Yasanın başlangıç olduğunu belirten Mustafa Karasu, ‘Pratikleşme aşamasında Önder Apo’nun bizzat devreye girmesi lazım. Türkiye toplumuna, Kürt toplumuna seslenmesi lazım’ dedi
KCK Yürütme Konseyi Üyesi Mustafa Karasu, Medya Haber’de yayınlanan programda gündeme ilişkin soruları yanıtladı.
Meclis’ten çıkan çerçeve yasaya dair değerlendirmelerde bulunan Mustafa Karasu, “Kuşkusuz Meclis’te çıkan yasa yeni bir aşamaya geçmeyi ifade ediyordu. Biz tabii bu yasayı eleştirdik. Eksiklerini, yetersizliklerini, hatalarını ortaya koyduk. Ama Meclis’in işte Kürt sorunuyla ilgili böyle bir yasa çıkarması önemliydi. Evet, Kürt sorunundan bahsetmedi, Kürt’ten söz etmedi ama herkes de biliyor ki, şu andaki Barış ve Demokratik Toplum Süreci Kürt sorunuyla ilgilidir. Nitekim Meclis’te bu yasa çıkarken bütün partiler konuştu, değerlendirme yaptılar. İlk defa bu kadar bir yasa çıkarken Kürt sorunundan söz ettiler. Kürt sorununun çözümünün demokratikleşmeyle bağını ortaya koydular. Bu yönüyle bir böyle bir başlangıç oldu. Bu aslında Türk devleti için de, yani Meclis için de bir başlangıçtır. Bundan sonrası gelecektir tutumu oldu. Zaten hükümet yetkilileri de açıklamadan sonra, işte bu yasadan sonra farklı adımlar da atacaktır biçiminde ifadeler de kullandılar bu yasanın kabulünden sonra.
Bir de önemli bir düzeyde, çok yüksek bir oyla kabul edildi. Bu aslında bu yasaya Türkiye toplumunun da desteğinin olduğu anlamına geliyor. Yani en azından biçimsel olarak veyahut işte Meclis halkın temsilcisi deniyor ya… Bu çerçevede bakıldığında Türkiye halkının da desteği olduğu görülüyor.
Yeni adımların gelişmesi gerekiyor
Tabii yasa çıktı. Bir başlangıçsa o zaman bir başlangıç olarak görmek gerekiyor. Yeni adımların gelişmesi gerekiyor. Bu başlangıcın ilerletilmesi gerekiyor. Yoksa sorunu sadece işte yasada vurgulanan biçimde silahsızlanmaya indirgemek o zaman bu yasayı bir başlangıç olarak görmemektir. O zaman Meclis’te bu kadar demokratikleşmeden söz edildi, Kürt sorununun çözümünden söz edildi, bu sorunun adı Kürt sorunudur da denildi. O zaman Meclis’teki tartışmaların ruhuna, mantığına, yaklaşımına uygun bir tutum olmaz. Bu bakımdan evet, silahsızlanma da bu sürecin bir parçası. İşte Türkiye’ye karşı silahlı mücadelenin durdurulması kararlarını aldık. Ama sadece böyle ifade etmek, böyle ortaya koymak eksik kalır. Bunu belirtmemiz gerekiyor.
Bu yasa taraflı uygulanacak bir yasa değil
Bu yasa böyle tek taraflı uygulanacak bir yasa değil. Bizi yakından ilgilendiriyor. Doğrudan bizimle ilgili olan bir yasa. Bu yönüyle tabii tartışılacak konular vardır. Bir yasa bizi ilgilendiriyor. Bizim yönetimimiz altındaki bütün arkadaşlarımızı ilgilendiriyor ama işte Önder Apo ve yönetim ve de önemli sayıda kadromuz bu yasanın içinde değil. Bu gerçekten bir sorundur.
Demokratikleşme nasıl olacak?
Bu yönüyle tabii yasa başlangıç ama bu yasanın sonrasında belirli adımların atılması gerekiyor. Ama böyle dogmatik, sadece güvenlikçi, işte güvenlik anlayışıyla yaklaşmak yetersiz olur. Biraz güvenlikçi yaklaşım yine zaman zaman çok öne çıkıyor. Böyle olmaz. Zaten bu güvenlikçi yaklaşımdan dolayı sorun bir türlü çözülemedi, sonuç alınamadı. Ya da bu tür süreçler geliştirilmek istendi ama sonuçta tekrar güvenlikçi politika, işte bastırırız, ezeriz, yok ederiz politikası öne çıktığı için bugüne kadar uzadı. Bu yönüyle yeni bir aşamadır. Türk devleti de bu sürecin karakterini biliyor. Biz de biliyoruz. Demokrasi güçleri de biliyor. Biz inanıyoruz ki herkes bu sürecin karakterine uygun bir yaklaşımla sürecin ilerlemesi için üzerine düşeni yapacaktır. Böyle yaklaşmak gerekiyor. Yoksa öyle işte basında yansıdığı gibi, belirli kesimlerin yazarken, çizerken işte ‘illa şu silahsızlanma olacak, bu olmazsa olmaz’ gibi yaklaşımlar yanlıştır. Evet, bir silahsızlanma tartışması olacak ama yöntemi nasıl olacak? Yani bunun demokratikleşmeyle bağı nasıl olacak? Bunlar çok çok önemli. Yoksa tabii sıkıntılar ortaya çıkar” dedi.
Yasanın pratikleşmesi
İki yıla yakındır sürecin devam ettiğini belirten Mustafa Karasu, “Biz şimdiye kadar, iki yıla yakındır tartışıyoruz. Biz inanıyoruz ki işte kurullar oluşturuldu. Bu kurullar tabii çalışacak. Bu kurullarda da sorunun çözümü için uğraşılacaktır. Bir tıkama ya da işte sorunu sadece silahsızlanmayla sınırlayan bir yaklaşım içinde olmayacaklar. Çünkü sürecin sadece bu olmadığını herkes biliyor. Yasayı çıkaranlar da biliyor, işte kurullar oluşturdu, işte Cumhurbaşkanı Yardımcısı, onlar da biliyor. Bu yönüyle artık zaman içinde bu sürecin gelişmesi, bu yasanın nasıl pratikleşmesi konusunu böyle tartışarak…
‘Bu süreci Önder Apo yürütecek’ demişiz
Tabii bu konuda da tartışmanın odağında, merkezinde Önder Apo var. Biz hep şunu söyledik: PKK’yi feshederken de, Türkiye’ye karşı silahlı mücadeleyi sonlandırırken de demokratik siyasal mücadele stratejisini benimsediğimizi söylerken de bu yönlü kararları alırken de ‘bu süreci Önder Apo yürütecek’ demişiz. Önder Apo’nun inisiyatifinde, denetiminde, yönlendirmesinde olacak. Binlerce, on binlerce insanın durumu var. Bilmem 50 kaç yıllık mücadele var. Bu böyle çok basit, işte ‘şöyle olacak’ diyerek olacak şey değil. Ama kesinlikle Barış ve Demokratik Toplum Sürecini biz ilerletmekte kararlıyız. Bu konuda tutumumuz nettir. Ama pratikleşmesinin tartışarak en doğru biçimde yapılması gerektiği düşüncesine de sahibiz” diye konuştu.
Süreç şeffaf ilerlemesi gerekiyor
“Çerçeve yasayla birlikte İmralı’ya gidiş gelişlerin artacağı beklenirken bu konuda herhangi bir gelişmenin olmadığını görüyoruz. Bu konuyu nasıl değerlendiriyorsunuz” sorusuna yanıt veren Mustafa Karasu şunları belirtti: “Şöyle. Evet, İmralı’da görüşmeler de oldu, bize yansıdı. Bu yasadan sonra Önder Apo’nun durumunda değişiklik olacaktı. İşte basınla görüşecekti, aydınlarla görüşecekti. Kendi örgütüyle ilişkisi, yani hareketimizle ilişkiler gelişecekti. Böyle bir yaklaşım vardı. Çünkü yasa çıktı, artık pratikleşmesi gerekiyor. Tartışma düzeyinde değil yani. Tartışma İmralı’da çeşitli biçimlerde oluyordu. Ama şimdi artık pratikleşme aşamasında Önder Apo’nun bizzat devreye girmesi lazım. Türkiye toplumuna seslenmesi lazım, Kürt toplumuna seslenmesi lazım. Türkiye’deki demokrasi güçleriyle düşüncelerini paylaşması gerekiyor. Çünkü bu Türkiye’nin sorunu. Herhangi bir siyasi partinin sorunu değil. Ya da şöyle değil: Sadece işte İmralı’da oturulacak bir görüşmeyle gerçekleşecek bir süreç değil. Tarihi bir süreç, toplumu ilgilendiren bir süreç. Bütün siyasal alanı ilgilendiriyor, siyasi partileri, demokratikleşmeyi… Bu bakımdan sürecin eskiye göre daha şeffaf ilerlemesi gerekiyor. Yani Önderliğin görüşlerinin açık, kamuoyuna yansıması gerekiyor.
Süreç nasıl ilerleyecek?
Önderlik basınla görüşmeyince, aydınlarla görüşmeyince, demokratik çevrelerle, siyasi güçlerle görüşmeyince çeşitli spekülasyonlar oluyor. Ve süreç karşıtlarının işte provokasyonları ortaya çıkıyor. Önderlikle ilgili spekülasyonlar yapıyorlar. Önderliğin değerlendirmeleriyle ilgili spekülasyonlar yapılıyor. Bunların hepsinin önüne geçmek açısından Önderlikle görüşmelerin olması gerekiyor. Hükümetin bunu gerçekleştirmesi gerekiyor. Yoksa işte spekülasyonlardan rahatsızlık var. Bilmem işte görüşme şöyle olmuş, sızmış… Bundan rahatsızlık var, böyle yansıyor. O zaman önüne geçmek için Önderlikle kesin görüşmelerin sıklaşması gerekiyor. Bizim de görüşmelerimizin olması gerekiyor. Yani örgütle ilişkisi oluyordu ama bunun daha da sıklaşması lazım. Birçok konuda görüş alışverişinin olması gerekiyor. Bu bakımdan evet, yasadan sonra bunun gerçekleşmesi gerekiyordu. Bir ay oldu, bir gecikme var. Bunun giderilmesi gerekiyor. Süreç nasıl ilerleyecek? Hem sürecin ilerlemesi gerektiğinden söz ediliyor. En son Cumhurbaşkanı Erdoğan da böyle bir şey söyledi. Biz de zaten başından beri sürecin ilerlemesini istiyorduk. Ama süreç nasıl ilerleyecek? Sadece sözle ‘süreç ilerlesin’ demekle olmaz. Sürecin ilerlemesi için yeni durumların, yeni yaklaşımların ortaya çıkması lazım. Bunlardan en önemlisi de Önderliğin devreye girmesi, çok çeşitli çevrelerle görüşme yapmasıdır. Bu konuda önemli bir noktada ‘Umut Hakkı’, Önderliğin bulunacağı konum oluyor. Sürecin başlangıç momentumu olan Umut Hakkı halen devreye girmiş değil. Bu olmadan süreç ne kadar sağlıklı ilerleyebilir? Gerçeği ortaya koymak gerekiyor.
Kürt sorunu Türkiye’nin çok temel sorunu
Devlet Bahçeli çağrı yaptı. Devlet Bahçeli’nin çağrısına beklenmedik düzeyde Önder Apo cevap verdi. O çağrıyı cevapsız bırakmadı. Ve çağrısında ‘Umut Hakkı sonuna kadar açılsın, değerlendirilsin’ dedi. Bunu Devlet Bahçeli söyledi. Yine daha sonra Devlet Bahçeli bunları tekrarladı. Bunları Devlet Bahçeli söylerken şöyle düşünmüyoruz: Bunları iktidardan bağımsız söylemiyor. Sık sık Erdoğan’la bir araya geliyorlar. Bu konuda görüş alışverişinde bulunuyorlar. Çok önemli konu; Türkiye’nin en temel konusu. Demirel diyordu ‘bin yıllık sorun’, bin yıllık bela olarak değerlendirdi kendine göre. Şimdi tabii ki Erdoğan’la Devlet Bahçeli görüşmede ne görüşecekler? Bunu görüşecekler. Kürt sorunu Türkiye’nin çok temel sorunu. Rahmetli Adnan Menderes’e idam edilmeden önce o yargılama sırasında soruyorlar: ‘Türkiye’nin en temel sorunu nedir’ diyorlar. Adnan Menderes ‘Kürt sorunudur’ diyor. Bunu Türk devlet yetkilerinin hepsi biliyor. Özellikle iktidara gelenler özellikle biliyor. Bu bakımdan Devlet Bahçeli de Erdoğan da biliyor bu sorunun önemini ve Önder Apo’nun konumunu da biliyorlar.
Önder Apo başmüzakerecidir
Önder Apo başmüzakereci. Kürt halkı Önder Apo’ya çok bağlı. Türkiye’de aleyhinde bu kadar propaganda yapıldı. Özel savaş yürütüldü, dünyada yürütüldü. Önder Apo’yla Kürt halkı arasındaki ilişki koparılmak istendi. Uluslararası Komplo ile Önder Apo etkisiz kılınmak istendi. Ama gerçekleşmedi bu. Aksine Önder Apo’nun toplum üzerinde, halk üzerindeki etkisi uluslararası komplodan sonra daha da büyüdü. Bu açıdan Önder Apo’nun sağlık ve güvenlik koşullarının değişmesi gerekiyor. Özgür yaşar ve çalışır hale gelmesi gerekiyor. İlk önce yani bunların olması gerekiyor ve bunların Önderliğin özgürlüğüyle tamamlanması gerekiyor. Önderliğin özgürlüğüyle tamamlanmayan bir süreç sonuçlanmaz. Bu kesindir. Bu süreç sonuçlanacaksa Önder Apo’nun özgürlüğüyle sonuçlanacaktır. Bunu herkesin bilmesi lazım. Bunun zamanlaması tabii tartışılıyor. Biz bu konuda çağrı yaptık, halkımızın çağrısı var. Bu konuda Umut Hakkı’nın; bırakalım Umut Hakkı’nı, Önderliğin bu sürecin gereği olarak özgürleşmesi gerekiyor. Önder Apo özgür çalışma koşullarına gelirse süreç ilerler. Bu sürecin başarısı da sonuçlanması da ancak Önder Apo’nun özgürlüğüyle sağlanır. Bunun herkes tarafından bilinmesi gerekir.”
Sürece karşı sabotajdır
Sürece ilişkin provakatif girişimlere dair de değerlendirmelerde bulunan Mustafa Karasu, “Bu süreç yürürken, bu süreci halkımız desteklerken, Türk halkı ve Türkiye’de de önemli bir destek bulurken, bazı Alevilerin içinde, HDP’den milletvekili olmuş isimler de var, gerçekten onların da içinde olması bizi şaşırttı. Bu süreçte bunu yapmaları manidar. Ne amaçlıyorlar? Kim yönlendirdi bunları? Gerçekten dikkat çekici. Yani bir nevi sürece karşı sabotaj.
Önder Apo’nun elli yıldır söyledikleri var
Şimdi ‘Aleviler’ deniyor. Bu Alevilerin yarısı Kürttür. Bu bilinmiyor mu? Kürt Alevilerin de bu mücadeleye destek verdiği bilinmiyor mu? On bin civarında Alevi genci bu mücadele içinde şehit düştü. Bizim hareketimiz Türkiye’deki bütün halkların özgürlük hareketi. Evet, Kürt özgürlük hareketi ama bütün inançların, bütün baskı altında olan kimliklerin özgürlük hareketi. Bu kesin böyledir. Bu elli üç kişi Önderliği hedef alıyor. Ya insaf! Biz bir yıllık hareket miyiz? İki yıllık hareket miyiz? Üç yıllık mıyız? Elli yıllık hareketiz. Önder Apo’nun elli yıldır söyledikleri var. Bizim elli yıllık pratiğimiz var. Aleviler vicdanlı olmalı. Biz her zaman söylüyoruz, Aleviler vicdanlıdır. Bu elli yıllık mücadelede, pratiğimizde ne var? İnsaf! Alevilerin inanç özgürlüğü için Türkiye’de en büyük mücadeleyi bizim hareketimiz vermiştir. Bugün Aleviler inanç özgürlüğü mücadelesi veriyorlarsa, biraz daha görünür hale geldilerse bundan mücadelemizin etkisinin ne kadar olduğu bilinmiyor mu? Hangi parti veya kurum bizim mücadelemiz kadar Alevileri görünür kılan bir mücadele yürütmüştür? Bizim mücadelemiz sonucu Alevilerin görünür kılınmasının zemini ortaya çıkmıştır. Hatta devlet kendine göre Alevileri, Alevi gençleri mücadelemizden koparmak için 80’li yıllarda yavaş yavaş Aleviler karşısında daha biraz yumuşak yaklaşmaya başlamıştır. Yani bunu kötü anlamda söylemiyoruz; mücadelemizin, demokrasi mücadelesinin sonucudur, olumlu bir sonuçtur. Duyunca gerçekten çok tepkilendim. Aleviler vicdanlıdır ya, böyle vicdansızlık mı olur? Hakkaniyet! PKK bütün kimliklerin görünür kılınmasını sağladı. Êzidîler, onlar da Kürt tabii. Kim bu kadar görünür kıldı? Bu Hareket başından itibaren görünür kılmaya çalıştı, Alevileri görünür kılmaya çalıştı. Hareketimiz öyle şey değil; o klasik sol yaklaşımda kimliklere duyarsız, şuna duyarsız, biz sadece sınıf yaklaşımını esas alırız gibi bir yaklaşım içinde olmadı. Türkiye’nin temel sorunlarından birinin de kimlik sorunları olduğunu gördü.
Alevileri en fazla biz temsil ediyoruz
Bunların en başında da Alevilerin kimlik sorunu olduğunu gördü. Bunu mücadelesinin parçası yaptı. Böyle olmasaydı binlerce Alevi Kürt, Alevi Türk genci mücadeleye katılır, şehit düşer miydi? Mücadelemizde birçok Alevi Türk genci de şehittir. Hâlâ içimizde vardır. Çünkü bizim mücadelemiz aynı zamanda Alevilerin inanç özgürlüğü mücadelesidir. Biz bir özgürlük mücadelesi verirken sadece kendimize özgürlük isteyerek bu mücadeleyi yürütemeyiz. Sadece kendimize demokrasi isteyerek Türkiye’yi demokratikleştiremeyiz. Böyle bir yaklaşım mı var? Belki o imza atanların böyle bir yaklaşımı var: ‘Özgürlük olacak ama Kürtler için olmayacak. Demokrasi olacak ama Kürtlere olmayacak.’ Belki o imza atanların içinde öyle anlayışta olanlar vardır. Bilmem tarihteki bir olay, yaşanmış bir olay… Bilmem onu şuradan çekiştir, buradan çekiştir… Yani elli yıllık değerlendirmelerimiz var. Önderliğin elli yıllık değerlendirmeleri var. Kimdir? Tamam, Alevi olabilir, aydın da olabilir, bir şey demiyoruz ama ne yaptıklarını bilmeleri gerekiyor. Ben çoğunun ne yaptığının farkında olmadığını düşünüyorum. Birileri gelmişler, ‘hadi bir imza atalım’, birileri demiş işte ‘Alevilere karşı şöyle bir yaklaşım var’… Yani şöyle sanmasınlar kendilerini, “Alevileri temsil ediyor” diye. Öyle bir şey yok. Alevileri en fazla biz temsil ediyoruz. Bunu rahatlıkla söyleyebilirim. Ne yapmış o elli üç kişi? Elli üç kişi ne yapmış? Evet olabilir, inanç özgürlüğü mücadelesi içinde belli yerlerde yer almış olabilirler. Ama kendilerinin yeri, yaptıklarıyla hareketin yaptıkları karşılaştırılınca hareketimiz için böyle konuşmaları gerçekten kabul edilecek durum değildir.
Alevilerin inanç özgürlüğü
Ben de bir Alevi Kürt genci olarak bu mücadeleye katıldım. Kürt halkının özgürlük mücadelesini vermek için katıldık. Ama inanç kimliğimizin hiçbirini biz inkâr etmedik. Apoculuğun ilk kuruluşu olan Çubuk Barajı’nda 6 kişiden 4’ü Alevi Kürt gencidir. Ne yani? Hep bütün bu gençler, binlerce şehit… 10 bine yakın şehit, hâlâ mücadelemizde binlerce Alevi genci var. Ne yani? Ne demek istiyorsunuz? Ne diyorsunuz? Biz kandırıldık mı yani? Biraz konuşmalarına, tutumlarına dikkat etsinler. Gerçekten samimilerse, vicdanlılarsa, ahlaklılarsa biraz düşünmeleri lazım. Belli ki belli kesimler tahrik etmiş. Zaten şöyle bir durum var yani… Alevi toplumunun gerçekten hassasiyetleri var. Tarih içinde ezilmiş bir toplum. İnkâr edilmiş, inancı yok sayılmış. İnancı diyelim asimile edilip, farklılaştırmak isteniyor. Hassasiyetleri var. Evet, ben bu toplumun içinden geldim. Bu hassasiyetleri biliyorum. Bu hassasiyetler çok yanlış da değil. Ama işte bu hassasiyetler provoke ediliyor. Çeşitli güçler tarafından kaşınıyor. İnanç özgürlüğü için, Alevilerin inanç özgürlüğü için en büyük desteği veren özgürlük hareketimize böyle yaklaşım göstermek Alevilere ihanettir. Alevilerin inanç özgürlüğü mücadelesine en büyük katkıyı yapan bir güce karşı böyle yaklaşmak neyle izah edilebilir? Gerçekten olacak şey değil. Bazı kesimler de buna alet oluyor. Bizim mücadelemizin pratiği var, söylediklerimiz var, yaptıklarımız var. Bu mücadeleye destek vermek için nasıl çırpındığımızı bilmeleri gerekiyor. Bu gerçek ortadayken…
Güneş balçıkla sıvanamaz
Ortalığı bulandırmaktan başka bir şey değil. Derler ya, kara çal izi kalır… Ona da şöyle diyelim; güneş balçıkla sıvanamaz. Önder Apo gerçeğini, özgürlük hareketi gerçeğini kimse böyle farklı gösteremez yani. Bunu açıkça belirteyim. Bizim mücadelemize kalkıp böyle bilmem Alevileri mücadelemize karşı tepkilendirecek biçimde tanıtamazlar. Bunlara güçleri yetmez. Onların bildirileri suya yazılmış yazı gibidir. Alevi toplumu tanıyor bizi, bu açıktır. Avrupa’da da tanıyor Alevi toplumu bizi, Türkiye metropollerinde de tanıyor. Demokratik siyasi alanın yaklaşımı yıllardır belli. Kürt demokratik güçlerinin de içinde olduğu HDP’dir, diğerlerinin tutumu nedir? Hangi parti onlar gibi Alevilerin özgürlüğü için tutum almış, düşünce ortaya koymuş?
Demokrasi mücadelesinin en temel iki gücü: Kürt ve Alevilerdir
Bu açıdan gerçekten kabul edilecek durum değil ama şu sevindirici oldu; gerçekten Alevi kurumları, örgütler hep tutum aldı. “Bunlar bizi temsil etmiyor, Alevileri temsil etmiyor” dediler, tutum aldılar. Çok önemliydi, doğru tutum budur. Demokrasi mücadelesinin en temel iki gücünün; Kürt ve Alevinin ortak mücadelesi açısından gereken tutum budur. Kaldı ki Aleviliğin yarısı Kürt’tür. Bunu da bilecekler. Bu yönüyle gerçekten bu süreçte olması manidardır. Bu konuda Alevi kurumları da cevap verdi. Alevi araştırmaları için gerçekten bilinen değerli yazar Mehmet Bayrak cevap verdi. Birçok cevap verildi. Aslında verdiler yani cevap, onlara gereken cevap verildi. Çünkü Alevi kurumlarının benim bildiğim temsilcilerinin hiçbirisi o bildiriyi sahiplenmedi. Bildirinin yaklaşımını doğru görmedi, görmedi. Zaten bir kurumlaşma değil yani. Kurumlar bunun içine girmedi. Birileri şey etmiş; şu kişi, bu kişi, Alevi, bilinen kişi… Eskiden o kurumlarda çalışmış olabilir, şurada çalışmış olabilir; toplamışlar. Bu süreci zayıflatmak için böyle bir imza, böyle bir şey ortaya çıkmıştır.
Bu bildirinin ortaya atıldığı ortam belli
Arkasında kim var bilemiyorum yani. İYİ Parti diyeceğim, sanmıyorum İYİ Parti değil ama geçmişten beri böyle nasıl kendilerine ulusalcı diyen bazı çevreler, zaten hep onlar böyle kaşıyorlar, kışkırtıyorlar. Kürt karşıtı, özgürlük mücadelemize karşıt… Böyle bazılarının tarihi var yani. Benim elimde belge yok. Ama bu bildirinin ortaya atıldığı ortam belli yani, durum belli. Derler ya “Kriminalize etme/bir şey olma…” Kime yarıyor? Alevilere mi yarıyor?
Alevi kurumlarını kutluyorum
Bu bakımdan ben bütün sağduyuyla yaklaşan Alevi kurumlarını da gerçekten kutluyorum. Onlara gerçekten çok doğru bir tutum için saygılarımı iletiyorum. Şu açık; derler ya, ‘Bizi izlemeye devam etsinler.’ Bu hareketi izlemeye devam etsinler yani. Bu Hareket evet, Kürt halkının özgürlüğü için mücadele ediyor. Kürt halkı bir soykırım saldırısı altındaydı, bunun için büyük mücadele verdi. Ama Türkiye’deki bütün ezilen kimliklerin de mücadelesidir. Yürüttüğümüz demokratikleşme mücadelesinden en fazla yararlanacak kesim de Alevilerdir. Biz bir demokratik çözüm, demokratikleşme diyorsak bu sadece bizimle ilgili bir demokratikleşme değil; öyle bir şey yok. Bu yönüyle gerçekten o bildiriye imza atanları bir daha eleştiriyorum, kınıyorum” diye ifade etti.
Êzidîler konusunda bir hassasiyetimiz var
Şengal’e dair yaşanan son gelişmeleri değerlendiren Mustafa Karasu, şöyle devam etti: “Şimdi her şeyden önce şunu belirtelim: Önder Apo’nun öğrencileri olarak, işte feshedilmiş PKK hareketinin içinde olan insanlar olarak biz Êzidîler konusunda hassasız. Êzidîler konusunda bir hassasiyetimiz var. Êzidîler konusunda her zaman düşüncemizi belirtiriz, tutumumuzu ortaya koyarız. Bu bizim için çok önemli bir konudur. Kürtlerin en küçük bölümü diyelim… Sadece Kürtlerin değil, Orta Doğu’da gerçekten büyük inanç soykırımlarına uğramış bir halk. 74 ferman deniyor. İşte Zerdüştlük deniliyor, Êzidîler deniliyor. Geçmişte bu topraklarda Êzidîler çok fazlaydı. Türkiye’de de fazlaydı, Bakurê Kurdistan’da fazlaydı, her tarafta vardı. Gerçekten Êzidîlerin yaşadıklarını yani insan anlatamaz. Kürdistan’da bile yani baskı görmüşlerdir. Din değiştirmişlerdir, inançlarından vazgeçmişlerdir. Ben biliyorum, bizim bir yurtsever vardı. Batmanlı, iki oğlu şehittir. Batman’da yanımıza geliyordu. İşte Sünniydiler, namaz kılıyorlardı. Böyle bir aile… Yurtsever aileydi, oğlu şehitti. Ben ‘93-94’te Avrupa’daydım. Bir gün dediler, ‘O aile gelmiş.’ Bizim de görüşümüze geliyordu sürekli. Dedim, ‘Gelmişse görüşeyim.’ Dedim, ‘Nerededir?’ Dediler, ‘ Êzidîler Birliği Derneğinde.’ Allah Allah, nasıl oluyor? Gittim ki o bizim dayımız ve anamız, o şehit anası, Türkiye sınırını geçince artık eski inançlarına yerinden dönmüşler, Êzidîliğe döndüler. Böyle bir toplum, halk gerçekliği var. Baskı görmüşler ve mecburen yaşamak için din değiştirmişler, inanç değiştirmişler. 74 fermana uğramışlar. En son DAİŞ saldırdı. Ona karşı bizim gerillalarımız fedakârca buradan koştular. Ben buna şahidim yani. Bütün Êzidîler bilecek, orada, Şengal’de Êzidîleri kimse korumazken burada gerillalarımız koşarak Şengal’e gittiler. Öyle ki gazi arkadaşlarımız, sakat, hasta arkadaşlarımız, onlar bile örgüt izni olmadan arabaya binip Şengal’e gidip Şengal’de savaştılar. Bizim hassasiyetimiz var yani bu konuda, Êzidîler konusunda. Bu bizim inancımızdan geliyor, özgürlükçü karakterimizden geliyor. Her türlü haksızlığa uğrayan topluluğa karşı bizim düşüncemiz var. Evet, DAİŞ saldırdığında gerçekten gerillalarımız koşarak onları daha büyük bir soykırımdan kurtardılar. Şimdi orada bazı tartışmalar var. Biz zaten güçlerimizi çektik, gerillalarımızı çekmiştik, böyle. Ama şu açık yani; tabii ki Êzidîler etkilendi. Gerillanın bu tutumundan etkilendi. Önder Apo’nun onlarca yıldır Êzidîlere yaklaşımı var, hareketimizin Êzidîlere yaklaşımları var. Yani bu kadar Êzidîler konusunda hassas olan bir Önderlik var, bir hareket var. Onların soykırıma uğramasına karşı büyük fedakârlık yapmış. Tabii ki Êzidîlerin için de Önder Apo’ya karşı bir sempati olacaktır.
Şengalde demokratik entegrasyon
Önder Apo da orada da bir demokratik entegrasyon olmasını istiyor. Şimdi tartışmalar oluyor. Yani bazen yansıyor işte, ‘Êzidîlerden habersiz yapmışlar toplantı’ diye. Yapmışlar. Evet, önceden böyle Türkiye ve KDP gerçekten Irak devletini çok baskılıyordu. Irak devletinin aslında Şengal’e, Êzidîlere karşı yaklaşımında, olumsuz yaklaşımında Türkiye’nin ve KDP’nin etkisi çok fazlaydı ama şimdi ortam değişti yani. Türkiye ile bir süreci yürütüyoruz, bu süreçte KDP ile ilişkiler eskisi gibi değil. Bu süreçte Önderlik KDP yetkililerine selam da gönderdi. Onların da süreçte olumlu rol oynamaları gerektiğini hep söyledi. Şimdi bu ortamda bir çözüm olmalı. Bu çözümün Irak’a zararı olmaz, katkısı olur. Irak’ın Şengal’de Êzidîlerle bir uzlaşmaya varması kesinlikle Irak’ı güçlendirir. Çünkü Irak’ta da parçalı durum çok fazla. Böyle bazıları çok merkeziyetçi, çok ulus-devlet anlayışından, kaynaklarından çok katı yaklaşımda böyle Êzidîlerin istediği işte öz yönetim, yerel demokrasi konusuna şey olumsuz bakabilirler. Ama gerçekten yerel demokrasiye dayalı Êzidîlerin öz yönetimi, işte öz savunmaları…
Êzidîlerin bir özyönetimi olmalı
Özsavunmaları Irak ordusuyla bütünleşmek istiyor ama kendi yerel, Irak ordusuna bağlı yerel bir savunma gücü olmak istiyor. Bunların hepsi gerçekten anlaşılır bir durumdur. Niye? DAİŞ saldırdığında pêşmerge de geride bıraktı, Irak ordusu da bıraktı. Eğer şöyle bir şey olsaydı, bir öz savunmaları olsaydı Êzidîlerin öyle mi olurdu? Êzidîlerin hepsi ölürdü de DAİŞ’i oraya bırakmazlardı, fedailik yaparlardı, hepsi birer Derwêş olurdu. Bu bakımdan bu tarihsel gerçek ortadayken orada Êzidîlerin bir özyönetiminin olması, işte o Irak ordusuna bağlı bir özsavunma gücünün olması kadar doğru, mantıklı bir şey olamaz. En doğru yaklaşım budur. Irak’ı güçlendirecek, Irak’ı onure edecek, Irak’ın imajını güçlendirecek tutum budur. Biz inanıyoruz ki sonunda doğru anlayış galip gelir, doğru bir sonuca ulaşılır.”
HABER MERKEZİ
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































