Etiket: Danıştay

  • ‘Disleksi’ Tanılı Öğrenciyi İfşa Yargıya Taşındı: TİHEK Ceza Kesti, Mahkeme Olağan Saydı

    ‘Disleksi’ Tanılı Öğrenciyi İfşa Yargıya Taşındı: TİHEK Ceza Kesti, Mahkeme Olağan Saydı


    İstanbul’daki köklü liselerden birinde öğrenim gören, “öğrenme güçlüğü (disleksi) ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu” tanılı bir öğrenci, eğitim sürecinde maruz kaldığı uygulamaların ayrımcılık içerdiği gerekçesiyle Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na (TİHEK) başvurdu. Öğrencinin şikayetinde, sınavlarda ayrı salonda değerlendirilmediği ve özel eğitim ihtiyacının öğretmenler tarafından aleni biçimde ifşa edildiği öne sürüldü.

    T24’ün haberine göre, TİHEK, bu başvuru üzerine hem okula hem de süreci etkin yürütemediği tespit edilen Beyoğlu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne 200’er bin lira idari para cezası verdi. Ancak İstanbul İdare Mahkemesi, okulun itirazını kabul ederek bu kararı yalnızca 10 gün içinde iptal etti.

    AİLEDEN AYRI SINAV SALONU TALEBİ

    Fransızca eğitim veren ve üniversitesiyle birlikte İstanbul’un prestijli eğitim kurumlarından biri olan lisede okuyan öğrenci, tıbbi tanıları ve RAM raporları doğrultusunda bireysel ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş bir “bireyselleştirilmiş eğitim programı (BEP)” talep etti. Aynı zamanda okul bünyesinde bir “destek eğitim odası” açılması için de resmi başvuru yapıldı.

    Özellikle Fransızca dil yeterliliğini ölçmeye yönelik PASAJ sınavı öncesinde, öğrenci ailesi çocuğun “normal gelişim gösteren” diğer öğrencilerden farklı bir salonda sınava girmesi gerektiğini okul yönetimine iletti.

    RAM KARARLARI GÖZ ARDI EDİLDİ

    Beyoğlu Rehberlik ve Araştırma Merkezi (RAM) ile yapılan görüşmelerin ardından, öğrencinin sınavlarda ek süre alması, uyarlanmış soru setlerinden yararlanması ve belirli derslerde ayrı bir salonda sınava girmesi yönünde kararlar alındı. PASAJ sınavında bu kurallar uygulanmış olsa da, Türk Dili ve Edebiyatı sınavında öğrenci, diğer öğrencilerle birlikte ortak salonda sınava tabi tutuldu. Bu durum, hem RAM kararlarına hem de yürürlükteki BEP hükümlerine aykırı bir uygulama olarak kayıtlara geçti.

    BEP’Lİ ÖĞRENCİYİ DAMGALAMA

    Sınavın “konuşma” bölümüne geçilmeden önce görevli öğretmenlerden biri, öğrencinin özel eğitim ihtiyacını açıkça dile getirerek, “BEP’li öğrenci o, onun bazı hakları var” dedi. Bu ifade, diğer öğrenciler ve öğretmenlerin önünde sarf edilince, öğrenci kendini damgalanmış hissetti. Bir başka öğretmenin bu sözlere tebessümle karşılık vermesi ise öğrencinin yaşadığı duygusal yükü daha da artırdı. Öğrencinin sınav sırasında ağlamak üzere olduğu ve talep ettiği özel salonda sınav hakkının yine reddedildiği bildirildi.

    TİHEK’TEN ÇİFTE CEZA

    Ailenin hem okul yönetiminden hem de Beyoğlu İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nden yaşananlar nedeniyle özür beklemesine rağmen herhangi bir geri dönüş olmadı. Bunun üzerine Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’na başvuruda bulunuldu.

    Yapılan incelemelerde, öğrencinin “tek kişilik sınav salonunda sınava girmesi” yönündeki kararın uygulanmaması, damgalayıcı sözlerin kullanılması ve destek eğitim odası açılması sürecinin etkili yürütülmemesi gibi gerekçelerle hem okul hem de ilçe milli eğitim müdürlüğüne “engellilik temelinde ayrımcılık yasağının ihlali” gerekçesiyle ayrı ayrı 200 bin lira para cezası uygulandı.

    'Disleksi’ Tanılı Öğrenciyi İfşa Yargıya Taşındı: TİHEK Ceza Kesti, Mahkeme Olağan Saydı - Resim : 2

    MAHKEME TİHEK KARARINI İPTAL ETTİ

    Okul yönetimi ise bu karara itiraz etti. İstanbul İdare Mahkemesi, öğretmenlerin öğrencinin özel durumunu fark etmemesini “hayatın olağan akışı” kapsamında değerlendirerek cezayı iptal etti. Karar sadece 10 gün içinde verildi.

    ‘DANIŞTAY’DAN HAKKANİYET BEKLİYORUZ’

    Öğrenci ve ailesinin avukatı Burcu Akar Muratoğlu, kararın ardından Danıştay’a başvurduklarını belirterek şu açıklamayı yaptı: “Öğretmen çocuğu fark edemeyecekse okuldaki hademe mi, yoksa kürsüdeki hâkim inip mi fark edecek’ diye sorarak Danıştay’a başvurduk. Şu an Danıştay aşamasındayız. Hakkaniyetli bir karar bekliyoruz.”

    Kaynak: T24

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Reuters: Yunan Danıştayı, sığınma başvurusunun sonucunu bekleyen Ali Yeşildağ’ın Türkiye’ye iadesi lehine karar verdi

    Reuters: Yunan Danıştayı, sığınma başvurusunun sonucunu bekleyen Ali Yeşildağ’ın Türkiye’ye iadesi lehine karar verdi


    – Reuters haber ajansı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ailesine yönelik iddialarla gündeme gelen ve Yunanistan’a kaçan Ali Yeşildağ’ın Türkiye’ye iadesine karşı yaptığı temyiz başvurusunun Yüksek İdari Mahkeme (Danıştay) tarafından reddedildiğini duyurdu.

    Reuters’e konuşan yargı kaynaklarına göre Yunan Danıştayı, Ali Yeşildağ’ın Türkiye’ye iade edilmesi yönünde karar verdi.

    SIĞINMA TALEBİ GEREKÇESİ: ‘TÜRKİYE’DE HAYATININ TEHLİKEDE OLMASI’

    Haberde, Danıştay kararına rağmen, Ali Yeşildağ’ın Cumhurbaşkanı Erdoğan’la yaşadığı anlaşmazlık nedeniyle Türkiye’de hayatının tehlikede olacağını öne sürerek eylül ayında Yunanistan’a yaptığı sığınma başvurusuyla ilgili nihai kararı beklemesinden ötürü iade edilmesinin askıda olduğu belirtildi.

    MİÇOTAKİS HÜKÜMETİ İADEDEN YANA

    Bu yılın başlarında Yunanistan’da Yüksek Mahkeme ve Adalet Bakanı Yorgos Floridis’in Türkiye’ye iade edilmesi lehinde verdiği karara Ali Yeşildağ Danıştay’da itiraz etmişti.

    AİHM MÜDAHALESİ

    Reuters’e konuşan kaynaklardan biri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Ali Yeşildağ’ın Türkiye’ye iade işleminin 23 Ağustos’a kadar ertelenmesine karar verdiğini ve davasının yeniden inceleneceğini söyledi.

    Ali Yeşildağ’ın avukatlarından biri olan Thanassis Kampagiannis, “Türkiye’ye iadesi, onun fiziki bütünlüğünü ve hayatını tehlikeye atar” dedi.

    REUTERS’E GÖRE YEŞİLDAĞ’IN KALAN CEZASI AF KAPSAMINDA

    Reuters, “Erdoğan’ın eski müttefiklerinden biri” diye nitelediği 54 yaşındaki Ali Yeşildağ’ın Kasım 2023’te Türkiye-Yunanistan sınırını kaçak yollardan geçerken Batı Trakya’daki Evros ilinde yakalandığını ve hakkında 17 yaşındayken soygun ve cinayet işlemekten 1986’da aldığı mahkumiyet nedeniyle Interpol tarafından çıkarılmış yakalama emri olduğunun açıklandığını hatırlattı.

    Haberde Reuters’in gördüğü mahkeme belgelerine göre Yeşildağ’ın aldığı hapis cezalarının bir kısmını çektiği ve geri kalanı için af çıkarıldığı aktarıldı.

    YEŞİLDAĞ AİLESİ 2022’DEN BERİ GÜNDEM OLMUŞTU

    Yeşildağ, geçen yılki YouTube yayınlarında, kendisinin ve ailesinin Erdoğan’la onlarca yıl yakın ilişkilerinin olduğunu, ama son 10 yılda kendi ailesiyle ve cumhurbaşkanıyla arasının bozulduğunu söyleyerek Erdoğan ile ailesi hakkında “yolsuzluk ve rüşvet” iddialarında bulunmuştu.

    Ali Yeşildağ’ın “büyük siyasi ilişki ağı” ve “Erdoğan’la yakın ilişki” iddialarıyla gündeme gelen ağabeyleri Hasan ve Zeki Yeşildağ, pek çok sektörde faaliyet göstermelerinin yanısıra 2017’den beri TürkMedya grubunun sahibi. (Reuters, Dış Haberler)


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP’li Deniz Yücel okulların medreseleşmesini ve katkı payı alınmasını Danıştay’a taşıdı

    CHP’li Deniz Yücel okulların medreseleşmesini ve katkı payı alınmasını Danıştay’a taşıdı



    CHP İzmir Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu Üyesi Deniz Yücel, Millî Eğitim Bakanlığı’nın okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirmesi ve kayıt parasını “katkı payı” adı altında resmi hale getirmesine ilişkin yönetmelik değişikliğini yürütmeyi durdurma istemiyle Danıştay’a taşıdı.

    Yücel, “Biz devletin dini olmaz, devlet tüm dinlere ve inançlara eşit mesafede olmalıdır dedikçe iktidar, bu ülkenin çocuklarının ve gençlerinin en temel hakkını yani eğitimi din merkezli hale getirmeye çalışmaktadır. İktidar kabul etse de etmese de laiklik ilkesi devletin zorunluluğudur. Devlet, dini alana müdahale edemez. Hele de ilköğretim çağındaki çocuklara hiç müdahale edemez. Burası Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Türkiye Cumhuriyetidir. Bu yönetmelikle bir taraftan laiklik ilkesi delinirken diğer taraftan veli ile öğretmen, öğrenci ile öğretmen karşı karşıya getirilmektedir. Namaz kılan-kılmayan, dindar-dinsiz ayrımlarına yol açılmaktadır. Bu yönetmelikle okullar medreseye dönüşecek, katkı payı yönetmeliğiyle de sosyal devlet anlayışına göre ücretsiz olan eğitim, paralı hale gelecektir. Kısacası iktidar hem laiklik ilkesine hem de sosyal devlet ilkesine büyük bir darbe vurmaktadır. Çocuklarımız üzerinden oynanan oyunlara sessiz kalmayacağız. Danıştay başvurumuzu yaptık. Ne laikliği tartışmaya açarız ne de ücretsiz eğitim hakkından vazgeçeriz” dedi.

    ÇEDES projesiyle okullarda imamların derse girmesinin önünü açan Millî Eğitim Bakanlığı, şimdi de okul öncesi eğitim kurumlarında mescidi zorunlu hale getirdi. Yeni yönetmelik yayımlayan bakanlık, kayıt parasını da “katkı payı” adı altında resmi kılıfa soktu. CHP’nin İzmir Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu Üyesi Deniz Yücel ise harekete geçti. Söz konusu yönetmelik değişikliğini yürütmeyi durdurma ve iptal istemiyle Danıştay’a taşıyan Yücel, şunları söyledi:

    LAİKLİK, EĞİTİM SİSTEMİNİN VAZGEÇİLMEZİDİR

    “Bu düzenleme ile okul öncesi eğitim ve ilköğretim kurumları ile yatılı bölge ortaokullarının pansiyon kısımlarında mescit açılması zorunlu hale getirilmiştir. Eğitim kurumlarında mescit açılmasına dair bir zorunluluğun yönetmelik aracılığı ile getirilmesi, Anayasa’nın laiklik ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı’nca okullarda, dinsel inanç veya dinsel kurallarla doğrudan ilişki ve bağlantı kuracak şekilde düzenleme yapılması hem devrim yasalarına hem de anayasamızın laiklik ilkesini ilgilendirir. Okul öncesi eğitime ilişkin bu düzenleme, bir grubun dinsel taleplerinin ön plana alınması suretiyle laiklik ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Bunun yanında Anayasanın 42’inci maddesinde, “Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılapları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim ve öğretim yerleri açılamaz” denilmektedir. Laiklik, çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin temel taşlarından biri, Türk Milli Eğitiminin de vazgeçilmez bir ilkesidir. Yaşları gereği soyut kavramları öğrenmeleri mümkün olmayan temel eğitim çağındaki çocuklara yönelik bu uygulama, laiklik ilkesine açıkça aykırılık teşkil etmektedir. Eğitim sisteminde laiklik ilkesinin yok sayılması, bilimsel ve çağdaş eğitimden uzaklaşılması anlamına gelir. Türk Milli Eğitim Sisteminde laiklik, gerekli ve vazgeçilmeyecek bir ilkedir.”

    EN TEMEL HAK OLAN ÜCRETSİZ EĞİTİM SON BULACAK

    Okulları medreseye dönüştüren bu kararın yanı sıra okullardaki kayıt parasını resmileştiren düzenlemeyi de Danıştay’a taşıyan Yücel, sözlerine şöyle devam etti:

    “Anayasamızın 42. Maddesinde “Devlet okullarında eğitim ücretsizdir” denilmektedir. Ancak 14.10.2023 tarihinde resmî gazetede yayımlanan yönetmeliğin 26 ve 27’inci maddelerindeki yeni düzenlemede “Okul öncesi eğitim hizmeti resmi okul öncesi eğitim kurumlarında ücretsizdir” denilmesine rağmen bir sonraki cümlede, “Ancak okul öncesi eğitim kurumlarında çocukların okulda geçirdikleri süredeki temel ihtiyaçlarını, öz bakım süreçlerini ve eğitim programının uygulanmasını desteklemek amacıyla katkı payı alınır. Alınacak bu katkı payı, katkı payı tespit komisyonunca nisan ayında tespit edilir” ifadesine yer verilmiştir. Yönetmelikteki bu düzenleme Anayasanın 42. maddesine açıkça aykırıdır. Diğer yandan sosyal devlet toplumsal eşitliği ve sosyal adaleti tesis etmekle görevlidir. Söz konusu yönetmelik değişikliği ile getirilen “katkı payı” uygulaması eğitimde eşitliği ortadan kaldıracağından anayasamızın 2. maddesinde düzenlenen sosyal devlet ilkesine de Anayasa’nın 10’uncu maddesinde düzenlenen eşitlik ilkesine ve 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu’nun 4, 7 ve 8’inci maddelerindeki “Eğitim hakkı ve eşitlik ilkelerine” de aykırılık teşkil etmektedir.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 21 yıldır iktidarda olan Erdoğan: ‘Adliyenin kapısını adaletin kapısı haline getirmeye çalışmayı sürdüreceğiz’

    21 yıldır iktidarda olan Erdoğan: ‘Adliyenin kapısını adaletin kapısı haline getirmeye çalışmayı sürdüreceğiz’



    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Vatandaşlarımızın özgürlük alanlarını genişletme idealimizi tepesinde ülkemizin darbe anayasasından kurtarmak vardır. Vesayetçilerin 27 Mayıs 1960 darbesi ile Türkiye’nin ayağına vurduğu 12 Eylül rejiminin perçinlediği prangaların sökülüp atılma vakti artık gelmiştir. Sivil anayasa talebi iradesine gerektiğinde canı pahasına sahip çıkan aziz milletimize anasının ak sütü gibi helaldir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Danıştay Eğitim Tesisi Açılış Töreni ve IASAJ Seminer Kapanış Toplantısı’nda konuştu. Erdoğan, burada şunları söyledi:

    “MERDİVEN ALTI DENİLEBİLECEK YERLERDE ADALET DAĞITILMAYA ÇALIŞILDIĞI O KÖTÜ MANZARALARI TAMAMEN UNUTTURMAK İÇİN ÇOK CİDDİ ÇABA HARCADIK”

    “Milletimizin teveccühü ile 2002 yılında ülkeyi yönetme sorumluluğunu ilk kez üstlendiğimizde adaleti dört önceğilimizden biri olarak ilan etmiştik. Ülkemizin içinde bulunduğu şartlar ne olursa olsun bu önceliklerimizden hiçbir zaman taviz vermedik. Bu hedefimizin bir yanında hak ve özgürlüklere dair devrim niteliğinde düzenlemeler varken diğer yandan adalet hizmetlerindeki altyapı eksikliklerini giderilmesi bulunuyor. Merdiven altı denilebilecek yerlerde adalet dağıtılmaya çalışıldığı o kötü manzaraları tamamen unutturmak için çok ciddi çaba harcadık. Yüksek yargı organlarımızın tamamını sundukları hizmetin vehametine ve saygınlığına uygun hizmet binalarına kavuşturmaya gayret ettik. Allah’a hamd olsun, bu çabalarımızda muaffak olduk. Yargı organlarımızın hepsi modern, ferah, görkemli, her türlü ihtiyacın gözetildiği binalarda milletimize hizmet veriyor.

    “PRANGALARIN SÖKÜLÜP ATILMA VAKTİ ARTIK GELMİŞTİR”

    Türkiye’de teknolojinin getirdiği imkanlar sayesinde adalet hizmetlerinin sunulmasında her geçen yıl çıtayı biraz daha yükseltiyor. Geç gelen adalet adalet değildir düsturu ile yargı kurumlarımızın görevlerini hakkıyla ve zamanında infa edebilmeleri için gereken her türlü desteği sağlıyoruz. İster adli ister idari olsun adliyenin kapısını adaletin de kapısı haline getirinceye kadar durmadan, dinlenmeden çalışmayı sürdüreceğiz.

    İçinde bulunduğumuz ekim ayı tarihimizde çok önemli bir yere sahiptir. 29 Ekim’de bu topraklarda kurduğumuz son devletimiz olan Türkiye Cumhuriyeti’nin 100’üncü yıl dönümüne ulaşacağız. Cumhuriyetimizin 100’üncü yaşını bir anma etkinliğinden öte eni reform hamlelerimiz ile hak ettiğimiz şekilde kutlama yapmak istiyoruz. Son bir asrın kapsamlı muhabesini yaparken aynı zamanda milletimizin demokratik kazanımlarını daha da güçlendirmeye çalışıyoruz. Amacımız cumhuriyetimizin ikinci asrına daha emin adımlarla birlik ve beraberliğimizi daha da kuvvetlendirmiş bir şekilde girmektir. Vatandaşlarımızın özgürlük alanlarını genişletme idealimizi tepesinde ülkemizin darbe anayasasından kurtarmak vardır. Vesayetçilerin 27 Mayıs 1960 darbesi ile Türkiye’nin ayağına vurduğu 12 Eylül rejiminin perçinlediği prangaların sökülüp atılma vakti artık gelmiştir. Sivil anayasa talebi iradesine gerektiğinde canı pahasına sahip çıkan aziz milletimize anasının ak sütü gibi helaldir. Bu talebe siyaset kurumu başta olmak üzere sorumluluk makamında olan hiç kimsenin kulak tıkama lüksü yoktur.

    Pazar günü 28’inci dönem 2’inci yasama yılına başlayan Meclisi’mizde yeni anayasaya dair yapıcı tavrımızı ve beklentilerimizi ortaya koyduk. 85 milyonun tamamının kırmızı çizgiler haricinde her konuyu görüşmeye, tartışmaya ve müzakereye açık olduğumuzu ifade ettik. Yeni dönemde milletimize verilecek asıl görüşmenin Türkiye’yi sivil, kuşatıcı, özgürlükçü anayasayı buluşturmak olacağı anlaşılıyor. Temsil kabiliyeti son yılların en yüksek seviyesine ulaşan Meclis’imizin milletimizin her bir ferdinin ‘benim anayasam’ diyerek bağrına basağı sivil anayasayı yapmanın önünde hiçbir mani bulunmuyor.

    “HER AÇIDAN VAHŞİ VE SALDIRGAN BİR ÖRGÜTLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Eli kanlı canilere gösterilen müsamahayı anlayamıyoruz. Delile rağmen adım atılmamasını izah edemiyoruz. Klasörler dolusu delile rağmen terör elebaşlarına yönelik hiçbir adım atılmamasını ne kendimize ne milletimize izah edemiyoruz. Binlerce evladını teröre kurban vermiş bir millet olarak, eli kanlı canilere gösterilen müsamahakar tavrı gerçekten anlayamıyoruz.

    Polisimizin süratli müdahalesi sayesinde teröristler emellerine ulaşamadan etkisiz hale getirildi. Teröristlerin bir sivil vatandaşımızı katlettiği ortaya çıktı. Her açıdan vahşi ve saldırgan bir örgütle karşı karşıyayız. Şayet bu caniler etkisiz hale getirilmeseydi ve bir şekilde yurt dışına kaçmış olsalardı siyasi sığınmacı olarak baş tacı edilecekti ve korunacaktı.

    Oysa kınamayla birlikte somut adımlar görmek istiyoruz. Bizi teskin, terörü telin eden beyanatların, yaramıza merhem olmayacağı bilinmeli.”

    Kaynak: ANKA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İşe gitmeyen memura kötü haber!

    İşe gitmeyen memura kötü haber!



    İlçe devlet hastanesinde tıbbi sekreter olarak çalışan genç kadın, 10 gün boyunca mazeret bildirmeden mesaiye gitmeyince memuriyetten atıldı

    Psikolojik tedavi gördüğünü belirten genç memur, 1. İdare Mahkemesi’nin kapısını çaldı. 10 gün süreyle kesintisiz ve mazeretsiz olarak görevine gelmediğinden bahisle 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 94. maddesi uyarınca 15/04/2016 tarihinden itibaren görevinden çekilmiş sayılmasına ilişkin işlemin iptali ile işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal hakların yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar verilmesini istedi.

    KARARI DANIŞTAY’A TAŞIDI

    Davalı Sağlık Bakanlığı ise davacının psikolojik rahatsızlığının işe gelmesine mani derecede olmadığını belirterek davanın reddini talep etti. Mahkeme, davanın reddine hükmetti. Davacı kadın, dosyayı Bölge İdare Mahkemesi’ne taşıdı. Temyiz müracaatını değerlendiren Mahkeme, itirazı reddetti. Davacı kadın bu kez kararı Danıştay’a taşıdı.

    İşe gitmeyen memura kötü haber! - Resim : 1

    EMSAL BİR KARARA İMZA ATILDI

    Danıştay 12. Dairesi, emsal nitelikte bir karara imza attı. Kararda; bir Devlet memurunun görevden çekilmiş sayılabilmesi, izin almaksızın veya kurumca kabul edilen bir mazeret olmaksızın 10 gün kesintisiz olarak göreve gelinmemiş olması halinde hukuken mümkün olduğu hatırlatıldı.

    Kararda şöyle denildi:

    “Temyizen incelenen karar usul ve hukuka uygun olup, dilekçede ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiştir. Davacının temyiz isteminin reddine, Davanın reddine ilişkin İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddi yolundaki temyize konu Bölge İdare Mahkemesi 1. İdari Dava Dairesi kararının onanmasına oy birliği ile hükmedilmiştir.”

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Fransa’da Danıştay, hükümetin okullarda abaya yasağına yapılan itirazı reddetti

    Fransa’da Danıştay, hükümetin okullarda abaya yasağına yapılan itirazı reddetti


    Danıştay’ın gerekçeli kararında, “bu kıyafetlerin giyilmesinin yasaklanmasının, temel özgürlüğe yönelik ciddi ve açıkça hukuka aykırı bir saldırı teşkil etmediği” yorumu yapıldı.

    Danıştay, hükümetin abaya ve entari tarzı uzun elbiselerin laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle okullarda giyilmesini yasaklamasına ilişkin yapılan itirazı reddetti.

    REKLAM

    Bu kararla, okullarda abaya yasağı kesinleşmiş oldu.

    Gerekçeli kararda, “bu kıyafetlerin giyilmesinin yasaklanmasının, temel özgürlüğe yönelik ciddi ve açıkça hukuka aykırı bir saldırı teşkil etmediği” yorumu yapıldı.

    Kararda ayrıca, dini simge içerdiği yorumu yapılan bu giysilerin “okullarda giderek daha fazla giyildiğinin rapor edildiği” ve öğrencilerle yapılan temaslarda da bunun teyit edildiği kaydedildi.

    Fransa’da 2004 yılında çıkan bir yasada devlet okullarında derslere dini simge ve objelerle girilmesi yasaklanmıştı. Bu kararın ardından okullarda baş örtüsü yasağı gelmişti.

    Bundan sonra ne olacak?

    Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara gönderilen talimatnameye göre, abaya giymekte itiraz eden öğrencilerin aileleriyle önce “diyalog süreci” başlatılacak, bunun sonucunda bu giysiyi giymek isteyenler ısrar ederse okuldan atılacak.

    Danıştay’ın ilgili dairesi, hükümetin abaya ve entari tarzı uzun elbiselerin laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle okullarda giyilmesini yasaklamasına ilişkin yapılan itirazla ilgili önceki gün bir duruşma düzenlemişti.

    Müslümanların haklarını savunan ADM Derneğinin yaptığı başvuruyu değerlendirmek üzere düzenlenen duruşma yaklaşık iki saat sürmüştü.

    Yasak kararını temel özgürlüklere aykırı olduğu gerekçesiyle Danıştay’a götüren dernek, duruşmada birkaç ay önceye kadar abayanın “dinle ilgisi olmayan kıyafet” olarak kabul gördüğünü ve bu konuda derin bir tartışma olduğu yolunda savunma yaptı.

    Bu yasak nedeniyle abaya giydiği için okula giremeyen öğrencilerin özel hayatının ve kişisel özgürlüğünün ihlal edildiğini savunan derneğin avukatı, bu öğrencilerin kıyafetlerinden dolayı “damgalandığı” görüşünü dile getirdi.

    ADM Derneği avukatı Vincent Brengarth, Eğitim Bakanlığının “abayanın” ne tarz bir giysi olduğunu tam anlamıyla tarif eden bir belgesi olmadığını kabul ettiğini söyledi.

    Brengarth, “Bir şeyin dini nitelikte olup olmadığını belirlemek Eğitim Bakanlığının görevi değil.” ifadesini kullandı.

    REKLAM

    Abaya kıyafetinin dinle ilgisi olmadığını belirten Brengarth, Fransa İslam Konseyi’nin (CFCM) de bu görüşte olduğunu bildirdi.

    Fransa’da tartışmalı abaya yasağı kararı

    Eğitim Bakanı Gabriel Attal’ın, 27 Ağustos’ta abaya ve entari tarzı uzun elbiselerin laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle okullarda giyilmesine müsaade etmeyeceğini açıklaması ülkede yoğun tartışmalara neden olmuştu.

    Hükümet Sözcüsü Olivier Veran, 28 Ağustos’ta ülkedeki okullarda giyilmesinin yasaklanacağı abaya ve benzeri uzun elbiseler için “politik bir saldırı aracı” olduğu yorumunu yapmıştı.

    Attal, 31 Ağustos’ta konuk olduğu France Inter radyosunda, yeni eğitim öğretim dönemi itibarıyla kızların giydiği abayaların yanı sıra erkeklerin giydiği entarilerin de yasaklanacağını açıklamıştı.

    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, okullarda öğrencilerin abaya giyme yasağına ilişkin taviz vermeyeceklerini belirtmişti.

    REKLAM

    Fransa’da geçmişte yaşanan başörtüsü tartışmaları

    Fransa’da daha önce 2004 yılında okullarda derslere dini obje ve simgelerle girilmesi yasaklanmıştı. Bu yasayla birlikte devlet okullarında derslere başörtüsüyle girilmesi engellenmişti.

    2010 yılında ise kamuya ait yerlere peçeyle girilmesine yasak getirilmişti.

    Ülkede çoğu Kuzey Afrika kökenli 5 milyona yakın Müslüman yaşıyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yargıda maaş rahatsızlığı: İstifalar başladı

    Yargıda maaş rahatsızlığı: İstifalar başladı


    TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen “Torba Kanun” ile Yargıtay ve Danıştay üyelerinin maaşlarına 15 bin TL’ye varan oranlarda zam yapılmak istenmesi, yargıda hâkim ve savcıların tepkisini çekti. Yargıtay ve Danıştay üyeleriyle aynı statüde olan birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcılar düzenleme dışında tutuldu. Yargıda oluşan rahatsızlığın ardından Yargıda Birlik Derneği’nde (YBD) binin üzerine hâkim ve savcının istifa ettiği öğrenildi. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın da karşı olduğu düzenleme, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın onayının ardından yürürlüğe girecek.

    DW Türkçe’den Alican Uludağ‘ın haberine göre, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin maaşlarının Anayasa Mahkemesi üyeleriyle eşitlemek amacıyla, İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un içerisine 3 özel madde eklenmişti.

    30 Mart’ta TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen kanun uyarınca Yargıtay birinci başkan vekilleri, Danıştay başkan vekilleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı Vekili, Yargıtay ve Danıştay daire başkanları, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin kıstas aylık oranı Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleri ile aynı olacak şekilde yeniden düzenlendi.

    Yeni düzenlemeyle Yargıtay ve Danıştay Birinci Başkan Vekilleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili, Yargıtay ve Danıştay Daire Başkanları ile Adalet Bakanlığı Müsteşarının kıstas aylığı yüzde 86’dan yüzde 90’a çıkarıldı. Yargıtay ve Danıştay üyelerin kıstas aylığının oranı ise yüzde 83’ten yüzde 86’ya yükseltildi.

    Ancak birinci sınıf hâkim ve savcıların kıstas aylığında ise bir değişiklik yapılmadı ve bu oran yüzde 79’da kaldı. Böylece Yargıtay/Danıştay üyeliğine seçilme hakkı olan birinci sınıf hâkim ve savcılar ile bu üyeler arasındaki makas 4 puandan 7 puana çıktı. Şuan birinci sınıf hakimlerin kıstas oranı yüzde 79…

    Ayrıca daha önce “birinci sınıf hâkim ve savcılıkta üç yılını doldurup Yargıtay ve Danıştay üyeliğine seçilme hakkını kaybetmemiş olanlar” ile Yargıtay ve Danıştay üyelerinin ek gösterge oranları eşitti. Bu isimlerin 7 bin 600 ek gösterge oranına sahipti.

    Yeni düzenlemeyle Yargıtay ve Danıştay üyelerinin ek göstergesi, 8 bine çıkarılırken, birinci sınıfta üç yılını dolduran hâkim ve savcılarınki ise 7 bin 800’de kaldı. Bu hâkim ve savcılara yalnızca 200 puanlık bir ek gösterge artışı yapıldı. Ancak kanunun değiştirilmemiş halinde, yüksek yargı üyeleriyle birinci sınıfa ayrılan ve üç yılını dolduran hakim ve savcıların göstergeleri aynıydı ve aynı maaşı alıyorlardı.

    Yapılan değişiklik sonucunda Yargıtay ve Danıştay Başkanları, Başsavcıları, Daire Başkanları ile Yargıtay ve Danıştay üyelerine 15 bin TL’ye kadar değişen oranlarda zam yapılacak. Yargıtay ve Danıştay üyeleri gibi “birinci sınıfa ayrılan hâkim ve savcılar”ın maaşında ise yalnızca 85 TL gibi bir değişim olacak.

    Ayrıca düzenleme yürürlüğe girerse, yüksek yargı başkan ve üyelerinin emekli maaşları ile ikramiyeleri de artacak.

    DÜZENLEME PERDE ARKASI

    Peki, düzenleme nasıl çıktı?

    Yargıtay ve Danıştay üyelerinin maaşlarına zam düzenlemesini, doğrudan Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca ve Danıştay Başkanı Zeki Yiğit’in Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşerek TBMM’ye gelmesini sağladığı öğrenildi. Yargıtay ve Danıştay’ın temel amacı ise Anayasa Mahkemesi Başkan ve üyeleriyle birlikte aynı maaşı almak…

    Ancak düzenlemenin TBMM’de görüşmeleri sırasında birinci sınıfa ayrılmış hâkim ve savcıların maaşlarının eskiden olduğu gibi Yargıtay ve Danıştay üyeleriyle eşit hale getirilmesi için girişimler yapıldı. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın da yüksek yargı üyeleriyle birinci sınıf hâkim ve savcılar arasında maaş eşitsizliği yaratan düzenlemeye karşı çıktığı dile öğrenildi. Ancak bu konuda Erdoğan’ın ikna edilemediği öğrenildi. Yargıda Birlik Derneği de bu süreçte girişimlerde bulundu, fakat sonuç alamadı.

    MALİYE UZMANI KARŞI ÇIKTI

    Bunun nedeninin ise Yargıtay ve Danıştay’ın muhalefetinin yanı sıra Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkililerinin, birinci sınıf hakim ve savcılara da benzer zam yapılmasının bütçeye yük getireceği, bundan Sayıştay denetçilerinin de yararlanacağı gerekçesi oldu.

    TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen ve Erdoğan’ın onayını bekleyen düzenlemenin ardından adli ve idari yargıdaki hâkim ve savcılar arasındaki tepkilerin arttığı öğrenildi. DW Türkçe’nin ulaştığı bilgilere göre, hâkim ve savcılar tepkilerinin bir bölümünü üyesi oldukları Yargıda Birlik Derneği’ne gösterdi. Yaklaşık 10 bin üyesi olan YBD’den binin üzerinde hâkim ve savcının istifa ettiği bildirildi.

    DW Türkçe’ye konuşan bir YBD yöneticisi, “Düzenleme, hâkim ve savcılar arasında büyük rahatsızlık yaratmış durumda. Biz zamdan hâkim ve savcıların da yararlanması için çok uğraştık ancak sonuç alamadık. Tepkilerini de bize gösteriyorlar” dedi.

    YARGIÇLAR SENDİKASI: YARGIDA AYRICALIKLI SINIF YARATILIYOR

    Yargıçlar Sendikası Başkanı Ayşe Sarısu Pehlivan, düzenlemeyi eleştirerek, bu tasarıyla yargıda ayrıcalıklı bir sınıf yaratılacağını söyledi. Olayın bir yargı bağımsızlığı meselesi olarak görmek gerektiğini ifade eden Pehlivan, düzenlemenin yargıdaki iş barışını bozacağını ve küskünlüklere yol açacağını kaydetti.

    Enflasyondan yalnızca yüksek yargı üyelerinin değil, herkesin olumsuz etkilendiğini ve geçim sıkıntısı yaşadığını ifade eden Pehlivan, “Pek çok genç meslektaşımız maaşların durumu itibariyle evlenemediklerinden söz etmektedir. Eğer enflasyondan kaynaklı iyileştirme yapılacaksa bunu herkese yaygınlaştırılması gerekir” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Danıştay’dan İstanbul Sözleşmesi kararı: Yürütmenin durdurulması talebi reddedildi

    Danıştay’dan İstanbul Sözleşmesi kararı: Yürütmenin durdurulması talebi reddedildi


    Danıştay, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkılmasına ilişkin Cumhurbaşkanı kararının yürütmesinin durdurulması talebini reddetti.

    Sözleşmeden resmen çıkılacağı 1 Temmuz öncesinde alınan kararda, anılan metnin 80. maddesinin Cumhurbaşkanına fesih yetkisi verdiğinin altı çizildi.

    Cumhurbaşkanlığı dün Danıştay’a savunma göndererek, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının iptali istemiyle açılan davaların haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğu belirtilmişti.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzaladığı 20 Mart 2021 tarihli karar doğrultusunda Türkiye, sözleşmeden 1 Temmuz’da resmen çekiliyor.

    Kılıçdaroğlu’ndan uyarı

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis Grup Toplantısında İstanbul Sözleşmesi ile ilgili açıklamalarda bulundu.

    Kılıçdaroğlu, Danıştay’ın kararından önce yaptığı konuşmada, “(İstanbul sözleşmesi) Danıştay’daki hakimlere de sesleniyorum. Eğer aklınızı kiraya vermediyseniz, eğer anayasaya ve yasalara uyacaksanız o sözleşmeyi yeniden ihya etmek zorundasınız” ifadelerini kullanmıştı.

    1 milyon imza toplandı

    Aile içi ve kadına yönelik şiddetin önlenmesini içeren İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükte kalması için başlatılan kampanyada 1 milyona yakın imza toplandı.

    Yaşamak İstiyoruz İnisiyatifi’nin, “İstanbul Sözleşmesi’nden Vazgeçmiyoruz! #İstanbulSözleşmesiYaşatır” adlı kampanyasının açıklama kısmında, “Kadınları koruyan bu yasa zaten gerektiği gibi uygulanmazken, şimdi bir de Cumhurbaşkanlığı kararıyla kaldırıldı. İstanbul Sözleşmesi uygulanmadığı için: Kadınlar hayatını kaybediyor, eziyet edilerek öldürülüyor, kadın cinayetlerinin üstü örtülmeye çalışılıyor” denildi.

    İstanbul Sözleşmesi

    Avrupa Konseyinin “Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi” İstanbul’da imzalandığı için uluslararası camiada “İstanbul Sözleşmesi” olarak biliniyor.

    Türkiye, 2011 yılında kabul edilen İstanbul Sözleşmesi’ni ilk imzalayan ve onaylayan ülkeydi. Sözleşme, 10 ülkenin onayıyla 2014 yılında yürürlüğe girmiş ve Temmuz 2019 itibariyle 34 devlet ve Avrupa Birliği tarafından da onaylanmıştı. Sözleşme, uluslararası hukukta kadına karşı şiddetin, kadın erkek eşitsizliğinin ve kadınlara karşı yapılan ayrımcılığın sonuçları olduğuna vurgu yapan ilk mukavele olma özelliğine sahip.

    Türkiye’nin, hazırlanmasına öncülük ettiği sözleşmeden çıkma kararı, sivil toplum örgütlerinin yanı sıra Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi tarafından da tepkiyle karşılanmıştı.

  • Danıştay, İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi kararı için Cumhurbaşkanlığı’ndan savunma istedi

    Danıştay, İstanbul Sözleşmesi’nin feshedilmesi kararı için Cumhurbaşkanlığı’ndan savunma istedi


    Danıştay 10. Daire’sinin, 10 Nisan 2011 yılında Avrupa Konseyi’ne üye ülkelerin imzasına açılan İstanbul Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından feshedilmesi kararının iptali istemiyle açılan davada, Cumhurbaşkanlığı’ndan savunma istediği bildirildi.

    Türkiye’nin hazırlanmasına öncülük ettiği sözleşmeden sonra çıkma kararı Türkiye’de sivil toplum örgütleri başta olmak üzere Avrupa Birliği ve Avrupa Konseyi tarafından da tepkiyle karşılanmıştı.

    Ankara gazetecisi adlı internet haber sitesinde Alican Uludağ tarafından yazılan haberde, Danıştay 10. Dairesi, sözleşmenin neden iptal edildiğini hem usulü hem de esas yönünden gerekçelerini sordu. Cumhurbaşkanlığı’nın göndereceği savunmanın ardından Danıştay 10. Daire, önce yürütmeyi durdurma, ardından ise iptal talebini karara bağlayacak.

    Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, 20 Mart’ta Resmi Gazete’de yayımladığı kararla, 2011’de Türkiye’nin taraf olduğu Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin Türkiye Cumhuriyeti Bakımından Feshedilmesine hükmetmişti.

    Erdoğan, bunu Cumhurbaşkanına uluslararası sözleşmeleri onaylama yetkisi veren 9 Sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi’nin 3. maddesine dayandırmıştı.

    Erdoğan’ın fesih kararının yürütmesinin durdurulması ve iptali talebiyle çok sayıda kişi ve kurum, Danıştay‘a başvurdu. Bunlar arasında ana muhalefetteki CHP, barolar ve kadın örgütleri bulunuyor.

    Avrupa Konseyi, sözleşmenin 10. yıl dönümü kutluyor

    Bu arada sözleşmenin yürürlüğe girmesinin 10. yıl dönümü Avrupa Konseyi’nde düzenlenen çeşitli etkinliklerle kutlanıyor.

    Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Marija Pejcinovic Buric, sözleşmenin yürürlüğe girmesi dolayısıyla yaptığı açıklamada, “altın standartlar” içerdiği belirtilen sözleşmenin “Avrupa’da bir çok kadının hayatta kalmasını sağladığını” bildirdi.