Etiket: Can Dündar

  • Mafya Patronu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ben

    Mafya Patronu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ben


    Meliha YILDIZ


    Geçtiğimiz hafta Can Dündar’ın son belgeseli “Mafya Patronu, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Ben” Alman kanalı ARD’de yayınlandı. Belgesel, Sedat Peker’in yayınladığı videolar üzerinden Türkiye’de derin devletin son kırk yılını anlatıyor.

    Özellikle Gezi ve 15 Temmuz sonrası AKP iktidarının tercih ettiği psikolojik savaşın bir unsuru olarak devletin Peker’le işbirliğini anlatıyor. Bir mayfa patronunun yükselişi ve devletin mafyalaşması.

    Can Dündar’ın belgeseli için biraz geç kalmış denebilir, bunu kendisi de ifade ediyor ama fotoğrafı çok net görmemiz açısından izlenmesi gereken bir film.

    Hatırlayalım videonun yayınlandığı günlerde AKP iktidarına karşı kendini çaresiz hisseden muhalif çevrelerde bile Sedat Peker bir umut haline gelmişti. Kahraman ilan edilmişti.

    Özellikle “Tayyip Abi’yle helalleşme” dediği son videosuyla AKP’nin iktidarının sonunun geleceğine inanılıyordu. Peker’in bulunduğu ülke liderleriyle yapılan görüşmeler sonucunda onuncu video yayınlanmadı.

    Belgesel aslında yayınlanmayan onuncu videoyu anlatıyor. İlk dokuz videonun gösterdikleri onuncu videonun yayınlanmasına aslında gerek olmadığını da. Biz Pazar günü bekledik onuncu videoyu. Sonraki pazar da bekledik. Bekledik, bekledik… Susurluk’tan beri bekliyoruz. Belgesel Susurluk’tan beri bekliyor olmamızın bedelini ödediğimizi anlatıyor.

    Evet derin devlet-mafya ilişkilerini birinci ağızdan dinlemek o dönem toplumu etkiledi ama hesaplaşılmayan mafyatik ilişkiler Peker’in videolarından sonra daha meşru hale geldi. Nakavt olmuş bir boksör gibi yerde yumruk yemeğe devam ettik ve tepki veremedik. Belgeselin Türkiye’de pek ses getirmemesinin en önemli sebebi bu belki.

    Açığa çıkan ilişkiler mücadeleyle bertaraf edilmedikçe kanıksandı. Mafyatik ilişkiler artık devletin bir aracı değil devletin kendisi haline geldi. Mafya kültürü kurumlara, toplumsal yaşamın bütün alanlarına nüfuz etti.

    Film başka şeyleri de gösteriyor.

    Can Dündar’ın yaşadıkları üzerinden Türkiye’deki gazetecilerin üzerindeki baskı ve şiddeti. Gazetecilerin sürgün koşullarında birçok göçmen gibi hayata sıfırdan başlamak zorunda kalmalarını.

    Sürgün koşullarına rağmen yurtdışında olmayı bir avantaja dönüştürmelerini.

    Bu belgesel Türkiye’de hazırlanabilse bile büyük ihtimal yayınlanamayacaktı. Sınırları ve yasakları aşan belgesel yurtdışında oluşan Türkiye medyasının güçlenmesinin Türkiye için ne kadar önemli olduğunu gösterdi.

    Belgeselin başarısı şunu da gösteriyor; “Can Dündar geri döndü!”


    Meliha Yıldız kimdir?

    1975’te, birçok ihmal ve istismarın yaşandığı bir evde doğdu. Kırk dört yaşında, bir video-röportajla yaşadığı cinsel istismarı ifşa etti. Bu, onun için mağdurluktan aktivistliğe giden yolculuğun başlangıcı oldu. Türkiye’de, aile içi cinsel istismarın “mağdur” tarafından anlatıldığı ilk kitap olan Kutsal Tecrit’i 2021 yılında yazdı. İkinci kitabı Uçurum Kenarındaki Salıncaklar 2023 yılında yayınlandı. Özellikle yazılarıyla çocuğun cinsel istismarı konusunda aktivizm çalışmaları yapmaya devam ediyor.

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gazeteciler Kılıçdaroğlu’nun sözlerine tepkili: İsmail Saymaz AKP’nin montaj video hazırlamasına benzetti, Fatih Altaylı ‘Çık söyle’ dedi

    Gazeteciler Kılıçdaroğlu’nun sözlerine tepkili: İsmail Saymaz AKP’nin montaj video hazırlamasına benzetti, Fatih Altaylı ‘Çık söyle’ dedi



    Ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu‘nun AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan  karşısında ikinci turda yüzde 47,82’yle kaybettiği cumhurbaşkanlığı seçiminin ardından önce CHP içinde başlayan, sonra yönetimin hamleleriyle muhalif medya kuruluşlarına sıçrayan ‘değişim’ tartışması sürüyor. 

    Son olarak gazeteci İsmail Saymaz, kişisel Twitter hesabında yaptığı paylaşımda Kılıçdaroğlu’nun partiyi eleştiren bazı gazeteciler hakkında “Ben kimin nereden, ne kadar maaş aldığını iyi biliyorum” dediği iddiasına tepki gösterdi. 

    “CHP liderini bu isimleri açıklamaya davet ediyorum. CHP’den, CHP’li belediyelerden, ‘Beşli Çete’den para alıp yazanlar kimmiş, öğrenelim” diyen Saymaz, şöyle devam etti:

    “AK Parti’nin Kılıçdaroğlu için montaj video hazırlaması neyse… Kılıçdaroğlu’nun kimi gazeteciler hakkında iftiralara meydan verecek iddiaları dile getirmesi de odur. Kılıçdaroğlu, para aldığını iddia ettiği haysiyet yoksunlarını derhal açıklamalı.”

    ‘ÇIK SÖYLE’, ‘KİMSE BÖYLESİ AYIP BİR AÇIKLAMA YAPAMAZ’

    Saymaz gibi birçok gazeteci, Kılıçdaroğlu’na atfedilen söze tepki gösterdi. Bu şekilde tüm köşe yazarlarının töhmet altında bırakıldığını, bahse konu isimlerin derhal açıklanması gerektiği çağrısı yapıldı:

    Fatih Altaylı: Böyle ortaya atamazsın. Çık söyle. De ki ‘şu, şundan para alıyor’, ‘bu, bundan reklam alıyor’ de. Demedin mi bir sürü pırıl pırıl gazeteciyi töhmet altında bırakırsın. İsmail Saymaz mı, ben mi, kim? Haydi söylesin. Çıksın, hodri meydan. Varsa şerefsiz çık söyle. Ama söylemiyorsan şerefsizin kim olduğunu oturur, tartışırız.

    Murat Ağırel:  Sayın Kılıçdaroğlu, kim nereden ne kadar maaş alıyor bunu açıkça söylemelisiniz. Hiç kimse gazetecilik camiasını töhmet altında bırakan böylesi bir ayıp bir açıklama yapamaz.

    Aytunç Erkin: Sözcü’nün deneyimli CHP muhabiri Başak Kaya’nın kulis haberine göre CHP lideri Kılıçdaroğlu, gazetecilere maaş verilerek köşe yazısı yazdırıldığını söylemiş. Kılıçdaroğlu ne biliyorsa açıklamalı ve kimseyi zan altında bırakmamalı.

    Can Dündar: Kemal Kılıçdaroğlu bildiğini açıklamazsa bütün köşe yazarları zan altında kalır.

    Cihat Arpacık: Ortada meslek bırakmadılar. Bunu da elbirliğiyle yaptılar.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gezi Parkı davasında karar günü: Kimler yargılanıyor, sanıklar nerede, iddianamede neler var?

    Gezi Parkı davasında karar günü: Kimler yargılanıyor, sanıklar nerede, iddianamede neler var?


    2013 Gezi Parkı eylemleri ile ilgili 24 Haziran 2019’da görülmeye başlayan ve içlerinde iş insanı Osman Kavala ve gazeteci Can Dündar’ın da olduğu 16 sanıklı davada bugün karar açıklanacak.

    657 sayfalık iddianamede ikisi tutuklu 16 sanık için ayrı ayrı 606 yıldan 2 bin 970 yıla kadar hapis istenirken sanıklardan Haziran ayında 1,5 yıldan fazla süre tutukluluk sonrasıı ilk duruşmasına çıkmış olan Anadolu Kültür A.Ş Yönetim Kurulu Başkanı Osman Kavala bu davanın en yakından takip edilen isimlerinden biri. Bir diğer tutuklu sanık Bernard van Leer Vakfı Türkiye Temsilcisi Yiğit Aksakoğlu da aynı şekilde ilk duruşmasına ancak 7 ay sonra çıkabilmişti.

    Açık Toplum Vakfı, TESEV, TEMA ve Tarih Vakfı başta olmak üzere gibi pek çok sivil toplum kuruluşunun kuruculuğunu yapmış olan Kavala ve diğer sanıklar hakkında verilecek kararı Avrupa Birliği ve uluslararası insan hakları kuruluşları da yakından takip ediyor.

    Darbe girişimi iddiası ile ağırlaştırılmış müebbet isteniyor

    Tüm sanıklar için ağırlaştırılmış müebbet hapis istendiği iddianameyi hazırlayan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Ali Kahveci, Gezi gösterilerinin bir ‘darbe girişimi’ olduğunu ve sanıkların eylemleri örgütleyen ve finanse eden kişiler olduğunu ileri sürerek çoğu hakkında “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasını engellemeye teşebbüs etme” suçunu istinat ediyor.

    Bu suçlamanın yanı sıra tehlikeli maddelerin izinsiz bulundurulması, ‘Ateşli Silah, Bıçak ve Aletler Kanunu’na muhalefet, mala zarar verme, nitelikli yağma, yaralama, ibadethane ve mezarlıklara zarar verme, ‘Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet gibi farklı suçlamalarda yer alıyor.

    Hangi sanık nerede?

    Yurt içinde bulunan sanıklar: TMMOB Mimarlar Odası Kentleşme, Afet Komitesi ve Çevre Etki Değerlendirme Kurulu üyesi ve Gezi eylemleri sırasında Erdoğan ile görüşen heyette yer alan Mücella Yapıcı, tiyatro-sinema-dizi oyuncusu ve Mehmet Ali Alabora’nın eşi Ayşe Pınar Öğün Alabora, Sinemacı ve gazeteci Çiğdem Mater Utku, Anadolu Kültür A.Ş Yönetim Kurulu Üyesi Ali Hakan Altınay, sinemacı ve reklamcı Mine Özerden, Taksim Dayanışması üyesi Avukat Şerafettin Can Atalay, Taksim Dayanışması üyesi ve eski TMMOB Şehir Plancıları Odası İstanbul Şube Yönetim Kurulu Başkanı akademisyen Tayfun Kahraman ve sivil toplum aktivisti İnanç Ekmekçi.

    Yurt dışında bulunan sanıklar: Gazeteci Can Dündar, tiyatro oyuncusu ve yönetmeni Mehmet Ali Alabora, Açık Toplum Vakfı Türkiye Temsilcisi Gökçe Yılmaz Handan, roman-araştırma-tiyatro yazarı Handan Meltem Arıkan, Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Koordinatörü Hanzade Hikmet Germiyanoğlu.

    İlk iddianamedeki tüm sanıklar serbest kalmıştı

    Daha önce Mart 2014’te 26 kişi hakkında ‘örgüt kurmak ve yönetmek’ suçlamasıyla dava açılmış ancak İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından Nisan 2015’te tüm sanıkların beraatına karar verilmişti. Mart 2019’da ikinci iddianamenin kabul edilmesiyle Gezi davası yeniden açılmış oldu.

    Soruşturmayı başlatan savcı şimdi ‘FETÖ davası’ sanığı ve firari

    Gezi eylemlerine ilişkin soruşturmaları başlatan dönemin yetkili savcısı Muammer Akkaş 17-25 Aralık süreci sonrası ‘FETÖ soruşturmaları’ ile görevden alındıktan sonra şimdi firari durumda. İkinci iddianamede yer alan delillerin de neredeyse tamamı Akkaş’ın toplattırdıklarından oluşuyor.

    İkinci soruşturma, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası 100’den fazla ismi içeren bir dosyayla İstanbul Başsavcılığı’nın incelemesi ile başlatıldı. Bu dosyadaki 82 isim hakkında ayrı bir soruşturma yürütülmeye devam ediliyor.

    “Dosyada cemaat gölgesi bulunduğu” gerekçesi ile başsavcılık iddianame içinde “delillerin yeniden kıymetlendirildiği, FETÖ izlerinin silindiği” ifadesine yer verdi. Ancak mevcut iddianame içindeki bazı veriler Akkaş’ın telefon dinleme talimatı ile yapılan kayıtlar ve emniyetin o dönem hazırladığı analiz raporlarına dayanmaya devam ediyor.

    İddianame, 15 Temmuz darbe girişimi ile Gezi eylemlerini de ilişkilendiriliyor ve Gezi ile 17-25 Aralık soruşturmalarında sonuç alınamadığı için 15 Temmuz’un gerçekleştirildiği ileri sürülüyor.

    Otpor grubundan tiyatro oyunu Mi Minör’e iddianame

    İddianamede Osman Kavala’nın üyesi olduğu Açık Toplum Vakfı’nın George Soros bağlantılı Açık Toplum Enstitüsü ile ilişkili olduğu ve bu enstitünün çeşitli ülkelerde isyanlar kurguladığı, Occupy (İşgal) hareketinin teorisyeni Gene Sharp’ın ‘Sivil Başkaldırı’ yönteminin uygulandığı, uygulayıcı grubun Otpor/Canvas isimli Sırp bir kuruluş olduğu, bu kuruluşun lideri Ivan Marovic’in Sırbistan, Gürcistan ve Arap ülkelerinde de olaylar çıkarttığı anlatılıyor.

    Sharp’a ait 198 maddelik “sivil başkaldırı” tekniklerine iddianamede yer verilirken, bunlardan Gezi’deki eylemlere uyanlara dikkat çekiliyor. Bunların içerisinde “polislere çiçek verilmesi”, “ölenlerin anılması”, “duvar yazıları” ve “otorite ile alay etme” gibi maddeler bulunuyor.

    Ayrıca iddianamede Marovic’in Gezi olayları öncesi Mısır’da bulunduğu, Memet Ali Alabora’nın da aynı tarihte Mısır’da olduğu, sonrasında Mi Minör adlı oyunu sahneleyerek halkı galeyana getirmeye çalıştığı ve aslında isyanların ilk olarak 2012’de Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde başlatılmak istendiği ancak bu girişim başarısız olunca Gezi Parkı’nda yeniden sahneye konduğu ifadeleri yer alıyor.

    Olayların planlanması ve kanıtları

    Alabora ile Marovic’in Mısır’da buluşup görüştüğüne ilişkin iddianın üzerine kurulduğu tek kanıt ise Alabora’nın Mısır’da bulunduğu tarihlerde Marovic’in Mısır’da olduğuna yönelik sosyal medya hesabından bir tweet atmış olması. Aynı tarihlerde Kavala’nın da yurt dışında bulunması iddianamede ‘olayların planlanması için organizatörlerce yapılan yolculuklar’ olarak değerlendiriliyor.

    Finansmana ilişkin iddialar

    Osman Kavala’nın Gezi’yi nasıl finanse ettiğine ilişkin herhangi bir para transferine yönelik kanıt sunulmazken delil olarak iddianameye giren olay; Kavala’nın bir konuşmasında gaz maskesi alınması için destek vereceğini söylemesi ve poğaça, iskemle, masa gibi şeylerin alınması gerektiğini belirtmiş olması. Ancak Kavala’nın tutukluluğunun sebebi sadece Gezi iddiaları değil. Kavala aynı zamanda “15 Temmuz’un planlayıcıları ile irtibat halinde olmakla” suçlanıyor.

    Aksakoğlu’nun konuşmaları

    Olayların planlayıcılarından biri olarak suçlanan Aksakoğlu delil olarak iddianameye konulan telefon görüşmelerinin tamamının Gezi olayları sonrasına ait olduğunu söylüyor ancak iddianamede tarihler belirtilmediği için konuşmaların ne zaman kaydedilmiş olduğu bilinmiyor. Tarihlerin neden belirtilmediği henüz bilinmiyor.

    Dündar ‘etki ajanı’

    Gazeteci Can Dündar’ın Gezi Parkı’ndaki olaylar başladığı ve polisin ilk gaz müdahalesini yaptığı gün televizyonda yaptığı açıklamalar “halkı galeyana getirmek” olarak iddianamede yer alıyor ve Dündar’ın “etki ajanı” olduğu ileri sürülüyor. Dündar’ın müebbet hapsi isteniyor.

    Erdoğan ve Yıldırım davacılar arasında

    Davacı 746 kişi arasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve 61. hükümetin bakanları Bülent Arınç, Ali Babacan, Beşir Atalay, Bekir Bozdağ, Emrullah İşler, Binali Yıldırım ve Muammer Güler bulunuyor.

    Gelecek Partisi lideri ve eski Başbakan Ahmet Davutoğlu da davacılar arasındaydı ancak karar gününden bir gün önce Pazartesi günü davadan çekildiğini açıkladı.

    Uluslararası STK’lar davayı yakından takip ediyor

    Aralarında Uluslararası Af Örgütü, Uluslararası Yazarlar Derneği ve Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün de olduğu pek çok uluslararası sivil toplum kuruluşu gelişmelere ilişkin yayınladıkları ortak bildirilerde başta Osman Kavala ve Yiğit Aksakoğlu’nun tutukluluk hallerinin sona ermesi ve davanın delillerinin gözden geçirilmesini talep ediyorlar.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gezi Davası’nda karar günü: İş insanı Kavala’nın hapis cezası onanacak mı?

    Gezi Davası’nda karar günü: İş insanı Kavala’nın hapis cezası onanacak mı?


    İstanbul’da 2013’te gerçekleşen Gezi Parkı eylemleri ile ilgili 24 Haziran 2019’da görülmeye başlayan ve içlerinde iş insanı Osman Kavala ve gazeteci Can Dündar’ın da olduğu 17 sanıklı davada bugün karar açıklanacak.

    657 sayfalık iddianamede ikisi tutuklu 16 sanık için ayrı ayrı 606 yıldan 2 bin 970 yıla kadar hapis istenirken İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen şubat ayındaki son duruşmada Osman Kavala’nın tutukluluk halinin devamına karar verilmişti.

    Sanık ve avukatların son savunmalarını yapacakları davada savcılık makamı sunduğu mütalaasında tutuklu Kavala ve Ayşe Mücella Yapıcı için ağırlaştırılmış müebbet hapis, geri kalan 15 sanıktan 6’sı için ise 20’şer yıla kadar hapis isteminde bulundu.

    Avrupa Kavala davasını yakından takip ediyor

    21 Şubat’taki duruşma öncesi yapılan açıklamada temaslarda bulunmak üzere İstanbul’a gelen Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Nacho Sanchez Amor’un duruşmayı izlemişti.

    Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, 2 Şubat’ta Kavala ile ilgili davanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne havale edilmesine karar verdi.

    Büyükelçiler seviyesinde toplanan komitede yapılan oylamada, ihlal sürecinin ikinci aşaması olarak bilinen ve davanın AİHM’e sevkedilmesine olanak sağlayan karar oylandı. Komite, Kavala davasının AİHM’ye havale edilmesine dair bir ara kararı oy çokluğuyla kabul etti.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Türkiye’ye yönelik Avrupa Konseyi’nin başlattığı ihlal süreciyle ilgili olarak, “Bizim mahkeme kararlarımızı tanımayanı biz de tanımayız” dedi. Erdoğan, Türk mahkemelerine de saygı duyulmasını istedi.

    Avrupa Konseyi’nin aldığı karar Türkiye için ne anlama geliyor?

    Avrupa Konseyi, Komitesinin 2 Aralık 2021’de AİHM kararına rağmen Kavala’yı serbest bırakmayan Türkiye için bir oylama yaparak ihlal sürecinin ilk aşamasını başlattı.

    Avrupa Konseyi aldığı bu kararla, Türkiye’den AİHM’nin Kavala kararını uygulayıp uygulamadığının tespiti hususunu AİHM’ye havale etme niyetini içeren bir bildirimde bulundu ve konuya ilişkin Ankara’nın görüşünün iletilmesini talep etti.

    Ankara’nın yanıtını yeterli bulmayan Bakanlar Komitesi, son kararıyla Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 46. maddesinin kendisine verdiği yetki uyarınca Türkiye’yi toplu bir şekilde AİHM’ye şikayet etmek için ayrı bir karar aldı.

    AİHM’nin ihlal yapıldığı yönünde görüş bildirmesi durumunda da Komite, Türkiye’ye karşı alınacak önlemleri değerlendirecek. Bu önlemler arasında Türkiye’nin Konsey üyeliğinden çıkarılması veya oy hakkının askıya alınması da bulunuyor.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Çuval’dan Selahattin Demirtaş’a özel sayı

    Çuval’dan Selahattin Demirtaş’a özel sayı


    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Interpol: Can Dündar ile ilgili kırmızı bülten talebini reddettik; şu ana kadar yeni talep gelmedi

    Interpol: Can Dündar ile ilgili kırmızı bülten talebini reddettik; şu ana kadar yeni talep gelmedi


    Gazeteci Can Dündar hakkında kırmızı bülten çıkarılması talebiyle ilgili konuşan Interpol yetkilisi, daha önce Dündar hakkında aldıkları talebin reddedildiğini, Türkiye’den bu yönde kendilerine yeni bir talep de gelmediğini söyledi.

    Euronews’e konuşan Interpol yetkilisi, “Daha önce Can Dündar ile ilgili alınan kırmızı bülten talebi INTERPOL Genel Sekreterliği tarafından reddedildi. 9 Haziran tarihi itibariyle Interpol’e bildirilmiş yeni bir kırmızı bülten talebi yok. Yeni talep geldiğinde, bu özel bir birim tarafından incelenecek. Bu birim, Interpol üyesi ülkelerin tüm kırmızı bülten taleplerini, kurumun kuralları çerçevesinde gözden geçiren bir birim.” dedi.

    İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, Can Dündar hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etmek” ve “casusluk” suçlamalarından MİT TIR’ları davasından ayrılan dosyası kapsamında tutuklamaya yönelik yakalama emri çıkarılmasına karar vermişti. Yakalama emri kapsamında da uluslararası polis teşkilatı Interpol’den kırmızı bülten çıkarılması için talepte bulunulması da kararlaştırıldı.

    Daha önce MİT TIR’ları davası kapsamında Can Dündar için kırmızı bülten talep edilmişti. Interpol, bazı ülkelerin kırmızı bülteni “siyasi muhalifleri susturmak amacıyla” kullanarak suistimal ettiği gerekçesiyle başvuruların hepsini kabul etmiyor.

    Interpol 1923 yılında uluslararası polis işbirliği sağlamak amacıyla kuruldu. Merkezi Fransa’nın Lyon kentinde bulunan kuruluş, 190 ülkenin üyeliğiyle güvenlik güçlerinin ve adalet birimlerinin sınır ötesi suçluların yakalanması için ortak hareket etmesini hedefliyor.

    Interpol’ün ‘kırmızı bültenleri’

    Suçla alakalı bilgilerin değişimini sağlayan uluslararası bültenler sistemi Interpol’ün en önemli fonksiyonlarından biri.

    Üye devletlerin suç ve suçlular karşısında bilgilendirdiği ve gerektiği zaman yakalama emri talebi ilettiği sekiz ayrı bülten tipi bulunuyor. Bültenler üye ülke Milli Merkez Birimlerinin talepleri doğrultusunda teşkilatın dört dilinde (İngilizce, Fransızca, İspanyolca, Arapça) yayınlanıyor.

    Böylelikle uluslararası bülten sistemi ile üye ülkeler arasında uluslararası bağlantı ve faillerinin yakalanması hedefleniyor. Bununla birlikte, kayıp şahısların bulunması, buluntu cesetlerin kimlik tespiti gibi alanlarda da bültenler yayımlanıyor.

  • Can Dündar’dan ‘kırmızı bülten’ açıklaması: Haklılığımız ortaya çıktığı için panikteler

    Can Dündar’dan ‘kırmızı bülten’ açıklaması: Haklılığımız ortaya çıktığı için panikteler


    İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, MİT tırlarının durdurulmasına ilişkin dava dosyasından ayrılan başka bir davada gazeteci Can Dündar hakkında kırmızı bülten çıkarılmasını talep etti.

    Dündar, 2020 yılında ‘MİT tırları” davasında “devletin gizli kalması gereken belgelerini yayınlamak” suçundan hapis cezasına çarptırılmıştı.

    TRT’nin haberine göre Dündar, “silahlı terör örgütüne üye olmaksızın bilerek ve isteyerek yardım etme” suçlamasıyla da yargılanıyordu. Yurt dışında olduğu için bu suça ilişkin dosyası ayrıldı.

    Süren yargılamada duruşmalara katılmadığı için tutuklamaya yönelik yakalama ve kırmızı bülten çıkarılmasının talep edilmesine karar verildi.

    Dündar’ın 15 gün içinde mahkemeye ya da kolluk güçlerine teslim olması istendi.

    İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, dava kapsamında Can Dündar’ın Ankara, İstanbul ve Muğla’da bulunan taşınmazlarına el konulmasına da hükmetmişti.

    Dündar: Sedat Peker’in itiraflarıyla haklılığımız ortaya çıktığı için panikteler

    Konuya Twitter hesabından yanıt veren Can Dündar, “Kırmızı bülten, ancak İnterpol tarafından çıkarılabiliyor. Mahkemeler sadece Adalet Bakanlığı’ndan İnterpol’e başvurup kırmızı bülten çıkarmasını isteyebiliyor. Ve İnterpol, asıl amacın muhalifleri susturmak olduğunu bildiği için, Ankara’nın hiçbir başvurusunu ciddiye almıyor. İnterpol, Türk Hükümetinin Kırmızı bülten’i kötüye kullandığını anladı. Bu yüzden Türkiye, gerçek suçluları da geri alamıyor. Yani katiller, darbeciler, uyuşturucu kaçakçıları vs de AKP’nin muhalifleri cezalandırma iştahı sayesinde kurtuluyor.” ifadelerini kullandı.

    Dündar bir sonraki iletisinde, “Ekte göreceğiniz gibi iki yılda bir gündeme getirilen kararlar bunlar. Amaç: Yıldırmak. Hele şimdi #SedatPeker’in itiraflarıyla haklılığımız ortaya çıktığı için hepten panikteler. Hiç uğraşmasınlar: Yılmayız.” değerlendirmesinde bulundu.