- ‘Geçici Köy Koruculuğu’ denilerek başlatıldı. Yaklaşık 40 yıldır Kürdistan’da kalıcılaşan bu militarist yapı toplumsal birçok sorunun kaynağına dönüştü. Tecavüzlerden, eko-kırıma, toplumda baskı unsuru olmaktan çeteleşmeye birçok suçun faili durumunda
- Ekoloji Platformu Eşsözcüsü Tahir Cin: ‘Bugün ağaç kesimlerinden tecavüzlere, kadın kaçırmalardan uyuşturucu kaçakçılığına kadar birçok alanda feodal-gerici bir çeteleşmeye dönüşmüş durumda. Bu yapı tamamen tasfiye edilmelidir’
- Avukat Eren Keskin: ‘Suçlarının cezasını çekmeyeceklerine olan güvenleri ile çok sayıda suç işlediler… Kürt Hareketi silahlarını feshettiğini duyurdu; buna karşılık devletin de bu yapıyı tamamen feshetmesi gerekir. Koruculuk sistemi lağvedilmeli’
Şirin Bayık
PKK’ye karşı 1985’te ‘Geçici Köy Koruculuğu’ adıyla kurulan sistem, aradan geçen 40 yıla rağmen varlığını sürdürüyor. Bugün yaklaşık 80 bin kişilik paramiliter bir güce dönüşen koruculuk toplumsal bir sorun olarak yerini koruyor. Bölgede ‘Kürdün Kürde kırdırılması’ politikası olarak değerlendiren bu militarist sistem, bölgede birçok sorunun da kaynağına dönüşmüş durumda. Kimi zaman kadın cinayetlerinde fail, kimi zaman bir çete, yaklaşık son 10 yıldır ise devletin Kürdistan’daki ekokırım projesinin en önemli unsuru ve kurumsallaşmış bir yapı olarak önümüze çıkıyor.
Güvenlik ve eko-kırım
Bugün bakıldığında koruculuk sisteminin temel çelişkisi ‘geçici’ olarak nitelendirilmesine rağmen 40 yıldır hala devam ediyor olması görünüyor. Kalıcılaşan bu ‘Geçici Köy Koruculuğu’ yıllar içerisinde büyüyen bu toplumsal soruna dönüştü. Kürdistan’ın farklı kentlerinde, farklı pratiklere sahip olan bir militarist güç olarak korucuların adı, kadın cinayetleri, halka yönelik kötü muamele, arazi ve mülkiyet anlaşmazlıkları, tehdit ve baskı vakaları ile kamuoyuna yansıdı. Bunun yanında özellikle Kürdistan’ın farklı bölgelerinde ağaç katliamları ve ekolojik tahribat süreçlerinde de korucuların başat rol oynaması koruculuk sisteminin iyice sorgulanmasına neden oldu.
Askeri tehlikeye evrildi
Eko-kırımın en yoğun yaşandığı kentlerden biri olan Şirnex’de koruculuk sistemi pratiğini tüm boyutlarıyla Şirnex Ekoloji Platformu Eşsözcüsü Tahir Cin ve Avukat Eren Keskin ile konuştuk.
Koruculuk sisteminin ilk adımı 1985 yılında Şirnex’in Elkê (Beytüşşebap) ilçesinde atıldı. Abdurrahim Özmen’in Heinrich Böll Stiftung’da yayınlanan yazısına göre, Mayıs 1985’te bazı devlet yetkilileri ile Jirkî aşireti ileri gelenleri, Çeman-Beytüşşebap yolu üzerindeki Aşağıdere köyünde bir araya geldi. Toplantının ertesi günü Jirkî aşiretinin önde gelen isimleri Tahir Adıyaman, Hacı Öter, Abubekir Aydemir ve Kökel Özdemir askeri helikopterlerle Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı’na götürüldü. Dönemin Kolordu Komutanı Korgeneral Kaya Yazgan ile yapılan görüşmenin ardından aşiret ileri gelenleri koruculuğu kabul etti. Ardından aşiret mensuplarına devlete bağlı kalacaklarına dair Kuran’a el bastırılarak yemin ettirildi. Böylece başlangıçta ‘geçici’ olarak tanımlanan bir güvenlik yapılanmasının temelleri atıldı.
Tahir Cin, o döneme dair şunları belirtiyor:
“Kürt Ulusal Hareketi’nin 1984’te Colemêrg ve Şirnex coğrafyasında başlattığı silahlı mücadelenin hemen ardından, özellikle devletin bölgedeki gerici-feodal aşiret ve aile yapılarıyla ilişkilenmesi başladı. Devlet yapısıyla birlikte, başta gerici-feodal yapılar olarak başta Jirkî aşireti olmak üzere koruculuğa yönelik bir yaklaşım gelişti. Aslında sivil halkın silahlandırılmasıyla paramiliter bir güç oluşturuldu. Böylelikle Kürdistan’da koruculuk sistemi, 1985’le birlikte, 1984 atılımının hemen sonrasında, bir yılı bile tamamlamadan kurumsallaştırıldı. O dönem devletin yıldırma ve sindirme politikalarıyla köy boşaltmaları ve köy yakmaları başladı. Yerel halka, ‘Ya köylerinizi boşaltırsınız ya da korucu olarak sisteme entegre olursunuz’ anlayışı dayatıldı. Dolayısıyla Kürdistan’da, özellikle Botan coğrafyasında, binlerce köy ve köylerde yaşamını sürdüren nüfus, özellikle erkekler ve gençlerden oluşan bir kesim, koruculuk sistemine entegre edilmeye başlandı. Böylelikle sayıları bugün 80 bine ulaşan bir korucu ordusu oluşturuldu.”
Devletin verileri
Cin, korucuların karıştığı suçların devlet tarafından da raporlandığına işaret ederek İçişleri Bakanlığını’nın verilerine dikkat çekiyor:
“Korucu ordusu, devletin ilk dönemlerde PKK’ye karşı oluşturduğu bir yapı olarak ortaya çıkmışken bugün bambaşka bir boyuta ulaşmış durumda. 2006’da İçişleri Bakanlığı’nın yayımladığı bir yazı vardı. O yazıya göre korucular adam kaçırmadan tecavüze, köy yakmalardan uyuşturucu kaçakçılığına kadar 5 bin 500’den fazla suça karışmış durumdaydı ve önü alınmadı. Aslında bunun önünün alınabileceği bir aşama varken yine de bu kirliliğe, kana ve daha yüksek suç rakamlarına evrilen bir korucu ordusu oluştu. Sivilleri kendi halkına karşı silahlandıran bu yapı, OHAL koşullarında oluşturulmuştu. O günlerde askeri bir tedbir olarak sunulan sistem, bugün toplumsal bir sorun ve askeri bir tehlikeye dönüşmüş durumda.”
Eko-kırımda ekipleri
Coğrafyada eko-kırıma yönelik koruculara büyük bir rol verildiğini dile getiren Cin, tahribatın boyutlarına dikkat çekti. Cin, “Bu alanlarda ağaç kesimleri özellikle korucular ve korucu aileleri tarafından ihaleler yoluyla gerçekleştirildi. Şırnak coğrafyasında 2014’ten itibaren neredeyse ağaç kesilmeyen alan kalmadı. Özellikle Cudi, Gabar, Besta ve Dereler olarak adlandırılan alanlar, korucuların eliyle ve gerici-feodal aile ve aşiretlerin oluşturduğu çete gruplarıyla birlikte tamamen yok edildi. Canlı yaşamının, ekosistemin ve biyoçeşitliliğin büyük ölçüde yok olduğu alanlara dönüştürüldü. Geçtiğimiz yıl Şirnex coğrafyasında da bunu çok net gördük. Bir günde yüzlerce kamyon, kesilen yaş ağaçları taşıyarak şehir merkezinden geçip başka şehirlere gönderiliyordu. Bu kesimlerde öncü rol, yine söylediğim gibi, korucu paramiliter güçlere verilmişti. Bölgede yapılan birçok barajın güvenliği de güvenlik korucuları tarafından sağlanıyor. Hatta bu projelerle ilgili ihaleler de alıyorlardı. Özellikle Şenoba ve Hilal taraflarında koruculuk sisteminde öncü rollere sahip kişiler ve aileler, buradaki barajların ve beton döküm işlerinin ihalelerini almışlardı. Böylelikle Kürdistan’da eko-kırımın da en büyük sebeplerinden biri haline geldiler” dedi.
Tüm canlılara tehdit
Korucuların canlı yaşamı için bir tehdit olduğuna vurgu yapan Cin, yaşananları gündemde tutmaya çalıştıklarını da ekleyerek, “Burada kesilen ağaçları sattılar, bir de dağların sembolü olan özellikle (Pezkovî) dağ keçilerini ve birçok canlıyı da gruplar halinde katlettiler. 11 Aralık 2025 tarihinde Cudi’nin eteklerinde, özellikle Uludere tarafından gelen bir korucu ekibi bir günde 38 pezkovî öldürmüştü. O dönem yerel halk şunu söylüyordu: Korucularla ayaküstü sohbet ettiklerinde, hiç korkmadan, hiç çekinmeden 38 pezkovîyi öldürdüklerini açıkça dile getirmişlerdi. Devletin verdiği askeri bir güç var. Devletin oluşturduğu, kendi halkından insanları da bünyesine alan paramiliter bir güç var. Ve bu güç gerçekten kendi halkına ve doğasına hiçbir saygısı olmayan bir yapıya dönüşmüş durumda. Bu gücü herkese karşı kullanabiliyor” dedi.
Koçerlere yönelik şiddet
Korucuların işlediği başka suçlara da işaret eden Cin, koçerlere yönelik ihlallerinde sık sık yaşandığına vurgu yaptı. Cin, “Korucular son zamanlarda özellikle mera ve koçerlerin gittiği zozanlarda da büyük bir soruna dönüşmüş durumda. Buraya gelen birçok koçerleri zozanlardan uzaklaştırıp buraları mülkleştiriyor ve yasaklıyorlar. Beytüşşebap tarafında da aynı durum yaşandı. Yaklaşık bir ay önce Muş’un Malazgirt ilçesindeki zozanlarda da aynı durumla karşı karşıya kaldık. Sadece yasaklama da olmadı; oradaki halkımız şiddete, fiziksel şiddete ve işkenceye de maruz kaldı. Bunlar aslında koruculuk sisteminin sonuçları arasında. Saymakla bitmiyor. Sistem bir sebepken, bugün sonuçlarını toplum olarak çok ağır yaşıyoruz” şeklinde konuştu.
Suç çeteleri oluştu
40 yıllık süre boyunca koruculuk sisteminin önü alınamaz bir evrim geçirdiğini belirten Cin, “Bugün ağaç kesimlerinden tecavüzlere, kadın kaçırmalardan uyuşturucu kaçakçılığına kadar birçok alanda feodal-gerici bir çeteleşmeye dönüşmüş durumda. 2009 yılında Mardin’in Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyünde, korucular kişisel sorunları nedeniyle bir düğün alanına ateş açtı ve burada yedisi çocuk 44 kişi katledildi. Bunu çok net değerlendirmek gerekiyor. Çünkü kendi kişisel ikballeri ve çıkarları için devletin verdiği gücü kendi halkına karşı kullanan bir yapıyla karşı karşıyayız. Elkê’nin Şenoba ve Hilal beldelerinde bir çete yapılanması oluşmuştur. Bu gruplar, 2015’ten itibaren özellikle Besta’nın iç kesimlerinde, yıllardır güvenlik gerekçesiyle ‘yasaklı bölge’ ilan edilen alanlarda faaliyet yürütüyor. Korucular bu alanlara ulaşabiliyor. Böylelikle halkın göremeyeceği, izole bölgelerde bu katliamları ve ekolojik tahribatı gerçekleştirebiliyorlar. Devletin verdiği bu yetkiyi sadece burada da kullanmıyor. Sınır ötesi operasyonlarda da korucuların çok büyük rolleri oldu” dedi.
Bu yapı tasfiye edilmeli
Korucuların ayrıca halkın mücadele ettiği inkar ve imhanın devam ettirilmesinde de rol oynadığını belirten Cin, “Korucular, Türkiye Devleti’nin ve bu sistemin içerisinde yer alarak kendi halkına karşı bir şeyler yapabiliyor. Ama bunu şöyle dönüştürüyorlar: Aslında burada bir ‘terör sorunu’ olduğu, bir ulusal sorun olmadığı dile getirilmeye çalışılıyor. Mücadele, ‘terör sorunu’ olarak geleneksel inkârcı bir tarzda ele alınıyor. Aslında imha ve inkâra karşı başlayan bir ulusal hareket, bugün kendi kendini kardeş savaşına dönüştürebilen bir boyuta getirilmeye çalışılıyor. Bizim değinmek istediğimiz nokta şu: Gerçekten süreç böyleyken koruculuk sisteminin baştan sona yeniden değerlendirilip bölgesel olarak tasfiye edilmesi gerekiyor” dedi.
Birbirlerine de tehdit
Cin son olarak, korucuların bu sistemin devam etmesinde ısrarcı olduklarını dile getirerek, “Çatışmalı sürecin bitmesiyle sistem içerisinde kendisine yer bulamayan bu korucular, devlet tarafından farklı alanlarda görevlendirilerek faaliyetlerini sürdürebiliyor. Çünkü sistem içerisinde kalmak istiyorlar. DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın bununla ilgili bir çağrısı olmuştu. Korucular birleşerek bir çeteleşme boyutuna ulaşmış, parti eş genel başkanını tehdit etmişlerdi. Çünkü şunu biliyorlar: Koruculuk sistemi bittiği zaman geçimlerini sağlayabilecekleri bir alan kalmıyor. Halk, korucuların gerçekleştirdiği birçok şeyin farkında. Umuyoruz ki demokratik bir barış sağlanana kadar bu yapıların da bir an önce değerlendirilmesi ve tasfiye edilmesi gerekir. Aksi takdirde, son süreçlerde özellikle korucu aileleri arasında mülkiyet, toprak ve arsa anlaşmazlıkları nedeniyle büyük kavgaların da çıktığını görüyoruz. Birbirlerini döven, öldüren, çeteleşmeye ve aile kavgalarına dönüşen olaylar yaşanıyor” dedi.
Dokunulmazlık zırhı
İnsan Hakları Savunucu Avukat Eren Keskin ise özellikle 90’lı yıllarda korucuların karıştığı birçok suçu hatırlatarak, bir koruma zırhının olduğunu söyledi:
“Suçlarının cezasını çekmeyeceklerine olan güvenleri ile çok sayıda suç işlediler. Korucular tarafından yapılan ve bizim de şahit olduğumuz birçok suç oldu. Özellikle 1990-1995 yılları arasında Mardin bölgesinde kadınlara yönelik cinsel işkence, cinsel taciz suçlarında sanık oldular. Özellikle Musa Çitil’in görev yaptığı dönemde korucular çok fazla suç işledi. Genel olarak o dönem koruculara dava da açılmıyordu. İstediğiniz kadar suç duyurusunda bulunun. Bir tek Batman’da bir korucunun ceza aldığına şahit olduk. O olayda da üç korucu bir kız çocuğuna tecavüz etti ve bundan ceza aldı. Onun dışında çok fazla kadının başvurusunu aldık ancak cezalandırılan korucu olduğunu görmedim. Birçok dosyada fail olmalarına rağmen korucular daima korundu. Yine kontra cinayetlerinde, gözaltında kayıp olaylarında kullanıldılar. Adeta tetikçi gibi, dönemin Hamidiye Alayları gibi kullanıldı korucular. Hala da bu durum devam ediyor. Örneğin şuan Muş’ta müvekkillerimin köyüne el koymuş durumdalar. Silahla ateş açılmış ve köylüler korkuyor. Bu bir ay önce yaşandı ve hala güçlü olduklarını düşünüyorlar.”
Birbirine düşman etti
Koruculuk sistemi, aslında Türkiye’de devletin yerel toplumsal yapıları silahlı güç olarak örgütlendirdiği daha eski uygulamalardan bağımsız değil. Koruculuk sistemi sık sık Hamidiye Alayları’na benzetildi. Ancak bu tarihsel süreklilik içerisinde koruculuk, aşiret temelli silahlı yapılanma olan Hamidiye Alayları’ndan farklı olarak doğrudan bir Kürt örgütü PKK’ye karşı oluşturuldu. Devlet bölgedeki aşiret ilişkilerini ve ekonomik ihtiyaçları da sistemin içerisine dahil ederek bu ‘güvenlik politikasını’ kurguladı. Yakın tarihte o dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’in, bir televizyon programında gazeteci Mehmet Ali Birand arasında geçen diyalogda korucuların karıştığı bir çocuk istismarı vakası gündeme gelmişti. Sistematik istismara karşı Akşener’in ‘iyi şeyler de yaptılar’ diyerek bu suçları örten bir yerden konuşması hafızalarda derin bir etki bıraktı.
Keskin, “Sanırım onlara göre ne kadar insan öldürebiliyorlarsa, insana, kadına zarar verdiyse o kadar iyi olarak tanımlıyorlar. Aslında bu yeni bir sistem değil, Osmanlı’dan kalma Hamidiye Alayları gibi tetikçi güçler bunlar. Bir yanıyla da bu halkı birbirine düşürüyor. Çünkü buradaki insanlar sonuçta aynı köyde yaşayan, birlikte büyümüş, çocukluk arkadaşı olan insanlar. Bu sistemle birbirine düşman oldu. Birileri silahı eline aldı, birileri almadı” dedi.
Koruculaştırma yöntemlerinin de bir o kadar kriminal olduğuna dikkat çeken Keskin, “Zamanında Lice koruculaştırılmak istendiğinde büyük bir operasyon yapıldı. Lice’de insanlar katledildi. Oraya İHD heyeti olarak girdiğimizde bütün erkekleri askeriye alanlarına almışlardı. Kadınlar, çocuklar kaymakamlıkta ‘Korucu olmak istemiyoruz’ diye slogan atıyordu. Bazı yerlerde yapamadılar ve oralara çok büyük zarar verdiler. Zaman içerisinde birçok başka suçlara da bulaştılar. Çünkü kendilerini o kadar dokunulmaz hissettiler ki…” diye değerlendirdi.
Bu sistem lağvedilmeli
Bir kesim korucunun da aslında istemeyerek de olsa korucu olduğuna ilişkin örnek veren Keskin, “Kürdistan’ın bazı yerlerinde korucular size düşman gibi bakıyordu ama bazı yerlerde ise korkudan silahı almış ve bunun pişmanlığı, üzüntüsü içerisinde olan korucular da gördük. Gittiğimizde gizli gizli zafer işareti yapan korucular da gördük. Yani çok değişik bir durumdu” dedi.
Son olarak bu yapının lağvedilmesinin elzem olduğunu belirten Keskin, yaşanan barış sürecinin önemli kriterlerinden biri olarak bu durumu gördüğünü ifade etti:
“Gerçek anlamda bir barış sürecinin başlaması için faili meçhul bütün dosyaların açığa çıkması gerekir. Hepsinin failleri aslında biliniyor ve hala hayatta olanlar var. Faillerin ortaya çıkarılması ve koruculuk sisteminin tamamen lağvedilmesi gerekiyor. Tabi devletin onları düşünmesi gerekiyor. İstihdam edebilirler ama bu müessesenin tamamen ortadan kaldırılması gerekiyor. Kürt Hareketi de silahlarını feshettiğini duyurdu ve ona karşılık oluşturulan devletin silahlı gücüne ek olarak oluşturulan bu yapının tamamen feshedilmesi gerekir. Tabi bu süreç kapsamında daha ilk aşamalardayız ama ufak adımlar atıldı ve yapılacak daha çok şey var. Bununla birlikte koruculuk sisteminin de lağvedilmesi çok önemli.”
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































