Etiket: Dava

  • Acun Ilıcalı’nın sponsoruna dava: ‘Dolandırıcılık’ iddiası

    Acun Ilıcalı’nın sponsoruna dava: ‘Dolandırıcılık’ iddiası



    Bakırköy 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilen 178 sayfalık iddianamede, sanıklara bir dizi ağır suçlama yöneltildi.

    İddianameye göre, Yavuz Usta liderliğindeki şebeke, sistematik bir biçimde, bir dizi kişinin dolandırılması için faaliyet gösterdi. Dolandırıcılık işlemleri için, bir kısmı paravan konumda olan toplam 42 firma kullanıldı.

    VARLIKLI İSİMLER HEDEF ALINDI

    Halk TV’den Dinçer Gökçe’nin haberine göre, milyonlarca liralık yatırım yapma imkânı bulunan kişilerle temasa geçen sanıklar, bu kişileri forex piyasalarında yatırım yapmaya ikna etti. Bu süreçte bir dizi forex firması ismi kullanıldı. Yatırım için ikna edilen isimlerden Musa Ekmekcioğlu 211 bin 500 dolar, inşaat şirketi sahibi Mustafa Koç 19 milyon TL, tekstilci Sabri Karataş 5 milyon TL, İlhami Teymur 2,5 milyon TL, Ahmet Altan isimli bir başka kişi ise 3 milyon TL para kaptırdı.

    MASAK RAPORU DOSYAYA GİRDİ

    Soruşturma sürecinde, teknik ve fiziki takip kararları da alındı. Dosyaya giren MASAK raporunda, dolandırılan kişilerin paralarının hangi hesapları aktarıldığı bilgisi de iddianamede yer aldı. Bu süreçte paraların aktarıldığı şirketlerden ikisi ise dikkat çekti.

    PARALAR BEYAZIT’TAKİ DÖVİZCİDE

    Sanıklardan Ediz Akın’a ait Fatih Beyazıt’ta bulunan Zeki Döviz AŞ ile aynı zamanda Kapalıçarşı Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Fayik Özbey’in de ortakları arasında olduğu Venüs Döviz Altın AŞ, yüklü miktarda para transferlerinin yapıldığı şirketler arasında öne çıktı. Dolandırılan kişiler arasında yer alan Musa Ekmekcioğlu’nun paralarının en son aktarıldığı şirket Zeki Döviz AŞ oldu.

    İddianamede, örgüte yardımla suçlanan Özbey’in ortağı olduğu Venüs Döviz Altın AŞ’ye, dosyanın diğer sanıklarının kontrolündeki şirketlerden, toplam 130 milyon liralık para transfer yapıldı. Savunması alınan Özbey ise, şirket hesaplarına gelen paraların tamamının kayıt altında olduğunu, ancak anılan paraları gönderen şirketlerin yetkililerini tek tek bilmesinin olanaksız olduğunu söyledi.

    KAÇMAYA ÇALIŞIRKEN YAKALANDI

    İddianameye göre, operasyonun yapıldığı geçen 24 Kasım sabahı ilginç bir olayın da yaşandığı anlaşıldı. Örgüt lideri olmakla suçlanan Yavuz Usta, anılan gün eşi ve çocuklarını Bakü’ye gönderdi. Sabah 06.00’da Usta’nın adresine giden polisler bu kişiyi adresinde bulamadı. Usta’nın, avukatına ait araçla Tekirdağ’a doğru yola çıktığını belirleyen ekipler, ilgili birimlere haber verdi. Usta ve şoförü Niyazi Uzşirin, Tekirdağ’da yakalandı. Bu arada, Usta ile şoförü Uzşirin arasında da yoğun bir para trafiğinin olduğu anlaşıldı. Uzşirin’in hesabından Usta’nın hesabına 1 milyon 496 bin TL para gönderildi. Usta’nın hesabından ise Uzşirin’in hesabına 670 bin TL gönderildi.

    Hakkında dava açılan isimler arasında Ece Pulaş’ın yanı sıra, bir yatırım menkul değerler şirketinin eski genel müdürü Abdullah Çakır, Bekir Ovucu, Halil Demir, Kemal Tutuman, Gözdenur Kulaber, İbrahim Bayrak, Hacı Yusuf Alagöz, Kemal Akarsu, Ogün Demirci, Muammer Uslu, Şiiri Emdurulah Boz, Ediz İlçakın, Metin Altan’ın da aralarında olduğu 65 sanık yer alıyor.

    HAMİLE SANIK İÇİN TAHLİYE TALEBİ

    Bu arada, tutuklu sanıklardan İlayda Çandır’ın (33) avukatı, mahkemeye yaptığı başvurularda, müvekkili için tahliye talebinde bulundu. Mahkemeye sunulan dilekçelerde Çandır’ın tutuklandıktan sonra hamile olduğunun anlaşıldığı kaydedildi. Dilekçelerde, cezaevi koşullarına işaret edilerek “Müvekkilin ikizlerini kaybetme riski söz konusu” denildi. Dilekçelerde Çandır’ın Yavuz Usta’nın kontrolündeki şirkette 48 gün çalıştığını, çağrı merkezi operatörü olarak hesabına, maaş ödemesi için 8 bin 800 TL dışında gelen bir paranın olmadığı kaydedildi. Çandır, soruşturma kapsamında geçen 26 Ocak’ta tutuklandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Pandemide Seks’ davalık oldu

    ‘Pandemide Seks’ davalık oldu



    Cumhuriyet yazarı Barış Pehlivan, “Seksin mizahından hapse giden yol” başlıklı bir yazı kaleme aldı.

    Pehlivan bugünkü yazısında, Leman dergisinde haftalık çizim yapan Zehra Ömeroğlu’na, “Pandemide Seks” başlıklı karikatüründen dolayı açılan davayı yazdı.

    Yazıda, İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nin Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’na başvurduğu, iki yıl sonra gelen rapor üzerine Ömeroğlu’nun cezalandırılması gerektiğine yönelik görüş çıktığı belirtildi.

    İşte o yazı:

    11 çocuğun kaçak tarikat yurdunda yakılması değil… Polisin ve savcının uyuşturucu kaçakçısı çıkması değil… Parası ve dayısı olanın özgür, hapis yatanımızın fakir ve kimsesiz olması değil…

    6 yaşındaki çocuğun evlendirilmesi ve yıllarca istismar edilmesi değil…

    Rüşvet alanın büyükelçi, baronların dostunun bakan, cinayet azmettiricisinin milletvekili olması değil…

    Nedense bunların hiçbiri bizi incitmiyor, ahlakımıza aykırı olmuyor.

    Ancak çiziminin “müstehcen” olduğu iddiasıyla bir karikatüristin üç yıla kadar hapsi isteniyor. Nasıl mı, anlatayım.

    Leman dergisini okuyanlar Zehra Ömeroğlu’nu tanır. İlişkiler üzerine çizimleriyle bilinir.

    Pandemi döneminde yani 2020’de yine en iyi bildiği şeyi yaptı, Leman’a haftalık çizimini gönderdi. “Pandemide Seks” başlıklı karikatüründe, salgın sürecinde seks yapan bir çifti çizmişti.

    'Pandemide Seks' davalık oldu - Resim : 1

    Gelin görün ki hassas terazi gibi olan yargımız hemen harekete geçti ve iddianame düzenlendi. Çizer Ömeroğlu’nun “müstehcen yayınların yayımlanmasına aracılık etmek” suçundan üç yıla kadar hapis ve para ile cezalandırılması istendi.

    İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde süren yargılamada, Zehra Ömeroğlu’nun avukatları özetle şunu dedi: “Dava konusu karikatürde; cinsi arzuları tahrik ve istismar eden hiçbir ibare yer almıyor. Aksine bu arzular tiye alınarak kapsamından uzaklaştırılıyor ve sıradan, komik biçimde bir tespit resmediliyor. Karikatürde cinsel uzuv sergilenmemekte, cinsel ilişki tasvir edilmemekte, yalnızca insani bir sahne yer almaktadır. Çizimde cinsel bölgeler de iç çamaşırı ile kapatılarak resmedilmiştir. Pornografik ve hatta erotik bir sahne dahi yer almamaktadır.”

    Sonunda mahkeme Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kurulu’na başvurdu. Ve kurul da yaklaşık iki yıldır beklenen raporunu yazdı.

    TAMAMEN ÇIPLAKMIŞ!

    Şimdi bir çizime dair hazırlanan ve dava dosyasına yeni giren iki sayfalık raporu okuyorum.

    Ya benim gözlerim iyice bozuldu ya da kurul üyeleri özel güçleriyle görünmeyeni fark edebiliyor.

    Zira raporda aynen şöyle yazıyor:

    “Leman Dergisi’nden alınan 1 sayfa resimde; tamamen çıplak bir kadının tamamen çıplak vaziyette dizlerinin üstüne oturduğu bir erkeğin ise kadının cinsel organ bölgesine ağzıyla tahrik ettiği görüntü yer almaktadır.”

    Cümle düşüklüğü beş kişilik kurul üyelerine ait. Lakin, anlıyorum ne demek istediklerini. Gelin görün ki bir cümlede iki kez “tamamen çıplak” dedikleri insanı, inceledikleri karikatürde ben göremiyorum. Zira çizimde seks yapan kadının pembe alt iç çamaşırı var. Erkeğin de “tamamen çıplak” olduğuna dair geçtim görüntüsünü, bir ima dahi yok. Rapordan anladığım kadarıyla, kurul üyeleri kadının cinsel organının nerede olduğunu dahi pek bilmiyorlar.

    Nihayetinde…

    Muzır Neşriyat Kurulu, dava konusu karikatürden uzak bu garip iddialarıyla süslediği raporunu şöyle bitiriyor:

    “Leman Dergisi’nden alınan 1 sayfa resim görüntüsünün; Türk Ceza Kanunu’nun 226’ncı maddesinde yer alan unsurları taşıdığı; halkın ar ve hayâ duygularını incittiği, cinsi arzuları tahrik ve istismar eder nitelikte genel ahlaka aykırı olduğu, müstehcen bulunduğu oy birliği ile mütalâa edilmiştir.”

    Bu da demek oluyor ki…

    Mahkeme, eğer tüm hatalarına rağmen bu raporu dikkate alırsa, karikatürist Zehra Ömeroğlu çiziminden dolayı hapse girecek. Böylece adına “yargı” dedikleri sistem bir türlü sarsılmayan o sağır vicdanını yine rahatlatacak.

    Ne güzel demiş Mark Twain: “Mizah duyarlılığından yoksun insan yaysız bir arabaya benzer. Yoluna çıkan minicik taşlarda bile sarsılır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gazeteci Abdurrahman Gök, hakim karşısına çıktı

    Gazeteci Abdurrahman Gök, hakim karşısına çıktı



    Sosyal medya paylaşımları, tanık ifadesi gerekçe gösterilerek, 225 gün tutuklu kalan gazeteci Abdurrahman Gök hakkında, “örgüt üyesi olmak”, “örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla açılan davanın üçüncü duruşması bugün (11 Mart 2024) görüldü. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmaya gazeteci Abdurrahman Gök, avukatları Resul Temur, Mehmet Emin Aktar, MLSA Hukuk Biriminden avukat Emine Özhasar katıldı. Duruşmayı gazeteci Sedat Yılmaz, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) yanı sıra çok sayıda gazeteci izledi. Duruşma salonunun önünde ve içinde çok sayıda çevik kuvvet polisi bekledi.

    Gazeteci Abdurrahman Gök, daha önceki duruşmalarda bu davada gazetecilik faaliyetleri nedeniyle yargılandığına ilişkin ayrıntılı savunma yaptığını hatırlatarak, “Ümit Akbıyık mahkeme huzurunda verdiği ifadede hakkımdaki beyanlarının asılsız olduğu ortaya çıktı. Çatışmalı alan gazeteciliği yapıyorum. Yurtdışı yasağı benim için ikinci bir ceza. Kendimi cezaevinde hissediyorum. Yurtdışı yasağının kaldırılmasını istiyorum” dedi.

    Sırayla söz alan avukat Resul Temur, Mehmet Emin Aktar, yurtdışı yasağının kaldırılması ve celse arasında alınan gizli tanık ifadesinin kendilerine verilmesine ve dava dosyasındaki eksikliklerin giderilmesini talep etti.

    MLSA’dan Deniz Tekin’in haberine göre; savcı esas hakkındaki görüşünde, Gök hakkındaki yurtdışı yasağı kararının kaldırılması talebinin reddine ve dava dosyasındaki eksikliklerin giderilmesini istedi. Mahkeme, Gök hakkındaki yurtdışı yasağın kaldırılması talebinde reddine, gizli tanık beyanlarına karşı savunmalarını hazırlaması için Gök ve avukatlarına süre verilmesine karar vererek, bir sonraki duruşmayı 11 Haziran’a erteledi.

    NE OLMUŞTU?

    Diyarbakır merkezli yürütülen soruşturma kapsamında 25 Nisan’da yapılan ev baskınlarında gazeteci Abdurrahman Gök, Mehmet Şah Oruç, Mikail Barut ve Beritan Canözer tutuklanırken, gazeteci Ahmet Kanbal, Murat Bayram ile daha sonra gözaltına alınan Hakkı Boltan ve Ferhat Çelik adli kontrol tedbiriyle serbest bırakıldı. Gazeteci Beritan Canözer ise 23 Haziran’da tahliye edildi.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tutuklu gazeteci Gök hakkında “örgüt üyesi olmak”, “örgüt propagandası yapmak” iddialarıyla iddianame hazırladı.

    İddianamede, Gök’ün Mezopotamya Ajansı’nda yayınlanan haberler ve kitap tanıtımları, kütüphanesindeki kitapları, sigortasının MA tarafından yatırıldığına dair SGK kayıtları, gazetecilerle telefon görüşmeleri, haber içerikli sosyal medya paylaşımları ve kitap tanıtımları suç delili gösterildi.

    Suç delili gösterilen haberler arasında Abdurrahman Gök imzasıyla yayınlanan, bir tutuklunun serbest bırakılması için dönemin Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e yazdığı mektup da yer aldı.

    Suç gösterilen kitaplar arasında gazeteci Kadri Gürsel’in yazdığı Dağdakiler: Bagok’tan Gabar’a 26 Gün isimli kitabı da yer alıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hatay’da 6 kişinin öldüğü binanın sorumluları hakkında hapis istemi

    Hatay’da 6 kişinin öldüğü binanın sorumluları hakkında hapis istemi



    Hatay’da, 6 Şubat 2023’teki ilk depremde yıkılması sonucu 6 kişinin hayatını kaybettiği 8 katlı Göçemen 2 Apartmanı’nın yapım sorumluları 3’ü tutuklu, 2’si tutuksuz ve 2’si firari 7 sanık hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis istemiyle dava açıldı.

    Merkez Antakya ilçesi Esentepe Mahallesi’nde 8 katlı Göçemen 2 Apartmanı’nın depremde yıkılması sonucu 6 kişinin hayatını kaybetmesiyle ilgili Hatay Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Soruşturma Bürosunca yürütülen soruşturma tamamlandı.

    Tutuklu sanıklar müteahhidi Mehmet Salih G, yapı denetim şirket yetkilisi Mehmet G, proje ve uygulama denetçisi Züheyr G. ile tutuksuz sanıklar zemin etüt raporu müellifleri jeoloji mühendisi Hıdır Z. ve jeofizik mühendisi Evren G. ile firari şantiye şefi Mehmet Fatih R. ve kontrol elemanı Selman Y. hakkında “bilinçli taksirle birden fazla kişinin ölümüne neden olma” suçundan 22 yıl 6’şar aya kadar hapis istenen iddianame, Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edildi.

    İddianamede yer verilen bilirkişi raporunda, binanın zemin ve temel etüt raporunun güncel mevzuata göre düzenlenmediği belirtildi. Raporda, ayrıca rölöve ve projedeki taşıyıcı sistem eleman sayısı ve boyut uyumsuzluğu olduğu kaydedildi.

    Tutuklu Mehmet Salih G. iddianamedeki ifadesinde, binanın yapımının 2021’de tamamlandığını ifade etti.

    Binayı özenle yaptırdığını öne süren Mehmet Salih G, “Söz konusu binanın yapımında piyasadaki en kaliteli malzemeleri kullanmaya özen gösterdim. Çalışan işçileri daha önce çalışmış tecrübeli işçiler arasından seçtim. Benim binam sürekli yapı denetim firması ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı yetkilileri tarafından denetlendi. Binanın statik proje müellifine bina projesini hazırlarken ‘Benim binalarımda demir konusunda acımayacaksın, ne kadar gerekiyorsa en kaliteli demiri belirteceksin’ derdim.” iddiasında bulundu.

    Tutuklu sanık Mehmet G. de deprem ivmesinin büyüklüğü nedeniyle binanın yıkıldığını, yıkımda sorumluluğunun olmadığını düşündüğünü belirtti.

    Diğer sanıklar Züheyr G, Evren G. ve Hıdır Z. de haklarındaki suçlamaları reddetti.

    Sanıkların yargılanmasına gelecek günlerde Hatay 1. Ağır Ceza Mahkemesince başlanacak.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Dokunulmazlığı kalkmıştı: Kemal Kılıçdaroğlu hakim karşısında

    Dokunulmazlığı kalkmıştı: Kemal Kılıçdaroğlu hakim karşısında



    İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi, CHP 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkındaki yasama dokunulmazlığı nedeniyle daha önce durma kararı verilen bir dosyaya yeni bilgi ve belgeleri gerekçe göstererek yeni bir esasa kaydetmişti.

    Bu kapsamda yeniden başlayan yargılamada mahkeme, Kılıçdaroğlu’nun ifadesinin alınması için ikamet adresi dikkate alınıp Ankara Asliye Ceza Mahkemesi’ne talimat göndermişti. Kılıçdaroğlu’nun avukatlarının dilekçe sunması üzerine tebligat 51. Asliye Ceza Mahkemesi’ne geri gönderildi. Duruşmaya Kılıçdaroğlu’nun avukatları katıldı. Erdoğan Bayraktar’ın avukatı şikayetten vazgeçme dilekçesi sunduğu görüldü.

    Mahkemede savunma yapan Kılıçdaroğlu’nun avukatı Celal Çelik mahkemedeki savunmasında söz konusu konuşmanın mecliste yapıldığına dikkat çekerek şunlara değindi:

    “Öncelikle anayasanın 83. Maddesi gereğince mecliste yapılan konuşmaların soruşturma ve kovuşturma konusu yapılmaması maddesi gereğince düşme kararı verilmesini talep ediyoruz. Bu dava en başından beri açılmaması gereken bir davaydı. Mahkeme tarafından verilen düşme kararı ve devamında düşme kararının kaldırılması nedeniyle hala yargılama yapılmaktadır. Yargılamada yapılan bu uzun süreç hukuksuzluğun da devamını getirmektedir. CMK 223/8 maddesi gereğince düşme kararı verilmesini talep ediyoruz.

    SÖZ KONUSU KONUŞMA KOMİSYONUN GERÇEKLERİN YAYINLANMASINI ENGELLEMESİ NEDENİYLE YAPILAN KONUŞMADIR

    Müvekkil tarafından yapılan değerlendirmelerin haklı olduğunu ispat yolunda gideceğiz. İspatlanabilir niteliktedir. Bu hak karşı tarafın rızası olmaksızın kullanılabilir. Delillerin toplanmasını talep ediyoruz. Yolsuzluk gerçeğini açığa çıkaran ses kayıtlarının tamamı doğrudur. Savunmamıza dayanak olan ses kayıtları üzerine bilirkişi incelemesi yapılmak suretiyle gerçek olup olmadığına yönelik tespit istiyoruz. Davanın konusu 17-25 Aralık döneminde yaşananların meclis soruşturma komisyonunun gerçeklerin yayınlanmasını engellemesi nedeniyle yapılan konuşmadır. Müşteki vekilinin şikayetten vazgeçme dilekçesine karşı diyeceğimiz bir şey yoktur.”

    DOSYA MÜTALAAYA GÖNDERİLDİ

    Mahkeme dosyayı mütalaayı hazırlaması için duruşma savcısına gönderilmesine karar vererek duruşmayı 2 Mayıs’a erteledi.

    DAVANIN GEÇMİŞİ

    İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Özel Suçlar Soruşturma Bürosunca hazırlanan iddianamede, 61. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın avukatının şikayeti üzerine Kılıçdaroğlu hakkında soruşturma başlatıldı. Şikayet dilekçesinde Kılıçdaroğlu’nun 26 Kasım 2014’te CHP’nin Beşiktaş’ta düzenlediği İstanbul Bölge Toplantısı’nda 17-25 Aralık operasyonlarıyla ilgili kullandığı sözlerde eleştiri boyutlarını aşarak hakaret içerikli ifadeler kullandığı ileri sürüldü. Soruşturma sonucunda Kılıçdaroğlu hakkında “kamu görevlisine karşı görevinden dolayı alenen hakaret” suçlamasıyla 3 ay 15 günden 2 yıl 4 aya kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.

    İddianamenin gönderildiği İstanbul 51. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 23 Şubat 2018’te yapılan duruşmada, Anayasa’nın 83. maddesi gereğince, Kılıçdaroğlu’nun sarf ettiği sözleri daha önce meclis çalışmaları ile CHP Grup Toplantıları’nda söylemiş olması, meclis çalışmalarında söylenen sözler ve ileri sürülen düşünceleri meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulmasının o oturumdaki Başkanlık Divanı’nın teklifi üzerine meclisçe yasaklanması şartına bağlanmış olması sebebiyle davanın düşürülmesine karar verildi. Erdoğan Bayraktar’ın avukatı bu karara ilişkin olarak üst mahkeme olan İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvurdu. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 23. Ceza Dairesi, 8 Nisan 2021’de yerel mahkemenin kararını bozdu. Üst mahkemenin kararında, yerel mahkemenin davayı karara bağlanmasının ardından, 24 Haziran 2018’de yapılan 27. Dönem Genel Seçimleri’nde, Kılıçdaroğlu’nun yeniden İzmir milletvekili olarak seçildiği, yeniden milletvekili seçilen bir kişinin Anayasa uyarınca dokunulmazlık kazandığı bildirildi. Karara, bu nedenle yasama dokunulmazlığının kaldırılmasına ilişkin dava şartı sürecinin sonucuna göre sanığın hukuki durumunun belirlenmesi zorunluluğunun bozmayı gerektirdiği belirtildi. Yeniden görülmesine 17 Eylül 2021’de başlanan davaya tarafların avukatı katılırken dosya esas hakkındaki mütalaasını hazırlaması için cumhuriyet savcılığına gönderildi.

    DURMA KARARI VERİLMİŞTİ

    28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ne katılmayan Kılıçdaroğlu, aday olduğu Cumhurbaşkanlığı Seçimleri’ni kaybetti. Cumhurbaşkanlığı, hakkında fezleke hazırlanan ve yeni yasama döneminde milletvekili seçilenlerin dosyasını yeniden Meclis’e, milletvekili seçilemeyenlerin dosyalarını ise Adalet Bakanlığına gönderdi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Parlamenter Suçları Soruşturma Bürosunca CHP 7. Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun da aralarında bulunduğu yeni yasama döneminde milletvekili seçilemeyenlere ait 350 dosya 20 Haziran 2023’de işleme konuldu. Bu kapsamda Bakanlık üzerinden mahkeme heyetine ulaşan evrakta Kılıçdaroğlu’nun yasama dokunulmazlığının kaldırıldığı belirtildi.

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hünkâr Apartmanı soruşturmasında tek tutuklu yok!

    Hünkâr Apartmanı soruşturmasında tek tutuklu yok!



    Deprem felaketinde Kahramanmaraş’taki Hünkar Apartmanı da yıkıldı. 32 daireli apartmanda yaklaşık 100 yurttaş hayatını kaybetti. Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığı Deprem Suçları Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada ise yine tartışma yaratacak bir karar verildiği anlaşıldı.

    Ahmet Can, Ahmet Özdemir ve Yeniden Refah Parti’sinin Kurucular Kurulu’nda yer alan ve Kahramanmaraş Kurucu İl Başkanı Mehmet Dere’ye “Taksirle ölüme ve yaralanmaya neden olma suçlaması” yöneltildi. Ancak 16 Mart 2023’te Yeniden Refah Partisi kurucusu Mehmet Dere için sadece yurtdışına çıkış yasağı kararı verildi. Ahmet Can ve Ahmet Özdemir isimli şüpheliler de tıpkı Dere gibi Hünkar Apartmanı soruşturması kapsamında tutuklanmadı.

    BirGün’den İsmail Arı’nın haberine göre; Yeniden Refah Partili Dere ifadesinde, “Sadece arsa sahibi olduğunu ve binanın inşasında bir sorumluluğu olmadığını” iddia etti. Şüpheli Ahmet Özdemir ise “Hünkar Apartmanı’nı hatırlamadığının inşaat aşamasında bulunmadığını” öne sürdü.

    KALİTESİZ BETON

    Ondokuz Mayıs Üniversitesi tarafından hazırlanan bilirkişi raporunda da ise Hünkar Apartmanı’nda kalitesiz beton kullanıldığı, beton basınç dayanımının minimum basınç sayanım şartını sağlamadığı ifade edildi. Ayrıca raporda “Zemin emniyet gerilmesinde yetersizlikler tespit edilmiştir. Temel kesitleri yeterli olmakla birlikte donatı alanlarında yetersizlikler bulunmaktadır” denildi.

    Hünkar Apartmanı’nda annesini, babasını ve kardeşini kaybeden Sıla Danyeri ise BirGün’e yaptığı açıklamada, “Kalitesiz ve eksik malzeme kullanarak Hünkar Apartmanı’nın yıkılmasına neden olan tüm sorumlular ceza alsın istiyoruz” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bir imza için ölmesi mi bekleniyor? 28 Şubat’tan hükümlü Çetin Doğan, hastaneye kaldırıldı

    Bir imza için ölmesi mi bekleniyor? 28 Şubat’tan hükümlü Çetin Doğan, hastaneye kaldırıldı



    GERÇEK GÜNDEM-HABER MERKEZİ

    28 Şubat davasından hüküm giyen ve cezaevinde tutuklu bulunan 84 yaşındaki emekli Orgenaral Çetin Doğan, tansiyonunun yükselmesi nedeniyle hastaneye kaldırıldı.

    Avukatı Hüseyin Ersöz, hastaneye kaldırılan Doğan’ın safra kesesinin alındığını ancak Pankreatit riskinin de bulunduğunu söyledi.

    Ersöz, Adli Tıp Kurumu’nun “kocamışlık ve sürekli hastalık” raporu düzenlediği Çetin Doğan’ın dosyasının 2023 yılından beri Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önünde olduğunu hatırlattı.

    Ersöz sosyal medyadan yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Müvekkilimiz Çetin Doğan, İzmir F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tansiyon değerlerinin yükselmesi üzerine haftasonu Ege Üniversitesi Hastanesi’ne kaldırılmıştır. Yapılan tetkikler sonrası konulan teşhis üzerine bugün sabah saatlerinde gerçekleşen ameliyatla, Çetin Doğan’ın safrakesesi alınmıştır. Pankredit riski de bulunan Müvekkilimizin sağlık durumunun iyi olduğu bilgisi alınmakla birlikte, yaşına bağlı sürekli sağlık sorunlarından dolayı hastanede müşahede altında tutulmaya devam edilmektedir. Müvekkilimize eşi Nilgül Doğan refakat etmektedir. Adli Tıp Kurumu’nun “kocamışlık ve sürekli hastalık” raporu düzenlediği Çetin Doğan’ın dosyası 2023 yılı Nisan ayından bugüne Cumhurbaşkanının önünde bulunmaktadır.”

    “ERDOĞAN’IN İMZALAMAK İSTEMEDİĞİ DOSYA…”

    Gazeteci Barış Terkoğlu, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, hapiste bulunan emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın sağlık durumu kötü olmasına karşın tahliye dosyasını imzalamadığını 23 Haziran 2023’te kaleme almıştı.

    Terkoğlu, “Erdoğan’ın imzalamak istemediği dosya” başlıklı yazısında, “Bugüne kadar cumhurbaşkanından aman dilemeyen af istemeyen generaller, hapiste gördükleri işkenceyle fiilen ikinci kez cezalandırılıyor” ifadelerini kullandı.

    Terkoğlu’nun yazısından ilgili bölüm şöyle:

    “28 Şubat davası mahpusu 85 yaşındaki Vural Avar, 20 Aralık’ta cezaevinde hayatını kaybetti. Kamuoyunda infial yaratan olayın ardından, Adalet Bakanlığı, 2 Ocak tarihli genelgeyle, sürekli hastalık ve kocama hali bulunan mahpusların cezalarının hafifletilmesi ve kaldırılması için genelge yayımladı. Genelgeyle birlikte 28 Şubat sanıkları, tıpkı diğer mahpuslar gibi Adli Tıp’a sevk edildi.

    Bugün dava kapsamında hapiste 5 emekli general bulunuyor. Çetin Doğan 83, Fevzi Türkeri 82, Yıldırım Türker 82, Cevat Temel Özkaynak 78, Erol Özkasnak 77 yaşında.

    Adli Tıp 3. İhtisas Kurulu, generallere ayrıntılı bir sağlık taraması yaptı. Hepsinin kronik hastalıkları çıktı. Çetin Doğan, Fevzi Türkeri, Cevat Temel Özkaynak hakkında oybirliği ile “kocama hali var” raporu verildi. Raporlar nisan ayında savcılıklara gönderildi.

    Bir detay daha…

    Erol Özkasnak ve Yıldırım Türker hakkında ise “Düzenli takip edilmesi gereken kronik hastalıkları var ama kocama hali yok” raporu çıktı. Bu durum da kafa karıştırdı. Nitekim rapora bazı doktorlar da şerh düşmüş ve rapor oyçokluğu ile çıkmıştı.

    Savcılığın da kafası karışmış olacak ki öğrendiğime göre Adli Tıp’tan, iki general için daha net bir açıklama istedi. Gelen yanıtla birlikte kronik hastalıkları olan iki ismin de cezaevinde kalamayacağı netleşti.

    SORUMLUSU ERDOĞAN

    İşte bundan sonra aslında rutin bir süreç başladı. Dosyalar infaz savcılıklarından Adalet Bakanlığı’na gönderildi. Konuştuğum bakanlık kaynakları, seçim sürecinin hengamesine rağmen, beş generalin “cezaevinde kalamayacak kadar hasta” olduğunu ifade eden dosyalarının, Cumhurbaşkanlığı’na iletildiğini söyledi.

    Süreç o kadar tamamlanmıştı ki…

    Generallerin tahliyesi sonrası kalacakları adresin tespiti bile karakollar tarafından yapılarak dosyaya eklendi.

    İşte bu noktada, nedense dosyalar, bir süredir cumhurbaşkanının imzasını bekliyor. İmzanın ardından, zaten hapisten çıkması gereken generaller çıkacak. Konuştuğum hukukçular Erdoğan’ın bu konuda takdir yetkisinin de olmadığını ifade ediyor. Bunun bir görev olduğunun altını çiziyor. Yani Adli Tıp “hasta” dedikten sonra, cumhurbaşkanı “Bence sağlıklı” diyemiyor.

    Buna rağmen Erdoğan, okuduğunuz yazının yazıldığı saatlerde, halen imzasını atmamıştı. Haliyle 83 yaşındaki Çetin Doğan’a işkence devam ediyordu. “İşkence” diyorum, zira hastalığına rağmen bir mahpusu içeride tutmaya devam etmek işkencenin ta kendisi. Vural Avar örneği ortada. Bundan sonra beş yaşlı generalin başına geleceklerin sorumlusu belli.

    Peki neden? Neden 71 yaşındaki Hizbullahçı Mehmet Emin Alpsoy, Saadet Partili sandık görevlilerini katleden 75 yaşındaki Hacı Sülük serbest bırakılırken hastalığı kanıtlanmış Çetin Doğan’ın da aralarında olduğu generaller içeride tutulmaya devam ediyor?

    Hemen herkes bunun siyasi bir karar olduğunda hemfikir. Bugüne kadar cumhurbaşkanından aman dilemeyen af istemeyen generaller, hapiste gördükleri işkenceyle fiilen ikinci kez cezalandırılıyor. “Atılamayan imza”nın gerekçesi de bu.

    Gücün adil olduğunu ancak kalemlerin de kılıçların da eşit davranmasından anlarsınız.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Çorlu Tren Katliamı duruşmasının görüldüğü gün TCDD Genel Müdürüne milyarlık ihale: Cezalandırılmayıp ödüllendirildi

    Çorlu Tren Katliamı duruşmasının görüldüğü gün TCDD Genel Müdürüne milyarlık ihale: Cezalandırılmayıp ödüllendirildi



    Tekirdağ Çorlu’da 8 Temmuz 2018’de meydana gelen ve 7’si çocuk 25 kişinin yaşamını yitirdiği, 300’den fazla kişinin de yaralandığı tren katliamına ilişkin davanın 19’uncu duruşması önceki gün Çorlu Halk Eğitim Merkezi’nde görüldü. Karar çıkması beklenen duruşma yalnızca 10 dakika sürdü ve dava 25 Nisan’a ertelendi.

    Söz konusu olaya ilişkin tepkiler sürerken, duruşmanın görüldüğü gün, dönemin Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) Genel Müdürü İsa Apaydın’ın yönetici olarak görev yaptığı şirkete kamu ihalesi verildiği ortaya çıktı.

    Karayolları Genel Müdürlüğü, 6 Şubat depremlerinin en çok etkilediği Hatay Samandağ’da hasar alan yolların onarımı için 13 Aralık 2023’te ihaleye çıktı. Kamu İhale Bülteni’nde yayımlanan bilgiye göre 6 şirketin teklif verdiği ihaleyi 3 Ocak’ta 1 milyar 277 milyon TL’ye Apaydın’ın ticari temsilcisi olduğu ve sınırlı imza yetkisinin bulunduğu Deha Altyapı Anonim Şirketi aldı.

    Cumhuriyet’ten Cengiz Karagöz’Ün haberine göre; Apaydın’ın şirketi AKP iktidarının ‘tanıdıklara’ ihale verebilmek için sıkça kullandığı pazarlık usulüyle ihaleyi alırken ihalenin Çorlu Tren Katliamı’nın duruşmasının görüldüğü gün kamuoyuyla paylaşılması ise dikkat çekti.

    34 KAMU İHALESİ

    Apaydın, 19 Eylül 2019’da Resmi Gazete’de yayımlanan kararnameyle görevden alınmış, TCDD’den ayrıldıktan sonra da ticarete atılmıştı. Ayrıca söz konusu şirketin deprem bölgesinden aldığı ihale yalnızca bununla da sınırlı değil.

    Deha Altyapı Anonim Şirketi 20 Kasım 2023’te TCDD Gaziantep’te deprem nedeniyle hasar almış kesimlerin onarımı ihalesini de aldığı öğrenildi. Bu ihalenin bedeli ise 298 milyon 382 bin TL. Deha Altyapı isimli şirket kurulduğu günden bu yana 34 kamu ihalesi aldı. Bu ihalelerin toplam bedeli ise 4 milyar 681 milyon 982 bin TL.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Ezgi Apartmanı davası yarın: “Büyük çeteler yakalanıp çökertilirken bu iki firariyi yakalamak çok zor olmasa gerek”

    Ezgi Apartmanı davası yarın: “Büyük çeteler yakalanıp çökertilirken bu iki firariyi yakalamak çok zor olmasa gerek”



    Kahramanmaraş’ta 6 Şubat depremlerinde yıkılan ve 35 kişinin hayatını kaybettiği Ezgi Apartmanı Davası yarın (29 Şubat) saat 09.30’da Kahramanmaraş 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek.

    6 Şubat 2023 depremlerinde yıkılan Kahramanmaraş’taki Ezgi Apartmanı’nda 35 kişi hayatını kaybetmiş, apartmandan sadece iki kişi sağ olarak çıkarılmıştı.

    Ezgi Apartmanı davası yarın:
    Ezgi Apartmanı’nda Nurgül Göksu’nun oğlu Ahmet Can Zabun, gelini Nesibe Zabun ve 6 aylık torunu Asude hayatını kaybetti

    Ezgi Apartmanı’nda Nurgül Göksu’nun oğlu Ahmet Can Zabun, gelini Nesibe Zabun ve 6 aylık torunu Asude de hayatını kaybetti.

    Nurgül Göksu ailesinin cenazesine depremin 8’inci gününde akşam 18.30’da ulaştı.

    NURGÜL GÖKSU: “BEN DAHA ÇOCUKLARIMI ENKAZ BAŞINDA BEKLERKEN ORADAKILER KOLONLARIN KESILDIĞINI KONUŞUYORDU”

    Gerçek Gündem’e konuşan Nurgül Göksu, depremin ilk günlerinde ailesini enkaz başında beklerken oradaki insanların apartmandaki kolonların kesildiğiyle ilgili konuştuklarını söyledi.

    Olayı o anda idrak edemediğini belirten Göksu, “Gerçekten böyle bir şey olacağını düşünemedim. Ancak 2021 yılında Kahramanmaraş 12 Şubat Belediyesi’ne binada oturan insanlar bir şikayet dilekçesi vermişler. Altında imzaları var. Bu şikayet dilekçesinde tahribatların fotoğrafları da var. Bir de şikayet dilekçesine 12 Şubat Belediyesi’nin vermiş olduğu bir cevap da var” dedi.

    DELİLLERİ TOPLAMAK İÇİN 12 GÜN ENKAZLARIN ÖNÜNDE NÖBET TUTTU

    Göksu’nun ailesi ve hayatını kaybeden diğer depremzedeler için verdiği adalet mücadelesi ise bir yıldır devam ediyor. Göksu ilk önce delilleri toplamak için 12 gün boyunca enkazların önünde nöbet tuttu. Apartmanda kesilen kolonları kepçeyle kazdırarak buldu. Apartmanda sadece kolonların değil, kirişlerin kesildiğini de ortaya çıkardı.

    Apartmandaki tabliyelerin de kesilip yük asansörü yapıldığı ortaya çıktı. Göksu, yaptığı araştırmalar sonucu asansörün parçalarını da buldu.

    Ezgi Apartmanı’nda perde duvarların da kesildiği, binanın hem kuzeybatı hem de doğu cephesindeki birçok yerin kesildiği tespit edildi.

    Göksu, “Dosyamız Karadeniz Teknik Üniversitesine gitti ve ben enkazdan sağ çıkarılan apartman görevlimiz ve fotoğrafları çekenleri bir araya getirdim. Onların bir araya gelmesiyle de binanın merkezinde de tahribatların yapıldığını öğrendim. Yani binanın altını köstebek gibi oymuşlar” dedi.

    “BİR YIL GEÇTİ AMA BEN DE EVLATLARIMLA BİRLİKTE O ENKAZIN ALTINDA KALDIM”

    Nurgül Göksu, depremlerin üzerinden bir yıldan fazla zaman geçmesine rağmen hala kendisi için hiçbir şeyin değişmediğini ifade etti. Göksu, depremin 8’inci gününde ailesini enkazdan çıkardığında onların vücut bütünlüğünün bozulmadığını söyledi:

    “Bir yıl geçti ama evlatlarımla birlikte ben de o enkazın altında kaldım. Annesiniz ve evladınızı kaybediyorsunuz. Düşüncesi bile çok kötü. Evlatlarınızı bu şekilde kaybetmek daha da acı. Her gece düşünüyorum. Onları kurtaracağım ümidiyle çok beklediler beni ama kurtaramadım.”

    DAVANIN İLK DURUŞMASI YARIN

    Yarın Ezgi Apartmanı davasının ilk duruşması Kahramanmaraş 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülecek. Ancak Ezgi Apartmanı’nın alt katında yer alan pastanenin işletmecileri Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel haklarında yakalama kararı olmasına rağmen hala bulunamadı.

    Kervancıoğlu ve Pekel iş yerini genişletmek için binanın kolonlarını, tabliye ve perde duvarlarını kesmişlerdi. Kervancıoğlu ve Pekel hakkında “Olası kastla birden fazla kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebep” olma suçundan 876’şar yıl hapis isteniyor.

    Dosyada firari konumda olanların hala yakalanamamasının nedenini anlayamadığını belirten Göksu, “Büyük çeteler yakalanıp çökertilirken bu iki firariyi yakalamak çok zor olmasa gerek. Sami Kervancıoğlu ve Mustafa Pekel firari olmasına rağmen elbet bulunacak ve yargılanacaklar. Ancak ülkemiz depremlerin sıkça yaşandığı bir ülke ve deprem davaları için emsal bir karar olsun istiyorum. Benim yüreğim yandı başka annelerin yüreği yanmasın. İnsanlar bir daha kolon, kiriş, perde duvar, tabliyeyi kesip insanların ölümüne sebep olmasın diye uğraşıyorum” dedi.

    “ADALET SAĞLANINCAYA KADAR MÜCADELE EDECEĞİM, UNUTMAK VE AFFETMEK YOK”

    Suçluların yargılanıp ceza almaları için bir yıldır uğraştığını ifade eden Göksu, adalet sağlananıncaya kadar mücadele edeceğini söyledi:

    “Unutmak yok, affetmek yok. Çocuklarımın vefatına sebep olanların ceza alacağını düşünüyorum çünkü deprem dosyalarında ilk defa olası kast ile hazırlanan iddianame Ezgi Apartmanı iddianamesiydi. Oğlum ile gelinimin meslek arkadaşları olan avukatlarımız da ölen öldüğü ile kalmasın ve suçlular gereken cezayı alsınlar diye ellerinden geleni yapıyor.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Adnan Oktarcılardan ‘kurtuluş’ dilekçeleri: Bizlerle dostluk kurdular, evlerimize konuk oldular

    Adnan Oktarcılardan ‘kurtuluş’ dilekçeleri: Bizlerle dostluk kurdular, evlerimize konuk oldular



    Adnan Oktar Cemaati Silahlı Suç Örgütü’nün güncel yapılanmasına yönelik hazırlanan iki farklı iddianamede, yapının siyasi bağlantılarına dair ipuçlarına da yer verildi. Örgüt mensuplarının İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği dilekçelerde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bakanlar ve milletvekillerinden bahsedildi.

    Son olarak, açılan 2 dava çerçevesinde Oktar’ın hakim karşısına çıkacağı tarihler belli oldu. Oktar’ın 72 sanıklı örgüt davasında yargılanmasına 21 Mayıs tarihinde, 20 sanıklı ‘güncel yapılanma’ davasında ise yargılanmasına 22, 23 ve 24 Mayıs tarihlerinde İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanacağı belirtildi.

    OKTARCILARIN SARAY BAĞLANTILARI VE YARGI MENSUPLARIYLA YAKIN İLİŞKİLERİ

    Adnan Oktar’ın lider, Meltem Daban ve Ferhunde Eda Babuna’nın yönetici olduğu 20 şüphelinin yer aldığı 352 sayfalık iddianamede, örgütün faaliyetlerine avukatlar aracılığıyla devam ettiği anlatıldı.

    İddianamede, örgütün “hukuk grubu” adı altında Adnan Oktar’ın talimatlarıyla hareket ettiği, üyelerin Cumhurbaşkanı Danışmanı da dahil bürokrasiden isimlerle görüştüğüne dair notların bulunduğu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı adli emanet depolarından sorumlu Cumhuriyet Savcısı İbrahim Ç. ile “yakın ve yoğun” görüşmeler gerçekleştirdiğinden bahsedildi.

    9 YAŞINDA İSTİSMARA UĞRAYAN ÇOCUĞUN PEŞİNE DÜŞTÜLER

    İddianamede yer alan Oktar örgütü üyesinin etkin pişmanlıktan yararlanarak verdiği ifadelerde ise davanın istenilen mahkemeye alınması için örgüt yöneticisi Ferhunda Eda Babuna’nın yargı mensuplarını etki altına almaya çalıştığı anlatıldı.

    Ayrıca, örgüt mensuplarının, 9 yaşında Adnan Oktar tarafından istismara uğrayan kız çocuğunun, Kazakistan’da peşine düştüklerine dair ifadeler de iddianamede yer aldı.

    OKTARCILARIN SİYASİ BAĞLANTILARI SATIR ARALARINDA YER ALDI

    Adnan Oktar hakkında hazırlanan iddianamelerde, örgütün istismar ve faaliyetlerine dair ayrıntılar yer alırken, siyasi bağlantılarının ise satır aralarında verilmesi dikkat çekiciydi.

    352 sayfalık iddianamede, örgütün bürokrasi ve siyasi partilerdeki ilişki ağına dair üzerine düşülmeyen bir bilgi notuna yer verildi.

    Soruşturma kapsamında elde edilen Oktarcılar arasındaki mesajlaşmalarda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na birçok dilekçe gönderildiği ortaya çıktı. Dilekçelerin içeriğinde ise örgütün siyasi bağlantıları kullanılarak, Oktarcılara yönelik açılan dosyanın akıbetini örgüt lehine çevirmek olduğu görüldü.

    “2 AY BOYUNCA GECE GÜNDÜZ…”

    Türkiye’de son dönemde AKP’ye ve özellikle Erdoğan’a yakın olmaz, dokunulmazlık zırhını da beraberinde getiriyor. Oktarcılar da yargının içinde bulunduğu durumu kendi lehlerine çevirmek için hamleler yapıyor.

    Örgütün “İmam kardeşler” grubunda yer alan ve Oktar’ın yanında defalarca görülen İbrahim Tuncer, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderdiği dilekçede, geçmişte Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da yer aldığı Refahyol hükümetini desteklediklerini, Adnan Menderes’in oğlu Aydın Menderes’e de 1996’daki seçimlerde, “2 ay boyunca gece, gündüz refakat ettiğini” iddia etti.

    Soruşturma kapsamında elde edilen ve iddianameye geçen belgelerden biri de örgüt yöneticilerinden Alkas Çakmak ismine aitti.

    “ERDOĞAN BİZLE DOSTLUK KURDU, BAKANLAR VEKİLLER EVLERİMİZE KONUK OLDU”

    İddianamede yer alan ifadelere göre Çakmak da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na İbrahim Tuncer gibi dilekçe yollayan biriydi.

    Çakmak’ın isminin yer aldığı dilekçede, Oktarcıların “silahlı terör örgütü olmadığı” savunuldu. Çakmak, savunmasına dayanak olarak ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü gösterdi. Dilekçede, bakan ve milletvekillerinin de Oktarcıların evlerine konuk olduğuna dair ifadeler yer aldı.

    Elde edilen belgelerde Çakmak, şunları ifade etti:

    “Silahlı örgüt veya Terör örgütü olsaydık başta Sayın Cumhurbaşkanımız ve bir önceki Cumhurbaşkanımız sayın Abdullah Gül olmak üzere çok bakanımız, milletvekilimiz bizlerle arkadaşlık, dostluk kurmaz evlerimize konuk olmazlardı.”

    Geçen yıllarda, Erdoğan’ın kararı ile Aile Bakanlığı’na atanan Derya Yanık’ın adı etkin pişmanlık hükümlerinden faydalanmayan Meral Kalça’nın bilgisayarından çıkmıştı. Yanık’ın, Oktarcıların 2015 yılındaki iftar davetine katıldığına dair fotoğraflar da gazeteci Hakan Erol tarafından gündeme getirilmişti. şunu da sona kutu olarak eklerim olmadı

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***