Yazar: SG

  • Hasta mahpus Özge Özbek’in eşi: Hukuksuz bir şekilde ölüme terk ediliyor

    Hasta mahpus Özge Özbek’in eşi: Hukuksuz bir şekilde ölüme terk ediliyor


    Esra ÇİFTÇİ


    DİYARBAKIR – Özge Özbek, 1985 yılında Bingöl’de dünyaya geldi. Babasının öğretmen olmasından kaynaklı eğitimine farklı şehirlerde devam etmek zorunda kaldı. İlk okulu Bingöl ve Van’da liseyi Diyarbakır’da okudu. Ankara Hacettepe Üniversitesi Sosyal Hizmetler bölümünden mezun oldu. Mezun olduktan sonra Diyarbakır Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğüne atanıp sosyal hizmeti uzmanı olarak çalışmaya başladı. İlgi alanı kadınlardı. Şiddet gören kadınlara ve dezavantajlı kadınlara yönelik şiddet önleme merkezinde çalıştı.

    2012 yılında evlendi ve 2013 yılında hapis cezası aldı. Hapis cezasından sonra Özge için hayat başka türlü akmaya başladı. İşinden ayrılmak zorunda kaldı ve cezaevine girmemek için çok uğraştı. Bir yandan evi, bir yandan işyeri polisler tarafından sürekli takip halindeydi. Bu sırada Özge’nin hastalığı baş göstermeye başladı, ağrılarıyla baş edemeyince hastaneye kaldırıldı ve beyin ameliyatı oldu. Ameliyat sonrası daha kendine gelemeden gözaltına alındı ve tutuklandı. Özge, tam teşekküllü devlet hastanesinden “cezaevinde kalamaz” raporu almasına rağmen Adli Tıp Kurumu bu raporu dikkate almıyor.

    Özge’nin eşi Özgür Özbek, Özge’nin sağlık durumunu Artı Gerçek’e anlattı.

    ‘HASTALIĞI CEZAEVİNİ KALDIRAMAYACAĞI İÇİN HASTANEYE GİDEMEDİ’

    Özgür Özbek, Özge’nin hastalığının ilk olarak 2009 yılında başladığını söylüyor. Özge’nin ilk olarak bayılması ile Diyarbakır’da hastaneye gittiğini ama bir süre sonra İstanbul Marmara Üniversitesi Araştırma Hastanesinde “Meningiom” diye bilinen Nörofibromatosis tip 2 beyin tümörü teşhisi konulduğunu söyleyen Özbek, 2009 ve 2013 yılında 2 defa ışın tedavisi (GamaKnife) aldığını sonra toparlandığını ifade ediyor.

    “Biz evlendikten sonra bu hastalık tekrar nüksetti. Yeniden hastane sürecimiz başladı. Işın tedavisi aldıktan sonra doktorlar sürekli kontrol altında olması gerektiğini, her üç ayda bir düzenli hastaneye gitmemiz gerektiğini söyledi. Tabi o sırada Özge ceza aldığı için ve hastalığı cezaevini kaldıramayacağı için saklanmak zorunda kaldı. Durum böyle olunca da İstanbul’a hastaneye gidemedik ve Özge’nin hastalığı da bayağı arttı. Ta ki 2020 yılında baş ağrıları dayanamayacak şekilde artmaya başlayınca mecbur kalarak bir şekil MR çektirdik. MR sonucunu İstanbul’daki doktoruna gönderdiğimizde acil ameliyat olması gerektiğini söyledi. İstanbul’a gittik ve MR sonucunu başka doktorlara da gösterdik, onlar da bir an önce ameliyat olması gerektiğini söylediler.”

    ‘AMELİYATTAN ÇIKAR ÇIKMAZ TUTUKLADILAR’

    “Hastaneye giriş yapıldıktan sonra herhangi bir sıkıntı olmadı. Birkaç gün sonra 26 Ekim 2020 yılında ameliyat gerçekleşti. Ameliyattan üç-dört gün sonra tam hastaneden çıkacağız polisler hastaneyi bastı ve Özge’yi aldılar. Oysa 7 saatlik bir ameliyat geçirmişti hem fiziki olarak hem psikolojik olarak toparlayamamıştı kendini, dikişleri dahi alınmadan Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevine götürdüler. Özge o dönem çok kötüydü, kendi doktorunun kontrolü dahilinde olması gerekirken, başka bir hastaneye götürdüler. Cezaevi idaresindeki doktorlar tarafından dikişleri alındı.”

    ‘ATK’NİN CEVABI TAMAMEN SİYASİ’

    Doktorunun Özge’nin ameliyattan sonra yalnız kalmamasını, bakıma ihtiyacı olduğunu önemle belirttiğini söyleyen Özbek, buna rağmen Özge’nin 33 gün cezaevinde kaldığını ifade ediyor. Özbek, o süre zarfında avukatların başvuruları ile Özge’nin heyete çıktığını, heyetin cezaevinde kalamaz raporu verdiğini ve Adli Tıp Kurumu’na (ATK) sevk edildiğini belirtiyor.

    “ATK 3 aylığına Özge’yi tahliye etti. 3 aylık tahliye süreci bittikten sonra süreci uzatmadı ve Özge’yi tekrar cezaevine götürdüler. Tabi bu süre içerisinde Özge’nin baş ağrıları, nöbetler geçirmesi devam ediyordu. 24 Aralık 2021 tarihinde cezaevinden Farabi Eğitim Araştırma Hastanesine götürülüyor ve hastane Özge’nin cezaevinde kalamayacağı yönünde rapor veriyor. Özge bu raporla ATK’ye gidiyor, ATK ise, ‘Sen yürüyebiliyorsun, görebiliyorsun’ cevabını vererek raporu kabul etmiyor. Bu kararın tamamen siyasi olduğunu düşünüyorum. Objektif olduğunu düşünmüyorum. Madem tam teşekküllü devlet hastanesine gönderiyorsunuz o zaman ATK neden bu raporu dikkate almıyor.”

    ‘TÜMÖR SAYILARINDA CİDDİ ARTIŞ SÖZ KONUSU’

    Özge ile haftada bir telefon görüşmesi yaptıklarını söyleyen Özbek, kendisi Batman’da kaldığı için ayda bir açık görüşe gittiğini ama aileden muhakkak birilerinin sürekli ziyarete gittiğini belirtiyor. Telefon görüşmelerinin 10 dakikayla sınırlı olduğunu söyleyen Özbek, Özge’nin hastalığının sürekli ilerlediğini, sürekli baş dönmesi, titreme ve nöbetler geçirdiğini söylediğini ifade ediyor.

    “En son görüşe gittiğimde Özge’deki değişiklikleri bariz görebildim. Dışarıdaki haliyle hiçbir alakası yok. Kilo kaybı, yürüme de ve konuşmada zorlanma. En son Gebze’de hastaneye gittiğinde orada çekilen MR’la cezaevine girmeden önce çekilen MR arasında da ciddi fark var. Tümör sayılarında ciddi artış söz konusu. Bu tümörler beynin farklı yerlerinde olduğu için beynin farklı fonksiyonlarına baskı uyguluyor. Mesela biri sağ kulağının arkasında bu da yüzde 70 işitme kaybına neden oldu. Zamanla, görme kaybı, hafıza kaybı gibi telafisi mümkün olamayacak hastalıklara neden olacak.”

    ‘ÖZGE CEZAEVİNDE KALAMAZ’

    Özge’nin 6 yıl 3 ay ceza aldığını, 2 yıldır da cezaevinde olduğunu söyleyen Özbek, bu koşullarda cezaevinde kalamayacağının altını çiziyor. ATK’nin cezaevinde kalamaz raporuna rağmen, “kalabilir” demesinin Özge için işkence olduğunu söyleyen Özbek, şöyle devam ediyor.

    “En son 10 Temmuz günü cezaevinde kafasını çarpıyor. O gün telefon günümüzdü. 2 dakika konuştuk, kalan 8 dakika için de sonra arayacağını söyledi. Fakat aramadı. Bizde bayağı bir endişelendik. Cezaevini aradım, herhangi bir şekilde bilgi vermediler bize. Ertesi gün tekrar cezaevini aradım ve yine bilgi alamadım. İstanbul’da bulunan avukatları aradım, durumu anlattım. Avukatların devreye girmesiyle Özge’nin düştüğünü, başını çarptığını ve hastaneye götürüldüğünü öğrendik. Hastane sonrası Özge bizi aradı, düştüğünü revire kaldırıldığını, cezaevi hastanesine götürüldüğünü, orada toplu çekilen tomografilerde beyinde kanama olduğu söylenmiş. Sonra apar topar şehir hastanesine götürüyorlar. Orada da çekilen tomografilerde kanamanın olmadığı ama yeni tümörlerin olduğu ve var olan tümörlerin büyüdüğü söyleniyor ve ameliyat öneriyorlar. Özge ‘de “madem ölüm riskim var, komaya girme riskim var, ben burada ameliyat olmak istemiyorum” diyor, dilekçe imzalatıp tekrardan cezaevine götürüyorlar.

    ‘BU HUKUKSUZLUK BİR AN ÖNCE BİTMELİ’

    Özgür Özbek, Özge’ye karşı uygulanan hukuksuzluğun bir an önce bitmesini istediğini söylüyor. Bir an önce Özge’nin cezaevinden çıkıp tedavisinin yapılmasını ve infazının ertelenmesini talep ettiğini söyleyen Özbek, Özge’nin yaşamının tehlikede olduğunu ve cezaevinde kaldığı sürece de ölüm riskiyle baş başa kaldığını ifade ediyor. Özbek son olarak cümlelerini şöyle tamamlıyor:

    “En kutsal insan hakkı olan yaşama hakkının korunması gerekiyor. Bir an önce özgürlüğüne kavuşması ve sağlıklı bir ortamda tedavisinin yapılması gerekiyor.”

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Berivanlar engellendi, çoban operasyona götürüldü

    Berivanlar engellendi, çoban operasyona götürüldü


    COLEMÊRG –  Gever’in Tiloran’a Jêr ve Tiloran’a Jor köylerine bağlı Sipêrêz Dağında başlatılan askeri operasyon sonrası berivanların yaylaya çıkıp koyunlarını sağmaları engellenirken, bir çoban ise zorla operasyon bölgesine götürüldü.

     

    Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçesine bağlı Tiloran’a Jêr, Tiloran’a Jor, Pagê, Mitirban, Meşkan, Mûşan, Kendalok ve Wargenima köylerinin bulunduğu alanlarda dün başlatılan askeri operasyon devam ediyor. Tajdîn, Sipêrêz, Omerê Dağı, Pagê ve Topizava yaylalarına yüzlerce asker, zırhlı araç ve helikopterin sevk edildiği bildirildi. 

     

    Dün akşam saatlerinde Sipêrêz Dağı’nın bulunduğu alanda yoğun silah seslerinin geldiği kaydedilirken, bölgeye çok sayıda korucunun da sevk edildiği belirtildi.

     

    BERİVANLAR ENGELLENDİ

     

    Tiloran köyü kırsalındaki yaylada koyunlarını sağmak için sabah saatlerinde yola çıkan berivanlar, asker engeliyle karşı karşıya kaldı. Her gün düzenli olarak koyunlarını sağmak üzere gittikleri Warê Horê yaylası yolunda askerlerce durdurulan berivanların üst araması ve GBT’den geçirildiği, yüzlerinin açmaları istendiği belirtildi. Askerlerin berivanlara, “yaylanın yasaklandığını ve ikinci bir emre kadar bölgeye gelmemeleri” yönünde uyarılarda bulunduğu kaydedildi.  

     

    ÇOBANLARA ULAŞILAMIYOR

     

    Devam eden operasyonda bir çobanın ise “sabıkası” olduğu iddiasıyla zorla operasyon bölgesine götürülerek, operasyona dahil edildiği öğrenildi. Şiyar Demir isimli çobanın ise kırsal alanda mahsur kaldığı, askerlerin çobana herhangi kimsenin ulaşmasına ve yanına gitmesine izin vermediği bildirildi.  Yaylaya giderek çobanlarını merak eden yurttaşların ise engellendiği öğrenildi.

     

    ÇOBANLAR DARP EDİLDİ

     

    Çobanlara ulaşmak isteyen köylülerin, yaylaya gitmeleri ve çobanlara ulaşmaları engellenirken, çobanların askerler tarafından darp edildiği de öne sürüldü. Yine köylülere ait yüzlerce koyunun çevreye dağıldığı ve köylülerin koyunlarını bulmalarına izin verilmediği belirtildi. 

     

    BÖLGEYE KEPÇELER GÖTÜRÜLDÜ

     

    Öte yandan bölgeye sabah saatlerinde çok sayıda kepçe de götürüldüğü öğrenildi. Bölgede sürdürülen yasak kararına ilişkin de henüz resmi bir karar yayımlanmadı. 

     

     

     

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Mahiroğlu: Ben aldığımda da Halk TV’nin CHP ile bir anlaşması vardı

    Mahiroğlu: Ben aldığımda da Halk TV’nin CHP ile bir anlaşması vardı


    Artı Gerçek – CHP Genel Merkezi’nin HalkTV’yle yaptığı canlı yayın anlaşmasının tek taraflı feshetmesinin ardından başlayan tartışmalar devam ederken Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu, katıldığı canlı yayın programında yaşananlara ilişkin konuştu.

    Halk TV ile CHP arasında yapılan sözleşmeye dair, “”Ben aldığımda da Halk TV’nin CHP ile bir anlaşması vardı. Ben bilmiyordum” dedi.

    Gazeteci Fatih Altaylı’nın YouTube kanalındaki TekeTek programına katılan Halk TV’nin sahibi Cafer Mahiroğlu, yaşananlara ilişkin soruları yanıtladı.

    Cafer Mahiroğlu, neden böyle bir sözleşme yapıldığına ve neden CHP tarafından tek taraflı feshedildiğine dair merak edilenleri cevapladı. Mahiroğlu’nun açıklamalarından öne çıkan satır başları şöyle:

    ‘ANLAŞMADAN HABERİM YOKTU’

    “Ben aldığımda da Halk TV’nin CHP ile bir anlaşması vardı. Ben bilmiyordum. ‘Parti bize her ay uydu paramızı ödüyor’ dediler. Uydu parası da o dönemde kanalın giderinin yüzde 20-25’ini karşılayabilecek bir rakamdı. Bugünkü şartlarda yüzde 1’e gelmez.

    ‘UZUN SÜRE ANLAŞMA OLMADI’

    Kanalı aldıktan 1-2 hafta sonra iki genel başkan yardımcısıyla bir otelde oturduk. Onların tekliflerini kabul etmedim. Üçüncü bir kişi daha vardı. Ve uzun süre Halk TV ve CHP arasında anlaşma olmadı.

    ‘REKLAM HARİCİNİ PARASIZ VERDİM’

    Uzun zaman sonra tekrar masaya oturuldu. ‘Genel başkan yardımcılarının, parti sözcüsünün, grup toplantılarımızın ve reklamlarımızın verilmesini istiyoruz’ dediler. Ben reklam haricini parasız verdim. Bunları CHP’nin açıklaması lazım. Fakat bu CHP’nin değil, ergenlik yaşını aşamamış bir genel başkan yardımcısının… CHP de CHP Genel Başkanı da sansürcü olamaz. Buna ihtimal vermiyorum.

    ‘BAŞKA YERLERLE BU ANLAŞMAYI YAPTINIZ MI?’

    Karanlık diye tabir ettiğim, nereden geldiği belli olmayan, ergen düşüncesine sahip birisi, Atatürk’ün kurduğu partide genel başkan yardımcısı olamaz. Nereden geldiği, kime hizmet ettiği, o koltuğa nasıl oturduğu belli olmayan şahsa soruyorum: Neden iptal ettiniz? Bu anlaşmayı suç unsuru olarak lanse ediyorsanız başka yerlerle de bu anlaşmayı yaptınız mı? Yaptıysanız iptal ettiniz mi? CHP’ye sormuyorum, o şahsa soruyorum.”

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Transfer rekorundan Cantona’yı reddetmeye

    Transfer rekorundan Cantona’yı reddetmeye


    Ali Murat Hamarat


    Bir dönemin unutulmaz forvetlerindendi Trevor Francis. Bir kuşağın kahramanlarındı; daha küçüklerin ismini kitaplarda okuduklarındandı. İngiliz futbol tarihinin ilk 1 milyon sterlinlik oyuncusu artık yaşamıyor.

    Paraların uçuştuğu, biz fanilerin bonservisler için ödenen miktarlardaki sıfırları saymayı çalıştığımız yıllarda, 1 milyon sterlin futbolseverler için çekirdek parası gibi kalıyor. Yoksa dünyanın büyük bir kısmı bunu görmeden ölüyor.

    Birmingham City altyapısında parlayan forvet, A Takım’a alındığında henüz 16’sındaydı. 17. yaş gününü kutlamadan bir maçta dört gol atan Francis, kısa sürede mavi-beyazlıların en büyük yıldızıydı. Takımı ikinci kümeden birinci lige çıkaran delikanlı çimlerde maharetini gösteredursun, üstündeki forma ona dar geliyordu.

    Daha önce tarihinde bir kez Lig Kupası’nı kaldırmış olan Maviler, Federasyon Kupası ve UEFA Kupası’nın atası Fuar Şehirleri Kupası’nda ikişer final kaybetmişti. O mütevazı ekipte Francis’in yapabilecekleri sınırlıydı. Yine de golleri sıralıyor, taraftarın sevgilisi oluyordu. 1976’da Queen’s Park Rangers karşısında taçtan aldığı topu filelerle buluşturması unutulmazdı. Adı millî takımla da anılmaya başlanan forvet, ertesi yıl Hollanda karşısında İngiltere formasını ilk kez giyiyordu.

    1978’de kimsenin beklemediğini yapan oyuncu, Yeni Dünya’ya ayak basıyordu. Malum o günlerde Amerika’da bir futbol çılgınlığı yaşanıyordu. Kariyerlerinin sonuna gelmiş Pele, Franz Beckenbauer ve Johan Cruyff gibi yıldızlar sayesinde ülkede futbola ilgi artmıştı. İngiliz forvet, Detroit Express’e kiralık olarak gittiğinde henüz 24’ündeydi. 19 maçta 22 gol atan Francis, MLS’in en iyi takımına seçilmişti. Formunun zirvesindeydi; yeni durağı an meselesiydi…

    AVRUPA’DA KUPA GETİREN GOL

    Brian Clough’ın çalıştırdığı Nottingham Forest peşine düşüyor, 1979 yılının Şubat ayında transfer 1 milyon sterlin karşılığında gerçekleşiyordu. Basın toplantısında onun kadar Clough da manşetleri süslemişti. Squash oynama arifesindeki unutulmaz hoca elinde raketle gazetecilerin önünde yer almıştı.

    ceeppk-w4aau0ky.jpeg
    Francis’in Nottingham Forest’e transfer olduktan sonraki unutulmaz basın toplantısı. Clough elinde raketle gazetecileri selamlıyor.

    Muzip teknik direktör otobiyografisinde onun için 999.999 sterlin ödendiğini yazıyordu. Son şampiyon apoletiyle Şampiyon Kulüpler’de mücadele eden Nottingham Forest, yeni transferini oynatamıyordu. O zamanki kurallara göre Francis, ancak finalde sahne alabilecekti.

    Liverpool’u eleyerek başladıkları Kupa 1 serüveninde sırasıyla AEK, Grasshoppers ve Köln’ü geçen Robin Hood’un torunları, adını finale yazdırmıştı. Rakipleri de kendileri gibi bir peri masalına imza atan Malmö’ydü. İngiliz futbol gezgini Bob Houghton tarafından çalıştırılan İsveç ekibi karşısında tek golle kazanan Forest, rüya görüyordu. İki sezon önce ikinci kümede oynarlarken, artık Avrupa’nın tepesindeydiler…

    d93s6yrwkaaqkod.jpeg
    Malmö’yle oynanan 1979 Şampiyon Kulüpler Kupası finalinde Trevor Francis’in Nottingham Forest’a zaferi getiren kafa vuruşu…

    Peki golü kim atmıştı? Evet, doğru tahmin ettiniz Francis, John Robertson’ın ortasına kafayı yapıştırmıştı. Bonservisine verilen her kuruşu hak eden forvet, yazı yine Amerika’da döktürerek geçirmişti. Normal sezonda İngiltere’de oynayan Francis’i hızından ötürü Clough sağ açıkta oynatmak istese de onun yeri ileri uçtu. 1980’de Forest bu sefer Hamburg’u tek golle geçerek Şampiyon Kulüpler’de unvanı koruduğunda, o yoktu. Aşil tendonundan geçirdiği sakatlık yüzünden altı ay sahalardan uzak kalan forvet, 1981 yılının Eylül ayında Manchester City’ye 1.2 milyon sterlin karşılığında satılıyordu.

    3-001.jpg
    Francis Şampiyon Kulüpler kupasıyla…

    O günlerin sıradan takımındaki serüveni gollerle başlasa da sürekli sakatlanıyordu. Oynayabildiği 26 maçta 12 defa fileleri havalandıran forvet, 1982 Dünya Kupası’nda da boy göstermişti. Çekoslovakya ve Kuveyt karşısında attığı goller onu Çizme’ye sürüklüyordu. Mali darboğazdaki City, Sampdoria’nın teklifine hayır diyememişti.

    Cenevizliler 1985’te İtalya Kupası’nı ilk kez müzelerine götürürken, sahadaki iki yabancıdan biriydi. Tesadüf bu ya diğeri olan Graeme Souness, onu iki yıl sonra Glasgow Rangers’a oyuncu menajer olarak transfer edecekti. Son sezonunda Sampdoria’nın harika ikilisi Gianluca Vialli’yle Roberto Mancini’nin iyice gölgesinde kalan Francis, Atalanta’ya gitmişti. Orada da pek tutunamayan İngiliz futbolunun ilk 1 milyon sterlinlik oyuncusu, 1987’de Ada’ya dönüyordu.

    Rangers, Queen’s Park Rangers, Sheffield Wednesday derken 40’ında futbola nokta koyuyordu. Fırtına gibi başladığı kariyerinin son yılları meltem tadındaydı. Sakatlıklar onu çok sıradanlaştırmıştı.

    İngiliz Millî Takımı’nın formasını 52 defa terleten Francis, bu maçlarda 12 gole imzasını atmıştı. Kim bilir en formda olduğu zamanda sakatlanmasa, Euro 1980’de de sahne alabilir, ülkesini daha ileriye götürebilirdi. Yine de 47 ayın sultanı olan Dünya Kupası’nda gol atan sayısız oyuncudan biri.

    MİNİKLERİN BÜYÜK HOCASI

    Sheffield Wednesday’de oynarken, Ron Atkinson’ın vedasından sonra kulübeye geçmişti. Bir yandan idmanlarda oynuyor, diğer taraftan arkadaşlarını çalıştırıyordu. Artık eskisi gibi değildi fakat futbola bakışı iyiydi. 1993’te Federasyon Kupası ve Lig Kupası’nda final gören öğrencileri, iki maçta da Arsenal’e boyun eğmişti. 1995’te bu koltuğuna veda eden hoca, ertesi yıl Birmingham City’yi çalıştırmaya başlamıştı. Futbola adımını attığı takımı 2001’de Lig Kupası finaline taşısa da o gün kazanan Liverpool’du. Crystal Palace son durağıydı.

    Teknik direktörlük macerasından sonra ekranlara transfer olan Francis, ayrıca Eric Cantona’yı reddeden hoca olarak da biliniyor. Sheffield Wednesday’de oynarken emaneten takımı çalıştırdığı günlerde idmanda denediği Fransız yıldızı beğenmişti. Fakat karlı havada berbat saha koşullarında gördüğü oyuncunun çimdeki performansını merak eden Francis, onu bir hafta daha antrenmanlarda görmek istediğinde, henüz krallığını ilan etmesine daha olan Cantona delirmiş, Leeds United’a gitmiş ve orada da sezon sonu şampiyonluk yaşamıştı. Gerisi Manchester United ve malumunuz…

    2012’deki bir röportajda kulübün aslında Cantona’yı transfer edecek imkânlara sahip olmadığını söyleyen Francis’in azmini şöyle anlatmalı. Bir tatilde tanıştığı Helen’a âşık olan futbolcu, kendisine verilen telefon numarasını kaybedince, kadının yaşadığı kentteki tüm kuaförleri aramış, 15. denemede Helen’ı bulmuş, kısa süre sonra da evlenmişlerdi. İlk Helen öldü, şimdi Trevor…

    Robertson’ın kanatta şiir yazdıktan sonra yaptığı ortaya vurduğu kafa, Forest taraftarlarının rüyalarını süsleyedursun, Ada futbolunun ilk 1 milyonluk sterlinlik oyuncusu kitaplarda yaşamaya devam edecek.


    Ali Murat Hamarat: Spor tarihçisi, spor yazarı. BirGün gazetesi yazarı. İstanbul Üniversitesi’nde hukuk okuyup bir dönem asistanlık yaptıktan sonra gazeteciliğe Taraf’ta başladı. Eurosport’un internet sitesinde genel yayın yönetmenliği yaptı. Radyo ve televizyona programlar hazırladı. 2017’den beri Tarih Dergisi’nde yayın kurulu üyesi.

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • DSÖ’den ‘açık hava aktivitesi’ uyarısı: Sıcak havalarda sınırlandırın

    DSÖ’den ‘açık hava aktivitesi’ uyarısı: Sıcak havalarda sınırlandırın


    – Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) aşırı sıcak hava durumlarının gerçekleştiği dönemler için uyarıda bulundu.

    DSÖ Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, etkili olan sıcak hava dalgasına karşı uyarılarını sıraladı.

    İnsanlara yoğun sıcaklarda zorunlu olmadıkça dışarı çıkmamaları çağrısında bulunan Ghebreyesus, hafif giysiler giyilmesi ve bolca su içilmesini tavsiye etti.

    Ghebreyesus, “Sıcaklığın yoğun olduğu saatlerde açık hava aktivitelerini sınırlandırın, yorucu aktivitelerden kaçının ve savunmasız sevdiklerinizi özellikle yaşlılar ile bebeklerinizi kontrol edin” ifadelerini kullandı.

    Çocuklar ve evcil hayvanların arabaların içerisinde bırakılmaması uyarısında da bulunan Ghebreyesus, yüksek sıcaklıkla ilgili semptomlara dikkat edilmesi gerektiğini vurguladı. (AA)

    Kaynak:
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Koç Holding, Yapı Kredi Bankası’ndaki hisselerinin bir kısmını satıyor

    Koç Holding, Yapı Kredi Bankası’ndaki hisselerinin bir kısmını satıyor


    Koç Holding, Kamuyu Aydınlatma Platforma yaptığı bildirimle, Yapı Kredi Bankası’ndaki hisselerinin 575 milyon lira değerindeki kısmını satacağını açıkladı.

    Hisse satışının ardından Koç Holding’in bankadaki doğrudan pay sahipliğinin yüzde 20,22 olmasının beklendiği belirtildi.

    Açıklamada, İşlem kapsamında, Paylar’ın tamamının satılması halinde, Banka’daki doğrudan pay sahipliğimizin %20,22 olması ve Banka’nın halka açıklık oranının %38,82’a yükselmesi beklenmektedir. Böylece, Koç Holding A.Ş. (“Koç Holding”) ve halihazırda Banka’nın %40,95 payına sahip bağlı ortaklığı Koç Finansal Hizmetler A.Ş.’nin Banka’daki toplam paylarının %61,17 olması beklenmekte olup, Koç Topluluğu Banka’nın ana hissedarı olmaya devam edecektir.

    Şu anda bankada Koç Holding’in doğrudan yüzde 27,02; Koç Finansal Hizmetler A.Ş.’nin 40,95 hissesi bulunuyor.

    Açıklamanın tamamı şu şekilde:

    Yapı ve Kredi Bankası A.Ş. (“Banka”) sermayesinin %27,02’sine tekabül eden ve sahibi olduğumuz toplam 2.282.666.574 TL nominal değerli payların 575.000.000 TL nominal değere kadar olan kısmının (“Paylar”) (çıkarılmış sermayeye oranı %6,81), hızlandırılmış talep toplama yöntemi ile borsa dışında kurumsal yatırımcılara satış işlemi (“İşlem”) kapsamında Citigroup Global Markets Limited, J.P. Morgan Securities plc ve Merrill Lynch International müşterek koordinatör ve talep toplayıcılar (Joint Global Coordinators and Joint Bookrunners, “Müşterek Koordinatör ve Talep Toplayıcılar”) olarak yetkilendirilmiş ve satış süreci bugün başlamıştır.

    Satılacak pay adedi ve satış fiyatı gibi İşlem’e ilişkin nihai şartlar, hızlandırılmış talep toplama süreci sonucunda belirlenecektir. Hızlandırılmış talep toplama sürecinin tamamlandığı ve satış sonuçları ayrıca açıklanacaktır.

    Şirketimizin portföy optimizasyonu amacıyla gerçekleştirilmesi öngörülen İşlem’in Banka paylarının likiditesi ve halka açıklık oranını artırması beklenmektedir.

    İşlem kapsamında, Paylar’ın tamamının satılması halinde, Banka’daki doğrudan pay sahipliğimizin %20,22 olması ve Banka’nın halka açıklık oranının %38,82’a yükselmesi beklenmektedir. Böylece, Koç Holding A.Ş. (“Koç Holding”) ve halihazırda Banka’nın %40,95 payına sahip bağlı ortaklığı Koç Finansal Hizmetler A.Ş.’nin Banka’daki toplam paylarının %61,17 olması beklenmekte olup, Koç Topluluğu Banka’nın ana hissedarı olmaya devam edecektir.

    Ortaklığımız ve Koç Finansal Hizmetler A.Ş.’nin İşlem sonrasında sahibi olacakları Banka payları için, birtakım mutat istisnalar ve Müşterek Koordinatör ve Talep Toplayıcılar’ın izni ile gerçekleştirilecekler hariç olmak kaydıyla, İşlem’in tamamlanmasını takip eden 90 günlük süre için satmama taahhüdü verilmiştir.

    Yukarıdaki açıklamalarımızın, Sermaye Piyasası Kurulu’nun yürürlükteki Özel Durumlar Tebliği’nde yer alan esaslara uygun olduğunu, bu konuda/konularda tarafımıza ulaşan bilgileri tam olarak yansıttığını, bilgilerin defter, kayıt ve belgelerimize uygun olduğunu, konuyla ilgili bilgileri tam ve doğru olarak elde etmek için gerekli tüm çabaları gösterdiğimizi ve yapılan bu açıklamalardan sorumlu olduğumuzu beyan ederiz.

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • İHD: Ege cezaevlerinde 785 hak ihlali yaşandı

    İHD: Ege cezaevlerinde 785 hak ihlali yaşandı


    İZMİR – İHD İzmir Şubesi, Ege bölge cezaevlerinde son 1 yılda 785 hak ihlalinin yaşandığını açıkladı. 

     

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İzmir Şubesi, “2022 yılı Ege Bölge Cezaevi Hak İhlali Raporu’nu” dernek binasında düzenlediği basın toplantısı ile açıkladı. Rapor, İzmir Şakran, Kırıklar, Menemen, Ödemiş, Balıkesir, Bandırma Burhaniye, Kepsut, Manisa Akhisar, Denizli T Tipi, Bodrum Cezaevi’nde kalan tutukluların aileleri ve avukatları tarafından derneğe yapılan başvuru ve ilgili kurum ve derneklerle yapılan görüşmeler sonucu hazırlandı.  

     

    İHLALLER

     

    Raporu açıklayan İHD İzmir Şubesi Eşbaşkanı Zafer İncin, tutukluların yaşam haklarının yok sayıldığını belirtti. Ege cezaevlerinde yaşanan ihlallere dikkat çeken İncin, “Hak ihlalleri en çok, sağlığa erişim engeli, tecrit uygulaması, infaz yakma-denetimli serbestlik hakkından yararlandırılmama, sosyal faaliyet, sohbet, spor hakkının engellenmesi, sağlıksız ve yetersiz beslenme, kitap, mektup, gazete engeli, iletişim engeli olarak görülmektedir” dedi. 

     

    TECRİT UYGULMASI 

     

    İncin, İmralı Cezaevi’de uzun zamandır ağır tecrit ve izolasyon politikasının uygulandığını belirterek, “Bölgemiz hapishanelerinde de tecrit, çeşitli biçimlerde uygulanmaya devam ediyor. Pek çok hapishanede tecrit bir cezalandırma yöntemi olarak varlığını sürdürüyor” diye belirtti. 

     

    AİLELERİN PARA GÖNDERMESİ SUÇ!

     

    İncin, raporun devamında, cezaevlerindeki yemeklerin yetersiz olduğunu, koğuşlarda kapasitenin üzerinde tutukluların tutulduğunu, bunun da sağlığı etkilediğini ifade ederek, yine tutukluların ailelerinden uzak bölgelere sevk edilmesinin bir cezalandırma politikası olduğunu vurguladı. Ekonomik krizin de tutukluları etkilediğini sözlerine ekleyen İncin, “Kantin fiyatlarında, elektrik, su ödemelerinde fahiş artışlar uygulanmaktadır. Üstelik ailelerden gelen paralar ya verilmemekte ya da geç verilmektedir. Ailesi ile iletişimi olmayan ya da ekonomik gücü yerinde olmayan mahpuslara başka ailelerin yatırdığı para ve eşyalara el konulmaktadır. Bu aileler ‘örgüt üyesi’ olarak yargılanabilmektedir” diye aktardı. 

     

    HASTA TUTUKLULAR

     

    Özellikle hasta tutukluların tedavi edilmediğine dikkati çeken İncin, “Hastaneye gidiş gelişlerde çıplak arama, ağız içi araması gibi uygulamalar yapılmaktadır. Zaten hasta olan kişilerin sağlıksız bir yapısı olan ring araçları ile götürülmeleri enfeksiyon hastalıklarına yakalanmalarına da neden olmaktadır” ifadelerini kullandı. 

     

    İncin, 2022 yılında yaşanan hak ihlallerini şöyle sıraladı: 

     

    “Tecrit: 69, Çıplak Arama dayatması: 6, Açlık grevinde doktorun mahpusları takip etmemesi: 1, İnfaz yakma-Denetimli serbestlik hakkının engellenmesi: 38, İnfaz erteleme: 1, Tel örgü, kafes, örülmesi: 18, Kurumlara-mahkemelere gönderilen dilekçelerin-mektupların engellenmesi: 14, Kantindeki satılan malzeme ve gıdalara fahiş fiyat uygulanması: 18, Sağlıksız ve yetersiz beslenme: 25, Diyet yemekleri ve vejeteryanlara uygun yemeklerin verilmemesi: 3, Sağlıklı içme suyunun idare tarafından karşılanmaması: 2, İşkence: 7, Can güvenliği sağlanmaması: 2, Sıcak suya erişim engeli: 5, Hijyenik ortamın sağlanmaması: 6, Kitap, mektup ve gazete engeli: 31,  İletişim engeli: 26, Tedavi engeli: 66, Sosyal faaliyet-sohbet-spor hakkının engellenmesi: 49,  Koğuş kapasitesinin üstünde kalma: 69. 

     

    Hasta mahpus: 37,  Şüpheli ölüm: 8, Görevlilerce mahpusun darp edilmesi: 11, Tehdit, hakaret: 18 Eğitim engeli (üniversite) 1, Engelli (hasta) mahpusun tek kişilik hücrede tutulması: 1, Covid 19’a yakalanan hasta mahpus: 25, Darp sonucu oluşan psikolojik travma: 1, Kelepçeli muayene dayatması: 5, Aramalarda odaların dağıtılması ve eşyalara el konulması: 6, Görüşçüsü olmayan mahpuslara diğer ailelerce yatırılan para ve kıyafetlerin verilmemesi: 1, Açlık grevi nedeniyle disiplin cezası verilmesi: 1, Zorla odaların değiştirilmesi: 6, Açık hava sürelerinin kısaltılması: 5, Sevk edildiği hapishanedeki eşyaların verilmemesi: 6, Mahpusun yazdığı kitapla ilgili kendisine soruşturma açılması: 1, Yöresel kıyafetlerin yasaklanması: 2, Kürtçe yazılan mektupların gönderilmemesi-verilmemesi: 2, Pandemi nedeniyle engellenen hakların geri verilmemesi: 1, Sevk engeli: 6, Ailenin görüş engeli-kısaltılması: 8, Hapishanede intihara teşebbüs: 2, İntihar iddiası: 3, Gelen eşyaların verilmemesi-geç verilmesi: 8, Hasta mahpusun durumu hakkında aileye bilgi verilmemesi: 1, Hapishanedeki kötü muameleler nedeniyle açlık grevi: 61, Keyfi disiplin cezası verme: 12, Kürtçe kitaplara el koyma/ verilmeme/geç verilmesi: 6, Ayakta sayım ve ağız içi arama dayatması: 13. 

     

    Gözlem kurulunda yer almaması gereken kişilerin yer alması: 1, Dilekçelere evrak çıkış numaralarının verilmemesi: 3, Görüntülü görüşme hakkının kullandırılmaması: 11, Aileden uzak hapishanelere gönderilme: 9, Elektrik-içme suyu fiyatlarının yüksekliği: 10, Tedaviye ring aracıyla götürme: 3, Tutuklunun polis-MİT ile görüşmeye zorlanması: 1, Mahpusa ajanlık-itirafçılık dayatması: 1, Kamera sistemi dayatması: 1, Bağımsız koğuşa geçme dayatması: 1, Kendi yazdığı Kürtçe kitabın verilmemesi: 1, Temel ihtiyaçların karşılanmaması: 11, Sürgün: 13, Irkçı söylem: 4”

     

    Rapora göre tutuklu ve hükümlülere yönelik toplam 785 hak ihlali yaşandı. 

    Kaynak: Mezopotamya Ajansı.
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Filistin Yönetimi Lideri Abbas’la görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Adil ve kalıcı barışın tek yolu iki devletli çözüm”

    Filistin Yönetimi Lideri Abbas’la görüşen Cumhurbaşkanı Erdoğan: “Adil ve kalıcı barışın tek yolu iki devletli çözüm”


    Görüşme sırasında Filistin’de yaşanan gelişmeleri ayrıntılarıyla ele aldıklarını kaydeden Erdoğan, “İlişkilerimizin daha da geliştirilmesine yönelik atılabilecek adımları, ikili görüşmemizde, heyetler arası görüşmelerde değerlendirme imkanımız oldu. Filistin devletinin kapasitesinin güçlendirilmesine, Filistin halkının mevcut koşullarının iyileştirilmesine desteğimizi teyit ettik” dedi.

    Filistin meselesinin uzun bir süredir uluslararası toplumun gündeminde hak ettiği ilgiyi toplamadığını belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Başta Birleşmiş Milletler olmak üzere uluslararası camianın Filistin meselesine güçlü şekilde angaje olması mühimdir. Türkiye olarak Filistin halkıyla dayanışmamızı, Filistin davasına desteğimizi en güçlü şekilde sürdürüyoruz, sürdüreceğiz. Filistin’deki gelişmeleri bu minvalde yakından takip ediyoruz” şeklinde konuştu.

    “Artan can kayıplarından, yıkımlardan, yasa dışı yerleşimlerin genişletilmesinden ve yerleşimci şiddetinden derin endişe duyuyoruz” diyen Erdoğan, bölgede adil ve kalıcı bir barışın tek yolunun iki devletli çözümden geçtiğini vurguladı.

    Erdoğan, sözlerine, “Mescid-i Aksa başta olmak üzere kutsal mekanların tarihi statükosunun değiştirilmesine yönelik eylemleri de kabul etmemiz mümkün değildir. Filistinli kardeşlerimiz arasındaki birlik ve uzlaşı bu süreçteki temel unsurlardan biridir. Bu alanda üzerimize düşen her türlü desteği sağlamaya hazır olduğumuzu değerli kardeşimle bir kez daha paylaştım” ifadeleriyle devam etti.

    Filistin davasına verilen desteğin güçlü bir şekilde sürdürüleceği taahhüdünde bulunan Erdoğan, “Filistin halkının güvenliğini ve refahını arttırmaya yönelik her gayreti tüm gücümüzle desteklemeye devam edeceğiz. Birleşmiş Milletler parametreleri temelinde 1967 sınırlarında başkenti Doğu Kudüs olan bağımsız bir Filistin devletinin kurulmasının tüm bölgemizin barış ve istikrarı için bir şart olduğunu ifade etmek istiyorum” dedi.

    Erdoğan’dan sonra konuşan Filistin Yönetimi Lideri Mahmut Abbas da Türkiye’nin Filistin halkına ve Kudüs’u savunarak halkın bağımsızlığını kazanmasına verdiği desteği önemsediğini söyledi.

    Erdoğan’ın Körfez ülkelerine yaptığı son ziyarete değinen Abbas, bu ziyaretlerin Türkiye’nin bölgesel ve uluslararası arenadaki gücünü gösterdiğini belirtti.

    Elektrikli araç TOGG’un imalatı nedeniyle Erdoğan’u kutlayan Abbas, Türkiye ve Filistin arasındaki ilişkileri güçlendirmek için neler yapılabileceğini ele aldıklarını kaydetti. Aşırı sağcı radikal İsrail’in hükümetinin tüm barış girişimlerini engellemeye çalıştığını belirten Abbas, İsrail’in ırkçı ve sömürgeci yaklaşımda bulunduğunu vurguladı.

    İsrail’in işgali pekiştirmeye çalıştığına dikkat çeken Abbas, Filistin’in haklarını korumak için çabaladıklarını söyledi, ancak uluslararası toplumun bu konuya ve Filistinliler’e karşı işlenen suçlara kayıtsız kaldığını belirtti. Abbas, Birleşmiş Milletler’in aldığı kararların hiçbirinin uygulanmaya konmadığını vurguladı ancak Türkiye’nin uluslararası alanda Filistin’in haklarını her zaman savunduğunu dile getirdi.

  • Ali Palabıyık hakemliği bıraktı; Hüseyin Göçek ve Suat Arslanboğa VAR’a geçti

    Ali Palabıyık hakemliği bıraktı; Hüseyin Göçek ve Suat Arslanboğa VAR’a geçti

    Türkiye Futbol Federasyonu (TFF), sürpriz bir açıklamaya imza attı. Hakem kadrosunda değişiklik yapıldığını duyuran TFF, Ali Palabıyık’ın kendi isteğiyle kariyerine nokta koyduğunu duyurdu.

    TFF’den yapılan açıklamada, Hüseyin Göçek ve Suat Arslanboğa’nın da kariyerlerine VAR hakemi olarak devam edeceği belirtildi.

    TFF’nin resmi internet sitesinden yapılan açıklama şu şekilde:

    “Süper Lig hakem kadrosunda değişiklik yaşandı. Süper Lig hakemlerinden Ali Palabıyık kendi isteğiyle hakemliği bırakırken, Hüseyin Göçek ve Suat Arslanboğa ise kariyerlerine VAR hakemi olarak devam edecek.

    Hakemlik kariyerine 2000 yılında başlayan ve 2023 yılına kadar Türkiye’deki 474 profesyonel maçta yer alan Ali Palabıyık; Süper Lig’de 175, 1. Lig’de 40, Türkiye Kupası’nda 11 müsabakada görev aldı. 2004-2005 sezonunda ise 1 yıl Süper Lig Yardımcı Hakemi olarak görev yaptı. 2012 yılında üst klasman hakemi olan Ali Palabıyık, 2015 yılından bu yana FIFA kokartı taşımaktadır. 24 Nisan 2017’de Nyon’da Benfica ile Salzburg arasında oynanan Gençler Ligi Finali’ni yöneten Ali Palabıyık, uluslararası 60 müsabakaya hakem olarak atandı ve Şampiyonlar Ligi’nde 3 maçta görev aldı.

    23 yıl boyunca ulusal ve uluslararası müsabakalarda görev alan FIFA kokartlı hakemimiz Ali Palabıyık’a Türk futboluna hizmetlerinden ötürü teşekkür eder, bundan sonraki kariyerinde başarılar dileriz.”

    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***

  • Gazeteci Fırat Can Arslan tutuklandı

    Gazeteci Fırat Can Arslan tutuklandı


    Artı Gerçek – Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan bir soruşturma kapsamında bu sabah gözaltına alınan Mezopotamya Ajansı (MA) muhabiri Fırat Can Arslan tutuklandı, Delal Akyüz ile T24 Editörü Sibel Yükler ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    FIRAT CAN ARSLAN: HEDEF GÖSTERME GİBİ BİR NİYETİM VE AMACIM YOKTU

    Gazeteci Fırat Can Arslan çıkarıldığı mahkemede, “Suçlamayı kabul etmiyorum. Ben yaptığım paylaşımda sadece HSK kararnamesini paylaştım hiçbir yorumumu katmadım. Hedef gösterme gibi bir niyetim ve amacım yoktu. Tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmayı. Hakimliğiniz aksi kanaatte ise Adli Kontrol hükümlerinin uygulanmasını talep ederim” dedi. Arslan, “Terörle mücadelede görev almış kişileri hedef göstermek- (TMK 6/1)” suçlamasıyla tutuklandı.

    Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile hakimlikte ifadesi alınan Arslan hakkında tutuklama kararı verilirken Yükler ve Akyüz ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

    Öğle saatlerinde evine yapılan polis baskınıyla gözaltına alınan Bianet editörü Evrim Kepenek’in ise yarın ifade vereceği öğrenildi. Kepenek’in geceyi emniyette geçireceği belirtildi.

    NE OLMUŞTU?

    Diyarbakır merkezli yürütülen soruşturma kapsamında 16 Haziran 2022’de tutuklanan gazeteciler hakkında açılan davanın ilk duruşması 11 Temmuz’da görüldü. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) Eşbaşkanı Serdar Altan, Mezopotamya Ajansı (MA) editörü Aziz Oruç, Xwebûn gazetesi Yazı İşleri Müdürü Mehmet Ali Ertaş, gazeteciler Zeynel Abidin Bulut, Ömer Çelik, Mazlum Doğan Güler, İbrahim Koyuncu, Neşe Toprak, Elif Üngür, Abdurrahman Öncü, Suat Doğuhan, Remziye Temel, Ramazan Geciken, Lezgin Akdeniz ve Mehmet Şahin ile tutuksuz Esmer Tunç, İbrahim Bayram ve Mehmet Yalçın, “örgüt üyeliği” iddiasıyla hakim karşısına çıktı.

    Davada, gazetecilerin iddianamesini hazırlayan soruşturma savcısı Mehmet Karababa’nın eşi Seda Karababa’nın heyette yer aldığı ortaya çıkmıştı. Gazetecilerin avukatları, reddi hakim talebinde bulunmuştu ancak talep kabul edilmemişti.

    Duruşmadan sonra 18 Temmuz’da AKP’li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla adli-idari yargıdaki 3 bin 423 hakim ve savcının görev yeri değiştirildi.

    Diyarbakır’da 18 gazetecinin iddianamesini hazırlayan savcı Mehmet Karababa ile davaya bakan Ağır Ceza Hakimi Seda Karababa da yeri değiştirilen isimler arasında yer almıştı.(MA)

    Kaynak: Artı Gerçek
    ***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***