Etiket: Gençlik

  • Bizi suçlu kılan da, suçlu ilan eden de her tür iktidardır

    Bizi suçlu kılan da, suçlu ilan eden de her tür iktidardır


    Abdullah EZİK


    Irmak Zileli, yeni kitabı ‘Her Şeyi Gördüm’de bir gençlik anlatısının peşinden gidiyor ve okura bu kez farklı türden bir hikâye sunuyor. Birçok farklı sorgulamanın, anlatı ve kesişimin yer aldığı kitap, ana hatlarıyla “beklenmedik bir kaybın ardından altüst olan bir lise”de, “gizemli bir tanıklık” hikâyesinin peşinden gidiyor.

    Irmak Zileli’yle yeni kitabı ‘Her Şeyi Gördüm’ün zorbalık teması etrafında şekillenen temel meselelerini ve gençlik romanı yazma hikâyesini konuştuk.

    Yeni kitabınız ‘Her Şeyi Gördüm’, ele aldığı mesele ve anlatı dünyasıyla dikkat çeken bir kitap. Öte taraftan aynı zamanda kitabın bir gençlik romanı olması da üzerine konuşmaya değer bir konu. Sizin için bir gençlik romanı yazma düşüncesi/süreci nasıl işledi? ‘Her Şeyi Gördüm’ ile diğer metinleriniz/romanlarınız arasında ne tür bir ayrım gözettiniz?

    ‘Her Şeyi Gördüm’ zorbalık olgusu üzerine düşünürken doğdu. Kamuoyunun “akran zorbalığı” deyip kendisinin dışına itelediği, sadece gençler arasında bir problem gibi yaklaştığı bu sorunun boyutlarını ve tüm cephelerini, dolayısıyla kaynaklarını tartışmaya açmak istedim. Bunu yaparken de aslında zorbalığın sadece gençleri ilgilendiren bir mesele olmadığını, gençler arasında yaşanan bir problem diye sınırlandırılıp rafa kaldırılmaması gerektiğini fark ettim. Diyeceksiniz ki o halde neden bir gençlik romanı olarak çıktı kitap. Haklı bir soru. “Gençler arasında akran zorbalığı çok yaygınlaştı canım, ne oluyor bu gençlere!” serzenişinde suçlayıcı, yetişkinin sorumluluğunu görmezden gelen bir ton var. Gençlerin kendilerini bulabileceği bir kurmaca dünya içinde, sorunun onlarda olmadığını, zorbalığın bir sistem sorunu olduğunu, bu sistemi inşa edenlerinse yetişkinler olduğunu göstermek istedim. Kendilerini sorgulayıp, dönüştürebilmeleri için de ihtiyaçları olanın önce yetişkinlerin kendi sorumluluklarını kabul etmeleri olduğunu düşünüyorum. Bunu söyleyen ve yetişkinlerin bu sorundaki payına işaret eden bir hikâyenin öncelikli okuru gençler olmalıydı. Hem kendi sorumluluklarını almaları hem de bu sorunla baş başa bırakılmadıklarını görmeleri için. Nihayetinde “akran zorbalığı” etrafında kurulmuş bir hikâyenin özneleri onlardı. Öte yandan bu romanın tek muhatabı onlar değil. Aileler, eğitimciler ve toplumun tüm bileşenlerine sözü olan bir roman ‘Her Şeyi Gördüm’. Bu yönden bakınca da yetişkin romanlarımla arasında hiçbir ayrım gözetmedim.

    Her Şeyi Gördüm, ana hatlarıyla “beklenmedik bir kaybın ardından altüst olan bir lisede, “gizemli bir tanıklık” hikâyesinin peşinden gidiyor. Burada tercih ettiğiniz karakterler, onların düşünme, tartışma ve eyleme geçme hâlleri oldukça önemli. Romanda yer alan karakterlere hayat verirken nasıl bir düşünce ile hareket ettiniz?

    Romandaki genç karakterlerin başına gelen olay, aldıkları tutum ve ortaya çıkan sonuç, o insanları yargılayıcı bir konuma bizi yönlendirebilir. Bunun olması romanın amacıyla çelişen bir durum yaratırdı. Bu yüzden hikâyenin içinde genç bir insanın eylemlerini yansıtırken onun yanında durmayı önemsedim. Gençleri suçlayan, onlara dışarıdan bakan ve yargılayan dil ve kurgu yaratmak istemedim. Bunun için karakterlerin eylemlerinin ve kararlarının arkasında yatan nedenleri anlamaya çalıştım. Bunun yolu da karakterlerin aile yaşantılarını bilmekten, nasıl bir evde, hangi dertlerle cebelleşerek büyüdüklerini keşfetmekten, kendileriyle ve dünyayla ilişkilerini şekillendiren ortamı hayal etmekten geçiyordu. Belki bu bilgilerin pek çoğu romanda yer almayacaktı ama benim o karakterlerin seslerini duymama, iç dünyalarını anlamama yardım edecekti. Bir hikâyeleri, bir geçmişleri olacaktı. Bu şekilde tanıdığınız ve anladığınız birini öyle kolayca yargılayamazsınız. Ben de kendi yargılama riskimi bu şekilde bertaraf ettim ki, karakterleri okura doğru ve hakkaniyetli gösterebileyim. Okur, metinde bu arka planı göremeyecekse de hissedecektir. Böylece onu da yargıç konumuna itmeden, hikâyenin asıl meselesine odaklanmasının yolunu açmaya çalıştım.

    Romanın merkezinde bir kayıp hikâyesi yer alıyor ki bütün bir olaylar silsilesi bu kayıp etrafında gelişir: Tarçın. Öyle ki adalet, özgürlük, dürüstlük, merhamet gibi birçok kavram, duygu ve etik mesele, bu kayıp fikri ile ilişkilendirilerek ele alınıyor. Sizde bu kayıp düşüncesi nasıl doğdu ve söz konusu tüm bu meseleler/sorgulamalar romandaki kayıp hikâyesine nasıl düğümlendi?

    Aslında romanda pek çok kayıp var. Ölüm değil belki ama gençlerin hırpalanan benlikleri, özsaygıları, kendine güvenleri, hayalleri… Bu fark edilmeyen kayıpları görebilmek için bazen görmezden gelemeyeceğimiz bir kayıp yaşamamız gerekir. Tarçın’ın ölümü tüm okulda bir sarsıntı yaratıyor. Birtanık’ın mektupları ise sadece bu kayba odaklanmıyor. Bu ölümü aydınlatırken, aslında bütün diğer kayıpları da ortaya seriyor. Kanıksanmış olan zorbalık ve şiddet, kanıksanması imkânsız olan bir kayıp sayesinde aydınlanıyor. Bu da sorgulamanın yolunu açıyor.

    İstenmeyen bir olaya/duruma tanıklık etme ve onun üzerinden hem kişisel hem de toplumsal bir sorgulamanın içerisine girme, romanın ön plana çıkardığı bir başka uzam olarak değerlendirilebilir. Nihayetinde hemen her şey bir tanıklık hikâyesinin izini sürer. Bu noktada kişinin hem kendisiyle hem de bir parçası olduğu toplumla/toplulukla yüzleşmesi onu ve karakterini nasıl şekillendirir? Siz bu meseleye nasıl yaklaştınız?

    Tanıklık bir varoluş hali. Bu halin bizi nereye götüreceği kendimizi hayatta nerede konumlandırdığımızla ilgili. Eyleme mi evrilecek, obsesif bir biriktirmeye mi; sorumluluk almaya mı, kaçınarak yaşamaya mı? Gördüklerimiz sadece dışarıya mı ait, aynı zamanda bizim parçamız mı? Tanıklığımızı yüzleşmeden anlamlı kılmamız mümkün mü? Sanırım, her şeyi görmek için bakmak yeterli değil, her düzeyde yüzleşmek de gerekli.

    Günümüz toplumunun temel sorunsallarından biri olan zorbalık, özellikle de Eray ve Arda’nın hikâyesinde kendisine geniş bir karşılık buluyor. Bu çerçevede zorbalık meselesinin aynı zamanda bir gençlik romanında tartışmaya açılması da kıymetli. Siz bu konu üzerine düşünürken nasıl hareket ettiniz? Eray ve Arda’nın ilişkisi, zorbalığa ve kişinin zorba yanına dair neler anlatıyor?

    Fail ile kurban sabit konumlar değildir. Dolayısıyla bir suçun faili ya da bir zorba, başka bir koşul içinde mağdur statüsünde karşımıza çıkabilir. Hatta zorbalığa maruz kalan biri, eğer toplum onun hakkını savunmazsa, kendisi zorbalaşabilir. Eray ile Arda’nın hikâyesi bize yalnız bıraktığımız, görmezden geldiğimiz her mağduriyetin zorbalaşma potansiyelini ve yeni mağduriyetler yaratacağını gösterir.

    Suç işlemek kadar suça iştirak etme veya ona karşı sessiz kalma da romanda sıkça tartışmaya açılan konular arasında yer alıyor. Müdür Baybars ve Birtanık gibi karakterler suç meselesine paralel bir şekilde merhamet, vicdan, adalet gibi birtakım farklı meseleleri de tartışmaya açıyor. Peki bu noktada suçun bireyselliği ile toplumu etkilediği nokta arasında nasıl bir mesafelenmeden söz edilebilir? Suç bireysel olsa da suça karşı sessiz kalan toplum ve topluluklar, geleceği/zamanı nasıl şekillendirir?

    Hepimiz suçsuz doğarız, bizi suçlu kılan da suçlu ilan eden de her tür iktidardır. Sorgulamaya buradan başlamak lazım.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Belçika, Avrupa parlamentosu seçimlerinde oy verme yaşını 16’ya indirdi

    Belçika, Avrupa parlamentosu seçimlerinde oy verme yaşını 16’ya indirdi


    Değişiklikle, oy kullanmanın zorunlu olduğu Belçika’da gençlerin AB seçimlerine ve siyasetine olan ilgisinin artacağı umuluyor

    Avrupa parlamentosu milletvekillerinin belireneceği 2024 yılındaki seçimler için Belçika’da oy kullanma yaşı 16’ya düşürüldü.

    Bu değişiklikle, ülkede 16 ve 17 yaşlarındaki 270 bin genç seçmenin oy vermek için sandık başına gitmesinin önü açıldı.

    Avrupa Gençlik Forumu’ndan Laura Mason, girişimin gençlerin siyasetle ilgilenmesi için önemli bir aşama olduğunu belirteti.

    Ancak genç seslerin duyulabilmesi için hala atılması gereken adımlar olduğunuvurgulayan Mason “Eğer gençlerin gerçekten demokrasimizle ilgilenmesi gerektiğine inanıyorsak, o zaman siyasi partilerde daha fazla genç insanlara yer verilmesi, siyasi güce sahip konumlara daha fazla gencin getirilmesi ve siyasette gençlerin görüşlerinin daha ciddiye alınması gerek.” diye konuştu

    “Heyecan verici”

    Euronews’e değişiklik üzerine görüş bildiren 16 yaşındaki Belçikalı Alexis Macrae bu fırsatın heyecan verici olduğunu düşünüyor. 

    Macrae “Bence bu çok iyi bir fikir, çünkü biz gerçekten istediğimiz şeyleri değiştirebiliriz. Ve bizim için önemli olan konularda aslında bir sesimiz olabilir, o nedenle bizim değerlerimizi taşıdığını düşündüğümüz parti ya da kişilere oy vermeliyiz.” dedi.

    Ancak genel olarak, Avrupa Parlamentosu seçimlerine katılım oldukça düşük. İlk kez oy hakkına sahip olan 18-25 yaş arası genç kitle, ortalamadan daha az oy verme eğiliminde. 

    AP sözcüsü Jaume Duch “Genç insanlar ortalamadan daha az oy kullanıyor.” sözleriyle bu durumu aktarıyor.

    Buna karşın, Belçika’da oy kullanmanın zorunlu olması nedeniyle 16-17 yaşındakilerin yasaların baskısıyla sandığa gitmesi bekleniyor.

    AB ülkelerinde oy verme yaşı

    AB’ye üye ülkelerin genelinde 18 yaş ve üzerindekiler oy verme hakkına sahip. Ancak bunun istisnaları var.

    Avusturya 2007de, Malta da 2018’de genel olarak oy verme yaşını 16’ya, Yunanistan ise 17’ye düşürdü.

    Almanya’da ise bu yılın başlarında Avrupa seçimlerinde oy kullanma hakkı 18 yaşından 16’ya indirildi. Yeni değişiklikle Belçika da Almanya’nın izinde bir adım atmış oldu.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gençler, Almanya seçiminin kaderini etkileyecek mi?

    Gençler, Almanya seçiminin kaderini etkileyecek mi?


    Son 16 yıldır Almanya’yı şekillendirdi. Şimdi Angela Merkel emekli oluyor. Bütün bir nesil sadece Merkel’i şansölye olarak gördü.

    Emil Wensel gibi. Düsseldorflu genç, bu yıl liseden mezun oldu. CDU’nun gençlik partisine 14 yaşında katıldı. Merkel’e ‘güvenilir bir hükümet başkanı’ diyor: “Bence Angela Merkel istikrarı temsil ediyor. Çeşitli krizlerle başa çıkmak zorunda kaldı. Hatta bir krizden diğerine kaydığını bile söyleyebilirsiniz.”

    Emil Wensel, muhafazakarları Merkel sonrası döneme iyi hazırlanmış görüyor: “Armin Laschet’in Almanya’yı iyi bir geleceğe taşıyabilecek politikacı olduğunu düşünüyorum. Şansölye için mükemmel bir adayımız var. Almanya’nın en büyüğü olan yaşadığım federal eyalette iyi bir iş çıkardı. Kesinlikle tecrübeli. Federal hükümette başarılı olacağını düşünüyorum.”

    Seçim araştırmacıları, özellikle bu neslin değişimi memnuniyetle karşıladığını gözlemliyor.

    Erik Flügge, seçim araştırmacısı: “Radikal olarak farklı bir başbakanlık resmi bekleyebiliriz. Özellikle Merkel’i sadece tanıyanlar için bunun şaşırtıcı olacağını düşünüyorum.”

    Son anketlere göre, 18-29 yaşındakiler arasında Merkel’in partisi, Yeşillere ve hatta Liberallere karşı açıkça kaybediyor.

    Johannes Klein, Merkel’i gençlerin sorunlarını yeterince ele almadığı için eleştiriyor: “Son yıllarda özellikle sosyal adalet konularında büyük sorunlar olduğunu düşünüyorum. Ancak son hükümetler de iklimin korunması konusunda frenlemede aktifti. Gençler için sürdürülebilir bir gelecek, aynı zamanda büyükanne ve büyükbabalarımız için istikrarlı emekli maaşları istiyoruz.”

    Felsefe öğrencisi, yeni hükümetin tüm nesilleri hesaba katan politikalar izlemesini bekliyor. Angela Merkel’in şansölyeliği ise yakında tarih olacak. İkonik görüntüler, efsane cümleleri, genç seçmenlerin hafızasında:

    Alex Kent: “İnternet yeni bir bölge. Bu, Merkel’in hatırladığım bir sözü. Onunla büyüdük diyebilirim.”

    Fatma Sustam: “Mültecilerin Merkel’e teşekkürlerini haykırdığını hatırlıyorum. Benim için sempatik bir anne gibiydi.”

    Alexander Lengersdorf: “2015 yılını ve onun sözlerini hatırlıyorum: Yapabiliriz.”

    Angela Merkel onları olumlu ve olumsuz anlamda şekillendirdi. Şimdi onlar da halefini seçiyor.

    Luis Jachmann, Euronews: “60 Milyon Alman oy kullanma hakkına sahip. Bunların üçte ikisinden fazlası hayatlarının ikinci yarısında. Almanya’nın yaşlanan bir toplumu var ve bu sandıkta etkili olacak.”

    Genç seçmenlerin oyları, adaylara şansölyeliğe giden yolu açmak için son eksik yüzdeleri verebilir.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Çevre için mücadele eden ‘Dostluk için Futbol’, yeni bir rekora imza attı

    Çevre için mücadele eden ‘Dostluk için Futbol’, yeni bir rekora imza attı


    Çocuklar için uluslararası sosyal program olan Dostluk için Futbol (F4F), kurulduğu 2013’ten bu yana dünya genelinde gençleri bir araya getirmek için çok sayıda sportif ve eğitici etkinliğe ön ayak oldu.

    Gazprom tarafından organize edilen projede gezegenimizin korunması, sporda cinsiyet eşitliği gibi önemli konular sıkça gündeme geldi ve tartışıldı.

    ‘Gezegeni kurtarmak için küçük adımlar’

    Programın dokuzuncu sezonu, “Gezegeni kurtarmak için küçük adımlar” adlı çevrim içi bir etkinlikle başladı. Bu yarışmada 200’den fazla ülkeden gelen genç katılımcılar kısa video klipler aracılığıyla çevrenin korunması için bulundukları girişimleri anlattı.

    Dostluk için Futbol programının genç katılımcısı Kinley Deki Yangzom, henüz bir çocuk olmasına rağmen çevre için neler yapabileceğini şöyle anlatıyor:

    “Bence birçok kişi, biz çocukların, çok küçük olduğumuzdan dolayı hiçbir şey yapamayacağımızı düşünüyor. Ben de herkesin bu konuda yanıldığını kanıtlamak istedim. Büyük bir adım olmasa da, dünyadaki küçük adımların önemli olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu küçük adımlar büyük bir değişikliğe vesile oluyor. Çevre için neler yaptığımı başkalarına göstermek ve başkalarından da öğrenmek istedim”.

    Çevre dostu girişimler

    Dünyanın dört bir yanından programa katılan çocuklar, plastik kirliliği, su israfı ve toplu taşıma kullanımı gibi çevre bilincini artıran konular üzerinde fikir alışverişinde bulunuyor. Bazı çocuklar da, ebeveynlerinin yardımıyla evlerini daha çevre dostu hale getirmeye çalışıyor.

    Miriam Sheahan ailesi ile birlikte evini nasıl çevre dostu hale getirdiğini anlatıyor:

    “Artık dışarıda bir sebze ve meyve artıklarını biriktirdiğimiz bir gübreliğimiz var. Plastik poşetler yerine tekrar kullanılabilir kaplar kullanmaya çalışıyoruz. Ayrıca jeotermal ile çalışan ısıtma sistemimiz var, bu yüzden ısıyı yerden alıyoruz ve evi ısıtıyor, böylece herhangi bir yakıt veya başka bir madde kullanmıyoruz”.

    Her yıl Dostluk için Futbol e-Dünya Şampiyonası’na katılan çocuklar, takımlarına, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalan hayvan türlerinin adlarını veriyor.

    “Beyaz gergedan”, “Çin timsahı” ve “Kara köpekbalığı” gibi türlerin tümü bu yılki çevrim içi turnuvada yer aldı. Bu yılın kazananı Argali takımı olsa da, nesli tükenmekte olan türler konusunda farkındalık yaratıldığı için katılan çocukların hepsi aslında bir şeyler kazandı.

    ‘Dostluk için Futbol’un üçüncü dünya rekoru

    Dostluk için Futbol organizasyonu, sanal bir stadyumu ziyaret eden kullanıcı sayısı ile Guinness Dünya Rekorları kitabına girmeye hak kazandı.

    Programın halihazırda iki dünya rekoru vardı: Biri bir futbol antrenmanında en çok farklı milletten insan toplama, ikincisi ise en çok katılımcının olduğu sosyal etkinlik rekoru.

    Dostluk için Futbol’un temsilcisi Rich Williams’a göre, daha fazla rekorlar da gelebilir:

    “Biliyorsunuz, topluluk olarak daha önce dünya çapında hiç yapılmamış bir başarıya imza attık, binlerce insan bir araya geldi. Ve bence bunları yapmaya değerdi. Eminim gelecekte farklı rekorlara da ulaşacağız. Bu rekorları kırmak kolay çünkü herkes bunu yaparken eğleniyor. Programa katılanlar, büyük bir organizasyonun parçası olduklarını biliyorlar, bu da onlara özel olduklarını hissettiriyor”.

    200’den fazla ülkeden 16 binden fazla katılımcı

    Dostluk için Futbol, dokuz sezon boyunca, UEFA, FIFA ve Olimpiyat Komitesi gibi büyük spor organizasyonlarının da desteğiyle, 211 ülke ve bölgedeki 16 binden fazla katılımcıyı ortak bir platformda buluşturdu.

    Salgın, projenin giderek büyümesine engel olamadı. Ve ileriki yıllarda da sağlıklı yaşama teşvik ederken dostluk, barış ve eşitlik gibi değerler ışığında çok daha fazla kişiye ulaşmayı hedefliyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Beyazlayan saçların boyatılmadan eski rengine dönmesi mümkün mü?

    Beyazlayan saçların boyatılmadan eski rengine dönmesi mümkün mü?


    Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Columbia Üniversitesi tarafından yapılan araştırma, beyazlayan saçların boyamadan doğal rengine dönmesinin mümkün olduğunu ortaya koydu.

    “Doğal yeniden pigmentasyon” kanıtı bulmak için yapılan çalışmada araştırmacılar, saç beyazlamasının yaş ve stres ile bağlantısını bulabilmek için bir bilgisayar modeli oluşturmaya başladı. Öncelikle herhangi bir saç telinin belli bir dönemde gri mi, beyaz mı yoksa renkli mi olduğunu gösteren 323 protein belirlendi. Çalışmaya katılan 14 kişinin saçları analiz edildi.

    Elde edilen ilk bulgulara göre stresi azaltmanın saçların eski rengine dönmesinde etkili olduğu ortaya çıktı. Zira katılımcılardan biri iki haftalık tatile gitti ve döndüğünde 5 saç telinin eski rengine döndüğü görüldü.

    Sonuçlara göre 40 yaş üzerinde herhangi bir değişiklik olmadı. Çalışmanın baş yazarı Ayelet Rosenberg, saçın beyazlamadan önce bir eşiğe ulaşması gerektiğini; orta yaşlı insanlarda biyoloji ve stres gibi diğer faktörlerin saçların ağarmasına yol açtığını dile getirdi. Rosenberg 70 yaşında ve saçları yıllardır beyaz olan birinin stresini azaltmasının eski saç rengine kavuşması için yeterli olmayacağını söyledi.

  • Moderna’nın Covid-19 aşısı 12-17 yaş aralığında yüzde 100 etkili ve güvenli

    Moderna’nın Covid-19 aşısı 12-17 yaş aralığında yüzde 100 etkili ve güvenli


    Moderna, Covid-19 aşısının 12-17 yaş arası gençler üzerinde güvenli ve yüzde 100 etkili olduğunu duyurdu.

    Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 12-17 yaş aralığındaki 3 bin 732 çocuk üzerinde yapılan Faz 2/3 denemeleri sonrasında alınan kan değerleri bağışıklık tepkisinin oluştuğunu ve etkinin daha önce yetişkinlerdeki bulgularla aynı olduğunu ortaya koydu.

    Aslen aşının etkinliğini ölçmek için tasarlanmayan denemenin ilk gözlemlerinde aşı olan çocukların hiçbirinin ikinci dozun yapılmasından sonraki 14 gün içinde hastalanmadığı tespit edildi. Plasebo alan çocuklardan dördünün ise Covid-19’a yakalandığı görüldü. Denemede en az iki hastalık belirtisi ya da bir belirti ve bir Covid-19 pozitif testi olan kişiler Covid-19 vakası olarak kabul edildi.

    Covid-19 aşısının yüzde 100 etkili olduğunu açıklayan Moderna bu rakamların daha fazla deneme yapıldıkça değişebileceği uyarısında bulundu.

    Birinci dozdan sonra yüzde 93 etkili

    Firma aşının birinci dozunun hafif Covid-19 vakalarını önlemede yüzde 93 etkin olduğunu da duyurdu.

    Ürettiği aşıya dair önemli bir güvenlik endişesinin tespit edilmediğini belirten Moderna, ikinci dozun ardından baş ağrısı, yorgunluk, kas ağrısı ve titreme gibi yan etkilerin görüldüğünü ve bazı durumlarda aşı yapılan yerde ağrı gözlemlendiğini belirtti.

    Moderna, henüz bilimsel olarak değerlendirilmeyen ve bilimsel bir dergide yayımlanmayan çalışma sonuçlarını 12-17 yaş aralığına da yapılabilmesi için izin talebiyle birlikte haziran ayı başında Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi’ne (FDA) ileteceklerini açıkladı.

    Bebekler ve 11 yaş altı çocuklar için denemeler sürüyor

    FDA, 11 Mayıs’ta Pfizer/BioNTech aşısının 12-15 yaş aralığında kullanılmasına izin vermişti. Bu aşının 16 yaş ve üzeri için kullanımına izin daha önce alınmıştı.

    ABD’de Moderna aşısı için onay 18 yaş ve üzerini kapsıyor.

    Hem Pfizer hem de Moderna aşılarını 6 ay ve 11 yaş aralığındaki bebek ve çocuklar üzerinde deniyor. Bu yaş grubu için verilecek doz miktarının değişmesi gerektiğinden bu çalışmaların diğer yaş aralıklarına göre daha uzun sürmesi bekleniyor.