‘Sürecin uzaması, insanların umudunu ve güvenini zayıflatabileceği gibi provokasyonlara da alan açabilir’ diyen Şirnex Barosu Başkanı Metin Tatar, hasta tutsakların tahliyesi ve Abdullah Öcalan’ın sürece aktif katılımı için koşulların sağlanması çağrısı yaptı
İki yılı aşkın süredir devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde iktidarın siyasi ve hukuki adımları ertelemesi nedeniyle bir belirsizlik yaşanıyor. Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın ardından başlayan süreçte, kamuoyunda çerçeve yasa olarak nitelendirilen “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” Meclis’te kabul edilip 18 Ağustos’ta Resmi Gazete’de yayınlanmasına rağmen hâlâ yürürlüğe girmedi.
İki ayı aşkın süredir Milli Güvenlik Kurulu’nun (MGK) “teyit ve tespit”i bekleniyor. Şirnex’te (Şırnak) Barış ve Demokratik Toplum Süreci kapsamında atılması gereken hukuki adımların geciktirilmesinin provokasyonlara zemin oluşturacağı uyarısında bulunan Şirnex Barosu Başkanı Metin Tatar MA’ya değerlendirmelerde bulundu.
Süreçteki tıkanmaya dair değerlendirme
Sürecin ilerlemesi için hukuki düzenlemelerin bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Metin Tatar, barışın toplumsal yaşam ve gelecek kuşaklar açısından taşıdığı öneme dikkat çekerek şu sözleri söyledi:
“Sürecin uzaması, insanların umudunu ve güvenini zayıflatabileceği gibi provokasyonlara da alan açabilir. Bu nedenle tarafların güvenini koruyacak, toplumun beklentilerine yanıt verecek hukuki adımların gecikmeden atılması gerekiyor. Sorunların ve çözüm yollarının çok katmanlı olduğu açık; ancak bu durum gerekli adımların ertelenmesine gerekçe olmamalıdır.”
Hasta tutsaklar ve anadilde eğitim sorunları çözülmeli
Sürecin, toplumsal güveni güçlendirecek somut adımlarla ilerlemesi gerektiğinin altını çizen Metin Tatar, hasta tutsakların tahliyesi ve infazı ertelenen tutsakların durumunun çözüme kavuşturulmasının öncelikli konular arasında yer aldığını kaydederek şu sözleri söyledi:
“Hasta tutsakların tahliye edilmesi, iyi niyetin ortaya konulması açısından ciddi bir adım olacaktır. İnsanların sağlık durumları ve özgürlükleriyle ilgili meselelerin daha fazla bekletilmemesi gerekiyor. Bunun yanında anadilde eğitim ve kişinin kendisini anadilinde ifade etme hakkı da Meclis’in gündemine alınmalı ve ciddi biçimde ele alınmalıdır. Anadili, insanın varoluşuyla birlikte sahip olduğu temel bir haktır. Bu konuların hukuki güvenceye kavuşturulması, sürecin dayandığı esasların netleşmesine ve toplumdaki güvenin güçlenmesine katkı sağlayacaktır.”
Öcalan’ın sürece dâhil edilmesi gerek
Abdullah Öcalan’ın sürece daha aktif katılımının sağlanması gerektiğini belirten Metin Tatar, Abdullah Öcalan’ın barış ve çözüm tartışmalarına katkı sunması yönündeki beklentilerin uygun koşullar oluşturulmadan karşılanamayacağını vurgulayarak, “umut hakkını” hatırlattı:
“Kendisinin sürece katkı sunması amacıyla siyasete ve Meclis’e davet edildiği bir ortamda, bu katkının ne ölçüde mümkün olabileceği de tartışılmalıdır. Daha aktif rol alabilmesi ve sürece destek sunabilmesi için gerekli koşulların sağlanması gerekiyor. Kamuoyunda ‘umut hakkı’ tartışılıyor. Bizim yaklaşımımız, kendisinin sürece daha aktif katkı sunabilmesi için uygun koşulların oluşturulması gerektiği yönündedir. Aksi durumda kendisinden beklenen katkı sınırlı kalacaktır.
AİHM kararlarının uygulanmaması çelişkili
Süreçte AİHM kararlarının uygulanmaması konusunda yaşanan sorunların hukukun üstünlüğü ilkesiyle çeliştiğine işaret eden Metin Tatar, sürecin inandırıcılığının hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmesiyle güçlenebileceğini söyledi. Metin Tatar, hukukun üstünlüğünün yalnızca belirli dönemlerde veya belirli kesimler açısından değil, toplumun tamamı için geçerli olması gerektiğini belirtti.
Barolar sürece katkı sunmalı
Süreçte baroların rolüne değinen Metin Tatar, bütün çatışmaların ve uyuşmazlıkların çözümünde hukukun önemli bir yeri olduğunu, bu nedenle çözüm için gerekli hukuki çerçevenin Meclis’te oluşturulması gerektiğini söyledi. Metin Tatar, baroların rolünü şöyle ifade etti:
“İnsan haklarının korunması ve hukukun üstünlüğünün tesis edilmesi konusunda yasal ve anayasal sorumlulukları bulunan baroların da sürece doğrudan katkı sunması gerekir. Meclis’teki kurul ve komisyonların özellikle bölgede bulunan baroların görüşlerini alması, onların çözüm önerilerini dikkate alması önemlidir. Çünkü barolar toplumun içinden gelen, yaşanan sorunlarla doğrudan temas eden ve bu sorunların çözümüne ilişkin öneriler geliştirebilecek kurumlardır.”
HABER MERKEZİ
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































