Etiket: Dava

  • Narin Güran Cinayetinde Davasında Yeni Gelişme: Aile Meclisi Görüntüleri Deşifre Edildi

    Narin Güran Cinayetinde Davasında Yeni Gelişme: Aile Meclisi Görüntüleri Deşifre Edildi


    Diyarbakır Merkez Bağlar ilçesinin Tavşantepe Mahallesi’nde 21 Ağustos’ta kaybolan ve 8 Eylül’de Eğertutmaz Deresi’nde cansız bedenine ulaşılan Narin Güran’ın öldürülmesine ilişkin tutuklu anne Yüksel, ağabey Enes ve amca Salim Güran ile komşuları Nevzat Bahtiyar, “iştirak halinde çocuğa karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis istemiyle yargılanıyor.

    Narin Güran’ın cansız bedeninin bulunduğu 8 Eylül’den bir gün önce aile toplantısına ilişkin dava dosyasına eklenen görüntüler, sanıkların yargılandığı 8. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından incelendi.

    Mahkeme, Türkçe ve Kürtçe konuşmaların yer aldığı görüntüyü uzman bilirkişilerce deşifre edilmesi için Ulusal Kriminal Büro’ya gönderdi.

    RAPOR MAHKEMEDE

    Ulusal Kriminal Büro tarafından görüntüler incelenerek hazırlanan bilirkişi raporu, Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesine gönderildi.

    Narin Güran’ın cansız bedeninin bulunduğu 8 Eylül’den bir gün önce Tavşantepe Mahallesi’nde amca Erhan Güran’ın evinin bahçesinde bazı aile bireylerinin katılımıyla yapılan toplantıya ilişkin kaydedilen görüntüler, Diyarbakır Barosuna ulaşmış, saat 19.38-19.41’de güvenlik kamerasınca kaydedilen “aile bireylerinin toplantı görüntüsü” Baro tarafından Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulmuştu.

    Mahkeme heyetince izlenen görüntüler, dava dosyasına eklenmişti.

    Mahkeme daha önce de Türkçe ve Kürtçe konuşmaların yer aldığı görüntüyü, uzman bilirkişilerce deşifre edilmesi için Van Jandarma Komutanlığı Kriminal Şube Müdürlüğüne göndermişti.

    Görüntüyü deşifre edilmesi için Ulusal Kriminal Büro’ya da gönderen mahkemenin karar yazısında şunlar kaydedilmişti:

    “Mahkememizin 2024/396 esas sayılı dosyasında ele geçen video görüntüsüyle ilgili yapılan değerlendirmede, videoda Kürtçe konuşulduğu, sesin çok düşük olduğu Diyarbakır’da Kürtçe bilirkişiler ile yapılan görüşmede Türkçeye çevirmek için ayrı ses ekipmanlarının olması gerektiği, ses düzeyinin düşük olması nedeniyle bu haliyle Türkçeye çevrilmesinin mümkün olmadığı bildirildi. Bunun üzerine alanında uzman olan Ulusal Kriminal Büro ile görüşüldü. Konuşmaların ses ekipmanları kullanılarak Türkçeye çevrilebileceğinin belirtilmesi üzerine duruşmanın yakın olması nedeniyle video görüntüleri Ulusal Kriminal Büro’ya gönderilmiştir.”

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Liseli Onur’un Ölümünde Bir ‘Garip’ Yargılama: Gözaltındayken Kaçırılan Sanıklar, Sıfırlanan Telefonlar, 7,5 Yıl Sonra Yapılan Keşif…

    Liseli Onur’un Ölümünde Bir ‘Garip’ Yargılama: Gözaltındayken Kaçırılan Sanıklar, Sıfırlanan Telefonlar, 7,5 Yıl Sonra Yapılan Keşif…


    Ankara’da 2016 yılında Bilkent’te bir sitede eğlenen lise öğrencisi dört gençten Onur Özkan’ın yüksekten düşerek ölümü ile sonuçlanan olayın soruşturma ve yargılama aşamasında yaşananlar dikkat çekti.

    Gazeteci Tolga Şardan, olayın ardından başlatılan ve 63 ay süren savcılık soruşturmasından sonra hazırlanan iddianame ve yargılama sürecine ilişkin çarpıcı detayları köşesine taşıdı. Şardan, soruşturmada yaşanan ‘gariplikleri’ baba Levent Özkan’ın anlatımından aktardı.

    Baba Levent Özkan, “Pırıl pırıl bir evladın kaybı sonrası olay yerinde keşif yapılmasını ancak 7,5 yıl sonra sağlayabildik. 8,5 yılı aşkın bir süredir adaletin tecellisini bekledik. Adalete olan güvenimiz nedeniyle bu olayı basına ve sosyal medyaya düşürmedik” ifadeleriyle başladığı açıklamasında, ortaya çıkan kimi delillerin yanında adli sistem içinde tespit ettiği ilginçlikler için ise şunları söyledi:

    “Soruşturma süreci devam ederken; üst aramasında bulunamayan, daha sonra sanıklar gözaltındayken kaçırılan ve olaydan 12 gün sonra Onur’un arkadaşlarından elde edilen cep telefonlarıyla ilgili hazırlanan resmi bilirkişi raporunda, görüntülerin silindiği ve cep telefonlarının sıfırlandığı belirlendi.

    Bu konuda savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Açılan davada 3 polis memuru görevi ihmalden ceza aldı.

    Aynı konunun soruşturma aşamasında cep telefonunun HTS’leri alınan, aynı zamanda sanık B.İ.’nin dayısı olan A.B.’nin, olayın yaşandığı gece yarısı saat 03:37’de görevli savcıyı aradığı ortaya çıktı.

    Aynı kişinin, savcılık katibi E.B. ile ifade alınacağı gün ve sonrasında görüşmeler yaptığı anlaşıldı. Dayı A.B.’nin, dosyaya dilekçe verdiğimizde ve 26 Nisan 2016’da savcı ile ilk kez görüşebildiğimiz günde, diğer bir katip S.Y. ile çok kez telefon görüşmesi yaptığı tespit edildi.

    HTS kayıtlarından; savcının daha Onur hayattayken sanık tarafı ile görüştüğü görüldü. Delilleri karartma nedeniyle açılan davada B.İ.’nin dayısı A.B. delil yetersizliği nedeniyle beraat etti. Davaya bakan Hakim G.H.’nin, B.İ.’nin avukatı Pınar Akgül Doğusoy’un hukuk bürosunda avukatlık yaptığını gördük.”

    Liseli Onur'un Ölümünde Bir 'Garip' Yargılama: Gözaltındayken Kaçırılan Sanıklar, Sıfırlanan Telefonlar, 7,5 Yıl Sonra Yapılan Keşif... - Resim : 2

    İDDİANAME NELER VAR?

    Lise öğrencisi Onur Özkan’ın hayatına kaybettiği olaya ilişkin, Özkan’ın ölümü sırasında aynı evde bulunan arkadaşları K.D., B.İ. ve A.S. hakkında “kasten öldürme” iddiasıyla Ankara Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. İddianamede ise olaya ilişkin şu tespitlere yer verildi:

    “(…) Dört arkadaşın, A.S.’ye ait evde birlikte vakit geçirmek konusunda gün içinde anlaştıkları, bu kapsamda alkollü içecek ve yiyecek alan suça sürüklenen çocukların belirtilen adreste birlikte vakit geçirmeye, televizyon izlemeye, alkol almaya ve eğlenmeye başladıkları,

    Aynı gün saat 21.37 sıralarında suça sürüklenen çocuk B.İ. ile maktulün birlikte dışarıya çıktıkları, bir süre dışarıda dolaştıktan sonra yeniden ikamete döndükleri, maktulün almış olduğu alkolden etkilenmesi nedeniyle suça sürüklenen çocukların maktulü duşa sokarak suyun altına tuttukları,

    Bir süre sonra suça sürüklenen çocuklar ve maktul arasında sebebi belirlenemeyen bir sebeple çıkan tartışma neticesinde tarafların karşılıklı olarak birbirlerini darp ettikleri, maktulün kendisini korumak amacıyla ikamette bulunan şemsiyeyi eline alarak kendisini korumaya çalıştığı, maktulün elinde bulunan şemsiyenin olay esnasında kırıldığı,

    Kavga esnasında suça sürüklenen çocukların birlikte maktulü yere yatırdıkları ve bu esnada başına darbe alan maktulün kafasından kan gelmeye başladığı,

    Suça sürüklenen çocuk B.İ’nin ‘daha sonra salona geçip eşyaları fırlatmaya başlayınca, kendisine (Onur Özkan, Y.N.) zarar vereceğinden korkarak kendisine sarılıp yere yatırdıkları, kendisinin (Onur Özkan, Y.N.) daha güçlü ve kuvvetli olduğu için biraz zorlandıkları, bu sırada dudağının patladığı kan geldiği ve ‘kafam acıyor’ diye söyleyince kendisini bıraktıkları’ şeklindeki beyanı ve maktulun başında ölü muayene ve otopsi sırasında yaralanma tespit edildiği,

    Maktulün bayılması üzerine olay yerine gelen ve kimlikleri tespit edilemeyen haklarında Cumhuriyet Başsavcılığımızın 2021/116753 soruşturma sayılı dosyası üzerinden ayrı bir soruşturma yürütülmekte olan kimliği belirsiz şüpheliler ile suça sürüklenen çocukların maktulün öleceğini düşünerek maktulü ikametin balkon penceresinden sırt üstü şekilde yere doğru bıraktıkları,

    Tam bu esnada suça sürüklenen çocuk K.D.’nin kullanmakta olduğu telefon ile 112 Acil Servis Merkezi’ni ve 155’i arayarak ikamette bulunan arkadaşlarının intihar etmeye çalıştığı yönünde bildirimde bulunarak kayıt oluşturduğu,

    Olay günü saat 23.46 sıralarında maktulün üzerinde sadece iç çamaşırı olacak şekilde ikametin balkon kısmından sırt üstü vaziyette yere düştüğü, maktulün düşmesinden kısa bir süre önce bir parçası ikametin içerisinde bulunan ve kavga esnasında mağdurun elinde bulunan şemsiye parçasının da binadan yere düştüğü ve bu şemsiye parçasının olay sonrasında bulunduğu yerden alınarak götürüldüğü,

    Olay neticesinde Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırılan maktulün 17/04/2016 tarihli tıbbi belgelerine göre sağ parietal bölgede şişlik ve ödem, sağ periorbital ekimoz, sağ parietal bölgede laserasyon olduğunun kanda etanol düzeyinin 126,6 mg/dl olduğunun, BBT’de sol tempoparietal bölgede subdural mesafede hiperdens görünüm yaygın parankimal ödem bitemporal fraktürler olduğunun, kafa tabanında fraktürler olduğunun tespit edildiği ve devamında maktulün 17.04.2016 günü saat 05.00 sıralarında hayatını kaybettiğinin belirlendiği anlaşılmıştır. (…)”

    SES ANALİZLERİNDEKİ İFADELER DİKKAT ÇEKTİ

    Özkan ailesinin dava dosyasına sunduğu ses analizlerinde ise çarpıcı detaylar yer aldı. İstanbul Teknik Üniversitesi Elektrik Elektronik Fakültesi’nde görevli öğretim üyesince hazırlanan bilirkişi raporunda şu bilgilere yer verildi:

    “(…) 23/03/2018 tarihli ‘14251334.wav’ isimli dosyada bulunan çeşitli arka plan gürültü aralıklarının tespit edildiği, bu kayıt içinde de kuşku duyulacak seslerin mevcut olduğu, bu kayıttaki en önemli bulgulardan birinin 70 Hz’lik yüksek geçiren süzgeç, ardından 600 Hz alçak geçiren süzgeç uygulaması sonucunda 0m32.125s – 0m38.216s zaman aralığında bariz duyulan ‘ölecek atalım’ sesi ve ardından da bir başka yetişkinin ‘niye burada duruyorsunuz diyorum’ sesinin çok berrak olmasa da duyulması olduğu,

    Bir diğer önemli ayrıntının da bu dosyadaki ‘sen başla’ veya ‘sen başına mı vurdun’ sesi ile 4.

    Dosyadaki ‘14251251.wav’ adlı dosyadaki ‘kim yaptı’ sesinin aynı kişiye ait olabileceği düşüncesi olduğu, bunun da gerek 112, gerekse de 155 görüşmelerinin arka planında aynı kişilere ait seslerin bulunabileceğine işaret etmekte olduğu. (…)”

    OLAY ANINDA EVDE OLAN GENÇLERE TAHLİYE

    Onur Özkan’ın şüpheli ölümünün ardından yıllar sonra hazırlanan iddianamde 2021’de mahkemeye gönderildi, yargılama süreci üç yıl sürerken, mahkeme, “şüpheden sanık yararlanır” ilkesi gereğince üç gencin beraatine karar verdi.

    Şardan, mahkeme kararının ardından baba Levent Özkan’ın sonuca ilişkin değerlendirmelerini şöyle paylaştı:

    “Ancak yargılama sonucu hazırlanan savcı mütalaasında sanıklar tarafından ifadelerde geçen çelişki ve yalanların bile dikkate alınmadığına, sanıkların aleyhine ve bizim lehimize olan hiçbir hususun mütalaaya konulmadığına, tam aksine sadece sanıkların lehine olacak şekilde cımbızlanarak mütalaa oluşturulduğuna şahit olduk. Bu mütalaa sonrası ‘şüpheden sanık yararlanır’ denilerek beraat kararı verilmesi sonrası adalete boşuna güvendiğimizi geç de olsa anlamış olduk.

    Yıllarca taleplerimize rağmen keşif yapılmamış, dava sırasında talep ettiğimiz keşif işlemi ile ilgili karar her defasında bir sonraki duruşmaya ertelenirken; üçüncü duruşmada, 29 Haziran 2022’de, henüz keşif yapılmamışken, ‘dosyanın geldiği aşama, delillerin büyük ölçüde toplanmış bulunması da göz önünde bulundurularak suça sürüklenen çocuklar hakkında verilmiş bulunan adli kontrol kararlarının kaldırılmasına” kararı verildi.

    15 Kasım 2022’deki dördüncü duruşmada, ODTÜ’den alınan düşme raporu dosyaya sunuldu. Bu rapor da daha önce alınan düşme raporlarını destekleyen bir rapordur. Nihayet 16 Mart 2023’teki beşinci duruşmada keşif yapılmasına karar verildi. Keşif tarihi, 1 Haziran 2023 olarak belirlendi.

    Keşif işleminin Polis Kriminoloji’den 3 kişilik bir heyet ile yapılması kararlaştırıldı. 1 Haziran’da keşif iptal edildi. 29 Eylül 2023 tarihine atıldı. Keşiften birkaç gün önce mahkeme heyeti değişti. Dosya, 2 no’lu heyete geçti. 2 no’lu Heyet Başkanı, dosyaya son derece hakim bir şekilde keşfi yönetti. Ve, 31 Ekim 2023’deki duruşmaya Polis Kriminoloji uzmanlarının resmi keşif raporu sundu.

    Resmi keşif raporuna göre; Onur muhtemelen bilinci yerinde değilken, birden fazla kişi tarafından balkondan bırakılmış, hafif sol tarafına doğru yere çarpması sonucu balkon altına doğru yönelmiş. Sanıkların beyanları, Onur’un aktif atlama yaptığı şeklinde olmasına karşın, resmi rapor diğer düşme analizleri gibi Onur’un kontrolsüz / serbest ve ilk hızsız düştüğünü tasdik etti.”

    Öte yandan, Onur Özkan’ın ölümüne ilişkin yargılama süreci istinafa taşındı.

    Kaynak: T24

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Özgür Özel’den Kılıçdaroğlu’na Destek: Duruşmaya Katılacak

    Özgür Özel’den Kılıçdaroğlu’na Destek: Duruşmaya Katılacak


    CHP Genel Başkanı Özgür Özel, CHP’nin 7’nci Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında hapis ve siyasi yasak talebiyle açılan hakaret davasının 22 Kasım Cuma günü yapılacak duruşmasına katılacak.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın şikayeti üzerine CHP’nin önceki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu hakkında açılan hakaret davasının duruşması 22 Kasım Cuma günü saat 14.00’te Ankara 57. Asliye Ceza Mahkemesi’nde yapılacak.

    Kılıçdaroğlu’nun 11 yıl 8 aya kadar hapis ve siyasi yasak istemiyle yargılandığı davaya CHP Genel Başkanı Özgür Özel de katılacak.

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İmamoğlu Davasında Erteleme Kararı

    İmamoğlu Davasında Erteleme Kararı


    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemindeki bir ihaleyle ilgili açılan davanın duruşması 2 Ekim’e ertelendi. Ertelemeye gerekçe olarak yeni bilirkişi raporu istenmesi görüldü.


    İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’na yönelik siyasi yasak cezasını da öngören Ahmak Davası tartışmaları sürerken, İmamoğlu’nun yargılandığı bir başka davanın duruşması bugün görüldü. İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı dönemindeki bir ihaleyle ilgili açılan ve siyasi yasak da talep edilen davanın duruşması yeni bilirkişi raporu alınması için 2 Ekim’e ertelendi.

    İBB Başkanı İmamoğlu’nun Beylikdüzü Belediye Başkanlığı yaptığı döneminde, şartları oluşmayan bir firmaya ihale verdiği iddiasına ilişkin, “ihaleye fesat karıştırma” suçlamasıyla 3 yıldan 7 yıla kadar hapis cezası istemiyle yargılandığı davanın duruşması Büyükçekmece 10. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

    Savcı soruşturma aşamasındaki bilirkişi raporu ve kovuşturma aşamasında alınan bilirkişi raporu arasında uyuşmazlık olduğu tespitinde bulunarak, yeni bilirkişi raporu talep etti.

    Mahkeme heyeti, yeni bilirkişi raporu alınması için duruşmayı 2 Ekim’e erteledi.


    Etiketler

    Ekrem İmamoğlu


    Dava


    İBB

    Kasım Ayı Gelmeden Budamanız Gereken 5 Bitki! Gelecek yıl Daha İyi Gelişiyorlar
    Kasım Ayı Gelmeden Budamanız Gereken 5 Bitki! Gelecek yıl Daha İyi Gelişiyorlar

    AKP Genel Başkan Yardımcısı Hastaneye Kaldırıldı
    AKP Genel Başkan Yardımcısı Hastaneye Kaldırıldı

    İmamoğlu'na İlçe Belediyelerinden Destek Yağdı
    İmamoğlu’na İlçe Belediyelerinden Destek Yağdı

    Salep Böyle Pişirilmeliymiş : Kıvamını Tam Tutturmanın Yolu Bulundu
    Salep Böyle Pişirilmeliymiş : Kıvamını Tam Tutturmanın Yolu Bulundu

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı’na Dava Açtı’

    ‘İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı’na Dava Açtı’


    Avukat Deniz Bayram, deprem soruşturmalarında 34 kamu görevlisi hakkında soruşturma izni verildiğini söyledi. İçişleri Bakanlığı’nın soruşturmalarla ilgili yaptıkları bilgi edinme başvurusuna “soruşturma gizli” yanıtı verdiğini kaydeden Bayram, bu yanıta karşı yaptıkları itiraz üzerine Adalet Bakanlığı’nın verileri açıklaması yönünde karar verdiğini, ancak İçişleri Bakanlığı’nın Adalet Bakanlığı’na karşı dava açtığını belirtti.

    Adalet Peşinde Aileleri Platformu tarafından Türkiye Barolar Birliği’nde, “6 Şubat depremleri sonrası: hukuki mücadeleler, adalet arayışı ve geleceğe hazırlık” konulu konferans düzenlendi.

    Konferansta; TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı Jeoloji Mühendisi Hüseyin Alan, “6 Şubat depremleri öncesi yapılmayanlar ve depremlerden çıkarılacak derslerle gelecek depremlere hazırlık”, Avukat Deniz Özbilgin, “Deprem davaları: süreç ve emsal teşkil edebilecek durumlar/öneriler”, Avukat Deniz Bayram, “Türkiye: deprem ölümlerinde yetkililerin yargılanması”, İHD Merkezi Afet ve Ekoloji Komisyonu üyesi Tuğba Kahraman, “Deprem sonrası insan hakları ve ihlaller” ve Akademisyen Tuğçe Tezer “Afet dirençli olmayan bir kentin hikayesi: Antakya’da 6 Şubat” konulu sunum yaptı.

    ‘KAÇ KAMU GÖREVLİSİ HAKKINDA SORUŞTURMA BAŞLATILDI?’

    Avukat Deniz Bayram, “4483 sayılı Memurlar ve Diğer Kamu Görevlilerinin Yargılanması Hakkındaki Kanun bugün gerçekten deprem kaynaklı ölümlerde adaletin gerçekleşmesindeki en büyük engellerden bir tanesidir” dedi. Bayram, depremin vurduğu 11 ilin valiliklerine, 11 ilde yıkımın en çok gerçekleştiği 47 ilçede kaymakamlıklara ve İçişleri Bakanlığı’na depremde yıkılan binalara ilişkin kaç kamu görevlisi hakkında soruşturma başlatıldığına ilişkin bilgi edinme başvurusu yaptıklarını hatırlattı.

    GİZLİ BİLGİ ENGELİ

    Bayram, “2024 yılı Nisan ayı itibarıyla bize sadece Gaziantep, Şanlıurfa, Adana Valiliği ile İslahiye ve Dörtyol Kaymakamlığı yanıt verdi. Diğer valilikler ve kaymakamlıklar, bu bilgilerin ‘Bilgi Edinme Hakkı Kanunu’ kapsamında olmadığı ve gizli bilgi olduğu gerekçesiyle paylaşmadı” diye konuştu.

    34 SORUŞTURMAYA İZİN ÇIKMIŞ

    Depremde binlerce binanın yıkıldığını anımsatan Bayram, “Bu binaların izin ve denetleme süreçlerinden sorumlu kamu görevlileri söz konusuydu. Ancak soruşturma izinleri rakamlarına baktığımızda deprem soruşturmalarında ciddi bir cezasızlık söz konusu” ifadesini kullandı.

    Bayram, soruşturmalara ilişkin şu bilgileri paylaştı:

    “Gaziantep Valiliği, 16 dosyaya soruşturma izni verdi. 4 dosyada ön soruşturma tamamlandı, 3 dosyada ön soruşturma devam ediyor. 9 dosyada müfettiş bekleniyor. Şanlıurfa Valiliği, 5 dosyaya soruşturma izni verdi. 4 dosyada ön soruşturma tamamlandı, 1 işleme konma sürecinde. Adana Valiliği, 7 dosyaya soruşturma izni verdi. Ancak içeriğine ilişkin bilgi verilmedi. İslahiye Kaymakamlığı, 3 dosyaya soruşturma izni verdi. 2 izin hakkında ilgililer idari yargı sürecine başvurdu. Dörtyol Kaymakamlığı, 3 dosyaya soruşturma izni verdi. Müfettiş bekleme aşamasında.”

    Bayram, “Bu soruşturma izin süreçlerinin hızlandırılması, bağımsız şekilde ele alınması ve bir an önce o binanın yıkılmasında sorumluluğu bulunan özel kişilerle birlikte aynı zamanda kamu görevlilerinin de bütüncül bir yargılamanın parçası olması gerekiyor” dedi.

    İÇİŞLERİ BAKANLIĞI’NDAN ADALET BAKANLIĞI’NA DAVA!

    Avukat Deniz Bayram, açıklamasının devamında “İçişleri Bakanlığı’na ‘kaç kamu görevlisine soruşturma izni talebinde bulunulduğunu, kaç kişi hakkında soruşturma izni verildiğini, kaç kişi hakkında ön soruşturmanın tamamlandığını, izin verilmediyse nedenlerinin neler olduğuna dair’ bilgi edinme başvurusu yaptık. İçişleri Bakanlığı, bize ‘soruşturma gizli’ yanıtını verdi. Oysaki biz gizli bir bilgi sormamıştık. Sadece rakamsal verilerin paylaşılmasını istemiştik. İçişleri Bakanlığı’nın yanıtına ilişkin Adalet Bakanlığı’na bağlı Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu’na itiraz başvurusunda bulunduk. Kurul başvurumuzu kabul etti. İçişleri Bakanlığı’nı bu rakamsal verileri açıklamasına karar verdi. Son derece olumlu bir karardır. Fakat bu kararın ardından İçişleri Bakanlığı, Adalet Bakanlığı’na karşı dava açtı” diye konuştu.

    ‘BİZ HER GÜN 6 ŞUBAT’A UYANIYORUZ’

    Öte yandan Beraberiz Derneği de “6 Şubat: Bizim eller” fotoğraf sergisini açtı. ANKA Haber Ajansı’na konuşan Beraberiz Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Kübra Özyurt, şunları kaydetti:

    “Ben Antakyalıyım. Benim gibi depremzede olan birçok arkadaşın kurmuş olduğu bir derneğiz. Bu serginin esas amacı şu, deprem gerçekliğini unutmamak ve unutturmamak. 6 Şubat deprem felaketi bir katliama dönüştü. Neden katliama dönüştü? Neden enkaz altında kaldık, kurtarılmadık? Neler yaşadık ve şu anda iyileştirme faaliyetleri olarak neler yapılıyor? Aslında bunları fotoğrafla belgeleyerek kamuoyuna sunan bir çalışma oldu. Yol TV Genel Yayın Yönetmeni Mahmut Akgün’ün kadrajından oluşan bir fotoğraf. Yine diğer depremzedelerin bizimle paylaştığı bazı fotoğraflar da var.

    Tabi deprem faaliyetlerinde iyileştirme çalışmalarını yapması gereken esas kişiler sivil toplum kuruluşları değil. Aslında biz sivil toplum kuruluşu olarak, gerekli mercilere neler yapması gerektiğini göstermek istiyoruz. Yaşadığımız coğrafyada 6 Şubat deprem felaketi yaşanan ne ilk ne de son katliam oldu. Bu konuda hafızalarımız çok unutkan ve bu unutmanın önüne geçmek adına bunu yapmaya çalışıyoruz. 18 ay geçmiş olsa da biz her gün 6 Şubat’a uyanıyoruz depremzedeler olarak. O yüzden kamuoyuna da bunu sunmak istedik.”

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Sinan Ateş Davasının Beşinci Gününde Ara Karar: 22 Sanıktan 10’u Adli Kontrol Şartıyla Tahliye Edildi

    Sinan Ateş Davasının Beşinci Gününde Ara Karar: 22 Sanıktan 10’u Adli Kontrol Şartıyla Tahliye Edildi


    Eski Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş’in öldürülmesine ilişkin ilk duruşma 1 Temmuz Pazartesi günü başladı. 22 sanıklı davanın beşinci celsesi bugün (5 Temmuz Cuma) görüldü. Mahkemede ara karar verildi.

    Eksik bilgi ve belgelerin savcılıktan istenmesine karar verilirken MHP’li Serdar Öktem’in HTS kaydı alınması talebi ise reddedildi. Tolgahan Demirbaş’ın Olcay Kılavuz’un evinde gözaltına alınmasının dosyaya girmesi talebi reddedildi. Adli rapor ve keşiflerin artması yönünde talep de reddedildi.

    10 KİŞİ TAHLİYE EDİLDİ

    Mehmet Yüce, Erdem Karadeniz, Osman Bayraktar, Zekeriya Asarkaya, Hakan Saraç, Ufuk Köktürk, Aytaç Ataç, Caner Günay, Umut Ersoy, Alper Atay tahliye edildi.

    CHP’Lİ MAHMUT TANAL TEKRAR SALONDAN ÇIKARILDI

    Sanıklar, taraf avukatları, Ayşe Ateş ve yakınlarının yer aldığı Ankara’daki duruşmaya katılan CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal dün salondan çıkarılmıştı. Mahkeme başkanı, duruşmanın başında, Tanal’ın ‘mahkeme başkanına sataştığı’ iddiasıyla dün salondan çıkartıldığını anımsattı. Tanal’ın bu celse de salonda olduğunun görüldüğünü belirten mahkeme başkanı Tanal’ın salondan çıkarılmasını istedi. Mahmut Tanal, bunun üzerine salondan ayrıldı.

    Sosyal medya hesabı Twitter’da paylaşım yapan Tanal, “Sessizce duruşmanın başlamasını beklerken dünkü itirazlarımı, ‘tartışma’ olarak yansıtan Mahkeme Başkanı, ‘Mahmut Tanal’ın duruşmaya alınmaması’ şeklinde karar aldı. Meselenin farklı yerlere çekilmemesi için duruşma salonundan çıktım” dedi.

    Tanal’ın paylaşımı şöyle:

    “KAMUOYUNA AÇIKLAMA:

    Ankara’da görülen Sinan Ateş Davası’nın duruşmalarını, TBMM insan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi, insan hakları aktivisti, 37 yıllık avukat, hukukçu olmam hasebiyle gözlemci sıfatıyla takip ediyorum.

    Dün görülen duruşmada (04.07.2024), mahkemenin usulü hatalarını tespit ettim.

    Bu tespitlerimi doğrudan mahkeme heyetine ilettim.

    Usulü hatalarını dile getirmemden rahatsızlık duyan Mahkeme Başkanı, “Mahmut Tanal’ın duruşma salonundan çıkarılması” yönünde karar aldı.

    Meseleyi uzatmadan duruşma salonundan ayrıldım.

    Bugünkü duruşmayı da gözlemci sıfatıyla takip etmek üzere sabahın erken saatinde Sincan Cezaevi Kampüsü’ne gittim.

    Duruşma salonundaki yerimi aldım.

    Sessizce duruşmanın başlamasını beklerken dünkü itirazlarımı, “tartışma” olarak yansıtan Mahkeme Başkanı, “Mahmut Tanal’ın duruşmaya alınmaması” şeklinde karar aldı.

    Meselenin farklı yerlere çekilmemesi için duruşma salonundan çıktım.

    Hayretler içerisindeyim! Adeta bir “dejavu” yaşıyorum.

    Çünkü Ergenekon ve Balyoz gibi kumpas davalarında da hakimler, sanıkların yoklamasını yapmadan önce Mahmut Tanal’ın gelip gelmediğinin yoklamasını yapardı.

    Bugün de benzer muameleye maruz kaldım.

    Sinan Ateş Davası’nın bugünkü duruşmasında, gelen sanıkların yoklaması yapılmadan, müştekilerin ve müşteki avukatlarının, sanıkların ve sanık avukatlarının yoklaması yapılmadan benimle ilgili “duruşmaya alınmaması” kararı alındı.

    Hakim, kin gütmez, husumet duymaz.

    İlk iş olarak Mahmut Tanal duruşmaya gelmiş mi, gelmemiş mi diye salon gözlemlenip bu yönde adım atılıyorsa maksat belli…

    Kendi yaptıkları hataların, hukuk bilgisine sahip kişiler tarafından tespit edilmesinden korktukları için böyle davranılıyor.

    Peki dünkü duruşmada Mahkeme Başkanı’yla aramızdaki anlaşmazlığın sebebi neydi?

    Dün Mahkeme Başkanı, duruşmayı kapattı, duruşmayı erteledi.

    Müştekilerin, yani mağdurların katılma talebini karara bağlamadığı için savcının veya dava taraflarının talepleri olmaksızın, davadan el çektikten sonra tekrar yeniden duruşmayı açtı.

    Savcının mütalaasını almadan, tarafların talebini almadan kendi kafanıza göre duruşmayı aç-kapa yapamazsınız. Bu usulü hatayı anlattım.

    Ayrıca hakim, müştekilerin, mağdurların katılma talebini karara bağlamadan sanıklara soru sordu.

    Çapraz sorgu için müştekilerin “katılan” sıfatını kazanması gerekiyordu.

    Ceza Muhakemeleri Kanunu’nun (CMK) 201. maddesi gayet açık.

    Şöyle ki: “Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir.”

    Bu hususu da hatırlattım.

    Dünkü hatasını yüzüne söylemem nedeniyle hakimin duygusal davranmaması gerekiyor.

    “Adil yargılamanın” takibi için duruşmalara geliyoruz.
    Maksadımız hakikatin araştırılması, maddi gerçeğin ortaya çıkması ve adaletin yerini bulmasıdır.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Süngerli odada çocukları istismar etmişti: Yüzlerce yıl hapsi istendi

    Süngerli odada çocukları istismar etmişti: Yüzlerce yıl hapsi istendi



    Dehşet veren olay, İstanbul Bağcılar’da, 24 Mayıs 2023’te 11 yaşındaki M.Y.’nin okul çıkışı eve geç kalması ve ailesinin kayıp ihbarında bulunmasıyla ortaya çıktı. İlkokul öğrencisi M.Y. isimli kız çocuğu, olay günü okuldan çıktıktan sonra eve gitmedi. Çocuklarının gidebileceği yerlere bakan aile, polis merkezine giderek kayıp ihbarında bulundu. Polis ekipleri, aileyle birlikte okul çevresindeki güvenlik kameralarını inceledi. Görüntülerde M.Y.’nin okul çıkışında Yenimahalle Mahallesi’nde bulunan Metin Su isimli sucu dükkânının sahibi Metin Şenay’ın minibüsüne bindiği tespit edildi. Polis ekipleri, Metin Şenay’ın işyerine baskın düzenledi. Polisleri gören Metin Şenay kaçmaya çalışırken yakalandı. M.Y. kurtarılarak ailesine teslim edilirken şüpheli Metin Şenay ise 25 Mayıs 2023’te tutuklandı.

    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen soruşturma 25 Ocak’ta tamamlandı. İddianamede 18 yaşından küçük 4 çocuk mağdur, aileleri ise müşteki olarak yer aldı. Metin Şenay ise şüpheli olarak iddianamede yer aldı.

    10 YIL SÜREN KÂBUS

    Cumhuriyet’ten Fahrettin Öztürk’ün haberine göre iddianamede, Metin Şenay’ın, birinci mağdur çocuğa karşı ilk eylemini 2011 yılında mağdur henüz 6 yaşındayken gerçekleştirdiği ve cinsel saldırıyı 2021 yılına kadar devam ettirdiği, biri 2009 diğeri ise 2010 doğumlu olan kardeş mağdurlara yönelik eylemini ise 2019 ile 2023 yılları arasında gerçekleştirdiği ve son olarak da 24-25 Mayıs 2023’te ise 2009 doğumlu M.Y. isimli mağdura karşı cinsel saldırıda bulunduğu belirlendi.

    DUVARLARI SÜNGERLE KAPLI GİZLİ ODA

    İddianamede, Şenay’ın işyerinde yapılan incelemede dükkânın arka tarafında bölmeler olduğu, M.Y.’nin bulunduğu bölmenin duvarlarının süngerle kaplandığı, ses yalıtımlı bu gizli odada duvarlarda kan izleri ve duvara yapıştırılmış şekilde, “Söz dinlemesi kesinlikle yapılacak, kesinlikle bağırma, konuşurken fısıltıyla konuş, sağa sola zarar verme, dükkâna biri gelirse kesinlikle konuşma, ben ne dersem yap, sözümü dinlemezsen çok acı veririm, çok döverim, gerekirse öldürürüm” şeklinde tehdit içerikli talimatların yazılı olduğu anlatıldı.

    O ANLARI KAYDA ALMIŞ

    Şüpheli Şenay’ın işyerinde bulunan ve el konulan dijital materyaller üzerinde yapılan incelemelerde sanığın bilgisayarında klasör şeklinde çok sayıda çocukların kullanıldığı müstehcen videoların olduğu, şüphelinin ayrıca mağdur çocuklara karşı cinsel saldırıda bulunduğu anları da video kaydına aldığı ve bunları bilgisayarında sakladığı tespit edildi.

    YAŞADIKLARI KÂBUSU TEK SEFERDE ANLATAMADILAR

    İddianamede mağdur çocukların Çocuk İzlem Merkezi’nde alınan ifadelerine de yer verildi. Mağdur çocuklar, pedagog eşliğinde verdikleri ifadelerinde yaşadıkları dehşet dolu anları bir bir anlattı. Bazı mağdurlar, maruz bırakıldıkları dehşet nediyle ifadelerini tek seferde bitiremeyerek ara vermek zorunda kaldı. Yaşadıkları korkunç istismarı, tehdit edildikleri ve korktukları için ailelerine anlatamadıklarını söyleyen mağdurlar, Metin Şenay’ın 24 Mayıs’ta M.Y.’yi kaçırmasını ve yakalandığını haberlerden öğrendiklerini ifadelerinde anlattılar.

    SUÇUNU İTİRAF ETTİ

    İddianamede şüpheli Metin Şenay’ın son mağdur çocuğa yönelik cinsel saldırı suçunu işlediği ve üzerine atılı suçlamaları kabul ettiği belirtildi. İddianamede ifadesine yer verilen Şenay’ın, işyerinin kapılarını kilitledikten sonra mağduru yalıtımlı odaya götürdüğünü ve kendisine, “Zaten 3-5 sene sonra ilişkiye gireceksin bari şimdiden benimle gir” dediğini ve cinsel saldırıda bulunduğunu itiraf ettiği kaydedildi.

    DAHA ÖNCE DE ÇOCUK İSTİSMARINDAN YARGILANMIŞ

    Metin Şenay hakkında 2009 yılında su sattığı dükkâna gelen bir kız çocuğuna istismarda bulunduğu gerekçesiyle soruşturma yürütüldüğü, bu kapsamda 28 Nisan 2009 – 8 Mart 2011 tarihleri arasında tutuklu kaldığı ve yargılama sonucunda hapis cezasına çarptırıldığı, ancak Yargıtay’ın ‘somut delil bulunmadığı’ gerekçesiyle mahkûmiyet kararının bozularak Şenay’ın beraatına karar verildiği de iddianamede yer aldı.

    SANIK HAKKINDA İSTENEN CEZALAR

    Sanık Metin Şenay’ın 2009-2021 yılları arasında ilk mağdur çocuğa yönelik işlediği “Zincirleme olarak cebir, tehdit veya hile kullanarak çocuğu cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” ve “Müstehcen yayınların üretilmesinde çocukları kullanmak” suçarından toplamda 19 yıl 3 aydan 54 yıl 3 aya kadar, “Zincirleme şekilde 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan da 63 yıldan az olmayacak şekilde ceza talep edildi.

    İKİ MAĞDUR, EŞİNİN YEĞENLERİYDİ

    Metin Şenay’ın, eşinin yeğeni olan iki mağdur çocuğa yönelik 2019-2023 yılları arasında işlediği, “Zincirleme olarak cebir veya hile kullanarak çocuğa cinsel amaçla hürriyetinden yoksun kılma” ve “Müstehcen yayınların üretiminde çocukları kullanmak” suçlarından ayrı ayrı toplamda 52 yıl 4 aydan 159 yıl 2 aya kadar, “Zincirleme olarak üçüncü derece kayın hısımlığı bulunan 12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan ise 2 kez 63 yıldan az olmamak üzere hapis cezası talep edildi.

    Sanık Şenay’ın son mağdur çocuğa karşı 24-25 Mayıs 2023 tarihinde işlediği “Cebir, tehdit veya hile kullanarak silahla ve cinsel amaçla çocuğu hürriyetinden yoksun kılma” ve “Müstehcen yayınların üretminde çocukları kullanmak” suçlarından toplam 11 yıldan 31 yıla kadar, “12 yaşını tamamlamamış çocuğun nitelikli cinsel istismarı” suçundan da 27 yıldan az olmamak üzere hapis cezası istendi.

    Şüphelinin ayrıca kamuya karşı işlediği “Çocukların kullanıldığı müstehcen görüntüleri depolamak ve bulundurmak” suçundan 2 yıldan 5 yıla kadar hapsi istendi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Pınar Damar cinayeti davasında karar: ‘Adalet yerini buldu’

    Pınar Damar cinayeti davasında karar: ‘Adalet yerini buldu’



    Bakırköy 23. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, tutuklu sanık Metin Aydin, taraf avukatları ile maktul Damar’ın ailesi katıldı.

    Son sözü sorulan sanık Aydin, Pınar Damar’a zarar vermek istemediğini, tartışırken kaza sonucu böyle bir olayın gerçekleştiğini iddia ederek, “Çok pişmanım. Pınar’ı çok seviyorum” dedi.

    Mahkeme, sanığı “kadına karşı kasten öldürme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet, “nitelikli cinsel saldırı” suçundan 15 yıl hapis cezasına çarptırdı. Sanık Aydin’in “cebir kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” suçundan ise beraatine karar verildi.

    Duruşma sonrasında adliye önünde basın mensuplarına açıklama yapan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği ile müşteki avukatı Esin Yeşilırmak, Metin Aydin’in cinsel istismarda bulunduğu Damar’ı öldürdüğünü belirtti.

    Yeşilırmak, “Bugün karar duruşmasında hem kasten öldürmeden ağırlaştırılmış müebbet hem de nitelikli cinsel saldırıdan 15 yıl hapis cezası aldı. Hiçbir indirim uygulanmadı. Bunun diğer kadın davalarına örnek olmasını istiyoruz” diye konuştu.

    Maktulün babası Mustafa Damar, adalet yerini bulduğunu dile getirerek, verilen kararla rahat ettiklerini kaydetti.

    İDDİANAMEDEN

    Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Bağcılar’da 19 Temmuz 2022’de ağaçlık alanda öldürülmüş bulunan Pınar Damar’la ilgili ablası müşteki Kezban Bahar Damar tarafından kayıp başvurusunda bulunulduğu, sanık Metin Aydin’in ise gece saatlerinde aracıyla geldiği yere maktulün cesedini bıraktığı kaydedilmişti.

    İddianamede, sanığın savcılıktaki savunmasında, Damar’a karşı cinsel saldırıda bulunmadığını öne sürdüğü ancak Adli Tıp Kurumu raporunda eteğinde bulunan lekede tespit edilenle, Metin Aydin’in DNA’sının eşleştiği aktarıldı.

    Sanığın “nitelikli cinsel saldırı”, “kasten öldürme” ve “cebir kullanarak kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma” suçlarından cezalandırılması istenmişti.

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kobani davasında kritik gün: Son savunmalar alınıyor

    Kobani davasında kritik gün: Son savunmalar alınıyor



    IŞİD’in Kobani’ye yönelik saldırılarına karşılık 6-8 Ekim 2014 tarihinde gerçekleşen protesto eylemleri gerekçe gösterilerek, Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanları ve Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişi hakkında açılan Kobani Davası’nda bugün son gün.

    Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Sincan Kampüsü’ndeki mahkeme salonunda görülen duruşmada hüküm öncesi son sözlerini söyleyen siyasetçilerden Alp Altınörs, “Bu davada ilk sözümüz ne ise son sözümüz de odur”; Ali Ürküt, “Bu dosyaya dair ilk sözünü siyaset söyledi”; Ayla Akat Ata “Bedel ödemeye hazır olanlar amacına ulaşacaktır” dedi.

    Kimlik tespiti ile başlayan duruşmada siyasetçilerin bazıları duruşma salonunda bazıları ise SEGBİS ile duruşmaya bağlandı. Gazeteci Hüseyin Aykol ile DEM Partililerin de bulunduğu çok kişi duruşmayı izliyor.

    ‘SÖZÜMÜZÜ SÖYLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ’

    Duruşmada ilk olarak Ali Ürküt konuştu. “Bu dosyayla ilgili ilk sözünü siyaset söyledi” diye sözlerine başlayan Ürküt, “Bu dosya siyasi saiklerle önce savcılığın önüne, sonra da sizin önünüze konuldu. Dolayısıyla kamuoyunun vicdanına mahkûm edilmiş ilk sözü iktidar söyledi. İnanıyorum ki bu tarihte de böyle anılacak” dedi.

    Gazete Duvar’ın aktardıklarına göre Ürküt, şunları söyledi: “Bunun adı Kobani Kumpas Davasıdır. Savcılık ve mahkeme siyasi iktidarın kendilerine biçtiği role uygun olarak kendilerine düşeni yaptı. Önce tamamen gerçek dışı, gerçeklikle alakası olmayan bir iddianame hazırladı. İddia makamı bir sürü yalan tanıkların beyanları ile iddianame hazırladı ve savcılık da onun devamında mütalaa hazırladı. Tabii ki asıl sıra ve son söz sizdedir. Üç yıldır dilimiz döndüğünce söyledik ve yalan iddialara cevap vermeye çalıştık. Sözümüzü söylemeye devam edeceğiz. Çok fazla uzatmayacağım ama bir tarihi hatırlatma yapacağım. Seyit Rıza’ya son söz sorulmuş ve ‘Ne istiyorsun? denilmiş. Seyit Rıza’da ‘Oğlumu benden sonra idam edin’ demiş ama mahkeme heyeti tam tersini yapmış ve oğlunu kendisinden önce idam etmişler. Yine Adnan Menderes’i idam edenler bugün tarihte nasıl anılıyorlar hepimiz biliyoruz. Deniz Gezmişlerin, üç fidanların kalemini kıranların tarihten nasıl anıldıklarını herkes biliyor. Gezi ve Kobani Kumpas davaları da böyle anılacak tarihte. Dolayısıyla hukukun gereği, adaletin gereği yapılacaksa bu dosya derhal düşürülmeli. Son olarak ve sözün en önemlisi, bizi yalnız bırakmayan başta avukatlarımıza ailemize ve herkese çok teşekkür ediyorum.”

    ‘SİZE DÜŞEN KUMPAS DAVASINI KAPATMAKTIR’

    Ardından söz alan Alp Altınörs, birlikte yargılandığı tüm arkadaşlarına ve salonda bulunan eşine selamlarını ilerek savunmasını yaptı. Altınörs, şunları söyledi: “Sözümüzden dönmeyiz, çağrımızı inkardan gelmeyiz. Sözümüz özgürlük ve sosyalizm içindir. Kalem ile yazılanı balta ile kesemezsiniz. Halkların dayanışmasını yargılayamazsınız. Milyonların yazdığı bir tarihi mahkeme salonlarında yalancı tanıklarla, kumpas davalarıyla yeniden yazamazsınız. Bizim bu davada ilk sözümüz ile son sözümüz aynıdır. Çağrımız meşrudur; bir soykırımı önleme amaçlıdır. Mahkeme heyeti olarak size düşen, bu kumpas davasının kapağını kapatıp, beraatla sonuçlandırmaktır. IŞİD terörüne, IŞİD soykırımına karşı yapılmış bir çağrıyı mahkum ederseniz; isimleriniz IŞİD’in yanına yazdırmış olacaksınız. Demokratik protesto çağrısı yapmak suç değildir. Halkların Demokratik Partisi’ne üye olmak, merkez yürütme kurulunda yer almak da suç değildir. Bunların tümü anayasanın koruması altındaki demokratik haklardır. Dolayısıyla ortada hiçbir suç yoktur. Ama peşinen yatın vardır. Beraatımızı, beraatımızı, beraatımızı talep edelim.”

    ‘BU ÜLKEDE BARIŞI İSTEYENLER AMACINA ULAŞACAKTIR’

    Ayla Akat Ata’da diğer arkadaşları gibi davanın başından bu yana kendilerini yalnız bırakmayan avukatlar başta olmak üzere aile ve dostlarına özel selamlarını ileterek savunmasını sürdürdü. Akat Ata, şunları dile getirdi: “Yargılama süreci içerisinde 2014’te yaşananları ve o günün toplumsal gerçekliğini, şimdiki ana boğma ısrarınız karşısında yaşananların tarihle olan bağını ortaya koyarak diğer dosya arkadaşlarım gibi iddianameye konu olan yalanların, çarpıtılan gerçekliğin ve maskelenen sorumlulukların altını çizmeye çalışmıştım. Yazık ki bizi duymayı tercih etmediniz. Hatta ara kararlarınızla susturmaya bile çalıştınız. Tıpkı, Meloslara seslenen Atinalı elçiler gibi… Güçlü ne isterse onu yapar, zayıf ise kendisinden istediklerini kabul etmek zorundadır dediniz. Varsın olsun. Ne diyordu Nazım? Sen yanmazsan, ben yazmazsam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa. Ben, bu yolun sonundaki ışığı görebilecek kadar mesafe kat etmiş biriyim. Hakkımda açılan onlarca soruşturmaya konu olmuş, bugün yargılandığım bu iddianın en büyük savunucusu ve öncekilerde olduğu gibi olası bir çözüm sürecinin de baş müzakerecisi olduğuna inandığım Sayın Öcalan’ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne sunmuş olduğu savunmasında ifade ettiği birkaç cümleyi kararınızda etkili olacağı düşüncesiyle ifade etmek istiyorum. Kürt ilişkileri kavimsel ve devletsel bağlamda el alınırken Anadolu ve Mezopotamya’nın jeopolitik ve jeostratejik bağları dikkate alınmadan doğru çözümlere varılamayacaktır. İki toplumun yoğunlaştığı coğrafyalar arasında tarih boyunca sıkı jeopolitik ve jeostratejik yaklaşımları da belirleyen şimdiyi de belirleyen bu ilişkiler; ancak bütünsel bir yaklaşım ile doğru çözümlenebilir. Türk Kürt ilişkilerindeki tarihsel gerçeklik ortaklıkların gönüllük temelinde olması günümüzde Kürt sorununun çözümü açısından tüm derinliğiyle anlaşılmak durumundadır. Kürtler tarihte Türklerle karşılaştıklarında hep ortaklığa yakın bir müttefiklik statüsünde yaşamayı tercih ettiler. Bu yaşamı fethettikleri ya da zorla boyun eğdirildikleri için değil, çıkarlarına uygun buldukları için benimsediler. Malazgirt, Çaldıran ve Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın neredeyse beş yüzyıllık aralıklarla aynı stratejik gerekçeler temelinde ortaklaşa girişilmiş ve kazanılmış savaşlar olması bu gerçekliği doğrular. Türk Kürt ilişkileri tarih boyunca karşılıklı rızaya dayanan ve güçlü stratejik, dinsel, siyasal, ekonomik, kültürel temelleri bulunan ilişkilerdir. Uluslar Kürt sonunda yaşanan demokratik birlikteliği tekrar cumhuriyetin temeli yaparak yürümek Türkiye’ye kazandıracak tek yoludur. Cumhuriyeti cumhuriyet yapan 1919-1922 yılları arasındaki Ulusal Demokratik Savaş İttifakı’dır. Ve er ya da geç bu ülkede barışı isteyenler, savunanlar, örgütleyenler, bunun için bedel ödemeye hazır olanlar amacına ulaşacaktır. Buradan son sözüm; ezilen tüm halkların özgürlük mücadelesine duymuş olduğum saygının gereği olacaktır. Ve onlar için de bu mücadelenin ezilen tüm dünya halkları için verilen bir mücadelenin parçası olduğu hissi ile ifade edeceğim. Yaşasın halkların kardeşliği, yaşasın ezilen halkların özgürlük mücadelesi diyorum. Yaşasın kadınların özgün, özerk, örgütlü mücadelesi diyorum. En son olarak da Jin Jiyan Azadî…”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Trump’ın başı dertte: 464 milyon dolarlık cezada para bulamadı!

    Trump’ın başı dertte: 464 milyon dolarlık cezada para bulamadı!



    Eski ABD Başkanı Donald Trump, Trump Organization şirketi ve bazı çalışanlarının banka kredileri ve sigorta işlemleri konusunda daha iyi ticari şartlar elde etmek için fazla mal varlığı bildirimi yapmaktan suçlu bulunduğu sivil dolandırıcılık davasında yeni bir gelişme yaşandı. Trump’ın dava kapsamında verilen toplam 464 milyon dolarlık cezayı ödemek ve mülklerine el konulmasını engellemek için gerekli maddi teminatı bulamadığı bildirildi.

    Trump’ın avukatları tarafından New York Temyiz Mahkemesi’ne verilen dilekçede, 464 milyon dolarlık tazminat cezasının tamamını teminat altına almanın mümkün olmadığı belirtilerek, “Davalılar, 464 milyon dolarlık temyiz teminatını bulma konusunda aşılamaz zorluklarla karşı karşıyadır” ifadelerine yer verildi.

    Maddi durumu “istikrarlı” olan Trump’ın önemli varlıklara sahip olduğu vurgulanan dilekçede, buna rağmen tazminat miktarının büyüklüğü nedeniyle kefil olacak sigorta şirketi bulunamadığı aktarıldı. Trump’ın mal varlıklarını teminat olarak kullanmak zorunda kalabileceği belirtilirken, 464 milyon dolarlık toplam cezanın daha az bir miktarının teminat olarak kabul edilmesi talebi yinelendi. Trump’ın avukatları, daha önce New York Temyiz Mahkemesi’ne başvuru yaparak toplam ceza miktarının tahsilatının durdurulması talebinde bulunmuştu. Trump’ın cezanın tahsilatını durdurmak için 100 milyon dolarlık teminat ödemeye hazır olduğu belirtilmişti.

    PARA CEZASINA ÇARPTIRILMIŞTI

    New York Başsavcısı Letitia James tarafından açılan sivil dolandırıcılık davasında Donald Trump, Trump Organization şirketi ve bazı yöneticileri banka kredileri ve sigorta işlemleri konusunda daha iyi ticari şartlar elde etmek için fazla mal varlığı bildiriminde bulunmakla suçlanmıştı. Dava sonucunda Donald Trump ve şirketinde yönetici olarak çalışan oğulları Donald Jr. Trump ile Eric Trump’a toplam 364 milyon dolarlık para cezası verilmişti. Mahkeme masrafları ve ceza faiziyle birlikte Trump’ın ödeyeceği toplam miktarın 464 milyon dolara ulaştığı kamuoyuna yansımıştı.

    Mahkeme ayrıca Trump’ın 3 yıl, oğullarının da ikişer yıl New York’taki şirketlerinde üst düzey yetkili olarak görev yapmasını ve bankalardan kredi almasını yasaklamıştı. Trump ise davayı “cadı avı” ve “siyasi bir komplo” olarak nitelendirmişti.

    Kaynak: İHA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***