Etiket: HDP

  • Selahattin Demirtaş’a ‘Cumhurbaşkanına Hakaret’ Suçundan Hapis Cezası

    Selahattin Demirtaş’a ‘Cumhurbaşkanına Hakaret’ Suçundan Hapis Cezası


    Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a ‘Cumhurbaşkanına hakaret’ suçundan yargılandığı davada 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası verildi.



    A+
    Yazı Boyutunu Büyüt


    A
    Yazı Boyutunu Küçült

    Eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında ‘Cumhurbaşkanına hakaret ettiği’ gerekçesiyle açılan davanın karar duruşması Mersin 14’üncü Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Edirne F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda başka suçtan tutuklu bulunan Demirtaş, duruşmaya katılmazken, avukatı salonda hazır bulundu.

    Sanık avukatları, önceki celsede mahkemeye sundukları talepler nedeniyle savunma hazırlamadıklarını, mütalaaya karşı savunma vermek için ek süre talep etti. Mahkeme başkanı, önceki duruşmada mütalaaya karşı beyan için süre verildiğinden dolayı ‘ek süre’ talebini reddetti. Sanık avukatları süre talebinin reddi üzerine, adil savunma ilkesinin ihlal edildiği gerekçesiyle ‘reddihakim’ talebinde bulundu. Talep, mahkeme tarafından reddedildi. Mahkeme başkanı ayrıca Demirtaş’ın duruşmaya katılma talebinin ‘güvenlik’ sebebiyle reddedildiğini dile getirdi.

    KARAR VERİLDİ

    Avukatları dinleyen mahkeme heyeti, Selahattin Demirtaş’a zincirleme şekilde Mersin ve Diyarbakır’daki konuşmalarında ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ suçunu işlediği gerekçesiyle 1 yıl 5 ay 15 gün hapis cezası verdi.

    Kaynak: DHA


    Etiketler

    Selahattin Demirtaş


    HDP

    Hükümet Düğmeye Bastı! TBMM’den Tarihi Karar: Milyonlarca Vatandaşın Borcu Tek Kalemde Siliniyor
    Tarihi Karar! Milyonlarca Vatandaşın Borcu Tek Kalemde Siliniyor

    Kadıköy’de Skandal! Yaşananlara Dayanamadı Apar Topar Stadı Terk Etti
    Kadıköy’de Skandal! Stadı Apar Topar Terk Etti

    Beştepe'de Yeni Yılın İlk Kabine Toplantısı
    Yılın İlk Kabine Toplantısı Başladı

    Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Venezuela Çıkışı: 'Trump'a Hassasiyetlerimizi İlettik'
    Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Venezuela Çıkışı

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Eski HDP’li Milletvekili Semra Güzel Hakkında Tahliye Kararı

    Eski HDP’li Milletvekili Semra Güzel Hakkında Tahliye Kararı


    Eski HDP milletvekili Semra Güzel, 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, tutukluluk süresini dikkate alarak Güzel’in tahliyesine karar verdi.



    A+
    Yazı Boyutunu Büyüt


    A
    Yazı Boyutunu Küçült

    Eski HDP milletvekili Semra Güzel’in ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ ve ‘resmi belgede sahtecilik’ suçlamalarıyla yargılandığı davada karar duruşması görüldü. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada Güzel, Tabip Odası’ndaki görevi gereği bazı kişilerle görüştüğünü, örgütsel bir bağlantısı bulunmadığını belirtti. Sahte kimlikle yakalanmasına ilişkin olarak ise tehditler aldığı için güvenlik amacıyla böyle davrandığını savundu.

    TUTUKLULUK SÜRESİ NEDENİYLE TAHLİYE

    Avukatları da Güzel’in kimliğini gizlemediğini, sahtecilik suçunu işlemediğini vurguladı. Savcı, yargılamanın geldiği aşama ve tutukluluk süresi nedeniyle tahliye talep etti. Mahkeme, ‘silahlı terör örgütüne üye olmak’ suçundan 6 yıl 3 ay, ‘resmi belgede sahtecilik’ suçundan ise 2 yıl 6 ay hapis cezası vererek Güzel’in tahliyesine karar verdi.

    NE OLMUŞTU?

    Semra Güzel’in, 2017’de Adıyaman’da öldürülen PKK’lı Volkan Bora’yla fotoğraflarının ortaya çıkmasının ardından hakkında fezleke hazırlanmış, 2018’de milletvekili seçilmesine rağmen 2022’de dokunulmazlığı kaldırılmıştı. Aynı yıl Edirne’de yurtdışına kaçmaya çalışırken yakalanan Güzel, 3 Eylül 2022’de tutuklanmıştı.

    Kaynak: AA


    Etiketler

    HDP

    Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, Beştepe’de Toplandı
    Cumhurbaşkanlığı Kabinesi, Beştepe’de Toplandı

    Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan Kritik 'Süreç' Mesajı: 'İstanbul Kadar Diyarbakır Kazanacak'
    Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan Kritik ‘Süreç’ Mesajı!

    Fenerbahçe’de Beklenmedik Deprem! Tedesco’nun Çıkacağı Son Maçı Açıkladı: İşte Yerine Gelecek O İsim…
    Çıkacağı Son Maçı Açıkladı! İşte Yerine Gelecek İsim

    Fenerbahçe'ye Büyük Umutlarla Transfer Olmuştu: Anderson Talisca Yılın İmzasını Atıyor! Kimse Bunu Beklemiyordu
    Yılın İmzasını Atıyor! Açıklama Yapıldı

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Selahattin Demirtaş’ın Avukatı 8 Ekim’i İşaret Etti

    Selahattin Demirtaş’ın Avukatı 8 Ekim’i İşaret Etti


    Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman, sosyal medyadan yaptığı paylaşımda, hükümetin itiraz etmemesi durumunda AİHM kararının 8 Ekim’de kesinleşeceğini yazdı.



    A+
    Yazı Boyutunu Büyüt


    A
    Yazı Boyutunu Küçült

    Edirne F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman sosyal medyadan dikkat çeken bir açıklama yayımladı. “Sürecin turnusol kağıdı: 8 Ekim tarihi ve Demirtaş” başlıklı bir yazı kaleme alan Karaman, Demirtaş’ın olası tahliyesi için kritik tarihin 8 Ekim olduğunu belirtti.

    Karaman, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) şu ana kadar Demirtaş hakkında üç defa tahliye edilmesine yönelik karar verdiğini ancak gereğinin yerine getirilmediğini hatırlatarak, hükümetin itiraz etmemesi durumunda Demirtaş hakkında verilen AİHM kararının 8 Ekim’de kesinleşeceğini söyledi.

    Selahattin Demirtaş'ın Avukatı 8 Ekim'i İşaret Etti - Resim : 1
    AİHM daha önce 3 kez tahliye kararı vermişti.

    ‘HUKUKUN GEREĞİ OLARAK TAHLİYE EDİLMESİ GEREKİYOR’

    Avukat Karaman, “İstinaf Dairesi’nin dosyayı hemen incelemeye alarak Sayın Demirtaş ve arkadaşlarını, ilk elden, hukukun gereği olarak tahliye etmesi gerekir” derken açıklamasının devamında şunları kaydetti:

    “Diğer taraftan sıcaklığı ile yürütülen ve temkinli izlenen çözüm sürecinin inandırıcılığının gereği olarak da Kobani tutuklularının tahliyesi gerekli ve hatta zorunludur. Öyle ki, tıpkı MHP’nin Kobani dosyasında istinafa başvurmaması gibi, hükümetin de itiraz süresi 8 Ekim 2025’te son bulacak olan AİHM kararına itiraz etmemesi anlamlı olacaktır. Zaten benzer itirazların AİHM nezdinde bir karşılık bulmayacağı önceki AİHM Büyük Daire kararı ile sabittir. Gerek yerel ve uluslararası hukukun gereği olarak, gerekse de barış ve kardeşlik sürecinin inandırıcılığının pekişmesi açısından, İstinaf Dairesinin Kobani dosyasını en kısa zamanda incelemeye alacağı ve Sayın Demirtaş ve arkadaşları hakkında tahliye kararı vereceği yönünde güçlü bir beklentimiz olduğunu not etmek gerekir.”

    Kaynak: Haber Merkezi


    Etiketler

    Selahattin Demirtaş


    HDP


    Edirne


    AİHM

    Fenerbahçe'de Deprem Üstüne Deprem! Yıldız Oyuncudan Kahreden Haber Geldi: Resmen Açıklandı
    Yıldız Oyuncudan Kahreden Haber Geldi

    Bölgenin En Güçlülerindendi: Türkiye’nin Dev Tekstil Firması İflasın Eşiğinde
    Türkiye’nin Dev Tekstil Firması İflasın Eşiğinde

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, Trump'ı Takdir Etti! 'Katkı Vereceğiz'
    Cumhurbaşkanı Erdoğan Trump’ı Takdir Etti! ‘Katkı Vereceğiz’

    Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Ziyaretini Anlattı: 'Fevkalade Başarılı Geçti'
    Cumhurbaşkanı Erdoğan, ABD Ziyaretini Anlattı… ‘Fevkalade Başarılı Geçti’

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Figen Yüksekdağ’ın Acı Kaybı: Kardeşi Evde Ölü Halde Bulundu

    Figen Yüksekdağ’ın Acı Kaybı: Kardeşi Evde Ölü Halde Bulundu


    Eski HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın kardeşi Saniye Yüksekdağ hayatını kaybetti. Yüksekdağ’a yakınlarının üç gündür ulaşamadığı belirtilirken, Yüksekdağ’ın mide kanaması nedeniyle hayatını kaybettiği belirtildi.


    Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) HDP Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın kardeşi Saniye Yüksekdağ, geçirdiği mide kanaması sonucu evinde hayatını kaybetti.

    3 gündür kendisinden haber alınamayan Saniye Yüksekdağ’ın yakınları durumu polis ekiplerine bildirdi.

    Başvuru üzerine eve sağlık ve polis ekipleri yönlendirildi. Sağlık ekiplerinin yaptığı ilk incelemede, Saniye Yüksekdağ’ın 3 gün önce hayatını kaybettiği belirlendi.

    Yüksekdağ’ın cenazesi otopsi işlemi için Adana Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.

    Saniye Yüksekdağ’ın yarın Ceyhan’da son yolculuğuna uğurlanacağı öğrenildi.

    AHMET TÜRK’ÜN TORUNU ÖLDÜRÜLMÜŞTÜ

    Öte yandan Ahmet Türk’ün üvey torunu Hüseyin Reber Türk, dün Mersin’de silahlı saldırıda yaralanmış ve kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti.

    Kaynak: ANKA


    Etiketler

    Figen Yüksekdağ


    HDP

    CHP'nin Cumhurbaşkanı Adaylığı Seçiminde Kurallar Netleşti
    CHP, Cumhurbaşkanı Adayını Bu Kurallara Bakarak Seçecek

    Kan Şekerini Anında Dengeleyen Mucizevi Çay! Sadece 1 Bardağı Bile Etkisini Gösteriyor
    Kan Şekerini Anında Dengeleyen Mucizevi Çay! Sadece 1 Bardağı Bile Etkisini Gösteriyor

    Cumhurbaşkanı Erdoğan'a Kritik Soru
    Cumhurbaşkanı Erdoğan’a Kritik Soru

    Lezzetli Çay Demlemenin Yolu : İşte Çaycıların Uyguladığı Sırlar
    Lezzetli Çay Demlemenin Yolu : İşte Çaycıların Uyguladığı Sırlar

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Figen Yüksekdağ Beraat Etti

    Figen Yüksekdağ Beraat Etti


    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı görevini sürdürürken Kasım 2016 yılında tutuklanan ve o zamdan beri cezaevinde olan Figen Yüksekdağ, 2015 yılında gerçekleştirdiği bir konuşma sebebiyle hakkında açılan davada beraat etti.

    İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, Yüksekdağ hakkında 2016 yılında “örgüt propagandası yapmak” suçlamasıyla mahkumiyet kararı verilmişti.

    2016 yılında açılan davada, Yüksekdağ’ın avukatları, milletvekili dokunulmazlığı gerekçesiyle yargılamanın durdurulmasını talep etmiş, ancak mahkeme bu talebi kabul etmemişti.

    CEZA YARGITAY’DAN DÖNDÜ

    Sürecin sonunda, Yüksekdağ ‘örgüt propagandası’ suçlamasıyla cezalandırılmıştı. Avukatlarının itirazı üzerine Yargıtay’a taşınan davada yüksek mahkeme, “propaganda suçunun unsurlarının oluşmadığı” gerekçesiyle verilen mahkumiyet kararını bozdu.

    Yargıtay’ın bozma kararının ardından dosya yeniden İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Görülen duruşmada, mahkeme Yargıtay’ın kararını dikkate alarak Yüksekdağ’ın beraatine karar verdi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP’li Tanrıkulu’ndan, Selahattin Demirtaş’a Ziyaret

    CHP’li Tanrıkulu’ndan, Selahattin Demirtaş’a Ziyaret

    CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve HDP eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etti.

    CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ı ve HDP eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Adnan Selçuk Mızraklı’yı ziyaret etti.

    ‘SAĞLIK DURUMLARI İYİ’

    CHP’li Tanrıkulu, Demirtaş ve Mızraklı’nın sağlık durumu hakkında bilgi verdi.

    Sosyal medya hesabından paylaşımda bulunan Tanrıkulu, “Sağlık durumları iyi; soran dostlara, bütün hemşehrilerimize selam ve sevgilerini ilettiler” ifadelerini kullandı.

    AİHM KARARINA DİKKAT ÇEKTİ

    Tanrıkulu paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

    “Selahattin Demirtaş, Türkiye’nin Kürt Meselesinin siyasi rehinesi olarak Edirne’de tutuklu olarak bulunuyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı var, Büyük Dairenin mevcut delillerle tutuklanamayacağına dair kararı var ama ama buna rağmen cezaevinde tutuldu.

    Elbet bir gün Türkiye’nin Kürt Meselesini cezaevleri önünden, duruşma salonlarından konuşmadığımız günler de olacak.

    Herkese Edirne’den selam ve sevgiler.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Irkçılık siyasi gündemini Kürt karşıtlığı üzerine kurmuş

    Irkçılık siyasi gündemini Kürt karşıtlığı üzerine kurmuş


    Mehmed S. KAYA*


    Irkçılık ve ayrımcılık farklı şekillerde ifade edilebilir ve farklı kişiler tarafından farklı şekilde deneyimlenebilir. Irkçılık ve ayrımcılık, örneğin siyasete veya karar alma sürecine katılım, kültürel faaliyetlere, bilimsel faaliyetlere, sivil topluma vb. katılım gibi çeşitli alanlarda toplumsal katılımın önünde engel teşkil etmektedir.

    Pek çok kişi ve kurum Türk devletinin başta Kürtler olmak üzere etnik azınlıkları dışlayan ırkçı ve ayrımcı ilkelere dayandığına inanıyor. Bunda Avrupa Birliği de dahildir.

    Bu konunun kamuoyunda tartışılması verimli olur. Bu da şu soruyu akla getiriyor: Bu devlet toplumsal misyonunu nasıl yerine getirecek?

    Konu önemlidir çünkü ırkçılık ve ayrımcılık zor ve tartışmalı konulardır. Eylemler ırkçılık ve ayrımcılık olarak yorumlandığında veya sınıflandırıldığında sıklıkla çatışmalar ortaya çıkıyor. Tartışmaların patlayıcı özü kısmen ırkçılık ve ayrımcılığın akademi, politika, ahlak ve deneyim arasındaki sınırlara meydan okuması gerçeğinden, kısmen de bu alandaki çarpıcı kavramsal belirsizlikten oluşuyor.

    IRKÇILIK VE AYIRIMCILIĞIN GENEL TARİFİ

    Irkçılık ve ayrımcılık, cinsiyet, ten rengi, etnik köken, dini inançlar ve ulusal köken gibi koşullar ne olursa olsun herkese eşit fırsatlar sağlanması gereken temel demokratik hakların ihlallerini temsil etmektedir. Bu hakim ideallerin aksine, toplumun oluşumunun gerçekte farklı göründüğünü kanıtlayan örneklerle her gün karşılaşıyoruz. Örnekler çoktur ve geniş bir yelpazeye yayılmaktadır. Bir sosyal topluluğun parçası olmamanın öznel deneyimlerinden, işsizlikteki sistematik farklılıklara veya belirli gruplara ayrılan bireylere yönelik daha açık nefret ve şiddete kadar.

    Klasik ya da biyolojik ırkçılığın ilginç bir özelliği, Türk kamuoyunda sıklıkla, ortak noktası bugün başka bir zamana ait olarak algılanan tarihi olaylarla ilişkilendirilmesidir. 1915-1938 döneminde yaşanan katliamlara doğrudan değinmeden; ‘Geride bıraktığımız bir kötülük’ diye geçiştiriyorlar. Gerçekten bunu geride bıraktık mı? Pek çok siyasi çevre, Türk yargısının terör bahanesi altında ırkçılığı meşrulaştırma çabasında olduğuna inanıyor.

    Onlarca Kürtçe şarkının yasaklanması bunun bariz örneği olarak gösteriliyor. Irkçılığı, savaşı veya otoriter baskıyı protesto etmek için yazılan şarkılar neden terörle ilişkilendiriliyor? Sivil haklar, insan hakları, kadınların özgürleşmesi, çevrenin korunması gibi konular etrafında dönen şarkılarda neden sorun yaşanıyor? ABD’de ve dünyada kölelikten kurtuluş ve özgürlük özlemini dile getiren şarkılar ünlenirken, Türkiye’de paralel şarkılar terörizmle suçlanıyor. Blues’un şarkı sözleriyle terörle suçlanan Kürtçe şarkılar arasında pek çok benzerlik var. Örneğin ‘Insensitive cops’ (duyarsız polisler) ve ‘Oppression from white and hard times’ (beyazlardan gelen baskılar ve zor zamanlar) sözleri Türk yargısının Kürt müzisyenlere nasıl davrandığını çok anımsatıyor.

    Türk yargıçlar uluslararası alanda siyasi muhaliflere yönelik delilleri çarpıtma ve yanlış yorumlama konusunda da iyi biliniyor. Bunun en son bir örneği, Siirt’te 8 Mart Kadınlar Günü’nde ‘Berxwedan xweş doz e’ şarkısının çalınması üzerine savcılığın Kürt kadınlara yönelik suçlamada bulunmasıyla yaşandı. ‘Berxwedan xweş doz e’, yani ‘Direniş iyi bir davadır’, şarkısını ‘terörizm propagandası’ ile ilişkilendirmek yanıltıcıdır, çarpıtmadır. Şarkı şu konularla ilgili mücadeleyle bağlantılı olarak kullanılmış: Kadınların mücadelesi çalışma hakkını, kürtaj hakkını, boşanma hakkını, miras hakkını, kendi hayatı ve bedeni hakkında karar verme hakkı, erkek egemenliğinden bağımsız olma, kendi ayakları üzerinde durma, kendini geçindirme, kendisine ve çocuklarına bakma hakkını kapsıyor. Başka bir deyişle, cinsiyetler arasında adil ve eşit muamele için verilen mücadele.

    Bu hayati mücadele uğruna yapılan eylemlerin yanlış çarpıtılması, iddia makamını hakikate yaklaştırmıyor. Güçlü olmak her zaman haklı olmak ya da her zaman en iyisini bilmek değildir. Güçlü olmak, zor da olsa gerçeklerle yüzleşmek demektir.

    Bu örnek de gösteriyorki Kürtlerin kendi hayatları ile ne yapmak istedikleri Türk siyasi yargısı açısından hiçbir önemi yoktur. Demekki Kürtlerin hayatları, Türklerin onlardan ne anladığıdır.

    KÜRTLERIN KARAR ALMA SÜRECLERİNE KATILMASINI ENGELLEYEN ÖRNEKLER

    Bastırıcı kibir aynı zamanda parlamentodaki seçilmiş Kürt temsilcilere karşı da sergileniyor. Örneğin bazı Kürt milletvekilleri meclis kürsüsünden Kürtçe selamlamaya kalkıştığında, hemen ‘ayrılıkçı veya terör destekçisi olmakla’ suçlanıyorlar. Kürt temsilciler bunun aksini nasıl ispatlayacaklar? Bu bağlamda en ilginç şeylerden biri de tam tersinin yaşanmış olmasıdır.

    Medyada çokça yer bulan Karadeniz’de, Ege Bölgesi’nde, orada burada mevsimlik Kürt işçilere yönelik saldırıları bu tablo içinde nasıl yorumlamalıyız? Ya da Kürt sokak müzisyenlerinin dövüldüğünü, sokaklarda, konserlerde, düğünlerde şarkı söylemeyi reddettiklerini, hatta öldürüldüğünü?

    Bu olayların iki önemli boyutu var: Birincisi, Kürt temsilcilerin meclis kürsüsünden Kürtçe konuşmalarının engellemesi, diğer toplumsal alanlardaki yaygın ve sistematik ayrımcılık veya dışlamanın küçümsenen bir ifadesidir. Bu, Türklerin Cumhuriyet kuruluşundan beri ellerinde bulundurdukları güç hegemonyası, devlet ile etnik azınlıklar arasındaki ilişkilere hâlâ damgasını vuruyor. İkincisi, Kürtlere yönelik saldırılar gibi aşırı olayların ırkçılığın kötülük olduğu anlayışının güçlenmesine yardımcı olması ve Türklerin kendi anlayışının ırkçı olmayan bir haleyle büründüğü anlamına geliyor.

    Terimin klasik tanımına göre bu saldırılar ırksal motivasyonla mı gerçekleştiriliyor? Pek çok Kürt, saldırıların ve şiddetin ‘biz’in (yani Kürtlerin) hoşgörülü ve insani imajını güçlendirmeye yardımcı olduğuna dikkat çekiyor.

    Fakat Türkiye’de ırkçılığın yapısal ya da sistemik düzeyde var olduğunu gösteren, egemen grubun azınlıklara yönelik uygulamalarında üstü kapalı olarak pek çok örnek bulunmaktadır. Kobani vakası bunun son örneği olarak değerlendiriliyor.

    Çoğu Türk, Kobani davasında Kürt siyasetçilere verilen cezalara ya pasif tepki verdi, ya da kayısız kaldı ve bu durum son derece sorunlu görüldü. Pek çok açıdan sonuç, İngilizlerin söylediği türden: ‘Damned if you do, damned if you don’t’ (yaparsan kahredici, yapmazsan da kahredici.)

    Bu bağlamda azınlıkların yanı sıra egemen grubu da vuran bir mekanizma: Egemen grup bir yandan fazla kayıtsız kaldığı için eleştiriliyor, diğer yandan her türlü taahhüt kişinin kendi rahatlığının teyidi olarak yorumlanıyor. Azınlıklar için mantık genellikle farklı bir şekilde uygulanır: Ya ‘terörist’ olarak kabul edilirler ya da kendilerini ikincil konumlarda bulan ve çoğunluğun yapmak istemediği işleri yapan topluluk olarak görülür.

    KLASİK IRKÇILIKTAN YENI IRKÇILIĞA GEÇİŞ

    Avrupa’da ayrımcılık, azaltılmasına yönelik stratejiler gerektiren toplumsal bir sorun olarak görülürken, Türkiye’de hem ‘Berxwedan xweş doz e’ şarkısıyla ilgili olay hem de daha birçok örnek gösteriyor ki, çelişkileri arttıran stratejiler tercih ediliyor. Kürtlere göre, başta MHP olmak üzere, milliyetçiler bu süreçte büyük rol oynuyor.

    Milliyetçilik, bölünme ve çoğu zaman da yabancı düşmanlığı ve ırkçılık anlamına gelir. Dünya daha önce milliyetçiliği denedi ve iki kanlı dünya savaşıyla sonuçlandı. Bunun tekrarını kim ister? Ama Türkiye’de pek çok kişinin bunu istediği açık.

    Son dönemde Türkiye’de Kürtler gibi azınlık gruplar karşısında ırkçı ideolojiler dönüşerek güçleniyor. Araştırmacılar arasındaki ortak algı, aşırı milliyetçi ideolojiler arasında, en önemli düzenleyici kategori olarak ‘ırk’ın yerini ‘kültür’ün aldığı retorik bir değişim olduğu yönündedir. Farklı kültürler arasındaki farklılıkların uyumsuz olduğu ve azınlıklara daha fazla hak tanınmasının çatışmaya yol açacağı gerçeğine vurgu yapılıyor ve bu nedenle baskıcı bir azınlık politikası için argüman işlevi görüyor.

    Kültürel açıdan farklı olarak algılanan insanlara, ulus devlete veya çoğunluğun yaşam tarzına yönelik bir ‘tehdit’ oluşturan özellikler atfedilmektedir. Kürtler, ya baskın egemen grup tarafından tanımlanan bir topluluk içinde asimile edilmeli, ya da ülkeyi terk etmeliler. Örneğin, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2019 konuşması: ‘Bu ülkeyi bölemeyecekler. Kürdistan Kuzey Irak’ta, çok seviyorlarsa oraya gitsinler. Benim ülkemde ‘Kürdistan’ diye bir bölge yok’.(1)

    ‘Irk’tan ‘kültür’e bu geçiş genellikle klasik ‘eski’ ırkçılıktan neo-ırkçılığa geçiş olarak tanımlanır. Mustafa Kemal, Kürtleri ve Türk olmayan diğer grupları daha az gelişmiş, düşük ırklar olarak görüyordu. Amaç, Kürtleri ve diğer azınlıkları baskı altında tutabilmek ve onları sadece egemen Türk etnik çoğunluğun çıkarı için tasfiye etmekti.

    Mustafa Kemal iktidarı döneminde, özellikle Kürtler ‘ahmak’ nüfüs olarak öngürüldü. Atatürk’ü sevmedikleri için Kürtleri nefret ve ışağılayıcı bir dil ile ‘modernite düşmanları, uygarlıktan anlamayan, feodalizmin peşinde giden gericiler’ olarak yaftalandilar.

    Türkiye’deki neo-ırkçılık, klasik ırkçılıktan öncelikle 1930’larda olduğu gibi biyolojiye dayanmamasıyla ayrılıyor. İkisi arasındaki benzerlik, bazı insanların diğerlerinden daha değerli kabul edildiği bir değer hiyerarşisinin mevcut olduğu fikrinde yatmaktadır.

    Kürt temsilcilerin meclis kürsüsünden Kürtçe selam vermeye çalışması ve Kürtçenin baskın grup temsilcileri tarafından ‘bilinmeyen dil’ olarak tanımlanması aslında klasik ırkçılığın bir ifadesidir. Her şey olması gerektiği gibi olmuyor. İnsanın iki kulağı, iki gözü ve bir ağzı vardır. ‘Bilinmeyen dil’ ya da yok sayılan dil Ortadoğu’da 30 ila 40 milyon insan tarafindan konuşuluyor. Ve ben de onlardan biriyim.

    Mantıklı insanlar gerçeklikten kaçamazlar. Hiç kimse benim iznim olmadan dilimi yok sayamaz. Yani başkalarının fikirlerini onaylayan biziz. Ancak başkalarının verdiğimiz kararlar hakkında ne düşündüğü bizim için önemli olmamalıdır, çünkü onların da bizim kadar yanlış olma olasılıkları vardır. Dünyada hiçbir şey ana dilimle olan ilişkimi değiştiremez. Kendi yalanlarına inanan kibirli insanlarla tartışmanın faydası yoktur. Ben sadece ana dilimde ifade ettiğimden sorumluyum, sizin anladığınızdan değil.

    Türkiye’de Kürt meselesi dahil her konuda uzman olduğunu düşünenler var. Bu tür kişiler bilinçli olarak ‘Kürt sorunu yoktur’, ‘Kürtçe bir aşiret dilidir’ vb. ifadelerle insanlarda güvensizlik ve huzursuzluk yaratıyorlar. Bunların sizi küçük görmesine asla izin vermemelisiniz. Gücünü başkalarını aşağılamak için kullanan birinden daha önemsiz bir insan yoktur.

    Bu, Kürtleri ‘hiç’ konumuna sürüklemek demektir. Trajikomedi olarak başka ne adlandırılabilir? Akıl ve cehalet arasındaki fark, aklın sınırını görmesidir. Cahil o sınırı görmez.

    KÜRTLERİ SİYASİ KARAR ALMA SÜRECİNİN DIŞINA İTMEK

    Parlamento yasa yapma konusunda en yüksek karar alma organıdır. Kürtlerin burada karar alma süreçlerine katılmasının engellenmesi ve ‘kültürel özelliklerine’ yönelik aşağılayıcı tepkiler ırkçılığın ve ayrımcılığın mükemmel bir sonucudur.

    Kürt illerinde halkın seçtiği belediye başkanlarının yerine kayyımların atanması da bir başka güncel örnek.

    Bu örnekler aynı zamanda ırkçılık ve ayrımcılığın kanıtlarını açığa vuran bir etkinlik olarak kabul ediliyor. Örnekler aynı zamanda hangi ırkçılık ve ayrımcılık mekanizmalarının hala devrede olduğunu da gösteriyor. Bir bakıma pek çok Türk’ün hayran olduğu 1920’li ve 1930’lu yıllardan kalma ırkçılık ve ayrımcılık yeni kıyafetlere büründü diyebiliriz. Kürtlere yönelik baskıları tarihsel bağından sapmamak adına şunu belirtmek gerekir ki, Mustafa Kemal’den Devlet Bahçeli’ye kadar bütün milliyetçi totaliter ve otoriter liderleri arasında güç kibri o kadar büyük olmuştur ki, ırkçılığı ve ayrımcılığı hararetle meşrulaştırmaya çalışmışlardır.

    Milliyetçiler güç ve kibirleriyle övünebilirler, etnik ve kültürel farklılıklara karşı verdikleri ısrarlı mücadeleyle gurur duyabilirler. Ancak buna karşı çıkanlar şu soruyu soruyor: Milliyetçiler, uygar bir topluma yakışmayan zalimce eylemlerden başka, kendi halklarına ne gibi kötülük ve yıkım getirebilirler?

    Sağduyu ile zehirli milliyetçilik arasındaki çizgi nerede? Zehirli milliyetçiliğin ne zaman başladığını biliyoruz, ancak ne zaman biteceğini bilmiyoruz. Pek çok kişi sorunun Kürtlerle onurlu bir çözümle sonuçlanacağına inanıyor.


    (1) NTV, 28.02.2019.

    * Lillehammer Inland Norveç Üniversitesi’nde sosyoloji profesörü. ‘The Zaza Kurds of Turkey’ kitabının yazarı.

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Savcılık, İdris Baluken hakkında ceza istedi

    Savcılık, İdris Baluken hakkında ceza istedi



    Eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili İdris Baluken’in ‘terör örgütü propagandası’ suçlamasıyla cezalandırılması talep edildi.

    4 Kasım 2016’da gözaltına alınarak tutuklanan ve 7 yıl sonra tahliye edilen eski Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili İdris Baluken’in, yaptığı konuşmalar nedeniyle ‘terör örgütü propagandası yapmak’ ve ‘Devleti, hükümeti ve yargı organlarını alenen aşağılamak’ iddialarıyla yargılandığı davanın duruşması Siirt 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    MA’nın aktardığına göre duruşmaya Baluken katılmazken avukatı Serdar Çelebi, Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) üzerinden duruşmaya bağlandı.

    Baluken’in 2014 yılında partisinin Elazığ’ın Karakoçan ilçesinde katıldığı seçim çalışmasında yaptığı konuşmada söylediği ‘Hayri Durmuş, Mazlum Doğan ve Sakine Cansız yolunda yürüyen Dep kadınlarını saygıyla selamlıyorum’ ifadelerini ‘terör örgütü propagandası’ sayarak cezalandırılmasını talep etti.

    Baluken’in “Son yaptığımız ziyarette özellikle Kürt halkının önderi Sayın Abdullah Öcalan Karakoçan ve Elazığ halkına özel selamlarını gönderdi” sözleriyle de “terör örgütü propagandası yaptığını” ileri süren iddia makamı, cezalandırılmasını talep ederken diğer suçlamalar yönünden ise Baluken’in beraatını istedi.

    25 HAZİRAN’A ERTELENDİ

    İddia makamının ardından söz alan Baluken’in avukatı Serdar Çelebi, mütalaaya karşı savunma yapmak üzere süre talebinde bulundu. Mahkeme, süre talebini kabul ederek, duruşmayı 25 Haziran’a erteledi.

    Baluken, 5 Nisan 2023’te tahliye edilmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kobani davasında kritik gün: Son savunmalar alınıyor

    Kobani davasında kritik gün: Son savunmalar alınıyor



    IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarına karşılık 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobani Davası’nda bugün son gün.

    Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Sincan Kampüsü’ndeki mahkeme salonunda görülen duruşmada hüküm öncesi son sözlerini söyleyen siyasetçilerden Alp Altınörs, “Bu davada ilk sözümüz ne ise son sözümüz de odur”; Ali Ürküt, “Bu dosyaya dair ilk sözünü siyaset söyledi”; Ayla Akat Ata “Bedel ödemeye hazır olanlar amacına ulaşacaktır” dedi.

    Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada siyasetçilerin bazıları duruşma salonunda bazıları ise SEGBİS ile duruşmaya bağlandı. Gazeteci Hüseyin Aykol ile DEM Partililerin de bulunduğu çok kişi duruşmayı izliyor.

    ‘SÖZÜMÜZÜ SÖYLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ’

    Duruşmada ilk olarak Ali Ürküt konuştu. “Bu dosyayla ilgili ilk sözünü siyaset söyledi” diye sözlerine başlayan Ürküt, “Bu dosya siyasi saiklerle önce savcılığın önüne, sonra da sizin önünüze konuldu. Dolayısıyla kamuoyunun vicdanına mahkûm edilmiş ilk sözü iktidar söyledi. İnanıyorum ki bu tarihte de böyle anılacak” dedi.

    Gazete Duvar’ın aktardıklarına göre Ürküt, şunları söyledi: “Bunun adı Kobani Kumpas Davasıdır. Savcılık ve mahkeme siyasi iktidarın kendilerine biçtiği role uygun olarak kendilerine düşeni yaptı. Önce tamamen gerçek dışı, gerçeklikle alakası olmayan bir iddianame hazırladı. İddia makamı bir sürü yalan tanıkların beyanları ile iddianame hazırladı ve savcılık da onun devamında mütalaa hazırladı. Tabii ki asıl sıra ve son söz sizdedir. Üç yıldır dilimiz döndüğünce söyledik ve yalan iddialara cevap vermeye çalıştık. Sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Çok fazla uzatmayacağım ama bir tarihi hatırlatma yapacağım. Seyit Rıza’ya son söz sorulmuş ve ‘Ne istiyorsun? denilmiş. Seyit Rıza’da ‘Oğlumu benden sonra idam edin’ demiş ama mahkeme heyeti tam tersini yapmış ve oğlunu kendisinden önce idam etmişler. Yine Adnan Menderes’i idam edenler bugün tarihte nasıl anılıyorlar hepimiz biliyoruz. Deniz Gezmişlerin, üç fidanların kalemini kıranların tarihten nasıl anıldıklarını herkes biliyor. Gezi ve Kobani Kumpas davaları da böyle anılacak tarihte. Dolayısıyla hukukun gereği, adaletin gereği yapılacaksa bu dosya derhal düşürülmeli. Son olarak ve sözün en önemlisi, bizi yalnız bırakmayan başta avukatlarımıza ailemize ve herkese çok teşekkür ediyorum.”

    ‘SİZE DÜŞEN KUMPAS DAVASINI KAPATMAKTIR’

    Ardından söz alan Alp Altınörs, birlikte yargılandığı tüm arkadaşlarına ve salonda bulunan eşine selamlarını ilerek savunmasını yaptı. Altınörs, şunları söyledi: “Sözümüzden dönmeyiz, çağrımızı inkardan gelmeyiz. Sözümüz özgürlük ve sosyalizm içindir. Kalem ile yazılanı balta ile kesemezsiniz. Halkların dayanışmasını yargılayamazsınız. Milyonların yazdığı bir tarihi mahkeme salonlarında yalancı tanıklarla, kumpas davalarıyla yeniden yazamazsınız. Bizim bu davada ilk sözümüz ile son sözümüz aynıdır. Çağrımız meşrudur; bir soykırımı önleme amaçlıdır. Mahkeme heyeti olarak size düşen, bu kumpas davasının kapağını kapatıp, beraatla sonuçlandırmaktır. IŞİD terörüne, IŞİD soykırımına karşı yapılmış bir çağrıyı mahkum ederseniz; isimleriniz IŞİD’in yanına yazdırmış olacaksınız. Demokratik protesto çağrısı yapmak suç değildir. Halkların Demokratik Partisi’ne üye olmak, merkez yürütme kurulunda yer almak da suç değildir. Bunların tümü anayasanın koruması altındaki demokratik haklardır. Dolayısıyla ortada hiçbir suç yoktur. Ama peşinen yatın vardır. Beraatımızı, beraatımızı, beraatımızı talep edelim.”

    ‘BU ÜLKEDE BARIŞI İSTEYENLER AMACINA ULAŞACAKTIR’

    Ayla Akat Ata’da diğer arkadaşları gibi davanın başından bu yana kendilerini yalnız bırakmayan avukatlar başta olmak üzere aile ve dostlarına özel selamlarını ileterek savunmasını sürdürdü. Akat Ata, şunları dile getirdi: “Yargılama süreci içerisinde 2014’te yaşananları ve o günün toplumsal gerçekliğini, şimdiki ana boğma ısrarınız karşısında yaşananların tarihle olan bağını ortaya koyarak diğer dosya arkadaşlarım gibi iddianameye konu olan yalanların, çarpıtılan gerçekliğin ve maskelenen sorumlulukların altını çizmeye çalışmıştım. Yazık ki bizi duymayı tercih etmediniz. Hatta ara kararlarınızla susturmaya bile çalıştınız. Tıpkı, Meloslara seslenen Atinalı elçiler gibi… Güçlü ne isterse onu yapar, zayıf ise kendisinden istediklerini kabul etmek zorundadır dediniz. Varsın olsun. Ne diyordu Nazım? Sen yanmazsan, ben yazmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. Ben, bu yolun sonundaki ışığı görebilecek kadar mesafe kat etmiş biriyim. Hakkımda açılan onlarca soruşturmaya konu olmuş, bugün yargılandığım bu iddianın en büyük savunucusu ve öncekilerde olduğu gibi olası bir çözüm sürecinin de baş müzakerecisi olduğuna inandığım Sayın Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sunmuş olduğu savunmasında ifade ettiği birkaç cümleyi kararınızda etkili olacağı düşüncesiyle ifade etmek istiyorum. Kürt ilişkileri kavimsel ve devletsel bağlamda el alınırken Anadolu ve Mezopotamya’nın jeopolitik ve jeostratejik bağları dikkate alınmadan doğru çözümlere varılamayacaktır. İki toplumun yoğunlaştığı coğrafyalar arasında tarih boyunca sıkı jeopolitik ve jeostratejik yaklaşımları da belirleyen şimdiyi de belirleyen bu ilişkiler; ancak bütünsel bir yaklaşım ile doğru çözümlenebilir. Türk Kürt ilişkilerindeki tarihsel gerçeklik ortaklıkların gönüllük temelinde olması günümüzde Kürt sorununun çözümü açısından tüm derinliğiyle anlaşılmak durumundadır. Kürtler tarihte Türklerle karşılaştıklarında hep ortaklığa yakın bir müttefiklik statüsünde yaşamayı tercih ettiler. Bu yaşamı fethettikleri ya da zorla boyun eğdirildikleri için değil, çıkarlarına uygun buldukları için benimsediler. Malazgirt, Çaldıran ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın neredeyse beş yüzyıllık aralıklarla aynı stratejik gerekçeler temelinde ortaklaşa girişilmiş ve kazanılmış savaşlar olması bu gerçekliği doğrular. Türk Kürt ilişkileri tarih boyunca karşılıklı rızaya dayanan ve güçlü stratejik, dinsel, siyasal, ekonomik, kültürel temelleri bulunan ilişkilerdir. Uluslar Kürt sonunda yaşanan demokratik birlikteliği tekrar cumhuriyetin temeli yaparak yürümek Türkiye’ye kazandıracak tek yoludur. Cumhuriyeti cumhuriyet yapan 1919-1922 yılları arasındaki Ulusal Demokratik Savaş İttifakı’dır. Ve er ya da geç bu ülkede barışı isteyenler, savunanlar, örgütleyenler, bunun için bedel ödemeye hazır olanlar amacına ulaşacaktır. Buradan son sözüm; ezilen tüm halkların özgürlük mücadelesine duymuş olduğum saygının gereği olacaktır. Ve onlar için de bu mücadelenin ezilen tüm dünya halkları için verilen bir mücadelenin parçası olduğu hissi ile ifade edeceğim. Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın ezilen halkların özgürlük mücadelesi diyorum. Yaşasın kadınların özgün, özerk, örgütlü mücadelesi diyorum. En son olarak da Jin Jiyan Azadî…”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kulis: AKP’nin kazanacağını düşündüğü 8 şehir

    Kulis: AKP’nin kazanacağını düşündüğü 8 şehir



    Yaklaşan seçimlerde İstanbul kadar sonucu merak edilen birçok il var. Manisa, Balıkesir, Bursa, Ordu, Antalya, Eskişehir sonucu en çok merak edilen iller arasında yer alıyor. Gazete Duvar’ın Duvar Arkası bölümünde yer alan kulis bilgisine göre, AKP’lilere göre 31 Mart seçimlerinde mevcut belediyelerin yeniden kazanılması sürpriz olmayacak.

    Ana hedef İstanbul’u yeniden kazanmak ama mevcut belediyelerin üzerine ayrıca CHP’li belediye başkanlarınca yönetilen Hatay, Antalya, Eskişehir, Artvin, Bilecik ve Bolu’nun da eklenebileceği hesabı yapılıyor.

    31 Mart 2019 seçimlerinde HDP’nin kazandığı ama kayyım atanan Siirt’in de AKP tarafından kazanılma olasılığından bahsediliyor. Bu durumda AKP kulislerine göre seçimde mevcut belediyelere 8 belediye daha eklenmiş olacak.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***