Gözaltında kaybettirilen Serdar Tanış’ın babası ve Ebubekir Deniz’in kızı, sürecin gerekliliğinin faillerin ortaya çıkarılmasını ve cezalandırılması olduğunu söyledi
Şirnex’in Silopiya (Silopi) ilçesinde 25 Ocak 2001 tarihinde çağrıldıkları İlçe Jandarma Komutanlığı’na gittikten sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan Halkın Demokratik Partisi (HADEP) İlçe Başkanı Serdar Tanış ile parti yöneticisi Ebubekir Deniz’in akıbetleri 25 yıldır aydınlatılmadı.
Serdar Tanış (25), 2000 yılında ilçede HADEP ilçe teşkilatı açmak üzere çalışmalara başladı. Serdar Tanış ve arkadaşları bu süreçte, “Benim bulunduğum bölgede HADEP açılamaz, buna asla izin vermem” diyen ve ismi birçok faili meçhul cinayetle anılan dönemin Şırnak İl Jandarma Alay Komutanı Levent Ersöz ile Silopi İlçe Jandarma Karakol Komutanı Yüzbaşı Süleyman Can’ın tehdit ve baskısıyla karşılaştılar.
Serdar Tanış, bu tehditlere rağmen 3 Ocak 2001 tarihinde HADEP ilçe teşkilatının açılmasını sağladı ve ilçe başkanlığı görevini üstlendi. Serdar Tanış aynı yılın 25 Ocak’ında İlçe Jandarma Komutanlığı’na çağrıldı. Serdar Tanış, ilçe yöneticisi Ebubekir Deniz ile birlikte İlçe Jandarma Komutanlığı’na gitti ve bir daha onlardan haber alınamadı.
Karakol yetkilileri görmediklerini iddia etti
Karakoldan yetkililer Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’i görmediklerini iddia ederken, baskılar üzerine ilk açıklama dönemin Şırnak Valisi Hüseyin Başkaya’dan geldi. Hüseyin Başkaya, Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in karakola geldikten sonra yarım saat ayrıldığını ileri sürdü. Ailelerin ve insan hakları örgütlerinin tüm girişimleri sonuçsuz kaldı ve etkin bir soruşturma yapılmadan dosyada 2015 yılında takipsizlik kararı verildi. Dosyanın en son gittiği Anayasa Mahkemesi de 18 Temmuz 2019 tarihinde, başvuruyu süre aşımı gerekçesiyle reddetti.
AİHM mahkum etti
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 2005 yılında olaydan devleti sorumlu tutarak, Türkiye’yi mahkum etti. Ancak Türkiye, AİHM kararını tam olarak uygulamadı ve sadece tazminat ödemekle yetindi. Yaşam hakkı ve adil yargılanma hakkı ihlalleri ile ilgili yükümlülüğünü yerine getirmedi. Bunun üzerine AİHM’e yeni bir başvuru yapıldı.
‘O dönem ikisi de Gabar’da katledildi’

Şuayip Tanış, 25 yıldır oğlunun akıbetini öğrenmek için mücadele veriyor. Bu süreçte birçok baskıyla karşı karşıya kaldı ancak buna rağmen mücadelesinden geri adım atmayarak, çalmadık kapı bırakmadı. Hem oğlunun hem de Ebubekir Deniz’in katledildiğini düşünen baba Tanış, “Onların kaybedilmelerinin 6 ya da 7’inci günüydü. O dönem NTV’de ‘Gabar’da çatışma çıktı: İki terörist öldürüldü’ haberi yayımlandı. Stêrk Tv ise, Gabar’da çatışma çıkmadığına dair haber yaptı. O dönem her ikisi de Gabar’da katledildi. Bir asker bana ‘İki kişiyi getirdiler’ dedi. Onları görenler Ebubekir ve Serdar olduğunu söylediler. Askerler onlara ‘kaçın’ demiş. Onlar ‘kaçmayacağız’ deseler de zorlanmışlar, sonrasında arkalarından vurmuşlar. İkisini orada katlettiler” dedi.
Öncesinde kaçırılmaya çalışıldılar
Baba Tanış, oğlunun zorlu koşullarda parti çalışmalarında yer aldığına işaret ederek, “Silopiya’da uzun bir süre kimse onlara yer (parti binası için) vermedi. Sonrasında emniyete yakın bir yerde bir dükkan buldular. Halk o sokaktan dahi geçmeye korkuyordu. Birkaç gün sonra PTT’ye gittiler, parti için telefon hattı bağlayacaklardı. Sivil bir taksi önlerini kesiyor. Serdar ‘Siz kimsiniz ki arabanıza binelim” diye çıkışıyor. Onlar da polis olduklarını söylüyorlar. Serdar, ‘Arabanıza binmem, emniyet resmi olarak çağırırsa gelirim’ diyor. Zorla bindirmeye çalışıyorlar, Serdar karşı koyunca gidiyorlar. Sonrasında Süleyman Can (komutan) merkez karakoluna çağırıyor. Akşam telefon geldi, Serdar’ın karakola gittiği ve dönmediği söylendi. Biz de soruşturma vardır, birkaç gün sonra bırakılırlar dedik. 3’üncü gün karakola giderek, ‘Tanış ve Deniz nerede’ diye sordum. ‘Gelmedi’ dediler.”
‘Akıbetlerini öğrenmek istiyoruz’
Hiç kimsenin artık oğlunun akıbetine benzer bir akıbeti yaşamaması gerektiğini vurgulayan baba Tanış, yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde kayıp yakınları olarak beklentilerinin olduğunu söyledi. Şuayip Tanış, “Serdar ve arkadaşı Deniz’in tek bir yanlışı varsa, ben kaybedilmelerini kabul edeceğim, ama yok. Tek suçları HADEP ilçe örgütünü açmaktı. Günahsız insanların katledilmesine sebep olan faillerin ortaya çıkarılmasını ve cezalandırılmasını istiyoruz. Böyle olursa süreçten memnun oluruz. Doğru bir süreç yürütülmesini istiyoruz. Akıbetlerini öğrenmek istiyoruz. Kemiklerinin verilmesini istiyoruz. Bu zulmü yapanların ortaya çıkarılmasını istiyoruz” dedi.
‘Devlet Edirne’ye nasıl bakıyorsa Hakkari’ye de öyle bakmalıdır’
Barıştan yana olduklarının altını çizen baba Tanış, şunları ekledi:
“Artık ne Kürt ne Türk ölmesin. Ancak doğru bir süreç yürütülsün. Bugün bana ‘Kürt ve Türk ayrılsın mı?’ diye sorsalar, ‘hayır’ derim. Ancak nasıl Türk halkının hakkı, kimliği ve dili varsa, bizim de kimliğimizin olması gerekir. Anadilde eğitim verilmesini istiyoruz. Devlet Ankara, İstanbul ve Edirne’ye nasıl bakıyorsa, Hakkari, Şırnak ve Mardin’e de öyle bakmalıdır. Öyle olmazsa bu süreç ilerlemez.”
‘Hayal meyal tek hatırladığım babamın kapıdan gittiği o andır’

Ceylan Deniz, babası Ebubekir Deniz kaybettirildiğinde 4 yaşındaydı. 3 kardeşiyle birlikte büyüdü ve babasını aramaktan vazgeçmedi. Babasının kaybedilişine dair bilgileri büyüdükten sonra öğrenebildiğini söyleyen Ceylan Deniz, “Hayal meyal tek hatırladığım babamın kapıdan gittiği o andır. Günlerce taziye havası vardı ve hiçbir haber alamıyorduk. Bu şekilde günler, aylar, yılları birbirini kovaladı” dedi.
Babasının durumu nedeniyle “kayıp bir çocukluk” geçirdiklerini söyleyen Ceylan Deniz, “Hep, onun gittiği güne takılı kaldık. Evet büyüdük ama bir baba figürü yoktu evimizde, hep eksikliğini yaşadık. Kardeşim bir gün bir mezara gitmiş ve orada babamın mezarını aramaya başlamış. Eve geldiğinde ağlayarak, anneme ‘Madem babam yok diyorsunuz, o zaman bize bir mezar gösterin’ demiş. Annem sessizdi, çünkü bize verebileceği bir cevap yoktu. Bize faili meçhulu nasıl anlatacaktı? Babam gittiğinde kardeşim 1 yaşında bile değildi. Biz hala faili meçhul nedir diye bilmiyoruz. ‘Evet babamız evden gitti, ancak yanlış bir şey yapmadı’ diye biliyoruz. Yaşıyor mu yaşamıyor mu… Hiçbir bilgimiz yok.
‘Bu devlet hepimize borçlu’
Babası gibi binlerce kişinin akıbetinin halen belirsiz olduğuna dikkati çeken Ceylan Deniz, “Tozlu raflarda duran binlerce dosya var. Onları bekleyen anneleri, çocukları var. Bizim beklentimiz, ölü ya da sağ en azından bir haberin çıkması. Bu süreç hepimizi birazcık da olsa umutlandırdı ama faili meçhuller hakkında hiçbir şekilde bir konuşma geçmedi. Bu da büyük bir yara. Bu devlet hepimize borçlu. Bizden çocukluğumuzu, babamızı, ailemizi aldılar. Biz hepimiz babamın gittiği günde kaldık. Bu süreç umarım faili meçhul dosyalar için de bir çıkış kapısı olur” çağrısı yaptı.
‘Benim babamın akıbetini açıklamayan sistemle nasıl barışayım?’
Ceylan Deniz, bir yas sürecine ihtiyaçları olduğuna işaret ederek, “Bir Cumartesi Anneleri etkinliğine katılmıştım. Bir insanın, birinin kaybını algılayabilmesi için bir sürece ihtiyacı var; bir yas süreci. O 3 günlük yas süreci durumu kabullendiriyor. Bizim ne kabullenebileceğimiz bir yas sürecimiz var, ne vefat etti diyebileceğimiz bir kaybımız var. Bu süreci yürüten herkesten babamızı istiyoruz. Sadece babamı değil, bütün dosyaların akıbetinin açıklanmasını istiyorum. Benim babamı bana vermeyen sistemle, akıbetini açıklamayan sistemle nasıl barışayım?” diye sordu. Ceylan Deniz, şunları kaydetti:
“En küçüğümüz çok sıkıntılı süreçten geçti. Ne yasını, ne üzüntüsünü, ne de kaybetme duygusunu yaşayabildi. Ona sorduğumda ‘Hiç baba duygusunu tatmadım ki, baba demedim, hatırlamıyorum’ diyor. En küçük kardeşim etrafa bakarak, ‘Onun babası var benim niye yok’ diye sorguladı.”
Haber: Azad Altay – Berivan Altan \ MA
Kaynak: Yeni Yaşam Gazetesi
***Mutluluk, adalet, özgürlük, hukuk, insanlık ve sevgi paylaştıkça artar***





































