Etiket: ABD

  • FBI, fidye toplayan bilgisayar korsanlarının bitcoin cüzdanını ele geçirdi

    FBI, fidye toplayan bilgisayar korsanlarının bitcoin cüzdanını ele geçirdi


    Amerika Birleşik Devletleri Adalet Bakanlığı, geçen ay ülkenin en büyük petrol boru hattı Colonial Pipeline’a siber saldırı düzenleyen bilgisayar korsanlarına ödenen kripto paranın çoğunun kurtarıldığını bildirdi.

    Adalet Bakanı Yardımcısı Lisa Monaco, basın toplantısında, söz konusu siber saldırıyı düzenleyen “DarkSide” isimli bilgisayar korsanı ağına yapılan milyonlarca dolar kripto paranın geri alındığını duyurdu.

    Federal Soruşturma Bürosu Direktör Yardımcısı Paul Abbate ise aynı basın toplantısında yaptığı konuşmada, DarkSide’ın Colonial Pipeline için istediği fidyeler için kullandığı bitcoin cüzdanının ele geçirildiğini kaydetti.

    Ele geçirilen paranın tam tutarına ilişkin ise herhangi bir detay paylaşılmadı.

    ABD’nin Doğu Yakasındaki petrol ihtiyacının yaklaşık yüzde 45’ini karşılayan Colonial Pipeline, geçen ay fidye isteyen bilgisayar korsanlarının siber saldırısının hedefi olmuştu.

    Colonial Pipeline’ın CEO’su, Wall Street Journal’a yaptığı açıklamada, şirketin siber verilerinin kurtarılması için bilgisayar korsanlarına 4,4 milyon dolar bitcoin ödediklerini kabul etmişti.

    Colonial Pipeline, 50 milyon tüketiciye hizmet veren 8 bin 850 kilometrelik boru hattı aracılığıyla Teksas Körfezi’nden ülkenin doğu kıyısına yakıt tedariki sağlıyor.

    Houston’dan New York Limanı’na günlük 100 milyondan fazla galon benzin ve diğer yakıt türü taşıyan Colonial Pipeline boru hattının faaliyetleri siber saldırı nedeniyle geçici olarak durdurulmuştu.

    Biden: Siber saldırılar için Rusya’ya misilleme yapmayı değerlendireceğiz

    Geçen hafta açıklama yapan ABD Başkanı Joe Biden, son dönemde ardı ardına yaşanan siber saldırılar konusunda Rusya’ya misilleme yapmaya “yakından baktıklarını” açıklamıştı. Bir gazetecinin, ABD’deki özel sektöre yönelik artan siber saldırılara işaret ederek, “Rusya’ya bu konuda bir misilleme olacak mı?” sorusuna Biden “Bu konuya yakından bakıyoruz.” yanıtını vermişti. ABD’ye yönelik son dönemde artan ve Rusya kaynaklı olduğu tahmin edilen siber saldırılarda ülkenin en büyük petrol boru hattı Colonial Pipeline ve en büyük et üreticisi JBA firması da hedef alınmıştı.

    Rusya’nın ABD büyükelçiliği ise kesintiye neden olan siber saldırıyla ilgileri olmadığını açıklamıştı.

  • Tip-1 diyabet hastalarında demans görülme olasılığı 6 kat fazla olabilir | Araştırma

    Tip-1 diyabet hastalarında demans görülme olasılığı 6 kat fazla olabilir | Araştırma


    Yeni yapılan bir araştırmaya göre Tip 1 diyabet, alzheimer hastalığı riskini altı kat artırabiliyor.

    Bilim insanları, kan şekerinin iyi kontrol edilmesinin, yıkıcı zihinsel bozukluğa karşı koruduğunu belirtiyor. Hem yüksek hem de düşük seviyeler için hastaneye yatırılan yaşlı hastalarda, demans (bunama) geliştirme olasılığı altı kattan fazla.

    Neurology dergisinde yayımlanan yeni araştırmanın sonuçları, obeziteyle bağlantılı olmayan Tip 1 diyabetli yaklaşık 3 bin yaşlı insan üzerinde yapılan araştırmaya dayanıyor.

    “Diyabet hastaları için hem aşırı yüksek hem de düşük kan şekeri seviyeleri (hiperglisemi – hipoglisemi) acil durumlardır ve her iki aşırılıktan da büyük ölçüde kaçınılabilir.” diyen California Üniversitesi’nden epidemioloji Profesörü Rachel Whitmer, “Ancak, ortaya çıktıklarında komaya, artan oranda hastaneye yatışa ve hatta ölüme yol açabilirler.” uyarısında bulunuyor.

    “Diyabet, beyne giden kan akışını azaltarak demansa zemin hazırlıyor”

    Halk arasında şeker hastalığı olarak da isimlendirilen diyabet, beyne giden kan akışını azaltarak demans (bunama) için bir risk faktörü olarak kabul ediliyor.

    Uzmanlar, basit yaşam tarzı değişiklikleriyle vakaların üçte birinin önlenebileceğini ifade ediyor.

    Prof. Whitmer, “Tip 1 diyabetli insanlar eskiye nazaran daha uzun yaşıyor ve bu da onları bunama gibi durumlar için risk altına sokabiliyor.” diyor ve ekliyor:

    “Kan şekeri seviyelerini kontrol ederek demans (bunama) riskini potansiyel olarak azaltabilirsek, bunun bireyler ve genel olarak halk sağlığı için yararlı etkileri olabilir.”

    İnsülin hormonlarının eksikliği sonucu ortaya çıkan Tip 1 diyabet kısaca, pankreasın yeterince glikozu kontrol eden hormon insülini üretemediği kronik bir durum olarak tanımlanıyor ve genellikle çocukluk ve dönemlerinde başlıyor.

    Bundan dolayı “Juvenil diyabet” olarak da isimlendiriliyor. Bir diğer deyişle, Tip 1 diyabeti olan kişilerde pankreas yeterli insülin üretemiyor. İnsülin eksikliği nedeniyle dolaşımdaki şeker hücre içine giremez ve enerjiye dönüştürülemez. Dolaşımdaki şekerin hücre içine girememesi kan şekerinin yükselmesine ve böbreklerden süzülerek idrarla atılmasına neden olur.

    Ortalama yaşı 56 olan 2 bin 821 katılımcı yedi yıl boyunca izlendi

    Yapılan araştırma, sırasıyla hastane acil durumları, hiperglisemi ve hipoglisemi ile sonuçlanan yüksek veya düşük kan şekeri vakalarını analiz etti. Buna göre sonraki bilinç kaybına, önceki ise kardiyovasküler hastalıklara ve körlüğe yol açabilir.

    Sonuçlar, her iki komplikasyon için bir noktada kabul edilen katılımcıların, yıllar sonra demans geliştirme olasılığının altı kat daha fazla olduğunu gösterdi.

    Yine ortaya konan sonuca göre aşırılıklardan (aşırı yüksek, aşırı düşük kan şekeri seviyesi) sadece birine maruz kalanlar Alzheimer’a daha yatkın.

    Araştırmacılar, ortalama yaşı 56 olan 2 bin 821 katılımcıyı yedi yıl boyunca izledi.

    Bunlardan 335’inin (yüzde 12 hiperglisemi) ve 398’inin (yüzde 14 hipoglisemi) düşük ve şiddetli yüksek kan şekeri ve 87’si (yüzde 3) her iki duruma haiz bir geçmişe sahipti.

    Bilim insanları araştırma sırasında, hastaların yüzde beşinde (153) bunama vakası teşhis etti. Yani ortalama 6.9 yıllık takip süresi boyunca 153 kişide (yüzde 5.4) demans gelişti.

    Risk, sırasıyla yüksek veya düşük kan şekeri olayları olanlarda ikiye katlanarak yüzde 75 artış gösterdi.

    Yaş, cinsiyet ve etnisite belirlendikten sonra risk, her ikisini de deneyimleyenler için, herhangi birini deneyimlemeyen akranlarına kıyasla altı kattan fazla arttı.

    Araştırmada, ‘tamamen düzeltilmiş modellemede, hipoglisemik durumu olan bireyler, hipoglisemik durumu olmayanlara göre yüzde 66 daha fazla demans riskine sahip’ sonucuna varıldı. (HR=1.66; 95% CI: 1.09, 2.53),

    Diğer yandan ‘hiperglisemik durumu olanlar hiperglisemik durumu olmayanlara göre 2 kat daha fazla riske sahip’ şeklinde değerlendirildi. (HR=2.11; 95% CI: 1.24, 3.59)

    “Hipoglisemisi hem de hiperglisemisi olanlar 6 kat fazla demans riskine sahip”

    Araştırmada şu ifadeler yer aldı: “Hem şiddetli hipoglisemisi hem de hiperglisemisi olan bireyler, ikisi de olmayanlara kıyasla 6 kat daha fazla demans riskine sahip.” (HR=6.20; %95 GA: 3.02, 12.70).

    Whitmer, “Bulgularımız, şiddetli glisemik vakalara maruz kalmanın beyin sağlığı üzerinde uzun vadeli sonuçları olabileceğini ve diyabetli kişilerin yaşamları boyunca ciddi glisemik olaylardan kaçınmaları için ilave motivasyon olarak düşünülmesi gerektiğini göstermektedir.” diye konuştu.

    Katılımcıların yalnızca teşhis konmuşsa bunama olarak sayıldığına dikkat çeken Whitmer, “Pek çok vaka teşhis edilmez, bu da risklerin daha da yüksek olabileceğini düşündürüyor.” uyarısında bulundu.

    Glisemik vakalar, sağlıksız diyet ve egzersiz eksikliğinden kaynaklanan ve sıklıkla Tip 2 formunda ortaya çıkan bir durumdur.

    Araştırma, ABD’li Prof Rachel A. Whitmer liderliğinde Paola Gilsanz, Charles P. Quesenberry, Andrew J. Karter, View ORCID ProfileMary E. Lacy tarafından 7 yıl süreyle gerçekleştirildi.

  • Soylu: Ekonomi öyle bir atağa kalkacak ki, Almanya’sı, Fransa’sı, ABD’si çatlayacak patlayacak

    Soylu: Ekonomi öyle bir atağa kalkacak ki, Almanya’sı, Fransa’sı, ABD’si çatlayacak patlayacak


    İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, temmuz ayından itibaren Türkiye ekonomisinin atağa kalkacağını belirterek, “Öyle bir sıçrayacak ve büyüyecek ki etrafımızdaki Almanya’sı, Fransa’sı, İngiltere’si, İtalya’sı ve hele o her şeye burnunu sokan ABD’si de çatlayacak, patlayacak.” dedi.

    Soylu, Sinanpaşa ilçesi Güney beldesinde düzenlenen mitingde, beldede yarın yapılacak seçimde, AK Parti’nin adayı Erol Karabacak’a başarı diledi, destek istedi.

    Türkiye’nin her köşesinde huzur ve güven ortamının yaşandığına dikkati çeken Soylu, bunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın güçlü liderliği ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ortaya koyduğu destekle ve iradeyle gerçekleştiğini vurguladı.

    “Önümüzde güzel günler geliyor”

    Soylu, ülke olarak zor dönemden geçildiğine, Covid-19 ile mücadele sürecinde insanların yakınlarını kaybettiğine işaret ederek, şöyle konuştu:

    “Bir musibetten, salgınla ve hastalıkla karşı karşıya kaldık. Onu da atlatıyoruz ama sizin sabrınız, vakarınız ve metanetiniz sayesinde. Dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde sokak olayları oldu, insanlar nümayiş yaptı ama Anadolu’nun bu asil ve güzel insanı, devleti ne dediyse yaptı. Uyumla, anlaşarak… Allah razı olsun, salgının atlatılmasında büyük fedakarlık yaptı. Anneler, öğretmenler, çocuklar, muhtarlar, esnaflar, iş insanları, çiftçiler herkes…. Dünyada maske korsanlığı yapıldı. Büyük ülkeler birbirlerinin maskelerini çaldı. Marketleri talan ettiler. Burada böyle bir şey olmadı. Bu, milletin asaletindendir. Bu, birbirine olan saygısından, sevgisindendir. Önümüzde güzel günler geliyor, hep birlikte sabrettik, inşallah bu salgını hep beraber azalttık. İnşallah salgını tamamen ortadan kaldırma konusunda aşılar da peyderpey geliyor. Size bir şey söyleyeyim, başkaları çok çatlayacak, kıskanacaklar. Görecekseniz temmuz ayından itibaren ülkemin ekonomisi öyle bir atağa kalkacak, öyle bir sıçrayacak ve büyüyecek ki etrafımızdaki Almanya’sı, Fransa’sı, İngiltere’si, İtalya’sı ve hele o her şeye burnunu sokan ABD’si de çatlayacak, patlayacak.”

    “Ülkemin büyümesini ve zenginleşmesini istemeyenleri 50 gramlık oy pusulasıyla yendiniz”

    Türkiye’nin 19 yıldır yönetiminde dünyayı, ülkesini ve milletini bilen, güçlü bir liderin olduğunu vurgulayan Soylu, şöyle devam etti:

    “Bu ülkenin başına çok dertler, sıkıntılar getirdiler. Yarın kullanacağınız oyu değersizleştirmek için, ‘siz kimsiniz de bu ülkeyi yöneteceksiniz’. ‘Halksınız, istediğimiz gibi değilsiniz, sizi beğenmiyoruz’ diyenlere Allah’a hamdolsun 50 gramlık oy pusulasıyla ders veriyorsunuz. 1960 darbesini, 1971 muhtırasını ve 1980 darbesini onunla yendiniz. 28 Şubat’ta inancımıza, kıyafetimize ve kimliğimize bulaşanları onla yendiniz. AK Parti kapatma davasında ayakta dimdik durdunuz. Korktular, ürktüler, sindiler, adım atamadılar. Sizin 50 gramlık oy pusulanız yendi. Güya çevreciymişler, Gezi olaylarını başlatıp Türkiye’nin faizi 4,5 iken ülkeyi daha fazla maliyetle karşı karşıya bırakması, bu ülkenin insanı huzur bulmasın, büyümesin ve zenginleşmesin güçlenmesin, büyük ve güçlü Türkiye olmasını, ülkemin büyümesini ve zenginleşmesini istemeyenleri 50 gramlık oy pusulasıyla yendiniz.”

    “Türkiye’de 15-20 bin civarında olan terörist sayısı 250’ye kadar düştü”

    Soylu, ülkede yürütülen terörle mücadeledeki başarıya dikkati çekerek, şunları kaydetti:

    “Buraya gelirken Jandarma Genel Komutanı aradı, Van Başkale’de 3 terörist daha gitti. Üreteceğiz, çocuklarımız okuyacak, meslek sahibi olacak. Ülkemizin her tarafında turist olacak. İnsanlar, topraklarını sürecek. Her şey olacak. Onlar da ürkütecekler, tehdit edecekler. Annelerin çocuklarını dağa götürecekler. 9 yaşındaki hafız olan çocukları annelerinden kopartıp dağa getirmişler. Bunun hesabını sormazsak bu dünyada da öteki dünyada da boynumuz bükük kalır. Nasıl Diyarbakır anneleri HDP’yi pes ettirdi. Onlar anaların yüreğinin ne olduğunu bilmiyorlar. Türkiye’de 15-20 bin civarında olan terörist sayısı 250’ye kadar düştü. Daha da düşecek. Terör örgütüne 1 yılda 5 bin 500 kişi katılıyordu. Şimdi 6 ay geçti, 4’ü yurt dışından 15 kişi. Hep beraber bunu sıfırlayacağız. Güzel Türkiye’mizin her tarafı huzur içerisinde oluyor.”

    İstikrar, güçlü liderlik ve hükümet anlayışıyla önemli başarılar elde edildiğini anlatan Soylu, “Şimdi Irak’ın kuzeyinde Hakurk’ta, Asiyan’da, Metina’da ve Zap’tayız. Ay yıldızlı bayrağımızla teröre aman vermiyoruz.” diye konuştu.

    “Uyuşturucudan şu anda içeride 88 bin kişi var”

    Soylu, uyuşturucuyla da güçlü şekilde mücadele ettiklerini belirterek, Cumhuriyet tarihinin en büyük yakalamalarını gerçekleştirdiklerini anımsattı.

    Çocukları zehirlemelerine müsaade etmeyeceklerinin ve uyuşturucuyla mücadelede aman vermeyeceklerinin altını çizen Soylu, “Uyuşturucudan şu anda içeride 88 bin kişi var. Büyük mücadele yapıyoruz. Her hafta 3 bin 500-4 bin kişiyi gözaltına alıyoruz. İçeridekilerin önemli bir bölümü satıcı. Çocuklarımıza musallat olmasın diye onları piyasadan itiyoruz. Ama birileri rahatsız oluyor.” ifadelerini kullandı.

  • ABD’de istihbarat servisleri gizemli UFO’ların varlığını teyit etti, ancak tanımlayamadı

    ABD’de istihbarat servisleri gizemli UFO’ların varlığını teyit etti, ancak tanımlayamadı


    Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) son yıllarda gökyüzünde görülen ve UFO (tanımlanamayan uçan cisim) olarak adlandırılan cisimlerin var olduğu ancak devlet kayıtlarında “insan dışı yaratık” olarak tanımlanabilmesi için yeterli delil bulunmadığı belirtildi.

    Geçtiğimiz günlerde Amerkan Donanması’nın radar kayıtlarına girip hızla kaybolan cisimlerin tespit edilmesi sonrası New York Times ve CNN gibi medya kuruluşu UFO konusunu yeniden gündeme getirmişti.

    ABD’de devletin resmi kayıtlarında son 20 yılda 120’den fazla UFO vakası rapor edildi. New York Times’ın perşembe günkü haberine göre konunun uzmanları, ABD Donanması tarafından tespit edilen gizemli cisimlerin Pentagon’un teknolojisine ait araçlar olmadığını düşünüyor.

    Ancak söz konusu cisimlerin olağanüstü şekilde hızlanmaları, yer değiştirmeleri ve suya hızla batma kabiliyetleri hala gizemini koruyor. Gazeteye açıklamada bulunan kıdemli bir devlet yetkilisi, ellerinde yeterli kanıt olmadığını ve herhangi bir tanımlama yapmanın da oldukça zor olduğunu kaydetti.

    Rapor hakkında bilgilendirilen ABD’li bir uzman, tanımlanamayan bu cisimlerin Çin ya da Rusya’nın hipersonik (sesten hızlı) teknonojilerini test ettiği araçlar olabileceği yönünde gittikçe artan endişeler olduğunu da aktardı.

    Barack Obama: Tanımlanamayan cisim kayıtları gerçek

    Söz konusu raporun 25 Haziran tarihinde Kongre’de açıklanması bekleniyor. Pentagon geçen sene ABD Donanması pilotlarının gökyüzünde tanımlanamayan bazı hava araçlarıyla karşılaştığına dair iddialarla ilgili videolar paylaşmıştı.

    ABD’nin eski başkanlarından Barack Obama geçtiğimiz ay popüler televizyon programı The Late Late Show’da yaptığı açıklamasında, “Gökyüzünde görülen ve ne olduklarını tam olarak bilmediğimiz nesneler hakkında devletin elinde kayıtlar var. Bu konuda ciddiyim.” ifadelerini kullanmıştı.

    ABD ordusu, halk arasında UFO olarak bilinen gizemli uçan cisimleri artık “tanımlanamayan hava olayları” şeklinde ifade ediyor.

  • Obama: Biden yarım kalan işleri tamamlıyor, Trump ise ekonomi politikamızdan fayda sağladı

    Obama: Biden yarım kalan işleri tamamlıyor, Trump ise ekonomi politikamızdan fayda sağladı


    Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) eski başkanlarından Barack Obama, başladıkları işleri Joe Biden ve ekibinin tamamladığını, buna karşın Donald Trump yönetiminin kurmuş oldukları istikrarlı ekonomik durumdan fayda sağladığını söyledi.

    Ülkenin en prestijli gazetelerinden New York Times’ın podcast (sesli internet röportajı) konuğu olan Brack Obama, katıldığı The Ezra Klein Show’da dikkat çekici açıklamalarda bulundu.

    2008 yılında dünya genelinde yaşanan ekonomik krizinin oldukça uzun sürdüğünü ve hükümetlerin yaraları sarmasının yavaş bir biçimde gerçekleştiğini belirten Obama, “Bankalara ödenen kurtarma paketlerinin miktarı, ben dahil kaç kişiyi kızdırdığını tahmin bile edemezsiniz.” diye konuştu.

    Covid-19 sebebiyle ABD ekonomisinin tekrar yara almasına da değinen Obama, teknik olarak hızlı bir gelişme kaydedilse de, bunun halka yansımasının yaklaşık 5 sene kadar süreceğini ifade etti. Trump yönetiminin kendi döneminde alınan ekonomik uygulamalardan faydalandığının altını çizen Obama, “Ancak Trump bizim kurduğumuz ekonomik yapıyı bozdu. Onun döneminde işsizlik yüzde 3.5’tu.” diye konuştu.

    Kendisinin ülke lideri olduğu dönemde ABD başkan yardımcılığı görevinde bulunan ve 2020 Kasım’ında ABD başkanlığı koltuğuna oturan Joe Biden ve yönetimi hakkında görüş bildiren Obama, “Şu anda görüyoruz ki Biden yönetimi bizim dönemimizde başlatılan ve yarım kalan işleri tamamlıyor. Benim başında olduğum hükümette görevli devlet memurlarının yüzde 90’ı, hala o dönemde alınan Sağlık Yasası ve Paris İklim Antlaşması gibi kararları uygulamaya ve bu yönetmeliklere katkı sunmaya devam ediyorlar. Bu insanlar kurumlar arası geçiş sisteminin nasıl geliştiğini ve esnek bir yapı aldığını artık anlamaya başladı.” ifadelerini kullandı.

    Obama, Trump döneminde meydana gelen Demokratlar ve Cumhuriyetçiler arasındaki kutuplaşmanın çözülmesi konusunda Biden’ın başarılı olacağına inandığını da sözlerine ekledi.

    ABD’lilerin yüzde 52’si Biden’ın icraatlarına onay veriyor

    Nisan ayı sonunda yapılan bir ankete göre halkın yüzde 52’sinin, ABD Başkanı Joe Biden’ın göreve gelmesinden bu yana geçen 100 gün içerisinde yaptığı icraatları onayladığı ortaya çıkmıştı.

    ABC News ve Washington Post’un ortaklaşa yaptığı anket sonuçlarına göre 20 Ocak’ta başkanlık görevini devralan Biden’in en beğenilen icraatının “Covid-19 pandemisi yönetimi” olduğu belirtilmişti.

    Biden, pazartesi günü yaptığı açıklamada federal kurumlara yaptığı bin 500 atamanın yüzde 14’ünün eşcinsel bireylerden oluştuğunu açıklamış, 1921’de Tulsa Katliamı’nın yaşandığı Oklahoma eyaletini ziyaret ederek, yaklaşık 300 siyahinin öldürüldüğü olaylara değinen ve kurbanları anan “ilk ABD Başkanı” olmuştu.

  • ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Türkiye’ye gelerek Suriye sınırını ziyaret edecek

    ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Türkiye’ye gelerek Suriye sınırını ziyaret edecek


    Amerika Birleşik Devletleri’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Linda Thomas Greenfield, 2-4 Haziran tarihlerinde Türkiye’yi ziyaret edecek.

    Greenfield, ziyareti sırasında üst düzey Türk yetkililerle bir araya gelecek.

    Büyükelçi Greenfield daha sonra Suriye sınırını ziyaret edecek.

    ABD’li Büyükelçi’nin ziyareti, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde görüşülecek olan ve Washington ile Moskova arasında yeni bir gerginliğe neden olması beklenen ‘sınır ötesi insani yardım faaliyetlerinin genişletilmesi’ toplantısının öncesine denk geliyor.

    Suriyeli mültecilerle bir araya gelecek Greenfield, ziyareti sırasında, Suriyeli mültecilere daha fazla uluslararası insani yardım yapılması ve sınır ötesi yardımların devam edebilmesi için daha fazla sınır kapısı açılması gerektiğine dikkati çekecek.

    Amerikalı bir yetkili, Greenfield ‘ABD’nin Suriye’ye insani erişim için güçlü desteğini ve Suriye halkına olan bağlılığını aktaracağını’ dile getirdi.

    Aynı yetkili, “Sınır ötesi insani faaliyet mekanizması yoluyla hayat kurtaran yardım sağlamaya devam etmekten daha acil bir şey olamaz. Bu daha önemli ve daha vahim hale geldi.” değerlendirmesinde bulundu.

    BM Güvenlik Konseyi’nin 15 üyesinin kararı ile 2014 yılında Suriye’ye Birleşmiş Milletler İnsani Yardım Koordinasyon Ofisi’nin eşgüdümündeki 4 noktadan sınır ötesi yardım faaliyetleri başlatılmıştı.

    Ancak Rusya ve Çin geçen yıl, Suriye’de yaklaşık 3 milyon kişiye BM yardımlarının gönderilmesine imkan tanıyan mekanizmanın yenilenmesini veto etmişti.

    Suriye’ye, mevcut BMGK kararı doğrultusunda sadece Türkiye üzerinden 2 sınır kapısından, Öncüpınar karşısındaki Babüsselame ve Cilvegözü karşısındaki Babülhava’dan uluslararası yardımlar yapılıyordu.

    İnsani faaliyetlere yönelik karar, 10 Temmuz 2021’de sona eriyor.

  • ABD Başkanı Biden: Federal kurumlara yaptığım atamaların yüzde 14’ü eşcinsel

    ABD Başkanı Biden: Federal kurumlara yaptığım atamaların yüzde 14’ü eşcinsel


    Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Joe Biden, federal kurumlara yaptığı bin 500 atamanın yüzde 14’ünün eşcinsel bireylerden oluştuğunu bildirdi.

    Kongre’ye seslenen Demokrat Partili Biden, LGBTQ bireyleri hayatın birçok alanında ayrımcılığa karşı koruyacağını belirttiği Eşitlik Yasası’nı kabul etmeye çağırdı.

    Bir Başkanlık kararnamesiyle haziran ayını ‘Onur ayı’ olarak tanıyan Biden, eşcinsel Amerikalılar için tam eşitlik sağlanana ve hakları kanunlarla garanti altına alınana kadar durmayacağını da ifade etti.

    Yaptığı konuşmada eşcinsel bireylere, “Başkanınız arkanızda, sizi destekliyor.” diye hitap eden ABD Başkanı, ülkesinde transseksüellere, özellikle de akademik çevrelerde zorbalık ve tacize maruz kalan ve intihar yoluyla kendine zarar verme, ölüm riskine haiz beyaz olmayan trans kadınlar ile LGBTQ gençlere yönelik şiddette trajik bir artış olduğunu dile getirdi.

    Biden’ın Ulaştırma Bakanlığı görevine getirdiği Pete Buttigieg, kabinede görev yapan ilk açıktan eşcinsel kişi oldu.

    Keza eşcinsel olduğunu açıktan duyuran Sağlık Bakanı Yardımcısı Rachel Levine de Senato tarafından onaylanan ilk transseksüel kişi olmuştu.

    Biden, göreve geldiği ilk gün federal kurumları, cinsiyete dayalı ayrımcılığı yasaklayan federal yasalar kapsamında LGBTQ bireyleri korumaya mecbur eden bir başkanlık kararnamesi imzalamıştı.

    Aktivistler Biden yönetimini, ABD tarihindeki en eşcinsel yanlısı hükümet olarak tanımlıyor.

    Joe Biden’ın atama yaptığını belirttiği federal kurumlar, Senato onayı gerektirmeyen pozisyonlar olarak tanımlanıyor.

    Beyaz Saray’ın sitesine göre, Biden’ın yaptığı atamaların yüzdelik birimleri şu şekilde;

    Yüzde 58’i kadın, yüzde 18’i siyah veya Afrikalı Amerikalı, yüzde 15’i Latin kökenli, yüzde 15’i Asya kökenli Amerikalı veya Pasifik Adalı, yüzde 3’ü Orta Doğu veya Kuzey Afrikalı yüzde ikisi Kızılderili veya Alaska Yerlisi, yüzde 14’ü LGBTQ +, yüzde 4’ü gazi, yüzde 3’ü engelli, yüzde 15’i ailesinde üniversiteye giden ilk kişi, yüzde 32’si vatandaşlığa kabul edilmiş kişiler veya göçmen çocukları.

  • Biden, Tulsa katliamını anmak için şehre giden ilk ABD Başkanı oldu, Tulsa’da neler yaşanmıştı?

    Biden, Tulsa katliamını anmak için şehre giden ilk ABD Başkanı oldu, Tulsa’da neler yaşanmıştı?


    Amerika Birleşik Devletleri (ABD) Başkanı Joe Biden, Tulsa Katliamı’nın 100’üncü yıl dönümünde Oklahoma eyaletine giderek, bu şehre kurbanları anmak için ziyaret gerçekleştiren ilk ABD Başkanı oldu.

    Biden yaptığı açıklamada ülkedeki sistematik ırkçılığın kökünün kazınması çağrısı yaptı.

    “Tüm Amerikan halkını ülkemizdeki ırkçı terörün derin kökleri üzerinde düşünmeye ve ülkemizde sistematik ırkçılığın kökünün kazınması için çalışmaya davet ediyorum” diyen Biden, olayın telafisinin imkansız olduğunun altını çizerek, bölgedeki siyahi halkın yaşadığı kültürel ve ekonomik zorlukların nesilden nesle aktarıldığını kaydetti.

    Biden, hükümetinin ırk eşitliği konusunda adımlar atmaya hazır olduğunu belirterek, “Tulsa’da yaşananlardan doğan korku ve acı bugün hala hissediliyor” dedi.

    Tulsa şehrinde ne olmuştu?

    1921’de yaşanan ırkçı olaylarda silahlı beyaz gruplar siyahlara saldırmış ve 300’e yakın siyahi hayatını kaybetmişti.

    Şehrin Greenwood kasabasında meydana gelen katliam Amerikan ırkçılık tarihindeki en kötü olay olarak kayıtlara geçti. Burada yaklaşık 10 bin siyahi yaşıyordu ve kamusal alanda ırklar arası ayrım söz konusuydu. Burası siyahilerin kendilerine ait sinemaları, manavları dükkanları, gece kulüpleri ve hatta iki gazete ile yerel temsilcileri bile olan adeta şehir içinde bir şehir gibiydi.

    Tulsa aynı zamanda eyaletteki en büyük ikinci şehirdi ve o dönem ‘siyahların Wall Street’i olarak anılıyordu çünkü burada yaşayanlar ülkedeki en varlıklı siyahilerdi.

    16 saat süren yağmada hem siyahiler öldürüldü hem de malları gasp edilerek, evleri yakıldı.

    Önce resmi kayıtlara 23 siyah ve 16 beyaz kişinin öldüğü yazıldı ancak daha sonra yapılan soruşturmalar ile en az 300 kişinin hayatını kaybettiği ve 800 kişinin de hastaneye kaldırıldığı anlaşıldı.

    Toplamda bin 256 ev alevler içinde kül olurken olayın kurbanlarına da gerekli tazminatlar ödenmedi.

    Olaylar nasıl gelişti?

    Olayların nasıl geliştiğine dair kesin net detaylarıyla bir bilgi yok ancak bilinen kısım o ki; 19 yaşında siyahi Dick Rowland 17 yaşında beyaz bir kız olan Sarah Page’i taciz etmekle suçlanmıştı. Ne var ki, genç kız herhangi bir suç duyurusunda bulunmamış ve olayın bir yanlış anlaşılmadan ibaret olduğunu açıklamıştı.

    Buna rağmen Rowland tutuklandı ve olaya ilişkin Tulsa Tribune gazetesinde yayınlanan bir yazı şehirdeki beyazları öfkelendirdi.

    Rowland’ın serbest bırakılmasını isteyen siyahiler mahkeme önünde toplandı. Onlar ile şehirde yaşayan Ku Klux Klan üyeleri arasında silahlı çatışma çıktı ve o sırada Rowland mahkeme tarafından güvenli bir yere götürüldü. Çıkan çatışmada ise 12 kişi hayatını kaybetti ancak bu olaylarda sadece bir başlangıçtı.

    Gelişmelere ilişkin haberler şehir içinde kulaktan kulağa yalan yanlış şekilde hızla yayıldı ve kısa süre içinde beyazlardan oluşan kalabalık gruplar Greenwood’a yöneldi. Bu sırada Rowland’ın linç edilerek öldürüldüğü söylentisi de siyahlar arasında yayıldı.

    Binlerce beyaz siyahi mahallerini yakıp yıkmaya başladı. Erkek, kadın ve çocuk önlerine çıkan herkesi öldürmeye başlayan kalabalığın amacı da kısa süre içerisinde değişti ve tüm olay katliamın yanı sıra büyük bir yağma ve hırsızlığa dönüştü.

    Daha sonrasında olaylara ilişkin yapılan pek çok analizde aslında bölgedeki beyazların uzun süredir böyle bir şey için fırsat kolladığı inancına yer veriliyor.

    Katliamda beyazların tarımsal ilaçlama yaptıkları küçük uçakların bile kullanıldığı ve bunlardan evlerin üzerine yanıcı ve patlayıcı maddeler atıldığı belirtiliyor. Tulsa polis teşkilatı üyelerinin bile bu uçaklarda yer aldığı aktarılıyor.

    Buck Colbert Franklin katliamdan sağ çıkmış olan bir görgü tanığı. Franklin 1 Haziran gününün erken saatlerinde en az 10 adet uçağın Greenwood üzerinde uçtuğunu ve son derece yanıcı olan terebentin torbaları attıklarını söylüyor.

    Katliam sonrası hayatta kalan siyahiler toplama kamplarına hapsedildi. Olaylar Tulsa’nın başka semtlerine de sıçradı ve buralarda da siyahi çalıştıran işverenlerden çalışanlarını teslim etmeleri istendi. O gün sadece Greenwood’da 6 bin siyahi gözaltına alındı.

    Sonrasında Oklahoma şehrinden 109 güvenlik görevlisi gönderildi ancak onlar da hiçbir şeye engel olamadı. Sonunda Ulusal Muhafızlar devreye girdi ve olağanüstü hal ilan edildi.

    Katliamda yer alan kimse yargılanmadı veya ceza almadı. Katliamdan sonra yıllarca olayların üstü örtüldü ve adeta unutturulmaya çalışıldı. Sigorta şirketleri siyahilere para ödememek için olayın siyahilerce düzenlenmiş bir ‘ayaklanma’ olduğu kayıtlara geçirildi.

  • Macron ve Merkel, Avrupalı politikacıların dinlenmesiyle ilgili ABD ve Danimarka’dan bilgi bekliyor

    Macron ve Merkel, Avrupalı politikacıların dinlenmesiyle ilgili ABD ve Danimarka’dan bilgi bekliyor


    Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Almanya Başbakanı Angela Merkel, ABD Ulusal Güvenlik Ajansı’nın (NSA) Danimarka’nın yardımıyla çok sayıda Avrupalı üst düzey politikacıyı dinlemesi olayına ilişkin Washington ve Kopenhag’dan bilgi ve açıklama beklediklerini bildirdiler.

    Macron ve Merkel, Almanya ile Fransa arasında çevrim içi olarak düzenlenen ortak bakanlar kurulunun ardından basın toplantısı düzenledi.

    Fransa lideri, NSA’nın Danimarka’nın yardımıyla çok sayıda Avrupalı politikacıyı dinlemesine ilişkin çıkan haberlerin doğru olması halinde bunun Avrupalı müttefik ve ortaklar arasında kabul edilemez olduğunu söyledi.

    Avrupalılarla Amerikalılar arasında güven bağı bulunduğunun altını çizen ve bu yüzden aralarında şüpheye yer olmaması gerektiğini kaydeden Macron, meselenin açıklığa kavuşturulması gerektiğini dile getirdi.

    “Tam bir netlik beklememizin nedeni bu.” ifadesini kullanan Emmanuel Macron, “Danimarkalı ve ABD’li ortaklarımızdan, bu ifşaatlar ve geçmiş gerçeklerle ilgili tüm bilgileri sağlamalarını talep ettik. Cevapları bekliyoruz.” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

    Merkel: Danimarka rahatlatıcı açıklama yaptı

    Almanya Başbakanı Angela Merkel de NSA’nın kendisi dahil çok sayıda Avrupalı üst düzey politikacıyı dinlemesine ilişkin, Fransa lideri Macron’un söylediklerine tamamen katıldığını söyledi.

    Merkel, yıllar önce NSA bağlamında bu konuların tartışıldığını anımsattı.

    “O zamanki olayların açıklığa kavuşturulmasına yönelik tavrımız değişmedi.” diyen Merkel, geçmişte doğru olan şeylerin bugün de doğru olduğunu kaydetti.

    Merkel, Danimarka yönetiminin özellikle de Savunma Bakanı Trine Bramsen’in bu konuda “rahatlatıcı” açıklama yaptığını belirterek, “Bu açıdan olayı aydınlatmanın yanında gerçekten güvene dayalı ilişkiler kurulabileceğimiz iyi bir temel görüyorum.” şeklinde konuştu.

    Danimarka, İsveç, Norveç, Alman ve Fransız basın kurumlarının, Danimarka Askeri istihbarat Servisi’nin (FE) 2012-2014 yıllarında yaptığı analizlere dayandırdıkları ortak haberde, NSA’nın, Merkel’in yanı sıra Alman, Norveç, İsveç ve Fransız siyasetçilerle üst düzey kamu görevlilerini hedef seçerek dinlediği iddia edilmişti.

  • Danimarka, ABD’nin politikacıları izlemesine yardım etti mi? Avrupalı hükümetler cevap istiyor

    Danimarka, ABD’nin politikacıları izlemesine yardım etti mi? Avrupalı hükümetler cevap istiyor


    ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA), ABD ile Danimarka arasındaki kablo anlaşması aracılığıyla başta Almanya Başbakanı Angela Merkel olmak üzere çok sayıda Avrupalı üst düzey politikacıyı izlediği yönündeki iddialara, Avrupalı hükümetlerden tepki gelmeye başladı.

    Fransız Avrupa Bakanı Clement Beaune söz konusu iddiaların doğrulanması halinde “bunun çok ciddi bir sorun olacağını” açıkladı.

    İsveç Savunma Bakanı Peter Hulqvist de Danimarka’dan istihbarat servisinin ABD’nin Avrupalı liderleri izlemesine yardımcı olup olmadığına cevap vermesini istedi.

    Danimarkalı milletvekili Karsten Hoenge de konuyu parlamentoya taşıyacağını açıkladı.

    Danimarka Devlet Televizyonu (DR); İsveç Devlet Televizyonu (SVT), Norveç Devlet Televizyonu (NRK), Alman gazetesi Süddeutsche Zeitung, Alman Birinci Televizyon Kanalının (ARD) bünyesinde bulunan WDR ve NDR ve Fransız Le Monde gazetesinin katkılarıyla araştırma haber yayımladı.

    “NSA, telefon numaralarını izleyerek siyasetçilerin tüm iletişim bilgilerine ulaştı” iddiası

    Habere göre, NSA, Merkel’in yanı sıra eski Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier, eski Almanya ana muhalefet partisi lideri Peer Steinbrück, Norveçli, İsveçli, Alman ve Fransız siyasetçilerle üst düzey kamu görevlilerini hedef seçerek takip etti.

    NSA, seçtiği bu kişilerin telefon numaralarını izleyerek siyasetçilerin tüm iletişim bilgilerine ulaştı, hatta telefon konuşmalarına da erişti.

    Danimarka Askeri İstihbaratı (FE, Forsvarets Efterretningstjeneste) ile NSA arasında özellikle Rusya ve Çin’i izlemek için Danimarka’dan geçen telekomünikasyon kabloları için anlaşma yapılmıştı.

    NSA’nın çalışmalarını gizlice izleyen ve Avrupalı siyasetçileri de izlediğini ortaya çıkaran FE, NSA’nın bu faaliyetlerini Mayıs 2015’te raporlamış fakat söz konusu rapor kurum içinde kalmıştı.

    Savunma Bakanı Trine Bramsen, FE’nin ülkedeki istihbarat teşkilatlarını denetleme ve gözetleme yetkisine sahip İstihbarat Teşkilatlarını İnceleme Kuruluna eksik belge ve yanlış bilgiler verdiğinin belgelenmesi üzerine, 21 Ağustos 2020’de Danimarka Askeri İstihbaratında 3 üst düzey yetkiliyi görevden uzaklaştırmıştı.

    Kablo anlaşması

    Danimarka ile ABD arasında 1990’lı yılların sonlarına dayanan kablo anlaşmasına göre, Danimarka hükümeti, topraklarından ve kara sularından geçen internet ve telekomünikasyon kablolarındaki bilgilere ABD’nin erişimine izin veriyor.

    Danimarka’nın dünya genelindeki internet ve telekomünikasyon bağlantılarında önemli bir konumda olduğu belirtiliyor.

    Özellikle Rusya ve Çin’deki internet ve telekomünikasyon bilgilerinin Danimarka’daki kablolar üzerinden geçmesi dolayısıyla ABD’nin Danimarka ile yaptığı bu anlaşma sayesinde bilgilere kolayca ulaşabildiği ifade ediliyor.