Etiket: CHP

  • İmamoğlu: Herkesi Saraçhane’ye davet ediyorum

    İmamoğlu: Herkesi Saraçhane’ye davet ediyorum


    İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu siyasi haklarından mahrum edilmek isteniyor. İmamoğlu’nun YSK üyelerine hakaret iddiasıyla 4 yıl 1 aya kadar hapis istemiyle yargılandığı davasının 8. celsesi bugün Kartal Anadolu Adliyesi’nde görülüyor. Saat 11.00’de başlayan duruşmada İmamoğlu’nun avukatı Kemal Polat, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun dinlenmesini talep etti.

    Mahkeme Soylu’nun dinlenmesinin davaya yarar sağlamayacağını belirterek talebin reddine karar verirken, savunma makamının ek süre talebi de mahkeme tarafından kabul edilmedi. Savcı mütalaasını yinelerken, İmamoğlu’na üst sınır olan 4 yıl 1 ay hapis cezası verilmesini istedi. Avukatların son savunmaları için duruşmaya 16.00’ya kadar ara verildi.

    İMAMOĞLU’NDAN SARAÇHANE’YE ÇAĞRI: “TÜRKİYE İRADESİNE SAHİP ÇIKACAKTIR”

    İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu da İstanbullulara çağrıda bulunarak, “16 milyon İstanbullunun evi Saraçhane’dir. İstanbul ve Türkiye, iradesine daha önce nasıl sahip çıktıysa bugün de çıkacaktır. Karar ne olursa olsun, kâh sevincimizi kâh irademizi göstermek adına herkesi saat 16.00’da Saraçhane’ye davet ediyorum” dedi.

    Kaynak: Gerçek Gündem

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kılıçdaroğlu’nun yeni başdanışmanı eski Şırnak Baro Başkanı Elçi oldu

    Kılıçdaroğlu’nun yeni başdanışmanı eski Şırnak Baro Başkanı Elçi oldu


    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, eski Şırnak Baro Başkanı Nuşirevan Elçi’yi başdanışman olarak atadı.

    Kılıçdaroğlu, bir süre önce CHP’ye katılan ve rozet takan Nuşirevan Elçi’yi “hukuki ve siyasi” konularda çalışmalar yapmak üzere başdanışman olarak görevlendirdi.

    NUŞİREVAN ELÇİ KİMDİR?

    Av. Nuşirevan Elçi, 1968 yılında Cizre’de doğdu. İlk, orta ve lise öğrenimimi Cizre’de, yüksek öğrenimini ise Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde tamamladı. 1994 yılında Hür Kürtler platformunda yer aldı. 1996 yılında amcası olan, Bayındırlık ve İskan eski Bakanı Şerafettin Elçi’nin genel başkanı olduğu Demokratik Kitle Partisinde yer aldı. 2006 yılında kurulan KADEP’in kurucuları arasında yer aldı.  1999 yılında Cizre’de avukatlık mesleğine başladı. 2001-2004 yıllarında Mardin Bölge Barosu Başkan Yardımcılığı görevini yürüttü. 2004 yılında Şırnak Barosu’nun kuruluş işlemlerini tamamladı ve 2004-2006 yıllarında Şırnak Barosu Başkan Yardımcılığı, 2006-2021 yılları arasında Şırnak Baro Başkanlığı görevlerini yürüttü. Evli 4 çocuk babası.

    Nuşirevan Elçi, 27 Ekim’de bir grup arkadaşıyla CHP’ye katıldı. Elçi’nin rozetini CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu taktı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP’nin ‘İkinci Yüzyıla Çağrı’ toplantısı seçmende beklenen etkiyi yarattı mı?

    CHP’nin ‘İkinci Yüzyıla Çağrı’ toplantısı seçmende beklenen etkiyi yarattı mı?


    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘3 Aralık’ı bekleyin’ diyerek işaret ettiği “İkinci Yüzyıla Çağrı” toplantısının yankıları sürüyor. 

    Başta ekonomi olmak üzere teknoloji, sanayi, eğitim, tarımdaki temel sorunların çözümüne dair projelerin anlatıldığı toplantıda konuşmacı olan bilim insanlarının Türkiye’deki yerel meselelere uzak konuşmalar yaptığı ve beklenen etkiyi yaratıp yaratmadığı tartışma konusu. 

    Ana muhalefet partisinin, Türkiye ekonomisi ve diğer pek çok alanda yürttüğü çalışmalar ne kadar gelecek vaad ediyor?

    Marmara Üniversitesi İngilizce İktisat Bölümü üyesi Prof. Dr. Hurşit Güneş, CHP’nin Vizyon toplantısını ‘başarılı’ bulanlardan. 

    “CHP’nin böyle bir toplantıyı yapması, kıymetli iktisatçıları dinliyor olması ve bunu da kendi siyasal tabanı ile paylaşması ekonomik sorunlara duyarlı olduğunu gösterir” diyor. 

    Prof. Dr. Hurşit Güneş, bilim insanlarının yaptığı konuşmaların CHP’nin siyasetinin bir parçası olmadığını belirterek ‘siyaset üstü bir çerçeve çizildiğine’ vurgu yapıyor:

    “Bu programda Hacer Fogo ve Selin Sayek Böke’nin konuşmalarının dışındaki konuşmalar partili değil. Akademisyenler kendi görüşlerini ifade ettiler, partinin görüşleri değil. Nitekim bu konuda da düzeltme yaptılar, bunlar siyaset üstü ve siyasetimizin bir parçası değil dediler. CHP sadece bu isimlerden yararlanılmasını kamuoyuna sundu. Hakan Kara, Daron Acemoğlu başka siyasi partilerin ekonomik hazırlıklarında da yer aldı. Mesela, oralarda doğrudan katkıda bulundu Acemoğlu. Burada ise bir konuşma yaptı sadece. Toplantıda Hacer Fogo yoksulluk ile ilgili CHP’nin öteden beri savunduğu aile sigortası kavramını yeniden öne çıkardı. Selin Sayek Böke de yaptığı heyecanlı konuşmayla CHP’nin bundan böyle uygulayacağı politikalarda kamuoyunun önde olacağını vurguladı”

    Prof. Dr. Güneş, CHP’nin ekonomide neoliberal politikaları desteklediğine dair yapılan eleştirilere de katılmadığını belirtiyor: 

    “Kemal Beyin yaptığı konuşma siyasiydi. Yeşil ekonomiyi savunmak liberal mi? Jeremy Rifkin’den dolayı bu yorumlar yapılıyor fakat Rifkin bir akademisyen ve bizim toplantımızda konuşma yapması, katkıda bulunması olumlu, güzel. Halihazırda eleştiriler var fakat CHP’nin böyle bir toplantıyı yapması ekonomik sorunlara duyarlı olduğunu gösterir, kıymetli iktisatçıları dinliyor olması ve bunu da kendi siyasal tabanı ile paylaşması gayet olumlu değerlendirilmeli. Buradan Nobel ekonomi ödülü beklenmemeli, buradan Türkiye Amerika’nın da üstünde kalkınmış olacak denilmemeli. CHP değerli bir adım attı. İyi bir toplantı oldu, ama artık abartılmamalı.”

    Prof. Dr. Hurşit Güneş’e göre bu toplantı ile CHP’nin ‘partinin iktisatçı kadroları yok’ eleştirilerine yanıt verdiğini dile getiriyor.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçe Gökçen ise CHP’nin ortaya koyduğu somut projelerle yurttaşların beklentilerini karşıladıkları görüşünde.

    Gökçen, CHP’nin bugünü gören, geleceği doğru tasarlayan ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden halkçı bir siyasetten yana tercihini koyduğunu dile getiriyor:

    “Yurttaşlarımızın bizden bir beklentisi vardı. Somut, net ve titizce çalışılmış projeler ve bütüncül bir tablo çizilmesi. Önümüzde şu tercih var: halktan kopuk, sorun çözmek yerine sorun yaratan, ayrımcı ve seviyeden uzak bir siyaset mi? Yoksa bugünü gören, geleceği doğru tasarlayan ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip eden halkçı bir siyaset mi? Kişileri tartışan bir anlayış mı, yoksa halkın sorunlarını çözecek bir sistem kurmak mı? Uyuşturucu parasına muhtaç bir anlayış mı, temiz parayla kalkındırma iradesi mi? Cumhuriyet Halk Partisi olarak “buradayız ve tercihimiz belli” dedik bu toplantıyla”

    İkinci Yüzyıla Çağrı toplantısı hem teknik yanı güçlü, hem de siyasi tercihini ayrıntılarıyla ortaya koyan bir etkinlik olduğunu belirten CHP Genel Başkan Yardımcısı Gökçen, bu içeriğin uzun süredir yapılan saha çalışmaları, ziyaret ve toplantılar, akademisyenler ve yurttaşlardan gelen önerilerden süzülerek oluştuğunun altını çiziyor. 

    Toplantıda kamunun ekonomideki rolünün yeniden tarif edildiğini söyleyen Gökçen, sömürü düzenine yönelik yapılan ağır eleştiriler, güvenceli istihdam ve kimseyi geride bırakmama vurgusu, uzaktan çalışanın offline olma hakkı, beyaz yakalının mesai ücreti, teknolojinin elitlerin tekelinden çıkarılması ve de çok kazananın çok vergi vermesi gibi birçok noktanın atlandığını kanaatinde.

    Konsensus Araştırma Başkanı Murat Sarı da bu toplantının CHP seçmenini heyecanlandırdığı ve seçmen tarafından iktidara yürüyüş olarak algılandığı düşüncesinde. 

    “Bence bu toplantı CHP seçmenini heyecanlandırdı ve sanki iktidara yürüyüş olarak algılandı. Ve önümüzdeki süreç içerisinde bu teorik donelerin altının doldurulacağını düşünüyorum. CHP, Türkiye’nin içinde bulunduğu ekonomik krizden nasıl çıkacağının yol haritasını verdi, vaatlerinin altını doldurdu. Ben CHP’nin ekonomide neoliberal politikalara yöneleceğini düşünmüyorum, çünkü konuşmalarda ‘halk’ vurgusu çokça yapıldı. Neoliberal politikada halk yoktur. CHP iktidara gelirse ekonomiyi nasıl düzeltecğinin ilk emarelerini verdi. Kaldı ki iktidar çok eleştiriyor ama bu toplantı çok üst düzey. Bu yeşil dönüşümü kaçırmayalım vurgusu bence önemliydi.”

    Konsensus Araştırma Başkanı Sarı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendi liderliğini ortaya koyarak seçim startı verdiğini de sözlerine ekliyor. 

    “Bu toplantı ile Kemal Kılıçdaroğlu seçim startı verdi. Kendi liderliğini de bu kadar üst düzey bilim insanını bir araya getirip aynı toplantıda konuşturarak ortaya koydu. Yani ‘ben bunlarla çalışıyorum’ diyor. Bu aşamada ortakları var, onların da görüşlerini alması gerekiyor… Ama liderliğini kesin olarak gösterdi.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • BTP lideri Hüseyin Baş: Birileri bizim katılımımızla 6’lı masanın güçlenmesini istemedi

    BTP lideri Hüseyin Baş: Birileri bizim katılımımızla 6’lı masanın güçlenmesini istemedi


    Haydar Baş liderliğinde 2001 yılında kurulan Bağımsız Türkiye Partisi (BTP), güçlendirilmiş parlamenter sistem için bir araya gelen ‘altılı masa’ya verdiği destek çıkışıyla gündemde yer aldı.

    2020 yılında Hüseyin Baş’ın vefatıyla partinin Genel Başkan koltuğuna oturan Hüseyin Baş, katıldığı bir televizyon programında ‘altılı masa’ya katılım çağrısında bulunmuştu.

    Altılı masa, BTP’yi de kapsayacak bir ‘genişlemeyi’ kabul etmedi.

    BTP, Haziran 2023’te yapılması planlanan seçimler ve HDP ile ilgili ne düşünüyor? BTP altılı masa’ya neden alınmadı?

    Zaman zaman sosyal medya çıkışlarıyla gündem oluşturan partinin genç lideri Hüseyin Baş euronews’in sorularını yanıtladı. 

    Türkiye bir seçime gidiyor. Türkiye tarihinin en önemli seçimi deniliyor? Siz ne diyorsunuz?

    “Bence de çok önemli bir seçim. Çünkü, aslında yıllardan beri süregelen bir düzenimiz var. Kavgalar, gürültüler yaşanmış olabilir ama sistemin muhafaza edildiği bir durumdaydık. 2002’den sonra AK Parti iktidara taşındı ve yirmi yıl sonra karşı karşıya kaldığımız durum, sistemin tehdit altında kaldığı bir durum. Ülkenin kurumlarının, yargı mekanizmasının ve denetim mekanizmalarının tehdit altına girdiği bir dönemdeyiz. Bu kurumların bir an önce eski haline getirilmesi ve daha fazla bozulmasının önüne geçilebilmesi için önümüzdeki seçim çok önemli. Bugün vatandaşımız bunu çok önemsemeyebilir. Fakat yeniden cumhuriyet ayarlarına, fabrika ayarlarına dönülmesi için bu seçim çok önemli.”

    Seçime giderken siz partinizin siyasi çizgisini nasıl tanımlıyorsunuz? Bağımsız Türkiye Partisi ne istiyor? Türkiye’nin en önemli sorunu ne sizce?

    “Türkiye’de tek cümle ile sorunlar tarif edilemez. Çünkü eğitim sistemi bozuk, sağlık sistemi bozuk, ekonomi sistemi bozuk, dış ve iç politika yanlış işletiliyor. Terör sorunumuz var. Kuzey ülkelerinde olduğu gibi bir problemimiz var hemen çözmemiz lazım diyebileceğimiz bir problem yok. Türkiye’de biriken pek çok sorun var. Ne yazık ki mevcut iktidarın bunu çözebilmek için ne bir gayreti mevcut ne de bunu çözebilecek bir duygu dünyası mevcut. Bundan çok uzak bir durumdalar.”

    “Ama Bağımsız Türkiye Partisi şunu anlatmak istiyor; Türkiye’de insanlar yoksul olmasın, ekonomiyi düzeltelim, yolsuzluk olmasın, insanları kandırmayalım ve bu ülkeyi sen sağcısın, sen solcusun, sen alevisin, sen sunnisin, sen Türksün, sen Kürtsün diyerek bölmeyelim. Bu ülkenin bütün vatandaşları eşit haklara sahip ve kardeş gibi yaşayabilsinler, geçim dertleri olmasın. Böyle bir ülke sağlayalım istiyoruz. Herkes aynı şeyleri eleştiriyor, hepimiz aynı şikayetleri yapıyoruz. Ama iş çözülmüyor, çünkü insanımızın siyasi tercihleri değişmiyor. Burada iki sebep olabilir. Ya insanımız şikayet edenlerin bu sorunları çözebileceğine inanmıyor ya da insanımız başka motivasyonlarla oy veriyor örneğin manevi veya milli motivasyonlarla… Böyle bir problemimiz var. Hepimiz aynı şeylerden şikayet ederken, ortaya ya kısır çözümler koyuyoruz ya da insanları bu çözümlere ikna edemiyoruz. 

    Bizim farkımız şu; BTP ekonomide bir teze sahip, biz milli ekonomi modeli diyoruz. Sömürüye karşı çıkan, halkların kendi kaynaklarını kullanabildiği ve kendi para üretme kabiliyetini ortaya koyabildiği bir sistemimiz var. Eğer hükümet değişirse konfor alanının zarar göreceğini düşünen bir seçmen söz konusu. Bir kere bu seçmenin endişesini gidermemiz lazım. Türkiye’de bugüne kadar iyiye dair yapılan hiçbir şey bozulmayacak. Seçmenimizin bunu bilmesi gerekiyor. Mesela başörtüsü meselesi, bu ülkede iktidar değişirse başörtüsü ile ilgili yeni bir gelişme olmayacak. İnsanlar nasıl rahat yaşıyorsa, bu rahatlık devam edecek. İnsanımız eğer bu noktada emin olamıyorsa bu siyasetimizin problemidir.”

    Siz ve partinizle ilgili en çok bir konuya vurgu yapılıyor. Bir tarafta muhafazakar yani cemaat vurgusu diğer taraftan Atatürkçü çizginiz…. Size sorulduğunda nasıl açıklıyorsunuz?

    “Bunlar ideolojik yaklaşımlar. Ben en güçlü ideolojinin, bütün ideolojilere saygı duyan ve kucaklayabilen ideoloji olduğuna inanan biriyim. Benim de ideolojim budur. Bu ülkede sağcısı da, solcusu da, muhafazakarı da, Atatürkçüsü de yani tamamı yaşama ve huzur imkanı bulabilmelidir. Bir devlet mekanizmasının görevi budur. Şahsi anlamda ben inançlı bir insanım, aynı zamanda Atatürkçü bir insanım, aynı zamanda seküler yanlarım var, çağdaş biriyim. Bunların tamamını kendimde bulabiliyorsam toplumun her kesimi de böyle olabilir. Ama Türkiye’de yıllardır süregelen bir kavga var, mütedeyyin kimlik Atatürkçü olamaz deniliyor. Neden olamaz ? Atatürk dediğimiz insan bu Cumhuriyetin Meclis’ini dualarla açtı, dualarla kurdu ve milletin içinden çıkmış bir kimlikti. Sizin, benim gibi bir insandı. Yani Atatürk’ü başka bir insanmış gibi gösterip kendimizi de ona benziyoruz veya benzemiyoruz gibi adlandırmamız zaten yanlış. Sonuç olarak Atatürk bir Osmanlı subayıydı, başka bir yerden gelmedi. Gökten inmedi, bu topraklarda doğdu yaşadı ve bize bir ülke emanet etti. Biz bu ülkeyi yaşatırken, aynı Atatürk gibi bütün düşüncelerin içinde barınabildiği bir Türkiye yapmamız gerekiyor.”

    Sosyal medyayı etkili kullanan isimlerden birisiniz. Ve Z kuşağı vurgusu var… Sosyal medyada aldığınız etkileşim oya dönüşür mü? Seçimlerde de aynı ilgiyi göreceğinizi düşünüyor musunuz?

    Bunu kestirmek zor. İnsanların siyasi tercihleri farklı dengeler üzerine kurgulanabiliyor. Ama benim siyasi kariyerim iki yıla dayanıyor ve ilk defa bir şeyleri tecrübe edeceğim. Ben inanıyor ve istiyorum ki bu oya dönüşsün ve dönüşecek. Ben Türkiye’de şöyle tanımlanıyorum; çok iyi muhalefet yapıyorsun, gerçekleri haykırıyorsun, kimsenin söyleyemediklerini söylüyorsun. Aslında ben gençlerin sesi oluyorum, gençlerin siyasi arenada bir söz sahibi olduğu ortamı oluşturmuş oldum. Bir Türk genci olarak bu benim için gurur verici.

    Aynı zamanda hukukçusunuz. Sosyal medya üzerindeki kısıtlama girişimlerine ve engellemelere ne diyorsunuz?

    “Kanuna baktığınız zaman hukuki olarak bir sorun yok. Türkiye’de hiç bir kanunda sorun yok, kadına yönelik şiddetin önüne geçecek ya da cinayete ilişkin kanunda da bir sorun yok. Hatta Türkiye’de yolsuzluğu engellemek için gerekli kanunlarda da bir sorun yok. Yeni çıkarılan sosyal medya metninde de belli ufak değişikliklerle kanunen bir problem bulamazsınız. Fakat Türkiye’deki problem uygulama alanlarında. İktidarın yani bugünkü hükümetin yargıyı, adalet mekanizmasını tanımadığı ve kafasına göre uygulattığı bir sistem olduğu için Türkiye’de temel problem kanunu uygulamada. Ve biz sosyal medya yasasında şunu görüyoruz, muhalifsen ve de gerçekleri konuşuyorsan cezalandırılacaksın. Aslında ne olması gerkiyor? Maddelere bakarsınız, problem yoksa kanuna bir şey denilmez. Ama iktidar bunları yirmi yıldır öyle bir suistimal etti ki insanımız güvenemiyor. Ve bu konulara dair ciddi bir endişe duyuyor. O yüzden yasaya yaklaşımım siz çıkarmayın bir seçimi atlatalım, seçimden sonra gerekiyorsa bu yasalar çıkarılır şeklindeydi. Ama ne yazık ki ana muhalefet liderinin dahi katılmadığı bir Meclis oylaması ile yasa çıkmış oldu.”

    Doğrudan sormak istiyorum. Sizi Altılı Masa’ya neden almadılar?

    “Bu sorunun muhatabı onlar ve ben hiç bu soruyu düşünmemiştim. Benim Altılı Masa’ya çağrımın temelinde şu vardı; bana herkes Altılı Masa’ya neden girmiyorsun diye soruyordu ve ben de bu soruyu onlara sorun diyordum ama herkes bana soruyordu. Ve ben çıktım ‘Beni Altılı Masa’ya alın’ dedim. Ciddi bir talep var. Fakat bu soru oraya sorulmalı. Ama neden alınmadık bilmiyorum.”

    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener sizi istiyordu masaya. Hangi lider istemedi sizce? Ya da hangi liderin kararı etkili oldu?

    “Şimdi Altılı Masa ile ilgili deniliyordu ki çok ilerleme sağlandı, komisyonlar kuruldu ve buraya yeni birinin oturması makul olmayabilir. Partilerin diğer tabakalarından bu dillendiriliyordu. Ben de şunu söylüyorum; ‘Bugüne kadar yapılan tüm çalışmaların altına imzamı atıyorum deseydim sorun neydi? Zaten ben bunu göze alarak bu çağrıda bulundum. Yedi her zaman altıdan büyüktür. Çok irdelenecek bir şey değildi ve o nedenle Masa’nın kararını ben doğru bulmuyorum. Masa sekiz toplantı yaptı, ilk toplantısı siyasi teammüllerin çok alışık olmadığı bir durum olduğu için gündeme gelen bir toplantıydı. Ve arada altı tane daha toplantı yapıldı, ne yazık ki mutabakat metinleri dahi okunmadı. Toplumun ve gazetecilerin söylediği bu. Heyecan oluşmadı. Ben buna saygı duyuyorum ama mantıklı bulmuyorum.”

    Siz neden alınmadığınızı sormadınız mı?

    “Yani şöyle söyleyebilirim. Biz tabii Masa’nın toplandığı günün akşamı Meral Hanım beni aradı. Çünkü biz zaten kendisiyle görüşmüştük ve kendisi masaya bu konuyu götüreceğini söylemişti. Dolayısıyla kendisi konu hakkında beni bilgilendirmek için aradı. Ve biz konuyu masada değerlendirdik, masada herkesin genel kanaati olumluydu. Hani arkadaşlar sizinle ilgili çok güzel temennilerde bulundular ama olmadı dedi ve böyle kapattık.

    Ya ben de üzerine niye olmadım demedim. O yüzden ben burada şunu önemsiyorum. Altılı Masa’dan ziyade bu masadan çıkan karara bugün Türkiye’de en çok sevinen eminim ki iktidar. Yani ben bunu çok iyi biliyorum. Masa’nın kararının yanlış olduğu hususundaki tutumum da bu yüzden, iktidar buna çok sevindi. Masada heyecan oluşmadı, genişleme oluşmadı, yeni kalabalıklar buraya akın etmediler vesaire vesaire…”

    Saadet Parti’sinin sizi istemediği söyleniyor, doğru mu ?

    “Saadet Partisi Genel Başkanı Sayın Temel Karamollaoğlu’nun bizim masada olmamızı istemediğine dair duyumlar almıştık. Sebep olarak yine duyumum itibariyle söylüyorum. Hani ben bunu bir kavgayı ateşlemek, bir fitili ateşlemek maksadıyla söylemiyorum. O zamanki duyumum ki şunu da tekrar ederek söyleyeyim, daha sonra Saadet Partisi Sözcüsü bunun doğru olmadığını söylemişti. Yani öyle bir tutumları olmadığını öne sürdüler. O yüzden biz de bu şeyi tekrar ettirmiyoruz. Duyumlar almıştık ama Saadet Partisi ‘Hayır, bizim öyle bir tutumumuz yoktur’ şeklinde açıklama yaptı.

    Burada anlaşılması gereken şu. Biz, Türkiye’de muhalefete bir heyecan katmak istedik, muhalefeti güçlendirmek istedik. Muhalefet bileşenlerinin bir bölümü veya büyük bir bölümü veya tamamı ama en azından birileri bunu istemedi. Yani buradaki sonuç bu. Bunu herkes anladı zaten. Ama niye istemedin? Nasıl istemedi? Yani bu sorunun gerçekten muhatabı o insanlardır. Bana şahsen bir açıklama yapılmadı. Ben zaten orada Meral Hanım ve Kemal Bey dışında hiç bir genel başkanla daha önce temas etmedim. Bu konuda da bir fikir alışverişi yapmadık. Bana Meral Hanım dediğim gibi konuyu söylediler, ilettiler. Onun dışında da hiçbir genel başkanla bu konu özelinde görüşmedik ve bana bir şey söylenmedi.”

    Siz 6’lı masada olsaydınız neleri değiştirirdiniz? Masa’ya ne katardınız?

    “Türkiye’deki bütün siyasi partilerin yaşadığı ve çözemediği yavaş yavaş farkına vardığı ama hala çözemediği en büyük sorun gençlere ulaşmak. Gençleri politikanın içine çekmek ve gençleri siyasileştirebilmek… Gençlerimiz politize olmuş mudur? Son üç dört yılda ciddi anlamda politize olmuşlardır ama inanılmaz kararsız vaziyetteler. Yani hangi yöne eğileceklerini, kimi tercih edilecekleri noktasında büyük oranda gençlerimiz kararsız. Hatta şöyle söyleyebilirim. Sabah CHP’li uyanıyor. Öğlen İYİ Partili oluyor. Akşam işte başka bir partiyi mi seçsem? Gece yatarken Twitter’da geziyor. Ben BTP’li olayım diyor. Sabah yine başka bir partiyle uyanıyor kafa karışık, bu onların eksiği değil. Ona ulaşamayan siyasilerin eksiği. Şimdi Altılı Masa’da aslında oluşturacağımız en büyük faktör burası olacaktı.”

    “Biz gençlere ulaşabilen, gençlerin dilinden konuşabilen ve bizzat genç olan bir siyasi yapılanmayız. Dolayısıyla Altılı Masa bunun önüne geçmiş oldu. Bence en büyük eksik bıraktıkları husus orası oldu. Ama bundan sonra dediğim gibi ben Altılı Masa’nın da ne yaptığına ilişkim çok fazla kafa yormuyorum. Benim meselem önümüzde bir seçim var. Ve bu seçimde bu iktidarı değiştirmemiz lazım.

    Bu gençler bir yere oy verecek. Yani seçime katılım oranı düşebilir. Tercihleri etkilenebilir ama bir şekilde Türkiye’de ortalama seçime katılım oranlarının yüzde 85-90 arası düşünürsek bu insanlar bir yerlere oy verecek. Buradaki soru işareti şu. Bu insanlar bir yerlere mutlu olarak oy verecek mi? İçine tam olarak sinerek oy verecek mi? Gönül rahatlığıyla oy verecek mi? Türkiye’de seçmenimizin belki de hiç farkında olmadığı ama içsel motivasyonda sürekli yaşadığı problem bu. Hiç bir seçmen bunu iddia ederek söylüyorum buna iktidarı, ana muhalefeti ve bütün bütün grupları dahil tutarak söylüyorum. Kendi kemik kitleleri dışındaki hiç bir seçmenden gönül rahatlığıyla oy alamıyorlar. Bu siyasetin en büyük problemlerinden biri. Yani ben bir seçmen olarak sandığa gittiğimde çok hiç bir arka planı düşünmeden bütün her şeyden emin olarak bir siyasi partiye damgayı basabilmem lazım. Türkiye’de şu anda insanımız bakıyor. Kötünün iyisi diyor. Ben ne yapayım diyerek ilerliyorlar. İşte o kötü kelimesini, tabirini kaldırmamız lazım. İyisi budur dedirtmek lazım. İşte bizim olduğumuz yer bu olabilirdi. Ben olurdu diye iddialı bir şey de söyleyemem. Bu çok affedersiniz, megolaman da bir ifade olur. Ama siz bir masa kuruyorsanız veya bir hükümet yapıyorsanız veya yeni bir yapılanmaya giriyorsanız insanların aklındaki soru işaretlerini kaldırın.”

    Altılı Masa’ya dahil olabilme ihtimaliniz tamamen ortadan kalktı mı?

    “Bizim Meral Hanım, Kemal Bey ya da CHP’den bir çok kişi ile temaslarımız uzun yıllardan beridir var. Hala devam ediyor ama onun dışında masadaki diğer partilerle bugüne kadar ciddi temaslarımız olmadı. Türkiye’de siyasette 24 saat uzun bir süre deniliyor, çok emin konuşmak istemiyorum.”

    Anket şirketleri sahipleri veya yöneticileri ısrarla HDP’nin ve Kürt oylarının seçimde belirleyici olduğuna vurgu yapıyorlar. Katılıyor musunuz? Kürtlerin desteklemediği bir muhalefet adayı cumhurbaşkanlığını alır mı?

    “Oransal olarak elbette mümkün ama doğru mudur? Değildir. Güneydoğu’da yaşayan veya İstanbul’da yaşayan Kürt vatandaşımızın da mutlu, memnun olduğu bir adayın olması elbette hepimizin isteyeceği bir şeydir. Cumhurbaşkanı seçeceğiz, cumhurbaşkanı dediğimiz toplumun tamamını kucaklayan kişi olmak durumunda. Yani siyasette Güneydoğu diye bir coğrafyamız yok, biz diğer taraflardan oy alacağız denilemez. Ama buradaki temel handikap HDP ile Güneydoğu seçmenini birleştirmek. Ben Trabzonluyum diye hepsi bana mı oy veriyor?”

    HDP 6’lı masada olmalı mı sizce?

    “HDP, benim anladığım kadarıyla her masada var. Meclis’te grubu olan bir parti, görüşmek gerekiyor. Belli durumları analiz edip tartışmak gerekiyor. Bu sorunun altında HDP kapatılmalı mı sorusu önemli. Benim siyasi ve hukuki bakış açıma göre kurumlar suçlu olmaz, kişiler suçlu olur. Eğer HDP’nin terör ile yakın ilişkiler içerisinde olan yöneticileri olduğunu düşünüyorsanız yarın cezalarını verin. Bu sadece HDP için değil, BTP için de geçerli. 2002 yılında AK Parti iktidar oldu, seçimde HDP yok, önceki partileri de yok bağımsızlar girdi. Türkiye’de ne oldu da bir sabah uyandı insanımız yüzde 6,5 oyu olan bir parti yüzde 13 oldu? Türkiye’de açılımın içerisinde olan saçmalıklarla birlikte, bizim askerimiz ters kelepçe ile evlerinden alınırken, dağdan gelen teröristi davulla zurna ile karşılayarak bir meşru zemin yaratıldı. Ve Türkiye’de siyasi yelpaze değişti ve bugün ben parti kapatacağım diyerek bu işi çözemezsiniz. Parti kapatılması hikaye. Yarın başka parti kurulur.”

    ”Bütün siyasi çalışmam Cumhur İttifakı’nın iktidarı alamaması üzerine kurulu”

    Cumhur İttifakı’ndan teklif gelirse dahil olur musunuz?

    “Kati suretle olmam. Çünkü benim bütün siyasi çalışmam Cumhur İttifakı’nın iktidarı alamaması üzerine kurulu. Kendi içimde böyle bir tezata düşmem.”

    Vekil olmak istiyor musunuz? Nereye sıcak bakıyorsunuz, İYİ Parti mi?

    “Vekil olmak herkesin isteyeceği bir şeydir. Ama benim siyasi beklentim vekil olmaya dönük değildir, Türkiye’de gençlerimizin söz sahibi olduğu bir siyasi zemini oluşturmak. Böyle bir durum önüme gelirse de İYİ Parti ile bizim siyasi yaklaşımımız diğer partilere göre daha yakın. Ama aynı noktada CHP ile de çok farklı fikirlerde değilizdir. Ama dediğim gibi parti içi kişiliklerden bahsedilerek üzerime gelinmesin, ben partinin genel ideolojisinden bahsediyorum. İYİ Parti, CHP benim yakınlık hissettiğim partilerdir. Ama bu da tamamıyla bir yakınlık değildir, o zaman BTP’yi kapatır gider orda siyaset yapardık. Yani hiç bir siyasi parti aslında benim tam olarak inancımı, düşüncemi, dünyamı yansıtmıyor.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Bütçe maratonu başlıyor: CHP’den Süleyman Soylu için özel hazırlık

    Bütçe maratonu başlıyor: CHP’den Süleyman Soylu için özel hazırlık


    Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimleri yaklaşırken Meclis, ‘cumhuriyetin 100. yılı bütçesi’ mesaisine hazırlanıyor.

    5 Aralık Pazartesi günü başlayacak ve kesintisiz 12 gün sürecek görüşmelerin seçim öncesi iktidarla muhalefetin sert tartışmalarına sahne olması bekleniyor. Ana muhalefet partisi CHP bütçe maratonu için hazırlıklarını tamamladı.

    Gazete Duvar’dan Serkan Alan’ın haberine göre 3 Aralık’ta ‘İkinci Yüzyıla Çağrı‘ başlıklı ekonomik vizyon belgesini açıklayan CHP, bu programda iktidara gelmeleri durumunda hayata geçireceklerini açıkladıkları ekonomik politikaları bütçe boyunca da Meclis kürsüsünden seslendirecek.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu vizyon belgesini açıkladığı bu toplantıdan yaklaşık 48 saat sonra bu kez Meclis kürsüsünde 70 dakikalık bir konuşma yapacak.

    CHP Meclis grubunun planlamasına göre Kılıçdaroğlu’nun açılış konuşması yapacağı 5 Aralık’ta ve bütçenin geneli üzerinde kapanış konuşmalarının yapılacağı 16 Aralık’ta tüm milletvekilleri tam kadro Genel Kurul’da olacak. Ana muhalefet partisi her bir bakanlık ve bağlı kuruluşların bütçesi için konuşmacılarını da belirledi. CHP Grup Başkanvekilleri de gün gün nöbet sistemiyle Meclis Genel Kurulu’nda görev yapacak.

    SOYLU İÇİN ÖZEL HAZIRLIK

    CHP, Meclis Genel Kurulu’ndaki bir bakanlık bütçesine de özel önem verdi. CHP Grup Başkanvekilleri ve milletvekilleri uzun süredir icraatları ve söylemleri ile tartışma konusu olan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun katılacağı bütçe görüşmesinde tam kadro Genel Kurul’da olacak.

    Günde ortalama iki bakanlık bütçesinin görüşüleceği günlerde nöbetçi bir grup başkanvekili görev yaparken, 10 Aralık Cumartesi, İçişleri Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı’nın bütçelerinin görüşüleceği gün tüm Grup Başkanvekilleri ve milletvekilleri Meclis’te olacak.

    KOMİSYON GÖRÜŞMELERİNDE TANSİYON YÜKSELMİŞTİ

    TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’ndaki görüşmelerde tansiyonun en yüksek olduğu bütçe İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun katıldığı oturumdu. Tartışmalar nedeniyle birçok kez ara verilen bu görüşmelerin sonunda tartışmalar daha da alevlendi, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun, “Kara parayı aklayan da uyuşturucu ticareti yapan da şerefsizdir. İspat etmeyen Kılıçdaroğlu da şerefsizdir” ifadeleri sonrası gerilim tırmandı. İçişleri Bakanlığı bütçesi Bakan Soylu konuşmasını tamamlayamadan bitirilmek zorunda kaldı.

    2022 GÖRÜŞMELERİNDE KAVGA ÇIKMIŞTI

    İçişleri Bakanlığı’nın 2022 yılı bütçe görüşmelerinin yapıldığı 8 Aralık 2021’de de Meclis Genel Kurulu’nda tansiyon yükselmişti. CHP Bursa Milletvekili Erkan Aydın, kürsüden İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile kara para aklama suçundan Türkiye ve ABD’de hakkında davalar açılan SBK Holding’in patronu Sezgin Baran Korkmaz’a ait uçağa binerken çekilen fotoğrafını göstermiş, AK Parti CHP milletvekilleri arasında yumruklu kavga çıkmıştı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında üç nokta önemliydi’

    ‘Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında üç nokta önemliydi’


    T24 yazarı Murat Sabuncu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nun ‘İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşması’nda partisinin vizyon belgesini açıkladığı konuşmasını değerlendirdi. 

    Kapanış konuşmasıyla salondan büyük alkış alan ana muhalefet partisi liderinin konuşmasında üç noktanın önemli olduğunu ifade eden gazeteci, ilk sıraya Kılıçdaroğlu’nun “Bugün verdiğimiz kavga Türkiye’nin yarın nasıl bir ülke olacağının kavgası. Bugün bu sahneden size ana muhalefet partisinin genel başkanı olarak seslenmiyorum, kuracağımız sistemin, büyük güç birliğinin bir parçası olarak sesleniyorum” şeklindeki ifadesini koydu.

    Sabuncu, ikinci sırada CHP liderinin İYİ Parti, Saadet Partisi, Demokrat Parti, Gelecek Partisi ve DEVA Partisi genel başkanlarını anmasına yer verdi. 

    Kılıçdaroğlu, altılı masada birlikte çalıştığı isimler için şunları söylemişti:

    “(…) Bir de siyasal bizim birlikteliğimiz var tabii. Yani altılı masa. Türkiye için bir araya gelen, kalbi Türkiye için atan, 6 vatansever liderin masasıdır o. Bu değerli insanların en büyük motivasyonu, aldıkları ya da alacakları oylarda değil. ‘Ülke söz konusu olunca, ideolojik farklılıklar teferruattır’ dememiz, bu masanın en büyük gücüdür

    Meral Hanım’ın partisini kurarken nasıl bir mücadele verdiğini, çok iyi biliyorum. Meral Hanım merttir. Temel Bey bu altılı masa kurulurken, sırtına nasıl bir yük yükleneceğini bilmiyor muydu? Biliyordu. Ama Temel Bey bilgedir ve cesurdur.

    Ahmet Bey’le vatan söz konusu olduğunda bir araya gelmekten bir an bile tereddüt etmedik. Onun deneyimi ve entelektüel birikimi bize her türlü katkıyı sağlayacak. Ben Gültekin Bey’de Menderes ve Demirel’in gençliğini, onların ruhunu görüyorum. Ali Babacan‘ın uygulama tecrübesini ve başarısını biliyorum, altını çiziyorum, bütün dünya da bu gerçeği biliyor. (…)”

    Sabuncu, üçüncü önemli noktayı da şöyle anlattı:

    “(…) Ve dünyaya verdiği mesaj. Malum bir süredir not kuruluşu Fitch’ten The Economist’e Erdoğan’ın kazanma olasılığını yüksek gören analizler yayınlanıyor. Bu arada Kılıçdaroğlu’na özellikle Avrupa ülkelerinin Türkiye’deki büyükelçilerinin kimi toplantılarda ‘altılı masanın kazanması zor’ dediğine dair ‘söylentiler de’ ulaşıyor. Kılıçdaroğlu’nun buradan verdiği mesaj net:

    Türkiye senin ucuz iş gücü alanın olmayacak, Türkiye senin mülteci kampın olmayacak, Türkiye senin çöp depolama alanın olmayacak.’ (…)”

    Yazının tamamı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP’nin İkinci Yüzyıla Çağrı Toplantısı: “Türkiye bir daha bu kadar kutuplaşmayacak”

    CHP’nin İkinci Yüzyıla Çağrı Toplantısı: “Türkiye bir daha bu kadar kutuplaşmayacak”


    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında artık bir daha acımasız, adaletsiz ve kutuplaşmış dönemleri yaşamayacağını vurguladı.

    Kılıçdaroğlu alanında uzman 70 kişinin yer aldığı yeni vizyon kadrosuna ve sisteme ilişkin, “Bu değerli isimlerle kurduğum sistem, Türkiye’yi hızlıca karanlıktan çekip, aydınlığa çıkaracak. Cumhuriyet kendi özünden güç alarak yeniden şahlanacak.” dedi.

    Kılıçdaroğlu, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayı’nda düzenlenen “İkinci Yüzyıla Çağrı Buluşması”nın açılışında yaptığı konuşmada, burada halktan ne için oy isteyeceklerini anlatacağını söyledi.

    Sadece bir adaya, bir tek adama, bir zümrenin çıkarına asla oy istenmeyeceğini belirten Kılıçdaroğlu, “Artık oyu halkımızdan, herkes için daha iyi bir yaşama, yeni bir düzene, yeni bir Türkiye hayaline, yeni bir siyaset kültürüne ve yeni bir siyaset üstü anlayışa oy isteyeceksiniz.” ifadelerini kullandı.

    Açıklayacağı sistemin sadece krizden çıkma programı olmayacağını dile getiren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

    “Evelallah orası nispeten çok daha kolay olacak. Krizden alnımızın akıyla ve hep birlikte çıkacağız. Asıl zor olan, ülkenin yeniden yapısal bir krize girmesini kalıcı olarak engellemek. Çünkü bu ülke durmaksızın krizlere girdi, krizlerden çıktı, krizlere girdi yine krizlerden çıktı, şimdi de derin bir krizin içindeyiz. Sürekli aynı girdaba düşen halkımız ekonomik ve sosyal olarak dayanılmaz acılar çekti. Bugün ülkenin kaderini değiştirme günüdür. Bunun için yönetim anlayışımızı, yaklaşımımızı kökten değiştirmeliyiz. Ancak bunun çaresi mevcut tek adam gitsin, başka bir tek adam gelsin değildir. Tek adam gitsin mi? Evet gitsin. Tek adam rejimi bitsin mi? Evet bitsin. Ancak yerine çalışan yeni bir sistem gelsin. Yeni bir tek adam aramıyoruz.”

    ‘Meselemiz, sadece hükümeti devralma meselesi değildir’

    CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin Cumhuriyet’in ikinci yüzyılında artık bir daha acımasız, adaletsiz ve kutuplaşmış dönemleri yaşamayacağını vurguladı.

    CHP’nin İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi’nde ilan ettikleri gibi ülkenin üzerine çöken kara bulutları dağıtıp, Türkiye’yi çağdaş uygarlığa ulaştırma ve onu aşma kararlılığını bugün bir adım daha ileri taşıdıklarını belirten Kılıçdaroğlu, “Kurumları yeniden inşa edilmiş, sistemi yasal çerçeveye oturtulmuş, toplumsal güven ve huzurun hakim olduğu, bölgesinde barışın ve refahın merkezi haline geldiği bir Türkiye’yi inşa edeceğiz. Dolayısıyla meselemiz, sadece hükümeti devralma meselesi değildir. Mesele Mustafa Kemal Atatürk’ün o büyük hayaline sahip çıkmaktır ve onun vizyonunu tam anlamıyla hayata geçirmek inşallah bu bize nasip olacak.” diye konuştu.

    ‘Bugün yepyeni bir güç birliğiyle tanışacaksınız’

    Kılıçdaroğlu, bugün yepyeni bir güç birliğiyle tanışılacağını ifade ederek, “Bir, siyaset üstü birlik. Oluşturduğumuz bu yeni siyaset üstü beyin takımından bazı isimleri burada göreceksiniz. Dünyadan ve Türkiye’den konusunda uzman ve itibarlı, 70 kişiden oluşan büyük bir güç birliğinden söz ediyorum.” dedi.

    Hem Türkiye’yi karış karış gezdiğini hem de dünyanın önemli ülkelerine gittiğini anlatan Kılıçdaroğlu, bilim, teknoloji ve yatırımın iki büyük merkezi olan ABD ve İngiltere’de ziyaretlerde bulunduğunu, ne derlerse desinler inandığı vizyon yolculuğundan asla geri adım atmayacağını, kısa bir süre sonra Almanya’ya gideceğini söyledi.

    Seyahatleri sonrasında bu 70 değerli isimle tek tek görüştüğünü, onları siyaset üstü güç birliğine katılmaları için davet ettiğini belirten Kılıçdaroğlu, “Dolayısıyla elimizde 3 büyük güç var. Birincisi bize inanan halkımız, ikincisi sizler yani siyasi gücümüz, üçüncüsü ise dostlarımızla kurduğumuz siyaset üstü güç birliğimiz.” dedi.

    Kılıçdaroğlu, birlikte çalışacağı bazı isimleri paylaştı

    CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, bahsettiği bu sistemi hangi mantıkla oluşturduğunu anlatarak, şunları kaydetti:

    “Bu değerli 70 kişi Türkiye için 24 saat çalışan bir güç birliği olacak. Devlet 7 gün 24 saat çalışacak. Zamanın, mekanın, enlemlerin, boylamların ötesinde kesintisiz üreten Türkiye’yi şimdiden inşa etmeye başlıyorum. Bu 70 değerli isim ne bir kişi için ne bir parti için ne de iktidar için çalışacaklar, onlar vatanları için çalışacaklar. Çünkü Bay Kemal olmak böyle bir şey. Çünkü benim işim birleştirmektir, çünkü benim işim sistemi kurmaktır, çünkü benim işim sistemi çalıştırmaktır. Benim işim o sistemi ayrıca kalıcı kılmaktır.”

    Bugün, ülkeyi kendileriyle birlikte dönüştürmeye cesaret edenlerin bazılarını tanıştıracağını dile getiren Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

    “Sayın Jeremy Rifkin ile tanışacaksınız. Kendisi Almanya’da Merkel’in endüstri ve sanayi teknolojileri danışmanıydı. Çin Devlet Başkanı’nın da danışmanlığını yaptı. Benim de yeni endüstriyel dönüşüm başdanışmanım. Dünyanın ilk 10 ekonomisti arasında gösterilen Daron Acemoğlu bizimle birlikte olacak. Ben Sayın Acemoğlu’nun gelecek yıllarda Nobel Ödülü alacağından da yüzde yüz eminim. Sayın Öztrak ülkeye nefes aldıracak makro ekonomik çözümleri, Sayın Böke dijital kalkınma ve yeşil dönüşümü, Sayın Hakan Kara ve Sayın Refet Gürkaynak para politikalarını, Ufuk Akçiğit istihdam politikalarını, Sayın Hacer Foggo ise sosyal politikaları anlatacak. Bu değerli isimlerle kurduğum sistem, Türkiye’yi hızlıca karanlıktan çekip, aydınlığa çıkaracak. Cumhuriyet kendi özünden güç alarak yeniden şahlanacak.”

    Jeremy Rifkin: Kılıçdaroğlu ülkesini bir dönüşümden geçirecek

    Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeni vizyon kadrosunda başdanışmanı olan Jeremy Rifkin, toplantıya video konferansla bağlanarak şunları söyledi:

    “Bilimsel, teknik ve ekonomik girdi sağlayacağım. Türkiye’nin kapsamlı bir yön haritası oluşturmasına yardımcı olacağım.

    Sayın Kılıçdaroğlu ülkesini bir dönüşümden geçirecek. Bu bir sanayi dönüşümü. Benim ekibim AB’de temel mimari görevlerde yer aldı ve ayrıca Çin’de… Sayın Acemoğlu ile birlikte çalışıyor olmak mutluluk verecek bana.

    Son dönemdeki iklim çalışmaları bize şunu gösteriyor. Akdeniz’deki ülkeler dünyanınn geri kalanında yüzde 20 daha hızlı ısınıyor. En hızlı yağmur azalımı da bu bölgede görülüyor. Bu şekilde devam ederse burası yaşanamaz hale gelecek. Her Akdeniz ülkesinin bu konuyu ele alması gerekiyor. Birlikte çalışırsak başarılı olabiliriz. Bütün Türk halkının dayanışma içerisinde olması gerekiyor bu yolculukta.”

    Prof. Dr. Refet Gürkaynak: Enflasyonu yenmek mümkün

    Bilkent Üniversitesi İktisat Bölümü Başkanı Prof. Dr. Refet Gürkaynak da video konferansla toplantıya bağlandı. Gürkaynak, şöyle konuştu:

    “İktisadi durumumuz kötü. Sadece iyi niyetle değil, uzmanlıkla daha iyisinin olması mümkün. Bazen Türkiye’de olup biten şeyleri dünyanın bize bir tezahürü olarak anlatmaya çalışıyorlar. Halbuki böyle değil. Türkiye her ülke gibi bir ülke. Türkiye’de enflasyonun bu kadar yüksek olmasının nedeni adının Türkiye olmasından kaynaklanmıyor. Dünyada olup biten bizi de etkiliyor. Dünyanın her tarafında olduğu gibi kötü politikalar kötü sonuçlar doğuruyor. Dünyanın hiçbir yerinde işe yaramayacak politikalar Türkiye’de de yaramıyor.

    ‘Enflasyonu göze aldık çünkü büyümek istiyoruz.’ 1970’lerde bütün dünya bunu denedi ve çuvalladı. ‘Enflasyonu yükselteyim ama büyüyeyim’, böyle bir şey yok, hiç olmadı! Türkiye’de de olmadığını görüyoruz ve bir kere daha görmemize gerek yoktu. 90’larda da gördük bunu.

    Prof. Dr. Hakan Kara: Kalkınmayı destekleyecek bir politika anlayışına ihtiyaç var

    Merkez Bankası’nın eski Başekonomisti ve Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hakan Kara, video konferans yoluyla toplantıda konuştu. Kara, şunları ifade etti:

    “Yoksullukla mücadele için kaynak gerekiyor. Sürdürülebilir bir büyüme, gelir artışı lazım. Ayağı yere basan bir makro çerçeve oraya koymak gerekiyor. Önümüzdeki dönemde bir makro istikrar programının ana bileşenleri, özellikle makro finansal taraftan bakılınca nasıl olmalı, teknik görüşlerimi dile getireceğim.

    Geçmişten ders alıp, geleceğe yönelik politikaları tasarlamak gerekiyor. Türkiye’nin önemli bir deneyimi var. 2001 krizi sonrası uygulanan politikalar. Bu politikalardan alınabilecek dersleri anlatıp, Türkiye’ye özgü, makro finansal tasarım nasıl oluşturulabilir, buna ilişkin görüşlerimi açıklamak istiyorum.Önümüzdeki dönemde maliye politikalarının tasarımında daha detaylı, biraz daha kapsamlı, kalkınmayı destekleyecek bir politika anlayışına ihtiyaç var.”

    Prof. Dr. Daren Acemoğlu: Türkiye’nin mevcut durumu çok negatif, fakat potansiyeli çok büyük

    Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) öğretim görevlisi olan Ekonomist Prof. Dr. Daron Acemoğlu, Selin Sayek Böke’den sonra video konferansla açıklamalarda bulundu. Acemoğlu’nun açıklamaları şöyle:

    “Eğitim düzeyi ve eğitim kalitesi çok kötü durumda. Türkiye’den gelen öğrencilerin uluslararası sınavlardan aldığı notlar çok düşük. Ya da Türkiye’deki öğrencilerin üniversiteye gitme, liseden mezun olma oranları Avrupa’ya ya da Güney Amerika’ya oranla çok düşük.

    Teknolojiye yatırım yapmamak, verimsiz büyüme, insan kaynaklarını doğru kullanmamak… Bunun çok net bir sonucu var; düşük verimli istihdam, düşük ücret düzeyi, yoksulluk… Bu yoksulluk problemini çözmek istiyorsak verimliliği artırmak lazım. Türkiye’deki problem bundan da derin. Çünkü olan gelir çok eşitsiz bir şekilde dağılıyor.

    İlk önemli şey faiz politikalarını düzelterek enflasyonu düşürmek. Enflasyonun bu düzeyde olduğu bir ekonomide başka kaynakların doğru olarak dağılması mümkün değil. Enflasyonu düşürmek kolay değil. Bu süreç içinde mali politikaları doğru kullanıp yoksulluğu, tüketiciye olan baskıları azaltması lazım. Türkiye’de işsizlik zaten çok büyük bir problem, bunun çok daha büyük bir problem haline gelmesine izin vermemek lazım.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Hedefinde yine Kılıçdaroğlu var: Erdoğan’dan ‘güneye harekat’ mesajı

    Hedefinde yine Kılıçdaroğlu var: Erdoğan’dan ‘güneye harekat’ mesajı


    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Abide Kavşağı’nda düzenlenen Şanlıurfa Kuzeybatı Çevre Yolu, Abide Kavşağı İlave Köprü Viranşehir Pompaj Sulaması 1. ve 2. Kademe ile Yapımı Tamamlanan Diğer Projelerin Toplu Açılış Töreni’ne katıldı.

    Erdoğan burada yaptığı konuşmada, sınırda askeri harekat mesajı verdi. Erdoğan, “Güney sınırları boyunca 30 km’lik güvenlik şeridini muhakkak tamamlayacağız. Terör örgütü ve onun yularını elinde tutanların yaptıkları saldırılar bu kararlılıktan döndüremeyecek” dedi.

    KILIÇDAROĞLU’NU HEDEF ALDI

    Konuşmasının devamında CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef alan Erdoğan şunları söyledi:

    “Mülteci kardeşlerimize gönlümüzü açtık, hiçbir zaman mazlumun kimliğine bakmadık. Şimdi dört şey söylüyorum, ekonomi, diplomasi, terörle mücadele, mülteci kardeşlerimize gönüllerimizi açmak. Biz ensarı da muhaciri de biliriz. Bundan tavizimiz yok. Bay Kemal bilmeyebilir ama biz biliriz. O ne ensardan ne muhacirden anlar. Benim peygamberim muhacirdi değil mi? Şimdi de onun ümmeti olarak muhacirleri biliriz. Suriye’deki Kürt de Arap da Türkmen de bizim kardeşimiz.”

    Kaynak: AA

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Akşener, kurmaylarını uyardı: Altılı Masa’da konuşulmadı, cümle bile kurmayın

    Akşener, kurmaylarını uyardı: Altılı Masa’da konuşulmadı, cümle bile kurmayın


    İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, önceki gün Ankara’da başkanlık divanı, milletvekilleri ve başdanışmanlarıyla buluştu. Üç saat süren toplantıda adaylıkla ilgili tartışmalar gündeme geldi.

    Cumhuriyet gazetesinden Gamze Kolcu’nun haberine göre, İYİ Parti Milletvekili Yavuz Ağıralioğlu’nun CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun olası adaylığına yönelik sözleriyle başlayan polemik değerlendirildi.

    Cumhurbaşkanı adayının kim olacağı konusunun Altılı Masa’nın gündemine henüz gelmediğini dile getiren Akşener, “Cumhurbaşkanlığı ile ilgili cümle kurmayın” ikazında bulundu ve ‘kazanacak aday’ vurgusunu bir kez daha yineledi:

    Şu olsun, bu olmasın değil; kazanacak aday olsun. Altılı Masa’da konuşulmadı, sabredin.

    Akşener, 2023 seçimlerinin ‘son çıkış’ olduğunu kaydederek “Bu seçim alındı alındı; alınmadı laiklik, Atatürkçülük, Cumhuriyet değerlerimizi kaybedebiliriz” diye konuştu. Ayrıca “Kemal Bey’in cumhurbaşkanlığı adaylığının c’si ile ilgili yaptığı bir açıklama yok” ifadesini kullandı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun danışmanı olan ABD’li ekonomist Jeremy Rifkin kimdir?

    CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun danışmanı olan ABD’li ekonomist Jeremy Rifkin kimdir?


    ABD’li ekonomist, yazar, sosyal teorisyen, siyasi danışman ve çevre aktivisti Jeremy Rifkin’in Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanı olduğu bildirildi.

    CHP, 2023 ortalarında yapılacak seçimler öncesi mevcut iktidara ekonomi ve hukuk konularında sert eleştiriler yöneltiyor.

    Bununla birlikte Rifkin’le el sıkışıldığı CHP’den henüz resmi olarak teyit edilmiş değil. 

    Peki kariyerinde Avrupa Birliği ve Çin hükümetlerinin yanı sıra eski Almanya Başbakanı Angela Merkel’e “Üçüncü Sanayi Devrimi”nin uygulanması konusunda danışmanlık yapan Jeremy Rifkin kimdir? 

    Bilimsel ve teknolojik değişimlerin ekonomi, işgücü, toplum ve çevre üzerindeki etkileri ile ilgili 20’den fazla kitap yazan Rifkin’in kaleme aldığı eserler dünya genelinde 35’dile çevrildi ve genellikle en çok satanlar listesinde yer aldı. 

    Yazılarında “ilerleme çağından” sonra “dayanıklılık çağına” geçilmesini öneriyor ve  yeşil enerjinin öneminin altını çiziyor. 

    Rifkin, dünyanın önde gelen yenilenebilir enerji şirketleri, elektrik iletim şirketleri, inşaat şirketleri, mimarlık firmaları, bilişim ve elektronik şirketleri ile taşımacılık ve lojistik şirketlerinden oluşan “TIR Consulting” isimli danışmanlık şirketinin başkanlığını yürütüyor. 

    Kendi oluşturduğu küresel ekonomik kalkınma ekibi, Collaborative Commons ve Third Industrial Revolution (Üçüncü Sanayi Devrimi) için IoT (Nesnelerin İnterneti / fiziksel nesnelerin birbirleriyle veya daha büyük sistemlerle bağlantılı olduğu iletişim ağı) altyapısını geliştirmek için şehirler, bölgeler ve ulusal hükümetlerle birlikte çalışıyor. 

    Aynı zamanda ABD’nin Maryland eyaletine bağlı Bethesda kenti merkezli Ekonomik Eğilimler Vakfı’nın (FOET) kurucu başkanı. 

    Vakıf, küresel ekonomiye dahil olan yeni teknolojilerin ekonomik, çevresel, sosyo kültürel etkilerini inceliyor. 

    Jeremy Rifken son on yıldır Avrupa Birliği’ne ekonomi, iklim değişikliği ve enerji güvenliği alanlarında danışmanlık hizmeti veriyor. 

    Ayrıca AB Komisyonu, Avrupa Parlamentosu ve birçok AB ve Asya ülkesinin devlet başkanına danışmanlık yapıyor. 

    Avrupa Birliği’nin (Akıllı Avrupa olarak adlandırılan) küresel ekonomik kriz, enerji güvenliği ve iklim değişikliği üçlü sorununu ele alan Üçüncü Sanayi Devrimi uzun vadeli ekonomik sürdürülebilirlik planının baş mimarı olarak biliniyor. 

    1945 doğumlu Jeremy Rifkin, euronews’e daha önce verdiği bir mülakatta, Üçüncü Sanayi Devrimi’nden bahsetmiş ve bunu beş başlıkta topladığını söylemişti. “Şu anda fosil yakıtları kullanarak inşaa ettiğimiz 200 yıllık bir sanayi devriminin faturasını ödüyoruz.” diyen Rifkin, AB açısından bu beş başlığı şu şekilde sıralamıştı:

    • İlk temel ayak Avrupa Birliği’nin 2020’ye kadar ihtiyacının yüzde 20’sini yenilenebilir enerjiden karşılaması
    • İkinci ayak ekonominin yeniden canlandırılması 
    • Üçüncü ayak enerjiyi depolamak
    • Dördüncü ayak internet devrimi ile enerji devriminin kesiştiği nokta. İnternet sayesinde bir ağ kurarak enerjinin dağıtılması sağlanacak
    • Beşinci ve son ayak ise ulaştırma

    Rifkin, 1995 yılından bu yana Pennsylvania Üniversitesi Wharton School Yönetici Eğitim Programı’nda kürsüsü bulunuyor.

    Okul, CEO’lar ile üst düzey yöneticilere ticari faaliyetlerini sürdürülebilir ekonomilere dönüştürme konusunda eğitim veriyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***