Aralık günü görülecek duruşması öncesinde avukatları aracılığıyla açıklamalarda bulundu.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 25 Nisan’da 21 kentte yapılan operasyon düzenlendi. Operasyon kapsamında gözaltına alınarak tutuklananlar arasında Mezopotamya Ajansı (MA) editörü, gazeteci Abdurrahman Gök de vardı.

    Gök, hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklama kararının verilmesinin ardından Diyarbakır 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi.

    DURUŞMA ÖNCESİ KONUŞTU: KEMAL KURKUT FOTOĞRAFINI HATIRLATTI

    Cezaevine girdikten 5 ay sonra, 14 Eylül’de hakim karşısına çıkan Gök’ün tutukluluk halinin devamına karar verildi.

    5 Aralık’ta Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek duruşması öncesi avukatları aracılığıyla Expression Interrupted muhabiri Çağrı Sarı’ya konuştu.

    Gök, “Tutukluluğumun ardındaki temel motivasyon Kemal Kurkut fotoğrafları var” dedi.

    Gök ile yapılan söyleşi şöyle:

    – Diyarbakır’da 2017 Newroz’unun sabahına gidelim. Kemal Kurkut fotoğrafının hikayesini yeniden anlatalım. Orada tam olarak ne yaşandı?

    2017’de Diyarbakır Newroz alanında Newroz’un büyük coşkuyla kutlanması için günler öncesinden hem siyasi partiler hem de sivil toplum örgütleri yoğun bir çalışma içindeydi. Sanırım uzunca yıllardan sonra izin verilmiş bir Newroz’du. Tabii siyasi iktidar sıklıkla yaptığı gibi Kürt siyasi hareketinin halkta artık karşılık görmediği yönünde propaganda yapıyordu. Kürt siyasi hareketi de Newroz alanından vereceği fotoğrafla bunun gerçeği yansıtmadığını söylemek istiyordu. Ve nitekim Newroz günü sadece Diyarbakır’dan değil bütün Kürt kentlerinden halk Diyarbakır’a geldi.

    Böyle önemli bir Newroz’du. Ben de gazeteci olarak takip etmek istiyordum. Sabah protokol ve basın kapısının bulunduğu Alataş Caddesine geldim. Birçok gazeteci arkadaş da burada toplanmıştı. Arama yapılıyor gerekçesiyle bekliyorduk. Zaman zaman diğer arama noktalarındaki gerginlikleri de gazeteci arkadaşlardan öğreniyorduk. Saat sekiz gibi silah sesi duydum ve arkamı dönüp bulunduğum noktadan zaten açık olan fotoğraf makinamın deklanşörüne basmaya başladım. TOMA arkasında yarı çıplak uzanmış genci gördüm. Polis yanıma geldi. Fotoğraf makinemin kartını yuvasından çıkarıp sakladım. Çünkü o kısa sürede polisin beni gözaltına alıp fotoğraflara el koyacağını biliyordum. Nitekim hafıza kartı daha elimdeyken beni uzaklaştıran polis memuru yanıma gelip amirinin beni istediğini söyledi. O esnada polisin arkasında yürürken kartı hemen arka cebime koydum. Polisin kartımı istemesiyle de cebimdeki yedek kartımı verdim. Sonra beni bıraktılar. Tabii ben hemen haber merkezini arayıp 20 yaşlarında üstü çıplak bir gencin arama noktasında polisler tarafından vurulduğunu ve hastaneye kaldırıldığını söyledim. İlk olarak fotoğraftan söz etmeyi göze alamadım. Bu arada sahneden fotoğraflar çekilmesi ile görevliydim. Yaklaşık iki saat sonra haber merkezinden editör arkadaşlar beni arayıp, “Sen vurulan genç üstü çıplak dedin ancak ajanslar canlı bomba diye servis ettiler” dediler. Daha sonra, gözlemlerimle beraber neler yaşandığını yazdım. Valiliğin neler dediğine baktım. Kırk saniye içinde çekilmiş 28 fotoğraf karesini olay yerindeki gözlemlerime ve valiliğin neler dediğine bakarak servis ettik.

    – Haberi yayınlayınca nasıl bir etkisi oldu?

    Haber ve fotoğraflar sosyal medyada büyük yankı uyandırdı. Kısa sürede de gündeme oturdu. “Valinin halkı yanılttığı” şeklinde büyük tepkiler arka arkaya geldi. Hükümete yakın olsun olmasın birkaç medya kuruluşu önce fotoğraflara gözlerini kapatmayı sürdürdüler, daha sonra haberimi geçmek durumunda kaldılar. Gencin yakını bize ulaşarak ölen kişinin Kemal Kurkut olduğunu, üniversitede müzik bölümünde okuduğunu anlattı. Cenazesinin Malatya’da toprağa verileceğini söyledi.

    Tabii aile, çocuklarının böyle bir şey yapmış olabileceğine ihtimal vermediler. Hatta yoğun haber bombardımanı yüzünden inanma noktasına bile geldiklerini, ancak fotoğraflarla birlikte çocuklarının masumiyetine inandıklarını öğrenmiş oldum. Bu bilgileri ve sonrasında yaşananları yayınlayınca televizyonlar ve ajanslar daha fazla gözlerini kapatamadılar.

    – Daha önce de defalarca polis şiddeti ile karşılaşmıştınız ama son altı yıl başka türlü bir seyir aldı. Bu fotoğrafın tüm bunları başınıza getirebileceğini düşünmüş müydünüz?

    Açıkçası tarih boyunca hakikate bağlı kalanların ve hakikati ortaya çıkaranların, hakikate aykırı davrananların başına neler geldiğini bilen ve hakikat mücadelesini tercih eden biri olarak o fotoğrafları yayınladığımda başıma bu yaşadıklarından çok çok ağırlarının, ölümün de gelebileceğini düşündüm. Arkadaşlarım ve ailem benim için çok kaygılandılar. Fotoğraflardan sonra keşke yayınlamasaydın, ismini açıklamasaydın diyenler de oldu. Ama o zaman vicdanıma nasıl hesap verecektim? Ya öyle yapsaydım, Kemal Korkut’un annesi oğlunun masumiyetini nasıl gösterebilecekti? Defalarca her iki gözümü öperek “Kemal’imin en son anlarına şahitlik eden bu gözlerdi” dedi. Acısını nasıl dindirebilirdim başka türlü? Bu aynı zamanda gazeteciliğin onuruna da sahip çıkmak anlamına geliyordu. O yüzden zerre pişmanlık duymuyorum.

    – Fotoğraf nedeniyle 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verildi. Gerekçe neydi?

    Kemal Korkut fotoğrafının yayınlanmasından sonra polis evime baskın düzenledi. İş yerinde olduğum için gidip ifademi verdim. Hakkımda ihbar olduğu söylendi. İçeriğini de bilmiyordum. Sonra takipsizlikle sonuçlandı. O dosyadan 2017’de, aynı yıl yeniden ifadeye çağrıldım. Ona da takipsizlik verildi. 2018 Ekim ayında da polisler evime baskın yaptı. Üç gün sonra emniyette ifade vermemin ardından serbest bırakıldım.

    Polisin yargılamalar sonucunda beraat etmesi ile yeniden hakkımda iddianame oluşturuldu. “Örgüt üyeliği” ve “propagandası” ile 22 buçuk yıla kadar hapis isteniyordu. Ancak iddia tamamen gazetecilik faaliyetlerine dayandırılıyordu. 2014 yılında Şengal’de, Kobanê’de bulunduğum fotoğraf var. Haber ve fotoğraflardan oluşan bir iddianamede tutuksuz yargılandım. Yine gizli tanık ifadesiyle. “Örgüt talimatı ile o fotoğrafları çekti” falan gibi ifadeler vardı.

    – Bir gazeteciye yapılan bu suçlamalardan yola çıkarak yargının pozisyonunu nasıl yorumlarsınız?

    Bu söyleşiyi okuyacak olanlar bu pozisyonu daha net yorumlar diye düşünüyorum.

    – Kemal Kurkut fotoğrafınız basın tarihine geçer elbette ama çok önemli başka işlere de imza attınız. 6 Şubat depremlerinin ardından sokak sokak gezdiniz. O dönemden Fidan abla ile olan videonuz çok konuşuldu. Geçen yıl Mahsa Amini ayaklanması sırasında İran’a gidip çok yönlü bir röportaja imza attınız. Bu yazı dizinizle Musa Anter Gazetecilik Ödülü aldınız. Aylardır cezaevindesiniz. Bu süreçte dışarıda olup şunu yapmalıydım dediğiniz işler oldu mu? Örneğin Hamas-İsrail savaşı var.

    Yirmi yılı aşkın gazeteciliğimin son 12 yılını çatışmalı alan gazeteciliği olarak sürdürüyorum. 2011’de Suriye’deki iç savaş başlar başlamaz gittim. 2014’de Şengal ve Kobane’de yaşananları takip ettim. 2017’de Rakka’ya başlatılan operasyonu arazide takip ettim. İran’da Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan süreci de takip ettim. Hepsi de zorlu süreçler. Ancak biraz olsun insanların dertlerine haberlerle derman olduğunuzda kendi yaşadığınız travmalarla da baş ediyorsunuz. İnsan odaklı, doğa odaklı bir gazetecilik yaptığınızda odağınıza insan hikayeleri aldığınızda aslında birçok sorunun çözümüne de katkı sunmuş oluyorsunuz. Bu cezaevi süreci bunu biraz sekteye uğrattı tabii. Televizyonun karşısına her geçtiğimde şu an Gazze’de olsaydım diye içimden geçiriyorum. Gazze’ye saldırı düzenlendiğinde, Gazze her daim gündem olabiliyor. Ancak Rojava’da hastaneler, sivil yerleşim yerleri var ve hiç gündem değil. Bunları TV’lerde, gazetelerde göremeyince de neden tutuklu olduğumu anlamış oluyorum.

    Tamamı için…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Beklenen rapor dosyaya girdi: Tahir Elçi davasında tepki çeken anlar!

    Beklenen rapor dosyaya girdi: Tahir Elçi davasında tepki çeken anlar!



    Eski Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin, Diyarbakır Sur ilçesinde vurularak öldürülmesine ilişkin 3 polis memuru ile firari bir kişinin yargılandığı dava, Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

    Diyarbakır Barosu’nun eski başkanı Tahir Elçi’nin CHP Milletvekili eşi Türkan Elçi, TBB Başkanı Erinç Sagkan, baro başkanları, insan hakları örgütleri temsilcileri ile çok sayıda avukat duruşmada yer aldı.

    Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bugünkü duruşmasında beklenen TÜBİTAK raporu dosyaya girdi. Cinayet anına ait görüntülerin bulunduğu hard diski inceleyin TÜBİTAK “Görüntüler eski” dedi. Avukatlar, tepki gösterdi.

    SAVCI: TALEPLER REDDEDİLSİN

    MLSA’nın duruşma salonundan aktardıklarına göre; Elçi ailesinin avukatları, Tahir Elçi’nin öldürüldüğü yerinde keşif yapılmasını, olay mahallini gören kamera görüntülerine dair yeniden rapor istenmesini ve Elçi’nin öldürülmeden önce kendisine yöneltilen tehditlerin araştırılmasını istedi.

    Duruşma savcısı, Elçi ailesinin taleplerinin reddedilmesi yönünde görüş bildirdi. Savcı ayrıca firari sanık Uğur Yakışır’ın dosyasının ayrılmasını talep ederek, esas hakkındaki görüşünü hazırlamak için dosyanın kendisine gönderilmesini istedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kıbrıs’ta öldürülmüştü: Halil Falyalı davasında müebbet hapis talebi

    Kıbrıs’ta öldürülmüştü: Halil Falyalı davasında müebbet hapis talebi



    Yasa dışı bahis baronu Halil Falyalı ve şoförü Murat Demirtaş’ın Kıbrıs’ta öldürülmesine ilişkin İstanbul 36’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, Mehmet Faysal Söylemez ve Mustafa Söylemez’in iki kez ağırlaştırılmış müebbet ve 12’şar yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını istedi. Mütalaaya karşı savunma yapan avukatlar, mütalaaya katılmadıklarını, ortada bir suç örgütü olmadığını savundu.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianameye göre Halil Falyalı, kendisine suikast düzenleneceğini öğrendi. Bunun üzerine çalışanları Falyalı hakkında şikayetçi oldu. Falyalı da kendisi hakkında şikayetçi oldu. Bu şikayetler üzerinde 14 Ağustos 2021’de karakola giden Falyalı, Kıbrıs’ta ‘adam kaçırma, darp ve zorla alı koyma’ suçlamalarıyla tutuklandı. Falyalı’ya suikast düzenleyen ekibin tekrar Türkiye’ye dönmesinin ardından Falyalı iki ay sonra, 17 Aralık 2021’de tahliye edildi. Ancak tahliyesinden iki ay sonra bu kez pusuya düşürüldü. Saldırıda Falyalı ve şoförü öldürüldü.

    ‘SUÇ ÖRGÜTÜ YÖNÜNDE SOMUT DELİLLER ELDE EDİLDİ’

    Gazete Duvar’dan Ferhat Yaşar’ın haberine göre; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki mütalaasında, şunlara yer verildi: “8 Şubat 2022 günü saat 18.45 sıralarında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Girne şehrinin Çatalköy mevkiinde bulunan 20 Temmuz Caddesi üzerinde, Halil Falyalı ve Murat Demirtaş isimli şahısların uzun namlulu ateşli silahlarla saldırıya uğradığı, Murat Demirtaş isimli şahsın olay yerinde, Halil Falyalı isimli şahsın ise kaldırıldığı Yakın Doğu Üniversite Hastanesinde hayatını kaybetti. Olayla ilgili olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Polis Genel Müdürlüğü güvenlik güçlerince yapılan ilk çalışmalarda Mustafa Söylemez, Yusuf Güneş, Ahmet Naim Memiş, Gürsel Erkaya, Abdürrahim Çelik adlı şahısların saldırı ile bağlantılarının olduğu ve haklarında ilgili mahkemeden karar temin edildiği bilgilerinin İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile paylaşıldı. Mehmet Faysal Söylemez, Mustafa Söylemez, Abdurrahim Çelik, Cengiz Şener, Ender Yıldız ve Metin hakkında suç örgütü yapılanması içerisinde bu eylemi gerçekleştirdikleri yönünde somut deliller elde edildiği, bu eylemin sebebi, örgütün diğer üyeleri ve olası azmettiricilerle ilgili soruşturma işlemleri ve araştırmaların devam ediyor.”

    DURUŞMA ERTELENDİ

    Bugün İstanbul 36’ıncı Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada, sanık avukatları iddia makamının mütalaasına karşı savunma yaptı. Savcının hazırladığı mütalaaya katılmadıklarını belirten avukatlar, “Ortada bir örgüt yok. Örgütsel hiyerarşi ve iletişim de yok” dedi.

    Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, Abdurrahim Çelik, Cengiz Şener, Ender Yıldız, Mehmet Faysal Söylemez ve Mustafa Söylemez’in tutuklu hallerinin devamına karar vererek duruşmayı 8 Aralık Cuma günü saat 09.30’a erteledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Mahkeme AYM’nin Can Atalay kararını uygulamamak için 6 gündür adeta kaçıyor: ‘Bugün içinde geçici üyeyle müzakere edilecek’

    Mahkeme AYM’nin Can Atalay kararını uygulamamak için 6 gündür adeta kaçıyor: ‘Bugün içinde geçici üyeyle müzakere edilecek’



    Türkiye İşçi Partisi’nden (TİP) Hatay milletvekili olarak seçilen Can Atalay hukuksuzca tahliye edilmedi. Yargıtay’ın Gezi Davası’ndaki cezaları onamasıyla, Atalay’ın Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı bireysel başvuruda ‘hak ihlali’ kararı çıktı.

    Karar İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderilirken, mahkeme 6 gündür Atalay hakkında uygulanması zorunlu olan tahliye kararını vermedi.

    Atalay’ın meslektaşları ve arkadaşları Çağlayan Adliyesi’ndeki bekleyişini sürdürürken, gazeteci Fırat Fıstık, 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin iki üyesinin gelmediğini yazdı.

    Fıstık, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda gelmeyen üyelerden birinin AKP’li eski milletvekili Murat Bircan olduğuna dikkat çekti.

    Fıstık paylaşımının devamında, “Mahkeme başkanı, bugün içerisinde geçici üyeyle birlikte müzakere edileceğini söyledi” dedi

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AYM Başkanı Zühtü Arslan’dan ‘AYM’nin kararlarını uygulayın’ çağrısı: Yeni bir ihlal kararı beklemeden ilkeleri esas alarak karar verilsin

    AYM Başkanı Zühtü Arslan’dan ‘AYM’nin kararlarını uygulayın’ çağrısı: Yeni bir ihlal kararı beklemeden ilkeleri esas alarak karar verilsin



    Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Zühtü Arslan, bugün İzmir’de “Bireysel Başvuru Kararlarının Etkili Şekilde Uygulanması” konulu proje kapsamında 6. Bölge Toplantısı’nda katıldı.

    Başta yargı organları olmak üzere kamu gücünü kullanan tüm organların, Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurularla ilgili kararlarını dikkate alması gerektiğini vurgulayan AYM Başkanı Zühtü Arslan “Hepimizin ortak sorumluluğu Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına adım attığımız şu günlerde bireysel başvuruyu etkili bir şekilde uygulamaktır” dedi.

    Arslan, hukuk devletlerinde yorum zenginliğinin önemli olduğunu ancak “yorum kakafonisine” yer olmadığını söyledi.

    Zühtü Arslan, AYM’nin bireysel başvuru kararlarına uyulması konusunda mahkemelere ve kamu gücünü kullanan tüm organlara çağrı yaparak “Anayasa Mahkemesi’nden yeni bir ihlal kararı beklemeden kamu gücü kullanan organların burada belirlenen ilkeleri ve esasları dikkate alarak karar vermesi gerekir” diye konuştu.

    ‘ANAYASA MAHKEMESİ KİMSESİZLERİN KİMSESİ’

    Burada açıklama yapan Arslan, şunları dile getirdi:

    Hukuk devleti Cumhuriyet’in temelidir. Hukuk devleti, Cumhuriyet’in diğer nitelikleri olan insan hakları, demokrasi, sosyal devlet, laiklik gibi niteliklerin de temel niteliğidir. Bu nedenle AYM gerek norm denetiminde gerekse bireysel başvuruda ölçü norm olarak en fazla Anayasa’nın 2. maddesini, 2. maddede de en fazla hukuk devletini kullanmaktadır. Cumhuriyet’in ve aynı zamanda anayasal kimliğin banisi olan Mustafa Kemal Atatürk, cumhuriyetle ilgili çok farklı tanımlar yapmıştır. Bunlardan bireysel başvuruyu en yakından ilgilendiren sözü, ‘Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir’ sözüdür. Kimsesizlerin kimsesi olma görevi ve sorumluluğu en fazla yargıya düşmektedir. Bireysel başvurunun kabul edildiği 2010 yılından, uygulamaya geçtiği 2012 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi Atatürk’ün gösterdiği gibi kimsesizlerin kimsesi olma yolunda çok önemli görevler icra etmektedir. Baktığımızda bireysel başvuruda Türkiye’nin hemen her kesiminden herkes bir şekilde temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edildiği iddiasıyla AYM’ye gelebilmektedir.

    ‘BİREYSEL BAŞVURU İLE BİR DÖNÜŞÜM YAŞAMIŞTIR TÜRKİYE’DE’

    AYM, bireysel başvurudaki kararları verirken temel anayasal meseleleri de ele almakta, konuya ilişkin ilkeleri, standartları belirlemekte. Dolayısıyla sadece başvurucunun kişisel zararını gidermekle yetinmemektedir. Bireysel başvurunun Türkiye’deki temel hak ve özgürlüklerin daha iyi korunması ve koruna standartlarının yükseltilmesi için getirildiği açıkça anayasa koyucunun ifadesinde karşımıza çıkmaktadır. Bireysel başvuru ile sadece AYM değil tüm hukuk sistemi bir dönüşüm yaşamıştır Türkiye’de. Bu anlamda bireysel başvurunun devrimci bir özelliği vardır, hukuk sisteminde hatta bir devrim yaratmıştır. Hukukun anayasallaşması olarak ifade edilen bir süreç başlamıştır ve bu süreç çok önemli bir noktaya ulaşmıştır bugün itibarıyla. Her alanda anayasa artık çok daha fazla kullanılan bir üst norm haline gelmiştir, bu hem doktrinde böyledir hem de yargı kararlarında böyledir. Bu beraberinde anayasa hükümlerinin yeknesak bir şekilde yorumlanması zorunluluğunu getirmiştir. Çünkü mahkemeler, Anayasa’nın 138. maddesi uyarınca anayasaya uygun karar vermek durumunda olan kurumlardır.

    ‘BİREYSEL BAŞVURUNUN AMACI…’

    Bunu yaptıklarında da kaçınılmaz olarak anayasal hükümleri yorumlamak durumundadır. Ve birden fazla yorumcunun olduğu yerde birden fazla yorum vardır. Bu yorum farklılığı demokratik hukuk devletleri için bir zenginliktir hiç kuşkusuz. Çünkü her başta yargı kurumları olmak üzere her kurum anayasayı yorumlayabilirler. Demokratik hukuk devletlerinde buna yer vardır ama bir şeye yer yoktur; yorum kakofonisine yer yoktur. Yorum kakofonisi, yorum karmaşası demokratik hukuk devletlerinin kabul edebileceği bir şey değildir çünkü bu ortaya çıktığında farklı kişilere farklı hukukun uygulanması gibi bir sorunla karşı karşıya kalırız. Bu durumda anayasa hükümlerinin yeknesak şekilde yorumlanması sorunu karşımıza çıkıyor, bu sorunu çözecek organ da anayasayı yorumlamak ve uygulamakla görevli olan AYM’dir. AYM, anayasa hükümlerini özellikle temel hak ve özgürlüklere ilişkin anayasal maddeleri nihai ve bağlayıcı şekilde yorumlama yetkisine sahip olan bir yüksek mahkemedir. Dolayısıyla objektif etkiyi bu çerçevede tartışmamız gerekiyor.

    ‘ANCAK OBJEKTİF ETKİYLE MÜMKÜN’

    Bireysel başvuru henüz 11 yılını yeni tamamladı, 11 yıllık bir süre böylesine radikal bir kurumun, hukuk sistemini kökten etkileyen bir kurumun bir anda yerleşmesi bakımından yeterli bir süre değildir. Objektif etkiyi biz bireysel başvurunun amacı bağlamında tartışmak durumundayız. Nedir o amaç; ihlallerin önlenmesi, yeni ihlallerin engellenmesi ve ihlalin kaynağının kurutulmasıdır. Bireysel başvurunun amacı tek tek herkesin temel hak ve özgürlüklerle ilgili hak ihlali iddialarını ele alıp çözüm bulmak değildir olamaz da. Bireysel başvurunun amacı hukuk sistemini, düzenini, yargının işleyişini hak ihlali üretmeyecek bir noktaya getirmektir. Bu da ancak objektif etkiyle mümkündür.

    ‘BİREYSEL BAŞVURUYU ETKİLİ ŞEKİLDE UYGULAMA HEPİMİZİN ORTAK SORUMLULUĞU’

    AYM bireysel başvuru yoluyla bugün itibarıyla baktığımızda hemen her hak grubuyla, anayasal hakla ilgili temel ilke ve esasları belirlemiştir. Bilhassa bireysel başvurunun kişisel konumuyla ilgili olmayan, bundan bağımsız olarak AYM’nin yapısal sorun tespit ettiği alanlarda artık AYM’den yeni bir ihlal kararı beklemeden kamu gücü kullanan organların burada belirlenen ilkeleri ve esasları dikkate alarak karar vermesi gerekir. Aksi takdirde biz anayasa koyucunun iradesine de aykırı davranmış oluruz. Anayasa koyucu irade, 2010 yılında bireysel başvuruyu getirirken tek tek her bir vatandaşın bireysel başvuruda hak ihlalini AYM çözsün diye getirmedi. AYM verdiği kararlarla ihlal üreten nedenleri ortadan kaldırsın diye getirdi. Objektif etki konusunda AYM’nin verdiği kararlardaki ilke ve esasların dikkate alınması konusunda çok daha hassas olmamız gerekiyor. Bu hepimizin ortak sorumluluğu, Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına adım attığımız şu günlerde bireysel başvuruyu etkili şekilde uygulama, hayata geçirme sadece AYM’nin görevi değildir. AYM ile birlikte tüm anayasal kurumların ve kuruluşların görevidir. Bireysel başvuru, 100 yıllık Cumhuriyet’in en önemli kazanımlarından biridir. Bu kazanımı korumak, geliştirmek, yeni yüzyıllara bu kurumu etkili, verimli bir hak arama yolu olarak taşımak hepimizin görevidir. AYM bu görevini yerine getirmek için canla başla çalışıyor.”

    NE OLMUŞTU

    Anayasa Mahkemesi, milletvekili seçilmesine rağmen serbest bırakılmayan TİP Hatay Milletvekili Can Atalay için ‘hak ihlali’ kararı vermiş ancak karara rağmen Atalay serbest bırakılmamıştı.

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Siyaset kulislerinden geldi: Erdoğan, Başsavcı Uçar’ın iddialarına el attı

    Siyaset kulislerinden geldi: Erdoğan, Başsavcı Uçar’ın iddialarına el attı



    Halktv.com.tr muhabiri Seyhan Avşar, “Önemli bir kulis bilgisi paylaşacağım” diyerek bir paylaşım yaptı.

    Avşar’ın iddialarına göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan, Anadolu Adliyesi Başsavcısı İsmail Uçar’ın adliyedeki rüşvet iddialarına ilişkin verdiği dilekçenin ardından, HSK’ye talimat vererek iddiaların titizlikle araştırılmasını istemiş.

    Ayrıca, adı rüşvet iddialarında geçen Hakim Sidar Demiroğlu’nun HSK’ye verdiği dilekçede ismi geçen 2 başsavcı vekili hakkında da soruşturma başlatıldı.

    HSK’nin o iddialara ilişkin de bu hafta müfettiş görevlendirilmesi bekleniyor.

    NE OLMUŞTU?

    İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar, 6 Ekim 2023’te Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği’ne yazdığı yazı ile İstanbul Anadolu Adliyesi’nde bazı ve hâkim ve savcılarla ilgili “rüşvet, iş takibi, aracılık ve usulsüzlük” iddialarını dile getirmişti.

    Adalet Bakanı Yılmaz Tunç ise Başsavcı İsmail Uçar’ın HSK’ya bildirdiği iddialarla ilgili, “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca HSK’ya gönderilen ihbar dilekçesinde bahsedilen iddialarla ilgili olarak HSK ilgili dairesince gerekli inceleme ve soruşturma başlatılmış olup, verilen inceleme ve soruşturma izni üzerine HSK Teftiş Kurulu’nca müfettiş görevlendirilmiştir” demişti.

    Uçar’ın iddialarına konu olan hakimlerden Sidar Demiroğlu, 16 Ekim 2023’te; Hakimler ve Savcılar Kurulu Genel Sekreterliği’ne yazı yazdı.

    Yazısında şunları demişti:

    “İstanbul Anadolu 21. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görev başladığım 1 Eylül 2023 tarihine kadar 1 yılı aşkın süre 4. Sulh Ceza Hâkimi olarak mesleğimi yerine getirdim. Sulh Ceza Hâkimi olarak görevlendirilmem bakımından İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar da şahsımla ilgili olumlu görüş ve kanaat bildirmiştir.

    ‘ÇOK AĞIR SUÇLAMALAR İÇEREN BİR BİLDİRİMDE BULUNULMUŞ’

    Görev yaptığım süre boyunca mesleğimdeki iş ve işlemlerimle alakalı herhangi bir ihbar ya da şikayetle karşılaşmadığım gibi herhangi bir soruşturma da geçirmedim. Nitekim 6 Şubat 2023 tarihinde 31 Aralık 2022 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 1. sınıfa ayrılmama karar verilmiştir. Ancak nedenini anlamadığım bir biçimde Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olarak görevlendirildikten 1 ay sonra Sulh Ceza Hakimi olarak görev yaptığım dönem dahilinde vermiş olduğum ve herhangi bir itiraza uğramayan ya da itiraz edilmiş olsa bile itirazın reddine hükmedilen kararlarla ilgili olarak İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı tarafından itham edilerek önce hakkımda Kurulunuza çok ağır suçlamalar içeren bir bildirimde bulunulmuş, ardından bu iddiaları içeren haberler bir kısım basın ve yayın organları tarafından medyada paylaşılmıştır.

    ‘YÜZDE 99’LUK KISMINA HİÇBİR İTİRAZ YAPILMAMIŞTIR’

    Öncelikle şunu ifade etmeliyim ki; Sulh Ceza Hâkimi olarak görev yaptığım 1 yıllık süre boyunca hakkımda suistimal yaptığıma yönelik hiçbir ihbar ya da şikâyet söz konusu olmadığı gibi itirazen kaldırılan tek bir kararım dahi yoktur. Takdir edileceği üzere Sulh Ceza Hâkimi olarak 1 yıllık süre boyunca vermiş olduğum yüzlerce tutuklama kararı, onlarca adli kontrol ya da salıverilme kararları, yüzlerce erişimin engellenmesi kararları, arama, el koyma, yakalama, iletişimin tespiti ve soruşturma aşamasını ilgilendiren birçok karar mevcuttur. Yukarıda da ifade ettiğim gibi vermiş olduğum tüm bu kararların neredeyse yüzde 99’luk kısmına hiçbir itiraz yapılmamıştır. İtiraz edilen kararlarda ise üst mahkemeler tarafından itirazın reddine dair karar verilmiştir.

    ‘DEDİKODULAR VE SOYUT İDDİALAR’

    İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı’nın yakınma bildirimine ek olarak sunmuş olduğu tutanaklardan da anlaşılacağı üzere tarafımca verilmiş kararlara karşı kahir ekseriyetle Başsavcı bünyesinde çalışan Cumhuriyet Savcıları tarafından herhangi bir itirazda bulunulmamış, itiraz edilen 1 ya da 2 dosyada da üst mahkeme tarafından itirazlar reddedilmiştir. Bu nedenle aşağıda örnekleriyle açıklayacağım hususlar çerçevesinde Cumhuriyet Başsavcısı’nın 1 yıl boyunca neden hiçbir işlem yapmadığını, neden hiçbir girişimde bulunmadığını ve neden ‘dedikodular ve soyut iddialar’ üzerinden hareket ederek şahsımın Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı olmasından sonra harekete geçtiğini sayın kurulunuzun feraset ve takdirine bırakmaktayım.

    ‘TELEFON GÖRÜŞMELERİNİN YURT DIŞINDA YAŞAYAN KİŞİ YA DA KİŞİLERE SIZDIRILMASI SEBEBİYLE…’

    14 Nisan 2023 tarihindeki sorgu nöbetimde tutuklama talebiyle O. D. D. isimli şüpheli, İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı İsmail Uçar ve başsavcı vekili … hakkında B.T. ve başka bir kadın şahsın yapmış olduğu ve hem bu kişilerin hem de başsavcı vekilinin çeşitli ilişkilerini anlatan telefon görüşmelerinin yurt dışında yaşayan kişi ya da kişilere sızdırılması sebebiyle Hakimliğimize sevk edilmiş olup, bu kişi ile yapılan sorgusunu müteakip Hakimliğimizce tutuklanmıştır.

    ‘MESELEYİ KAPATTIM’

    Adı geçen şüpheli beyanlarında halihazırda İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcıvekili olan … ile ilgili olarak bir kısım beyanlarda bulunmuş (…) beyanların tamamı savunma hakkı kapsamında sorgu tutanağına geçirilmiştir. Bu işlemden yaklaşık bir hafta sonra (…) tarafıma (…) … isminin zapta geçmiş olması nedeniyle rahatsız olduğu ve bu durumdan hoşlanmadığı ifade edilmiştir. Bu durumun hukuka aykırı olarak bir yönü olmadığını belirterek, bu konuyu uzatmayarak, meseleyi kapattım.

    ‘BASINDAN ÖĞRENDİM’

    Ancak İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcısı tarafından hakkımda ileri sürülen iddialar henüz kamuoyuna yansımadan önce, 10 Ekim 2023 tarihinde (…) kendisine (…) yaptığım işlemin hukuka aykırı olmadığını belirttim. Kendisine karşı verilemeyecek hesabımın olmadığını ve alnımın açık olduğunu beyan ettim. Daha sonra oradan ayrıldım. Birkaç gün sonra da hakkımdaki suçlamaları basından öğrendim.”

    Kaynak: Gerçek Gündem


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***