Etiket: Bülent Arınç

  • Manisa neden hedef seçildi? Eski dostları tutuklanan Arınç neden sessiz?

    Manisa neden hedef seçildi? Eski dostları tutuklanan Arınç neden sessiz?

    Geçirdiği kalp krizi sonucu önceki gün hayatını kaybeden iş insanı Mustafa Yerkazanoğlu (84), geçen yıl cezaevinde ölüme sürüklenen ayakkabıcı Nusret Muğla (85) ve üç yıldır hapiste olan emekli imam Halil Karakoç (83)…  Bu üç ismin ortak özelliği eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın Manisa’da yakından tanıdığı, birlikte oturup kalktığı isimler olmaları…

    Bu insanlar ilerleyen yaşlarına rağmen “terör” soruşturması geçirdi, gözaltına alındı, yargılandı, tutuklandı. Nusret Muğla cezaevinde maruz kaldığı hak ihlalleriyle nedeniyle 13 Şubat 2020’de öldü. Muğla ile aynı gün tutuklanan Halil Karakoç ise, ciddi hastalıkları ve ilerleyen yaşına rağmen halen Menemen Cezaevinde tutuluyor.

    Peki Arınç’ın yakından tanıdığı 80 küsur yaşındaki aile dostları neden terörist ilan edildi? Memleketi Manisa nasıl oldu da “terör yuvası” oldu?

    NEVBAHAR’DAN CEZAEVİNE UZANAN YOL… 

    İnançları, itikatları gereği hayır işlemekten başka hedefleri olmayan piri fani denecek yaştaki bu insanların terörden yargılanmalarına gerekçe yapılan affedilmez suçları 70’li yılların başlarına kadar uzanıyor. Muğla, Karakoç ve Yerkazanoğlu, 10-15 kişiyi bir araya gelip Nevbahar aldı bir grup kuruyor ve bu grup çatısı altında hayır işlerine başlıyorlar.

    İlk yaptıkları işlerinden biri Manisa’daki ilk kolejlerinden Şehzade Koleji’nin açılması için uğraşmaları. Arınç da o dönemde her yönden destek olmuş, yalnız bırakmamış. Ta ki İslamcı iktidar bir dini cemaati yok etmeye karar verene kadar. Sonra iktidar Manisa’yı merkez seçti, özellikle bu şehirde yaşlı başlı insanlara bir bedel ödetti. Manisa’da tutuklanma oranı başka illere göre de daha yüksek. Sanki Manisa’ya özel bir kin ve nefret var.

    İLK GÖZALTI FURYASI 2015’TE BAŞLADI… 

    Manisa’da ev baskınları ve gözaltılar ilk olarak 2015 yılının kasım ayında başladı. 31 kişi bankaya para yatırma, kurban bağışı, okul ve yurt yaptırma gerekçesiyle ilk o yıl tutuklandı. Gözaltına alınan Ümran teyzeye, gelini Sema’ya, Hamdiye ablaya, Şemsettin öğretmene önce kelepçe takılmadı, sonra “yukarıdan” gelen emirle basının karşısına kelepçeli çıkarıldı.

    Dün defnedilen Mustafa Yerkazanoğlu da iki oğlu ve geliniyle birlikte gözaltına alınanlar arasındaydı. Kendisi ve gelini serbest bırakıldı ancak iki oğlu tutuklandı. Yerkazanoğlu, 28 Şubat ve önceki dönemleri de yaşadığı için muhatap olduğu suçlamanın karşısında şaşkındı. Yaşananlar 80’li, 90’lı yıllarda “irtica” adı altında yapılanları bile aratacak düzeydeydi.

    ‘MANİSA LABORATUVAR OLMUŞ’ DEMİŞTİ

    KHK ile kapatılan Özgür Düşünce gazetesinin 29 Şubat 2016 tarihli 1. sayfası.

    Altmış yıldır esnaflık yapan Mustafa Yerkazanoğlu, çocukları tutuklandıktan sonra KHK ile kapatılan Özgür Düşünce gazetesine verdiği röportajda şaşkınlığını dile getirmiş ve “Ömrüm boyunca güvene dayalı bir hayat yaşadım. Beni herkes tanır. Bu yaşadıklarım çok ağır geldi. Manisa laboratuvar olmuş. Hırsla yürütülen bir süreçteyiz. Birileri çok iyi plan yapmış. Tanınan, güvenilen insanlar terörist diye gözaltına alınıyor. Belli bir kesime yönelik soykırım yapılıyor. Bundan millet de, ülke de zarar görüyor. Ben üç aydır uyumuyorum. Oğullarım aklımdan çıkmıyor. Gözümden dökülenler gözyaşı değil, kan ve ızdıraptır. Gelinime, oğluma takılan kelepçeler bizim ailemizin şerefidir” demişti.

    Yerkazanoğlu ile aynı gün gözaltına alınıp tutuklanan din kültürü öğretmeni Şemsettin Ayyıldız, polis otobüsünden inerken “Bu ahlaksızca zulmü bize reva görenleri Allah kahr-u perişan eylesin. Hırsızlık yapmadım, rüşvet yemedim. Elimde bile bıçağı aileme verirken tersinden veriyorum ki ürkütmemek için. Terörden tutuklanıyorum ben. Allahtan korkun be!” diye haykırmıştı.

    “NEYİ İTİRAF EDEYİM DİYE KALAKALDIM”

    Örnekler o kadar çok ki. Hamdiye-Metin Arslan, “Bankaya neden para yatırdın?” sorusuyla ilk muhatap olan ailelerden biriydi. Hamdiye Arslan, polis sorgusunda kendisine “İtiraf et kurtul”  dendiğinde “Neyi itiraf edeyim” diye kalakaldı. Neyi itiraf edeceklerdi? Nasıl ve neden hayır işlediklerini mi?

    Kentin Ümran Teyze’si olarak tanınan başka bir hayırsever Ümran Ercan ise ev baskınlarını Yunanistan’ın Ege’yi işgal etmesine benzetti: “Yunanlıların Manisa halkına yaptığı zulüm bugün yine bu halka yapılıyor. Hadi onlar düşmandı, sen bizi nasıl böyle bölüyorsun. Beni de alırlar, çünkü ne kanun var ne Allah korkusu. Valizim kapının yanında hazır.”

    Ümran teyze, ta o zamanlarda insanların haksızlıklara sessiz kalmasının acı bir durum olduğunu belirtmiş ve bugünleri görerek “Ne zaman kadar susulacak? Mısır gibi Suriye gibi olduktan sonra mı insanlar konuşmaya başlayacak?” diye sormuştu.

    Ümran Ercan, “Öz evladım gibi seviyordum” dediği Erdoğan’ın 2009 seçimlerinde Manisa ziyaretinde otobüsün önünü keser ve Menderes’in idam edilmesi olayı hatırlatarak “Oğlum bize Menderes’i kaybetme acısını yaşattılar, doğru yoldan ayrılma bize ikinci Menderes acısı yaşatma” der. Menderes’in acısını hala unutamayan Ümran teyze, “Aynı şeyi Erdoğan’a da yapacaklar diye içim titriyordu” diyen bir kadın. Ne manidardır ki, Ümran teyze ve onun gibi nice kadınları 15 Temmuz’dan sonra darbecilikle suçladılar, cezaevlerine attılar.

    KAPISINDAN POLİS GİRMEYEN AİLE KALMADI

    Manisa’nın tanınan ailelerinin 15 Temmuz’dan yaklaşık 7-8 ay önce yaşadığı şokları, o tarihten sonra neredeyse her aile yaşamaya başladı. Hala operasyonlar devam ediyor. Gün geçmiyor ki Manisa’da bir sabah ev baskını yapılmasın. Şehirde, yoldan kimi çevirip sorsanız “İşlemden geçmeyen aile, kapısından polis girmeyen ev kalmadı” diyor. Sokakta yürüyen iki kişiden biri gözaltına alındı demek abartı olmaz. Fabrikada çalışan işçilere bile ‘operasyon’ yapıldı.

    Bugünlerde Netflix’te yayınlanan ve ses getiren Emin Alper’in Kurak Günler filmi ile yönetmenin bir önceki filmi Abluka’da işlenen “kuşatılmışlık” hissi, korkunun bir yeri bütünüyle esir alması Manisa’da adeta ete kemiğe bürünmüş halde. Ölenin cenazesini merkez camiinden değil de kimsenin bilmediği bir camiden kaldırmak isteyecek kadar…

    15 Temmuz’a kadar bu baskınlara cılız da olsa ses çıkarıp itiraz eden Bülent Arınç sonra sessizliğe gömüldü ve yapılanları uzaktan izledi. Lise yıllarından beri tanıdığı ve “Nusret Ağabey” diye hitap ettiği Nusret Muğla vefat ettikten sonra vicdanını rahatlatmak için bir mesaj yayınladı ama Muğla ailesi taziye ziyareti talebini kabul etmedi. Çünkü ölen ölmüş, giden gitmişti.

    BÜLENT ARINÇ: MANİSALILAR VEFALIDIR

    En son Erdoğan’ın 20 Ağustos 2022’de Manisa’da bir açılış töreninde konuşan Bülent Arınç, “Birkaç kelimeyle Bülent Arınç’ın Manisa için ne ifade ettiği anlatmak isterim. 5 dönem milletvekilliği yaptım, 4 dönem milletvekili yaptı, başbakan yardımcısı yaptı, Meclis başkanı yaptı, 5 senedir de aktif siyasi hayattan ayrıldım. Manisa vefalıdır. Bana gösterdiği vefanın 10 mislini Sayın Cumhurbaşkanımıza da onun partisine de gösterecektir.” dedi.

    Hemşehrililerinden Erdoğan için vefa bekleyen Arınç, kendi dostlarının hiçbirine vefa göstermedi.

    Mustafa Yerkazanoğlu’nun vefatıyla gözler yine Arınç’a çevrildi ancak ses seda çıkmadı kendisinden. Masum insanların terörle suçlandığı Manisa, Arınç’ın eski Manisa’sı olmasa gerek. Belki de eski arkadaşlarının gördüğü zulüm “eskide” kaldı.

    Ama şimdi 83 yaşındaki emekli imam Halil Karakoç’u, yakın arkadaşı Nusret Ağabey’in oğlu Mustafa Muğla’yı hapisten kurtarmak için belki de üstün avukatlık yeteneklerini konuşturmaya hazırlanıyordur, kim bilir?

    “Adamı ipten alır, ipe götürürüm” diye övünüyordu malum, 2014’te…

    Daha Fazla Göster:
    Bülent ArınçHalil KarakoçManisaMustaf yerkazanoğluNusret Muğlaterörterörist

    SEVİNÇ ÖZARSLAN
    23 Mayıs 2023 GÖRÜŞ

    Kaynak: Kronos
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Erdoğan’a sırt çevirmek doğru değil’ diyen Bülent Arınç’a Kemal Okuyan’dan yanıt: ‘Topunuza sırt çeviriyor halkımız’

    ‘Erdoğan’a sırt çevirmek doğru değil’ diyen Bülent Arınç’a Kemal Okuyan’dan yanıt: ‘Topunuza sırt çeviriyor halkımız’


    Eski TBMM Başkanı Bülent Arınç bugün yaptığı açıklamalarda “Bana yapılanlara rağmen, AK Parti’de kalmaya devam edeceğim. Burası benim evim, muhalif değilim. İnsan evinin yıkılmasını ister mi? Parti içinde eleştiri hakkımı da kullanırım” demiş; Arınç, “Bazı hatalar yapmış olabilir diye Cumhurbaşkanımıza sırt çevirmek doğru değil” ifadesini kullanmıştı. 

    KEMAL OKUYAN’DAN YANIT 

    Arınç’ın sözlerine TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan’dan yanıt geldi. 

    Sosyal medya hesabından paylaşım yapan Okuyan, “Bülent Arınç, “Bazı hatalar yapmış olabilir diye Cumhurbaşkanımıza sırt çevirmek doğru değil” demiş. Yanlış anlamışsın, sen çevirmeyeceksin zaten. Topunuza sırt çeviriyor halkımız” diye yazdı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • AKP’nin ‘özgül ağırlığı’ndan ‘seçimler ertelensin’ çıkışı

    AKP’nin ‘özgül ağırlığı’ndan ‘seçimler ertelensin’ çıkışı


    Kahramanmaraş’taki 7.7 ve 7.6 büyüklüğündeki deprem 10 kentte büyük bir yıkıma neden olurken; depremlerin bilançosu her geçen dakika ağırlaşıyor. 

    Enkaz altında hala binlerce insanın olduğu ifade edilirken; yaşanan kriz nedeniyle seçimlerin akıbeti de AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ‘1 yıl süre istiyorum’ sözleri ile tartışılmaya başladı. 

    BÜLENT ARINÇ’TAN ERTELENSİN ÇIKIŞI 

    Anayasa göre, savaş durumu dışında seçimlerin ertelenemiyor. Ancak buna rağmen AKP’nin özgül ağırlığı hukukçu Bülent Arınç, yaptığı bir açıklama ile “Ne mayısta ne haziranda seçim olmaz, olamaz Devlet bürokrasisinin vatandaşlarımızın yaralarına merhem olmasına odaklanması için seçimlerin ivedilikle ertelenmesi lazım” dedi.

    Arınç’ın açıklaması şöyle: 

    AKP'nin 'özgül ağırlığı'ndan 'seçimler ertelensin' çıkışı - Resim : 2

    AKP'nin 'özgül ağırlığı'ndan 'seçimler ertelensin' çıkışı - Resim : 3

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • ‘Erdoğan’ın gerçek dava arkadaşıyım’ diyen Arınç’tan yeni açıklamalar: ‘İmamoğlu düşmanımız değil’; Demirtaş sorusuna ‘ironik’ yanıt

    ‘Erdoğan’ın gerçek dava arkadaşıyım’ diyen Arınç’tan yeni açıklamalar: ‘İmamoğlu düşmanımız değil’; Demirtaş sorusuna ‘ironik’ yanıt


    Bir dönem ‘iktidar partisinin özgül ağırlığı’ olarak anılan, AKP hükümetlerinde başbakan yardımcılığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı gibi önemli görevler üstlenen Bülent Arınç, yeni açıklamalarda bulundu.

    DW Türkçe’den Can Bursalı’ya konuşan Arınç, ‘ahmak’ sözüyle Yüksek Seçim Kurulu (YSK) üyelerine hakaret ettiği iddiasıyla 2 yıl 7 ay 15 gün hapis cezasına çarptırılan İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu için şunları söyledi:

    “Siyasilerin adi suçlar dışında konuşmalarından, düşüncelerinden dolayı yargılanmalarına tamamen karşıyım. Şimdi biz kendi yaşadığımız hayatta bizim için yapılanları affetmedik. Ama bize karşı yapılanların da başkasına yapılmasını da hiçbir zaman doğru kabul etmedik. Ekrem İmamoğlu bizim rakibimizdir, düşmanımız değil. Ama düşman gözüyle bakılıyor bazılarına.”

    (İmamoğlu, yargılama sürecinde bahsi geçen ifadeyle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu‘yu kastettiğini net bir şekilde ortaya koymuş ve mahkeme başkanı da bunu onaylamıştı.)

    DEMİRTAŞ SORUSUNA YANIT: TEKRAR HEDEF OLMAYI ARZU ETMEM, AMA İRONİ YAPAYIM

    Arınç, Kasım 2016’dan bu yana Edirne F Tipi Kapalı Cezaevi’nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’la ilgili bir soruya da ‘ironiyle’ yanıt verdi. 

    Daha önce Demirtaş’la ilgili açıklamaları nedeniyle hem MHP lideri Devlet Bahçeli hem de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kendisini itham ettiğini belirten siyasetçi, şunları söyledi:

    “Şimdi tekrar hedef olmayı arzu etmem. Ama bir ironi yapayım. O dediğin şahısla ilgili olmayan bir kanaatimi söyleyeyim. O da mesela Alaattin Çeliktaş diye biri olsun. O da diyelim ki Çemizgezek Cezaevi’nde yatanlardan birisi. Eğer hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü yoksa mutlaka tahliye edilmelidir diye düşünüyorum.”

    Bursalı’nın yönelttiği sorular ve Arınç’ın bunlara verdiği yanıtlar şöyle:

    Siz hukukçu kimliğinizle Cumhurbaşkanı’nın üçüncü kez seçilmesine yönelik tartışmaya ne diyorsunuz?

    Bu tartışmayı yersiz buluyorum. Diyelim ki bir itiraz vaki oldu. Bu itiraz hakkında herhalde Yüksek Seçim Kurulu karar verecek. Yüksek Seçim Kurulu’nun da “aday olabilir” şeklinde bir karar vereceğine ben bugüne kadarki kararlarına bakarak ikna oluyorum. Dolayısı ile muhalefet de “olamaz” diyerek itirazını son noktaya kadar götürmesin, seçimlerde de mücadelesini tam yapsın. Yani pehlivanın yenileceğini anlayınca bahane bulmasına gerek yok. Er meydanına çıkıp üçüncü defa da beşinci defa da olsa ‘ben seninle mücadele edeceğim’ derlerse halkta ayrıca bir güven oluşturur. Yıllardan beri süren bir diploma tartışması var ama artık o konulara bile girmiyorlar. Bu da onun gibi bir tartışma gibi geliyor bana. Geçmişte yaşadığım bir tecrübemi anlatayım. Sayın Ahmet Necdet Sezer’in görev süresi Mayıs 2007’de bitiyordu. Ağustos ayına kadar, fazladan Cumhurbaşkanlığı yaptı. TBMM Başkanı olarak göreve benim vekalet etmem gerekiyordu. Bugün seçilme tartışması yapanlar, o günlerde bunu dile getirmedi. Ben birkaç defa gündeme getirdim, sonra ‘makamda gözü var’ diyecekler diye utandım.

    – Muhalefet nisan ayının başındaki bir seçime onay vereceklerine, bu yönde oy vereceklerini söylüyor. Siz buna nasıl bakıyorsunuz?

    O maksatlı ama… Eski, yani mevcut sistemle seçime gidelim, yenisi sonra yürürlüğe girsin istiyorlar. Cumhur İttifakı’nın bunu kabul etmesi mümkün değil. Bence mayıs ayı içerisinde bir seçim olma ihtimali çok yüksek. Cumhurbaşkanlığı seçimini ve milletvekili seçimini ayrı mütalaa edeyim. Milletvekilliği seçiminde bir yıldan bu yana takip ettiğim kadarı ile Millet İttifakı’nın daha fazla milletvekili çıkarabileceği, ama bu sayının hiçbir zaman 320 – 330’u aşmayacağı şeklinde bir kanaat var. Yani kritik sayı olan 360’ı geçmiyor. Bu sayıyla Millet İttifakı’nın parlamentoda etkinlik sağlaması mümkün değil, Cumhurbaşkanlığı seçimini kaybettiği takdirde. Ayrıca son zamanlarda AK Parti’nin oyunu yükselttiğini gösteren anketler de var. Ama önemli olan bence Cumhurbaşkanlığı seçimi, çünkü yeni sistemde Cumhurbaşkanı yürütmenin başı.

    Cumhurbaşkanlığı seçiminde ben Sayın Erdoğan’ın seçimi kazanmaya çok yakın olduğunu görüyorum. Çok zor bir seçim olduğunu söylemeli. Millet daha rahat nefes alabileceğine inanırsa, Sayın Erdoğan’ın yaptıklarını alkışla karşılarsa bunun oya döneceğini hepimizin bilmesi lazım. Millet geçmiş hizmetleri sebebi ile Sayın Erdoğan’ı seviyor, “O güzel işler yaptı. İsterse yine güzel işler yapar. Biz ona güveniyoruz” diyen ciddi bir kitle var. Birtakım yeni destekler ile veya yeni icraatlar ile 51’in üzerine çıkaracağına ben şahsen inanıyorum.

    Tabii Tayyip Bey’in bu kadar güçlenmesinin halkla yeniden güçlü bir lider konumunda görünmesinin bir sebebi de şu: Millet İttifakı henüz adayını tespit edemedi, aday konusuna hâlâ giremiyorlar kendi aralarındaki konuşmalarda. Ve son dönemleri de kendi içindeki tartışmalarla geçiyor. Oy oranı ne olursa olsun oradaki altı liderden bazıları işi birbirlerini rencide edecek sözler söylemeye kadar götürüyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu’nun tek başına çabası, diğer liderler tarafından çok açık bir şekilde desteklenmiyor.

    ‘RESMİ ENFLASYON YÜZDE 80, GAYRI RESMİ YÜZDE 180’

    Siz yaklaşık 1,5 sene önce katıldığınız bir televizyon programında telefon ile bağlandığınızda dindar seçmenin ekonomik koşullar kötüleştiğinde nasıl tepki verebileceğini tariflemiştiniz, bir hac ziyaretine giderken karşılaştığınız bir örnek üzerinden.

    Hamaset ile bu iş olmaz. Çok açık. Resmi enflasyon yüzde 80, gayrı resmisi yüzde 180 yani bu çok açık.

    ‘İMAMOĞLU BİZİM RAKİBİMİZDİR, DÜŞMANIMIZ DEĞİL’

    Güçlü bir figür olarak görülen İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’yla ilgili sizin de eleştirdiğiniz bir yargı kararı çıktı, ayrıca yeni açılan davalar da var. Bu tip yargı süreçleri Cumhurbaşkanı’nın karşısına İmamoğlu’nun çıkması halinde şansını mı artırıyor?

    Siyasilerin adi suçlar dışında konuşmalarından, düşüncelerinden dolayı yargılanmalarına tamamen karşıyım. Şimdi biz kendi yaşadığımız hayatta bizim için yapılanları affetmedik. Ama bize karşı yapılanların da başkasına yapılmasını da hiçbir zaman doğru kabul etmedik. Ekrem İmamoğlu bizim rakibimizdir, düşmanımız değil. Ama düşman gözüyle bakılıyor bazılarına. Hayır, hiçbir parti, hiçbir partinin mensupları düşmanımız değil bizim. Onlarla siyaset arenasında biz mücadele ederiz, demokratik bir mücadele veririz. Bizim milletimizin kalbinde mağdurdan yana olmak gibi bir karakter vardır. Bu çok güzel bir karakter.

    ‘O PARTİ 6 MİLYONU TEMSİL EDİYOR’

    Ekrem İmamoğlu’nun mağdur edilme ihtimalinden söz ettiniz. İmamoğlu’nun yanı sıra bir yandan da Selahattin Demirtaş yedi yıldır hapiste. Bir siyasi kimliği olan birisinin bu kadar uzun süredir hapiste olmasını doğru buluyor musunuz? Ayrıca HDP’nin kapatılma davasına yönelik değerlendirmenizi merak ediyorum.

    HDP hukuki yönden kapatılabilir. Onlar da zaten “bizi kapatın” ne bekliyorsunuz diye neredeyse itirafçı durumuna düşmüşler. Ama siyasi yönden aynı çizgide 10 tane parti kapatılmış, hiçbir faydası olmamış. Biz bunun tamamen ortadan kalkması için 2010 yılı referandumunda madde koydurduk. HDP kapatılmayı istediği için o tarihte oylamaya katılmadı. Ben dört tane partisi kapatılmış bir insanım. Fazilet kapatıldı hiçbir günahı yok, Refah kapatıldı hiçbir günahı yok. MSP 12 Eylül’de kapatıldı. Bir de Milli Nizam var. AK Parti de 1 oy farkı ile kurtuldu. O yüzden bunu faydasız görüyorum. Ama ille kapatılsın diyen siyasetçiler var. Şimdi beş ay sonraki bir seçimden bahsediyoruz. Seçim sürecinin başladığı tarihlerde Türkiye’de herhangi bir parti kapatılmamış bugüne kadar. Bu HDP’nin de kapatılmayacağı anlamına gelmez. İsterlerse kapanır. Ama yahu hukuk varken siyaseten neden düşüneceğiz? Aklı evveller için söylüyorum. Mevzu bahis olan bir partidir. O parti altı milyonu temsil ediyor. Yerine göre beş milyon, yerine göre yedi milyon. O zaman siyasi olarak verilen karar o partinin idamı ise o kitlenin de geleceğini, orada milletvekilliği yapanların da geleceğini, onların temsil ettiği misyonun da geleceğini bence Anayasa Mahkemesi’nin üyeleri düşünecektir. Kaldı ki 10’a 5 ile ancak kapatılabiliyor bir siyasi parti. Onu da biz getirdik. Nitelikli çoğunluk yaptık. Parasına el kondu, bu tedbirdir. Parasına el kondu demek kapatılacağı anlamına gelmez.

    HDP’nin hesaplarına bloke konulmasıyla ilgili karardaki oylama sonucunu nasıl yorumluyorsunuz?

    8’e 7 ile çıktı karar. Türkiye’nin geldiği nokta itibarı ile bir siyasi parti kapatmanın doğru olmadığını düşünüyorum. Onların işlediği suçlardan dolayı yargılanmaları mümkün. Ama şahısların partiyi bağlamaması gerektiğini düşünüyorum.

    Sorumun Selahattin Demirtaş kısmı vardı. O da 7 yıla yakın süredir hapiste…

    Valla o bahsettiğin isimle ilgili ben şöyle konuşmak istemiyorum. Çünkü bir televizyon programında uzun tutukluluktan mağdur olanların durumunu anlatırken bu ismi gazeteci arkadaşlar bana sorunca onlar hakkında söylediklerimden ötürü önce Bahçeli, arkadan sayın Cumhurbaşkanı beni itham eden konuşma yaptılar.

    ‘ALAATTİN ÇELİKTAŞ TAHLİYE EDİLMELİDİR’

    O süreçten sonra Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu üyeliğinden istifa etmiştiniz…

    Ben bu şartlar altında istişare kurulunda bulunamam, ayrılıyorum dedim. İstifa dilekçesini gönderdim. Şimdi tekrar hedef olmayı arzu etmem. Ama bir ironi yapayım. O dediğin şahısla ilgili olmayan bir kanaatimi söyleyeyim. O da mesela Alaattin Çeliktaş diye biri olsun. O da diyelim ki Çemizgezek Cezaevi’nde yatanlardan birisi. Eğer hakkında kesinleşmiş bir mahkumiyet hükmü yoksa mutlaka tahliye edilmelidir diye düşünüyorum.

    ‘CUMHURBAŞKANI ‘BU OLAYI AYDINLATACAKSINIZ’ DEDİ

    Gündemde Sinan Ateş cinayeti var. Partinizin en güçlü ortağı MHP’nin içinde bir bazı isimler Sinan Ateş cinayeti ile ilgili itham ediliyorlar. Cinayet, MHP içinde de tepki çekti, istifa edenler var. Bir yandan da Cumhurbaşkanı’nın bu konunun çözülmesi ile ilgili adım attığı belirtiliyor. Siz bu cinayeti nasıl yorumluyorsunuz? Bu adli vaka mı? Bu bir siyasi suikast mi?

    Bir defa bu çok alçakla işlenmiş bir cinayettir. Özellikle eşi ve iki tane kız çocuğu ile fotoğraflarını görünce fevkalade üzüldüm. O kız çocuklarının babasız kalmalarından kahpece bir cinayetle kasten öldürülmesinden fevkalade üzüntü duydum. Yapabileceğim tek şey onun hakkında bir Fatiha okumaktı, Yasin okumaktı. Bunu da yaptım. Bunun dışında bir yorum yapmayı çok şeyler bilsem de doğru bulmam. Çünkü birilerinin hedefi olmak istemem. Ama bu konuda benim, yani samimi olarak duyduğum kadarı ile Sayın Cumhurbaşkanı da fevkalade üzülmüş, neye mal olursa olsun bu işin bütün yönleri ile araştırılmasını istemiş.

    Kendisinin, Sinan Ateş’in ailesiyle görüştüğünü ifade ediyorlar. Belki de belli bir projenin sonucu olarak öldürüldü. Kızlarının hatırına, eşinin hatırına bu cinayetin sonuna kadar aydınlatılması lazım. Cumhurbaşkanımızın talimatının “Bu olayı aydınlatacaksınız” şeklinde olduğunu çok yakınlarından duydum, bu da beni çok mutlu etti. Erbakan Hoca, karşı tarafta kendi aralarında bir tartışma olur da bize bir şey sorarlarsa “Onlar birbirlerini bizden iyi tanırlar ve genelde iki taraf da doğru söyler” derdi. Ben de Erbakan Hocamızın sözüne uygun olarak, o taraftaki tartışmalara katılmak istemiyorum.

    ‘TAYYİP BEY’İN GERÇEK DAVA ARKADAŞIYIM’

    Bu arada ağustos ayında Cumhurbaşkanı ile birlikte kürsüye çıktınız Manisa’da, çok uzun bir zaman sonra…

    İki dakikalığına.

    Aranızdaki buzlar eridi mi? Helallik istemiştiniz çünkü sonra bir görüşmeniz oldu mu?

    Ben 1978’den beri Tayyip Bey’in gerçek dava arkadaşıyım. Aynı ideal için birlikte omuz omuza çalıştık. Allah rızası için siyaset yaptık. Milletimizin önünü, bahtını açmak için gayret ettik. Bizim dava arkadaşlığımızda hep güzel şeyler vardır. Evet, beni çok kıran, üzen bir konuşma yaptı. Ama biz birbirimizi her zaman bağışlayabiliriz. Bunun yolunu, yöntemini bilen insanlarız. Bizim dava arkadaşlığımızı, başkalarının mafya liderleriyle veya suç örgütü liderleriyle bir aradaki fotoğraflarına bakarak değerlendirmeyin. Dava dediğimiz şeyin aslını, biz kardeşler olarak bugüne kadar bilerek ve isteyerek uyguladık.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***