Etiket: HDP

  • BDP’den belediye başkanı seçilmiş, yerine kayyım atanmıştı: Şeyh Sait’in torunu şimdi Yeniden Refah’ın başkan adayı oldu

    BDP’den belediye başkanı seçilmiş, yerine kayyım atanmıştı: Şeyh Sait’in torunu şimdi Yeniden Refah’ın başkan adayı oldu



    Barış ve Demokrasi Partisi’nden (sonra HDP oldu) belediye başkanı seçilen ve yerine kayyım atanan Ali Sait Fırat, Yeniden Refah Partisi’nin (YRP) başkan adayı oldu.

    Amida Haber’in aktardığına göre, Erzurum’un Tekman İlçesi’nde 2014 yerel seçimlerinde BDP’den Belediye Başkanı seçilen Şeyh Sait’in torunu Ali Sait Fırat, 1 Ocak 2017 yılında görevden uzaklaştırılmıştı.

    Görevinden alınınca yerine kayyım atanan Fırat hakkında Erzurum 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı.

    Aktarılan başka bir bilgiye göre, AKP’nin bu seçimde aday göstermekten son anda vazgeçtiği Ali Sait Fırat, Yeniden Refah Partisi’nin Tekman Belediye Başkan adayı olarak gösterildi.

    BDP'den belediye başkanı seçilmiş, yerine kayyım atanmıştı: Şeyh Sait'in torunu şimdi Yeniden Refah'ın başkan adayı oldu - Resim : 1

    AHMET TÜRK İLE ETKİNLİKTE POZ VERMİŞTİ

    Fırat, Ahmet Türk ile birlikte Fırat’la Şeyh Sait Derneği çalışmalarına da katılmıştı.

    Türk, Mardin’de DEM Parti’nin Eş Başkan Adaylarından bir tanesi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Başak Demirtaş’ın İstanbul için 18 günlük aday adaylığı: DEM Parti’de neler oluyor?

    Başak Demirtaş’ın İstanbul için 18 günlük aday adaylığı: DEM Parti’de neler oluyor?



    Türkiye’nin sandık başına gideceği 31 Mart yerel seçimlerinin kilit noktası İstanbul olacak.

    AKP lideri Erdoğan’ın önceki yerel seçimlerde Yüksek Seçim Kurulu (YSK) eliyle tekrarlattığı seçime rağmen almayı başaramadığı İstanbul Büyükşehir Belediyesi için elindeki tüm kozları devreye sokması beklenirken, iktidara yakın anket şirketlerinin araştırmalarında bile AKP (Cumhur İttifakı) adayı Murat Kurum‘un, CHP’li İBB Başkanı ve yeni dönem adayı Ekrem İmamoğlu‘nun gerisinde olduğu ortaya çıkıyor.

    Önceki seçimde Millet İttifakı’nın ve DEM’in (O dönem ismi HDP) desteğiyle İBB yönetimini kazanan CHP bu kez yarışa tek başına girecek.

    Muhalefet cephesindeki bu dağınık yapının henüz İstanbul’da sonucu etkileyecek bir tablo ortaya koymadığı görülse de aday çıkarma kararı alan DEM’in alacağı oy oranı, seçimin kaderini belirleyecek.

    DEM’in İstanbul’da aday çıkarma kararının ardından, Selahattin Demirtaş‘ın eşi Başak Demirtaş, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı aday adayı olduğunu açıklamış bu açıklamadan 18 gün sonra da ‘aday değilim’ açıklaması yapmıştı.

    artıgercek.com yazarı, gazeteci İrfan Aktaş, bugünkü yazısında ‘bu 18 gün içinde ne değişti’ sorusuna yanıt olabilecek gelişmeleri değerlendirdi.

    Başak Demirtaş’ın adaylık çıkışının “yedi yılı aşkın süredir cezaevinde tutulan Selahattin Demirtaş’ın yönlendirmesiyle yaptığı ve bu çıkışın DEM Parti ile AKP arasındaki bir anlaşmanın göstergesi olduğu” iddialarının gerçeklerle örtüşmediğini belirten Aktaş, “Oysa Selahattin Demirtaş, Kobani Davası savunmalarında iktidara ve yargıçlara resti çekmiş, kendisi ve arkadaşları hakkında öngörülen cezanın verilmesi halinde eşinin, çocuklarının bunu davul-zurnayla karşılamasını istemişti: “Biliyoruz ki siz kararınızı çoktan vermişsiniz, ferman yazılmış. Ancak kararınızın bizim ve halkımızın nazarında hiçbir hükmü yoktur. Bize baş eğdiremediniz. Kararı yüzüme okumanıza müsaade etmeyeceğim. Karar açıklandığı zaman eşime, kızlarıma, sizlere vasiyetimdir; davul-zurnalarla karşılayın. Çünkü biz de burada öyle karşılayacağız.”

    Aslında Kürt hareketinin aktörlerinin bu tür siyasi hamlelerinin kişisel olamayacağını hâlâ bilmeyenler bile Kobani Davası’nda yaptığı siyasi savunmanın içeriğini detaylıca okusalardı, Selahattin Demirtaş’ın “serbest kalmak” için böylesi bir hamleyi yapmaya tenezzül etmeyeceğini, kendisi de artık siyasi bir aktör olan Başak Demirtaş’ın da böylesi bir adım atmayacağını rahatlıkla görebilirlerdi.” dedi.

    Bu duruma rağmen ortada hala izaha muhtaç bir 18 günlük süreç olduğunu belirten İrfan Aktaş’ın yazısının ilgili bölümü şöyle:

    “Başak ve Selahattin Demirtaş’ın bu sürecin DEM Parti’yle koordinasyon içinde yürütüldüğüne dair vurguları, 21 Ocak açıklamasının Demirtaşların inisiyatifine dayandığına ve fakat DEM’in Başak Demirtaş’ın adaylığını istemediğine dair şayiayı ortadan kaldırmaya yönelikti.

    ‘DEMİRTAŞ VE ZANA BİRBİRLERİNDEN BİHABER BU AÇIKLAMALARI YAPMIŞTI’

    Nitekim DEM Parti’nin farklı pek çok yetkilisiyle yaptığım çok sayıda görüşmelerden çıkardığım sonuç da, bu sürecin Başak ve Selahattin Demirtaş’ın “kişisel” veya “ailevi” gayeleriyle uzaktan-yakından alakası olmadığı yönündeydi.

    Öte yandan Başak Demirtaş’ın 21 Ocak açıklamasıyla Leyla Zana’ın Gazete Duvar’dan Vecdi Erbay’a verdiği mülakatın aynı gün yayınlanmasının da tamamen bir tesüdüf olduğunu biliyorum. Zira son derece başarılı bir gazeteci olan Erbay, uzun zamandır Zana’yla söyleşi yapmaya çalışıyordu ve nihayet bu girişimi sonuç vermişti. Yani Demirtaş ve Zana birbirlerinden bihaber bu açıklamaları yapmıştı.

    Fakat Zana mülakatının zamanlaması ve içeriği, Başak Demirtaş’ın hem 21 Ocak hem de 7 Şubat hamlelerini anlamlandırmak için önemli işaretler içeriyordu.

    Leyla Zana, Tayyip Erdoğan’ın 8 ekim 2015’te “buzdolabına konulmuştur” dediği çözüm sürecini yeniden başlatması gerektiğini söylüyor ve 31 Mart öncesinde Erdoğan’a açık çağrı yapıyordu.

    Sadece Zana değil, DEM Parti ve genel olarak Kürt hareketi 31 Mart seçimleri öncesinde, özellikle İstanbul seçimi bağlamında AKP’yi yeni bir “hukuki sürece” zorlamak istiyor.

    Nasıl bir “hukuki süreç” mi?

    Kürt sorununun çözümüne yönelik kapıyı aralamak üzere üç temel başlıktan söz edilebilir.

    Buna göre,

    1- DEM Parti HDP’ye yönelik kapatma davası ile Kobani Davası’nın siyasi değil, gerçek manada hukuki bir şekilde işletilmesini, yani AKP-MHP’nin mahkemeleri “yönetmekten” vazgeçmesini istiyor.

    2- DEM Parti Kürtlerin seçme ve seçilme hakkının ortadan kaldırılmasıyla eşanlamlı olan kayyum politikasından, yine hukukun bir gereği olarak vazeçilmesini istiyor.

    3- DEM Parti Abdullah Öcalan üzerinde yürütülen ama hiçbir hukuki dayanağı bulunmayan tecrit uygulamasından, yine hukukun bir gereği olarak vazgeçilmesini istiyor.

    DEM Parti’nin Başak Demirtaş ve Leyla Zana’nın 21 Ocak’ta yaptıkları açıklamalardan önce ve sonra AKP’yle yukarıdaki talepler çerçevesinde çeşitli temaslar kurduğu tahmin edilebilir. Fakat öyle anlaşılıyor ki, DEM’in yukarıdaki üç temel talebi AKP tarafından karşılanmıyor. Yani AKP, hukuka riayet etmeyi en azından şu ana kadar kabul etmiş görünmüyor.

    Aslında Başak Demirtaş’ın 21 Ocak’taki görüşmemizdeki açıklamasında sarfettiği bir cümle, 7 Şubat’ta neden vazgeçtiğine dair yanıtı da barındırıyordu: “Demokrasi ve toplumsal barışın önünü açacağına inanırsak, düşünebiliriz.”

    Öyle anlaşılıyor ki, aradan geçen 18 günde Başak Demirtaş ve DEM Parti, girişimlerinin henüz “demokrasi ve toplumsal barışın önünü açmayacağını” gördü ve belki de şimdilik vazgeçti.

    Fakat DEM Parti ve Demirtaş bu geri çekilmenin İmamoğlu lehine bilabedel bir adım olmasını da arzulamıyor. Bunun da iki nedeni var. Birincisi Kürtlerin, DEM Parti tabanının İmamoğlu’na yönelik tepkisi ve kendi güçlerini göstermek istemesi. İkincisi ise CHP’nin ve esas olarak İmamoğlu’nun DEM Parti’ye mesafeli yaklaşımı.

    Nitekim tablonun geneline bakıldığında CHP ve AKP’nin İstanbul yarışına Kürtsüz girme konusunda “anlaştıkları” görülüyor. Her iki parti de Kürtlere elle tutulur hiçbir vaatte bulunmadan, yani İstanbul’u “Kürtlere hiçbir şey kazandırmadan” kazanmak istiyor. DEM Parti de her ikisine bir ders vermek istiyor ve bu “dersin” formülünü de çeşitli hamlelerle yaratmaya çalışıyor.

    ‘KÜRTSÜZLÜK ANLAŞMASI’

    Şu aşamada DEM Parti’nin ne AKP ne de CHP’yle bir anlaşması söz konusu. Fakat ortada bir anlaşma varsa, bu da AKP ve CHP arasındaki “Kürtsüzlük anlaşması” olarak tanımlanabilir.

    Öte yandan bazı Kürt kesimleri DEM ile AKP arasında bir “anlaşma” yapılmasını arzuluyor. Fakat AKP’nin böyle bir arzusu da, niyeti de, MHP dolayısıyla kabiliyeti de bu aşamada yok. Yani DEM Parti şu aşama itibariyle hem CHP’ye hem de AKP’ye karşı bir pozisyonda ve bu pozisyonunu her iki tarafı da bıçak sırtında tutacak şekilde formüle etmek istiyor.

    Bu da DEM Parti’yi son derece mahir siyasi manevra kabiliyeti göstermeye zorluyor.

    Peki DEM Parti ne yapacak?

    Öğrendiğim kadarıyla DEM Parti her durumda İstanbul’dan aday çıkaracak.

    Eğer bu aday Başak Demirtaş olsaydı, AKP Kürtlere hukuku bile vermeden İstanbul’u tereyağından kıl çeker gibi kazanabilecek ve sonraki dört yıllık seçimsizlik döneminde Kürtlere yönelik baskısını had safhaya çıkaracaktı. Gelinen noktada Başak Demirtaş ve DEM Parti buna müsaade etmeyeceklerini gösterdi.

    ‘AKP ZORLANACAK, AMA İMAMOĞLU’NUN İŞİ DE KOLAY OLMAYACAK’

    Bununla birlikte DEM Parti, Demirtaş olmasa bile yine “güçlü” bir başka adayla İstanbul seçimlerine girecek. Dolayısıyla bundan sonra İstanbul’da AKP’nin işi zor olacak ama Ekrem İmamoğlu’nun işi de kolay olmayacak.

    Öte yandan DEM Parti ve Başak Demirtaş’ın hamlesinin zamanlama itibariyle erken olduğuna dair eleştiriler de yapılabilir. DEM Parti ve Demirtaş, “keşke 21 Ocak hamlesini bütün süreçler tamamlandıktan sonra yapsaydık” diyor mu, bilmiyoruz.

    Keza DEM Parti’nin, Başak Demirtaş ismini coşkuyla karşılamış olan tabanına bu “vazgeçişi” nasıl anlatacağı da henüz belli değil.

    Şu aşamada belli olan tek şey, 31 Mart’a henüz çok uzun bir zamanın kalmış olduğu ve sürecin kimsenin bugünden öngöremeyeceği bir noktaya evrilebilme potansiyeli taşımaya devam ettiği.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • DEM Parti “İstanbul’da Başak Demirtaş’ı aday gösterecek” iddiası: Teklif gelirse değerlendiririz

    DEM Parti “İstanbul’da Başak Demirtaş’ı aday gösterecek” iddiası: Teklif gelirse değerlendiririz



    Yerel seçimlere kendi adaylarıyla gireceğini açıklayan DEM Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı için Selahattin Demirtaş’ın eşi Başak Demirtaş’ı aday göstermeyi planladığı iddia edildi.

    Artı Gerçek’ten İrfan Aktan‘ın aktardığına göre Demirtaş, DEM Parti’den adaylık için herhangi bir teklif gelmediğini belirtti.

    Demirtaş, “İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı adaylığı için henüz partimiz DEM Parti’den bize bir öneri gelmedi, ama halk ister, partimiz de uygun görürse, demokrasi ve toplumsal barışın önünü açacağına inanırsak, düşünebiliriz” diye konuştu.

    2019 yerel seçimlerinde o dönem adı HDP olan DEM Parti, Ekrem İmamoğlu’nu destekleme kararı vermişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Selahattin Demirtaş’ı doğruladı: ‘Başbakan, bakanlar düzeyinde görüşmeler yapıldı’

    Selahattin Demirtaş’ı doğruladı: ‘Başbakan, bakanlar düzeyinde görüşmeler yapıldı’



    Diyarbakır’daki aday tanıtım toplantısı için DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’a eşlik eden DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı Sadullah Ergin, eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın Kobani davasındaki savunmasında kendisi hakkında söylediği “Eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin çözüm süreci başladığında Abdullah Öcalan’ın iki mektubunun Erdoğan’ın elinde olduğunu söyledi. Ve süreç devam ederken Sincan Cezaevi’nde açlık grevindeki HDP yöneticilerini ziyaret etti” sözleri ile ilgili konuştu.

    Medyacope’den Ferit Aslan’a konuşan Ergin, Demirtaş’ın savunmasında dile getirdiği konuların yaşanmış hadiseler olduğunu ve üzerine yorum yapılacak şeyler olmadığını söyledi.

    Ergin, o dönemde hükümetteki herkesin kendi görev alanlarıyla ilgili katkı sunduklarını, kendisinin de Adalet Bakanı olarak katkı sunmaya çalıştığını belirtti, “Birtakım mesajlar, birtakım görüşmeler yapılmıştır. Bu başbakan düzeyinde, bakanlar düzeyinde olmuştur. Güvenlik Müsteşarlığı, Milli İstihbarat Teşkilatı çalışanları düzeyinde olmuştur. Doğal olarak bir hukuk devletinde bu kurumlarla bu işbirliğinin döndürülmesi normal” diye konuştu.

    Ergin, çözüm süreci çalışmalarının yapıldığı dönemde akil insanların Türkiye’nin dört bir yanına gittiğini söyledi ve sorunun çözümü için halka bir araya geldiğini belirtti.

    Ergin, çalışmaların sabote edildiğini söyledi, “O dönemde toplumsal destek çok yükseldi. Çözüm sürecine yüzde 70’lere varan toplum desteği oluştu. Bu çok kıymetliydi. Toplumun içine yayılmış nifak tohumları, bu defa sevgiye, kardeşliğe dönüşmeye başlamıştı. Ama sabote girişimleri rağbet gördü ve süreç neticelendirilemedi, olumlu sonuçlandırılamadı” diye konuştu.

    “ÇÖZÜM SÜRECİ YARGILAMASI YAPILACAKSA HERKES BERABER YARGILANMALI”

    Parlamentoda bu çalışmaları yapanlarla ilgili belli hukuki korumalar getiren yasanın çıkarıldığı aktaran Ergin, daha sonra bu çalışmaların içerisinde olan insanların belli noktalarda takibata uğradığını dile getirdi.

    Ergin, “Bu takibat yapılacaksa, bu çalışmaların içerisinde olanların tamamı, başbakanından, bakanına, bürokratına hep beraber yargılanmalı. O çalışmadan ayrı, başka eylemler varsa onun yargılaması ayrı bir konudur. Ama sadece çözüm süreci faaliyetleri içerisinde yapılan çalışmalara dönük bir yargılama varsa bu tek taraflı olmaz” diye konuştu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AKP’li Ensarioğlu’ndan DEM Parti açıklaması: DEM Parti milletvekilleriyle dostluğumuz ve görüşmelerimiz var

    AKP’li Ensarioğlu’ndan DEM Parti açıklaması: DEM Parti milletvekilleriyle dostluğumuz ve görüşmelerimiz var



    AKP Diyarbakır Milletvekili Galip Ensarioğlu, DEM Parti ile yerel seçimde ittifak olup olmayacağına ilişkin soruyu yanıtladı.

    Rudaw’a konuşan Ensarioğlu, “Galip Ensarioğlu: Tabii benim DEM Parti milletvekilleriyle dostluğumuz var, görüşmelerimiz var, oturuyoruz sohbet ediyoruz. Geçenlerde de yetkilileriyle sohbet ettik. Ne yapabiliriz, Türkiye’de yeniden bir yumuşama için nasıl kapı aralanabilir, birlikte yeniden bir huzur ve şey ortamı nasıl sağlanabilir? Bunları doğal olarak kendi aramızda konuşuyoruz ama parti genel merkeziyle resmi bir temasları var mı benim bundan haberim yok. Ben de dışardan bir takım duyumları duyuyorum” dedi.

    DEM’in genel seçimlerde CHP’yi desteklemesini olumlu karşılamadıklarının altını çizen Ensarioğlu “HDP bizi sevsin, bizi övsün, bize oy versin gibi bir şeyimiz yok. Hiçbir zaman olmaz da ki zaten siyasete ters. HDP kendisi olsun, başkasına koltuk değneği olmasın diyoruz” diye kaydetti.

    Ensarioğlu şöyle devam etti:

    “Galip Ensarioğlu: Kastım şudur; cumhurbaşkanlığı seçimde de kayıtsız şartsız CHP’ye destek verdi. Geçen yerel seçimde de HDP sayesinde İstanbul, Antalya, Adana ve Mersin gibi büyükşehirleri onlar sayesinde aldılar. Peki, ne aldılar da bu kadar destek veriyorlar ve niye veriyorlar? Çözüm sürecini başlatan, demokratikleşme, Kürt dili ve kimliğini öngöründeki engelleri kaldıran, bir sürü yasal demokratik düzenleme yapan, Doğu ve Güneydoğu’ya bu kadar hizmet eden bir partiye elinden gelen bütün düşmanlığı yapacaksın ama gideceksin Kürdün düşmanıyla işbirliği yapacaksın. Asıl meseleniz Kürd meselesi ise CHP Kürd sorununun anasıdır, babasıdır, varlık sebebidir. Bu Kürd sorununun sebebi olan bir partiye kayıtsız şartsız destek vereceksin! Kürde hizmet eden, Kürd sorunun çözümü için çok önemli süreçler başlatan bir partiye düşmanlık edeceksin. Hayrola derdiniz nedir? Bu günlerde Selahattin Demirtaş’ın mahkemedeki açıklamalarını okuyorum. Rotayı sol marjinal çizgiden tam 180 derece döndürüp Kürdi çizgiye dönüştürmüş. Sanki geçen seçimlerde “seni başkan yaptırmayacağız” da başlayıp “Kemal yürü” diyen kendisi değilmiş gibi. CHP’ye kayıtsız şartsız destek verip sol marjinal anlayışa parti içindeki o ittifak ortakları olan marjinal solla birlikte Kürdün oyuyla Türk soluna hizmet eden kendileri değilmiş gibi. Çünkü halktan tepki gördüler, yüzde 2-3 oyları düştü. Şimdi bakıyorlar demek ki bu marjinal solun derdiyle Kürdün derdi ile bir değil, yolu da bir değil, rotayı çevirmişler. İnşallah rotayı çevirirler, kayıtsız şartsız Kürd düşmanlarına hizmet etmeye devam etmezler. Kendileri olarak girsinler seçime. Bizim başka bir talebimiz yok. Bize en sert muhalefeti yapsınlar ama kendileri olarak seçsinler.”

    GÜNDEMDE YENİ BİR ÇÖZÜM SÜRECİ VAR MI?

    Rûdaw: CHP ile her hangi bir pazarlık etmediler. AK Parti ile bir ittifak yapmış olsalardı HDP’ye ne verecekti?

    Galip Ensarioğlu: Biz hiçbir şey vermeyiz. Birlikte demokrasiyi Türkiye’de geliştirelim. Çözüm süreci, güzellikler, silah nasıl bırakılır nasıl olur. Türkiye’de artık şiddet nasıl olmaz bunların yolunu beraberiz bulalım. Biz kirli pazarlıkların içinde asla olmayız.

    Rûdaw: Gündeminizde çözüm süreci var mı?

    Galip Ensarioğlu: Çözüm süreci bitti. Ölen bir şeyi diriltemezsin. Ancak PKK silahlı varlığına Türkiye’de son verir, bunun gereğini yapar, HDP’de demokratik siyasetin kuralları içinde siyaset yapar o zaman yeni bir şey belki kurgulanır. Ama çözüm süreci öldü, yani eski çözüm süreci yok.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • DEM Parti’den CHP’ye iade-i ziyaret

    DEM Parti’den CHP’ye iade-i ziyaret



    DEM Parti Eş Genel Başkanları Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan, 11 Ocak Perşembe günü CHP Genel Başkanı Özgür Özel’e ziyarette bulunacak.

    Gazete Duvar’dan Ceren Bayar‘ın haberine göre, CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 13 Aralık’ta DEM Parti’yi ziyaret ederek Eş Genel Başkanlarla bir görüşme gerçekleştirdi.

    CHP Genel Başkanı Özgür Özel görüşme sonrası yaptığı açıklamada, “Çok verimli ve yapıcı görüşme gerçekleştirdiğimizi ifade etmek isterim. Bundan sonraki süreçlerde de diyaloğumuz, karşılıklı görüşmelerimiz sürecek. Biz bu diyaloğun ve görüşmelerin Türkiye demokrasisine çok önemli katkılar sağlayacağını düşünüyoruz” değerlendirmesinde bulundu.

    DEM Parti’den CHP’ye iade-i ziyaret - Resim : 1

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan ise “Siyasi partiler sorunu diyalog ile çözer. Bu kadar sorun yaşandığı bu süreçte muhalefet partilerinin daha çok ihtiyacı var. Umarım ilerideki süreçte de diyalog ve müzakere sürecini devam ettirirler. Kendilerine hoş geldiniz diyoruz” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Demirtaş: Savunmamı okuma yazması olmadan alın teriyle 7 çocuğu yetiştiren babama ithaf ediyorum

    Demirtaş: Savunmamı okuma yazması olmadan alın teriyle 7 çocuğu yetiştiren babama ithaf ediyorum



    İslami terör örgütü IŞİD’in Kobane’ye yönelik saldırılarını protesto eden, HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın da yargılandığı, Halkların Demokrasi Partisi(HDP) üyeleri ve milletvekilleri olmak üzere, 18’i tutuklu 108 kişiyi kapsayan Kobanê Davası devam ediyor.

    Yeni yıl arası sonrası devam eden duruşma, Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki salonda devam ediyor.

    Mezopotamya Haber Ajansı’ndan alınan habere göre, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen duruşmaya, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) milletvekilleri, DEM Parti Hukuk Komisyonu ve Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi avukatlar, Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) Eş Genel Başkanı Mehmet Bozgeyik ile çok sayıda siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcisi katıldı.

    Tutsak siyasetçilerden Sebahat Tuncel, Aynur Aşan, Günay Kubilay, Bülent Parmaksız, Ali Ürküt ve Nazmi Gür, duruşma salonunda yer alırken, farklı cezaevlerinde tutuklu bulunan siyasetçiler ise Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile duruşmaya katıldı.

    Taziyeleri kabul edip herkese teşekkür eden Demirtaş, esasa dair savunmasına devam etti.

    Demirtaş’ın ifadeleri şöyle:

    “Bu kumpas davasında saf katışıksız bir yalan var. Biz yıllardır gerçekleri anlatarak yalanı anlatmaya çalışıyoruz. Yalanın geri alınamayacağını biliyoruz. Bu yalanı alanı mazoşistçe bir haz aldıklarını biliyoruz. Biz de boyun eğmeden acılarımızı bal eyleyerek duruşumuzu koruyacağız. Tarihi yalanları bir kez daha ifşa edeceğiz ve konuşmamızı sürdüreceğiz.

    SAVUNMASINI BABASINA İTHAF ETTİ

    Savunmamı okuma yazması olmadan alın teriyle 7 çocuğu yetiştiren babama, Tahir ustaya ve bütün anne babalara ithaf ediyorum.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Demirtaş:  İmralı’da Öcalan ile görüştürün beni, ülkenin cumhurbaşkanı olarak sen de gel

    Demirtaş: İmralı’da Öcalan ile görüştürün beni, ülkenin cumhurbaşkanı olarak sen de gel



    HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın da yargılandığı İslami terör örgütü IŞİD’in Kobane’ye yönelik saldırılarını protesto eden, Halkların Demokrasi Partisi(HDP), üyeleri ve milletvekilleri olmak üzere, 18’i tutuklu 108 kişiyi kapsayan Kobanê Davası devam ediyor.

    Demirtaş, dün başladığı savunmasına bugün de devam ediyor.

    Selahattin Demirtaş, Erdoğan’ın “AİHM’nin kararları bizi bağlamaz, biz karşı hamlemizi yaparız, işi bitiririz” sözlerini de anımsatarak, “Bu açıklamalar yapılırken duruşmam devam ediyordu. Halen bu açıklamaların etkilerini yaşıyoruz. ‘AİHM kararı bizi bağlamaz’ diyor. Biz dediği kimdir? Devlettir, ‘devleti bağlamaz’ diyor. Mesela ‘Erdoğan olarak beni bağlamaz’ dese anlarız. Erdoğan’ı bağlayan bir karar değil. Erdoğan burada kendisini yargı yerine koyarak ‘AİHM’in kararı bizi bağlamaz’ dedi. O günden beri AİHM kararları yargıyı bağlamaz hale geldi, bugün AYM kararlarının gereği yapılmıyor. Aksine AYM üyeleri hakkında suç duyurusunda bulunulduğu bir döneme geldik. Nereden başladı bu cesaret? Tam da bu açıklama ile başladı. Siz hukuk fakültesi mezunusunuz, AİHM kararlarının özellikle yargıyı bağladığını tartışmamıza gerek yok. Erdoğan tek başına bir anayasa hükmünün bağlayıcı olup olmadığına karar verdi ve gereği yerine getirildi” dedi.

    ‘ANAYASAYI ÇİĞNEYEN ANLAYIŞ’

    Demirtaş, savunmasına şöyle devam etti: “Hükümetleri yasadışı örgütlerden, suç örgütlerinden ayıran şey yasaya bağlı olmasıdır. İster suç olsun, ister savaş olsun. Bütün bu mücadelesinde anayasa ve yasa hükmüyle bağlıdır. Eğer yargı erki ‘anayasayı tanımadan ben bu mücadeleyi yürütürüm’ diyorsa orada devlet yoktur, suç örgütleriyle ve yasadışı örgütlerle aynı duruma gelmiş demektir. Anayasa yasa tanımıyor. ‘Biz terörle mücadele ediyoruz, anayasa ve yasa askıya alınabilir, bizler bunu yargı mensupları olarak yaparız, bunlar devletin bekası için yapılması gereken vatanseverlik görevidir. Burada anayasanın çiğnenmiş olması önemli değil, asıl olan vatandır gerisi teferuattır.’ Anlayış budur. İki gündür anlattığım anlayış böyle düşündüğü için 100 yıldır hiçbir sorun çözülmemiştir. Zulüm yapılarak, katliam yapılarak, suçların üstü örtülerek, suçsuzlar cezalandırılarak, Türkiye Cumhuriyeti devleti Kurtuluş Savaşı’nda daha ağır bedeller ödeyen bir noktaya gelmiştir. Bu anlayış Türkiye’yi kuruluşundan daha beter duruma getirmiştir. Bugün ekonomisi, tarımı daha kötü durumdadır. Akademik açıdan, insan hakları açısından daha kötü durumdadır. Savaş politikalarındaki yıkım açısından daha kötü durumdadır. Kurtuluş savaşında bile bu kadar can kaybı ağır kayıp yoktur.

    ‘YILLAR SONRA AYNI ŞEYLERİ YAŞIYORUZ’

    İlker Başbuğ, ‘6 kez PKK’yi yendik ama askeri olarak sorunu çözemedik’ dedi. Peki sorun çözüldü mü? Bize ağır cezalar veriyorsun, mesele bitiyor mu? Hayır. Ben genç bir milletvekili iken Leyla Zana, Hatip Dicle, Orhan Doğan, Selim Sadak… DEP milletvekillerinin AİHM’in kararı nedeniyle yeniden yargılamaları başlamıştı. Onlar tutuklandığında öğrenciydim, yeniden yargılandıklarında cübbe giydim, avukat olarak davalarına girdim. Delilsiz yargılandılar, hukuksuz cezalandırıldılar. O gün o davada avukatlık yapan Demirtaş, yıllar sonra o partinin geleneğinin devamı olan partide eş başkan oldu, milletvekili oldu ve 7 yıldır tutuklu. Bizler başka bir perspektifle Türkiye’nin sorunlarının çözümü için omuzlarımıza yük aldık, aynı akıbetini bizler yaşadık. DEP’lileri yargılayanlar, mahkeme başkanı, Nuh Mete Yüksel çok kararlıydılar. ‘Bu işi bitireceğiz’ diyorlardı. Aradan onca yıl geçmiş aynı şeyi yaşıyoruz.

    ‘İKTİDARDAN DÜŞÜNCE İŞİN RENGİ DEĞİŞTİ’

    Bizler dilimizden, kültürümüzden vazgeçemeyiz. Vazgeçmesi gereken bu hataları yapanlardır. Düşünün bütün bu yarattıkları bu ülkeye zarar vermiyor mu? ‘Silah var’ diyorlar, biz de onu bıraktırmaya çalışıyoruz. Yıllarca İmralı’ya gittik, Kandil’e gittik. Erdoğan’ın ‘Öcalan’ın çağrısı önemlidir’ sözleri manşet oldu. Tarih 11 Mart 2015. Çünkü görüşmelerimiz devam etti, mesele silahlı çatışmaların dışına çıksın diye uğraştığımız bir dönem. Ne yaptılar, HDP Haziran’daki seçimlerde AKP’yi tek başına iktidar olmaktan çıkarınca işin rengi değişti. Çözüm süreci Kürtlere yarıyor diye yeniden silaha sarıldılar. O yüzden AİHM kararının sizler tarafından Erdoğan talimatı sonrasında uygulanmaması devlet sistemini tümden çökertmiştir.

    ‘İKTİDARIN RİCASI’

    Her konuşmasından sonra oy çağrısı yapıyor. Oy uğruna bizleri içeride tutuyor. Açık söylüyorum; yalancı, iftiracı. Bizim bunları söylemediğimizi bilmiyor mu? Biliyor. Çözüm süreci başlamıştı. Öcalan’ın iki mektubu Erdoğan’ın elindeydi. Bunu Sadullah Ergin bize söyledi; ‘Bu defa iş ciddi Cumhurbaşkanı bu işi ciddiye alıyor, Öcalan kararlı gözüküyor iki ayrı mektup yazmış. Fakat o dönem bir sorun vardı, açlık grevleri başlamış, 65’inci günlerine gelmiş. Biri yaşamını yitirirse süreç sıkıntıya girer, o yüzden bu açlık grevlerinin bitmesi için sizden beklentimiz var. Lütfen bitirsinler açlık grevlerini ki süreç devam etsin.’ Bu iktidarın bizden ricasıydı. O dönem yöneticilerimiz de açlık grevindeydi. Adalet Bakanı’nın kendisi Sincan Cezaevindeki arkadaşları ziyaret etti. Biz de Diyarbakır’da arkadaşlarımızı ziyaret ettik, durumu anlattık. Onların da cevabı şu oldu: ‘Biz süreçten memnuniyet duyarız, barış olursa zaten biz bırakırız. Eğer Öcalan ile görüşme varsa adalet bakanının somut bir şey söylemesi lazım. Bunlar olursa açlık grevini bırakırız, süreci tıkamak için değil, çözümün önünü açmak için açlık grevi yapıyoruz.’ Bunu Sincan’daki kadınlar da bizzat Sadullah Ergin’e söyledi. Ondan sonra birkaç yerde büyük miting yapma kararı aldık. O mitinglerde de ‘açlık grevinin bitirilmesinin çağrısını yapacağız sürecin sorumluluğunu biz alıyoruz’ diyeceğiz. Bunun sosyopsikolojik zeminini oluşturmaya çalışıyoruz. Bu çerçevede çok görkemli mitingler yaptık. Bunlardan birini de Kızıltepe’de yaptık. O zaman yöneticilerimiz geldi dediler ki Öcalan’ın posteri var diye gençlere işkence yapıldı gözaltına alındı.

    KASIT: BARIŞI SAĞLAYANIN HEYKELİNİ DİKMEKTİR

    Sebebi de Öcalan’ın posteri. O sırada hükümet Öcalan ile görüşme hazırlığı yapıyor, biz açlık grevini bitirmek için yollara düşmüşüz. Biz de süreç aksamasın, kesintiye uğramasın diye uğraşıyoruz. Polis ise Öcalan posteri var diye on binlerce Kızıltepelinin buluştuğu mitingde gençlere işkence yapıyor. Neden? O dönem Fethullahçıların da bundan haberi var. Bu işkence haberleri basına düştü. Bu şu demekti ‘ey Kürtler devletin Öcalan’a yaklaşımı budur.’ Yaklaşım bu. Ben de orada daha ‘Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz’ dedim. Bunu Fethullahçı polislere dönerek söyledim. Kasıt barışı sağlayanın heykelini dikmektir. Bu açıklamanın tarihi 2012.

    ‘BARIŞ İÇİN UĞRAŞIYORDUK’

    Aradan 7 yıl geçiyor, Erdoğan seçim kazanmak bizi tutuklatmak için bunu kullanıyor. Öcalan’ın iki mektubu senin elinde değil miydi? Bunlara nasıl güvenilir. Figen Hanım’ın ‘sırtımızı YPG’ye dayadık’ sözünü de kullandılar. Figen Hanım ‘sırtımızı IŞİD’e dayadık’ sözlerine karşı bunu söylüyor. IŞİD barbarlığını açıkça savunan köşe yazıları oldu. Mehmet Barlas’ın oğlu Cemil Barlas mıydı, ‘Kobanî’de IŞİD’çiyim’ diye tweet atıyordu. Biz Başkan Apo’nun heykelini dikeceğiz derken ne oldu? Savcılar dava mı açtı, yandaş medya beni linç mi etti? Hayır. Aksine normal karşılandı. Kendileri zaten Başkan Apo’nun heykelini diktiler. ‘Öcalan şanstır’ diye manşet atıyorlardı. Ama buna rağmen hala bize karşı kullanıyorlar bunu. O zaman kendileri Öcalan’dan bize not getiriyorlardı. Bizi acilen cezaevlerine götürdüler gece yarısı hücrelere girdik arkadaşlar şaşırdı. Karşımızda kim vardı Tayip Temel, açlık grevinin 68’inci günündeydi. Dedik ki Öcalan’dan not var. Tayip Temel o zaman açlık grevlerinin anlamını anlattı. Öylesine etkileyici bir konuşma yaptı ki dinleyenlerin gözleri yaşardı. Cezaevi Müdürü neredeyse ağlayacaktı. ‘Barış olsun diye biz canlarımızı ortaya koyduk’ dediler. Ondan sonra açlık grevleri bitti ve çözüm süreci başladı. Bunları bilmiyor mu Tayyip Erdoğan? Sadullah Ergin şimdi vekil değil, ama bilmiyor mu? Hakan Fidan şimdi Dışişleri Bakanı bilmiyor mu bunları? Barış için uğraşıyorduk. Niye yaptılar bunu? İktidarlarının sürmesi için kan lazımdı bunu yaptılar.

    ‘KANDİL FOTOĞRAFLARI NASIL ÇEKİDİ?’

    Arşivlere bakın, orada Kürdistan, Lazistan göreceksiniz. Böyle ilkesizdir; ‘Siz niye yargılama yapıyorsunuz? Size ne gerek var. Adam hükmü vermiş. Benim fotoğraflarımı kullanıyor. İmralı ve Kandil’deki fotoğraflar nasıl çekildi? Cezaevine gizli makina mı soktuk, kim çekti fotoğrafları? Cezaevi müdürü fotoğraf makinasını kendisi getirmedi mi sizin talimatınızla? Fotoğrafçı da değil, bizzat cezaevi müdürünün kendisi fotoğrafları çekmedi mi? Tek tek bunlar olmuş mu diye bize göstermedi mi? Sonra o fotoğrafları size getiren müdür değil miydi? Onları bize teslim eden Sadullah Ergin değil miydi? Kandil fotoları nasıl çekildi? Sorun çözülüyor, bunun alt yapısını oluşturmak için olur bunu sizinle tartışmadık mı? KCK yöneticilerinin silahsızlanmaya hazırız mektubunu getirdiğimizde; bunlar önemli değil miydi? Çık bunları inkâr et.

    ‘POLİSLER NEREDEYSE HALAY ÇEKECEKTİ’

    Biz dönüşte çok yorgunduk, bir gece orada dinlensek diye düşündük. İmralı-Ankara-Kandil yüzbinlerce kilometre yol yaptık. Fakat Sadullah Ergin aradı ‘o mektup çok önemli bir an önce getirmeniz gerek. Beyefendi de dahil herkes çok heyecanlı. Sınırda kimliklerimize bile bakmadılar. ‘Silah bırakılacak mı’ diye sordular. Biz ‘evet’ dediğimizde neredeyse sınırdaki polisler halay çekecekti. Yıllar sonra Kandil’deki fotoğraflar vs. diye bunu kullanıyor. Yıllardır yargılanıyoruz, ‘yahu bari bundan yargılamayın bilgim var haberim var’ demiyor. Aksine sizi yönlendirmek için bu yalan ve iftiraları atıyor.

    ‘ÖCALAN İLE SEGBİS’LE GÖRÜŞMEK İSTİYORUZ’

    Bütün bunların üzerinden ikiyüzlülüğün kitabı yazılır. Üç gün önce ‘terör örgütü lideri’ dediğine Tunceli’deki akademisyen aracılığıyla mektup getirtiyor. O mektubu avukatlara iletmeden istedikleri gibi yorumluyor. O mektup seçimlerle ve sandıkla ilgili bir mektup değil. Çağrı yapmıyor. Kendisini tanıyorum, Öcalan barış için iğne ile kuyu kazan biridir. Öcalan’ın mektubunu kim tercüme ediyor? Erdoğan tercüme ediyor. Tarafsız kalın diye mektup geldiğini söylüyor. O günden beri Öcalan-Demirtaş çatışması diye yandaş basında çarşaf çarşaf yazıyorlar. Maden bunları söylüyorsunuz neden Öcalan tecritte? Öcalan sıradan biri değil, o yüzden ada cezaevine kapatmışsınız. İnfaz hukuku, görüş hukuku bunların hiçbiri Öcalan’a karşı uygulanmıyor. Madem bu kadar kıymetli sizin için niye gereğini yapmıyorsunuz? Abdullah Öcalan sıradan biri değildir, bunu Türkiye Cumhuriyeti Devleti de biliyor. O zaman sıradan yaklaşılmasın, halkımıza da partimize de sıradan yaklaşılmasın. Öcalan siyasi bir aktördür. Bakın 12 gencin cenazesi geldi. Eminim ki ‘bunu engellemek için niye önümü açmıyorlar’ diye saçını başını yoluyordur. Niye izin vermiyorlar buna. Çünkü ölümlerin bitmesini istemiyorlar. Ben de dahil hepimiz Öcalan ile görüşmeye talibiz. Buradan SEGBİS’le görüşmek dahil görüşmek istiyoruz. Milletvekillerimizin tamamı görüşme için başvurdu izin verin. Barış fedakarlık ister, yürek ister. Bu ülkenin İçişleri Bakanı Twitter’dan ‘kardeşini sarı torbaya koyup getireceğim Demirtaş’ dedi. Buna rağmen barış diyorum. Silahla olmaz diyorum. Normalde çıldırmamız lazım ama sağduyumuzu koruyorsak aldığımız siyasi terbiyeden dolayıdır.

    ‘HER ŞEY OLDUN AMA HALA BAŞKAN OLAMADIN’

    Erdoğan, ‘Seçimlerde seni başkan yaptırmayacağız diye ortalığı inletenlerin Yasin Börü’nün hesabını verdiğini gördünüz mü…’ demişti. Freudçu bakış açısıyla söyleyelim; burada zihninin altındaki öfkeyi dışa vuruyor. Ortalığı inlettiğimizi kabul ediyor. Doğru, ortalığı inlettiğimizi hatırlıyorum. Seni başkan yaptırmadığımızı da biliyorum. Hani bir mesele vardır ya, babası oğluna der ki sen adam olamazsın oğlum der. Oğlu çalışır, okur… Atıyorum kaymakam olur, sonra babasını ayağına çağırır; ‘Baba bak ben kaymakam oldum’ der. Babası da oğluna der ki oğlum ben kaymakam olamazsın demedim adam olamazsın dedim. Ben de söyleyeyim, biz de sana başkan olamazsın dedik. Onun dışında maşallah her şey oldun, tek adam oldun. Devleti ele geçirdin ama hala başkan olabilmiş değilsin.

    ‘ÖCALAN İLE GÖRÜŞMEK İÇİN DEFALARCA ÇAĞRI YAPTIM’

    Defalarca çağrı yaptım. İmralı’da Öcalan ile görüştürün beni. Bildiğim ne varsa anlatayım. Hatta sen de gel ülkenin cumhurbaşkanı olarak sen de gel. Buyurun ‘Sayın Cumhurbaşkanım’, Sayın Öcalan, ben. 3’ümüz bir araya gelelim, kim kime hesap veriyor konuşalım. Çağrı yaptım, iki yıl geçti bu çağrımın üzerinden. Halen bekliyorum. Bir ülkenin Cumhurbaşkanı bunu yaptı. Seçim kazanabilmek için cumhurbaşkanı bu cümleyi de kurdu. Ben hala bekliyorum. Çözüm sürecinde kim neyi bitirdi, akan kandan kim sorumlu hep birlikte tartışalım. Buyurun ben hazırım. Öcalan ile görüşmeyi başlatın, hesap soracaksa da benden de halktan da siyasetçiden senden de kim kimden hesap soracak tartışalım. Gerçekleri İmralı’da tartışalım istersen. Ben hazırım, bakalım kim suçlu kim güçlü. Yalanlarınız iftiralarınızı hep birlikte İmralı’da tartışalım.”

    Duruşmaya ara verildi.

    Kapak Fotoğrafı: Mezopotamya Haber Ajansı

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Meclis’te ana dil tartışması; Süryani vekil Aslan: Tepki gösterenler bu ülkeyi sevmiyor

    Meclis’te ana dil tartışması; Süryani vekil Aslan: Tepki gösterenler bu ülkeyi sevmiyor



    Meclis Genel Kurulu’nda dün akşam ana dil tartışması yaşandı. Meclis’in tek Hristiyan milletvekili olan Halkların Eşitlik ve Demokratik Partili (DEM) George Aslan, Genel Kurul’a hitap etti. Hitabının sonunda ana dilinde Noel bayramını kutlayan Aslan’a İYİ Parti sıralarından tepkiler gösterildi.

    DEM Milletvekili George Aslan, dün yaşananları Gerçek Gündem’e anlattı.

    Aslan, “Ben bir konuşma yaptım. Konuşmamın içeriği de karayolları sorunlarıydı. Hem trafik kazaları meselesi hem seçim bölgemdeki yol sorunları hem de Mardin Midyat ilçesindeki kanalizasyon sorunlarını gündeme getirdim. Daha sonra 2023’te yapacağım son konuşma olduğu için Türkiye yaşayan Hıristiyan halkların Noellerini ve yeni yıllarını kutladım” dedi.

    Konuşmasının bitmesinin ardından Meclis Başkan Vekili’nden ricada bulunduğunu ifade Aslan, “Halkımın içinde Türkçe bilmeyen çok insan var. Zaten onları Türkçe bilmemeleri de bu ülkenin ayıbı. Kendi dilimde de onların bayramını kutlamak istiyorum. Ben o kutlamaya başlar başlamaz tepkiler gelmeye başladı. Ardından tepkiler üzerine milletvekillerine dedim ki; biz, bu dili başka bir gezegenden getirmedik. Biz de başka bir gezegenden gelmedik. Biz bu toprakların binlerce yıllık yerleşik halkıyız. Bu dil de bu ülkenin bir zenginliğidir. Siz bunu niye kabul etmiyorsunuz” diye konuştu.

    ANA DİLE KARŞI ANAYASA HATIRLATMASI

    Birleşime ara verildiğinde İYİ Parti Grup Başkan Vekili ile görüştüğünü söyleyen Aslan, “Ayıp değil mi? Avrupa’da Süryanice bütün okullarda resmi dil olarak okutuluyor. Ben burada bir bayramı Süryanice kutladım diye neden tepki gösteriyorsunuz” dediğini aktardı.

    Aslan kendisine yanıt olarak, dile tepkili olmadıklarını Anayasa’ya göre resmi dilin Türkçe olduğunu hatırlattıklarını söyledi.

    Aslan, İYİ Parti Grup Başkan Vekili’ne şu yanıtı verdiğini anlattı:

    “Biz yıllardır Türkçe’yi evimizde, sokaklarda, her yerde konuşuyoruz. Bundan da hiçbir sıkıntı duymuyoruz. Biz yüz yıllardır buna tahammül ediyoruz da siz neden iki cümleye tahammül edemiyorsunuz, dedim.”

    LOZAN’DAN GELEN HAK

    Yaşananlar hakkında Gerçek Gündem’e değerlendirmede bulunan Aslan şunları kaydetti:

    “Lozan Anlaşması’na göre Rumlar, Ermeniler yani Müslüman olmayan halklar azınlıktır. Biz Süryaniler olarak bundan yararlanmadık. Bizim toplum yöneticilerimiz biraz ürkekçe yaklaştı bu zamana kadar. Ancak son zamanlarda bunun üzerinde duruyorlar. Geçtiğimiz yıllarda Yeşilköy’de bir anaokulu açıldı. Cumhurbaşkanı da en son kilisemizin açılışında “Süryaniler için bir özel okul açılışına izin veriyoruz” dedi. Aslında bu bizim Lozan’dan gelen hakkımız ama her olumlu adıma seviniyoruz yine de. Biz bu anadilde eğitim üzerine eğilmeye devam edeceğiz.

    “TEPKİ GÖSTERENLER BU ÜLKEYİ SEVMİYOR”

    Bu ülkenin yöneticilerinin, bu topraklarda sadece Türklerin yaşamadığını, başka renklerin de yaşadığını göz önünde bulundurarak hareket etmeleri gerekir. 21’inci yüzyılda bir parlamentoda bir milletvekili kendi dilinde konuştu diye tepki gösteriliyorsa bu çok ilkel bir durumdur.

    Bizim konuştuğumuz dil, Hazreti İsa’nın dilidir. Bugün yöneticilerden hiç kimsenin beğenmediği Suriye’de okutuluyor. Bu tepkiyi gösterenler bu ülkeyi sevmiyor. Kendilerine diyorlar ya ‘Türkiye sevdalıları’, hiç ilgisi yok. Bir yurtsever ülkenin tarihine bir bakar. Yazık ediyorlar Türkiye’ye.”

    LOZAN ANLAŞMASI’NIN ANA DİLDE EĞİTİM HAKKINA İLİŞKİN MADDELERİ

    Madde 40 — Müslüman olmayan azınlıklara ilintili olan Türk yurttaşları hukuk bakımından ve fiilen öteki Türk yurttaşlarına uygulanan işlemlerin ve sağlanan güvencelerin tıpkısından yararlanacaklar ve özellikle, harcamaları kendilerince yapılmak üzere, her türlü yardım, dinsel ya da sosyal kurumları, her türlü okul ve benzeri öğretim ve eğitim kurumları kurma, yönetme ve denetleme ve buralarda kendi dillerini özgürce kullanma ve dinsel ayinlerini serbestçe yapına bakımından eşit bir hakka sahip bulunacaklardır.

    Madde 41 — Genel öğretim konusunda Türk Hükümeti, Müslüman olmayan yurttaşların önemli bir oranda yerleşmiş oldukları kentler ve kasabalarda, bu Türk yurttaşlarının çocuklarının ilk okullarda kendi dilleriyle öğretim görmelerini sağlamak üzere, gerekli kolaylığı gösterecektir. Bu hüküm Türk Hükümetinin söz konusu okullarda Türk dilinin öğretilmesini zorunlu kılmasına engel olmayacaktır.

    Müslüman olmayan azınlıklara ilintili Türk yurttaşlarının önemli oranda bulundukları kentlerde ya da kasabalarda, bu azınlıklar Devlet bütçesi Belediye ya da benzeri bütçelerde eğitim, din, ya da yardım amacıyla genel gelirlerden verilecek paralardan yararlanma ve ödenek ayrılması konusunda hakça bir pay alacaklardır. Söz konusu paralar ilgili kurumların, yetkili temsilcilerine ödenecektir.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kobane Davası: Mahkeme bugün de devam edecek

    Kobane Davası: Mahkeme bugün de devam edecek



    Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ, Sabahat Tuncel gibi eski HDP’li siyasetçilerin yargılandığı Kobane duruşması, geçtiğimiz saatlerde görülmeye başlandı.

    18’i tutuklu 108 siyasetçinin yargılandığı Kobane Davası’na ilişkin Sincan Cezaevi Kampüsü’ndeki duruşmada karar bekleniyor.

    Mezopotamya Haber Ajansı’nın aktardığına göre, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından görülen duruşmaya, tutuklu siyasetçilerden Dilek Yağlı, Sebahat Tuncel, Aynur Aşan, Ayşe Yağcı, Ayla Akat, Zeynep Ölveci, Zeynep Kahraman, Meryem Adıbelli, İsmail Şengül, Alp Altınörs, Nazmi Gür, Günay Kubilay katılırken, duruşmayı çok sayıda avukat takip etti.
    Duruşmayı Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Tülay Hatimoğulları ve Tuncer Bakırhan da izledi.

    Siyasetçilerin savunmalarına geçmeden önce Sebahat Tuncel’in avukatı Sevda Çelik Özbingöl ile Figen Yüksekdağ’ın avukatı Mehdi Zana Akkaya, Kobanê Davası kapsamında tutuklu bulunan ve tutukluluk süreleri dolmasına rağmen tahliye edilmeyen müvekkillerinin tahliyesi yönünde talepte bulundu. Ancak mahkeme başkanı, avukatların taleplerini dinlemeyeceğini belirterek mikrofonu kapattı.

    Avukatların hiçbir talebini kabul etmeyen mahkeme başkanı, daha sonra siyasetçi Dilek Yağlı’nın savunma yapmasını istedi. Ancak Dilek Yağlı savunma yapacak ortamın oluşmadığını, müdafi avukatların taleplerinin dikkate alınmasını istedi. Bunun üzerine mahkeme başkanı, “Size saygı duymuyorlarsa ben ne yapabilirim” şeklinde cevap verdi.

    Heyet başkanının söylemi üzerine Yağlı’nın avukatı Özgür Yaldız, “Müvekkili bu koşullar altında savunmaya zorlamak doğru değildir. Talepler devam ediyorken, müvekkilin savunma yapmasını istemek, yargı etiğine uygun değildir” şeklinde tepki gösterdi. Bunun üzerine mahkeme başkanı, Dilek Yağlı’ya savunma imkanının sağlandığını, başkaca herhangi bir yargısal işlemin yapılmayacağını belirterek, Yağlı’nın savunma yapmasını istedi. Duruşma ‘Yağlı’nın savunmasıyla sürdü.

    Yağlı, salonda yaşanan gerginliğin kendisinin tercihi olmadığını, talepte bulunan avukatların taleplerinin alınmasını istedi. Ancak mahkeme başkanı Yağlı’ya savunma yapmasını bir kez daha istedi. Yağlı, bugüne kadar yapmış olduğu hiçbir savunmanın dikkate alınmadığını belirterek, “Üzerime atılı suçlamalar benimle o kadar ilişkisiz ki nasıl savunma yapacağımı bilemiyorum. Daha önce de belirtmiştim, hakkımdaki iddiaların hiçbiri herhangi bir kanıta, bir delile dayandırılmamış. Mütalaa da suçlamaya dayanak yapılan tek şey, benim o dönem HDP MYK’da görev yapıyor olmam. Bunun dışında suçlamalara dayanak hiçbir şey yok” dedi.

    ‘EN AĞIR HİS, IŞİD’E KARŞI ÇAĞRI YAPMAK İÇİN BİRİLERİ TARAFINDAN YÖNLENDİRİLDİĞİMİZİN İDDİA EDİLMESİDİR’

    HDP MYK’sının yaptığı çağrının IŞİD karşıtı bir çağrı olduğunu vurgulayan Yağlı şunları söyledi: ,

    “Ben o gün bir vatandaş olarak bu çağrıyı yapsaydım, bugün bu dosyada yargılanmayacaktım. Çünkü o dönem dünya genelinde binlerce insan IŞİD’in ablukası altında olan Kobanê için çağrı yaptı. Bugün nasıl ki Filistin için insanlar çağrı yapıyorlarsa o günde Kobanê için çağrılar yapılıyordu. Benim bu dosyada duyduğum en ağır his, IŞİD’e karşı çağrı yapmak için birileri tarafından yönlendirildiğimizin iddia edilmesidir.”

    ‘MÜTALAAYI OKUDUĞUMDA DİYORUM Kİ HERHALDE BENİMLE ALAKALI DEĞİL’

    Mütalaada kendisi ile ilgili olarak sadece HDP MYK üyesi olarak yaşanan olaylardan sorumlu olduğunun belirtildiğini söyleyen Yağlı, şöyle devam etti:

    “Benimle ilgili tek bir araştırılmış bir belge yok. ‘Aranan şahıslardan olmadığı, arşiv kaydının bulunmadığı’ şeklinde ibare geçiyor. Dönüp dolaşıp iddianame ve mütalaada yer alan tek şey, benim HDP MYK üyesi olmam gösterilmiş. O yüzden hukuki bir mütalaa olmadığı için bu konuda savunma vermek benim için çok zor. Mütalaayı okuduğumda diyorum ki herhalde benimle alakalı değil.

    ‘YARGI TACİZİNE KARŞI SAVUNMA MI YAPACAĞIM?’

    Üst düzey örgüt yöneticileri ile ilişki kurduğum iddia edilmiş ama bunu nasıl yaptığıma dair tek bir ifade yok. Bakın sayın başkan ben HDP’de görev aldığım dört yıllık süreçte hakkımda hiçbir suçlama ile karşılaşmadım. Doğrudan anayasal hak kullanımına karşı bir yargı tacizi ile karşı karşıyayım. Şimdi bu yargı tacizine karşı savunma mı yapacağım” diye sordu.

    DURUŞMAYA ARA VERİLDİ

    Dijital belgelerde Ankara TEM’in raporunda yer alan bir belgede 6 Ekim de hiçbir olayın olmadığı, ölümlerin 7 Ekim de olduğuna dair bilgilerin olduğunu söyleyen Yağlı, “Tutanaklarda yer alan bu bilgiler iki açıdan önemlidir. Bir önceki bölümde demiştim; yapılan çağrıda barışçıl protestolara destek çağrısı var. Sonrasına dair bir şey yok. İkinci önemli şey ise şu; ne oldu da 7 Ekim öğleden sonra birdenbire olaylar şiddetlendi de ölümler yaşandı. 7 Ekim’de yaşanan ilk ölüm; kolluk kuvvetinin açtığı ateş sonucu gerçekleşti. Bakın bu olaylar dahi araştırılmadı. Pek çok ölüm bu şekilde kolluk tarafından gerçekleşti. Yine olay yerine ambulansların gitmesi bir şekilde engellendi. Bunlar tutanaklarda tespitlidir. Tutanaklarda, tespitli resmi evraklarda yer alan hususların hiçbiri bu davada değerlendirilmedi” dedi.

    Mahkeme heyeti duruşmaya yarın saat 10.30’a kadar ara verdi.

    KOBANE DAVASI

    2014 yılında IŞİD, PYD’nin kontrolündeki köylere saldırmaya başladı. Kuzey Suriye’nin Kobane kentinde adım adım ilerlemesi, kentin çevresindeki çoğu köyü ele geçirmesiyle, kentte yaşayanların çoğu Şanlıurfa’nın Suruç ilçesine sığındı.

    HDP’li yetkililer hükümetten Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) üzerinden gelecek askeri yardımın ulaşması için Türkiye toprakları üzerinden Kobani’ye bir koridor açılmasını talep etti.

    Ayrıca HDP ve DBP(Demokratik Bölgeler Partisi) 6 Ekim’de twitter üzerinden paylaştığı bir mesajla sokak protestosu çağrısı yaptı.

    Halk, üç gün süren eylemler yaptı. Doğu ve Güneydoğu kentlerinde ve Türkiye çapında kitlesel sokak eylemleri başladı.

    Erdoğan, “Şu anda Ayn-el Arab da, diğer adıyla Kobani de, buyurun, düştü düşüyor” demişti.

    İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) hazırladığı rapora göre 7-12 Ekim 2014 tarihleri arasında ülke genelinde 46 kişi yaşamını yitirdi.

    Kobani olaylarında 197 okulun yakıldığı, 269 kamu binasının tahrip edildiği, 1731 ev ve işyerinin yağmalandığı ve 1230 aracın da zarar gördüğü duyuruldu. 2014 yılında olaylarla ilgili başlayan soruşturma 2021 yılında davaya dönüştü.

    20 Mayıs 2016’da Meclis’te oy çokluğuyla milletvekili dokunulmazlıkları kaldırıldı. Selahattin Demirtaş ve dokunulmazlığı kaldırılan HDP milletvekilleri 4 Kasım 2016’da evlerine yapılan baskınla gözaltına alınarak tutuklandılar.

    Kobani olaylarına götüren süreci başlattığı öne sürülen HDP’nin sosyal medyadaki paylaşımı gerekçe gösterilerek HDP’li 108 isim hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı iddianame hazırladı.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, olaylarla ilgili soruşturması kapsamında 2 Ekim 2020’de 17 HDP’li siyasetçi tutuklandı. Tutuklananlar arasında, o dönem gözaltına alındıktan sonra görevinden istifa eden eski Kars Belediye Başkanı Ayhan Bilgen de vardı.

    Sanıklar arasında, HDP’nin eski eş genel başkanlarından, şu anda Kandıra F Tipi Cezaevi’nden cezaevinde bulunan Figen Yüksekdağ, Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel, Sırrı Süreyya Önder, Ayhan Bilgen, Ayla Akat Ata, Emine Ayna, Ali Ürküt, Alp Aydonörs, Sırrı Süreya Önder gibi siyasetçiler yer aldı.

    Önder, 4 Ekim 2019 tarihinde serbest bırakılmıştı.

    Savcılığın, 30 Aralık 2020 tarihinde hazırladığı iddianame, 7 Ocak 2021’de Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    26 Nisan’da Sincan Cezaevi Kampüsü’nde başlayan davada 18’si tutuklu 108 HDP’li siyasetçi yargılanıyor.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***