Etiket: Hizbullah

  • İsrail ve Hamas arasındaki çatışmalar daha geniş çaplı bölgesel savaşa yol açabilir mi?

    İsrail ve Hamas arasındaki çatışmalar daha geniş çaplı bölgesel savaşa yol açabilir mi?


    Uzmanlara göre en büyük risk, İsrail’i tanımayı her zaman reddeden ve onu İran İslam Cumhuriyetinin “baş bölgesel düşmanı” olarak gören Tahran’ın dini liderliğinden gelebilir

    REKLAM

    Siyasi yorumculara göre, Tahran destekli Lübnanlı Şii milis grubu Hizbullah’ın potansiyel müdahalesi ve bizzat İran’ın oynadığı role ilişkin belirsizlik, İsrail ile Hamas arasındaki daha önce eşi benzeri görülmemiş çatışmayı daha geniş bir bölgesel savaşa itebilecek risk faktörleri arasında yer alıyor.

    Son günlerde artan sınır gerilimlerine rağmen, şimdilik Hizbullah’ın İsrail’e karşı bir saldırı gerçekleştireceğine dair herhangi somut bir belirti bulunmuyor.

    İran, en azından resmi olarak, Filistinli militan grubun İsrail’e yönelik saldırısında herhangi bir ilgisinin olmadığını açık bir şekilde dile getirdi.

    Bu arada İsrail’le ilişkilerini son dönemde geliştirmek isteyen bazı komşu Arap ülkelerinin ise arabulucu rolü oynama şansını ciddi bir şekilde değerlendirdikleri görülüyor.

    Ancak bölgede son durum son derece hassas ve gergin.

    Hamas’ın cumartesi günü İsrail’in sivil hedeflerine yönelik yıkıcı saldırılarını başlatmasından bu yana her iki taraftan da binlerce kişi öldü.

    İsrail, Hizbullah’a karşı ikinci bir  cephe açar mı?

    Hamas’ın saldırıları İsrail’in abluka altındaki Gazze Şeridi’ndeki Filistinlilere yönelik geniş çaplı misillemesine yol açtı.

    Bununla birlikte İsrail, Gazze’ye kara saldırısı yapmayı düşünürken bile, kuzey sınırında 2006’da savaşa girdiği Hizbullah’a karşı kabus gibi ikinci bir cepheyle karşı karşıya kalabilir.

    İki taraf çatışmaların beşinci gününde yine karşılıklı saldırılarını sürdürmeyi tercih etti.

    Bu hafta başında Hizbullah, İsrail’in Güney Lübnan’a düzenlediği saldırılarda üyelerinden üçünün öldürüldüğünü duyurdu.

    ABD Hizbullah’ın yeni bir cephe açmasından endişe ediyor

    ABD Savunma Bakanlığı’ndan adının açıklanmasını istemeyen üst düzey bir yetkili, Washington’daki gazetecilere yaptığı açıklamada, “Hizbullah’ın yanlış karar verip, bu çatışmada ikinci bir cephe açmasından derin endişe duyuyoruz.” dedi.

    ‘Sınırlı tepki’

    Bölgeyi bilen siyasi yorumcular, Filistinli müttefiki Hamas’tan daha önemli bir savaşma potansiyeli olan Hizbullah’ın da benzer bir saldırı başlattığı yönünde şu ana kadar bir işaret olmadığı görüşünde birleşiyor.

    Merkezi Cenevre’de bulunan Arap Dünyası ve Akdeniz Araştırma Merkezi’nin (CERMAM) Direktörü Hüsnü Abidi, bölgeyi saracak bir savaşın büyük bir siyasi ve ekonomik krizden geçen Lübnan’ın kesinlikle çıkarına olamadığı saptamasında bulundu.

    Abidi, “Evet, çatışmaların yayılma riski var ama Hizbullah’ın bile kontrol altına alınmış ve ölçülü bir tepkisi var.” diyerek görüşlerini özetledi.

    Akdeniz Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü (IREMMO) Başkan Yardımcısı Agnes Levallois ise Hizbullah’ın Güney Lübnan’daki faaliyetleri bir uyarı niteliği taşıdığı görüşünü dile getirse bile bu durumun tırmanmasının Hizbullah’ın çıkarına olmayacağını düşünüyor.

    Mısır ve Suudi Arabistan arabulucu rolü üstlenebilir mi?

    Öte yandan Mısır ve Suudi Arabistan gibi önemli bölgesel güçler de arabulucu rolü oynayarak gerilimleri yatıştırma ve uluslararası prestijlerini artırma konusunda geçmişe kıyasla daha istekli görünüyor.

    İsrail ile ilişkileri son dönemde normalleştirme arzusunda olan Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed Bin Selman, Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas ile yaptığı telefon görüşmesinde, çatışmaların bölgeye sıçramasını önlemek için çalıştığını söyledi.

    Merkezi New York’ta bulunan düşünce kuruluşu Dış İlişkiler Konseyi’nin araştırmacılarından Steven Cook, Arap ordusu ile İsrail arasında herhangi bir tür “devletlerarası çatışma” olmasının “olası” olmadığını söyledi.

    REKLAM

    Cook, bununla birlikte Hizbullah ile İsrail arasında bir gerilimin tırmanması yönünde “gerçek bir tehlike”, bir “kabus senaryosu” olduğunu da sözlerine ekledi.

    Cook, “Bu herkesin yüksek düzeyde tetikte olması gerektiğini düşündüğüm bir durum.” ifadesini kullandı.

    İran’ın tavrı ne olacak?

    Yine uzmanlara göre en büyük risk, İsrail’i tanımayı her zaman reddeden ve onu İran İslam Cumhuriyetinin “baş bölgesel düşmanı” olarak gören Tahran’ın dini liderliğinden gelebilir.

    İran uzun süredir Hamas’ı mali ve askeri açıdan destekliyor ancak dini lider Ayetullah Ali Hamaney salı günü Tahran’ın Hamas’ın saldırısının arkasında olduğu yönündeki “söylentileri” yalanladı.

    Hamaney bununla birlikte “Tüm İslam dünyasını Filistinlileri destekleme” çağrısı yaptı.

    REKLAM

    Bu tür konular hakkında yorum yapmadan önce genellikle günlerce bekleyen Hamaney’in açıklaması ise alışılmadık derecede hızlı ve açıktı.

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron salı günü yaptığı açıklamada, Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısında dışarıdan “yardım almasını muhtemel bulduğunu” söyledi.

    Macron, bununla birlikte İran’ın “doğrudan müdahalesine” dair “resmi bir kanıt” bulunmadığını sözlerine ekledi.

    İsrail ve İran savaşır mı?

    İsrail ise İran’ın nükleer programını engellemek için askeri eylem düzenleme ihtimalini hiçbir zaman dışlamadı.

    İsrail’in 2020 yılı kasım ayında nükleer bilim adamı Muhsin Fahrizade’ye düzenlenen suikast da dahil olmak üzere son yıllarda İran’daki birçok operasyonun arkasında olduğu tahmin ediliyor.

    REKLAM

    Akdeniz Ortadoğu Araştırmaları Enstitüsü Başkan Yardımcısı Agnes Levallois, İran’ın Hamas’la işbirliğinin yeni olmadığını ancak Tahran’ın bölgesel bir çatışma riskini göze aldığını düşünmediğini bildirdi.

    Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü’nün (IFRI) Orta Doğu uzmanı Denis Bauchard’a göre asıl mesele İsrail’in bu çatışmadaki ana düşmanının kim olduğu.

    Bauchard, “Sadece Hamas mı yoksa İran mı? İsrail’in, doğru ya da yanlış, bu operasyonun İran tarafından kışkırtıldığını düşünmesi halinde, her şeyden önce çatışmaların bölgeye yayılma riski var.” diyerek endişesini dile getirdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hizbullah’tan İsrail’e saldırmama konusunda şartlı güvence!

    Hizbullah’tan İsrail’e saldırmama konusunda şartlı güvence!



    Buhabib, Suudi Arabistan merkezli Şarku’l Evsat gazetesine verdiği demeçte Hizbullah Hareketi’nin Hamas’ın 7 Ekim’de İsrail’e başlattığı saldırıya müdahil olması ihtimalini değerlendirdi.

    Lübnan hükümetinin Hizbullah’tan Gazze’deki savaşa müdahil olmaması yönünde güvence aldığını belirten Buhabib, Hizbullah’ın İsrail’in Lübnan’a taciz ve saldırıda bulunmaması halinde savaşa müdahil olmayacağını belirtti.

    HİZBULLAH’TAN ‘TARAFSIZ DEĞİLİZ’ AÇIKLAMASI

    İsrail ordusu, dün Lübnan’dan İsrail’deki bir askeri gözlem noktasına roketle saldırı yapıldığını duyurmuş, saldırıya topçu atışlarıyla karşılık vermişti.

    Lübnan’daki Hizbullah da İsrail sınırındaki askeri noktaya yapılan saldırıyı üstlenmişti. İsrail’in düzenlediği saldırıda 2 çocuk yaralanmıştı.

    Hizbullah Yürütme Konseyi Başkanı Haşim Safiyuddin, dün yaptığı açıklamada, Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırılarında “tarafsız olmadıklarını” söylemişti.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP’den Meclis’te Merdan Yanardağ ve generaller çıkışı: Hizbullahçılar tahliye edilirken ölüme tek ediliyorlar

    CHP’den Meclis’te Merdan Yanardağ ve generaller çıkışı: Hizbullahçılar tahliye edilirken ölüme tek ediliyorlar



    CHP Grup Başkanvekili Ali Mahir Başarır, TBMM Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, TELE 1 Genel Yayın Yönetmeni Merdan Yanardağ ve TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’ın tutukluluğuna tepki gösterdi.

    Başarır, Yanardağ’ın tutuklanmasıyla ilgili “Söz konusu gazeteci yapmış olduğu bir ironiden dolayı, bunu açıkça söylemesine rağmen tutuklandı. Ne acıdır ki bu montaj videoyu bir milletvekili yaptı ve paylaştı. Ne kadar acıdır ki aynı milletvekili yine bir komplo sonucu açılan davada tutukluyken Merdan Yanardağ onun hakkını savunuyordu. Ama yıllar sonra ona karşı böyle bir komployu yaptı ve tutuklanmasına neden oldu” dedi.

    Başarır, “Artık bu montaj videolarla, algılarla gazeteciler, sanatçılar, insanlar tutuklanmasın. Hele hele Meclis’te bizimle görev yapan bir milletvekili zamanı ve döneme göre rüzgar gülü gibi dönen bu arkadaşımız, başka bir arkadaşımız bu tip oyunlara alet olmamalı” diye konuştu.

    Başarır, Anayasa Mahkemesi’nin benzer olaylara ilişkin kararları olmasına karşın Atalay’ın halen tutuklu bulunduğunu da anımsatarak, “Yargıtay’dan Yargıtay’a dosya bekleniyor. Halen 3. Ceza Dairesi’ne dosya gelmedi. Dosya çok uzaktan gelmeyecek, bir binaya gelecek. Belki 2 kat aşağıya gelecek ama gelmiyor. Şu anda cezaevinde olması Anayasa’ya göre bir suçtur. Yargıtay’a sesleniyorum. Yapmayın, talimatla uzatmayın. Mevcut kararlar var. Çünkü Yargıtay ya da başka bir mahkeme Anayasa’dan kendini büyük görmesin. Can Atalay’a özgürlük diyoruz. Onun yeri cezaevi değil bu sıralar” dedi.  

    “3 KİŞİ ÖLDÜRMÜŞ HİZBULLAHÇI TAHLİYE EDİLDİ”

    Başarır, 28 Şubat davası kapsamında halen hapiste 5 generalin bulunduğunu anımsatarak, şunları söyledi:

    “Çetin Doğan 83 yaşında, Fevzi Türkeri 82 yaşında, Yıldırım Türker 82 yaşında, Cevat Temel Özkaynak 78, Erol Özkasnak 77 yaşında. Daha geçen sene 85 yaşındaki Vural Avar’ı 20 Aralık’ta cezaevinde kaybettik. Üzüntü verici bir durum, Çetin Doğan hastaneye kaldırıldı. Yaşam mücadelesi veriyor. Dosyalar infaz savcılığından Adalet Bakanlığı’a gönderildi. Şu anda Cumhurbaşkanı’nın imzası bekleniyor ama imzalamıyor. Ne acıdır ki 3 kişinin katili 71 yaşındaki Hizbullahçı Mehmet Emin Alpsoy Cumhurbaşkanı imzasıyla tahliye edilirken, bu generaller ölüme terk ediliyor. Aralarındaki fark ne? Bu generaller bu ülke için savaşmış, vatansever subaylar diğeri ise domuz bağı ile insan öldüren Hizbullahçılar.”

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İmamoğlu’na bu gollük pası kim verdi?

    İmamoğlu’na bu gollük pası kim verdi?

    Güvenilir anket şirketlerinin araştırmalarına göre Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeniden seçilmesi mucizelere kalmış durumda. Alabileceği maksimum oy miktarı yüzde 45-47 civarı olarak belirtiliyor. Bunu gören Erdoğan’ın tek hedefi seçimi ikinci tura taşımak ve o 14 günlük arada ‘olağan dışı bir gelişme’ ile seçimi kazanmak.

    Bu nedenle Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidar sözcülerin toplumu kutuplaştırmayı amaçlayan ifadelerini duyuyoruz.

    Seçim sonucuyla iktidardan gitmeyi darbe olarak nitelemek, önüne geleni LGBT olarak damgalamak, ağızlardan düşmeyen ‘hain, ihanet, terörist’ ifadeleri, camide içki içtiler gibi açıklamalar… Hepsinin amacı toplumu kamplaştırma ve muhalefeti kendilerine cevap verirken hata yapmaya sevk etmekti. Kurgu buna göre yapılmıştı.

    ‘KORKUTMA-KAOS FORMATINA GEÇİŞ’ 

    Ancak iktidar ne kadar dersine çalıştıysa muhalefet de önceki sınavlarda kaldığı için dersine çok daha fazla çalışmış görünüyor. İktidarın her hamlesine karşı bir oyun kurgulanmış. Kutuplaştırmayı amaçlayan söylemler görmezden gelindi veya düşük seviyede cevaplarla geçiştirildi. İktidarın kurguladığı oyun acemi bir şekilde sahnelenmek istenmiş ve karşılık bulmadı. Bunun tutmayacağını gören iktidar bu kez de aceleyle oyunun “korkutma-kaos” formatına geçiş yaptı. 

    Muhalefet partileri önce kaset üzerinden korkutulmak istendi. Bir partinin üst düzey yetkilisin ‘özel kaseti’ olduğu “karanlık” siteler tarafınan haber diye piyasaya sürüldü. Kılıçdaroğlu’nun ‘ne yapmak istediğinizi biliyorum’ çıkışıyla kaset siyasetinde yol alamayacaklarını anladılar. Kılıçdaroğlu, kirli işlere buluşan bürokratları isim isim açıkladı.

    AKP İÇİN ‘ZAMANLAMASI YANLIŞ’ ERZURUM ADIMI… 

    Kutuplaşmadan ve kaset siyasetinden sonuç alamayacağını gören iktidar, daha önce denediği ve başarılı olduğu korku siyasetinin fragmanını Erzurum’da sahneye koydu. Ekrem İmamoğlu’nun taşlanması korku ve gerginlik siyaseti için bir start anıydı, ancak zamanlaması yanlıştı. İktidar için strateji üretenler o kadar hızlı kararlar alıyorlar ki kendi kendilerine çelme taktıklarını bile göremiyorlar.

    Serbest Görüş:

      dİmamoğlu’ndan Soylu’ya: Utanmaz, iftiracı ve yalancı adam

      dMiting alanında güvenlik önlemi aldırmayan Soylu, İmamoğlu’nu provokatör ilan etti

    Erzurum’da MHP-Hizbullahçı ortak yapımı kaos planın startı Erdoğan’ın İstanbul mitingini gölgede bıraktı ve yandaş medya bile objektiflerini Erzurum’a çevirmek zorunda kaldı. Normal bir hukuk devletinde olsa İçişleri Bakanı sorumluluk hisseder yaşanan olaylarla ilgili toplumdan ve muhalefetten özür dilerdi. Tek parti iktidarında ise taşı atan MHP-Hizbullahçı militanların yaptıkları ‘gençlerin tepkisi’ olarak görmezden gelindi ve kafasına taş yiyen vatandaş ve siyasetçi suçlandı. 

    ESKİ OYUNLARA BİLİNDİK TEPKİ BEKLEMEK… 

    İktidar, aynı oyunu sahne koyuyor muhalefetten aynı tepkiyi bekliyor. Ama iktidarın oyunlarını ezberlemiş ve ona göre strateji geliştirmiş bir muhalefet var. İmamoğlu’nun saldırıdan sonra Sabiha Gökçen Havalimanı’nda binlerce insan tarafından karşılanması ve medyanın objektiflerini buraya çevirmesi iktidarın kendi kalesine attığı bir goldü. Bu saatten sonra iktidar tarafından organize edilecek korkutma planlarının işe yarama ihtimali yok. Her korkutma planı iktidarın kaybetme korkusunun yansıması olarak algılanacaktır.

    Erzurum’daki saldırı sonrasında Muharrem İnce ve Sinan Ogan’a gidecek muhalif oylarda ciddi oranda bir azalma beklenebilir. Nitekim sosyal medyada bunun yansımaları hemen görülmeye başlandı. Pek çok kişi, ‘riske atılacak’ bir seçim olmadığını dünkü saldırıyla anlamış oldu.

    Erzurum provokasyonu ile Kılıçdaroğlu’nun ilk turda seçilmesi bugün dünden daha yakın. Atalarımız ne güzel söylemiş “Ürümesini bilmeyen it, sürüye kurt getirir”. ‘Plan yapmasını bilmeyen stratejist, muhalefete seçimi hediye eder’ diyelim biz.

    GÖLGEDE KALAN MİTİNG VE AKILLARDAKİ SORU… 

    Son bir not: İstanbul’da dev bir miting yapmakla övünen Erdoğan’ın, bu büyüklüğü gölgede bırakacak bir provokasyonu erteleyecek kadar siyaset kurdu olması beklenirdi. Acaba Erdoğan’ın onayı ve bilgisi dışında mıydı? Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın’dan gelen “kabul edilemez” açıklaması bana fazlasıyla ‘manidar’ geldi. Erzurum’daki saldırı Erdoğan dışında bir gelişme ise farklı bir durumla karşıyız demektir.

    Acaba diyorum, parti içinde birileri Erdoğan’ın kaybetmesi için bu hamleyi yapmış olabilir mi? İmamoğlu’nun provokasyonu boşa çıkarıp gol atacağını kimin aklına geldi? Eğer durum öyle ise bu hamleyi kim yapmış olabilir?

    Benim aklımda bir isim var. Erdoğan gittiğinde, tahtına oturmaya pek hevesli biri…

    SÜLEYMAN ÖZKAYA
    08 Mayıs 2023 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kızılay, Hizbullahçılara verilmiş! Örgütün askeri kanadından Kan Merkezi Müdürlüğüne…

    Kızılay, Hizbullahçılara verilmiş! Örgütün askeri kanadından Kan Merkezi Müdürlüğüne…


    Kızılay’da deprem sonrası yaşanan skandallar, gözleri bu tarihe kuruma çevirdi.

    Sözcü’den Özgür Cebe’nin haberine göre; Kızılay’ın Diyarbakır Şube Başkanı Mesut Işık’ın Hizbullah terör örgütü üyesi olmak suçundan kapatılan Diyarbakır Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılanıp ceza aldığı ortaya çıktı. Işık’ın 17 Ocak 2000’de İstanbul Beykoz’da örgüt lideri Hüseyin Velioğlu’nun öldürüldüğü operasyonun ardından ele geçen örgütsel dokümanların çözümlemesiyle yakalanıp Batman Cezaevinde uzun süre tutuklu kaldığı ve cezasını tamamladıktan sonra tahliye olduğu öğrenildi.

    BÖLGE KAN MERKEZİ MÜDÜRÜ DE HİZBULLAH HÜKÜMLÜSÜ

    Kızılay Güneydoğu Anadolu Bölge Kan Merkezi Müdürü Naif Yılmaz’ın da eski Hizbullah hükümlüsü olduğu anlaşıldı. Yılmaz’ın ayrıca hem Mesut Işık hem de HÜDA-PAR Genel Başkan Yardımcısı İshak Sağlam’ın kayınbiraderi olduğu öğrenildi. Naif Yılmaz’ın Van Devlet Hastanesinde doktorluk yaparken ‘Kerem’ kod adını kullanarak Hizbullah’ın askeri ve siyasi kanadında faaliyet yürüttüğü tespit edildi. “Hasan Türk” adına düzenlenmiş sahte kimlikle yakalanan Yılmaz’ın örgütün Menzil kanadına mensup gruplarla çatışmalara katıldığı iddiasıyla yargılandığı da ortaya çıktı.

    İTİRAF İŞE YARAMADI

    Naif Yılmaz’ın yakalandıktan sonra Hizbullah’ın çökertilmesine yönelik bilgiler verdiği gerekçesiyle pişmanlık yasasından yararlanmak istediği ama bilgiler yetersiz bulunduğu için isteğin reddedildiği öğrenildi. DGM’de yargılanıp 7 yıl 6 ay hapis cezası alan Yılmaz’ın 2004’te şartlı tahliye olduğu, 2013’te hakların iadesi davasını kazanıp sabıka kaydını sildirdiği bildirildi.

    Işık ve Yılmaz’ın Kızılay’da görevlendirmenin 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde Güneydoğu’dan aday çıkarmayıp AKP’li adayları destekleme kararı alan HÜDA-PAR ile AKP yakınlaşmasından sonra bizzat AKP iktidarının onayı ile gerçekleştirildiği bildirildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erdoğan’ın affettiği hükümlü Emin Alpsoy, Hizbullah’a bağlı olduğunu mahkemede kabul etmiş 


    Erdoğan’ın affettiği hükümlü Emin Alpsoy, Hizbullah’a bağlı olduğunu mahkemede kabul etmiş 



    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın çeşitli suçlardan cezaevinde bulunan 4 hükümlünün cezasına kaldırmasına ilişkin karar Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Aralarında eski Korgeneral Çetin Saner ile Mehmet Emin Alpsoy’un da bulunduğu 4 hükümlünün affını kapsayan Cumhurbaşkanı Kararı, Resmi Gazete’de yayımlandı.

    Kararla, 28 Şubat Davası kapsamında müebbet hapis cezasına çarptırılan eski Korgeneral Çetin Saner ile Hizbullah davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Mehmet Emin Alpsoy’un cezaları “kocama hali” nedeniyle kaldırıldı.

    Nihat İliman ile Sedat Çelik’in cezaları da sakatlık hali nedeniyle kaldırdı.

    ERDOĞAN’IN AFFETTİĞI HÜKÜMLÜLERİN SUÇU NEDİR?

    -Çetin Saner; 28 Şubat Davası kapsamında müebbet hapis cezası.

    -Mehmet Emin Alpsoy; Hizbullah davası kapsamında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası.

    -Nihat İliman; kasten öldürme suçundan 25 yıl hapis cezası.

    -Sedat Çelik; uyuşturucu ticareti nedeniyle 12 yıl 6 ay.

    HÜDA-PAR, MEHMET EMİN ALPSOY’UN CEZAEVİNDEN ÇIKMASI İÇİN UZUN SÜREDİR ÇAĞRILARDA BULUNUYORDU

    Cumhur İttifakı’na katılan Hür Dava Partisi’nin (HÜDA-PAR) yayın organı olan Doğru Haber isimli günlük gazetede yayınlanan haberde, Şeyhmuz Alpsoy ve 75 yaşındaki babası Mehmet Emin Alpsoy’un ‘sağlık sorunları’ nedeniyle serbest bırakılması istenmişti. Hem bu haber sitesinde hem de sosyal medyada HÜDA-PAR’lı siyasetçilerin kampanya başlattığı görüldü.

     

    Erdoğan’ın affettiği hükümlü Emin Alpsoy, Hizbullah’a bağlı olduğunu mahkemede kabul etmiş 
 - Resim : 2

    ALPSOY AİLESİ VE HİZBULLAH

    2000 yılında Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) faili meçhul cinayetler nedeniyle idam cezasıyla yargılanan 32 Hizbullahçı arasında yer alan ikiliden Ankara’da yaşayan baba Mehmet Emin Alpsoy, örgütün askeri kanat sorumlusu olarak ağırlaştırılmış müebbet aldı.

    1990-1996 arasında Hizbullah örgütü üyesi olduğunu mahkemede kabul eden Alpsoy, eylemlere katılmadığını söyledi.

    Hacettepe Üniversitesi’nde doktor olan oğlu Abdurrahman Alpsoy’u da ‘prestij için’ örgüte üye yaptığını anlattı.

    Alpsoyların, Hizbullah’ın Etimesgut’ta 3 kişiyi kaçırıp işkenceyle sorguladıktan sonra öldürülmesi olayında başrol oynadıkları belirlendi.

    Diğer oğlu Şeyhmuz Ersoy’un, Hizbullah’ın öldürdüğü isimlerin cesetlerini taşıyan kamyonu kullandığı belirlendi.

    Mehmet Emin’in kardeşi, oğullarının amcası Hasan Alpsoy’un Ankara’daki evindeki bodrumdan o kamyonla taşınan cesetler çıktı.

    Örgütün siyasi sorumlusu olduğu anlaşılan Doktor Abdurrahman, ‘Babamın bu vahşi örgütle birlikte yaptıklarından utanıyorum’ diye ifade verdi.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Almanya’da Hüda Par alarmı: Uyarı yapıldı

    Almanya’da Hüda Par alarmı: Uyarı yapıldı


    SERBEST GÖRÜŞ – Almanya İç istihbaratı Anayasayı Koruma Dairesi, Hizbullah’ın siyasi kanadı Hüda Par konusunda alarma geçti ve uyarıda bulundu. 

    Önceki gün Hizbullah ile bağlantılı Hüda-Par’ın Genel Başkan Yardımcısi  Mehmet Hüseyin Yılmaz ve Abdurahman Cens, Hamburg’da bir yerel gazeteyi ziyaret ederek seçim kampanyalarını tanıtmışlardı ve ayrıca  Hamburg Vahdet Camii Başkanı da bu ziyarette yer almıştı. 

    Suheyla Kaplan’ın haberine göre, Hamburg Anayasayı Koruma Dairesi’nden bir yetkili Funke Medya grubundan gazeteci Metin Gülmen’in “Hamburg’da Anayasayı Koruma Dairesi alarmda” başlıklı yayınlanan habere istinaden şunları söyledi:

    “Türkiye’deki seçimler öncesinde Türkiye’den siyasi parti temsilcilerinin Almanya’da da kendi hedefleri doğrultusunda kampanya yürütmeye çalışması alışılmadık bir durum değil. Bu bağlamda radikal yanlısı partilerin temsilcileri de istisna değildir.”

    DİKKAT ÇEKEN YORUMLAR YAPILDI

    Haberde, Türk Hizbullah’ının destekçileri Hamburg’daki çeşitli camileri ziyaret ediyor denilerek; Anayasayı Koruma Dairesi’ne ilişkin rapora göre, “antisemitist örgütün ana hedefi Türkiye topraklarında İslamcı bir devlet kurmak ve küresel olarak yayılmaktır. Hedeflerine ulaşmak için şiddeti meşru görmektedir.”

    Alman Anayasayı Koruma Dairesi’nce yayınlanan rapora göre mercek altına alınan İslamcı radikal örgütler kapsamında “Türk Hizbullahı” (TH) konusunda şu yorum yapıldı:

    “Türk Hizbullahı Türkiye’de terör örgütü olarak kabul edilmektedir. Sünni ve Kürt ağırlıklı Türk Hizbullah’ın ana hedefi, Türkiye toprakları üzerinde İslamcı bir devlet kurmak ve bu devletin sürekli ve nihayetinde küresel olarak genişlemesini sağlamaktır. Türk Hizbullahı  hedeflerine ulaşmak için şiddet kullanımını meşru görmektedir. İdeolojinin diğer temel unsurları, Türk Hizbullah’ının yayınlarına da yansıyan belirgin bir anti-Semitizm ve anti-Siyonizmdir. Türk Hizbullah’ın Almanya’daki taraftarları yerel dernekler ve camilerde örgütlenmektedir. Türk Hizbullah’ına bağlılıklarını açıkça ifade etmekten kaçınmaktadırlar. Almanya’da Türk Hizbullah’ı esas olarak bağış toplama kampanyalarına ve dini etkinliklere odaklanmaktadır.”

    Funke Medya grubunda yayınlanan haberde şöyle yorum yapıldı: “14 Mayıs’ta Türkiye yeni cumhurbaşkanını seçecek. Görevdeki Erdoğan titriyor. Şimdi Erdoğan’ın radikal İslamcı ortağı Hamburg’da oy topluyor!” 

    Haberde ayrıca Anayasayı Koruma Dairesi’nin Hüda Par konusunda alarma geçtiği belirtilerek; “Türk Hizbullah’ının destekçileri Hamburg’daki çeşitli camileri ziyaret ediyor. Anayasayı Koruma Dairesi’nin raporuna  göre, antisemitist örgütün ana hedefi Türkiye topraklarında İslamcı bir devlet kurmak ve bu devletin küresel yayılmasını sağlamaktır. Hedeflerine ulaşmak için şiddeti meşru görmektedir” denildi. 

    HAMBURG’DA HÜKÜMETE HÜDAPAR SORU ÖNERGESİ

    Öte yandan Sol Parti Meclis Grubu adına Hamburg eyalet Milletvekili ve Meclis Grubu Başkan Yardımcısı Cansu Özdemir Alman Sosyal Demokrat ve Yeşiller’den oluşan eyalet hükümetine Hüda Par’ın Almanya’daki faaliyetlerini sorgulayan 10 maddelik soru önergesi verdi. Önergede Hizbullah’ın Almanya’da Hamburg’da faaliyetleri, hangi camilerde AKP ve Hüda Par’ın aktif olduğu, Almanya’ya iltica eden Hizbullah üyelerinin ne gibi işlevlerinin olduğu, Hüda Par’ın Almanya’da ne gibi işlevselliği bulunup bulunmadığını soruldu. 

    Öte yandan Bağımsız Milletvekili Mehmet Yıldız da yine eyalet hükümetinin yanıtlaması istemiyle Hüda Par’ın Almanya‘daki  faaliyetleri kapsaminda  şu soruları sordu. 

    – Senato, ölüm mangalarıyla sayısız insanı işkence ederek öldüren bir örgütün içinden çıkan bir partinin Mayıs 2023’te Türkiye’de yapılacak seçimler için Hamburg’da kampanya yürütmesi gerektiği ve yürütebileceği görüşünde midir?

    – Senato’nun Hamburg’daki Hüda-Par seçim kampanyası hakkında bilgisi var mı?

    – Hüda-Par ile sözde İslam Devleti arasındaki bağlantı nedir?

    – Hüda-Par Hamburg’da hangi yapılara ve ağlara sahip?

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Seçime AKP listesinden giriyor: HÜDA PAR’lı milletvekili adayı, Hizbullah’tan yatmış

    Seçime AKP listesinden giriyor: HÜDA PAR’lı milletvekili adayı, Hizbullah’tan yatmış


    Türkiye için kritik bir öneme sahip olan cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerine sayılı günler kalmışken, ‘Hizbullah’ın yasal kolu‘ olarak bilinen ve AKP listelerinden aday gösterilen HÜDA PAR‘lılara ilişkin tartışmalar sürüyor. 

    Sözcü yazarı İsmail Saymaz, Mersin’de dördüncü sıradan aday gösterilen HÜDA PAR Diyarbakır İl Başkanı Faruk Dinç‘le ilgili yargılama sürecini köşesine taşıdı: 

    “HDP’li beş din adamını cenaze yıkayıcısı olarak işe aldıkları için İBB üzerindeki dava tehdidi sürüyor. Bir daire başkanı din adamlarına 100 TL’lik alışveriş kartı verdiği için PKK’ya yardım suçundan yargılanıyor.

    İltisaklı muhalife belediyede yevmiyeyle ot yolmak yasakken; yargılanıp tutuklanan, propaganda CD’leri bulunduran ve derneği kapatılan Faruk Dinç, Hizbullah’la iltisakı sayesinde Cumhur İttifakı’nın milletvekili adayı olabiliyor. Üstelik Hizbullah’ın kaçırıp işkence ettiği, domuz bağıyla öldürüp mezar eve gömdüğü İslamcı feminist Konca Kuriş‘in şehri Mersin’den.”

    İsmail Saymaz’ın ‘Cumhur’un Hüda Par’lı adayı Hizbullah’tan yatmış‘ başlıklı yazısının ilgili bölümü şöyle:

    “(…) Dinç 2007 yılında Malatya İnönü Üniversitesi’nde Eczacılık Fakültesi’nde okurken, İhya Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği’nin (İhya-Der) aktivistiydi.

    İhya-Der Hizbullah’ın 2004’ten sonra oluşturduğu yasal alandaki yapılanmalarından biriydi. Cezaevinden salıverilen Hizbullahçılar örgütün talimatı doğrultusunda Diyarbakır, Batman, Şırnak, Adıyaman ve Elazığ’da Mustazaf-Der, Umut-Der, Vahdet-Der, İkra-Der ve İhya Der’i kurdular.

    İHYA-DER

    Malatya’daki Hizbullahçılara gelince…

    Önce Vuslat Kitabevi ve Esnaf Mescidi’nin etrafında toplandılar. 2007’de merkezi Elazığ’da bulunan İhya-Der’in Malatya Şubesi’ni kurdular. Hizbullahçı erkeklerin eşleri Hayrın Yolcuları Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği’ni açtı. İki derneğin kurucuları Hizbullah sanıklarıydı.

    Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen 2009/63 esas sayılı Hizbullah Davası iddianamesine göre bu dernekleri kurmalarındaki amaç şuydu:

    ‘Tebliğ çalışmasıyla Hizbullah’ın kötü imajını yıkmak ve eleman temini.’

    İhya-Der Hizbullah’ın tabanını genişletmek için kolları sıvadı. Örneğin, 2007’de kermes düzenlendi. 2008’de Kutlu Doğum Haftası’nda panel organize edildi. Panele  Hizbullahçı bir yazar çağrıldı. Atatürk’ün resmi duvardan indirildi.

    2009’da Kerbela anıldı. Hizbullah’ın tiyatro grubu sahneye çıktı. Eski Hizbullah’çılardan E.K., Malatya’da dini eğitim verdi. Cezaevindeki Hizbullahçılar ziyaret edildi.  Örgütün yayınlarını dağıtıldı.

    EVDE PROPAGANDA CD’Sİ

    Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın soruşturması kapsamında Elazığ ve Malatya’daki İhya-Der’liler 27 Nisan 2009’da gözaltına alındı.

    Şüpheliler arasında Faruk Dinç de vardı. Dinç, İhya-Der’in Taziye ve Cenaze Komisyonu üyesiydi ve altı etkinlikte görev almıştı.

    Evindeki aramada çıkan CD’de, ‘Hizbullah-İlim terör örgütünce propaganda amaçlı kullanılan resimler ve şahıs isimlerinin bulunduğu’ tespit edildi. Tekfircilerin baş eserlerinden ‘İslam’ın Hareket Metodu’ adlı yasaklı kitap da bulundu.

    İKİ BUÇUK AY TUTUKLU KALDI

    Dinç, 30 Nisan 2009’da tutuklandı. Dinç’in de aralarında olduğu 19 sanığa üyelikten, bir kişiye yöneticilikten dava açıldı.

    Dinç, mahkemede ‘İhya-Der’e üye olmadığını, yasal toplantılara katıldığını, Taziye ve Cenaze Komisyonu’nda faaliyet gösterdiğini’ kaydetti.

    Dinç, 6 Temmuz 2009’da tahliye edildi. Dava 2010’da beraatle bitti. Gerekçeli kararda, İhya-Der’in Hizbullah ile bağlantılı olduğuna ilişkin yeterli delil bulunmadığı savunuldu.

    Oysaki İhya-Der’in Elazığ’daki merkezinde ve şubelerinde görev alan 18 kişi cezalandırılmış ve derneğin Hizbullah’la bağlantılı olduğuna hükmedilmişti. İhya-Der kapatılırken, yerine Yeni İhya Der açılmıştı.

    Dinç tahliye olduktan sonra okulunu bitirdi. Hizbullah’ın şehit ettiği Emniyet Müdürü Gaffar Okkan’ın şehri Diyarbakır’da Hüda Par’ın İl Başkanı oldu.”

    ‘KHK’LILAR AKLANMASINA RAĞMEN ‘İLTİSAKLI’ DİYE İŞİNE DÖNEMİYOR’

    Saymaz, bu noktada kendisine “Ama Faruk Dinç yargılandı ve aklandı”, “Adli sicil kaydı tertemiz, sabıkası yok” denilebileceğini belirterek kanun hükmünde kararnameler (KHK) ile ihraç edilen ancak aklanmasına rağmen ‘iltisaklı’ diye işine dönemediğini hatırlattı.

    Depremzede KHK’lıların yardım alamadığını vurgulayan Saymaz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) hakkında terör örgütleriyle iltisaklı kişileri işe aldıkları iddiasıyla yürülen terör soruşturmasının sürdüğünün altını çizdi: “İltisak derken, kimininki yıllar önceki gözaltıdan, kiminki tutuklu akrabadan, kimininki atılan bir tweetten kaynaklı.”

    HDP’li beş din adamını cenaze yıkayıcısı olarak işe aldıkları için iBB üzerindeki dava tehdidinin de devam ettiğini ifade eden Saymaz, şöyle devam etti:

    ‘MUHALİF BELEDİYEDE YEVMİYEYLE OT YOLMAK YASAKKEN FARUK DİNÇ VEKİLLİĞE ADAY OLABİLİYOR’

    “Bir daire başkanı din adamlarına 100 TL’lik alışveriş kartı verdiği için PKK’ya yardım suçundan yargılanıyor. İltisaklı muhalif belediyede yevmiyeyle ot yolmak yasakken…

    Yargılanıp tutuklanan, propaganda CD’leri bulunduran ve derneği kapatılan Faruk Dinç, Hizbullah’la iltisakı sayesinde Cumhur İttifakı’nın milletvekili adayı olabiliyor. Üstelik Hizbullah’ın kaçırıp işkence ettiği, domuzbağıyla öldürüp mezar eve gömdüğü İslamcı feminist Konca Kuriş’in şehri Mersin’den. (…)”

    Yazının tamamı

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hizbullah’a yakınlığıyla biliniyor: Hüda Par oy için Almanya’da

    Hizbullah’a yakınlığıyla biliniyor: Hüda Par oy için Almanya’da


    Türkiye’de, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimlerde yurtdışındaki Türklerin oyları çok önemli olacak. Her geçen gün daha fazla Türk siyasetçi oy istemek için Almanya’ya geliyor. Şimdiye kadar Alman camilerinde kampanya yürütenler çoğunlukla AKP’li politikacılardı, ancak artık Almanya’da radikal Türk partilerinin temsilcileri de kendileri için kampanya yürütüyor. 

    Süheyla Kaplan’ın haberine göre, Post gazetesi Hamburg Temsilcisi Erdal Altuntaş sosyal medya hesabında “Hüda-Par Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Hüseyin Yılmaz, Abdurahman Cens ve Hamburg Vahdet Camii Başkanı Hamburg’daki Post Gazetesi bürosunu ziyaret ettiler” diye bir paylaşım gerçekleştirdi.

    HİZBULLAH İLE BAĞLANTILI PARTİ Mİ? HÜDA-PAR ERDOĞAN’IN YENİDEN SEÇİLMESİNİ İSTİYOR

    Altuntaş’ın sosyal medyada Hüdapar üst düzey yetkilisinin gazete bürosunu ziyaretine ilişkin şu yorum da dikkatlerden kaçmadı: Hüda-Par Genel Başkan Yardımcısı, seçimlerin çok az bir farkla sonuçlanacağını söyledi. Hüda-Par parti programının şu anda halk tarafından en çok okunan program olduğunu söyledi. “Hüda-Par Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yeniden seçilmesini istiyor”. 

    Hüda-Par, Cumhur İttifakı’nda yer aldı. Bunun karşılığında dört Hüda-Par’lı siyasetçi meclise girebilmeleri için AKP’nin seçim listelerinde yer alacak.

    ERDOĞAN’IN AKP’Sİ İLE HÜDA-PAR ARASINDAKİ ANLAŞMA 2018’DEN BERİ VAR

    Kuzey Ren-Vestfalya Anayasayı Koruma Dairesi raporuna göre Hüda-Par, Türk Hizbullahı’na (TH) yakın bir örgüt. Bu arada, Türkiye’de yüzlerce cinayetten sorumlu tutulan Hüda-Par ile TH arasındaki başka bağlantılar da ortaya çıktı. Hapisteki 273 Hizbullah üyesinin 2018-2021 yılları arasında serbest bırakılacağı anlaşılıyor. Ancak bundan önce AKP ile bir anlaşma yapıldı. Hüda-Par 24 Haziran 2018 seçimlerinde Cumhurbaşkanı adayı çıkarmayacağını ve Erdoğan’ı destekleyeceğini açıklamıştı.

    Erdoğan ayrıca Hüda-Par’ı açıkça savunarak İslamcı partiyi “yerli ve milli” olarak nitelendirdi. Erdoğan katıldığı bir televizyon programında Hüda-Par’ın Hizbullah ile hiçbir bağlantısı olmadığını söyledi. 

    Hizbullah yanlısı parti Almanya’da ilk kez seçim kampanyası yürütmüyor. Post Gazetesi’nin haberine göre, geçtiğimiz Ekim ayında parti lideri Yapıcıoğlu Hamburg’a gelmiş ve buradaki bir restoranda Türk başkanlık sistemi üzerine bir konferans vermişti. Parti lideri orada yurtdışındaki Türklerin 1,5 milyon oyunun etkisini bildiklerini söylemişti. Almanya Federal Meclisindeki Sol Parti grubu Hizbullah Cemaati üzerine bir soru önergesi vermişti

    Almanya Federal Meclisindeki Sol Parti grubu Hizbullah Cemaati üzerine 2014 yılında bir soru önergesi vermişti. Önergeye dönemin federal hükümeti tarafından verilen yanıtta, Hizbullah Cemaati için ‘Sünni Kürt ağırlıklı İslamcı bir örgüt’ denilirken Hizbullah’ın amacının ‘Türkiye’deki laik sistemi yıkıp yerine şeriata dayalı bir sistem kurmak’ olduğu yanıtı verildi.

    Önergede Hizbullah’ın üst düzey yöneticileriyle ilgili şu sorulara yer verildi:

    “Hürriyet Gazetesi’nin 2 Ocak 2008 tarihli sayısında yer aldığı gibi şüpheli Hizbullah liderleri Almanya’da mı kalıyor? Türkiye’den ne kadar iade talebi geldi?”

    Cevapta, bu kişilerin nerede kaldığı, Türkiye’de aranan kaç Hizbullah üyesinin Almanya’da olduğu ve ne kadar iade talebi bulunduğu konusunda hükümetin elinde bir bilgi olmadığı belirtildi.

    Alman istihbaratının 2013 raporuna göre Almanya’da 350 civarında Hizbullah taraftarı bulunduğu kaydedildi. Soru önergesinde PKK-Hizbullah çatışma olasılığı da gündeme getirilmişti. Cevapta, PKK ile Hizbullah arasında eskiden yaşanan çatışmalara dikkat çekildi. Kobani olaylarıyla iki yapı arasında yeniden sert mücadelenin yaşandığı ve gelecekte de bu tür çatışmaların ihtimal dışı olmadığı savunuldu.

    SİYASET BİLİMCİ BURAK ÇOPUR:’ HÜDAPAR’IN ALMANYA’DA FAALİYETLERİ YASAKLANMALIDIR’

    Siyaset Bilimci ve Türkiye uzmanı Prof. Dr. Burak Çopur konu ile ilgili olarak şu değerendirmeyi yaptı:

    “Şeriatçı, Cumhuriyet ve kadın düşmanı eli kanlı Hizbullaçıların burada boy göstermesi Almanya’nın çağdaş, demokratik değerlerine adeta meydan okumadır. Nasıl ki Lübnan- Hizbullahı Almanya’daki faaliyetleri 2019’da yasaklanmışsa; Hizbullah’ın parlamenter ayağı olan Hüdapar’ın da Almanya’daki faaliyetleri yasaklanmalıdır. AKP mutlaka terör ile arasında mesafe koymalıdır. Yoksa onun da yurtdışı örgütleri terörle iltisaklı olduğu olduğu için bir gün yasaklanabilir.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘2000’lerin başından beri silahla işi olmadı’ denilen Hizbullah’ın cinayetleri bitti mi?

    ‘2000’lerin başından beri silahla işi olmadı’ denilen Hizbullah’ın cinayetleri bitti mi?


    14 Mayıs seçimlerine günler kala Hizbullah ile bağlantısı gündemden düşmeyen HÜDA PAR’ın seçimlere AKP listelerinden girecek olması kamuoyunda büyük tartışmalara yol açtı.

    Gökçer Tahincioğlu, 2000’li yılların başından itibaren silahla işi olmayan Hizbullah’ı ve üç faili meçhul cinayet üzerinde Hizbullah ile ilgili olan soru işaretlerini yazdı.

    Tahincioğlu, Hizbullah-HÜDA PAR bağlantısını şöyle mercek altına aldı:

    Ancak mesela Hizbullah’ın cinayetlerinde imzası bulunan, örgütün tepe yöneticisi Edip Gümüş, skandal Yargıtay kararıyla tahliye edildikten sonra yurtdışına kaçırılırken parti yöneticilerinden yardım aldı mı, buna yanıt yok.

    Bazı parti kurucu ve yöneticileri aktif Hizbullah üyeliğinden dolayı hapse mahkûm edildi mi, bu cezaları kesinleşti mi, buna da yanıt yok.

    AKP ile anlaştıktan hemen sonra bakıma alınan partiye ait internet sitesinde bu isimler hâlâ parti yöneticisi görünüyor muydu, buna da yanıt yok.

    Ama soruların yanıtı var. Evet, Gümüş’ün kaçırılmasına parti yöneticileri yardım etti. Evet, Hizbullah üyeliği nedeniyle parti kurucu ve yöneticileri ceza aldı ve cezaları kesinleşti. Evet, bu isimler bakıma alınana kadar internet sitesinde partinin yöneticisi olarak görünüyordu.

    “İddia o ki 2000’li yıllarından başından itibaren Hizbullah’ın silahla işi olmadı” iddiasını değerlendiren Tahincioğlu, “Ancak yaşananlar durumun pek de söylendiği gibi olmadığını gösteriyor.

    2015 yılına gidelim, 7 Haziran seçiminin hemen öncesine.

    Yasin Börü’nün de öldürüldüğü Kobani olayları sırasında hayatını kaybedenlerin büyük bölümü, kamuoyu gündemine sık gelmese de HDP’liydi. HDP’lileri öldürenlerin de Hizbullah üyeleri olduğu söyleniyordu ancak bunun üzerine bugüne kadar gidilmedi. Bu nedenle de 7 Haziran seçimi öncesinde de bölgede gerilim yaşanıyordu.

    Ancak çözüm süreci, daha vahim olayların yaşanmasına engel oluyor, birileri ayağa kalkmaya hazırlanan birilerini sakinleştiriyordu” ifadelerini kullandı.

    Tahincioğlu, yaşanan 3 faili meçhul cinayeti ise şöyle anlattı:

    29 Mayıs 2015’te, Şırnak İdil’deki köyleri gezen HDP’liler, 16.00 sıralarında, yaklaşık 30 araçlık konvoyla bir köye geldiler. Araçtan inenler müziği açtı, bir bölümü halay çekmeye başladı. Ancak köyden gelenler, “Bu köyün düşüncesini bilmiyor musunuz? Niye geldiniz?” diyerek konvoyun etrafında toplanmaya başladı.

    HDP’liler ikna edilerek araçlara bindirildi, köyden ayrılmaları sağlandı. Ancak kalabalık bu kez HDP’li olduğu bilinen bir aileye yöneldi, “Bunları siz getiriyorsunuz buraya” dedi.

    Tartışma yerini saldırıya bıraktı. Palalı, coplu birkaç kişi aileden baba ve oğula saldırdı. Baba ve oğlu evlerine doğru kaçtı ancak saldırı bitmedi. Silahla evin etrafı sarıldı, birkaç kişi içeriye girmeye çalıştı. Dama çıkan genç, evde sakladığı silahla içeriye girmek isteyenlere ateş açtı ve iki kişi hayatını kaybetti.

    * * *
    Yargılanan genç, saldırıya uğraması ve tahrik altında silah kullanması nedeniyle indirimli bir cezayla iki kez 18 yıl hapse mahkûm edildi. Babası ise beraat etti.

    Ancak iş orada kalmadı.

    2016’da biten davadan sonra günümüze kadar uzanan bir dizi olay yaşandı.

    * * *
    İlk saldırı, köyden ayrılan ve davada tanıklık yaparak önce söz konusu ailenin silahlı saldırıya uğradığını söyleyen tanığa karşı yapıldı.

    Elinde silah bulunan, yüzü kapalı olduğu belirtilen bir kişi, olaydan yaklaşık iki yıl sonra, kapısını çaldığı davanın tanığını öldürdü.

    * * *
    Bununla da bitmedi. Olaydan sonra söz konusu aile köyde yaşayamadı. Gelen tehditlerin etkisiyle aynı kentteki bir başka ilçenin eski belediye başkanının evine yerleşti. Buranın güvenli olduğunu düşünmüşlerdi. Tehditler de bir süre sonra kesildi.

    Ancak olay unutulmaya yüz tutmuşken, bir gün saklandıkları evin kapısı çalındı. Kapıyı, saklanan aileden biri değil, evin sahiplerinden bir genç açtı.

    Açtığı anda da saldırıya uğradı. Kapıya gelen kişi silahını ardı ardına ateşleyerek genci öldürdü.

    * * *
    Üçüncü saldırı, daha uzakta Mersin’de yaşandı. Olaylarla yakından uzaktan ilgisi olmayan söz konusu ailenin akrabalarından biri, sokak ortasında motosikletle gelen bir kişinin açtığı ateş sonucunda öldü.

    * * *
    Bu üç cinayetten sadece Mersin’deki saldırıyı gerçekleştiren kişi, çevredekilerin müdahalesi sonucunda yakalandı ancak öldürdüğü kişi ile aralarında kişisel husumet olduğu dışında herhangi bir ifade vermedi.

    Diğer iki cinayet ise bugüne kadar faili meçhul kaldı. Çözüleceğine yönelik bir umut da yok. Zira aile artık Türkiye’de yaşamıyor. Söz konusu aile, bütün akrabaları tehditlerden bunalarak yurtdışına çıktı ve orada kendilerine yen bir yaşam kurmaya çalışıyorlar.

    * * *
    Bütün bu olayların tarihleri, ölen kişiler belli. Ancak bir biçimde olayları bilen, bölgede yaşayan kişiler can güvenliklerinden endişe ettikleri için bunları vermek mümkün değil.

    Katillerin hangi örgüte mensup olduğunu da açıklıyorlar elbette.

    Hizbullah’ın ismini fısıltıyla söylüyorlar.

    Hizbullah üyelerinin bölgede etkin olduğunu ve silahlı olduklarını da vurgulayarak.

    2021’e kadar yaşanan olaylar, bölgede provokasyon çıkartmanın ne kadar kolay olduğunu da gösteriyor.

    Belki artık domuz bağı ile işkence yapılmış kişiler görmüyoruz ya da varsa bunları bilmiyoruz ama silahların varlığı ve tehditler sürüyor.

    Bu bilginin hemen arkasına bir anımsatma da eklemek gerekiyor.

    Hizbullah’ın Yargıtay kararıyla bırakılıp yurtdışına kaçan tepe yöneticileri gibi militan kadroları da 2018’den itibaren serbest bırakıldı.

    Sayılarının en az 500 olduğu belirtilen bu militan kadroların nerede, ne yaptığına dair bir bilgi yok.

    Ancak ekranlara çıkıp rahat rahat kafa keseceğini söyleyen insanları görünce çok uzakta aramamak gerektiğini de anlıyorsunuz.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***