Brian Duffield, Daniel Kraus’un romanından (2023) uyarladığı dramatik gerilim “Balina Düşüşü”nde, Jay, babasının denizde kayboluşundan bir yıl sonra onun kalıntılarını bulmak için çocukluk evine geri döner. Hastayken ondan uzak duran Jay’in vicdanı rahat değildir, suçluluk duyar.
Babasının kaybolduğu noktadan dalan genç adam derinlerde bir balinayla karşılaşır, panik olur.
Balina dev bir kalamarın peşindedir, can havliyle Jay’i bacağından yakalayan kalamarla birlikte balina ikisini de yutar.
Aklımıza hemen insan ile balina arasındaki varoluşsal mücadeleyi anlatan öyküler geliverir: Kaptan Ahab’ın saplantısına dönüşen Herman Melville’ın kült klasik romanı Moby Dick, Carlo Collodi’nin Pinokyo’sunda Pinokyo’yu yutan balina, İncil’de balinanın midesindeki Yunus Peygamber.
Jay’le kalamar, balinanın üç mide bölmesine doğru inerler. Hava tüpü Jay’e ancak bir saat yetecektir, elindeki silahlarsa kalamar gagasıyla babasının ona öğrettiği can simidi niteliğindeki derslerdir.
KLOSTROFOBİK ORTAM
Balinanın midesinde Jay hayata tutunmaya çalışır, yazgısıyla yüzleşir, anlık kararlar almaya başlar. Yönetmen şimdiki zaman ve geçmiş zaman arasında gidip gelerek Jay’in baskıcı, otoriter, dalış efsanesi babasıyla olan ilişkisini anlatır. Baba-oğul arasındaki karmaşık bağ gerilimi güçlendirir, balinayı baba figürünün metaforuna dönüştürür. Bu zorlu yolculuk süresince daha önce konuşamadıklarını konuşmaya, birbirlerini anlamaya başlarlar.
John Steinbeck’in Sardalye Sokağı kitabını ikisi de çok sevmişlerdir. Duffield abartılı özel efektlerden bilerek uzak durur, organik klostrofobik bir ortam yaratmıştır. Görüntü yönetmeni Aaron Morton pratik aydınlatma, baskıcı atmosfer konusunda yetenekli bir ustadır. Müzik, yapım-ses tasarımları, organik efektler mükemmeldir. Resident Evil’in genç oyuncusu Austin Abrams başarıyla Jay’i canlandırır.
Josh Brolin, Elisabeth Shue, Emily Rudd, Jane Levy de oyuncu kadrosunda. Balinalar ölünce ekosistem yaratırlar, balinanın ekosistem yaratmasına “balina düşüşü” denir. Denizin dibine çöken balina orada yaşayan canlılara, organizmalara besin olur. Doğadaki her varlığın bir görevi vardır, ekosistem onlar sayesinde canlı kalır. 2026’nın en iyi filmlerinden Balina Düşüşü’nü mutlaka izleyin.
JANE AUSTEN’A FARKLI YORUM

Yazar Jane Austen’ın 250’nci doğum günü olması nedeniyle, Ang Lee ve Emma Thompson’ın büyüleyici, güneşli uyarlamasından 31 yıl sonra Georgia Oakley (Blue Jean) canlı bir romantizm, doğanın içinde geçen Aşk ve Yaşam’ı (Sense and Sensibility) çekti.
Oakley aşkın tek itici güç olmasına inanan sadık bir yorum çekti. Üç kadın; Oakley, senarist Diane Reid, yapımcı India Flint tümüyle farklı bir versiyon yapmaya karar verdiler. İki kız kardeş Eleanor ile Marianne’ın 19. yüzyıl İngiltere’sinde keder, yoksulluk, ilk aşklar, kalp kırıklıkları, toplumsal baskılarla başa çıkmaları hayati önem taşıyordu. Bu salt bir aşk hikâyesi değil; aile, ailedeki kadınlar, iki kız kardeşin arasındaki sevgi öyküsü.
Yeni ekip bunu bir olgunlaşma evresi olarak gördü. Kız kardeşlerin doğru erkeği bulmak için birbirlerinden öğrenecekleri çok şey vardır. Eleanor aklıyla, mantığıyla, Mairanne’sa duygularıyla hareket eder. Genç erkek karakterlerse oldukça içe dönüktürler. Dramatik etki yaratmak için bazı hikâyeler, karakter geçmişleri, zaman çizelgeleri değiştirildi.
Edward’la Eleanor’un taş sektirdiği nilüferlerin yakın çekimleri, koyunların meleyişi, köpekler, kediler, atlar, kükreyen deniz, kadınların dağınık doğal saçları ön plana çıkarıldı. Oakley böylelikle doğal dünyanın romantizmini yansıttı. Kız kardeşlerin duygusal yolculukları modernleşti, daha fazla özgür iradeye sahiptiler. Toplumsal baskıya karşın bu iki kadın yaşamlarını kendileri yönlendirdiler.
Daisy-Edgar Jones, Esmé Creed Miles, George MacKay, Fiona Shaw’dan oluşan toplu oyuncu kadrosu yetkin yorumlar sunar.
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***




































