Etiket: Erkan Baş

  • Boşnak mahallesinde bir gün: “Erkan Baş ailemizdendir. Bizde vatanına ihanet edecek insan bulamazlar”

    Boşnak mahallesinde bir gün: “Erkan Baş ailemizdendir. Bizde vatanına ihanet edecek insan bulamazlar”


    Bugün Türkiye’de yaklaşık 2 milyon Boşnak’ın yaşadığı tahmin ediliyor. Türkiye’nin pek çok şehrinde yaşayan Boşnakların İstanbul’daki semtleri ise Bayrampaşa, Yıldırım Mahallesi olarak bilinir.

    Boşnaklar arasında ilk akla gelen basketbolcu Hidayet Türkoğlu, Emir Preldzic, Hüseyin Beşok gibi isimler. Yine eski futbolcu MHP Milletvekili Saffet Sancaklı, oyuncu Kıvanç Tatlıtuğ, yazar Ayşe Kulin, şarkıcı Cem Adrian gibi isimler de Boşnak asıllı.

    Ve daha pek çok bilindik isim… Ayrıca bugünlerde konuşulduğu üzere diğer isimlerden biri de Türkiye İşçi Partisi (TİP) Başkanı olan Erkan Baş.

    Yakın zamanda Büyük Birlik Partisi (BBP) lideri Mustafa Destici, katıldığı bir televizyon programında Baş hakkında “Yugoslavya’da komünist bir rejim vardı. Buradan geçiyorsun Almanya’ya. Tamamen sol örgütler içerisinde, belli ki Alman istihbaratlarının kontrolünde yetiştiriliyorsun, Türkiye’ye gönderiliyorsun” demişti.

    Destici ayrıca Baş’a hitaben, “Gerçek soyadın Jusoviç. Burada Baş’ı kullanıyorsun. Türk milletinin karşısına Jusoviç diye çıkabiliyor musun?” da demişti.

    Twitter hesabından konu hakkında bir paylaşım yapan Baş, “Bu şahsı ciddiye almam ama burada mesele ben değilim. Hakaret edilen ülkemizdeki milyonlarca Yugoslavya göçmenidir. Ajan diye itham edilen Almanya’da doğmuş milyonlarca işçi çocuğudur. İşte ırkçılık budur” ifadelerini kullanmıştı.

    Baş, yine aynı sözlerinin devamında şunları da yazdı:

    “‘Gizleniyor’ dediği bilgilere ise herkes kolaylıkla ulaşabilir. İlk görselde adıma açılmış Wikipedi sayfasını, ikincisinde ise kaleme aldığım Yaşamak İçin Sosyalizm kitabındaki satırları okuyabilirsiniz. Irkçılık komploculuktur, ırkçılık sahtekarlıktır. Bu da basit bir örneğidir.”

    Baş, için Wikipedi’de şunlar yazıyor:

    “14 Temmuz 1979’da Batı Berlin’de doğdu. Yugoslavya göçmeni Boşnak bir ailenin çocuğudur. Ailenin Yugoslavya’daki soyadı Jusović (Yusoviç) idi.”

    ‘DESTİCİ SAÇMALAMIŞ, BELLİ Kİ BİLMİYOR DA…’

    Bayrampaşa’da Yıldırım Mahallesindeyim. İşin aslı uzun bir süredir oturduğumuz kendi mahallemdeyim. Önce Bosna Sancak Kültür ve Yardımlaşma Derneği’ne gidiyorum. Dernek yöneticilerinin çoğu iftar sofrası kurmak üzere deprem bölgesi olan Hatay’da.

    Dernek yöneticilerinden Nuri Koç, Boşnakların ad ve soyadları ile ilgili bilgi verme ihtiyacı duyuyor. Haliyle… Çünkü hakikaten önemli.

    Nuri Koç (Eski soyadı Kuçueş) “Gümrükte adımız değiştirildi. Adımızı soyadımızı memurlar verdi” diye anlatıyor. Şimdi 50’li yaşlarında olan Nuri Bey, yedi yaşında Türkiye’ye gelmiş:

    “Boşnakçada ‘koç’ pek uygun değil ama soyadımız Kuçueş, memur onu ‘koç’ yapıyor. O adam (Mustafa Destici) saçmaladı. Belli ki bilmiyor da… Orada Jusoviç, Yusufoğlu demek. İbroniç, İbrahim oğlu. Saffet Sancaklı, bir yakınımız. Onun soyadı da İsmailoviç yani İsmailoğlu demek. Bu ‘iç’ler orada ‘oğul’ olarak geçer.”

    Memurların vermiş olduğu Türkiye’deki adla Nuri Koç, sözlerine milliyetçi söylemi örseleyecek mizahi yanı da olan bir tespitle devam ediyor:

    “Osmanlı bizim oralara 1360’ta gelmiş. Trabzon’u alışı 1461. Trabzon’da da o zaman Müslüman yoktu. Osmanlı geldi Müslüman oldu. Bizde de öyle.  Orada bize Türk diyorlardı, buraya geldik Boşnak olduk. Anlatabiliyor muyum?”

    ‘ERKAN BAŞ’LA GURUR DUYUYORDUK ŞİMDİ DAHA FAZLA’

    Derneğin bir diğer üyesi ise Nafit Tarkan Bayraklı. O da benzer mazisini şöyle anlatıyor:

    “Babam Şensoviç, annem Hoccic. Yani Şemsioğlu, Hocaoğlu. Buraya geldiler, tipe baktılar, soyada ‘Bayraklı’ yazdılar. Ben dört yaşında geldim. Adam (Mustafa Destici’yi kast ediyor) bilgisiz bir insan. Onu bile bilmiyor. Erkan Baş için ‘kendisini saklıyor’ diyor, ne saklayacak canım? Erkan Baş, son derece kaliteli bir insan. Biz onla gurur duyuyorduk, şimdi daha da fazla. Şahsen benim oyum ona. Zaten onaydı.

    Senin memleketlin kimdi? Hani hoca… He Metin Lokumcu. Demokrat, sosyalist bir adamdı. Seviyoruz onları, yalan yok yani… Ben ırkçı bir insan değilim ama bundan 15 sene önce Türk basketbolu zirvede olduğunda milli takımdaki beş kişi bizim mahalledendi. Bu ölçü değil elbette. Ama ilk Kütahyalı (Rasim Ozan Kütahyalı’yı kast ediyor), şimdi bu. Ağır geliyor.”

    Boşnak mahallesinde bir gün: “Erkan Baş ailemizdendir. Bizde vatanına ihanet edecek insan bulamazlar" - Resim : 2

    ‘DERNEĞİMİZ KIZILAY’DAN AFAD’DAN DAHA FAZLA HİZMET VERİYOR’

    Yine mahalleden Selahattin Bilir’le dernekten çıkmak üzereyken konuşuyoruz. Sözlerine “Değerli arkadaşım, öncelikle hoş geldiniz” diye başlıyor. Öncesinde tanışmıyoruz ama hitaptaki seslenme resmî bir tonda:

    “Biz bu ülkenin en iyi dostlarıyız. Tövbeler olsun ne münasebet! Bizim derneğimiz Kızılay’dan, AFAD’dan bile daha faaldir. Hatay, İskenderun’da 102 tane konteynırı olan ‘Bosna- Sancak Mahallesi’ kurduk. Her yere gıda, kıyafet taşıdık. Geçen sene o küstah Kütahyalı konuştu, ne haddine! Şimdi bu… Türkiye’de kaç milyon yurttaşız. Hiç duydunuz mu? Bir Yugoslav göçmeni, bir Rumelili birine hakaret etmiş. Biz işimize bakarız. Erkan Baş’ı gıyabında tanıyoruz, bizim çocuğumuz.”

    ‘ERKAN BAŞ AİLEMİZDENDİR’

    Boşnakların kahvesine inerken Boşnak olan Burcu Deniz Baloto ile konuşuyoruz.

    Boşnak kadınlar, erkekler fiziksel olarak kendilerini belli eden milletten oldukları için çoğuna ‘Boşnak mısınız?’ sorusuna gerek kalmadan Destici’nin sözlerini sorabildim. Bebeğini parka götürdüğü için sohbetimiz kısa sürüyor.

    Deniz, şunları söylüyor:

    “Destici’nin özür dilemesini bekliyorum. Bir daha da Boşnakların adını ağzına almaması gerekir diye düşünüyorum. Bizde herkes herkesi tanır. Hepimiz aileyiz. Erkan Baş örnek aldığımız bir isimdir. Erkan Baş ailemizdendir.”

    Boşnak mahallesinde bir gün: “Erkan Baş ailemizdendir. Bizde vatanına ihanet edecek insan bulamazlar" - Resim : 3

    ‘SESSİZLİĞİMİZ YUTTUĞUMUZDAN DEĞİL’

    Son durağım olan Boşnaklar kahvesinde iki saate yakın oturuyorum. Mahalleden, memleket ahvalinden, oradan buradan konuşuyoruz… Sohbet koyu, müdavimleri eski tanışık olduğu için arada atışmalı, imâlı… Kahvedeyiz ama sanki arka fonda fasıl var gibi.

    Boşnak mahallesinde bir gün: “Erkan Baş ailemizdendir. Bizde vatanına ihanet edecek insan bulamazlar" - Resim : 4

    Sanko Bayraktar’ın oyu Erkan Baş’a. Destici’nin ettiği laflardan sonra mı alınmış bu karar? “Yok, zaten karar vermiştim” diye yanıtlıyor.

    Bayraktar, uzun lafın kısası, “ortalık zaten karışık, ondan ses etmiyoruz” diyerek anlatıyor:

    “Sanko yani Salih derler bizim Boşnakçada. Örneğin Hakkı’ya Hako derler, Mehmet’e Meho derler. Herkesin soyadını değiştirmişler. Bizim soyadımız Pepiç’ti. Erkan Baş’a edilen laf için büyük tepki var burada. Protesto edelim dedik ama seçim bilmem ne, ülke zaten kendi derdinde, bir dert de bizden yana olmasın dedik. Sessizliğimiz ondan, bilinçsizliğimizden ya da yuttuğumuzdan değil.

    Burada köy gibiyiz, insanlar burada çok mütevazi, memleketten bile dedelerimiz tanışır. Biz kaba insanlar değiliz. Onun yaptığı keşke gaf olsa ama bence bilinçli olarak yapıldı. Tito öldüğü zaman ülke parçalara bölünmüştü. Burayı düşün, bizde yedi bölge var, her birinin ülke olduğunu düşün. Hırvat kökenli bir adamdı ama herkesi bir arada tuttu. Tito’yu ne kadar biliyor? Yarın öbür gün biz Atatürk’ün artığı olacağız. Lafı oraya getiriyor. Bizde Atatürk’ün yeri başkadır. Bize edilen laf Atatürk’e yapılmış bir hakarettir. Bizi buraya getiren Atatürk, daha bunun ötesi var mı? Sen beni neyle sorguluyorsun?”

    ‘ERDOĞAN HAFTASONLARI BURADA TOP OYNARDI, BİZİ TANIR’

    Bayraktar, BBP Partisi’nin oylarını hatırlatıyor. En çok ‘yaz, unutma’ diye tembih ettiği şey ise kimi Boşnakların bugünlerdeki sessizliği. Biri Milletvekili Saffet Sancaklı, diğeri eski basketbolcu Hidayet Türkoğlu:

    “Yüzde 3’le konuşuyor. (Mustafa Destici) O da alırsa, sağdan soldan dolmayla alıyor o yüzde 3’ü. O kadar da yok, yani yüzde bir. Bizim iki tane milletvekilimiz var, onlardan hiç ses yok. Hesapta Boşnak ya… Onu da belirt, alt yazına ekle, unutma. Biri MHP Milletvekili Saffet Sancaklı, bir de Hidayet Türkoğlu. Babası burada oturuyor. Ona da bir altlık koy. Tık yok! Cumhurbaşkanı ile burada top oynayan bir sürü insan var. Boşnakları çok iyi bilir. Bizi biz kadar bilir. Hafta sonu buraya gelip top oynuyordu, Yıldırım Bosna ile beraber.

    Her şeyi not etmeyi severim. Sene 2000. Ben bir dönem suculuk yaptım. Onlar gelmeden evvel 11 tane damacanayla bir çeyrek altın alıyordum. Çeyrek altın 27 TL’ydi, damacana 2,5 TL’ydi. Her şey var, doğru ama vitrine bakıyorsun.

    Ben Polakça biliyorum, Sırpça biliyorum, yedi bölgenin tamamıyla anlaşabiliyorum. Rusça, Çekyaca, Macarca, Romence konuşabiliyorum. Her ay vergi veriyorum. Destici bir lira vermiyordur.”

    BİZDE VATANINA İHANET EDECEK İNSAN BULAMAZLAR

    Bayrampaşa’nın en tanınmış müzisyenlerinden biri olan Beşko Vişniç ise sıkı Cumhuriyet Halk Partili. 14 Mayıs sabahı, Kılıçdaroğlu kazanamadığı takdirde ülkeyi terk edeceğini anlatıyor. Bir de alkol fiyatlarını, bir de tutuculuğu, bir de Boğaz, İstanbul, rakı aşkını… Sahne insanı olduğu için konuşması tumturaklı, akıcı. Şu kadarını aktarayım:

    “O lafları söyletenlere bakacaksın. Bir kızım, bir oğlum var. Bir de çok güzel eşim var, bana göre… İnsan der ya, gözüm karardı, gözüme perde indi, bilmem ne oldu. Seçim pusulasında altı oktan kaydırdılar diyelim, hepsini bırakır giderim. Seçimde ters bir şey olursa evi satıyorum. Benim artık burada yobazlarla işim olmaz. 18 Mayıs benim doğum günüm. Kılıçdaroğlu kazanırsa, ben o günü artık doğum günüm olarak kutlayacağım. Biz ülkesine sadık, namuslu insanlarız. Bizde vatanına ihanet edecek insan bulamazlar. Ben 5 bin defa sahne almış bir insanım. Eskiden çok güzeldi, kimse karışmazdı. Şimdi, ‘Ya baba diyor, gözünü seveyim gözükmesin.’ Neden diyorum. Düğün sahibi içki vermiyor. Ben genç bir çocuğa parayı veriyorum, kendi paramla içiyorum. Ne kadar ayıp bir şey, düğünde ne yapılır? Yemek yenilir, eğlenilir. Bunu benim elimden aldılar. Atatürk kahrından ölmüş, bu yobazlarla uğraşmaktan ölmüş. Altı oktan başkası yalan bu ülkede. Hiçbir şey yıkamaz bu ülkeyi, öyle bir sağlam yapmış.

    Biz soyadımızı nasıl almışız? İlk geldiğimizde tren Sakarya’ya gelmiş. Sene 1969. Rahmetli babamda Türkçe yok. Nüfus müdürlüğünde iki tane memur konuşuyormuş. ‘İsme bak baba, ne yazalım buna’ diye. Rahmetli babamın soyadı Vegav’mış. Yahu Bekir yazalım gitsin demişler. Bekir’i yapıştırdıktan sonra eee soyada geliyorlar. Visnıjice… Onu nasıl yapacağız demişler. Onu da Vişne yazmışlar. Babama demişler ki, tamam mı hemşerim? Babam da tamam demiş. Şimdi nam olsun diye tekrar soyadımı geri alacağım.

    Ruslar iki arkadaş birbiri ile konuşurken, ‘İstanbul’u deniz ayırıyor deniz!’ derler. Aşkla anlatırlar.  İstanbul’da bir aşk var, yücelik var. İstanbul’da rakı içmek bile bana göre yüce bir şey yani. Hepsini elimizden aldılar. Boğaz’da Yeniköy’de her yerde müzik tınısı duyardın. Ud, efendime söyleyeyim kanun, keman, şimdi yok. Cuma pazarından al balığı, otur evde, tüpte pişir, hanım bir de damda pişiriyor, kokmasın diye. Dünyanın en pahalı balığını niye yiyeyim ben? ‘Bana yarım kilo istavrit ver.’ Şu zavallılığa bakar mısın ya? Aşk yok, İstanbul beton oldu. Hatay’da insanlar niye öldü? O güzelim Hatay’da yaşayanların günahı neydi? Dizi filmi ihraç ediyorlarmış, Brezilya yıllar yılı dizi film ihraç etti, battılar, yeni yeni toparlanıyorlar. Bana ne abi diziden.

    Destici bey, dünyadan bir haber. Kaç kişiyiz burada? Urfalı gibi şarkı söyleyemeyiz. Allah vergisi bir gendir bu. Bunu bilmek lazım. Sen orda boş boş konuşuyorsun. Yok ‘artık’ falan… Sporculara bakıyorum, bu ülkede göçmenler olmasa senin sporcun olmaz… Bu ülkeye günah ya! Öyle güzel bir ülke ama kimlerle uğraşıyoruz. Geçen iki arkadaşla Amasya’ya gittik. Dedim ki, ‘Baba, üç tane denyo İstanbul’dan geldik, burada en çirkin giyinen adamız.’ Amasya halkı, erkeği, kadını o kadar güzel giyiniyor ki sana anlatamam ya. Bir fasıl gördüm orda. Venedik’ten daha güzel bir yer. Bu mahalle de güzeldir bak… Sırplarda bir laf vardır. (Sırpçasını söylüyor) Yani ‘Bu hayatın tekrarı yok.’

    Sırbistan’da Arandelovac Köyü’nde tek Müslümanım. (Yarı zamanlar Türkiye’de yarı zamanlar Sırbistan’da yaşıyor) Daire anahtarım yok. Haftasonu kulübe gidiyorum, 500 kişi var orda. Oturuyorum, çantamı unutmuşum öbür tarafta, üç saat sonra gidiyorum, her şey yerli yerinde. Burada selamün aleyküm diyorum, hemen parmaklarımı sayıyorum. Üzülerek söylüyorum bunu. Bu seviyeye indirdiler insanları, yazık günahtır ya.”

    KONUŞACAK ÇOK ŞEY VAR, SEN BİZİ EMEKLİLİĞİNE KADAR DİNLERSİN

    Kahvede bir başka Boşnak olan mahalleli ise şunları söylüyor:

    “Türkiye’de bizi ötekileştirdiler. Sen Gürcüsün, ben Boşnak, ne fark eder? Burada çal çırp kazan, gelsin de nasıl geldiyse gelsin. Allah belasını versin o zihniyetin. 45 tane çocuğu istismar ettiler. (Esasen tecavüz sözcüğünü kullanıyor. Düzelterek, doğru kullanış ifadesini yazıyorum.) Bildiğimiz 45… Araştırılması için oyluyorlar, içeriye atılması için değil. Biz bunu naklen izliyoruz. Ben öyle Müslüman değilim. Elhamdülillah Müslümanım ama öyle Müslüman değilim. O kadar çok konuşacak şey var ki, sen burada bizi emekliliğe kadar dinlersin. Ülke batmış gitmiş, biz cahil değiliz. Ekonomiyi de politikayı da biliyoruz. Bizim birinci ligde oynayan kaç çocuğumuz var. Şurada en cahilini al, Destici’yi on koyar. Cahil bir adam ama parti başkanı olmuş.”

    Yanımızdaki bir başka mahalleli ise nasıl oldu bilmiyorum ama konuyu İstanbul Sözleşmesi’ne 6284 sayılı ‘Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’a getiriyor:

    “Ölüm ani, dünya fani, dört karı helal. 6284’ten sonra… Olay bu. Çok konuşulacak şey var.”                

    Kahveden çıktıktan sonra mahallede yürürken Boşnak olduğunu bildiğim şimdilerde altı aylık hamile olan bir komşumla karşılaşıyoruz. Destici’nin sözleri için mahalleyi dolaştığımı anlatıyorum. Biraz sessizlik oluyor, gözleri doluyor, ‘Hamilelik Filiz, duygusalım’ diyor. Omuzlarına dokunuyorum, sözcük bulamayınca hep öyle yapılır. Güçle şunları söylüyor:

    “Her şeyimizi değiştirmişken… Kendi isimlerimiz vardı bizim. Hiç gerek yoktu ayrımcılığa. Duygusalım. Bunun yüzünden huzurumuzun kaçmasına da izin vermeyeceğiz. Burada doğduk büyüdük, annemler 10 yaşında gelmişler. Ben Türkçeyi ilkokula başlayınca öğrendim. Evimizde ailemiz dışında bir Atatürk’ün resmi vardır. Müslümanız. Hiç gerek yok bunlara.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP Sözcüsü Öztrak’tan TİP lideri Baş’a ‘Tito artığı’ diyen Mustafa Destici’ye sert yanıt: Haddinizi bilin

    CHP Sözcüsü Öztrak’tan TİP lideri Baş’a ‘Tito artığı’ diyen Mustafa Destici’ye sert yanıt: Haddinizi bilin


    CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş için “Adam Tito artığı. Belli ki Alman istihbaratlarının kontrolünde yetiştiriliyorsun; gönderiliyorsun Türkiye’ye” diyen Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici’ye, “Muhacirlerimize hakaret eden Cumhur İttifakı mensubu kim olduğunu sanıyor da isimlerini, dillerini, dinlerini korumak için mücadele verenleri ötekileştirmeye, hakaret etmeye kalkıyor? Haddinizi bilin!” yanıtını verdi.

    CHP Sözcüsü Faik Öztrak, Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici’nin katıldığı bir canlı yayın programında Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş’a ilişkin söylemiş olduğu, “Adam Tito artığı. Jusovic gerçek soyadı. Sen şimdi Türk milletinin karşısına Jusovic olarak çıkabiliyor musun?” sözlerine ilişkin Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamayla tepki gösterdi.

    Öztrak’ın konuya ilişkin açıklaması şöyle:

    “Atamızın ‘Düşmanla sonuna kadar dövüşen çekilmek nedir bilmeyenler’ dediği muhacirlerimize hakaret eden Cumhur İttifakı mensubu Kim olduğunu sanıyor da isimlerini, dillerini, dinlerini korumak için mücadele verenleri ötekileştirmeye, hakaret etmeye kalkıyor? Haddinizi bilin!”

    NE OLMUŞTU?

    Destici bir televizyon kanalında katıldığı bir canlı yayın programında Baş hakkında şu sözleri söylemişti:

    “Adam Tito artığı. Yani biliyorsunuz Yugoslavya’da bir Tito rejimi vardı. Sovyet rejimi benzeri bir komünist rejim vardı. Buradan geçiyorsun Almanya’ya. Hep sol örgütlerin içerisinde. Belli ki Alman istihbaratlarının kontrolünde yetiştiriliyorsun; gönderiliyorsun Türkiye’ye. Senin gerçek soyadın ne? Jusovic. Burada neyi kullanıyorsun? Baş’ı kullanıyorsun. TİP’in başkanından bahsediyorum. Jusovic gerçek soyadı. Sen şimdi Türk milletinin karşısına Jusovic diye çıkabiliyor musun? Gerçeğin toplumdan gizlenmesini doğru bulmuyorum.”

    “HAKARET EDİLEN ÜLKEMİZDEKİ MİLYONLARCA YUGOSLAVYA GÖÇMENİDİR. AJAN DİYE İTHAM EDİLEN ALMANYA’DA DOĞMUŞ MİLYONLARCA İŞÇİ ÇOCUĞUDUR”

    Destici’nin bu sözlerine TİP Genel Başkanı Erkan Baş da sosyal medya hesabından yaptığı şu açıklamayla yanıt vermişti:

    “Bu şahsı ciddiye almam ama burada mesele ben değilim. Hakaret edilen ülkemizdeki milyonlarca Yugoslavya göçmenidir. Ajan diye itham edilen Almanya’da doğmuş milyonlarca işçi çocuğudur. İşte ırkçılık budur. Suyun öte tarafının, gurbetteki emekçilerin haysiyetine yenileceksiniz!

    ‘Gizleniyor’ dediği bilgilere ise herkes kolaylıkla ulaşabilir. İlk görselde adıma açılmış Wikipedi sayfasını, ikincisinde ise kaleme aldığım Yaşamak İçin Sosyalizm kitabındaki satırları okuyabilirsiniz. Irkçılık komploculuktur, ırkçılık sahtekarlıktır. Bu da basit bir örneğidir.”

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Can Atalay, TİP’ten milletvekili adayı oldu

    Can Atalay, TİP’ten milletvekili adayı oldu


    14 Mayıs seçimleri yaklaşıyor. Partiler milletvekili aday listelerine son şeklini vermeye başladı. Bugün siyasi partiler, aday listesini Yüksek Seçim Kurulu’na sunacak.

    Tanıdık isimleri aday gösteren TİP’in son duyurduğu isim ise Gezi tutuklusu avukat Can Atalay oldu.

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Mücadele azmini ve kararlılığını Gezi’den, Soma’dan, Aladağ’dan, Hendek’den ve daha birçok direnişten tanıdığımız, her zaman haklının sesi ve savunucusu olmuş sevgili dostum Can Atalay milletvekilli adaylığı teklifimizi kabul ederek bizi çok mutlu etti. Bu karanlığı hep birlikte sonlandırıp Can ve Saray tarafından tutsak edilen tüm yoldaşlarımızla özgürlükte buluşup kucaklaşacağız. Ve hep birlikte hesap soracağız! Hoş geldin Can #TİPSenin” ifadelerine yer verdi. 


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erkan Baş duyurdu: TİP 52 seçim bölgesinde milletvekili adayı çıkaracak

    Erkan Baş duyurdu: TİP 52 seçim bölgesinde milletvekili adayı çıkaracak


    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, Emek ve Özgürlük İttifakı’nın seçim bildirgesini açıkladığı toplantıda konuştu. Baş, TİP’in 52 bölgede milletvekili adayı çıkaracağını duyurdu.

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş, şöyle konuştu:

    “Bugün hepimiz için son derece önemli, son derece heyecanlı bir gün. Uzunca bir süredir sürdürdüğümüz ittifak çalışmalarında çok önemli bir evreyi geride bırakmış bulunuyoruz. Zaten hem halklarımız hem kamuoyu yakından takip ediyor, biz Emek ve Özgürlük İttifakı’nı bir yılı aşkın bir faaliyetin, bir çalışmanın, bir tartışmanın üzerine Türkiye’de 3’üncü yol inşa etmek için; siyasette sesi bastırılmak istenen, susturulmak istenen, yok sayılmak istenen milyonların siyasi iradesini güçlendirmek ve onları siyasete katmak, siyasete özne kılmak için çok uzun perspektiflere sahip bir ittifak inşa etmiştik. Başından bu yana aynı şeyi söylüyorduk: Seçimlerden önce, mümkünse seçimler sırasında ve en önemlisi seçimlerden sonra ülkemizde eşitliğin, özgürlüğün, barışın, adaletin güçlenmesi, kalıcılaşması ve tüm yurttaşlarımızın huzur içerisinde mutlu yaşayabilecekleri bir ülkenin inşası için Emek ve Özgürlük İttifakı’nın varlığı bir güvence demiştik.

    Bu kararlılığımız, inadımız, mücadele birlikteliğimiz bugün biraz daha kuvvetlenmiş durumda. Biz seçim ittifakı olarak da Emek ve Özgürlük İttifakı’nı ilan etmiş durumdayız ve önümüzdeki sayılı günlerde de en iyi sonucu alabilmek, Türkiye’yi bu tek adam rejiminden kurtarmak ve ikinci yüzyılı hepimiz için güçlü, kararlı ve geride kalan dönemde yaptığımız bütün hataları, geride kalan dönemdeki eksikleri bir daha yaşamayacağımız bir ülke olarak inşa etmek için güç birliğimizi, ittifakımızı görev ve sorumluluğa hazır hale getirdiğimiz düşünüyoruz.

    “87 SEÇİM ÇEVRESİNİN 80’İNDE TAM MUTABAKAT SAĞLANDI”

    Kamuoyunda çokça tartışıldığı için bir cümle ile geçeceğim. 87 seçim bölgesi var Türkiye’de. TİP bu seçim bölgelerinin 52 tanesinde seçimlere katılacak. Özellikle vurgulamak istediğim bir şey var: Çok ayrıntılı çalışmalar neticesinde sadece 7 seçim çevresinde, daha önceki seçimlerde HDP’nin milletvekili seçildiği bölgelerde TİP seçimlere girecek. Bu şöyle de yorumlanabilir: Aslında 87 seçim çevresinin 80’inde tam mutabakat sağlanmış durumda. Bu son derece önemli bir gelişmedir. İnanıyoruz, görüyoruz, sokaktaki yansımasını hissediyoruz. Emek ve Özgürlük İttifakı bu seçimlerin en büyük sürprizlerinden bir tanesini gerçekleştirecektir.

    Bize dönük beklentilerin farkındayız, bu beklentilerin üstünde bir başarıyla bu seçimlerden çıkacağımıza inanıyoruz. Tüm yurttaşlarımızı Emek ve Özgürlük İttifakı’nı büyütmeye, Emek ve Özgürlük İttifakı’nı güçlendirmeye ve bu ülkeyi bu tek adam rejiminden, bu ucube sistemden kurtarma mücadelesinde bize destek olmaya çağırıyoruz. İnanıyoruz ki Emek ve Özgürlük İttifakı’yla birlikte zafer kazanacağımız bir yürüyüşe başlıyoruz. Hepimizin zaferi şimdiden kutlu olsun.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Erkan Baş oran verdi: İlk turda tek adayla Erdoğan’a ağır bir yenilgi yaşatabiliriz

    Erkan Baş oran verdi: İlk turda tek adayla Erdoğan’a ağır bir yenilgi yaşatabiliriz


    Türkiye İşçi Partisi (TİP) Genel Başkanı Erkan Baş, cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimlerinde izlenmesi gereken yol haritasıyla ilgili olarak Cumhuriyet’ten İklim Öngel’in sorularını yanıtladı. 

    Baş, Millet İttifakı’nın adayı – CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nu destekleyip desteklemeyecekleriyle ilgili soruya şu yanıtı verdi:

    “Başından beri bir eğilimimiz var. Bu da, ortak adayla bu işi bitirmek. Yurttaş buluşmalarında temel sorumuz şuydu: ‘Dünya tarihinin belki de en kötü iktidarlarından biri, 20 yıldır kazanıyorsa muhalefet bir yerde eksik yapıyor. Bunları tespit edelim ve bunları bir daha yapmayalım.’ Bu soruya yanıt arıyorduk. 2018 cumhurbaşkanlığı seçiminde şöyle düşünülmüştü; ilk turda ne kadar çok aday çıkarsa o kadar iyi olur, böylece seçim ikinci tura kalır. İkinci turda da ilk turda en yüksek oy alan muhalefet adayında birleşilir ve seçimi kazanırız.

    Fakat hesap etmediğimiz bir şey oydu, sahaya çıktığımızda muhalefetin tüm adayları için söylüyorum, Demirtaş istisna, o cezaevindeydi. Birbirlerinden oy almaya odaklandı. Bunun sonucunda Erdoğan kazandı. O zaman şunu yapmalıyız. ‘İkinci turda da oy verebileceğimiz adaya ilk turda oyu verelim, bitirelim bu işi.’ Farklılıklarımızı değil ortaklıklarımızı öne çıkartalım. Bunun etrafında ilk turda tek adayla yüzde 60’lara varan yüzde 70’leri hedefleyen bir ağır yenilgiyi Erdoğan’a yaşatabiliriz.”

    Öngel’in soruları ve Baş’ın bunlara verdiği yanıtlardan bazıları şöyle:

    – İttifakta yaşanan kriz seçimi nasıl etkiler?

    Büyük etkisi olacağını sanmıyorum. Türkiye ittifaklara yeni alışıyor. İttifak, farklılıkların yana yana durduğu yeni bir zemin demek. Doğal olan ittifaklarda farklı görüşlerin, hassasiyetlerin belirtilmesidir. Aynı zamanda ittifaklar, farklılıklara rağmen bir arada yürüyebilme iradesi geliştirebilmektir. Buna alışacağız. 

    – Oy verirken etkisi olmayacak mı?

    Bozucu bir etkisi olmayacaktır. Kriz yaşandı ve aşıldı. Siyaset zaten müzakere ile mücadeleyi iç içe yürütme sanatı. Krizi iyi de yönettiklerini de söylemeliyim. Dışarıdan izleyen biri olarak ilk anda ortaya çıkan tablo her şey bitti gibi gözüküyordu.

    – Akşener’in açıklaması sert diye eleştirildi…

    Ama CHP de hiç konuşmadı. Kavga anında ne beklenir. Biri hiddetlenince karşı tarafta hiddetlenir ve barış mümkün olmaz. Ama CHP sağ duyulu davrandı. Krizi aşma iradesi ortaya koydular ve aşıldı. 

    – Kemal beyin adaylığını destekleyecek misiniz?

    Başından beri bir eğilimimiz var. Bu da, ortak adayla bu işi bitirmek. Yurttaş buluşmalarında temel sorumuz şuydu: ‘Dünya tarihinin belki de en kötü iktidarlarından biri, 20 yıldır kazanıyorsa muhalefet bir yerde eksik yapıyor. Bunları tespit edelim ve bunları bir daha yapmayalım.’

    Bu soruya yanıt arıyorduk. 2018 cumhurbaşkanlığı seçiminde şöyle düşünülmüştü; ilk turda ne kadar çok aday çıkarsa o kadar iyi olur, böylece seçim ikinci tura kalır. İkinci turda da ilk turda en yüksek oy alan muhalefet adayında birleşilir ve seçimi kazanırız. Fakat hesap etmediğimiz bir şey oydu, sahaya çıktığımızda muhalefetin tüm adayları için söylüyorum, Demirtaş istisna, o cezaevindeydi. Birbirlerinden oy almaya odaklandı. Bunun sonucunda Erdoğan kazandı. O zaman şunu yapmalıyız. ‘İkinci turda da oy verebileceğimiz adaya ilk turda oyu verelim, bitirelim bu işi’. Farklılıklarımızı değil ortaklıklarımızı öne çıkartalım. Bunun etrafında ilk turda tek adayla yüzde 60’lara varan yüzde 70’leri hedefleyen bir ağır yenilgiyi Erdoğan’a yaşatabiliriz.

    ‘DAYATMACI OLUNMAMALI’

    Buradaki tek koşul şu: muhalefetin herhangi bir unsurunun dayatmacı, diğerlerine kapalı olmaması gerekir. Hepimiz adına bir süreç yönetilecekse en azından bir açık kapı politikası izlemek, tartışmak, konuşmak lazım. Bu yapıldığında ortak akıl genişletilebilir. 

    – Tek adayda buluşulması gerektiği noktasındasınız…

    Geldiğimiz noktada Millet İttifakı bunun bir adımını attı. Bundan sonraki aşama Sayın Kılıçdaroğlu ile Emek ve Özgürlük İttifakı bileşenlerinin bu meseleyi konuşabileceği düzlemler yaratmaktır.   

    – Kemal bey ile adaylık kesinleşmeden görüştünüz, ne konuştunuz? HDP’yi de ziyaret edeceğini söyledi…

    Deprem dayanışması örgütledikleri, Kızılay’ı protesto ettikleri için arkadaşlarımız gözaltına alınmıştı. Kemal bey o günlerde telefon da etmişti. Hem deprem sürecine ilişkin bir değerlendirme yaptık, kuşkusuz önümüzdeki sürece ilişkin de kısa da olsa değerlendirmeler yaptık ama henüz kesinleşmemişti. Kendilerine şunu söyledik; Millet ittifakını politik olarak eleştirebiliriz ama kutuplaşmış bir Türkiye’de birliktelik oluşması kıymetlidir. Dışarıdan müdahale eden bir yaklaşım içinde olmayacağız, kararlarını alsınlar, ondan sonra memleketin tümüne ilişkin sorumluluk hepimizin. Bunu oturup konuşmamız gerekir. 

    – Partinizin hafta sonundaki toplantısının ardından ittifakla da bir buluşma gerçekleştireceksiniz değil mi?

    Seçimlere ilişkin yaklaşımlarımızı ortaya koyduktan sonra bu görüşmeleri ittifak ile müzakere etmemiz gerekiyor. Emek ve Özgürlük ittifakı seçim ittifakı değil. Ama TİP’in bu ittifakın aynı zamanda bir seçim ittifakına dönüşmesi gerektiğiyle ilgili görüşü var. Bu olacaksa seçime yönelik tavrı da ortaklaştırmak en doğrusu olur. 

    2018 seçimlerini de örnek verdiğinize göre Kemal beyi destekleme gerekli gibi bir sonuç çıkıyor…
    Kemal bey an itibariyle Millet İttifakının adayı. Kişi olarak Kemal Kılıçdaoğlu’na aday olduğundaki tutum ile ittifakın adayına dair tutum bir ve aynı olamaz. Biz Kemal beyi tanıyoruz ama ittifakın adayı Kılıçdaroğlu ne yapacak, hedefleri, yaklaşımı ne, bunları oturup konuşmak gerekir. 

    ‘ERDOĞAN’I YENMEK İLK ADIM’

    – Kemal bey ne yaparsa desteklersiniz ya da ne yapmazsa desteklemezsiniz?

    Destekleyeceksek de desteklemeyeceksek de yüzünü bize dönmüş yurttaşlarımıza bunu açık ve net biçimde anlatabilmemiz lazım. Biz Kılıçdaroğlu’nu şu nedenlerle destekliyoruz ya da şu yaklaşımı nedeniyle destekleyemiyoruz. Bunu temsil ettiğimiz toplumsal kesime ifade edebilmemiz gerekir. Bu da medya üzerinden sürdürülecek bir tartışma değil. Bunu karşılıklı görüşürsünüz. Emek ve Özgürlük İttifakı kendisi açısından önemli gördüğü başlıkları ortaya koymalı. Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin en kısa sürede lağvedilmesinde ortaklaşıyoruz. 

    ‘Neden Emek ve Özgürlük İttifakı var’ sorusunun basit bir yanıtı var. AKP sona erdikten sonra Cumhuriyetin ikinci yüzyılında tüm yurttaşların eşit yurttaşlık bilinciyle, özgür, mutlu, barış içinde yaşayabileceği, emekçilerin kadınların, gençlerin, LGBT artıların haklarını alabilecekleri bir Türkiye hayalimiz var. Bu sadece Erdoğan’ın yenilmesiyle başlayabilecek bir süreç değil. O bir ilk adım olur.

    – Ne yapacağını net bir şekilde öğrenmek mi istiyorsunuz?

    Tabi konuşmamız gerekiyor. Örneğin kendi adımıza söyleyeyim. İşçi sınıfının örgütlenmesinin önündeki engeller. Bir fabrikada işçiler sendikalaşmaya başladıkları anda işten atmalar, kolluk güçleri, yargı mekanizmaları aracılığıyla engellemeler başlıyor. Türkiye’de işçi sınıfı örgütsüz ve bunun sonucunda kötü koşullarda çalışmak zorunda kalıyor. En büyük önceliklerimizden biri işçi sınıfının önündeki örgütlenme engellerinin kaldırılması. Bu konudaki yaklaşımı öğrenmek istiyoruz.

    – İttifakınız desteklerse sonuç ne olur?

    Açık ara ile kazanırız. Bir dönemin kapandığı duygusu hakim hale gelirse güç artacaktır. Ekmeleddin İhsanoğlu’nun adaylığı sırasında en düşük katılma oranının olduğu seçimlerinden birini yaşadık. Seçmende ‘Zaten kazanamayız, kazansak da bir şey olmaz’ duygusu oldu. O seçimde bile katılım yüksek olsa Erdoğan ilk turda kazanamayabilirdi. Şimdi seçime katılımın artacağını, esas olarak da muhalif seçmenin seçime katılacağını sanıyorum. Ama hep şu ihtiyatı koyuyorum; Erdoğan bir ittifak bozma ustasıdır. Erdoğan’ın kimyasını, 2018 seçimi bittiği günden bu yana karşısında oluşan toplum ittifakını dağıtamaması, bozdu. Örneğin partiler arası ittifak oluşmuyor ama toplumda ittifak oluşuyor. Ortada bir yurttaş dayanışması var. Ortaklaşabilirsek bu işi bitiririz.

    – Demirtaş’ın Akşener’e mektubuna ne dersiniz?

    Demirtaş zaten yetenekli bir siyasetçi idi. Cezaevine girdikten sonra kendisini ifade edebilme gücü artı. Hem kararlı hem de nazik biçimde durumu tüm çıplaklığıyla ortaya koymuş. Anlaşıp anlaşamamak başka bir şeydir siyasette. Ama konuşmayacaksak da Demirtaş’ın sorduğu soru önemli, ne yapacağız? Çok kıymetli buluyorum.

    Söyleşinin tamamı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Sadece altı kişinin karar vermesine karşıyım

    TİP Genel Başkanı Erkan Baş: Sadece altı kişinin karar vermesine karşıyım


    Son dönemde söylemleriyle toplumdaki görünürlüğünü artıran Türkiye İşçi Partisi (TİP)  mevcut şartlarda oluşturduğu ilgiyi bir siyasi rüzgara dönüştürmek istiyor. 

    Özellikle işçi sınıfının sorunlarını gündeme getiren, yoksul kesimlerle dayanışmayı öne çıkaran TİP’in çabalarının seçimde ne kadarının oya dönüşeceği bilinmese de toplumda bir enerji yarattıkları herkesçe kabul görüyor.

    Erkan Baş ile birlikte TİP milletvekilleri Sera Kadıgil, Ahmet Şık ve Barış Atay özellikle sosyal medyada gençlerin ilgisini çeken konuşmalar yapıyor.

    Partinin Genel Başkanı Erkan Baş, seçimlere ne şekilde girecekleri, altılı masanın adayını destekleyip desteklemeyecekleri gibi gündemdeki konulara dair euronews’e açıklamalarda bulundu. 

    Genel seçimlere parti olarak mı yoksa başka ittifaklarla mı gireceksiniz?

    Şuanda Emek ve Özgürlük İttifakı oluştu. Türkiye’deki seçim sistemini iktidar ihtiyacına göre sürekli değiştirdiği için önümüzdeki seçimin hangi seçim kanunu ile yapılacağı bile belli değil. Eğer 2018’deki gibi yapılırsa, her parti kendi adayı ve belirlediği ittifaklarla seçime giriyor. Açıkçası ittifaklar açısından daha avantajlı bir sistem. Fakat 2022’de iktidarın yaptığı bir değişiklik var. İttifakları kendi içinde rekabete sürükleyen ve vekil sayısını arttırmak için kurguladığı bir oyun. Eğer bu kanunla girersek oyunu bozmak için bir hamle yapacağız. Ama en son düzenleme yürürlükte olursa, 81 ilin tümünde değil ama en az 41 ilde Türkiye İşçi Partisi seçime girecek. Burada da ittifakın diğer partilerin ilgili yerlerdeki ağırlıklarına göre çeşitli düzenlemeler yapmayı tartışacağız. Burada seçim kanunun kesinleşmesi önemli. Ama herhangi bir biçimde partimizin ve ittifakın en etkili olabileceği yola bakacağız. Bizim temel derdimizin, toplamda muhalefetin anayasayı değiştirecek çoğunluğa ulaşması olmalıdır. Şimdi muhalefet buna ulaşacaksa teker teker partilerin vekil sayısı gibi küçük hesapları bir kenara bırakması gerekiyor.

    Tek başına seçime girdiğiniz yüzde kaçlık bir destek bekliyorsunuz?

    Türkiye’de sosyalistler 1965 seçimlerinde 2.9 oranında oy aldılar. Ve bu tarihsel eşik, sonrasında seçim sistemi bizim bu başarımız üzerine değişti. Türkiye’de barajlı seçim sistemine doğru gelen süreç aslında önce sosyalistleri, sonra Kürt hareketini parlamento dışına bırakmak üzerine kurgulandı. Ve yurttaşa bu partinin barajı aşamayacağı hissettiriliyordu. Baraj bize karşı kurulmuştu ama sonra HDP bu barajı yıktı. Sonra baraj fiilen boşa düştüğünden sistem değişti. Şimdi ise ittifakın şöyle bir avantajı var, ittifak toplamda barajı aştığında içinde yer alan partiler barajı geçmiş oluyor. Dolayısıyla her partiye yurttaş özgürce oy verebiliyor. İktidarın kendi küçük hesaplarının beklemediği bir sonucu oldu bu ve bir avantaj. Çünkü kendilerinden başka kimsenin ittifak kuramayacağını düşünüyordu. Biz hedef olarak 2.9 oy oranını aşmayı önümüze koyduk. Bizim temel amacımız sokakta mücadele edenlerin kendilerinin Meclis’te yer alması…

    HDP listelerinden 20 vekil kontenjanı istediniz mi?

    Böyle bir tartışma olmadı, TİP’in bugüne kadar tek bir vekil sayısı tartışması olmadı. Biz TİP olarak kendi adımız, adaylarımız ve listelerimizle girdiğimizde koyduğumuz hedeflerden biri parlamentoda bir grup kurmaktı. Bu da çok anlaşılabilir bir şeydi. 4 vekil ile konuşabilmek için kavga ediyoruz sürekli, sadece söz hakkı almak için günlerce mücadele veriyoruz. O nedenle tabi böyle bir hedefimiz var. Ama bu başkalarının listelerinden girmek, başkalarının oylarıyla milletvekili olmak gibi bir beklenti değil. Dayanışmada bir eksiklik bırakmadık bir beklenti içinde de yapmadık. Biz 1960’lı yıllarda daha kimse Kürt sorununu konuşamazken, TİP Kürt sorunu hakkında söyledikleri nedeniyle kapatılmış bir parti. Bizim açımızdan tarihsel bir boyutu var ve ahlaki bir sorumluluğu da var. Hiç bir partiden TİP’in bir vekil talebi yok. Biz halka güveniyoruz. TİP’in parlamentoda nasıl temsil edileceğine halk karar verecek. Bununla birlikte biz parlamentoda doğmadık, biz sokaktayız. O nedenle varlık, yokluk alanı değil bizim için.

    Millet İttifakı’nın adayı sizin kriterlerinize uygun bir aday çıkarırsa, destekler misiniz?

    Türkiye’de bu seçimlere girerken ortak bir adayla ilk turda Tayyip Erdoğan’ı yenmek gerekir fikrini ilk söylemiş partilerden biriyiz. Her hafta sonu yaptığımız toplantılarda yurttaşlara en büyük beklentiniz nedir diye sorduk. Recep Tayyip Erdoğan’ın iktidarına son vermek yanıtını aldık. Ve bunun için herkesin sorumlu davranması gerekiyor. 2018 seçimlerinde muhalefet hatta kendimi de katarak söylüyorum şöyle düşündük; ne kadar çok aday çıkarsa Erdoğan’ın ilk turda kazanması zor olur, ikinci tura kaldığında da muhalefetin en çok oy alan adayı kimse ona oy veririz.”

     Fakat sokakta muhalefet adayları birbiriyle rekabet ettiler. İkinci tura kim kalacak rekabeti Erdoğan’ı yenmenin önüne geçti, üzülerek ifade ediyorum. Bu pratik bir sorundu ve zarar verdi. O gün çağrı yaptık muhalefete ilk turda ortak adayla bu işi bitirelim… Bu tespitimiz herhangi birisi tarafından kendilerine bir mecburiyet olarak algılanıyorsa ve zaten Erdoğan’dan insanlar bıktı ne olursa olsun bize oy verecekler diye düşünüyorlarsa buna da prim vermeyiz. Son dakikada karşımıza bir Ekmeleddin İhsanoğlu çıktığında halkımız çaresiz kalmamalı. Söylediğimiz budur, ilk turda Erdoğan’a hayatının en büyük yenilgisini yaşatalım. Millet İttifakı gelecek bizimle görüşecek hiç demedik ama şunu dedik; tek adamın yönetimine ne kadar karşıysak, sadece altı kişinin karar vermesine de karşıyım. Altı genel başkan karar verecek, neden kardeşim ne özellikleri var. Aylardır yıllardır toplantı yapıyorsunuz, bir sendika kapısı çalıp işçi kardeşim ne düşünüyorsun demiyor. Mesela kadın derneklerine sizin görüşünüzü almak istiyoruz diye bir teklif gitti mi hiç? Bizim kriterimiz açık ve net, Tayyip Erdoğan’a ne kadar uzak olursa bize o kadar yakın olur.”

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun adaylığını destekler misiniz?

    İsme şu aşamada cevap vermem. Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu ne için aday olacak, onu görmem lazım. Bana CHP Merkez Yürütme Kurulu karar aldı, Kılıçdaroğlu aday olacak deseniz o zaman CHP’nin programına, seçim beyannamesine bakarım, ona göre karar veririm. İsim önemlidir ama o ismin neyin adayı olduğu önemlidir. Kemal Bey Altılı Masa’nın adayı olursa başka CHP’nin adayı olursa başka. Hangi hedeflerle karşımıza bir aday olarak çıkıyor bunları bilmem gerekiyor. Ben bir yurttaş olarak Altılı Masa’nın uzlaştığı fikirleri bilmiyorum.

    Geçmiş dönemde TİP’in Meclis faaliyetleri vardı. Aynı işlevi gördüğünüzü düşünüyor musunuz?

    Koşullar farklıydı, o bizim için bir hedef. 65-70 arası TİP öyle bir muhalefet yarattı ki o güçle bile daha iktidar olmadan verilen mücadeleye karşı Türkiye rejimi 1971’de muhtıra ile 1980’de askeri darbe ile 90’lı yıllar boyunca da baskı ve şiddet ile var oldu. Bizim şimdi yapmaya çalıştığımız şey, parlamentonun çok daha işlevsiz olduğu, muhalefetin iç tüzük ve çeşitli iktidar entrikalarıyla olabildiğince susturulduğu bir dönemde bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Bu konuda inatçıyız. Türkiye’deki iç tüzüğe baktığınızda grubu olamayan bir partinin hiç bir şey yapamayacağını düşünürsünüz. Ama bizi grubu olan partilerle mukayese ediyor yurttaş. TİP’in o dönem grubu vardı, parlamento bugüne oranla daha işlevseldi. Fakat bizim sesi duyulmak istemeyenlerin sesini duyurmaya çalışıyoruz.

    Büyük çoğunluğu muhafazakar bir toplumda sosyalizmi anlatıyorsunuz. Dindar muhafazakarlara bir mesajınız var mı?

    “Emeğin hakkını, alın terinin hakkını savunmak istiyorlarsa yapacakları en hayırlı iş Türkiye İşçi Partisi’ne oy vermektir. Bizim Türkiye İşçi Partisi’ni kurarken bir iddiamız vardı; dedik ki bugüne kadar sosyalizm hep anti komünistler tarafından, karşı devrimciler tarafından, sosyalizmin düşmanları tarafından bu halka anlatıldı ve biz sosyalizmin sosyalistler tarafından halka anlatılacağı bir dönemi açacağız dedik. Bugünkü etkimizin önemli bir boyutu, özel olarak TİP’in başarısı değildir, sosyalizmin fikri gücüyle ilgilidir TİP’in başarısı.”

    “Yıllarca dış mihrak, önce anarşist sonra terörist olarak suçlanan sosyalistlerin komünistlerin temsil ettikleri değerler açısından Türkiye toplumunun çok büyük bir bölümü ile ne kadar yakın olduklarını, iç içe olduklarını fark ettik.”

    “Biz görüyoruz, son zamanlarda özellikle artarak devam ediyor. Diyelim ki kendisini muhafazakar olarak ifade eden arkadaşlar merak ediyorlar. Yıllarca sosyalizm, komünizm bunlara öcü olarak anlatılmış. İlk defa hayatında ilk defa sosyalistle iletişim kurma şansı var.  Bizimle temas edince ‘gerçek solcu benmişim’ diyor, ‘farkında bile değilmişim’ diyor.”

    “Ya da kendini ülkümü, milliyetçi, vatansever olarak tarif eden vatandaşlarla oturuyoruz konuşuyoruz, diyor ki ya ben ‘tamamen yanlış anlamışım’ diyor ve ‘bu ülkeyi sevmek için Kürtlere, Alevilere düşman olmam gerektiğini düşünüyordum’ diyor. ‘Onları bölücü düşünüyordum’, ‘sizi de öyle düşünüyordum’ diyor.”

    “Bugün siz gelmeden önce Meclis’i arayan bir arkadaşımız, ‘ben yıllarca onlar hakkında ileri geri konuştum, özür dilemek için arıyorum’ dedi. Ben utandığımdan aramak istemedim. Yani çünkü kişisel olarak benden özür dilemesini gerektirecek bir şey yok ki çünkü onun suçu değil”

    “AKP, ezilenlerin hareketiymiş gibi bir demagoji ile geldi, yoksulların hareketiymiş gibi bir izlenim yarattı. AKP’liler Türkiye’nin zenginleri ama AKP’ye oy veren milyonlar değil Türkiye’nin zenginleri. AKP’nin tepesine çöreklenmiş bir avuç her gün servetlerine servet katıyor”

    “Bizim en çok karşılaştığımız ne biliyor musunuz, AKP ile, muhafazakar mahalle diyelim, aynı mahallede doğan büyüyen gençler, yanındaki gençlere bakıyorlar mesela, parti yöneticisi babanın oğlu bütün olanaklar onun önünde açılıyor ve o aslında diyelim ki daha az yetenekli olmasına rağmen, daha az çalışmasına rağmen hızla yükseliyor ve zenginleşiyor oysa hemen onun yanındaki daha çalışkan daha zeki daha fazla çaba harcayan çocuğun hayatı mahvoluyor. Orada muazzam bir ayrışma yaşanıyor. Son üye dalgasıyla değişti ama Türkiye İşçi Partisi üye sayısı 10 bin iken yaptığımız bir araştırmaya göre yüzde 10’u daha önce herhangi bir sol ya da sosyalist partiye üye olmuş. Yüzde 80’i daha önce hayatında hiçbir siyasi partiye üye olmamış olanlardan oluşuyordu. Yüzde 10 civarı da daha önce baya bildiğimiz sağ partilerde çalışmış arkadaşlarımızdan oluşuyor. Sosyalizmin temsil ettiği değerler Türkiye halklarına yabancı değerler değildir. Siz Anadolu’nun herhangi bir yerine gittiğinizde, göreceğiniz muamele aslında sosyalistleri, insanlar arasındaki ilişkilere dair söylediklerine çok paraleldir. Ne bilim herkes Neşet Ertaş dinlemiyor mu? Neşet Ertaş sağcı mı? Türkiye’de Ahmet Kaya milyonlar tarafından benimsenmiyor mu? Bakın şöyle halkın sevdiği sanatçıların önemli bir bölümünün aslında solcu, sosyalist dünya görüşünden en azından etkilenmiş olduklarını görürsünüz.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***