Etiket: 14 mayıs 2023 seçimleri

  • Yurt dışındaki Türklerin oy kullanma hakkı olmalı mı?

    Yurt dışındaki Türklerin oy kullanma hakkı olmalı mı?


    2012 yılında oy hakkına kavuşan ve ilk kez 2014 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanan yurt dışı seçmenin oy hakkı hemen her seçimde tartışma konusu oluyor.

    59 yaşındaki ev hanımı Sultan 20 yıldan fazladır Londra’da yaşıyor ve yurt dışında yaşayan pek çok Türk gibi o da 14 Mayıs seçimleri için oy kullanmayı planlıyor.

    Euronews’e konuşan Sultan “Eğer bu hak bana verilmişse, ülkemi kim yönetiyor bilmek durumundayım . Bu söz hakkına sahibim. Sonuçta bu benim ülkem” diyor.

    İnsanların kendisini Londra’da yaşamasına rağmen Türk siyasetine dahil olmakla eleştirdiğini belirten Sultan, “Anavatanımızla bağlantımızı canlı tutuyoruz. Her zaman oraya seyahat ediyoruz ve bazen aylarca kalıyoruz. Oradayken hastaneler, postaneler gibi halkın kullandığı aynı günlük hizmetlerden yararlanıyoruz. O halde neden kullanmayalım?” diye soruyor.

    İngiltere’de uzun yıllar çocuk bakıcısı olarak çalışan Sultan, “Onlara diyorum ki, Türkiye’den ayrıldığımda farklı bir ortam vardı. 1999’da büyük depremi yaşamıştık. İş imkanları yoktu benim için. Genel durum çok iyi değildi. Ancak her ne kadar düzeldiğine inansam da, birinin belli bir yaşta çocuklarının ve torunların sana ihtiyaç duyarken geri dönmesi kolay değil.” sözleriyle durumunu anlatıyor.

    “İki ülke de iş yapıyorum”

    40 yaşındaki Umut inşaat sektöründe iş sahibi ve 17 yıldır Fransa’yı evi olarak görüyor. Euronews’e seçimler için sandığa gideceğini söyleyen Umut, “Benim durumum başkalarından farklı olabilir çünkü her iki ülkede de iş yapıyorum. İki ülke arasında çok sık seyahat ediyorum ve söz hakkım olduğuna inanıyorum” diyor.

    Umut “Gözlemlediğim kadarıyla Avrupa’da yaşayan birçok Türk kendini Türkiye’ye ait hissediyor. Burada doğmuş ve büyümüş olsa da, her ne kadar içten içe hiç geri dönmeyeceğini bilse de, hep bir gün oraya döneceğini hayal ediyor.” diyerek tespitini aktarıyor.

    Umut’a göre yurt dışında yaşayan Türklere oy hakkı verilmesini eleştirenler aslında yurt dışındakilerin çoğunluğunun kendi yanlarında olacağını bilerek bu oy hakkını tanıyan mevcut AKP hükümetini eleştirme eğiliminde.

    Umut Türk olmayanların da vatandaşlık alınca oy hakkına kavuştuğuna dikkat çekerek, “İran ya da Körfez ülkelerinden bir kişi Türkiye’den ev aldığı için vatandaşlık alıyor ve oy kullanma hakkına sahip oluyorsa, biz neden sahip olmayalım? Neredeyse yurt dışındaki bütün Türk vatandaşları Türkiye’ye yatırım yapıyor.” diyor.

    Oy kullanırken önceliklerinin “adalet ve bağımsız yargı” olduğunu belirten Umut üç çocuğunun büyüdüklerinde Türkiye’deki seçimlerde oy kullanmayacağını düşünüyor ve ekliyor:

    “Kendilerini önce Fransız, sonra Türk olarak tanımlıyorlar. Bence Türk siyasetiyle ilgilenmeyecekler”.

    Yurtdışında seçmenin oy hakkını eleştirenler ve savunanlar ne diyor?

    Daha önce yalnızca havaalanları ve gümrük kapılarındaki sandıklarda tanınan oy kullanma hakkı 2012 yılında yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları için de kanunen tanındı.

    İlk kez 2014 yılındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerinde oy kullanan yurt dışı seçmenin oy hakkı hemen her seçimde tartışma konusu oluyor.

    Eleştirenler yurt dışında yaşayanların daha iyi yaşam şartlarına sahip olduğunu, kazandıkları para birimlerinin Türk Lirası’na karşı değerinin keyfini sürdüğünü ve Türkiye’nin iç siyasetinden etkilenmediğini savunuyor.

    Savunanlar ise bunun demokratik bir hak olduğunu vurguluyor.

    “Sınırı nerede çizeceğiz?”

    İstanbul Bilgi Üniversitesi siyaset bilimi öğretim üyelerinden Prof. Dr Emre Erdoğan oy hakkı söz konusu olduğunda kapsayıcı olunması gerektiğine işaret ediyor.

    Euronews’e konuşan Prof . Dr. Erdoğan, “Eğer oy hakkını vatandaşlığa yasladığınız zaman mülteciler oy kullanamaz çünkü vatandaş değiller. Mülteci ya da göçmenler ülkenin politikalarından etkileniyor. Ama biz bu insanların görüşünü almıyoruz.” diyor. 

    “Siz burada yaşamıyorsunuz, dolayısıyla ülkenin geleceği hakkında söz sahibi olamazsınız. Gidin nerede yaşıyorsanız orada oy verin demek biraz kısıtlayıcı geliyor.” diye ekliyor Prof. Dr. Erdoğan.

    “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkes ne olursa olsun oy kullansın’ ile ‘oy kullanmak demokrasidir ve politikalardan etkilenecek insanların o politikalar hakkında söz sahibi olması gerekir, dolayısıyla yurt dışında yaşayan bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı tabii ki kullansın’ demek arasında fark var. Çünkü ikincisinin bir sonraki adımı mülteciler de oy kullansına gider ve bence makul bir taleptir”.

    “Özellikle Almanya’da yaşayanların büyük bir çoğunluğunun Türkiye’de yatırımları var, evleri var” diyen Erdoğan, yurt dışı seçmeninin dolaylı ya da doğrudan Türkiye politikalarından etkilendiğini belirtiyor ve “Dolayısıyla sınırları nerede çizeceğiz?” diye soruyor. 

    Türkiye’nin yurt dışındaki vatandaşlara yönelik politikaları

    “Geniş kapsamlı düşünmekte hiçbir zarar yok” diyen Prof Erdoğan, yurt dışı seçim hakkının Türkiye’nin yurt dışındaki vatandaşlarına yönelik politikalarını incelemeden tartışılamayacağı görüşünde.

    “Almanya’ya bakıldığı zaman orada mobilize edilecek bir kitle görülüyor Türkiye’den bakıldığında. Bunun bir avantaj sağladığını düşünen kişi Turgut Özal’dı. Yerel siyasette aktif olsunlar, orada baskı grubuna dönüşsünler ve orada Türkiye lehine kararlar çıkarsınlar… Bir sonraki aşamada oradaki insanları Türk tutmak için çaba harcandı”.

    Erdoğan, “Almanya’da çok aktif bir dini örgütlenme var, bu dini örgütler ister istemez İslami siyasal hareketlerle de ilişkili” diyor.

    Türkiye’nin, yurt dışında özellikle Almanya’daki aktivitelerini orada yaşayan Türkiye kökenlilerin entegre olmaları için yapılmadığını aktaran Prof Erdoğan, bu politikaların Almanya’da bir “Türkiye” yarattığını ifade ediyor:

    “İşçi olarak çalışmaya giden insanların karşılaştıkları sorunları çözmek için dine sarılmaları ya da siyasal veya dini kimliklerini koruyabilmek için dine sarılmaları, Almanlaşmamak için dine sarılmalı… Bütün bunlar açıkçası orada bir Türkiye hinterlandı yarattı. Böyle bir hinterlanddan kimin oy alacağı belliydi”.

    Kürt hareketinin de yurt dışında, özellikle Fransa’da ve İsveç’te güçlü bir hareket olduğunu ifade eden Prof Erdoğan, dolayısıyla Türkiye siyasetinin diğer ülkelerde yaşayanlara da yansıdığını söylüyor.

    Erdoğan muhalefeti de “Türkiye’deki Sosyal Demokratlar ya da muhalefet açısından baktığımızda, yurt dışından özellikle de Almanya’dan oy alma konusunda faaliyetleri yok. Bu konuda başarısızlar” sözleriyle değerlendiriyor.

    Yurt dışında yaşayanların iki ayrı muhasebe defteri tuttuğunu söyleyen siyaset uzmanı, “Özellikle Almanya’dakiler orada sosyal demokrat partilere, burada ise sağ partilere oy veriyor. Çünkü yurt dışındaki sosyal demokrat partiler göçmenlerin haklarının genişlemesini istiyor”. diyor.

    Yurt dışı seçmenin tercihleri neye bağlı?

    İstanbul Bilgi Üniversitesi Avrupa Enstitüsü Direktörü Prof. Dr. Ayhan Kaya’ya göre yurt dışında seçimlere katılım, bu seçmenin anavatanla olan siyasi, kültürel, sosyal ve ekonomik bağlarının güçlü kaldığının bir göstergesi.

    “Özellikle küreselleşme süreçlerinin sağladığı ucuz iletişim ve ulaşım yöntemleri, göçmenler ile orijin ülke arasındaki bağları giderek güçlendiriyor. Zaman geçiyor olmasına rağmen, söz konusu bağlar güç kaybetmektense güç kazanıyor”.

    Geçmiş seçim sonuçları Almanya’da yaşayan Türk vatandaşlarının çoğunlukla Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan yana oy kullandığını, İngiltere’dekilerin desteğinin ise daha çok HDP ya da CHP’den yana olduğunu gösterdi.

    Prof. Dr. Kaya’ya göre bu durumun sebeplerinden biri ülkelerin uyum politikaları. Örneğin, Türk nüfusun daha çok göçmenlerden oluştuğu Almanya’da çifte vatandaşlığa izin verilmiyor. Türk vatandaşlığından vazgeçmek istemeyenler daha milliyetçi ve dini kimliklerini koruma eğiliminde. 

    “Bu grup genellikle dini kimliği güçlü olan, cemaatlerin etkin olduğu bir yaşam tarzını benimseyen, muhafazakar öncelikleri olan bir grup olduğundan AKP benzeri siyasal partilere daha yakın dururken, aynı zamanda liderleri olarak gördükleri Recep Tayyip Erdoğan’ın sunduğu “güçlü dünya lideri” imajını benimseyen ve ondan beslenen bir profil sergilemektedir” diyor Prof Kaya.

    Prof. Dr. Kaya Euronews’e yaptığı değerlendirmede yurt dışı seçmenin oylarını etkileyen bir diğer etkenin kişilerin yurt dışına gitme sebepleri olduğunu ifade ediyor.

    “Seçmen eğilimlerini belirleyen bir diğer faktör ise İngiltere, İsviçre, ABD, İsveç gibi ülkelerde yaşayan Türkiye kökenlilerin önemli bir kısmının mülteci kökenli olmasıdır. Bu ve benzeri nedenlerle Türkiye’deki iktidara mesafeli yaklaşan kitlelerden oluştuğu göz önünde bulundurulduğunda seçmen eğilimlerinin farklı olması daha kolay anlaşılabilir.” diye açıklıyor.

    Yurt dışında oy kullanmanın bir norm olması gerektiğini savunan Kaya, “Küreselleşmeci paradigmanın egemen olduğu 1990’lı ve 2000’li yıllarda bu konu tartışılırken genellikle uluslararası toplumda olumlu bir hava hakimdi. Ancak popülizmin egemen olmaya başladığı 2010’lu yıllarda ülkeler daha çok kendi içlerine kapanma eğilimi gösterdiklerinden bu hakkın bir anlamda kendi ülkelerinin hükümranlık alanına müdahale olarak görme eğilimi de arttı”.

    “Bağlam ne olursa olsun, göçmen kökenli insanların kaçınılmaz olarak hem orijin hem de bulundukları ülkeye aidiyet hisleri benimsiyor olduklarından vatandaşı oldukları her iki ülkenin de siyasetinde söz hakkına sahip olmaları gerektiğini düşünüyorum. Sadece kültürel yakınlık değil söz konusu olan, aynı zamanda sosyal bağlar, iktisadi çıkarlar da söz konusudur.” diye ekliyor Kaya.

    Sultan ve Umut yurt dışında oy kullanma hakkına sahip üç milyon kişiden yalnızca ikisi. Yurt dışı seçmenler toplam seçmen sayısının yaklaşık yüzde 5’ini oluşturuyor.

    Kamuoyu yoklamaları adaylar arasında başa baş bir mücadele öngörürken, yurt dışı seçmenlerin oyları potansiyel olarak belirleyici olabilir.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 14 Mayıs seçimleri: Sınır kapılarında kimler ve nasıl oy kullanılacak?

    14 Mayıs seçimleri: Sınır kapılarında kimler ve nasıl oy kullanılacak?


    Cumhurbaşkanı ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi kapsamında yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı seçmenlerin oy verme işlemleri 27 Nisan günü başladı.

    Türkiye’nin Avrupa’ya açılan sınır kapıları Kapıkule, İpsala, Pazarkule, Hamzabeyli ve Dereköy​​​​​​​’de yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı vatandaşlar oy kullanabilecek.

    Kapıkule’ye giriş, çıkış ve gar olmak üzere 3, İpsala, Pazarkule, Hamzabeyli ve Dereköy sınır kapılarına ise 1’er sandık kuruldu.

    Bir başkan, bir kamu görevlisi üye ve son genel seçimde Türkiye genelinde en çok oy alan üç siyasi partinin bildirdiği kişilerden oluşan yurt dışı sandık kurulları sınır kapılarındaki oy verme alanlarındaki yerlerini aldı.

    Sınır kapılarındaki oy verme işlemi 24 saat esasıyla gerçekleşecek ve 14 Mayıs Pazar günü saat 17.00’da sona erecek.

    İstanbul Havalimanı’nda da oy verme işlemi sabah saat 08.00’de başladı.

    Havalimanının dış hatlar terminalinde, geliş ve gidiş katında belirlenen iki alana sandıklar konuldu. Oy verme işleminde önce sandık kurulu üyeleri yemin etti. Yemin edilmesinin artından sandık kurulu üyeleri zarf ve pusula sayımı yaptı.

    Pasaport ve kimliklerini ibraz eden vatandaşlar, oylarını kullandı.

    Sınır kapılarında kimler ve nasıl oy kullanılacak?

    Gümrükte oy kullanmak isteyen yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı seçmen, sınır kapılarında belirlenen perona gelerek oy kullanmak istediğini bildirecek.

    Sandık kurulu başkanı, Seçim Bilişim Sistemi (SEÇSİS) üzerinden seçmenin, yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı olup olmadığını kontrol edecek, kayıtlı ise oy kullanıp kullanmadığını sorgulayacak.

    Oy kullanmadığı anlaşılan seçmen, sandık kurulu mührüyle mühürlenmiş oy pusulası ve zarfıyla mührü alarak, kapalı oy verme yerine gidecek ve oyunu kullanacak.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Cumhurbaşkanlığı seçimi: Gurbetçiler, yarın sandık başına gidiyor

    Cumhurbaşkanlığı seçimi: Gurbetçiler, yarın sandık başına gidiyor


    14 Mayıs 2023 Pazar günü yapılacak Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi için, gurbetçiler yarın sandık başına gitmeye başlayacak.

    Yurt dışında sandık kurulan ülkelerde en çok seçmen Almanya, en az seçmen Brezilya’da bulunuyor. 

    Yüksek Seçim Kurulunca (YSK), 73 ülke ve 156 yerdeki yurt dışı temsilciliğinde sandık kurulları oluşturuldu.

    Yurt dışı seçmen için yarın başlayacak oy verme işlemleri, yurt dışı temsilciliklerde 9 Mayıs’a kadar sürecek.

    Yurt dışı seçim kütüğüne kayıtlıların oy kullanmaları için hazırlanan gümrük kapılarında da yarın oy verme işlemi başlayacak. Gümrük kapılarında oy verme, 14 Mayıs 2023 Pazar günü saat 17.00’de bitecek.

    Yurt dışı seçmen kütüğüne kayıtlı seçmenler, tatil günleri dahil 24 saat süreyle oy kullanılabilecek.

    Yurt dışında, kayıtlı 3 milyon 416 bin 98 seçmen bulunuyor. Yurt dışında ilk kez oy kullanacak seçmen sayısı ise 277 bin 646.

    Bu seçmenler için gümrüklerde ise 4 bin 671 gümrük sandık kurulu kuruldu.

    Dış temsilciliklerde oy verme işlemi, o temsilcilik için ilan edilen tarih aralığında hafta içi ve hafta sonu yerel saatle 09.00 ile 21.00 arasında, başkonsolosluklara bağlı şehirlerde ise yerel saatle 09.00 ile 18.00 arasında yapılabilecek.

    Yurt dışı seçmenler, belirlenen temsilciliklerin herhangi birinde veya sandık kurulan herhangi bir gümrük kapısında oy kullanabilecek, bu işlem için randevu alınmasına gerek olmayacak.

    Seçimlerde Türklerin yaşadığı ülkelerde sandık kuran YSK, bu yıl ilk kez Belarus, Brezilya, Estonya, Fas, Karadağ, Kore Cumhuriyeti, Libya, Litvanya, Malezya, Nijerya, Pakistan, Portekiz, Slovakya ve Tanzanya’ya sandık götürdü.

    ABD’de 9 temsilcilikte oy verilecek

    YSK verilerine göre en çok seçmenin bulunduğu ülke 1 milyon 501 bin 152 ile Almanya oldu. Almanya’yı 397 bin 86 seçmenin yaşadığı Fransa ve 286 bin 753 seçmenin kayıtlı olduğu Hollanda izledi.

    Almanya’da seçmen sayısının fazla olması nedeniyle 26 temsilcilikte oy verme işlemi gerçekleştirilebilecek.

    134 bin 246 seçmenin oy kullanacağı Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) de 9 temsilcilikte oy kullanabilecek.

    Verilere göre, en az seçmenin yaşadığı ülke ise 581 ile Brezilya oldu, ilk kez bu seçimde sandık kurulacak Nijerya ise 584 seçmen ile en az seçmen bulunan ikinci ülke sırasında yer aldı.

    397 bin 86 kayıtlı seçmeni ile Almanya’dan sonra en çok Türk seçmenin yaşadığı ikinci ülke olarak belirlenen Fransa’da da 9 temsilcilikte oy verilebilecek.

    Avusturya’da, 6 temsilcilikte, Azerbaycan’da ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde de 3’er temsilcilikte oy kullanma işlemi gerçekleştirilebilecek.

    Sandık kurulacak ülkeler arasında en az seçmen sayısına sahip ülkeler ise 581 ile Brezilya, 584 seçmenle Nijerya, 635 seçmenle Türkmenistan olarak sıralandı.

    Öte yandan, Cumhurbaşkanı Seçimi’nin ikinci tura kalması halinde 28 Mayıs Pazar günü yapılacak ikinci tur için belirtilen temsilciliklerde 20-24 Mayıs’ta oy kullanılabilecek.

    Yurt dışı oylar yüksek güvenlik altında Ankara’ya gelecek

    Yurt dışında oy kullanma işleminin sona ermesinin ardından, oylar YSK’nin belirlediği yöntemlerle, yüksek güvenlik altında, diplomatik kuryelerle Türkiye’ye getirilecek.

    Bu oylar, Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulu Başkanlığınca, Ankara’daki ATO Congresium Fuar Merkezi’ndeki güvenlikli alanda saklanacak.

    Türkiye’de 14 Mayıs Pazar günü saat 17.00’de oy verme işleminin tamamlanmasının ardından diğer sandıklarla birlikte açılacak. Oyların sayım ve dökümleri Yurt Dışı İlçe Seçim Kurulu Başkanlığının nezaretinde yapılacak.

    Yurt dışı oylar nasıl dağıtılacak?

    Cumhurbaşkanı seçiminde, yurt dışında ve gümrük kapılarında kullanılan oylar, adayların genel oylarına doğrudan yansıyor. Bu oylar, adayların Türkiye’de aldığı toplam oylara ekleniyor.

    Yurt dışında geçerli oylar, milletvekili seçiminde ise Türkiye’deki illerin seçmen sayısı ile partilerin aldıkları oy oranlarına göre, il seçim çevrelerinde orantılı biçimde dağıtılıyor.

    Sandık kurulacak 73 ülke ve bu ülkelerdeki seçmen sayısı şöyle:

    1- Almanya: 1.501.152

    2- ABD: 134.246

    3- Arnavutluk: 1.416

    4- Avustralya: 53.902

    5- Avusturya: 111.659

    6- Azerbaycan: 11.036

    7- Bahreyn: 1.359

    8- Belarus: 643

    9- Belçika: 153.443

    10 – Birleşik Arap Emirlikleri: 12.757

    11 – Bosna Hersek: 2.946

    12- Brezilya : 581

    13- Bulgaristan: 6.391

    14- Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı: 127.281

    15- Cezayir: 2.280

    16- Çek Cumhuriyeti: 3.018

    17- Çin: 4.337

    18- Danimarka: 36.725

    19- Estonya: 776

    20- Fas: 685

    21-Finlandiya: 6.791

    22-Fransa: 397.086

    23- Günay Afrika: 1.561

    24- Gürcistan: 2.306

    25-Hollanda: 286.753

    26- Irak: 5.738

    27- İran: 1.592

    28 İrlanda: 6.770

    29-İspanya: 7.430

    30- İsrail: 5.088

    31- İsveç: 42.773

    32-İsviçre: 105.820

    33- İtalya: 20.148

    34- Japonya: 5.672

    35 Kanada: 40.418

    36- Karadağ: 1.704

    37- Katar: 10.868

    38- Kazakistan: 6.101

    39- Kırgız Cumhuriyeti: 3.118

    40- Kore: 866

    41- Kosova: 2.192

    42- Kuveyt: 4.725

    43- KKTC 140.111

    44- Kuzey Makedonya: 4.107

    45- Libya: 1.132

    46- Litvanya: 795

    47- Lübnan: 8.325

    48- Lüksemburg: 1.507

    49-Macaristan: 3.887

    50- Malezya: 711

    51- Malta: 2.808

    52- Mısır: 2.327

    53- Moldova: 861

    54- Nijerya: 584

    55- Norveç: 10.391

    56- Özbekistan: 3.182

    57- Pakistan: 1.233

    58- Polonya: 10.457

    59- Portekiz: 1.484

    60- Romanya: 10.172

    61- Rusya: 14.357

    62- Sırbistan: 2.311

    63- Singapur: 1.020

    64- Slovak Cumhuriyeti: 642

    65- Suudi Arabistan: 23.005

    66- Tanzanya: 865

    67- Tayland: 1.278

    68-Türkmenistan: 635

    69- Ukrayna: 2.608

    70- Umman Sultanlığı: 1.395

    71- Ürdün: 3.030

    72- Yeni Zelanda: 1.115

    73- Yunanistan: 11.714

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Yeni banknotlar artık kaçınılmaz mı? Türk ekonomisinin 500’lük banknotlara ihtiyacı var mı?

    Yeni banknotlar artık kaçınılmaz mı? Türk ekonomisinin 500’lük banknotlara ihtiyacı var mı?


    14 Mayıs seçimleri için sahaya inen siyasi parti liderlerinin vaatlerinin ilk sıralarında enflasyonu düşürmek ve işsizliği azaltmak geliyor.

    Nisan ayının ilk haftasında açıklanan TÜİK verilerine göre martta enflasyon yıllık bazda 50.51, ENAG’a göre ise yüzde 112.51 oldu.

    Kime ekonomistler mevcut durumun sürdürülebilir olmadığını belirterek, 500’lük yeni banknot basımının artık kaçınılmaz olduğu görüşünde.

    Bir süredir ekonomistler hükümetin böyle bir hazırlık içinde olduğunu dillendiren uzmanlar, Türk Lirasının alım gücünün düşmesi sebebiyle bunun şart olduğunu söylüyor.

    TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı ve AKP Bingöl Milletvekili Cevdet Yılmaz ise ”500 liralık banknotlara Türkiye’nin ihtiyacı yok” diyor.

    500 TL’lik yeni banknotlara ihtiyaç var mı?

    Ekonomist Dr. Murat Kubilay, 5 TL’nin alım gücünün kalmamasından ötürü yeni 500 TL’lik banknotların tedavüle sürülebileceği öngörüsünde bulunuyor.

    Kubilay’a göre sadece 500 TL’lik banknotlar değil, süreç böyle devam ederse iktidar değişsin ya da değişmesin yeni 1000 TL’lik banknotlar da yolda.

    “Türkiye’de altılı para sistemi uygulanıyor. Yani altı demir para, altı da banknot oluyor. Şimdi 500 TL banknot için öncelikle 5 TL kağıt paranın demir paraya çevrilmesi gerekiyor.” diyor Dr. Murat Kubilay.

    Bunu çevirirken başka bir demir paranın elimine edileceğini belirten Kubilay, uzun yıllardır Türkiye’de uygulandığı için bunun kanunla yapılabileceğini söylüyor.

    Yeni banknotlar için hazırlık olduğu yönündeki konuşmalara dikkat çeken Kubilay, “Şu anda 5 TL’nin de satın alma gücü kalmadığı için 500 TL banknotları beklemek gerekiyor.  Ama şunu ifade edeyim; süreç böyle giderse iktidar değişsin ya da değişmesin sadece 500 TL değil, biz 1000 TL’yi de görürüz.” ifadelerini kullanıyor.

    Dr. Murat Kubilay, halihazırda böyle bir hazırlığın olduğunu fakat bu sürecin seçim sonrasına bırakılacağını ifade ediyor.

    Kubilay, seçim öncesi böyle bir adımın 90’lı yılları anımsatacağını dile getiririyor:

    “90’lı yıllarda üst üste yaşanan yüksek enflasyondan dolayı yeni para basımları yaşandı. 20 bin lira ile başlayan süreç 50 bin, 100 bin ile devam etti. Günün sonunda bu paralarla sadece ekmek alındı. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu dönemi kötülüyor ve aynı duruma kendisinin düştüğünü ifade etmek istemiyor. O nedenle yeni banknotlar seçim sonrasına kaldı.”

    Yeni banknotların basılması ne anlama geliyor?

    Ekonomistler her ne kadar bu büyük küpürlerin günlük hayatta pek etkisi olmasa da para basımının yüksek enflasyonun kabul edildiğinin bir kanıtı olduğu görüşünde.

    Bu durumun psikolojik açıdan sonuçları olduğunu vurgulayan Dr Kubilay, yüksek banknot basımının kronik enflasyondan dolayı ‘paranın değerinin korunamadığını itiraf etmek’ anlamına geleceğine dikkat çekiyor:

    “O nedenle sürekli yeni banknotlar basılırsa ve buna ihtiyaç olduğu ortaya çıkarsa enflasyonun tıpkı 90’lardaki gibi satın alma gücünü ciddi anlamda tehdit ettiğini iktidar da açık şekilde kabul etmiş olacak. Ama bu imajı istemiyorlar. Halbuki bu tip yeni banknotların ticareti kolaylaştırıcı tarafları da var. Belli bir yerden sonra kullandığınız en büyük küpür 10 Dolar veya altında kalınca para sayımını zorlaştırmış oluyorsunuz. Aynı zamanda sadece 200 TL demeyelim, 10 TL ve altının da kullanımı azalıyor. 50 TL altındaki parayı çok ender çekiyoruz. Özetle yeni banknotlar ekonomide bir neden değil sonuç. Enflasyonun kronik hale geldiğini Türk Lirasının döviz kuruna ve enflasyona karşı korunamadığı anlamına geliyor.”

    “Atılan sıfırlardan biri geri geldi”

    Ekonomist Dr. Murat Kubilay, paradan atılan sıfırlardan birinin bir süre önce geri geldiğini, böyle giderse de ikinci sıfırın da bir kaç yıl içinde geri geleceğini söylüyor.

    “Biz 2005 yılı başında paradan altı sıfır attık ama çoktan o sıfırlardan biri geri geldi” diyen Kubilay, “Böyle giderse bir kaç yıl içinde ikinci sıfır da geri gelecek. Dönemin ruhundan ötürü yüzde 20 üzerindeki bütün enflasyonlar yüksek. Artık bir anda paraya yeni bir kaç sıfır gelmesi olmuyor ama bu çağa göre bir sıfır gelmesi kötü bir görüntüdür. Son 10 yılda dolar kurunun geldiği yere bakarsak neticeyi de daha iyi anlamış oluruz. Bu durumun piyasalara ya da dış ticarete de bir etkisi yok, elektronik ödeme sistemleri yayın, döviz kullanılıyor. Ama yabancıların Türkiye’de para bozdurduklarında daha kalın banknot olacak.” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Geçinemeyen akademisyenler anlatıyor: ‘Geçim kaygısı akademik üretimin önüne geçti’

    Geçinemeyen akademisyenler anlatıyor: ‘Geçim kaygısı akademik üretimin önüne geçti’


    Türkiye’de derinleşen ekonomik kriz toplumun her kesimini etkilerken, akademisyenler de durumdan nasibini aldı. Bir süredir sosyal medya üzerinden kampanya yürüten çok sayıda akademisyen #AkademikZam etiketiyle seslerini duyurmaya çalışarak zam talebinde bulunuyor.

    euronews’e konuşan akademisyenler kira, fatura ve barınma gibi temel ihtiyaçların günden güne yaşamlarını ciddi şekilde etkilemeye başladığını dile getiriyor. Geçim sıkıntısının akademik ve bilimsel üretime nasıl engel teşkil ettiğini ise günlük yaşamlarında karşılaştıkları sorunlarla anlatıyorlar. 

    Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Ardıç kira, fatura ve gıda fiyatlarındaki ciddi artışın son iki yıldır yaşamını etkilediğinden bahsediyor.

    Üç sene önce kiraladığı evin kira ve aidatının toplamı maaşının üçte birine denk gelirken, şimdi maaşının İstanbul Kartal’da bir ev kirası ve aidatını karşılamaya yeterli olmadığını söylüyor.

    Evsiz kalma kaygısının akademik üretimini olumsuz etkilediğini dile getiren Dr. Zeynep Ardıç, en son ne zaman bir kitapçıya uğradığını hatırlamıyor:

    ‘’Eskiden alanımdaki kitaplara bakar beğendiklerimi alırdım, yeni yayınları takip etmeye çalışırdım. Arkadaşlarımla arada bir dışarı çıkar yemek yerdim. Bazen kütüphane yerine bir kahve alıp bir kafede çalışabilirdim. Ancak şu anki maaşımla bunların hiçbirini gönül rahatlığıyla yapamıyorum. Her şeyin fiyatını hesaplamam gerekiyor. Dışarıda bir yemeğe gitmek, hatta kahve içmek bile lüks haline geldi. En son ne zaman bir kitapçıya girip kitap aldığımı bile hatırlamıyorum. Çünkü internetten tüm siteleri karşılaştırıp en ucuzunu almak zorunda hissediyorum’’

    “11 bilimsel kitap mevcut maaşımın yüzde 15’ine denk geliyor”

    Araştırma Görevlisi Ömer Orbay Çetin de artık akademik kariyerine yatırım yapamıyor. 2021 Temmuz ayında verilen yaklaşık %8,5’lik zam sonrası Araştırma Görevlisi maaşı 6.994 TL’den 7.500 TL’ye yükseldi ancak bu alım gücüne yansımadı:

    ‘’2021 Kasım ayında kendi alanım olan muhasebe ile ilgili tek siparişte 11 adet bilimsel kitap almıştım ve toplam ödediğim tutar 370 TL idi. Bu tutar o ayki maaşımın yüzde 5’ine denk geliyordu. Şu an aynı 11 bilimsel kitap yaklaşık olarak 2.700 TL ve mevcut maaşımın yüzde 15’ine denk geliyor. Gündelik yaşamdan örnek ise, X markasından aldığım bir kaban fiyatı 2022 Ocak ayında maaşımın yüzde 10’una denk gelirken, aynı markanın aynı ürünü 2023 Nisan ayı itibariyle mevcut maaşımın yüzde 35’ine denk gelmekte.’’

    Araştırma Görevlisi Sümeyye Erkalan Coşkunsu’nun durumu da diğer akademisyenlerle benzer. Akademik çalışmaları için basılı kaynak satın alırken önce kredi kartı ekstresine bakıyor.

    Ve satın alıp almamaya öyle karar veriyor. Her ne kadar akademik çalışmalarını sürdürmek için bazı kaynaklara kütüphaneden erişim sağlasa da bunun yeterli olmadığını sözlerine ekliyor. 

    Bu durumun ise motivasyonunu kırdığını ve akademik çalışmalara odaklanmada sorun yarattığını dile getiriyor:

    ‘”Şu an geldiğimiz noktada, kendi görev yaptığım fakülte için ifade etmem gerekirse idarecilerimiz kaynak erişimimizin nispeten artması için bazı veri tabanlarına üyelik sağlıyorlar ancak bu konuda da maalesef maddi kaynak yetersizliği sebebiyle erişmemiz gereken veri tabanları arasından tercihte bulunup bazılarını seçenekler arasından elememiz gerekiyor. Halihazırda kalitesizlik henüz yoksa da bu şekilde devam etmesi durumunda özellikle akademisyenlerin geçim kaygısı sebebiyle bilimsel faaliyetlere odaklanamaması sonucunda kalitenin düşeceği yadsınamaz bir gerçek olarak karşımızda.’’

    Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Ardıç da ekonomik zorlukların yarattığı stres ve motivasyon eksikliğinden dem vuruyor. Sürekli geçim derdi ve gelecek kaygısıyla meşgul olduklarından akademik üretimde bulunamadığına dikkat çekiyor:

    ‘’Meselenin psikolojik boyutu da çok önemli. Son dönemde haberlerde belediye işçilerine yapılan zamları görüyoruz ve maaşlarımızın bu miktarlar yanında ne kadar düşük kaldığını fark ediyoruz. İşçilerin maaşlarıyla hiçbir problemimiz yok, bu ekonomik şartlarda çok daha fazlasını hak ediyorlar. Ancak işçi maaşlarından bile düşük maaşlar alıyor olmak akademisyenler açısından motivasyon kırıcı olmaktadır. 3-5 sene öncesine kadar yakın maaşlar almakta olduğumuz doktor ve hakim maaşlarıyla akademisyen maaşları arasında ciddi bir fark oluştu ve akademisyenler bir anlamda yoksulluğa mahkum edildi. Bu yüzden akademisyen maaşlarına seyyanen zam yapılması gerekiyor.’’

    Akademisyenlerin güncel akademik gelişmeleri takip etmek için en yararlandıkları ulusal ve uluslararası konferanslara katılmaları da giderek zorlaşıyor. 

    Araştırma Görevlisi Ömer Orbay Çetin artık yurt dışı konferanslarını takip edemediklerini hatta yurt içi konferanslara bile katılmanın zorlaştığını söylüyor:

    ‘’2021 yılında en azından ulusal kongrelere katılmak ve birkaç gün konaklamak mümkünken, bugün itibariyle en yakın şehirdeki ulusal bir kongreye katılmak için neredeyse maaşımın 3’te 1’ini kullanmak zorundayım. Barınma, beslenme ve giyinme gibi temel ihtiyaçları karşıladıktan sonra ne yazık ki böyle bir imkan kalmıyor. Uluslararası bir kongreye katılmak ise imkansız. O kadar imkansız ki uzun süredir hayal dahi etmiyorum. Aldığım kitap sayısı yarı yarıya düşmüş durumda. Alanımla ilgili özellikle takip etmek istediğim uluslararası dergi veya web sitelerine üye olabilme ihtimalim yok. Yurt içinde alanımla ilgili çeşitli eğitimler alabilme imkanım da yok. Ne yazık ki bir bilim insanı olarak kendimi sürekli güncellemem ve donanımımı artırmam gerekirken, bunların hiçbirini yapamıyorum. Bu ve benzeri durumlar, akademik bir söylemle ifade etmek gerekirse sadece yerli literatürde sıkışıp kalmaya ve evrenselleşememeye sebep oluyor.‘’

    Çetin, akademisyenlerin geçim derdinde olması ve bu kaygının giderilmemesi halinde ileriki süreçlerde akademik üretimin derinden etkileneceği görüşünde:

    ‘’YÖK’ün paylaştığı verilere göre dünya genelinde ilk 500’de yer alan üniversite sayımız artık sıfır. Yine YÖK tarafından paylaşılan verilere göre akademisyenler için en üst seviye yayınların yapıldığı Q1 ve Q2 dergilerinde yayınlanan makale sayılarında düşüş var. Ayrıca yine çeşitli haberlerde özel sektör iş verenlerinin, lisans mezunlarının donanımlı olmamasından da yakındığı durumlar var. Akademisyenlerin alım gücünün düşmesi ve temel ihtiyaçlarını karşılamada dahi zorlanmasıyla başlayan süreç, aynı akademisyenlerin öğreticilik yaptığı lisans ve lisansüstü öğrencilerin mezuniyetleri sonrasındaki niteliklerini düşmesine neden olacak kadar çeşitli negatif sonuçlar doğurmaya devam edecek.’’

    Öğretim Görevlisi Dr. Zeynep Ardıç ise akademisyen maaşlarından ötürü hiçbir başarılı öğrencinin akademiye yönelmeyeceğinin altını çiziyor. 

    Özel sektör ya da yurtdışında normal maaşlarla düzgün bir hayat sürmek varken akademisyen olup yoksulluk sınırının çok altında maaşlarla çalışmanın hiç bir öğrenciye cazip gelmeyeceği fikrinde:

    ‘’Halihazırda akademisyen olan pek çok insan da akademiyi terk edip başka mesleklere, özellikle de özel sektöre yönelecektir. Bu da akademinin kalitesini ciddi bir biçimde etkileyecektir. Ki bu etki görülmeye başlandı. Yakın zamanda Prof. Dr. Ufuk Akçiğit hocanın yaptığı araştırma Türkiye’nin en başarılı ve üretken akademisyenlerinin yurt dışına gittiğini ve bu rakamın 12 bin civarında olduğunu göstermiştir. Akademik çalışmaların desteklenmemesi ve akademisyen maaşlarının bu denli düşük olması beyin göçünü arttıracaktır. Zaten akademinin yapısal sorunları verimliliğinin önünde ciddi bir engel teşkil ediyor. Özellikle mobbing akademisyenlerin motivasyonunu ve üretkenliğini çok olumsuz yönde etkiliyor. Buna bir de ekonomik sıkıntılar eklendiğinde kalitesizlik ve verimsizliğin artması kaçınılmaz olacaktır.’’

    ”Ekonomik sıkıntılar beyin göçüne ciddi bir ivme kazandıracaktır”

    Peki bu durum akademik bir göç yaratır mı sorusuna öğretim görevlisi Dr. Zeynep Ardıç, akademik göçün öncelerde başladığını fakat ekonomik sıkıntılarda beyin göçünün ivme kazanacağı kanaatinde.

    Yetişmiş insan kaynağının önemine dikkat çeken Ardıç, akademisyenlerin bilim üretebilmesi için geçim sıkıntısından kurtarılması gerektiğini vurguluyor:

    ‘’Bu göçün aslında çok önceden başladığını biliyoruz ama ekonomik sıkıntılar bu beyin göçüne ciddi bir ivme kazandıracaktır. Bir akademisyenin yetişmesi uzun bir süreç ve emek gerektirir ve bunun bir karşılığı olması gerekir. Maaşların belirlenmesinde de bu yönde adaletli ve hakkaniyetli bir yaklaşım gereklidir. Eğitimine bu kadar emek ve zaman harcayan insanların adil bir maaş almaması akademisyenleri akademiye küstürüyor ve özel sektöre ya da yurtdışına gitmeye yöneltiyor. Bu da ülkenin geleceğini çok olumsuz etkiliyor.‘’

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı son seçim anketleri : Erdoğan, Kılıçdaroğlu ve İnce’nin oy oranı kaç?

    14 Mayıs 2023 Cumhurbaşkanlığı son seçim anketleri : Erdoğan, Kılıçdaroğlu ve İnce’nin oy oranı kaç?


    Anket firmaları 14 Mayıs’ta yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin son kamuoyu araştırmalarını yayınlamaya devam ediyor.

    Son anketlere göre Millet İttifakı’nın adayı Kılıçdaroğlu, Cumhur İttifakı’nın adayı Erdoğan, Memleket Partisi’nin adayı Muharrem İnce ile ATA İttifakı’nın adayı Sinan Oğan’ın oy oranı kaç?

    Avrasya, MAK, Türkiye Raporu, AR-G, Aksoy, PİAR, Saros ve Yöneylem, MetroPoll, ORC ve Gezici’nin mart ve nisan ayı anket sonuçlarını aşağıdaki grafiklerimizden takip edebilirsiniz. 

    Gezici’nin 1-2 Nisan’da yaptığı ankete göre Kemal Kılıçdaroğlu yüzde 53,4 oy alırken Recep Tayyip Erdoğan yüzde 43,2’de kalıyor. Muharrem İnce yüzde 2,1; Sinan Oğan ise yüzde 1,3 oy alıyor. Seçimin ikinci tura kalması halinde ise Kılıçdaroğlu yüzde 55,2 oy alırken Erdoğan yüzde 44,8’de kalıyor.

    Metropoll’ün Nisan ayındaki anketine göre ise Kılıçdaoğlu yüzde 42,6; Erdoğan yüzde 41,1 oy alıyor. Bu ankette İnce’nin oyu yüzde 5; Oğan’ın oyu ise yüzde 2,2. Ancak bu ankette kararsızlar dağıtılmadan önceki sonuçları yansıtıyor.

    MAK Danışmanlık Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Ali Kulat Habertürk yayınında yaptığı açıklamada son yaptıkları araştırmanın sonucunu paylaştı. Buna göre Kılıçdaroğlu yüzde 47; Erdoğan ise yüzde 42 oy alıyor. Arasında Muharrem İnce’nin de olduğu “diğerleri”nin oyu yüzde 3. Kararsız seçmenin oranı ise yüzde 8. Kulat kararsızların büyük oranda HDP seçmeni olduğunu bildirdi

    Mart ortasında anket çalışmasını yayınlayan Türkiye Raporu’nun araştırmasına göre Kılıçdaroğlu ile Erdoğan arasında 9 puanlık bir fark dikkat çekiyor. Ankette kararsızlar dağıtıldığında Kılıçdaroğlu’nun oyu yüzde 54,5 olurken, Erdoğan’ın oyu yüzde 45,5 oldu.

    AR-G Araştırma’nın 14 Mart’ta açıkladığı son ankete göre seçim ikinci tura kalıyor. Ankete göre Kılıçdaroğlu yüzde 46,2; Erdoğan ise yüzde 43,1 oy alıyor. AR-G’nin anketine göre Muharrem İnce yüzde 7,6; Sinan Oğan ise yüzde 3,1 oy alıyor.

    Aksoy’un 8 Mart’ta yaptığı ankete göre Millet İttifakı adayı Kılıçdaroğlu yüzde 55,6 oy aldı. Cumhur İttifakı adayı Erdoğan’ın oyu ise yüzde 44,4 oldu.

    PİAR’ın 10 Mart’ta açıkladığı sonuçlara göre Millet İttifakı adayı Kılıçdaroğlu yüzde 57,1 oy alırken Cumhur İttifakı adayı Erdoğan yüzde 42,9’da kalıyor. PİAR’ın anketi 12 ilde bin 460 kişinin katılımıyla bilgisayar destekli telefon görüşmesi (CATI) yoluyla gerçekleştirildi.

    İYİ Parti lideri Meral Akşener’in Altı Masa müzakerelerinde yaşadığı kriz döneminde ilk anket ORC’den gelmişti. Buna göre ankette Kemal Kılıçdaroğlu için yüzde 56,8 oy oranı çıkarken Recep Tayyip Erdoğan yüzde 43,2 oy aldı. Anket 28 ilde bin 850 kişi ile CATI yoluyla gerçekleştirildi.

    24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçiminde adaylar kaç oy almıştı?

    24 Haziran 2018 cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhur İttifakı adayı Recep Tayyip Erdoğan ilk turda oyların yüzde 52,4’ünü alarak cumhurbaşkanı seçilmişti. Diğer adaylardan Muharrem İnce yüzde 30,8; Selahattin Demirtaş yüzde 8,3; Meral Akşener yüzde 7,4 ve Temel Karamollaoğlu yüzde 0,9 oy almıştı.

    Editör notu: Araştırma şirketlerinin yeni anketleri yayınlandıkça haberimiz güncellenecektir.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 14 Mayıs seçimleri: Yurt içi ve yurt dışında oy kullanacak seçmen sayısı belli oldu

    14 Mayıs seçimleri: Yurt içi ve yurt dışında oy kullanacak seçmen sayısı belli oldu


    Yüksek Seçim Kurulu Başkanı Ahmet Yener, 14 Mayıs’taki seçimlerde yurt içi ve yurt dışında toplam 64 milyon 113 bin 941 seçmenin oy kullanacağını açıkladı.

    Cumhurbaşkanlığı ve 28. Dönem Milletvekili seçimlerine ilişkin bilgiler paylaşan Yener, “Yurt içi ve yurt dışında seçmen sayımız 64 milyon 113 bin 941” dedi.

    Yener’in açıklamalarına göre seçimde oy kullanacak seçmen sayısı ve profili şu şekilde:

    • 30 milyon 710 bin kadın seçmen, 29 milyon erkek seçmen, seçmenlerimizin yüzde 49,43’ünü erkek seçmenler oluşturuyor.
    • İlk kez oy kullanacak seçmen sayısı 4 milyon 904 bin 672, ikinci tura kalması halinde bu sayıya 47 bin daha kişi ilave edilecek.
    • Hükümlü olan seçmen sayımız 53 bin 172 adet
    • Yurt dışında ise seçmen sayısı 3 milyon 416 bin 118 olup, bu seçmenlerimizden 1 milyon 595 bin kadın, 1 milyon 890 bin 940 erkek seçmen sayımız bulunmaktadır.
    • Yurt dışında ilk kez oy kullanacak seçmen 277 bin 646’dır.
    • 133 bine yakın deprem bölgesinden diğer bölgeleri giden vatandaşlar olduğu kayıtlarımıza intikal etmiştir.

    Yener, fazla pusula basıldığı iddialarına ilişkin ise “Sandıkların her siyasi partinin temsilcileri bulunmaktadır, fazla gelen oy pusulaları oy torbalarının içine konulmaktadır. Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalma ihtimali olması nedeniyle yapılan uygulama mevzuata uygundur.” dedi.

    Bileşik oy pusulalarının 390-410 ve 720’lik paketler halinde gönderildiğini belirten YSK Başkanı Yener, “Bileşik oy pusulaların zarar görmesine binaen yurtiçine 5 paket, yurtdışına bir paket gönderilmekte olup, oy pusulalarının kullanılıp kullanılmadığı tutanaklarla YSK’ya gönderilmektedir. Yasa uyarınca sandıkta temsilcisi bulunan siyasi partilerin temsilcileri bulunmakta. Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalma ihtimali nedeniyle Devlet Malzeme Ofisiyle yapılan anlaşma gereği basılan pusulaların abartma olmadığı, mevzuata uygun olduğu görülecektir” açıklamasını yaptı.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • 14 Mayıs’ta oy kullanacak yurt dışı doğumlu seçmen sayısı kaç?

    14 Mayıs’ta oy kullanacak yurt dışı doğumlu seçmen sayısı kaç?


    Yüksek Seçim Kurulu (YSK) seçmen listeleri ve detaylarını siyasi partilerle paylaşmaya devam ediyor. Bunlar arasında seçmenlerin doğum yerleri de dahil olmak üzere birçok bilgiye erişilebiliyor.

    CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Onursal Adıgüzel geçtiğimiz günlerde Suriyeliler başta olmak üzere yurt dışı doğumlu seçmen verilerine dair ayrıntıları gündeme getirdi.

    Zaman zaman Suriyeliler başta olmak üzere yabancı kökenli seçmen sayısı tartışma konusu oluyor. 

    Peki, resmi veriler ne diyor? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan Suriyeli seçmen sayısı kaç? Yurt dışında kaç seçmen oy kullanacak?

    Adıgüzel’in yaptığı açıklamaya göre yurt dışı doğumlu seçmen sayısı yaklaşık 1 milyon 325 bin. Bunların 168 bini Suriye kökenli. İlk sırada 348 bin ile Bulgaristan doğumlular yer alıyor. 209 bin Almanya doğumlu seçmen 14 Mayıs’ta oy kullanabilecek. 24 bin Afganistan doğumlu; 22 bin İran doğumlu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı seçmen listesinde yer alıyor. 16 bin Irak kökenli, 6 bin de Libya doğumlu kişi listelerde yer alıyor.

    Suriye, Afganistan, İran, Irak ve Libya doğumlu toplam yurtdışı seçmen sayısı 235 bin 701.

    100 seçmenden ikisi yurt dışında doğdu

    24 Mart’ta Resmî Gazete’de yayımlanan bilgiye göre yurt içinde 60 milyon 904 bin; yurt dışında 3 milyon 287 bin seçmen oy kullanabilecek. Buna göre toplam seçmen sayısı 64 milyon 191 bin 285. Ancak seçmen listeleri 2 Nisan’a kadar güncellenebildiğinden bu sayıda çok az değişiklik olabilir.

    Mevcut bilgilere göre toplam seçmenin yüzde 2’si yurtdışında doğdu.

    100 seçmenden 5’i yurt dışında oy kullanacak

    Yurt dışındaki seçmenler 14 Mayıs 2023 seçimlerinde özellikle cumhurbaşkanlığı seçimlerinde önemli rol oynayabilir. Çünkü 3 milyon 287 bin seçmen yurtdışında oy kullanabilir. Bu da toplam seçmen sayısının yüzde 5’ine karşılık geliyor.

    Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü de 2 Aralık 2022 tarihinde yaptığı açıklamada bulunarak toplam 221 bin 671 Suriyelinin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı kazandığını, 18 yaş ve üzeri nüfusun ise 163 bin 44 kişi olduğunu bildirmişti

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Kılıçdaroğlu “İnce’ye ittifak teklifi yaptık” dedi, İnce yalanladı

    Kılıçdaroğlu “İnce’ye ittifak teklifi yaptık” dedi, İnce yalanladı


    Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Memleket Partisi Lideri Muharrem İnce’ye teklif yapıldığını söyledi. 

    Teklifin son görüşme öncesi yapıldığını söyleyen Kılıçdaroğlu, “Bana göre biz üzerimize düşeni yaptık.” dedi. İnce ise sosyal medya hesabından “Partimizi ziyareti sırasında, kendisi tarafından bana ittifak ile ilgili hiçbir teklif yapılmamıştır.” diyerek yanıt verdi. 

    Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayı ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Habertürk’te gazetecilerin sorularını yanıtladı. 

    Muharrem İnce’yle ilgili bir soruya da yanıt veren CHP lideri, “14 Mayıs öncesi de sonrası da dahil olmak üzere Muharrem İnce’ye bir teklif yapıldı ama üzerinde uzlaşılamadı; bana göre biz üzerimize düşeni yaptık. Buluşma günü bir teklif olmadı. Karşı tarafı suçlamak, ayrıntıya girmek istemem. Herkesin iradesine saygı duymam gerekir. Büyük bir ihtimalle 4 adayla gidilecek. Birinci turda bu iş biter.” ifadelerini kullandı. 

    İnce’den yanıt: Teklif yapılmadı

    Memleket Partisi Lideri Muharrem İnce, Kılıçdaroğlu’nun canlı yayında yaptığı açıklamaların ardından  sosyal medya hesabından paylaşımda bulundu.

    İnce paylaşımında, “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu ile partimizi ziyareti sırasında; deprem bölgesini, sandık güvenliğini ve trolleri konuştuk. Kendisi tarafından bana ittifak ile ilgili hiçbir teklif yapılmamıştır. Kendisiyle tüm iletişim kanallarımız açık olmasına rağmen bu konuda hiçbir görüşmemiz olmamıştır.” ifadelerine yer verdi. 

    Kılıçdaroğlu: Avrupa’ya vizeyi kaldıracağız

    Kılıçlaroğlu canlı yayında Millet İttifakı’nın seçim vaatlerini de gündeme getirdi. 

    “1 yıl içinde rahat nefes alır hale getireceğiz, 3 ay içinde vize problemlerini çözeceğiz.” diyen Kılıçdaroğlu sözlerine “Avrupa’ya vizesiz gidilecek. Vizeyi kaldıracağız. Cumhur İttifakı bu saatten sonra ne yapacak bu memlekete, batırdı. Soğanın tanesi olmuş 7 lira 10 lira.” şeklinde devam etti. 

    ‘5’li çeteler cumhurbaşkanı adayı olmamı istemedi’

    Emeklilere de vaatte bulunan Kılıçdaroğlu, “Bunlar iktidar olmadan önce emeklinin aldığı aylık asgari ücretin üstündeydi. Ben o aylıkların tamamını kurban bayramında 15 bin lira olarak yatıracağım. Bay Kemal, sözünden dönmez.” dedi. 

    Emelileri “istismar ettiğine” yönelik eleştirilere de cevap veren Kılıçdaroğlu, “Beşli çetelere gelince paralar var, saraylara 4-5 yerden maaş alanlara para var, emekliye gelince, ‘istismar ediyorsun’; emekliyi sen istismar ediyorsun.” ifadelerini kullandı.

    Kılıçdaroğlu sözlerine şöyle devam etti: 

    “5’li çeteler cumhurbaşkanı adayı olmamı istemedi. 418 milyar doları götürenler istemedi, kul hakkı yiyenler, yolsuzluk yapanlar asla istemediler. Bunlar herkesi satın alacaklarını düşünüyorlar. Ne onların paralarına, ne 1 cent ne 1 kuruş, asla ihtiyacım yok. Nasıl yaşadıysam yine yaşayacağım. Saray’da değil, Çankaya’da yaşayacağım. Sade bir hayat süreceğim.”

    Seçimleri birinci turda kazanacaklarına inandığını söyleyen Kılıçdaroğlu, “Sağ duyu galip gelecek. Ülke bu haldeyken, pazarlar ateş pahasıyken, insanlar evine yiyecek götüremezken ne lüksümüz var. Bir an önce bunun bitmesi lazım. Son düzlükte seçmenin sağ duyusuna güveniyorum.” dedi.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İttifaklar Meclis çoğunluğu için nasıl bir politika izlemeli? Liste çalışmaları ne durumda?

    İttifaklar Meclis çoğunluğu için nasıl bir politika izlemeli? Liste çalışmaları ne durumda?


    14 Mayıs seçimlerine kısa bir süre kala partilerin liste çalışmaları hız kazandı. Geçen yıl değişen seçim yasası ile birlikte seçim barajı yüzde 7 olacak.

    İttifak oyları barajı geçerse, ittifak içerisinde yer alan partilerin hepsi barajı aşmış sayılacak. Ama her seçim bölgesinde milletvekili çıkarabilmek için bu seçimde ittifakın toplam oyu değil, partilerin kendi aldıkları oya bakılacak. O nedenle ittifak partilerinin en fazla vekili yakalayabilmek için düşünülmüş listelerle seçime gitmesi oldukça önemli.

    14 Mayıs seçimlerine AK Parti, MHP, Büyük Birlik Partisi ve Yeniden Refah Partisi, Cumhur ittifakı adı altında girecek. Ancak tüm partiler seçmenin karşısına kendi liste ve logolarıyla çıkacaklarını açıkladı. 

    Ama bu durum özellikle 9 Nisan’a kadar BBP ve Yeniden Refah Partisi açısından değişebilir çünkü görüşmeler devam ediyor. 

    Devlet Bahçeli: ”MHP’nin ortak liste hazırlığına teşne olması ve buna tevessül etmesi doğru bir seçenek olamayacaktır”

    Geçtiğimiz günlerde MHP lideri Devlet Bahçeli ayrı liste kararını sosyal medya hesabından şu sözlerle duyurdu:

    “Son günlerde bilhassa MHP ile AK Parti arasında ortak liste yapılacağı, bu kapsamda yerli yersiz, maksatlı maksatsız pek çok iddia ve ifade kamuoyunda tartışma konusu, hatta polemik malzemesi haline getirilmiştir. Cumhur İttifakı’nı teşkil eden iki partinin kendi adıyla, amblemiyle ve adaylarıyla seçime katılmaları söz konusu iken, Milliyetçi Hareket Partisi’nin ortak liste hazırlığına teşne olması ve buna tevessül etmesi doğru, mantıklı ve makul bir seçenek olamayacaktır.”

    Yeniden Refah Partisi lideri Fatih Erbakan ise “Bizim AK Parti listesinden gösterecek adayımız” yok demişti. 

    Cumhur İttifakı’nda yer alan partilerin ayrı liste ile seçmen karşısına çıkma kararı seçimlerde daha fazla aday seçeneği sunarken, aynı zamanda siyasi partilerin oy oranını bölmeleri anlamına geliyor. 

    Ortak liste mi ayrı liste mi?

    Millet ittifakı ise liste çalışmalarına devam ediyor. Millet İttifakı’nda yer alan CHP kulislerinde seçime ‘ortak liste’ ile girilmek istendiği konuşuluyor.

    Güçlü olan partinin logosu ile seçime gidilmesi halinde daha fazla vekil çıkarılacağı düşünülüyor. Ama ortak liste oluşturulması için ittifaktaki diğer altı siyasi partiyle anlaşmak durumunda…

    DEVA partisi bu seçime kendi logosu ile girmek isterken; Saadet Partisi, Gelecek ve Deva partileri ile “ittifak içinde ittifak formülü için çalışmasını sürdürüyor. Ama bu görüşmelerden de henüz net bir karar çıkmış değil.

    TİP ve EMEP kendi logolarıyla seçime girecek

    Emek ve Özgürlük İttifakı’nda da HDP Yeşil Sol Parti ile, TİP ve EMEP kendi logolarıyla ittifak çatısı altında seçime girecek. TİP ve EMEP’in bu kararı tartışılıyor. 

    Eski Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Gültan Kışanak, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) milletvekili seçimlerine ayrı girme kararını eleştirdi, “Ortak seçim listesi de olmayacaksa, bu ittifak artık bir seçim ittifakı niteliğinde değildir” ifadelerini kullandı. 

    Kışanak’ın sözlerine HDP eski eş genel başkanı tutuklu Selahattin Demirtaş da destek verdi. Sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada; ”Gültan Başkanımızın çağrısını yerde bırakmayalım” dedi. 

    Yeni Seçim Kanunu’na göre bir partinin seçimlerde kendi ad ve logosunu kullanabilmesi için en az 41 ilde, seçimlere girmesi gerekiyor. TİP’in aldığı kararda bu yasa etkili. 

    Bununla birlikte yeni yasaya göre ittifakların en yüksek sayıda milletvekili çıkarabilmek için mümkün olduğu kadar en az sayıda listeyle yani ortak liste ile seçime girmeleri gerekiyor. 

    O nedenle seçime gidecek ittifakların 9 Nisan’a kadar nasıl bir denge kuracakları özellikle Meclis çoğunluğunu yakalamak açısından önemli.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***