Etiket: Dava

  • Uğur Kurt davasında ceza talep edildi

    Uğur Kurt davasında ceza talep edildi



    İstanbul’daki Okmeydanı Cemevi’nde 2014’te bir cenaze törenine katılmak üzere bekleyen Uğur Kurt’u silahla vurarak öldüren polis Sezgin Korkmaz’ın yeniden yargılandığı davada duruşma savcısı, sanığın “Taksirle birinin ölümüne neden olmak” suçundan 2 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını ve cezanın paraya çevrilmemesini talep etti.

    İstanbul’daki Okmeydanı Cemevi’nde 2014’te bir cenaze törenine katılmak üzere bekleyen Uğur Kurt, polis Sezgin Korkmaz’ın aç tığı ateş sonucu kafasından vurularak ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılmıştı. Kurt yapılan tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirmişti. Kurt’u vuran polis Sezgin korkmaz ise yargılama sonucu İstanbul 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nce “taksirle ölüme neden olma” suçundan 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırmış, bunu da 12 bin 100 TL adli para cezasına çevirmişti. Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) kararı sonucu Sezgin Korkmaz’ın yeniden başlayan yargılanmasına bugün devam edildi.

    11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmaya taraf avukatları ve Uğur Kurt’un eşi Narin Kurt katıldı. Sanık polis Sezgin Korkmaz ise teknik problemlerden dolayı Sesli ve Görüntülü Bilişim Sistemleri (SEGBİS) ile bağlanamadı. CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik de duruşmayı takip etti.

    NARİN KURT: 2017’DE SANIĞA 12 BİN 100 LİRA PARA CEZASI VEREN HAKİM VE HEYETİNİ KINIYORUM

    Narin Kurt, mahkemede şunları söyledi:

    “Masum bir insanın kolluk kuvveti tarafından yaşam hakkının elinden alınması ve bizim yaklaşık 10 yıldır adalet arıyor ve bugün hala burada olmamız çok acı. 25 Nisan 2017 tarihinde görülen haklı davamızda sanığa 12 bin 100 lira para cezası veren hakim ve heyeti kınıyorum. Ve asla kabul etmiyorum. Oğlum, babası öldürüldüğünde bir buçuk yaşındaydı. Bundan sonraki hayatında babasızlığa mahkum eden kişiye ceza verilmiyor olması çok acı. Oğlum büyüyor ve süreci sorgulamaya başladı. Ben oğluma yaşadığımız adaletsizliği anlatamıyorum. Biz haklı davamızda yüce adalete ve sizin vicdanınıza sığınıyoruz. Bu zamana kadar yaşadığımız haksızlığın son bulmasını ve adalet terazisinde eşit tartılmayı ben ve ailem adına sizden umutla bekliyoruz.”

    AVUKAT TURGUT KAZAN: ANAYASA’NIN KURALLARINI TANIMAYAN BİR ANLAYIŞ VAR

    Müşteki avukatı Turgut Kazan, “Yargılama sürecine yeniden başladık. Çok zor bir dönemde yaşıyoruz bunu biliyorum. Anayasa’nın kurallarını tanımayan bir anlayış var. Artık yargılanmanın yenilenmesi hüküm kurulması demek değidir. Anayasa Mahkemesi’nin bahsettiği eksiklikler neyse onlar giderilmelidir. Bir CD sunduk orada olayı görüyorsunuz. Amirler görüntüde ‘Sıkma’ diye bağırıyor 5 kez” dedi.

    SAVCI MÜTALAASINDA 6 YILA KADAR HAPİSLE CEZALANDIRILMASINI VE CEZANIN PARAYA ÇEVİRİLMEMESİNİ TALEP ETTİ

    Mütalaasını açıklayan duruşma savcısı, sanığın somut olayda dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket ederek maktul Uğur Kurt’un ölümüne sebebiyet verdiği, bu suretle üzerine atılı taksirle ölüme neden olma suçunu işlediği, ancak Anayasa Mahkemesi kararında da belirtildiği üzere cezanın eylemle orantılı olması ve ihlalin ortadan kaldırılması gerektiğini vurguladı. Savcı, bu nedenlerle sanık hakkında “Taksirle bir kişinin ölümüne neden olma” suçundan alt sınırdan uzaklaşılarak 2 yıldan 6 yıla kadar hapisle cezalandırılmasını ve verilen hapis cezasının para cezasına çevrilmesine yer olmadığına karar verilmesini talep etti.

    Mahkeme, esas hakkındaki mütalaaya karşı savunma yapmaları için süre vererek duruşmayı 1 Mart 2024 tarihine erteledi.

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın ‘Soylu’ davası

    Cumartesi Anneleri/İnsanları’nın ‘Soylu’ davası



    Cumartesi Anneleri’nin 25 Ağustos 2018’de gerçekleştirmek istediği 700’üncü hafta eyleminde polisin müdahalesi sırasında hak savunucusu Aydın Aydoğan’ın kolu kırılmıştı. Söz konusu müdahaleye ilişkin Aydoğan kolluk kuvvetleri ve dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu hakkında ayrı ayrı suç duyurusunda bulundu.

    Kolluk kuvvetleri ile ilgili dosyada takipsizlik verilmiş ve dosya Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) taşınmıştı. AYM kolluk kuvvetlerinin uyguladığı orantısız güç ve toplantı ve gösteri yürüyüş hakkının engellendiği gerekçesiyle hak ihlali kararı verdi. Soylu’yla ilgili davada ise İstanbul Cumhuriyet Başsavcığı “yetkisizlik” kararı vererek dosyayı Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Parlementerler Bürosu’na gönderdi.

    BİR KARAR ÇIKMAZSA AYM’YE GİDECEĞİZ

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nda ise söz konusu durumla ilgili yetkisizlik kararı verildiği öğrenildi. Kararda, Soylu’nun görevi çerçevesinde yetkisini kullandığı ayrıca soruşturma izni için TBMM’ye başvurulması gerektiği belirtildi. Aydoğan ise Meclis’e dilekçe sundu.

    Cumhuriyet’ten Cengiz Karagöz’e konuşan Aydoğan, “Olayın ardından Soylu, ‘Ne yapsaydık anneliğin terör örgütü tarafından terör kılıfı yapılmasına göz mü yumsaydık?’ ifadesini kullandı. Polis şiddetine maruz kalmamızla ilgili annelik kavramı üzerinden bir mağduriyet oluşturulduğunu söylemişti. Meclis’ten beklediğimiz yönde bir karar çıkmazsa AYM’ye gideceğiz” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sedat Peker ile gündeme gelmişti: Eski AKP’li vekile ‘hırsız’ diyen gazeteciye ceza!

    Sedat Peker ile gündeme gelmişti: Eski AKP’li vekile ‘hırsız’ diyen gazeteciye ceza!



    Gazeteci Arhan, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in yayınladığı rüşvet ve yolsuzluk iddialarında adı geçen AKP eski Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’yla ilgili sosyal medya hesabından 26 Ekim 2022’de paylaşım yaptı. Arhan’ın paylaşımını yaptığı gün Türk Tabipler Birliği (TTB) Merkez Konseyi Başkanı Şebnem Korur Fincancı, bir televizyon kanalında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesi operasyonda kimyasal silah kullanıldığına dair iddialara ilişkin yaptığı değerlendirme nedeniyle de gözaltın alınmıştı.

    Fincancı’nın gözaltına alındığı günlerde, Peker’in eski Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) başkanı Ali Fuat Taşkesenlioğlu ve kardeşi AKP Erzurum Milletvekili Zehra Taşkesenlioğlu’nun Marka Yatırım Holding’in sahibi Mine Tozlu Sineren’den sermaye artırımı için 12 milyon TL rüşvet istediği iddiaları da gündemeydi.

    MLSA’dan Hayri Demir’in haberine göre; iki durumu karşılaştıran Arhan, paylaşımda “Hırsız Zehra Taşkesenlioğlu kutsanıp korunduğu, bilim insanı Şebnem Korur Fincancı’nın cadılaştırılıp taşlandığı rejim…” ifadelerini kullandı.

    ‘MÜŞTEKİNİN SAYGINLIĞINA SÖVÜLDÜ’

    Taşkesenlioğlu’nun şikâyetiyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonunda Arhan hakkında iddianamede hazırlandı. Taşkesenlioğlu’nun müşteki olarak yer aldığı iddianame, Ankara 25. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilerek, dava açıldı.

    İddianamede, Arhan’ın paylaşımıyla Taşkesenlioğlu’nun “onur, şeref ve saygınlığına sövmek suretiyle saldırıda bulunduğu” iddia edilerek, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 125’inci maddesinde düzenlenen, “kamu görevlisine görevinden dolayı sesli yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret” suçlaması yöneltildi. İddianameyi hazırlayan savcı Mehmet Aykut Cihangir tarafından iddianamede, Arhan’ın paylaşımıyla ilgili, “Sarf ettiği sözlerin müştekinin şeref, onur ve saygınlığını rencide edilebilecek nitelikte olduğu ve müştekinin yürüttüğü kamu görevi sebebiyle sarf edildiği” değerlendirmesinde bulundu.

    Ankara 25. Asliye Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın karar duruşması geçen günlerde görüldü. Duruşma sonunda Arhan’a 425 gün hapis cezası verildi. Hapis cezasında TCK’nin 62/1 maddesi kapsamında 1/6 oranında indirim uygulanarak 354 güne düşürüldü. Bu ceza da günlük 20 TL’den hesaplanarak toplamda, 7 bin 80 TL adli para cezasına çevrildi.

    CEZA DAVASIYLA BİRLİKTE TAZMİNAT DAVASI DA AÇILDI

    Taşkesenlioğlu, aynı paylaşım gerekçesiyle Arhan hakkında manevi tazminat talebiyle de şikâyetçi oldu. Taşkesenlioğlu’nun manevi tazminat talebinin işleme koyan Ankara 1. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki davanın duruşması ise 21 Aralık günü görülecek.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 8 aydır tutuklu! Gazeteci Abdurrahman Gök duruşma öncesi konuştu

    8 aydır tutuklu! Gazeteci Abdurrahman Gök duruşma öncesi konuştu



    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma kapsamında 25 Nisan’da gözaltına alınarak tutuklanan Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Abdurrahman Gök, 5 Aralık günü görülecek duruşması öncesinde avukatları aracılığıyla açıklamalarda bulundu.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında 25 Nisan’da 21 kentte yapılan operasyon düzenlendi. Operasyon kapsamında gözaltına alınarak tutuklananlar arasında Mezopotamya Ajansı (MA) editörü, gazeteci Abdurrahman Gök de vardı.

    Gök, hakkında “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklama kararının verilmesinin ardından Diyarbakır 1 No’lu Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi.

    DURUŞMA ÖNCESİ KONUŞTU: KEMAL KURKUT FOTOĞRAFINI HATIRLATTI

    Cezaevine girdikten 5 ay sonra, 14 Eylül’de hakim karşısına çıkan Gök’ün tutukluluk halinin devamına karar verildi.

    5 Aralık’ta Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülecek duruşması öncesi avukatları aracılığıyla Expression Interrupted muhabiri Çağrı Sarı’ya konuştu.

    Gök, “Tutukluluğumun ardındaki temel motivasyon Kemal Kurkut fotoğrafları var” dedi.

    Gök ile yapılan söyleşi şöyle:

    – Diyarbakır’da 2017 Newroz’unun sabahına gidelim. Kemal Kurkut fotoğrafının hikayesini yeniden anlatalım. Orada tam olarak ne yaşandı?

    2017’de Diyarbakır Newroz alanında Newroz’un büyük coşkuyla kutlanması için günler öncesinden hem siyasi partiler hem de sivil toplum örgütleri yoğun bir çalışma içindeydi. Sanırım uzunca yıllardan sonra izin verilmiş bir Newroz’du. Tabii siyasi iktidar sıklıkla yaptığı gibi Kürt siyasi hareketinin halkta artık karşılık görmediği yönünde propaganda yapıyordu. Kürt siyasi hareketi de Newroz alanından vereceği fotoğrafla bunun gerçeği yansıtmadığını söylemek istiyordu. Ve nitekim Newroz günü sadece Diyarbakır’dan değil bütün Kürt kentlerinden halk Diyarbakır’a geldi.

    Böyle önemli bir Newroz’du. Ben de gazeteci olarak takip etmek istiyordum. Sabah protokol ve basın kapısının bulunduğu Alataş Caddesine geldim. Birçok gazeteci arkadaş da burada toplanmıştı. Arama yapılıyor gerekçesiyle bekliyorduk. Zaman zaman diğer arama noktalarındaki gerginlikleri de gazeteci arkadaşlardan öğreniyorduk. Saat sekiz gibi silah sesi duydum ve arkamı dönüp bulunduğum noktadan zaten açık olan fotoğraf makinamın deklanşörüne basmaya başladım. TOMA arkasında yarı çıplak uzanmış genci gördüm. Polis yanıma geldi. Fotoğraf makinemin kartını yuvasından çıkarıp sakladım. Çünkü o kısa sürede polisin beni gözaltına alıp fotoğraflara el koyacağını biliyordum. Nitekim hafıza kartı daha elimdeyken beni uzaklaştıran polis memuru yanıma gelip amirinin beni istediğini söyledi. O esnada polisin arkasında yürürken kartı hemen arka cebime koydum. Polisin kartımı istemesiyle de cebimdeki yedek kartımı verdim. Sonra beni bıraktılar. Tabii ben hemen haber merkezini arayıp 20 yaşlarında üstü çıplak bir gencin arama noktasında polisler tarafından vurulduğunu ve hastaneye kaldırıldığını söyledim. İlk olarak fotoğraftan söz etmeyi göze alamadım. Bu arada sahneden fotoğraflar çekilmesi ile görevliydim. Yaklaşık iki saat sonra haber merkezinden editör arkadaşlar beni arayıp, “Sen vurulan genç üstü çıplak dedin ancak ajanslar canlı bomba diye servis ettiler” dediler. Daha sonra, gözlemlerimle beraber neler yaşandığını yazdım. Valiliğin neler dediğine baktım. Kırk saniye içinde çekilmiş 28 fotoğraf karesini olay yerindeki gözlemlerime ve valiliğin neler dediğine bakarak servis ettik.

    – Haberi yayınlayınca nasıl bir etkisi oldu?

    Haber ve fotoğraflar sosyal medyada büyük yankı uyandırdı. Kısa sürede de gündeme oturdu. “Valinin halkı yanılttığı” şeklinde büyük tepkiler arka arkaya geldi. Hükümete yakın olsun olmasın birkaç medya kuruluşu önce fotoğraflara gözlerini kapatmayı sürdürdüler, daha sonra haberimi geçmek durumunda kaldılar. Gencin yakını bize ulaşarak ölen kişinin Kemal Kurkut olduğunu, üniversitede müzik bölümünde okuduğunu anlattı. Cenazesinin Malatya’da toprağa verileceğini söyledi.

    Tabii aile, çocuklarının böyle bir şey yapmış olabileceğine ihtimal vermediler. Hatta yoğun haber bombardımanı yüzünden inanma noktasına bile geldiklerini, ancak fotoğraflarla birlikte çocuklarının masumiyetine inandıklarını öğrenmiş oldum. Bu bilgileri ve sonrasında yaşananları yayınlayınca televizyonlar ve ajanslar daha fazla gözlerini kapatamadılar.

    – Daha önce de defalarca polis şiddeti ile karşılaşmıştınız ama son altı yıl başka türlü bir seyir aldı. Bu fotoğrafın tüm bunları başınıza getirebileceğini düşünmüş müydünüz?

    Açıkçası tarih boyunca hakikate bağlı kalanların ve hakikati ortaya çıkaranların, hakikate aykırı davrananların başına neler geldiğini bilen ve hakikat mücadelesini tercih eden biri olarak o fotoğrafları yayınladığımda başıma bu yaşadıklarından çok çok ağırlarının, ölümün de gelebileceğini düşündüm. Arkadaşlarım ve ailem benim için çok kaygılandılar. Fotoğraflardan sonra keşke yayınlamasaydın, ismini açıklamasaydın diyenler de oldu. Ama o zaman vicdanıma nasıl hesap verecektim? Ya öyle yapsaydım, Kemal Korkut’un annesi oğlunun masumiyetini nasıl gösterebilecekti? Defalarca her iki gözümü öperek “Kemal’imin en son anlarına şahitlik eden bu gözlerdi” dedi. Acısını nasıl dindirebilirdim başka türlü? Bu aynı zamanda gazeteciliğin onuruna da sahip çıkmak anlamına geliyordu. O yüzden zerre pişmanlık duymuyorum.

    – Fotoğraf nedeniyle 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verildi. Gerekçe neydi?

    Kemal Korkut fotoğrafının yayınlanmasından sonra polis evime baskın düzenledi. İş yerinde olduğum için gidip ifademi verdim. Hakkımda ihbar olduğu söylendi. İçeriğini de bilmiyordum. Sonra takipsizlikle sonuçlandı. O dosyadan 2017’de, aynı yıl yeniden ifadeye çağrıldım. Ona da takipsizlik verildi. 2018 Ekim ayında da polisler evime baskın yaptı. Üç gün sonra emniyette ifade vermemin ardından serbest bırakıldım.

    Polisin yargılamalar sonucunda beraat etmesi ile yeniden hakkımda iddianame oluşturuldu. “Örgüt üyeliği” ve “propagandası” ile 22 buçuk yıla kadar hapis isteniyordu. Ancak iddia tamamen gazetecilik faaliyetlerine dayandırılıyordu. 2014 yılında Şengal’de, Kobanê’de bulunduğum fotoğraf var. Haber ve fotoğraflardan oluşan bir iddianamede tutuksuz yargılandım. Yine gizli tanık ifadesiyle. “Örgüt talimatı ile o fotoğrafları çekti” falan gibi ifadeler vardı.

    – Bir gazeteciye yapılan bu suçlamalardan yola çıkarak yargının pozisyonunu nasıl yorumlarsınız?

    Bu söyleşiyi okuyacak olanlar bu pozisyonu daha net yorumlar diye düşünüyorum.

    – Kemal Kurkut fotoğrafınız basın tarihine geçer elbette ama çok önemli başka işlere de imza attınız. 6 Şubat depremlerinin ardından sokak sokak gezdiniz. O dönemden Fidan abla ile olan videonuz çok konuşuldu. Geçen yıl Mahsa Amini ayaklanması sırasında İran’a gidip çok yönlü bir röportaja imza attınız. Bu yazı dizinizle Musa Anter Gazetecilik Ödülü aldınız. Aylardır cezaevindesiniz. Bu süreçte dışarıda olup şunu yapmalıydım dediğiniz işler oldu mu? Örneğin Hamas-İsrail savaşı var.

    Yirmi yılı aşkın gazeteciliğimin son 12 yılını çatışmalı alan gazeteciliği olarak sürdürüyorum. 2011’de Suriye’deki iç savaş başlar başlamaz gittim. 2014’de Şengal ve Kobane’de yaşananları takip ettim. 2017’de Rakka’ya başlatılan operasyonu arazide takip ettim. İran’da Mahsa Amini’nin ölümüyle başlayan süreci de takip ettim. Hepsi de zorlu süreçler. Ancak biraz olsun insanların dertlerine haberlerle derman olduğunuzda kendi yaşadığınız travmalarla da baş ediyorsunuz. İnsan odaklı, doğa odaklı bir gazetecilik yaptığınızda odağınıza insan hikayeleri aldığınızda aslında birçok sorunun çözümüne de katkı sunmuş oluyorsunuz. Bu cezaevi süreci bunu biraz sekteye uğrattı tabii. Televizyonun karşısına her geçtiğimde şu an Gazze’de olsaydım diye içimden geçiriyorum. Gazze’ye saldırı düzenlendiğinde, Gazze her daim gündem olabiliyor. Ancak Rojava’da hastaneler, sivil yerleşim yerleri var ve hiç gündem değil. Bunları TV’lerde, gazetelerde göremeyince de neden tutuklu olduğumu anlamış oluyorum.

    Tamamı için…

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Beklenen rapor dosyaya girdi: Tahir Elçi davasında tepki çeken anlar!

    Beklenen rapor dosyaya girdi: Tahir Elçi davasında tepki çeken anlar!



    Eski Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’nin, Diyarbakır Sur ilçesinde vurularak öldürülmesine ilişkin 3 polis memuru ile firari bir kişinin yargılandığı dava, Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başladı.

    Diyarbakır Barosu’nun eski başkanı Tahir Elçi’nin CHP Milletvekili eşi Türkan Elçi, TBB Başkanı Erinç Sagkan, baro başkanları, insan hakları örgütleri temsilcileri ile çok sayıda avukat duruşmada yer aldı.

    Diyarbakır 10. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın bugünkü duruşmasında beklenen TÜBİTAK raporu dosyaya girdi. Cinayet anına ait görüntülerin bulunduğu hard diski inceleyin TÜBİTAK “Görüntüler eski” dedi. Avukatlar, tepki gösterdi.

    SAVCI: TALEPLER REDDEDİLSİN

    MLSA’nın duruşma salonundan aktardıklarına göre; Elçi ailesinin avukatları, Tahir Elçi’nin öldürüldüğü yerinde keşif yapılmasını, olay mahallini gören kamera görüntülerine dair yeniden rapor istenmesini ve Elçi’nin öldürülmeden önce kendisine yöneltilen tehditlerin araştırılmasını istedi.

    Duruşma savcısı, Elçi ailesinin taleplerinin reddedilmesi yönünde görüş bildirdi. Savcı ayrıca firari sanık Uğur Yakışır’ın dosyasının ayrılmasını talep ederek, esas hakkındaki görüşünü hazırlamak için dosyanın kendisine gönderilmesini istedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kıbrıs’ta öldürülmüştü: Halil Falyalı davasında müebbet hapis talebi

    Kıbrıs’ta öldürülmüştü: Halil Falyalı davasında müebbet hapis talebi



    Yasa dışı bahis baronu Halil Falyalı ve şoförü Murat Demirtaş’ın Kıbrıs’ta öldürülmesine ilişkin İstanbul 36’ıncı Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada, esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, Mehmet Faysal Söylemez ve Mustafa Söylemez’in iki kez ağırlaştırılmış müebbet ve 12’şar yıla kadar hapisle cezalandırılmalarını istedi. Mütalaaya karşı savunma yapan avukatlar, mütalaaya katılmadıklarını, ortada bir suç örgütü olmadığını savundu.

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianameye göre Halil Falyalı, kendisine suikast düzenleneceğini öğrendi. Bunun üzerine çalışanları Falyalı hakkında şikayetçi oldu. Falyalı da kendisi hakkında şikayetçi oldu. Bu şikayetler üzerinde 14 Ağustos 2021’de karakola giden Falyalı, Kıbrıs’ta ‘adam kaçırma, darp ve zorla alı koyma’ suçlamalarıyla tutuklandı. Falyalı’ya suikast düzenleyen ekibin tekrar Türkiye’ye dönmesinin ardından Falyalı iki ay sonra, 17 Aralık 2021’de tahliye edildi. Ancak tahliyesinden iki ay sonra bu kez pusuya düşürüldü. Saldırıda Falyalı ve şoförü öldürüldü.

    ‘SUÇ ÖRGÜTÜ YÖNÜNDE SOMUT DELİLLER ELDE EDİLDİ’

    Gazete Duvar’dan Ferhat Yaşar’ın haberine göre; İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının esas hakkındaki mütalaasında, şunlara yer verildi: “8 Şubat 2022 günü saat 18.45 sıralarında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Girne şehrinin Çatalköy mevkiinde bulunan 20 Temmuz Caddesi üzerinde, Halil Falyalı ve Murat Demirtaş isimli şahısların uzun namlulu ateşli silahlarla saldırıya uğradığı, Murat Demirtaş isimli şahsın olay yerinde, Halil Falyalı isimli şahsın ise kaldırıldığı Yakın Doğu Üniversite Hastanesinde hayatını kaybetti. Olayla ilgili olarak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Polis Genel Müdürlüğü güvenlik güçlerince yapılan ilk çalışmalarda Mustafa Söylemez, Yusuf Güneş, Ahmet Naim Memiş, Gürsel Erkaya, Abdürrahim Çelik adlı şahısların saldırı ile bağlantılarının olduğu ve haklarında ilgili mahkemeden karar temin edildiği bilgilerinin İstanbul Emniyet Müdürlüğü ile paylaşıldı. Mehmet Faysal Söylemez, Mustafa Söylemez, Abdurrahim Çelik, Cengiz Şener, Ender Yıldız ve Metin hakkında suç örgütü yapılanması içerisinde bu eylemi gerçekleştirdikleri yönünde somut deliller elde edildiği, bu eylemin sebebi, örgütün diğer üyeleri ve olası azmettiricilerle ilgili soruşturma işlemleri ve araştırmaların devam ediyor.”

    DURUŞMA ERTELENDİ

    Bugün İstanbul 36’ıncı Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada, sanık avukatları iddia makamının mütalaasına karşı savunma yaptı. Savcının hazırladığı mütalaaya katılmadıklarını belirten avukatlar, “Ortada bir örgüt yok. Örgütsel hiyerarşi ve iletişim de yok” dedi.

    Ara kararını açıklayan mahkeme heyeti, Abdurrahim Çelik, Cengiz Şener, Ender Yıldız, Mehmet Faysal Söylemez ve Mustafa Söylemez’in tutuklu hallerinin devamına karar vererek duruşmayı 8 Aralık Cuma günü saat 09.30’a erteledi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ekrem İmamoğlu davayı kaybetti, tazminat ödeyecek

    Ekrem İmamoğlu davayı kaybetti, tazminat ödeyecek



    Dava, 29 Eylül 2023’te İstanbul 45. Asliye Hukuk Mahkemesinde karara bağlandı. Davacı Adil Karaismailoğlu’nu avukatları Melike Nur Bak ve Ömer Faruk Karagüzel, Ekrem İmamoğlu’nu ise avukatı Sercan Polat temsil etti.

    Davalı İmamoğlunun avukatı, davacı taraf hakkında savcılıkça soruşturma olduğunun ispatlandığını, müvekkilinin beyanlarının gerçeği yansıttığını belirterek manevi tazminat şartları oluşmadığı gerekçesiyle davanın reddini talep etti. Davacı Karaismailoğlu’nun avukatları ise müvekkilleri hakkında herhangi bir dava bulunmadığını belirterek davanın kabulünü istediler.

    DAVA KISMEN KABUL EDİLDİ

    Mahkeme, davayı kısmen kabul ederek 15 bin lira manevi tazminatın 10 Nisan 2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte Ekrem İmamoğlu’ndan alınarak Adil Karaismailoğlu’na verilmesine hükmetti.

    DAVANIN GEÇMİŞİ

    Eski Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu, 10 Nisan 2022 tarihinde katıldığı bir televizyon programında kullandığı ifadelerle kişilik haklarına saldırıda bulunduğu gerekçesiyle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı (İBB) Ekrem İmamoğlu hakkında 250 bin liralık manevi tazminat davası açmıştı.

    Dava dilekçesinde,İmamoğlu’nun Karaismailoğlu hakkında “Büyükşehir belediyesine kaynak soruyor. Sen git yapılmamış bir ihalenin, parasını nasıl ödettiğinin hesabını ver. Hakkında zimmet davası var. Soruşturma dosyasına İçişleri Bakanlığı el koydu sayın ulaştırma bakanının. 20 milyon lira…” dediği belirtilmişti.

    Ayrıca “Sen hayatında bekçi kulübesi bile dikmemişsin”, “atanmış” gibi ifadelerle Karaismailoğlu’nun kişilik haklarına yönelik ithamlarda bulunduğu ileri sürülerek 250 bin lira manevi tazminat talep edilmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Pınar Selek 6’ncı kez yargılanıyor: ‘Mısır Çarşısı’ davasında yeni gelişme

    Pınar Selek 6’ncı kez yargılanıyor: ‘Mısır Çarşısı’ davasında yeni gelişme



    İstanbul Eminönü’ndeki Mısır Çarşısı’nda 9 Temmuz 1998 tarihinde meydana gelen patlamaya işkin sosyolog-yazar Pınar Selek hakkında tekrardan açılan davaya bugün İstanbul 15’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.

    Duruşmaya Fransa’da yaşayan Pınar Selek ile yurt dışında olduğu belirtilen Abdülmecit Öztürk katılmadı. Pınar Selek’i babası Alp Selek ile Fransa Barosu’ndan avukatların da arasında bulunduğu çok sayıda avukat temsil etti. Abdülmecit Öztürk’ün avukatı Mehmet Erbil de duruşma salonunda hazır bulundu.

    Duruşmanın başlamasının ardından mahkeme başkanı, istenen cezanın 5 yılın üzerinde olması nedeniyle yasa gereği Fransa’da yaşayan Pınar Selek’nin savunmasının uluslararası adli yardımlaşma yoluyla alınamayacağını belirtti. Mahkeme başkanı ayrıca Selek hakkında kırmızı bülten çıkarılmasının talep edildiğini, yokluğunda hakkında tutuklama kararı çıkarıldığını, diğer sanık Abdülmecit Öztürk hakkında da tutuklamaya yönelik yakalama kararı bulunduğunu hatırlattı. Fransız adli makamlarına Selek’in iadesi için talepname gönderildiğini, ancak eksikler olduğu gerekçesi ile yazının iade edildiğini, Adalet Bakanlığı’nın yazıyı düzelterek Fransa Adalet Bakanlığı’na yolladığını, Fransız adli makamlarından henüz bir cevap gelmediğini, bir bilgilendirme de yapılmadığını ifade etti.

    ALP SELEK: BU DAVA SAHTELİKLERLE DOLU BİR DAVA

    Duruşmada söz alan Pınar Selek’in aynı zamanda avukatlığını da yapan babası Alp Selek şunları söyledi:

    “25 yılı geçmeye başladı. İnsanlar yaşlandı. Bir kısmı öldü. O tarihte yeni doğan çocuklar bu gün avukat oldu, Pınar’ı savunuyor. Fakat bu sahteliklerle dolu dosya ne Yargıtay’da okundu ne başka bir yerde incelendi. Bu dava sahteliklerle dolu, haksız bir dava. Bu aşamada savunma yapmama durumundayız. Mevcut yasaya göre Pınar’ın ifadesinin alınmasını beklemek zorundayız. Fazla da söylenecek bir şey yok. İnsanları bitiren bir dava. Kırmızı bülten çıkarılmasını gerektirecek bir durum yok. 25 yıl oldu. Dava başladığında 64 yaşındaydım. Şimdi 93 yaşındayım. Bu davanın sonucunu görmek istiyorum.”

    “TUTUKLAMAYA YÖNELİK YAKALAMA KARARININ KALDIRILMASINI İSTİYORUZ”

    Davanın diğer sanığı Abdülmecit Öztürk’ün avukatı Mehmet Erbil ise “Müvekkilime verilen 12,5 yıl ceza kesinleşti. Müvekkilim bu cezanın 9 yılını cezaevinde geçirdi. Buna rağmen mahkemenizin müvekkilim hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkartmış olması bizi şaşırtmıştır. Tutuklamaya yönelik yakalama kararının kaldırılmasını talep ediyorum” dedi.

    SINIR TANIMAYAN AVUKATLAR: PINAR’IN BERAATINI İSTEMEYE GELDİK

    Duruşmaya katılan Sınır Tanımayan Avukatlar Derneği avukatlarından Françoise Cotta da mahkemede söz alarak, “Bize söz verdiğiniz ve bizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Pınar Selek bizim için bir sembol oldu. Savunmanın sınırları yok, biz buraya adaletin yerini bulmasını ve Pınar’ın beraatını istemeye geldik” diye konuştu.

    ADLİ YARDIMLAŞMA YOLUYLA SAVUNMASININ ALINMASINA İLİŞKİN TALEP REDDEDİLDİ

    Mahkeme heyeti, Pınar Selek’e atılı suça istenen cezanın müebbet hapis olduğunu ve savunmasının mahkeme huzurunda alınması gerektiğini belirterek, savunmasının uluslararası adli yardımlaşma yoluyla alınmasına ilişkin talebi reddetti. Selek hakkında yokluğunda çıkarılan gıyabi tutuklama kararının devamına ve kırmızı bülten talebinin sonucunun beklenmesine, Abdülmecit Öztürk hakkındaki tutuklamaya yönelik yakalama kararının beklenmesine karar vererek duruşmayı erteledi.

    “DAVANIN KAÇ YIL DAHA SÜRECEĞİNİ ÖNGÖRÜYORSUNUZ?”

    Duruşmanın sona ermesinin ardından söz isteyen Sınır Tanımayan avukatlarından Françoise Cotta, “Pınar Selek’in babası Alp Selek gibi ben de bu davanın sonucunu görmek istiyorum” dedi. Pınar Selek’in Fransız vatandaşı olduğunu hatırlatan Cotta, mahkemede heyetine “Siz bu davanın kaç yıl daha süreceğini öngörüyorsunuz” sorusunu yöneltti.

    Mahkeme başkanı da bu soruya “Hakimler kararlarıyla konuşur. Kararlarla düşüncesini belirtir” diye yanıtını verdi.

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yargıtay Gezi Parkı davasında Osman Kavala ve Can Atalay dahil 5 kişinin cezasını onadı

    Yargıtay Gezi Parkı davasında Osman Kavala ve Can Atalay dahil 5 kişinin cezasını onadı


    Yargıtay 3. Ceza Dairesi, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 25 Nisan 2022’de verdiği karara ilişkin temyiz incelemesini tamamladı

    REKLAM

    Yargıtay, Gezi Parkı gösterileri nedeniyle yargılanan Osman Kavala ve Can Atalay’ın da aralarında olduğu 5 sanık hakkında verilen kararı onarken 3 sanık hakkındaki hükümleri bozdu. 

    Mahkumiyet hükümleri bozulan Ayşe Mücella Yapıcı ile Ali Hakan Altınay’ın adli kontrol hükümleri uygulanarak tahliyesi kararlaştırıldı.

    Yargıtay 3. Ceza Dairesi, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin 25 Nisan 2022’de verdiği karara ilişkin temyiz incelemesini tamamladı.

    Buna göre, Türk Ceza Kanunu’nun 312/1 maddesi gereğince, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılan Kavala hakkındaki mahkumiyet hükmü onandı.

    Daire, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçundan 18’er yıl hapis cezası verilen Can Atalay, Tayfun Kahraman, Mine Özerden ve Çiğdem Mater Utku hakkındaki mahkumiyet hükümlerinin de onanmasını kararlaştırdı.

    Öte yandan Altınay, Yapıcı ve  Yiğit Ali Ekmekçi hakkında verilen 18’er yıl hapis cezaları ise Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından bozuldu.

    Dairenin kararında, bu sanıkların eylemlerinin, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” kapsamında olmadığına işaret edildi. Kararda, bu sanıkların eylemlerinin, “toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” kapsamında değerlendirilmesi gerektiği belirtildi.

    İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuklu sanık Osman Kavala’yı, TCK’nin 312/1 maddesi gereğince, “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırmış, “siyasal veya askeri casusluk” suçundan ise beraatine hükmetmişti.

    Heyet, sanıklar Can Atalay, Çiğdem Mater Utku, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Tayfun Kahraman, Ayşe Mücella Yapıcı ve Yiğit Ali Ekmekçi’nin “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüse yardım” suçundan 18’er yıl hapisle cezalandırılmalarına ve bu suçtan tutuklanmalarına karar vermişti.

    İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, yerel mahkemenin kararını hukuka uygun bulmuştu.

    Sanıklardan Can Atalay, 14 Mayıs’taki 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’nde TİP’ten Hatay milletvekili seçilmiş, bunun üzerine avukatları yargılamanın durması ve tahliyesine yönelik Yargıtaya başvuru yapmıştı. Yargıtay 3. Ceza Dairesi ise talebin reddine hükmetmişti.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ülke tarihine kara leke… İlk kez bir CHP Genel Başkanı sanık sandalyesine oturacak

    Ülke tarihine kara leke… İlk kez bir CHP Genel Başkanı sanık sandalyesine oturacak



    Seçimlerin geride kalmasının ardından milletvekilliği sona eren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığı da sona erdi.

    Gazeteci Barış Terkoğlu, Cumhuriyet’teki ‘Sanık: Kemal Kılıçcaroğlu’ başlıklı yazısında, ‘Olur mu olmaz mı derken olmayacak oldu…’ ifadelerini kullanarak, çıkardığı listede Kılıçdaroğlu hakkında toplamda 110 yıla varan dava potansiyeli taşıyan dosyanın olduğunu söyledi.

    Tarihte ilk kez bir CHP genel başkanının sanık olarak mahkemeye çağırıldığını vurgulayan Terkoğlu, konuya ilişkin şunları yazdı:

    “’Sanık: Kemal Kılıçdaroğlu’ yazan tebligat, üç gün önce, 11 Eylül’de gönderildi. Buna göre CHP liderinin yargılaması, 7 Mart 2024’te İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde başlayacak. CHP lideri Kılıçdaroğlu, dokunulmazlık zırhı olmadan hâkim huzurunda savunma yapacak. İlk yargılamada yapılan suçlama ise ‘kamu görevlisine alenen hakaret’

    Savcı, Kılıçdaroğlu’nun 1 yıl 2 ay ile 2 yıl 4 ay arası hapsini istiyor. Talepleri arasında elbette siyasi yasak da var.

    Terkoğlu, Kılıçdaroğlu’nun yargılanma nedeninin ise 9 yıl önce 9 yıl önce, 26 Kasım 2014’te, Beşiktaş Mustafa Kemal Kültür Merkezi’nde, CHP İstanbul bölge toplantısı sırasında kullandığı ifadeler olduğunu belirtti.

    Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında defalarca ‘hırsız’ ifadesi nedeniyle eski Bakan Erdoğan Bayraktar’ın şikayetçi olduğunu aktaran Terkoğlu, yazısının devamında şunları söyledi:

    KILIÇDAROĞLU MUTLU OLDU

    “Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik’e tebligatı nasıl karşıladıklarını sordum:

    “Dava açıldığı bilgisini genel başkana arz ettiğim sırada mutlu olduğuna tanık oldum. Davaya konu olan olguların tamamının ispatlanması talimatını verdi. İspat hakkı, Türk Ceza Kanunu’nun ve anayasanın verdiği bir hak. Yolsuzluk eleştirilerinin haklı dayanaklarını delil olarak mahkemeye sunacağız, 17-25 Aralık sürecindeki tapelerle ilgili bilirkişi incelemesi talebimiz var. Zaten eski Bakan Erdoğan Bayraktar’ın da ispat hususuna karşı çıkmayacağı dava dosyasında beyan olarak var. Dolayısıyla mahkemenin delilleri toplayacak olması, ses kayıtları hakkında bilirkişi incelemesi yapmak zorunda olması bizi mutlu etti. Bu dava yoluyla, 17-25 Aralık dönemindeki tüm yolsuzlukları ispat etme şansına sahip olacağız.”

    CHP liderlik kavgası yaşarken tarihte ilk kez bir CHP genel başkanı, hâkim karşısına çağrılıyor. Demokrasinin gövdesini oluşturan ana muhalefetin lideri, iktidarın yolsuzluğunu eleştirdiği için yargılanacak. Ancak darbe dönemlerinde görülen olay, Türkiye’nin demokrasi tarihine leke olarak geçecek.

    CHP, Özel-İmamoğlu mu Kılıçdaroğlu mu diye tartışıp birbirini yiyedursun… Paramparça olmuş demokrasinin kırıntıları da avucumuzun içinden kayıp gidiyor. Muhalefet etmenin fiilen yasaklandığı düzene demokrasi denemeyeceği açık değil mi?

    Siz kavganızı doğru seçmezseniz kavganız sizi seçer. Cezanız biraz da budur.”

    BAYRAKTAR ŞİKAYETİNİ GERİ ÇEKECEK AMA…

    Terkoğlu, yazısının yayınlanmasının ardından da Halk TV’de açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu hakkında şikayette bulunan eski Bakan Erdoğan Bayraktar’ın bir politikacı aracılığı ile ulaştığını ve davadan şikayetini geri çekeceğini söylediğini belirtti. Ancak, Bayraktar’ın avukatının şikayet geri çekilse bile kamu görevlisine hakaret davası olduğundan yargılamanın devam edeceğini söylediğini aktardı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***