Etiket: Enflasyon

  • Enflasyon oranında Türkiye dünyada 11’inci Avrupa’da birinci sırada

    Enflasyon oranında Türkiye dünyada 11’inci Avrupa’da birinci sırada


    Türkiye’de tüketici fiyatları kasım ayında yüzde 3,51 yükseldi. Böylece resmi verilere göre yıllık enflasyon yüzde 21,31’e yükselmiş oldu.

    Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) açıkladığı enflasyon sepetini baz alarak ayrı bir hesaplama yapan Enflasyon Araştırma Grubu ENAGrup ise kasım ayındaki yıllık enflasyonun yüzde 58,65 olduğunu savundu.

    Türkiye enflasyonda dünyada 11’inci Avrupa’da birinci sırada

    Resmi rakamlar baz alındığında Türkiye dünyadaki en yüksek 11’inci enflasyona sahip ülke oldu.

    Her ülkenin son açıkladığı veriler karşılaştırıldığında dünyadaki en yüksek enflasyonu yüzde 1575 ile Venezuela yaşıyor. Onu yüzde 366 ile Sudan takip ederken üçüncü sıradaki Lübnan’da enflasyon yüzde 174 oranında.

    Suriye’de tüketici fiyatlarındaki artış yüzde 139 düzeyinde. Bu oran Surinam’da yüzde 69,5; Zimbabve’de yüzde 58,4; Arjantin’de yüzde 52,1; İran’da yüzde 39,2; Etiyopya’da yüzde 34,2 ve Angola’da yüzde 26,87 seviyesinde.

    ENAGrup verisinde göre ise Türkiye Surinam’ın ardından altıncı sıraya yerleşiyor.

    Avrupa ülkeleri arasında ise Türkiye açık ara önde bulunuyor. Onu yüzde 10,9 ile Ukrayna; yüzde 10,5 ile Belarus takip ediyor. Avrupa genelinde en düşük enflasyon yüzde 0,9 ile Lihtenştayn’da yaşanıyor.

    En düşük enflasyon Ruanda’da

    Enflasyonun yüksek olması kadar çok düşük olması da ekonomi açısından istenmeyen bir durum. Makul düzeyde bir enflasyon sağlıklı büyümenin göstergesi olarak kabul ediliyor.

    Dünya genelinde en düşük enflasyon yüzde -3,3 ile Ruanda’da yaşanıyor. İkinci sırada yüzde -2,46 ile Komoros bulunurken onun ardından yüzde -1 ile Cayman adaları geliyor. Çad ve Bahreyn’de enflasyon yüzde -0,9 iken Maldivler’de bu oran yüzde -0,2 düzeyinde.

    Pozitif enflasyonun en düşük görüldüğü ülke ise yüzde 0,1 ile Japonya. Bolivya’da enflasyon yüzde 0,49; Yeni Kaledonya’da yüzde 0,63 ve Suudi Arabistan’da yüzde 0,8 oranında.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • S&P Global: Merkez Bankası’nın ödünç rezervleri kullanması Türkiye için daha fazla risk yarattı

    S&P Global: Merkez Bankası’nın ödünç rezervleri kullanması Türkiye için daha fazla risk yarattı


    Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu S&P Global, Merkez Bankası’nın piyasaya dolar sürerek, Türk lirasında değer kaybını önlemeye çalışmasının Türkiye’yi daha fazla hasar alma riskiyle karşı karşıya bıraktığı uyarısında bulundu.

    Merkezi ABD’de bulunan S&P Global, Reuters’e yaptığı yazılı açıklamada, Türkiye’de Merkez Bankası’nın döviz kurunu korumak için ‘ödünç alınmış’ rezervleri kullanmasının liraya olan güveni daha fazla zedeleme riski taşıdığı yorumunu yaparak, ekonomi alanındaki son gelişmelerin mevcut ülke kredi notunu da riske attığı değerlendirmesinde bulundu.

    Merkez Bankası’nın döviz rezervlerinin büyük bir kısmının, yerleşiklerin bankalardaki döviz ve altın mevduatları için tutulan zorunlu karşılıklar yoluyla dolaylı olarak veya Türk ticaret bankalarının yaptıkları swap aracılığıyla borçlanma yoluyla sağlandığı belirtilen açıklamada, “bir döviz kurunu savunmak için bu ödünç alınan rezervleri kullanmak, liraya olan güveni daha da fazla zedeleme ve potansiyel olarak finansal istikrar sorunlarını yeniden gündeme getirme riskini taşıyor.” denildi.

    Açıklamada, Türk bankalarının ilerde daha fazla sorun yaşamaları halinde önemli miktarda sermaye desteğine ihtiyaçları olabileceği uyarısı da yapıldı.

    Merkez Bankası’nın artan enflasyona rağmen üçüncü kez faiz oranlarını düşürmesinin ardından geçen ay Türk lirası yüzde 30 değer kaybetmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Serbest meslek sahibi oranında Türkiye Avrupa ikincisi

    Serbest meslek sahibi oranında Türkiye Avrupa ikincisi


    Türkiye serbest meslek sahibi (Serbest çalışan) oranında Avrupa’da ikinci; Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) ülkeleri arasında ise 5. Sırada yer alıyor. Türkiye’de istihdamdakilerin yüzde 30,2’si serbest meslek sahipleri.

    İngilizce’de ‘self-employed’ olarak tanımlanan serbest çalışanlar üç gruptan oluşuyor: İşveren, kendi hesabına çalışan ve ücretsiz aile işçileri. Daha basit ifadeyle ücretli veya yevmiyeli dışında kalanlar serbest çalışanlar ya da daha yaygın ifadeyle ‘serbest meslek sahibi/erbabı’ olarak kabul ediliyor. Peki, OECD ve Avrupa ülkelerinde serbest çalışan oranı kaç?

    Zirvede Kolombiya ve Brezilya var

    OECD ve AB İstatistik Ofisi (Eurostat) 2020 yılı verilerine göre serbest çalışan oranının en yüksek olduğu ülke yüzde 51,3 ile Kolombiya. Brezilya yüzde 33 ile ikinci sırada yer alırken bu ülkeleri Yunanistan (yüzde 31,9), Meksika (yüzde 30,5) ve Türkiye (yüzde 30,2) izliyor.

    En düşük oran ABD, Norveç ve Rusya’da

    Serbest çalışan oranının en düşük olduğu ülkeler ise ABD (yüzde 6,3), Norveç (yüzde 6,5) ve Rusya (yüzde 6,8).

    Diğer bazı ülkelerdeki serbest çalışan oranı ise şöyle: Sırbistan (yüzde 26,2), Romanya (yüzde 23,8), İtalya (yüzde 22,5), Hollanda (yüzde 17,2), İspanya (yüzde 16,1), Fransa (yüzde 12,4), Bulgaristan (yüzde 11), Japonya (yüzde 10), Almanya (yüzde 9,6)

    Türkiye’de serbest çalışan sayısı kaç?

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre 2020 yılında Türkiye’de istihdamdakilerin sayısı 26 milyon 812 bin idi. Bunların 18 milyon 719 bini ücretli veya yevmiyeli kişilerden oluşuyor. Serbest çalışan sayısı ise 8 milyon 93 bin. Serbest çalışanların dağılımına bakıldığında ise şu fotoğraf ortaya çıkıyor. İşveren bir milyon 199 bin, kendi hesabına çalışan 4 milyon 421 bin ve ücretsiz aile işçisi 2 milyon 473 bin.

    Serbest meslek sahiplerinin artması esnafın azalması mı?

    TÜİK verilerine göre Türkiye’de serbest çalışan sayısı son yıllarda düşüyor. 2014 yılında yüzde 34 olan oran 2020’de yüzde 30,2’ye geriledi. Peki bu ne anlama geliyor?

    Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken’ie göre AVM ve zincir marketlerin başta büyük şehirler olmak üzere ülke genelinde esnafa darbe vuruyor ve bu durum rakamlara yansıyor.

    Palandöken, “Her sokak arasına yan yana açılan zincir marketler, bakkal, kasap, manav gibi 394 dalda faaliyet gösteren esnafı bitiriyor. Şehirlerin ortasına yapılan AVM’ler, terzi esnafını, berber, kuaför esnafını bitiriyor. Böyle olunca da serbest meslek sahibi kişi sayısı her geçen gün düşüyor.” yorumu yapıyor.

    Haber ve grafikteki Bulgaristan, Romanya, Hırvatistan, K. Makedonya ve Sırbistan verileri Eurostat’tan alınırken diğer ülkeler OECD’den alınmıştır.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Prof. Dr. Ulusoy: TÜİK’in enflasyon verileri ile sahadaki gerçekler uyuşmuyor

    Prof. Dr. Ulusoy: TÜİK’in enflasyon verileri ile sahadaki gerçekler uyuşmuyor


    Türkiye’de milyonlarca emekli, memur, asgari ücretli ve kiracıyı yakından ilgilendiren kasım ayı enflasyon verileri açıklandı.

    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre kasım ayında enflasyon 3,51 arttı. Yıllık enflasyon yüzde 21,31 oldu.

    Enflasyonu günlük olarak hesaplayan alternatif platformlardan Enflasyon Araştırma Grubu’na göre ise Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) Kasım ayında %9.91 arttı. E-TÜFE’deki son 12 aylık artış oranı ise %58.65 olarak gerçekleşti.

    Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) kurucularından Prof. Dr. Veysel Ulusoy’a göre TÜİK’in enflasyon verileri ile sahadaki gerçekler uyuşmuyor.

    Yeditepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Veysel Ulusoy’un ENAG bünyesinde yaptığı çalışmalara bakıldığında Türkiye’de yıllık enflasyon yüzde 60 dolaylarında.

    ”Türkiye ekonomisi son beş yıldır büyümedi, küçüldü ve devamlı aşağı giden bir yönde”

    Son beş yıldan beri Türkiye ekonomisinin ne sanayide ne tarımda ne de gayri safi milli hasılada büyüdüğünü söyleyen Prof. Dr. Veysel Ulusoy, Türkiye ekonomisinin bir tane bile ek olarak istihdam sağlamadığını dile getiriyor.

    Ve bu nedenle de yine son beş yıldan beri ekonomi büyümediği için bir refah payı da maaşlara yansımadı. Yani halk enflasyon kadar bile maaş zammı alamadı.

    Bu yansımalara bakıldığında ise resmi kurumlar tarafından açıklanan veriler sorgulanır hale geldi.

    “Ekonomide sular durgun akarken kimse veriler yanlış bile olsa genelde sorgulamaz. Çünkü bu dönemlerde faiz oranı düşüktür, enflasyon oranı makuldur. Gelir ve refah seviyesi artıyordur. Fakat işler biraz tersine gittiğinde, günlük masraflardaki artış rahatsız hissettirmeye başlayınca sorgulamalar başlar. Bu 2010’dan beri başladı, yakın zamanda olmadı. 2010’da girdilerde inanılmaz bir fiyat artışı oldu. Ama en büyük etkiyi 2018 yılının başında gördük. Şubat ayında sinyallerini aldık, enflasyonun yavaş yavaş kıpırdadığı hatta ipin ucunun kaçtığını gördük. Ve 2018’in Temmuz ayında döviz şoku denilen darbeyi yedik bu da ekonomik krizi ortaya çıkardı. En azından enflasyon olarak iş rayından çıktı. 2018 yılında maaş artış hızıyla enflasyon arasında yada sokakta hissedilen enflasyon ile açıklanan arasında inanılmaz farklar oluştu. Ve devlet, TÜİK ve Merkez Bankası kanalıyla politika uygulamalarında baskılanmış fiyatları bize empoze etti. Ve o baskılanmış fiyatları maaş artışı için kullanmamıza kaynak ayırdı, ön açtı. Firmalar veya devlet TÜİK’in açıkladığı TÜFE enflasyon oranlarına göre maaşlara zam yapar. Büyümenin yarısını bir refah etkisi olarak bizlere verir. Ama bunu kaybettik.’’

    ”Türkiye 2018 yılından bu yana iki ekonomik kriz yaşadı”

    Yeditepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Veysel Ulusoy’a göre Türkiye 2018 yılından bu yana iki önemli ekonomik kriz yüklendi; “Biri yerli ve milli, diğeri de pandemi ile geld”

    İlk ekonomik krizin her ne kadar Rahip Brunson olayı ile birleştirilse de ‘milli ve yerli’ olduğunu dile getiren Ulusoy, sebeplerini şöyle sıralıyor:

    ‘’İlki yerli ve milli olan kriz; kendi makro dengesizliklerimiz, verimliliğin azalması, verilerde olmasa bile işsizliğin hane halkına ve de firmalara yansıması gibi bir sürü faktörle birlikte bizi haziran-temmuz ayındaki döviz şokuna yöneltti. Ama biz bunu Rahip Brunson olayı ile birleştirdik halbuki tamamen kendi makro dengesizliklerimiz vb. gibi durumlar bizi bu noktaya taşıdı. Üstüne 2020’nin ilk aylarında pandemi geldi. Bu iki yük, parçalayıcı etkiye sebep oldu. Biz de bu kadar yıkıcı olmasının sebebi hazırlıksız yakalanmamız. Gerçi bir ülke her türlü şeye hazırlıklı olmalıdır.’’

    Prof. Dr. Veysel Ulusoy’a göre sanki Türkiye 1977-79 döneminde arz şoku ve petrol şoku ile yaşadığı enflasyon ortamına itiliyor. Ve o ortamda üç haneli enflasyona yükselme olasılığı artıyor.

    “Üç haneli enflasyon 2000’lerdeki yapıya göre hiperenflasyon değildir ama finansal açıklık kapsamıyla üç haneli enflasyon bizim gibi ülkelerde hiperenflasyondur. O sarmalı daha da bozacak ve genişletecek mekanizmayı yaratır. Bu olasılık çok arttığı için hükümetin yeni ekonomi adı altında sloganvari yaklaşımları bu yangını söndürmeye yeterli değil. Bunun için yıllardır söylediğimiz ekonomik reformları aynı anda ortaya koymak gerekir. Ama maalesef yok. Enflasyon döviz kurunu, borsayı, faizi de etkileyen en önemli ortak faktördür. Biz ENAG’da günlük veri olarak 255 bin fiyat verisiyle enflasyonu hesaplıyoruz, tahmin etmiyoruz. Yani aylık yedi milyondan fazla veriyle Türkiye’de aylık enflasyonu kamuoyuna sunuyoruz.’’

    Sokakta hissedilen ile resmi kurumlar tarafından açıklanan verilerin uyuşmamasını da eleştiriyor Ekonomist Ulusoy.

    Çünkü Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) kurucularından Prof. Dr. Veysel Ulusoy’a göre enflasyon yukarı çıkarken Merkez Bankası’nın faiz indirimine gitmesiyle halk gelirinden onbeş yıl kaybetti.

    Bunun ilerde nasıl bir sonuç doğuracağını da; “Verileri siyasi destek ile baskılayıp gerçek hayattan koparırsanız sadece siyasilerin değil halkın da felaketi olur. Maalesef oraya gidiyoruz’’ sözleri ile ifade ediyor.

    “Kurumlarda ve bürokratlarda siyasi bir baskı olmasa bile artık bir self-kontrol var. Kimse ne olduğu belirsiz bir Cumhurbaşkanlığı Sistemi’nde sorumluluk almak istemiyor. Ve esasında da bulundukları yerlerde rahatlar, günlük işlerine gidip maaşlarını alıyorlar. Söz söylememek onları rahatlatıyor. Sorumluluğu üzerlerinden atıyorlar. Sadece imzalar atıp sorumluluğu Beştepe’ye atmanın huzurunu yaşıyorlar. Dolayısıyla sanki bir baskıya ihtiyaç yok, kendilerini self-kontrol haline almışlar. Yani kamuda kurumsal yapı bozuldu, baskı da var elbette ama onlar da memnunlar. Buradan çıkış için yeni bir seçim, parlamenter sistem ve senatonun kurulması şart… Eskiden Meclis ile beraber Senatomuz vardı bizim, ülkeyi yönetirlerdi. Türkiye’ye senato lazım.’’

    “Ak Parti’nin ekonomi planı yok”

    Seçimin her zaman yeni bir aksiyon alınması anlamına geldiğini ve bunun da halka umut aşılayacağını düşünen Ulusoy, ekonomist olarak seçimin zorunlu olduğu kanaatinde.

    Ak Parti’nin ekonomi planından çok bir tavrı olduğunu ifade eden ekonomist Ulusoy, mevcut adımların ekonomide bir adının olmadığını söylüyor ve ekliyor; “Şimdi bir cari fazla politikası denen, ekonomide yer bulmaya çalıştığım fakat hiç bir zaman bir politika aracı olmayan mekanizmayı denemek istiyorlar. Ama tren kaçtı, hikaye bitti. ‘’

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fed Başkanı Powell: Kalıcı yüksek enflasyon riski açıkça arttı

    Fed Başkanı Powell: Kalıcı yüksek enflasyon riski açıkça arttı


    ABD Merkez Bankası (Fed) Başkanı Jerome Powell, kalıcı yüksek enflasyon riskinin açıkça arttığını belirterek, Fed’in politikasının buna uyum sağladığını ve sağlamaya devam edeceğini söyledi.

    Powell ve ABD Hazine Bakanı Janet Yellen, ABD Temsilciler Meclisinin Finansal Hizmetler Komitesi üyelerinin sorularını yanıtladı.

    Ücretlerin önemli ölçüde arttığına işaret eden Powell, ancak daha yüksek enflasyona neden olacak bir oranda yükseldiğinin görülmediğini, yakından takip ettiklerini aktardı.

    Powell, enflasyonun Covid-19 salgınıyla bağlantılı olduğunu yineleyerek, ekonomide daha geniş bir alana yayıldığını söyledi.

    Fed Başkanı Powell, “Kalıcı yüksek enflasyon riskinin açıkça arttığını düşünüyorum ve bence politikamız buna uyum sağladı ve sağlamaya devam edecek.” dedi.

    Enflasyonun 2022’nin ikinci yarısına kadar sürmesinin beklendiğini belirten Powell, enflasyonun “geçici” olduğu değerlendirmesinden vazgeçilmesi gerektiğini yineledi.

    ‘Enflasyonun kalıcı hale gelmemesi için araçlarımızı kullanacağız’

    Mali teşvik ve ekonominin hızlı toparlanmasının bir sonucu olarak talebin ve ekonominin çok güçlü olduğunu anlatan Powell, fiyat istikrarı ve maksimum istihdam hedeflerinin dengelenmesi gerektiğini kaydetti. Powell, “Yaşadığımız bu yüksek enflasyonun kalıcı hale gelmemesi için araçlarımızı kullanacağız.” dedi.

    Jerome Powell, yüksek enflasyonun Avrupa ülkeleri ile Kanada’da da görüldüğüne işaret ederek, enflasyonist baskıların çoğunlukla ekonominin yeniden normalleşmesiyle ilgili olduğunu vurguladı.

    Covid-19 salgının arz yönlü sınırlamalar uygulamaya devam ettiğine dikkati çeken Powell, “Her yerde yüksek enflasyon görüyorsunuz. Burada gördüğümüz özelliklerin birçoğunu başka yerlerde görüyorsunuz ancak farklı ülkeler bunu farklı derecelerde hissediyor.” diye konuştu.

    Powell, gelecek yılın ikinci yarısında enflasyonun önemli ölçüde düşmesinin beklendiğini ifade etti.

    Enflasyonun beklenenden daha kalıcı ve yüksek olduğunu belirten Powell, olası enflasyon sonuçlarını ele almak için politika araçlarının kullanılması gerektiğini dile getirdi.

    Powell, varlık alımlarının azaltılmasının ise piyasaları sarsan bir olay olmaması gerektiğini dile getirerek, varlık alımlarının azaltılmasının hızlandırılmasının Fed’in bir sonraki toplantısında tartışılmasının uygun olacağını yineledi.

    Enflasyonun ana itici gücü Covid-19

    ABD Hazine Bakanı Janet Yellen ise ABD Başkanı Joe Biden’ın mart ayında hayata geçirdiği 1,9 trilyon dolarlık teşvik paketinin güçlü talebe katkıda bulunduğunu ancak mevcut yüksek enflasyon oranındaki etkisinin sınırlı olduğunu belirtti.

    Enflasyonun ana itici gücünün Covid-19 salgını olduğunu vurgulayan Yellen, salgının etkilerinin talebi hizmetlerden kitlesel olarak mallara yönlendirdiğini, tedarik zinciri sorunlarına ve iş gücü arzı üzerinde kalıcı etkiye neden olduğunu anlattı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Türkiye’de kasım ayı enflasyonunu TÜİK yüzde 3,51, ENAGrup ise yüzde 9,91 olarak açıkladı

    Türkiye’de kasım ayı enflasyonunu TÜİK yüzde 3,51, ENAGrup ise yüzde 9,91 olarak açıkladı


    Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) kasım ayıdan enflasyonun 3,51 artarak yıllık bazda yüzde 21,31 olduğunu duyurdu.

    TÜİK’in kasım ayına ilişkin açıkladığı verilere göre, Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) yıllık yüzde 21,31, aylık yüzde 3,51 arttı.

    TÜFE, kasım ayında bir önceki aya göre yüzde 3,51, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 19,82, bir önceki yılın aynı ayına göre ise yüzde 21,31 oldu.

    Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, kasım ayı itibarıyla 12 aylık ortalamalar dikkate alındığında, tüketici fiyatları yüzde 17,71, yurt içi üretici fiyatları yüzde 38,94 arttı.

    Aylık bazda TÜFE yüzde 3,51, Yİ-ÜFE yüzde 9,99 artış kaydetti.

    TÜFE, kasımda geçen yılın aralık ayına göre yüzde 19,82, geçen yılın aynı ayına kıyasla yüzde 21,31 yükseldi.

    Yİ-ÜFE ise Aralık 2020’ye göre yüzde 51,06, geçen yılın kasım ayına kıyasla yüzde 54,62 artış gösterdi.

    ENAGrup: Aylık enflasyon 9,91 yıllık yüzde 58,65

    Enflasyon Araştırma Grubu ENAGrup ise kasım ayında Tüketici Fiyat Endeksi’nin (E-TÜFE) yüzde 9,91 arttığını açıkladı.

    Kuruma göre 12 aylık fiyat artışı böylece yüzde 58,65 oldu.

    Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi

    Türkiye İstatistik Kurumu verilerine göre, Yİ-ÜFE, kasımda bir önceki aya göre yüzde 9,99, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 54,62, geçen yılın aralık ayına göre yüzde 51,06, 12 aylık ortalamalara göre yüzde 38,94 yükseldi.

    Sanayinin 4 sektörünün kasımda yıllık bazda değişimleri, madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 44,53, imalatta yüzde 53,24, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 72,42, su temininde yüzde 33,08 artış olarak gerçekleşti.

    Bu grupların aylık değişimlerine bakıldığında ise madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 11,64, imalatta yüzde 9,55, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 14,33, su temininde yüzde 1 artış görüldü.

    Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri incelendiğinde, ara malında yüzde 63,12, dayanıklı tüketim malında yüzde 32,17, dayanıksız tüketim malında yüzde 34,33, enerjide yüzde 90,34, sermaye malında yüzde 33,3 artış dikkati çekti.

    Bu grupların aylık değişimlerine bakıldığında ise ara malında yüzde 11,55, dayanıklı tüketim malında yüzde 5,15, dayanıksız tüketim malında yüzde 6,43, enerjide yüzde 13,33, sermaye malında yüzde 7,91 artış kayıtlara geçti.

    Yıllık Yİ-ÜFE’ye göre 20 alt sektör daha düşük, 9 alt sektör daha yüksek değişim gösterdi.

    Yıllık en düşük artış yüzde 12,6 ile giyim eşyası, yüzde 19,66 ile deri ve ilgili ürünler, yüzde 22,23 ile diğer madencilik ve taş ocakçılığı ürünleri alt sektörlerinde gerçekleşti.

    Buna karşılık kok ve rafine petrol ürünleri yüzde 145,94, ham petrol ve doğal gaz yüzde 116,51, ana metaller yüzde 97,13 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

    Aylık Yİ-ÜFE’ye göre 19 alt sektör daha düşük, 10 alt sektör daha yüksek değişim gösterdi.

    Tütün ürünleri aylık değişim göstermeyen tek alt sektör oldu.

    Aylık en düşük artış yüzde 0,23 ile temel eczacılık ürünleri ve müstahzarları, yüzde 1 ile su ve suyun arıtılması ve dağıtılması, yüzde 2,14 ile içecekler alt sektörlerinde gerçekleşti.

    Buna karşılık ham petrol ve doğal gaz yüzde 20,67, kömür ve linyit yüzde 16,72, tekstil ürünleri yüzde 14,37 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler olarak kayıtlara geçti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Merkez Bankası: Para politikasının birikimli etkilerini gelecek yılın ilk yarısında göreceğiz

    Merkez Bankası: Para politikasının birikimli etkilerini gelecek yılın ilk yarısında göreceğiz


    Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu, “Mevcut para politikası duruşumuzun birikimli etkilerini 2022 yılının ilk yarısında gözlemleyeceğiz.” dedi.

    Başkan Kavcıoğlu, “Firmalarımızın yatırım iştahı ve istihdam beklentileri geçmiş yıllara göre oldukça yüksek seviyelere gelmiş durumda.”

    Yerli yatırımcılarla yapılan toplantıda konuşan Bankası Başkanı Şahap Kavcıoğlu ekonomiye ilişkin olarak cari işlemler dengesinin ağustos ve eylül ayında fazla verdiğini ve yatırım iştahının yüksek seviyelerde olduğunu söyledi.

    Başkan Kavcıoğlu istihdam beklentilerinin geçmiş yıllara göre daha güçlü olduğuna değinirken cari işlemler verisindeki iyileşmenin belirginleşerek devam ettiğini de kaydetti.

    Kavcıoğlu’nun toplantıda yaptığı konuşmadan bazı satır başları şöyle:

    “Cari işlemler dengesi , ağustos ve eylül aylarında fazla verdi ve yıllıklandırılmış cari işlemler dengesindeki iyileşme belirginleşerek devam etti.”

    “Rezervlerimiz son dönemde istikrarlı bir artış eğilimine girdi. Kararlı bir şekilde rezervlerimizi artırmaya devam edeceğiz.”

    “Döviz piyasasında gerçekçi olmayan, sağlıksız fiyat oluşumu var, TCMB yüksek volatiliteye müdahale edebilir”

    “Faiz indirimi için sınırlı alanımız kaldı, bu alanı büyük ölçüde bitirdiğimizi düşünüyorum. MB’nin piyasaya müdahalesi oynaklığı gidermeye yönelik.”

    “Kurun istikrar ve dengeye kavuşacağını düşünüyoruz. Çok güçlü bir maliye tarafımız ve bütçe dengemiz var. Fiyat artışı geçici, önemli bir kısmı enflasyona dönüşmeyecek.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Enflasyonun yüzde 4.9’a çıktığı Yeni Zelanda’da 7 yıl sonra ikinci faiz artırımı

    Enflasyonun yüzde 4.9’a çıktığı Yeni Zelanda’da 7 yıl sonra ikinci faiz artırımı


    Ekim ayında 7 yıl sonra ilk kez faiz artırımına giden Yeni Zelanda Merkez Bankası’nın (RBNZ) gelecek hafta ikinci kez faiz artırması bekleniyor.

    Yıllık enflasyonun üçüncü çeyrekte yüzde 4.9’a çıktığı ülkede Merkez Bankasının 25 veya 50 baz puan faiz artırımına gideceği belirtildi.

    Yükselen enflasyonu kontrol altına almak isteyen RBNZ, 7 yıl sonra ilk kez ekim ayında faiz artırımına gitmişti. Ekonomistler geçen ay politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 0.50’ye yükselten RBNZ’nin yine faiz artıracağı öngörüsünde bulundu.

    Reuters’ın anketine katılan ekonomistlerden 20’si hariç tamamı, Yeni Zelanda Merkez Bankası’nın 24 Kasım’da yapacağı toplantıda faiz oranını 25 baz puan artırarak yüzde 0,75’e çıkaracağı tahmininde bulundu. Piyasalarda da 25 baz puanlık artış fiyatlanıyor.

    Ülkede özellikle emlak piyasasındaki fiyat artışları enflasyonun yüzde 4.9’a çıkmasına neden oldu. İşsizlik ise yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 3.4’e geriledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Cumhurbaşkanı Erdoğan: Faizi düşürerek istihdam, üretim ve ihracat ile büyümeyi sağlayacağız

    Cumhurbaşkanı Erdoğan: Faizi düşürerek istihdam, üretim ve ihracat ile büyümeyi sağlayacağız


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan TRT ortak yayınında ekonomide son durumu değerlendirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan yıl sonu büyüme beklentisinin yüzde 10 olduğunu duyurdu.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan’ı eleştirdi. Babacan’ın parti kurmayacağını söylediğini kaydeden Erdoğan TL’den 6 sıfır atılmasının kendi talimatı olduğunu ifade etti. Erdoğan, “Başbakan olarak talimatı verdim ve 6 sıfırı attık. Sonra onunla övünmeye başladılar. Benzer birçok ekonomik kararın altında benim imzam var. Sen benim bir bakanımsın sen karar mercii değilsin ki” dedi.

    “Faiz sebep, enflasyon neticedir. Faizi şu anda düşürüyoruz ve enflasyonun da inşallah düştüğünü hep birlikte göreceğiz.” diyen Erdoğan’ın konuşmasından öne çıkan bazı satır başları şöyle:

    “Amacımız kısa sürede 11 bin firmamızın toplam tutarı 10 milyar lirayı bulan krediden faydalanmasını sağlayarak, 50 bin yeni istihdamın önünü açmak.”

    “İki önemli destek paketi hazırladık. 50 kişinin altında çalışanı olan firmalarımıza yeni istihdam için 100 bin liraya kadar krediye erişim sağlıyoruz.”

    “Zengini zengin yapan model faizciliktir”

    “Büyümeyi istikrarsız hale getirmelerine müsaade etmeyeceğiz ve biz bu sarmaldan çıkacağız.”

    “Kur-faiz spekülasyonu ile karşı karşıyayız. Dolayısıyla bu spekülasyonu ancak biz engelleriz.”

    “İhracatta çok iyi konumdayız. Şu anda 215-220 milyar dolarlara çıktık, yıl sonuna kadar bu 220’nin üzerine çıkacak. Bunlar Türkiye’nin ihracattaki rekoru.”

    “Yeni ekonomi modeliyle, yüksek faiz verecek sıcak para çekme politikasını elimizin tersiyle itiyoruz. Düşük faizle, üretimi ve ihracatı destekleyeceğiz.”

    “Artık cari açık verip bu açığı dış borçla finanse eden değil, döviz kazanıp cari fazla veren ekonomi olma hedefiyle hareket ediyoruz.”

    “Seçim öncesine kadar faizin düştüğünü, kuru tetikleyen yüksek faizin düşüşü sebebiyle kurda da iyileşmenin olduğunu göreceğiz. Buna enflasyon da dahil.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Financial Times: Türkiye hiperenflasyonun eşiğinde mi?

    Financial Times: Türkiye hiperenflasyonun eşiğinde mi?


    İngiliz Financial Times (FT) gazetesi, son dönemde Türk lirasının değer kaybının ülkede hiperenflasyona yol açabileceği uyarısı yaptı.

    Gazete, ‘Türkiye hiperenflasyonun eşiğinde mi?’ başlıklı yazıda, “Ülkenin merkez bankası, tüketici fiyat endeksinin ekim ayında yıllık yüzde 19,9 artmasına rağmen, üst üste üçüncü kez ana faiz oranını indirdi. Kasım ayında yüzde 15’e düşürdü.” dedi.

    Reuters anketini hatırlatan FT, cuma günü yıllık enflasyonun yüzde 20 barajını aşması ve yüzde 20,7’ye ulaşmasının beklendiğine dikkat çekti.

    Financial Times, “Bu, ülkenin döviz krizinde sarsıldığı Kasım 2018’den bu yana en yüksek oran olacak.” dedi.

    “Türkiye, kasım ayının başından bu yana liranın dolar karşısında yüzde 28 değer kaybetmesini korkuyla izliyor.” diyen FT, analistlerin, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın düşük faiz oranı politikasından vazgeçmeyi reddetmesi halinde Türkiye’nin hiperenflasyona yönelebileceği konusunda uyardığını aktardı.

    Gazete, Türkiye’nin “Lira düştükçe giderek daha pahalı hale gelen ithalat ve diğer hammaddelere büyük ölçüde bağımlı” olduğunu kaydetti.

    “Enflasyon yüzde 30’a doğru yükselebilir”

    Fransa merkezli Societe Generale bankası stratejistleri tarafından hazırlanan bir raporda da Türk lirasındaki değer kaybının hiperenflasyon yol açabileceği ifade edilmişti.

    İnsanların bankalardaki varlıkları çekmeye yönelebileceği belirtilen raporda TL’deki hızlı değer kaybıyla enflasyonun yüzde 30’a doğru yükselebileceği kaydedildi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***